Ana Sayfa Blog Sayfa 538

Bakanlık ne asbest dinledi, ne tarihi eser, ne de ÇED: Altın madenine karşı dava açıldı

Sivas, Yıldızeli ilçesine bağlı Avcıpınar Köyü’ne 10 Şubat’ta kompleks cevher maden ocağı ve atık tesisi için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verildiği duyurulmuş, köylüler depremden hemen sonra, 8 Şubat’ta verilen karara tepki göstermişti. Avcıpınar’ı korumak için harekete geçen köylüler maden tesisine karşı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘nın ‘ÇED gerekli değildir’ kararının yürütmesinin durdurulması talebiyle dava açtı.

Köylüler ÇED’in sınırlarından kaçan şirkete, maden için kazılacak ve patlatılacak topraklarında yoğun olarak bulunan asbestin yeniden açığa çıkartılacak olmasına, tarihi eserlerinin yok sayılışına tepki gösteriyor.

Köylülerin avukatı Nazan Türkdoğan, dava gerekçelerini, Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Selahattin Beyaz ise maden tesisinin neden yapılmaması gerektiğini Yeşil Gazete‘ye anlattı.

‣Depremin üçüncü gününde Bakanlık altın derdindeymiş 

Köylü vs Şirket

Öncelikle Avcıpınar’ı tanımak için köylülere kulak verelim. Eğer Avcıpınarlı birine köyünü sormuş olsaydınız size köyünü şöyle anlatırdı:

  • Köy, tarım ve hayvancılıkla geçinilen bozkırın ortasında bulunan, kültür miraslarıyla SİT alanlarına sahip, göletleri, balıkları, yemyeşil bir doğası bulunan bir köy.

Ancak maden şirketi için bu anlatıda elbette yerin altında bulunan cevherler çok daha önemli olurdu:

  • Projede “kompleks cevher” denilen madenler arasında Altın (Au), Kurşun (Pb), Çinko (Zn), Bakır (Cu) ve Gümüş (Ag) bulunuyor.
Fotoğraf: (Sol) Avcıpınar Köyü için oluşturulan sitede paylaşılan köyü gösteren bir fotoğraf. —  (Sağ) Şirketin maden tesisi için sahayı gösterdiği bir harita.

’25 hektara uyulmamış’

Köyü tehdit eden maden tesisi köydeki bin 192 hektar sahayı etkiliyor. Ancak AVC Anatolis Resources Mad. San. Tic. A.Ş.’nin projesinde poligonlar var, yani bu alan bölünüp 25 hektarın altında bırakılmış durumda. Vatandaşların açtığı davanın öncelikli dayanak noktası da bu.

ÇED Yönetmeliği’ne göre 25 hektarın altında kalan araziler için ÇED gerekliliği aranmıyor.

Avcıpınarlıların avukatı Nazan Türkdoğan‘ın 13 Mart’ta köylüler adına dilekçesini vererek Sivas İdari Mahkemesi‘nde açtığı davada da odak noktası bu 25 hektar sınırı:

“ÇED Yönetmeliği gereği 25 hektarın altında olduğu zaman çevre tahribatı olmuyor. Maalesef bu maden projesinde bu şekilde ÇED’e tabi olmaması için dört poligona ayrılmış cevher ocağının olduğu yer; 25 metrekarenin altında dört bölgeye ayrılmış. Danıştay kararlarında da var, biz o kararları da mahkemeye sunduk; 25 hektar olarak esas alınmıyor, tüm maden sahası esas alınıyor. Bu saha içerisinin ve dışının maden sahasının civarındaki çevrenin ÇED’e uygun olarak değerlendirilmesi, bilimsel raporların alınması gerekiyor.”

‘Rapor, teknik açıklamalardan uzak’

Avcıpınar’da yapılmak istenen projenin tanıtım dosyasını inceleyen Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Selahattin Beyaz, Yeşil Gazete’ye şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“234 sayfadan oluşan ÇED raporu, teknik açıklamalardan uzak, tekrarlamalardan oluşan bir formatta olup projenin ekolojik yaşama etkilerini açıklamıyor. Yaklaşık 460 bin USD (8 Milton 750 bin TL) yatırım bedelli tesisin, ekolojik yaşam alanlarına etkilerini azaltacak ünitelerin yapılmayacağı proje bedelinden anlaşılıyor.”

alltın,

‘Ciddi bir asbest tehlikesi var’

Bir diğer sorun ise maden sahasının bulunduğu bölgede asbest bulunduğu gerçeği. Avukat Türkdoğan, Cumhuriyet Üniversitesi tarafından bölgede yapılan kanser araştırmasına işaret ediyor.

Araştırma sonuçlarına göre; köyde yaşayan 126 erkek ve 93 kadın üzerinde yapılan incelemede, 190 kişinin akciğer zarı kanserine yol açtığı belirtilen asbeste maruz kaldığı ortaya koyuldu.

Maden ocağının yapılması planlanan nokta.

Göğüs hastalıkları alanında Uzman Doktor Amine Seven tarafından 1997’de ortaya koyulan bir araştırmada Sandal Köyü’nde yapılan çalışmada 233 kişi testlerden geçirildi. Araştırma sonucunda 199 kişide asbest maruziyeti olduğu görüldü. 1997’de ortaya koyulan bu araştırmada şu sözlere yer veriliyor:

“Sandal köyünde yaptığımız çalışma, yöremiz insanlarının hem asbest temasının engellenmesi konusunda eğitilmeleri hem de temas edenlerin gelecekteki malign hastalıklar yönünden takip edilmesi gerektiğini düşündürmektedir.”

Yıldızeli’nde 2011’de sonuçları paylaşılan ve göğüs hastalıkları alanında Uzman Doktor Gökten Bulut tarafından gerçekleştirilen bir araştırma daha yapıldı. Bu kez asbest maruziyeti ölçümleri 2010’a dayanıyordu ve sonuç aynen şöyleydi:

“Bölgemizde toprak analizlerinden serpantin grubu asbest maruziyetinin olduğu, klinik ve radyolojik olarak da 20 yaş ve üzeri popülasyonun büyük bir kısmında belirgin etkilenmenin olduğu saptandı.”

Çevresel Koruma Ajansı ve Dünya Sağlık Örgütü 1980’de asbestin akciğer kanserine kesin olarak yol açtığını duyurdu. Uluslararası Kanser
Araştırmaları Ajansı (IARC-The International Agency for Research on Cancer) sınıflamasına göre asbest, insanlar üzerinde kesin kanserojen sınıfında yer alıyor.

Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğü’nün Türkiye haritasında da yine Sivas‘ta asbest yoğunluğu olduğu görülüyor:

Kaynak: MTA

Bölgedeki asbest tehlikesine dikkat çeken Avukat Nazan Türkdoğan, şunları aktarıyor:

“Diyelim ki orada kazı çalışması, patlatma yapılacak, madenler aranacak, yükleme boşaltma yapacak kamyonlar… O sırada atmosfere asbest maddesi karışacak. Bu kamyonlar köy güzergahı üzerinden geçecek, öbür tarafta başka bir yol yapamıyorlar çünkü orada doğalgaz boru hattı var. Böyle bir durumda orada insanların yaşaması çok riskli. İnsan sağlığı açısından riski var. Oradaki toprakta asbest oranıyla ilgili hiçbir inceleme yapılmamış. Asbest oranı için ÇED raporu düzenlenmesini istedik.”

‘Derelerin etkilenmemesi mümkün değil’

Öte yandan Avcıpınar, proje alanının bin 785 m kuzeyinde yer alıyor, bölgede Özdere Deresi, Kenözü Deresi, Alıçlık Deresi ve isimsiz kuru dereler ile pınarlar bulunuyor.

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Selahattin Beyaz, “Günde 11 kg’lık dinamit patlatması yapılan ve saate 41,31 kg toz emülsiyon oluşacak işletmeden, yerleşim alanının ve derelerin etkilenmemesi mümkün değil” diyor.

Kaynak: Avcıpınar Köyü Facebook Grubu

‘Atığın ekolojik yaşama olumsuz etkisi, maden kapanınca da sürecek’

Ayrıca Selahattin Beyaz, tarım ve çayır-mera alanı olarak belirtilen proje alanından kurşun, çinko, bakır, altın ve gümüşün çıkarılacağına işaret ederek 179 bin 687 ton atığın depolanacağını belirtiyor. Beyaz şunları aktarıyor:

“Depolanan atığın ekolojik yaşam alanına olumsuz etkisi maden ocağının kapanmasından sonra da devam edecek.”

altın
Kaynak: Avcıpınar Köyü Facebook Grubu

SİT alanlarına rağmen maden talebi

Bölge aynı zamanda içerisinde bir kültür mirası da barındırıyor. Avukat Türkdoğan, davanın iptal gerekçelerinden birinin de bu konu olduğunu söylüyor:

“Üç tane SİT alanı var sadece Avcıpınar içerisinde; Kültür Bakanlığı tarafından ilan edilmiş. Birinci derecede arkeolojik alan var. Hatta bunlardan biri Kilise Tepesi dediğimiz alan, bu maden projesi sahası içerisinde kendileri de göstermiş. Şirket kilise tepeyi kendi projesi içerisinde de göstermiş ve maalesef bu konuya hiç değinilmemiş.”

Dava dosyasında “Yapılması planlanan proje alanında mevcut kültürel miras niteliğindeki varlıklar yok sayılmaktadır” deniyor. Proje alanını Kültür ve Turizm Bakanlığınca I. Derece SİT alanı olarak kabul ediliyor. Bölgede Kilise Tepe, Kale Tepe, Ören Tepe, Üyük mevkilerinin bulunduğu ve SİT alanı olmalarına rağmen bazılarının projede mevzubahis dahi edilmediği belirtiliyor.

Yüksek güvenlik riski

Madende patlatmaların yapılacağını, doğal gaz boru hattının yakından geçtiğini ve yüksek düzeyde güvenlik riski olduğunu aktaran Avukat Türkdoğan,  “Kısacası biz buradan ÇED raporu istenmesini istedik, o süreci başlattık. Bundan sonraki süreçlerimizde de mücadelemiz devam edecek. Sonuna kadar da gideceğiz. Bu topraklarda insanların tarımla, hayvancılıkla uğraşması birinci önceliğimiz, çünkü tarım ve hayvancılık Türkiye’de ölme noktasında ve oradaki insanların da geçim kaynağı zaten” diyor ve ekliyor:

“Süreçte yürütmenin durdurulması talebimiz öncelikli. Bu maden işletmesi faaliyetlerinin bir an önce durdurulması, daha sonra karşı tarafın savunması alınmadan, kısa tutularak bir an önce işlemin durdurulması için dava açtık.”

maden, altın,

Toprağa, havaya, suya, canlı yaşamına tehdit: Vazgeçilmeli

Ayrıca proje alanının çayır-mera ve tarım toprağı olmasının yanı sıra bölgede 59 omurgalı türün yaşadığını dile getiren Selahattin Beyaz, şunlara dikkat çekiyor:

“Sadece toprak, su ve hava kirliliği dikkate alındığında bile projenin olumsuz etkileri olacağı görülüyor. Sürekli yapılacak dinamitle patlamalar bölgede stresli bir yaşam alanı meydana getirecek. İnsanlar dışındaki diğer canlılar ise bölgeyi terk edecektir.

Canlı yaşamını olumsuz etkileyen bu projeden vazgeçilmeli, çıkarılmaya çalışılan madenlerin doğanın bir parçası olduğu ve sadece doğaya ait olduğu göz önüne alınmalıdır.”

https://twitter.com/avcipinarisavun/status/1632785490372902914?s=61&t=8hg_qAPVXOPeQO3X1dAMqg

Emek ve Özgürlük İttifakı, cumhurbaşkanı adayı çıkarmayacağını açıkladı

Emek ve Özgürlük İttifakı, 14 Mayıs’ta yapılacak seçim için cumhurbaşkanı adayı çıkarmama kararı aldı.

Son toplantısında seçime ittifak adıyla girme kararı alan ve aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Emek Partisi’nin (EMEP) de yer aldığı altı siyasi partiden oluşan ittifakın tutum belgesini açıklayan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, yaptığı bir basın açıklamasında “Tarihsel sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarmayacağımızı deklare ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Dünya Ticaret Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısına, Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer alan partilerin yanı sıra HDP’nin de içerisinde yer aldığı Kürdistani İttifak çalışmasında yer alan partilerin temsilcileri de katıldı.

‣ Seçim yolunda: Altı parti Emek ve Özgürlük İttifakı altında seçime gireceğini açıkladı

‘Tarihsel sorumluluk’

Buldan, seçimlerde, tarihsel sorumluluklarını yerine getireceklerini kaydederek “Tarihsel bir andan geçiyoruz. Yaşadığımız çoklu sorunları, çözümsüzlük ve ağır bunalım derinleşmektedir. AKPMHP iktidarı toplumun bugününü çalmıştır, yarınını tehdit etmektedir” dedi.

cumhurbaşkanı

“Ülke ve toplum olarak 15 Mayıs sabahına umutla uyanacağız” diyen Pervin Buldan, insanların demokratik değişimi gerçekleştirecek güçlerin parlamentoda çoğunluğu kazandığı, Kürt sorununda demokratik ve barışçı bir çözüm için Meclis’in asli irade olarak görüldüğü, muhatapların şeffaf diyalog ekseninde özgür tartışma yürütebildiği, yurttaşların eşit ve özgür bir gelecek kuracağı günlere özlem duyduğunu aktardı.

İttifakın, İstanbul Sözleşmesi’ni tekrar yürürlüğe sokacağını ve kadınların kazanımlarını Anayasal güvence altına almak için mücadele edeceğini bildiren Buldan, “Kadın özgürlükçü bir yaşam kuracağız, tüm alanlarda özgür olacakları yarınların teminatı biziz” diye konuştu.

Türkiye’nin demokratikleşmesinin yolunun Meclis’te emek, adalet ve barışta ısrar edenlerin demokratik değişim ve dönüşümü gerçekleştirecek olanların, önemli bir güç elde etmesinden geçtiğini kaydeden HDP Eş Genel Başkanı,  “Tek adam sistemi ve restorasyon arasında sıkıştırılmak istenen halkımızın gerçek alternatifi biziz” ifadelerini kullandı.

Buldan, “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tek adam yönetimine karşı tarihsel sorumluluğumuzu yerine getireceğiz” dedi ve ekledi:

“Demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin gerçekleşmesi için, yoksulluğa, yolsuzluğa, talana ve ranta dayalı bir yönetimi sürdürmüş olan bu iktidardan hesap sorma konusunda oldukça kararlıyız.

Türkiye’nin çatışmaya değil, aklı selim olanı uygulayarak barışmaya; toplumsal ve siyasal sorunlarımıza kalıcı, gerçekçi ve kapsayıcı çözümler üretmeye ihtiyacı var. Toplumu kutuplaştıran, gerginlik çıkaran, iç ve dış düşmanlar yaratarak huzursuzluğu büyüten, milyonlarca yurttaşın taleplerini ve özlemlerini görmezden gelen bir kişinin kazanma şansı olmayacaktır.”

Ne olmuştu?

Anayasa Mahkemesi (AYM), kapatma davasındaki sözlü savunmasını 14 Mayıs’taki seçimlerden sonra yapmak isteyen HDP’nin talebini oy birliğiyle reddetti. HDP, sözlü savunmasını 11 Nisan’da yapacak.

HDP’ye yönelik kapatma davasında, sözlü savunma tarihi 14 Mart olarak belirlemişti. Parti, 11 ili etkileyen depremleri gerekçe göstererek savunmanın üç ay ertelenmesini talep etmişti. AYM ise üç yerine bir ay erteleme kararı vermişti.

HDP, seçimlere bir ay kala kapatma baskısının anti demokratik olacağı gerekçesiyle sözlü savunmanın seçim sonuna bırakılması için bir kez daha talepte bulunmuştu. Ancak AYM bu talebi reddetmişti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri ve 13. Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, adaylığına destek ziyaretleri kapsamında, HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile Meclis’te bir araya gelmişti.

Görüşmede, Kürt sorununun çözümünden, belediyelere kayyum atanmasına, siyasi tutukluluklara kadar kapsamlı konular ele alınmıştı.

Barbarca, ayrımcı ve anayasaya aykırı: Uganda’da eşcinselliğe ölüm cezası meclisten geçti

Uganda‘da meclis, tüm insan hakkı savunucularının tepkilerine rağmen eşcinselliğin ölümle cezalandırılmasını öngören LGBTİ+ karşıtı yasa tasarısını kabul etti.

Mecliste 389 milletvekilinden ikisi hariç tümünün onayladığı tasarıya göre, eşcinsel ilişkide bulunanlar, onları  “işe alma, teşvik etme ve finanse etme” şeklinde destekleyenler idam ve müebbet hapis cezası alacak.

Tasarıda, “Ağırlaştırılmış eşcinsellik suçunu işleyen bir kişi, mahkumiyeti halinde ölüm cezasına çarptırılır” deniliyor.

‘Anayasaya aykırı’

İktidar partisinden Fox OdoiOywelowo ve Paul Kwizera Bucyana, yeni yasa tasarısına karşı çıktı.

Odoi-Oywelowo, “Tasarı anayasaya aykırı hükümler içeriyor, cinsiyete dayalı şiddetle mücadelede kaydedilen kazanımları tersine çeviriyor” dedi.

Ülkede daha önce hazırlanan benzer yasa tasarısı Uganda Anayasa Mahkemesi tarafından usule ilişkin gerekçelerle iptal edilmişti.

Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni, tasarıyı veto edebilecek ya da kanun olarak imzalayabilecek.

Fotoğraf: Rebecca Vassie / AP

Hıristiyan ülke Uganda’da eşcinsel ilişki ömür boyu hapisle cezalandırılıyor.

Uganda’nın eşcinselliği kabul etmeyeceğini söyleyen Devlet Başkanı Museveni, “Batılı ülkeler kendi uygulamalarını diğer insanlara dayatmaya çalışarak insanlığın zamanını boşa harcamayı bırakmalı” demişti.

‣ Uganda’da hayat LGBT bireyler için daha zor olacak
‣ Anti-gay yasası Uganda Parlamentosunda bir kez daha gündemde

Kolombiya, 750 bin hektar araziyi 2026’ya kadar yeniden ağaçlandıracak

Kolombiya Çevre Bakanlığı, hükümetin 2026’ya kadar 120 bin hektarlık alanı ağaçlandırma hedefini 750 bin hektara çıkardığını bildirdi.

Bakanlığın verilerine göre, Kolombiya‘daki ormansızlaşmanın yüzde 58’i, dünya üzerinde biyoçeşitlilik açısından en zengin bölgelerden biri olan Amazon‘da görülüyor.

Kolombiya’da madencilik faaliyetleri, sığır yetiştiriciliği, kereste ticareti gibi nedenlerle yasa dışı olarak kesilen ağaçlar ormansızlaşmaya yol açıyor.

‣ Kolombiya’da beş yılda 210 bin hektar orman, sığır yetiştiriciliği için yok edildi
‣ Kolombiya’da FARC’ın çekildiği bölgelerde ormansızlaşma yüzde 44 arttı!
‣ Kolombiya’da hedef orman kaybına yol açmadan çikolata üretebilmek

Kolombiya’nın “Amazon Ormanları”na açılan kapısı olarak bilinen Caqueta bölgesinde son beş yılda 210 bin 880 hektar ormanlık alan, sığır yetiştiriciliğine alan açmak için yasa dışı yollarla yok edildi.

2021’de Caqueta, Meta, Guaviare, Putumayo, Antioquia, Narino ve Choco bölgelerinde kaybolan orman alanları 174 bin hektara ulaştı.

Barındırdığı biyolojik çeşitlilik, karbon yutağı olmaları ve yağış rejimleri üzerindeki etkileri nedeniyle orman alanları sürdürülebilir bir ekoloji ve iklim krizi açısından büyük önem taşıyor. Kolombiya’daki ormansızlaşma, Amazon Ormanlarının ‘kritik eşiğe’ giderek yaklaşması nedeniyle iklim için ciddi bir tehdit teşkil ediyor. Ayrıca orman alanlarının yeniden ağaçlandırılması ve restorasyonu, iklim kriziyle mücadele edilmesi ve net sıfır hedeflerine erişilmesi açısından anahtar bir rol oynuyor.

HDP’nin ‘sözlü savunmayı seçim sonuna bırakma’ talebi AYM tarafından reddedildi

Anayasa Mahkemesi (AYM), kapatma davasındaki sözlü savunmasını 14 Mayıs’ta düzenlenecek seçimlerden sonra yapmak isteyen Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) talebini oy birliğiyle reddetti.

Karara göre, HDP yetkilileri, 11 Nisan’da sözlü savunmalarını yapacak.

Partiye yönelik kapatma davasında, sözlü savunma tarihi 14 Mart olarak belirlenmişti. Parti, 11 ili etkileyen depremleri gerekçe göstererek savunmanın üç ay ertelenmesini talep etmişti. AYM ise üç yerine bir ay erteleme kararı vermişti.

Bunun üzerine HDP, seçimlere bir ay kala kapatma baskısının anti demokratik olacağı gerekçesiyle sözlü savunmanın seçim sonuna bırakılması için bir kez daha talepte bulunmuştu. Ancak AYM bu talebi de reddetti.

‣ AYM’den HDP’nin kapatma davasında karar: Talepler reddedildi

Sırada ne var?

HDP, 11 Nisan’da sözlü beyanda bulunacak. Bu işlemin ardından AYM Başkanı Zühtü Arslan, davaya ilişkin esas hakkındaki raporunu hazırlaması için dosyayı başraportöre gönderecek. Hazırlanacak rapor, üyelere dağıtılacak. Arslan’ın belirleyeceği bir günde de AYM üyeleri toplanarak kapatma davasıyla ilgili kesin kararını verecek.

21 Haziran 2021’den bu yana AYM’de devam eden kapatma davasında karar için 15 üyeden 10’unun oyu yetiyor. İddianamede, HDP’nin kapatılmasının yanı sıra Hazine yardımına el konulması ve 451 kişi hakkında siyasi yasak isteniyor.

HDP’nin savunmanın seçimler sonrasına bırakılması başvurusunu AYM’nin reddetmesi üzerine HDP, yeni yol haritasını 29 Mart’taki MYK toplantısında ele alacak. Kapatma kararına karşı alternatif plan devreye alınacak ve seçimlere “Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi” adı ile girilecek. HDP ise seçimlere girmeyecek.

‣ Kapatılma tehdidiyle karşı karşıya olan HDP, Yeşil Sol Parti’ye taşınabilir

Seçimlere Yeşil Sol Parti adı altında girilmesi durumunda HDP’ye verilen Hazine yardımı da seçim sürecinde HDP tarafından kullanılabilecek.

Davada siyasi yasak istenen 451 kişi hakkında seçimden önce karar alınır ve yasak konulursa ve adları da “Yeşil Sol Parti” listesinde varsa listeden düşecek. Listeden düşen isim yerine bir sonraki isim aday olarak kabul edilecek.

Eğer seçim sonrası siyasi yasak konulursa bu isimler milletvekili olacak ancak herhangi bir siyasi partiye üye olamayacak.

HDP’de tüm bu alternatiflerin planlaması da yapılıyor. Bu nedenle milletvekili listelerinde olası siyasi yasak istenen aday ismi sayısına çok az yer verileceği belirtiliyor.

Tüm bu başlıkların 29 Mart’taki MYK’da değerlendirilip karara bağlanması bekleniyor.

Ne olmuştu?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 Mart 2021’de, HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açmış, ancak iddianame, eksiklikler nedeniyle 31 Mart 2021’de Anayasa Mahkemesi’nce oy birliğiyle reddedilmişti.

Başsavcılık, 7 Haziran 2021’de tekrar dava açmıştı. Anayasa Mahkemesi de 21 Haziran 2021’de yeni iddianameyi oy birliğiyle kabul etmişti.

İşleyen süreçte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ek deliller sunmuş, HDP de bu ek delillere karşı ek savunma süreleri istemişti.

AYM Genel Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına bloke konulması talebini 5 Ocak’ta kabul etmişti.

‣ HDP’ye kapatma davası açıldı

Daha sonra Şahin, 10 Ocak’ta Anayasa Mahkemesi heyetine sözlü açıklamalarını yaparak, Anayasa Mahkemesi heyetine, kapatma davası talepli hazırladıkları iddianameyi, esasa ilişkin görüşlerini ve partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına bloke konulması yazılı talepleriyle ilgili konuları tekrar ettiğini bildirmişti.

‣ AYM, HDP’nin Hazine yardımı blokesini kaldırdı

AYM Genel Kurulu, 2023 yılında partiye ödenen veya ödenecek devlet yardımının bulunduğu banka hesabına tedbiren bloke konulmasına ilişkin kararın kaldırılması talebini 9 Mart’ta görüşerek bloke kararının kaldırılmasına karar vermişti.

Afganistan’da 6,5 büyüklüğünde deprem: En az 13 can kaybı

Afganistan‘ın Hindikuş bölgesindeki Pakistan sınırına yakın bir noktada dün (21 Mart) akşamı meydana gelen 6,5 büyüklüğündeki deprem nedeniyle Afganistan’da dört, Pakistan’da dokuz kişinin hayatını kaybettiği, 120 kişinin ise yaralandığı bildirildi.

ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi’nden yapılan açıklamada, depremin merkez üssünün, Afganistan’ın kuzeydoğusundaki Badahşan vilayetinin Curm ilçesi olduğu bildirildi. Açıklamada, depremin yerin 187,6 kilometre derinliğinde gerçekleştiği kaydedildi.

Taliban Hükümeti Sözcüsü Zabihullah Mücahid, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Ülke genelindeki tüm sağlık merkezlerine hazır olma emri verildi, sarsıntının şiddetli olmasına rağmen şu ana kadar Tahar, Badahşan, Kunduz ve Pencşir vilayetlerinden can kaybıyla ilgili olumsuz bir haber gelmedi” ifadesini kullandı.

Başkent Kabil‘de yaklaşık 30 saniye sürdüğü belirtilen depremde insanlar panik içerisinde sokaklara çıktı.

Depremin derinliğinin 187 kilometre olmasının yıkımı azalttığı belirtildi. Ancak sarsıntıların Hindistan’ın başkenti Delhi‘nin yanı sıra Tacikistan, Kırgızistan ve Özbekistan‘da, toplam 280 milyon kişinin yaşadığı bir alanda hissedildiği kaydedildi.

Ne olmuştu?

Geçtiğimiz yıl Afganistan’ın doğusunda meydana gelen 6,1 büyüklüğündeki depremde binden fazla kişi hayatını kaybetmişti.

‣ Afganistan’daki şiddetli depremde en az 920 kişi yaşamını yitirdi

Pakistan’ın kuzeyinde 2005 yılında meydana gelen 7,5 büyüklüğündeki deprem ise en az 73 bin kişi ölümüne yol açmıştı.

Diyarbakır Newrozu’nda homofobik saldırı: LGBTİ+’lar Newroz tertip komitesini göreve çağırıyor

Diyarbakır Newrozu’nda bu yıl da LGBTİ+’lar alanda kendilerine yönelik saldırıyla karşılaştı. Dün (21 Mart) yapılan Newroz kutlamasına LGBTİ+ bayraklarıyla katılmak isteyen LGBTİ+’lara bir grup erkek saldırdı.

Bayrakların indirilmesini isteyen grup ardından LGBTİ+’lara linç girişiminde bulundu. Çevrede aralarında İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyelerinin de olduğu kişilerin duruma müdahale etmesi üzerine erkek grubu onlara da saldırdı.

KaosGL‘den Yıldız Tar‘ın aktardığına göre, LGBTİ+’lar alandan çıktıktan sonra gökkuşağı bayrağı da yırtan grup, sosyal medya üzerinden tehditlerini sürdürdü.

Sosyal medyada kendisine “Kurdên Nasyonalîst” ve kendisini Kürt milliyetçisi olarak tanımlayan bir grup, Newroz günü öncesinde “Newroz ve Kürdlük ile ilgisi olmayan TİP ve LGBT flamalarını görürseniz Newroz ateşini harlamak için kullanabilirsiniz” mesajı paylaşmıştı.

Aynı grup, saldırının ardından yine sosyal medya hesapları üzerinden “Kürdün ulusal bayramı olan Newroza sırf reklam yapmak için gelirseniz hak ettiğiniz şekilde karşılaşmanız gayet normaldir” dedi.

Fotoğraf: KaosGL

LGBTİ+’lar, Newroz tertip komitesini göreve çağırıyor

Alanda yaşanabilecek saldırıları ve hukuksuzlukları tespit etmek için Diyarbakır Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu’ndan Avukat Okan Altekin, komisyondan üç kişi olarak alanda olduklarını belirterek geçtiğimiz yıllarda saldırılar olduğu için bu sene Newroz tertip komitesiyle öncesinde görüştüklerini söyledi.

Komitenin, organize olmadığını ve LGBTİ+’lar söz konusu olduğunda bu halin daha da arttığını vurgulayan Av. Altekin, alanda yaşananları ise şöyle anlattı:

“LGBTİ+’lar Newroz alanına gökkuşağı bayraklarını vücutlarına sararak, saklayarak girebildi. Çünkü kolluk aramasında LGBTİ+ hareketinin sembollerine el koyma gibi bir durum yaşanıyor senelerdir. İçeride önce İnsan Hakları Derneği’nin yanına gittiler. Bayrakları takacak çubuklar olmadığı için, Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) çubuk istediler. TİP de gökkuşağı bayraklarını taşımak istediğini söyledi. LGBTİ+ korteji, TİP ile yan yanayken bir grup erkek geldi. ‘Burası Kürtlerin dini ve milli bir bayram yeri. Bu renklere yer yok’ diye tehdit etmeye başladılar.”

‣ Amed 2013 Newroz’undan izlenimler
‣ Kaos GL’den Uzlaşma Komisyonuna “Kart” atma kampanyası

Altekin, ardından saldırıların başladığını ve birkaç kez bıçakla saldırı girişiminin yapıldığını kaydetti. Tertip komitesinden gelen kişilerin ise olaya müdahale etmediğini aktaran Altekin, sonunda LGBTİ+’ların alanı terk etmek zorunda kaldığını açıkladı.

Avukat Okan Altekin, şunları ekledi:

“Kurdên Nasyonalîst gibi Neo-Nazi taklitçisi grupların yaydığı nefret söylemi, alandaki örgütsüz homofobik kitleye de güç veriyor. Bu duruma karşı artık saldırıların dördüncü yılında, dördüncü kez Newroz tertip komitesine çağrı yapıyoruz: Komiteye LGBTİ+ örgüt temsilcilerini de alın. Bu saldırılara karşı açıklama yapın. Önlem alın. Ortada artık çok kapsamlı ve tehlikeli bir durum var. Bu tür yapılara karşı Kürt halkının uyanık olması gerekiyor. Dini ve milli değerleri kullanan, fanatik, Neo-Nazi’leri taklit eden bir gruptan bahsediyoruz.”

Fotoğraf: KaosGL

Baro, İHD ve ÖHD saldırıyı kınadı

Saldırının ardından Diyarbakır Barosu ile İnsan Hakları Derneği  ve Özgürlükçü Hukukçular Derneği’nin Diyarbakır şubesi açıklamalarda bulundu.

Diyarbakır Barosu’ndan yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“Sürekli şekilde şiddet ve nefret söyleminin hedefi haline getirilerek yaşam alanları daraltılan LGBTİ+’lara karşı bugün Newroz alanında gerçekleştirilen saldırıları kınıyoruz. Newroz ruhuna yakışmayan bu saldırılara karşı hukuki sürecin takipçisi olacağız.”

İHD Diyarbakır Şubesi ise, “İHD olarak; barışı simgeleyen Newroz Bayramı’nda meydana gelen ötekileştirici nefret söylemini ve saldırıları kabul etmediğimizi, saldırıdan etkilenen LGBTİ+ bireylere geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz” dedi.

ÖHD Diyarbakır Şubesi ise açıklamalarında “Yaşamımıza yayılan şiddet, nefret söylemi ve nefret suçlarının hedefi haline getirilerek yaşam alanları her geçen gün daraltılan LGBTİ+’lara karşı gerçekleştirilen saldırıyı kabul etmiyoruz. Newroz ruhunun aksine gelişen bu saldırılara karşı hukuki sürecin takipçisi olacağız!” ifadelerine yer verdi.

Fotoğraf: KaosGL

LGBTİ+’ların Diyarbakır Newrozu tarihi

2008 senesinde, Diyarbakır Newrozunda ilk kez gökkuşağı bayrağının açılmasını dönemin KaosGL.org muhabiri Siyabend Arin, “Neden herkes özgürlük isterken benim en temel hakkım olan yaşama hakkım; özgürlüğüm neden bu kadar korkutucu geliyor insanlara?” diye bildirmişti.

O dönem Kaos GL, bu gelişmeyi “Diyarbakırda da bu sene eşcinseller için yeni bir gün doğdu ve Diyarbakırlı eşcinseller ilk kez Newroz’u kutlamak için alanlara indiler” diye duyurmuştu.

Ardından neredeyse her sene, kesintisiz bir şekilde LGBTİ+’lar örgütlü olarak Newroz’a katıldı. 2011’de ülke genelindeki LGBT örgütleri hep birlikte Diyarbakır Newrozu’na katıldı. İstanbul’dan Lambdaistanbul, Kadın Kapısı ve İstanbul LGBTT, Eskişehir’den Morel, Ankara’dan Pembe Hayat ve Kaos GL, İzmir’den Siyah Pembe Üçgen ve Diyarbakır’dan Hevjin üyeleri, gökkuşağı bayrakları ile Diyarbakır Newrozunda yer aldı.

[22 Mart Dünya Su Günü] Hidrobiyolog Dr. Kesici: Kuraklıkla mücadele kapsamında su kanunu çıkarılmalı

Düşük yağış ve mevsim normalleri üzerinde seyreden sıcaklıklar Türkiye’yi kuraklığa mahkûm etti. İktidar, 2021’de Paris İklim Antlaşması’nı imzalamasına karşın söz konusu antlaşmanın gereklerini yerine getirmezken, izlenen yanlış politikalarla su kaynakları yok oldu.

Marmara Denizi müsilajla uğraşırken Karadeniz’de de hidroelektrik santralları (HES), dereleri kuruttu. 22 Mart Dünya Su Günü’nde dünya ve Türkiye’deki tablo korkutucu boyuta ulaşmış durumda.

‘Susuzluk, ölümle eş anlamlı’

Hidrobiyolog Dr. Erol Kesici, suyun bolluğu halinde değeri tam anlaşılmazken yokluğu halinde ölümle eş anlamlı olduğunu söyledi.

Nüfus artışının yanı sıra doğa ve çevreye verilen tahribatın katlanarak büyümesinin kaynakların kurumasına neden olduğunu belirten Kesici, “Suyun tükenmez bir kaynak olarak görülmesi, ekosistemi ve özelde de su kaynaklarını korumaktan uzak politikalar, uygulamalar su kaynaklarının kurumasına ve kirlenmesine neden oluyor. Son yıllarda dünyanın neredeyse yarısından fazlasının temiz ve güvenli suya erişememesi, küresel su krizine bağlı olan iklim krizi ve su sorununun katlanarak artmasına neden oluyor” dedi.

‣ Su krizinde çözüm tasarrufta değil, iyi yönetimde

su

‘Yasal düzenleme gerekli’

Su kanunu çıkarılması gerektiğini belirten Kesici, “Su, bu kanunla birlikte bilgi, eylem planı, yatırım, yasal düzenleme strateji, idare ve hukuki yapılanmada gibi bütünlük anlayışıyla yönetilmelidir. Bilim insanlarının ortak çalışmasıyla suyun yönetilmesi temel amaç olmalıdır” diye konuştu.

Yatırım hedefli projeler yerine doğanın düşünülmesi gerektiğini söyleyen Kesici, “Ekosistem bütünlüğü göz önünde bulundurularak her alana özgü su yönetimi planları yapılmalı. Sulama suyu başta olmak üzere kullanılmış suların tekrar kullanılmasında kalite kriterleri belirlenmeli ve su kaynaklarına bırakılmasıyla ilgili su sorunların çözümünü sağlayıcı çerçeveyle bir yasal düzenleme gerekli” ifadelerini kullandı.

Son yaşanan şiddetli sel ve yağışlarla susuzluğun giderilmeyeceğini de söyleyen Kesici, “Yavaş akışlı sellerin toprağı suya kavuşturduğuna, yeraltına, su havzalarına taşıdığına” işaretle “Taşkınların tarım, inşaat mühendisliği ve halk sağlığı gibi alanlarda önemli bir endişe kaynağı olduğunu” kaydetti.

‣ Türkiye’de kuraklık krizi büyüyecek: Bu yıl tarımsal verim azalacak, 2040’a kadar su stresi artacak

su

Kuraklığa karşı tedbir önerileri

Hidrobiyolog Dr. Erol Kesici, kuraklığın önüne geçilmesi için yapılması gerekenleri şöyle özetledi:

  • Entegre su kaynakları yönetimi benimsenmeli,
  • Doğal su kaynaklarının biyolojik, hidrolojik ve ekolojik bütünlüğü korunmalı,
  • Kentler tarım ve iklime göre düzenlenmeli,
  • Verimli su yönetimini güvence altına almamız için daha çok yatırım yapılmalı,
  • Suyun en çok kullanıldığı tarımda verimsiz su israfına son verilmeli,
  • Belediyeler su güvenliği planları uygulamalı,
  • İklim değişimiyle mücadelede, kuraklık ve sellere karşı erken uyarı sistemleri oluşturulmalı,
  • Suyun doğal döngüsünün korunması için, atık su altyapısı teknolojik olarak geliştirilmeli, tüm atık sular ileri kademede arıtılıp, tarımsal sulama ve kentsel kullanma suyu olarak kullanılmalı,
  • Zirai “ilaç-tarım zehiri- kimyasal gübre” ve benzeri kirleticilere karşı iyi- organik tarımı teşvik eden politikalar ve sürdürülebilir bilimsel tarım uygulamaları tercih edilmeli,
  • Eğitim-öğretim yoluyla bireysel su savurganlığı önlenmeli.
‣ Araştırma: Avrupa yıkıcı bir kuraklık felaketinin eşiğinde

su

‘Biyohendekler ve yağmur bahçeleri kurulmalı’

Eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Müsteşarı çevre mühendisi Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise, Türkiye’nin su kısıtlı bir ülke olduğunu söyledi.

Suyun doğru kullanılmaması halinde her yıl kuraklığın konuşulacağını belirten Öztürk, “Türkiye kısıtlı bir ülke olduğu için suyu verimli kullanmak zorunda. Eğer dikkat etmezsek tarımsal sıkıntılar da çekeriz. Suyun yüzde 70’i tarımda kullanılıyor. Ayrıca atık suları ileri kademe arıtılmalı ve tekrardan kullanılmalı” diye konuştu.

Toprağın su tutma kapasitesinin artırılması gerektiğini vurgulayan Öztürk, “Su akışının yoğun olduğu ve gölleşme yaşanan yerlerde biyohendekler ve yağmur bahçeleri kurulmalı. Ucuz olan bu sistemle birlikte suyun sel olup akması önlenir ve hendek suyun hızını keser. Bu şekilde sünger görevi görür ve toprak suya kavuşur” dedi.

[21 Mart Uluslararası Orman Günü] BM’den Uluslararası Orman Günü mesajı: Sağlıklı insanlar için sağlıklı orman

Her yıl ormanların önemine dair farkındalık yaratmak amacıyla 21 Mart’ta kutlanan Uluslararası Orman Günü, bu yıl “Orman ve Sağlık” temasıyla kutlanıyor. Ormanlar, iklim değişikliğinin hafifletilmesinden dünyadaki biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliğine kadar birçok açıdan önem taşıyor.

Ancak iklim değişikliği kaynaklı kuraklık, uygulanan yanlış tarım politikaları, orman yangınları ve ticari amaçlar nedeniyle dünyanın orman varlıkları son yıllarda hızla azalıyor. Her yıl hektarlarca orman yok olurken geniş orman arazileri bozulmaya uğruyor.

Günün önemine dair Birleşmiş Milletler tarafından yapılan açıklamada, “Sağlıklı insanlar için sağlıklı orman” vurgusu öne çıkıyor.

‣ Dünya Orman Günü’ne özel ‘Ormanlarda Bahar İndirimi’

“Bir bardak su içtiğimizde, bir deftere yazı yazdığımızda, ateş için ilaç aldığımızda veya bir ev yaptığımızda, ormanlarla bağlantısını her zaman kuramayabiliyoruz. Yine de hayatımızın bu ve başka pek çok yönü bir şekilde ormanlarla bağlantılı” ifadelerinin yer aldığı açıklamada, ormanların iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolünün öneminin altı çizildi:

“Ormanların sürdürülebilir yönetimi ve kaynakların kullanımı, iklim değişikliğiyle mücadelede ve şimdiki ve gelecek nesillerin refahına ve esenliğine katkıda bulunmanın anahtarı. Ormanlar ayrıca yoksulluğun azaltılmasında ve ‘Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri‘ne (SDG’ler) ulaşılmasında çok önemli bir rol oynuyor. Yine de tüm bu paha biçilmez ekolojik, ekonomik, toplumsal ve sağlık yararlarına rağmen, ormanlar yangınlar, haşereler, kuraklıklar ve benzeri görülmemiş ormansızlaşma nedeniyle tehlike altında. Ormanlar bize sağlığımız adına çok şey veriyor. Suyu arındırıyor, havayı temizliyor, iklim değişikliğiyle savaşmak için karbon yutuyor, yiyecek ve hayat kurtaran ilaçlar sağlıyor ve refahımızı artırıyor.”

Değerli doğal kaynakların korunmasının insanın elinde olduğunu belirten BM, sağlıklı insan yaşamının sağlıklı ormanlara bağlı olması nedeniyle 2023 yılının sadece almayı değil, vermeyi de gerektirdiğini ifade etti.

‣ Çevre örgütlerinden Dünya Orman Günü’nde ‘Rantı değil ormanı koru’ çağrısı

Uluslararası Orman Günü

BM Genel Kurulu, orman varlıklarının önemine dikkat çekilmesi amacıyla 21 Mart’ı Uluslararası Orman Günü ilan etti. İlan edildiği 2012’den bu yana her yıl farklı bir temayla kutlanan Dünya Orman Günü’nün bu yılki teması “Ormanlar ve Sağlık” olarak belirlendi.

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 1971 yılında, toplumların ormanlara yönelik ilgisini artırmak amacıyla 21 Mart’ı Dünya Ormancılık Günü olarak belirledi. Dünya Ormancılık Günü, 1975’ten beri Türkiye‘de de kutlanıyor.

‣ Dünya Orman Günü’nde 50 kurumdan ortak açıklama: Ormanlardan elini çek!

WWF Türkiye‘nin raporuna göre, bir Akdeniz ülkesi olan Türkiye’de son 20 yılın istatistiklerine göre her yıl ortalama iki-üç bin orman yangını çıkıyor ve yaklaşık 7-8 bin hektar alan yanıyor. Bu yangınların yılda ortalama bir-iki tanesi büyük veya tek başına en az 5 bin hektar alanı etkileyen mega yangın niteliği taşıyor.

Yeşiller’den TİP’e ziyaret: Seçim stratejisi konuşuldu

Yeşiller Partisi Eş Sözcüleri Özlem Taşdemir Teke ve Koray Doğan Urbarlı ile YK Üyeleri Deniz Melsa Ergenç ve Özgür Özdemir‘den oluşan heyet bugün Türkiye İşçi Partisi‘ni (TİP) ziyaret etti.

TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün ve MYK Üyesi İzel Sezer‘in ev sahipliğinde TİP İstanbul İl Başkanlığı‘nda gerçekleşen toplantıda taraflar 14 Mayıs cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine yönelik fikir alışverişinde bulundu.

Ziyarette 6 Şubat Depremleri sonrasında depremden etkilenen kentlerin ekolojik ve sosyal dirençlilik koşullarına uygun ayağa kaldırılmasında yapılması gerekenler ile iki partinin seçime dair stratejileri ve ortaya çıkabilecek potansiyel işbirlikleri konuşuldu.

Urbarlı: Birlikte umut veren yeşil bir alternatif yaratabiliriz

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı, TİP ile Yeşiller’in kuruluş sürecinden beri yakın ve sıcak ilişkilere sahip olduklarına dikkat çekerek, “Bu, ilk görüşmemiz değil, son da olmayacak” dedi.

“Sayın Ergün ve Sayın Sezer ile Türkiye İşçi Partisi ve Yeşiller Partisi’nin 14 Mayıs’ta gerçekleşecek çifte seçimdeki stratejilerini konuştuk ve en başta temel hedefler olmak üzere diğer noktalarda da çok benzer bakış açılarımız olduğunu sevinerek gördük” diyen Urbarlı, şunları kaydetti:

“Takvim çok kısıtlı fakat iki partinin de hızlı hareket etmesiyle birlikte 14 Mayıs’ta Türkiye İşçi Partisi’nden başlayarak Emek ve Özgürlük İttifakı ile umut veren bir yeşil alternatif yaratabileceğimizi düşünüyorum. Türkiye’nin ekoloji siyasetine ve ekoloji siyasetinin masaya getireceği önerilere ihtiyacını her gün daha çok örnekle görüyoruz.”