Ana Sayfa Blog Sayfa 533

İsrail’de yüz binleri sokağa döken yargı reformu durduruldu

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkesinde büyük tepkiye neden olan tartışmalı yargı reformunu “daha fazla diyalog için durdurma” kararı aldığını açıkladı.

Tartışmalı yargı düzenlemesi hakkında açıklamalarda bulunan Netanyahu, yargının yetkilerini kısıtlayan düzenlemelere karşı ülke genelinde kitlesel protestoların yoğunlaşması ve genel grevlere gidilmesi üzerine tasarı konusunda geri adım attı.

Ülkede haftalardır devam eden gösterilerden ‘aşırılık yanlısı azınlığı’ sorumlu tutan Netanyahu, İsrail’i parçalara bölmeyeceğini söyledi. Netanyahu, “gerçek bir diyaloğa fırsat vermek amacıyla Meclis tatilinden sonrasına kadar tartışmalı yasa tasarılarına mola verme kararı aldığını” söyledi.

“Kabul edemeyeceğim bir şey var. Şiddet yanlısı bir azınlık, İsrail’i parçalamaya çalışıyor” diyen Netanyahu, “Bizi iç savaşa çekmek istiyorlar ve askerlik hizmetini reddetmek için çağrıda bulunuyorlar. Bu korkunç bir suçtur” dedi.

israil

Reformun ertelenmesinin ardından ülkedeki genel grevin de son bulduğu belirtildi.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog da ülkede siyasi krize yol açan tartışmalı “yargı reformunun” derhal durdurulmasını istemişti.

Genel grev iptal edildi

Yargı düzenlemesinin ertelendiğinin açıklanmasının ardından ülkenin en büyük işçi sendikası Hastadrut yarın için planladığı grevi iptal ettiğini duyurdu.

İsrail medyasına göre, ülkenin en büyük işçi sendikası Hastadrut, Netanyahu’nun tartışmalı yargı düzenlemesini ertelediğini duyurması üzerine yarınki grevi iptal etti.

Havalimanı Çalışanları Sendikası da bu sabah başlattığı grevi sonlandırdı. Ülkenin en büyük uluslararası havalimanı Ben-Gurion‘da seferler yeniden başlayacak.

israil

Koalisyonda yargı düzenlemesi krizi

Netanyahu’nun tartışmalı yargı düzenlemesini erteleme kararı, koalisyon ortağı aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile anlaşmasının ardından geldi.

Taraflar arasındaki anlaşma kapsamında, Ben-Gvir’in yönetimindeki Ulusal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı “Ulusal Muhafızlık” isimli yeni bir güvenlik gücü kurulmasının bir sonraki kabine toplantısında onaylanması kararlaştırıldı.

Netanyahu’nun yargı düzenlemesini askıya alacağına yönelik haberler, koalisyon hükümetinde çatlağa neden olmuştu. İsrail basını, Ben-Gvir’in, yargı düzenlemesinin durdurulması halinde istifa edeceğini ve “koalisyon hükümetini devirme” tehdidinde bulunduğunu aktarmıştı.

israil

Tartışmalı ‘yargı reformu’

Adalet Bakanı Yariv Levin, 5 Ocak’ta Yüksek Mahkeme’nin yetkilerini sınırlandıran, yargının, hakimlerin seçimi üzerindeki etkisini azaltan bir “yargı reformu” planladıklarını duyurmuştu.

Netanyahu başbakanlığındaki koalisyon hükümetinin, yargının bazı yetkilerini Meclise devretmeye yönelik hamleleri, Yüksek Mahkeme başta olmak üzere hükümet ile İsrail yargı mekanizması arasında gerilime yol açmıştı.

Ülkedeki en yüksek yargı makamı olarak görev yapan İsrail Yüksek Mahkemesi, Meclisin çıkardığı kanunları, anayasa taslağı olarak kabul edilen “temel yasalara” aykırılık gerekçesiyle bozma yetkisine sahip.

Hükümetin yargının yetkilerini kısıtlayan ve iktidarın yargı atamalarında söz sahibi olmasını öngören yargı düzenlemesi, İsrail içinde ve uluslararası alanda yoğun şekilde eleştirilmişti.

Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, taraflara “iç savaş” uyarısı yaparak sunduğu alternatif tasarı da iktidar tarafından reddedilmişti.

Netanyahu hükümeti, açıkladığı yargı düzenlemesinde, Yüksek Mahkeme’nin, Meclis’in çıkardığı kanunları bozma yetkisinin büyük ölçüde elinden alınacağını belirtmişti.

Ülke genelinde 13 haftadır on binlerce İsrailli hükümetin yargı düzenlemesine karşı kitlesel protestolar gerçekleştiriyordu.

israil

‣ Netanyahu, binlerce İsrailliyi sokağa döken yargı reformunu geri çekecek

Ne olmuştu?

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, ülkede siyasi krize ve kitlesel protestolara yol açan tartışmalı yargı düzenlemesinin durdurulması için hükümete çağrı yapmıştı.

Savunma Bakanı, “Ülke içindeki ayrılık, İsrail ordusuna ve savunma teşkilatına derinlemesine nüfuz etti. Bu, İsrail’in güvenliğine yönelik açık ve büyük bir tehdittir. Buna izin vermeyeceğim” demişti.

Savunma Bakanı Gallant’ın çağrısına, Likud Partisi içinden de destek gelmişti.

Başbakan Binyamin Netanyahu ise, Gallant’ı görevden alarak yargı düzenlemesi konusunda geri adım atmayacağının mesajını vermişti.

Netanyahu başbakanlığındaki koalisyon hükümetinin, yargının yetkilerini kısıtlayan ve iktidarın yargı atamalarında söz sahibi olmasını öngören “yargı reformu”, ülke genelinde 12 haftadır protestolara neden olurken, Gallant’ın pazar akşamı görevden alınması protestoların alevlenmesine neden olmuştu.

israil

Binlerce İsrailli pazar (26 Mart) akşam saatlerinden itibaren ülke genelinde sokaklara döküldü. Channel 12 TV’ye göre, protestoya katılan göstericilerin sayısı ülke genelinde 600 bine ulaşmıştı.

Göstericiler, protestoların merkezi başkent Tel Aviv’deki Ayalon Otoyolu‘nu trafiğe kapatarak ateş yakmıştı. Kısa sürede büyüyen protestolara karşı polis göstericilere tazyikli su ile müdahale ederken, ordunun kontrolü kaybettiği öne sürülmüştü.

Tel Aviv’deki göstericilerin sayısının yüz binlere ulaştığı tahmin edilirken, yüzlerce protestocu Netanyahu’nun Kudüs’teki evinin önünde toplanmıştı. Kudüs’teki eylemciler Netanyahu’nun evinin önündeki barikatları yıkmıştı. Güneydeki Beerşeba ile kuzeyde bulunan Hayfa kentlerinde de yüzlerce kişi sokağa inmişti.

Protestocular, attıkları sloganlarla Başbakan Netanyahu’ya istifa çağrısı yapmıştı.

14 Mayıs seçimleri: Dört aday kesinleşti

14 Mayıs’a her gün biraz daha yaklaşırken seçim mesajları da paylaşılmaya başladı. YSK kesinleşen dört adayı açıklarken İYİ Parti, 12’nci Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığına itirazını partisinin Yüksek Seçim Kurulu (YSK) temsilcisine iletti. Kemal Kılıçdaroğlu “Sana söz yine baharlar gelecek” sözüyle seçim videosunu paylaştı.

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde, cumhurbaşkanı adaylığı için seçmenler tarafından aday gösterilmek isteyen adaylar için imza toplama süreci tamamlandı. YSK, 100 bin imza toplaması gereken 11 adayın topladığı imza sayısını paylaştı.

YSK Başkanı Yener “Cumhurbaşkanlığı seçimi için Kemal Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce, Recep Tayyip Erdoğan ve Sinan Oğan‘ın adaylığı kesinleşti” dedi ve ekledi:

“Yarından itibaren süreç resmen başlamış bulunmaktadır.”

YSK verilerine göre; toplamda 332 bin 139 seçmen ilçe seçim kurullarında oy verdi:

  • Muharrem İnce: 114 bin 657
  • Sinan Oğan: 111 bin 502
  • Muhammed Ali Fatih Erbakan: 69 bin 255 (Cumhur İttifakı’na katılarak adaylıktan çekildi)
  • Doğu Perinçek: 27 bin 055
  • Yakup Türkal: 3 bin 137
  • Erkan Trükten: 2 bin 588
  • Tevfik Ahmet Özal: 1544
  • İrfan Uzun: 1263
  • Halil Murat Ünver: 538
  • Hilmi Özden: 478
  • Davut Turan: 122

YSK’nın açıkladığı 4 aday kararı Resmi Gazete’de de yayımlandı. Kararın sonuç kısmında şu ifadeler yer aldı:

  • 14 Mayıs 2023 günü birlikte yapılacak olan Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde, Cumhurbaşkanı adaylarının (alfabetik sıralamayla);
  1. Kemal KILIÇDAROĞLU
  2. Muharrem İNCE
  3. Recep Tayyip ERDOĞAN
  4. Sinan OĞAN olduğunun tespitine,
  • Cumhurbaşkanı adaylarının gösterildiği ekli Cumhurbaşkanı Seçimi Geçici Aday Listesinin Karar metnine dâhil olduğuna,
  • Cumhurbaşkanı geçici aday listesine 29 Mart 2023 Çarşamba günü saat 17.00’ye kadar itiraz edilebileceğine,
  • Karar örneğinin ve eki Geçici Aday Listesinin Resmi Gazete’de yayımlanmasına,
  • Kararın sonuç bölümü ile eki Geçici Aday Listesinin duyuru için Türkiye Radyo-Televizyon Kurumuna gönderilmesine, 27.03.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

 

YSK bugün geçici aday listesini açıklayacak. Gelen itirazlar sonucunda 31 Mart’ta kesin aday listesi duyurulmuş olacak.

  • 31 Mart itibariyle propaganda süreci başlamış olacak.
  • 1 Nisan’da Cumhurbaşkanı adaylarının oy pusulasındaki yerlerin belirlenmesi için YSK’da bir kura çekilişi olacak.
  • 2 Nisan’da Muhtarlık bölgesi askı listeleri askıdan indirilecek.
  • 8 Nisan’da ise ittifakların ve siyasi partilerin oy pusulasındaki yeri çekilen kura ile belirli olacak.
  • 9 Nisan tarihinde milletvekili aday listeleri YSK’ya teslim edilecek ve bağımsız milletvekilleri için son başvuru alınacak.
  • 15 Nisan’da milletvekili geçici aday listeleri asılacak.
  • 19 Nisan’da ise kesin aday listeleri ilan edilmiş olacak.

Kılıçdaroğlu seçim kampanyasını başlattı: Sana Söz yine baharlar gelecek

Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu seçim kampanyasını resmen başlattı.

Kılıçdaroğlu seçim kampanyasının videosunu “Sana Söz yine baharlar gelecek…” ifadeleriyle paylaştı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu videoda şunları söylüyor:

“Sana söz, birbirini incitmeyen, farklı olanı olduğu gibi seven, sayan, uzaklaşan değil, kucaklaşan bir Türkiye. Karnı tok, gönlü bol, yaşamayı seven bir Türkiye. Bilime, sanata, geleceğe inanan, ayakları yere sağlam basan, uzmanlığa saygı duyan bir Türkiye. Seyirci kalmayan, korkusundan susmayan, sözü dinlenen, kıymeti bilinen, en güzel şarkılarını bağıra çağıra söyleyebilen, neşesi çocuklarının gözünden okunan bir Türkiye için geliyoruz.”

İYİ Parti’den Erdoğan’ın adaylığına dair itiraz

İYİ Parti, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığına yönelik itirazını partisinin YSK temsilcisine iletti

İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz, Recep Tayyip Erdoğan’ın, 14 Mayıs’taki seçim için Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi halinde bulunacakları itiraza ilişkin dilekçeyi partisinin Yüksek Seçim Kurulu temsilcisine teslim ettiklerini bildirdi.

Poyraz, bir soru üzerine başvuruyu herhangi bir muhalif duruşla yapmadıklarını belirterek, “Hepimizin tabi olduğu Anayasa’nın ve ilgili mevzuatların gereği olarak biz bu başvuruları yapıyoruz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, şu anki döneminin “ikinci dönem” olarak ilan edildiğini aktaran Poyraz, “Anayasa yapıcı” konumda olan iktidarın bunu unutmuş olma ihtimali bulunmadığını kaydetti.

En düşük emekli maaşı teklifi komisyondan geçti

En düşük emekli maaşının 7 bin 500 liraya çıkarılması ve geçici işçilere kadro düzenlemesini içeren kanun teklifi, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edildi.

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu‘nda yapılan değişiklikle, gelir ve aylık ödemesi yapılanlara, bayramın içinde bulunduğu ayda gelir ve aylık alma şartıyla, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı‘nda ödenen 1100’er lira, 2000 liraya çıkarılacak.

Yaşlılık, malullük veya ölüm aylığı alan emeklilere ve hak sahiplerine dosya bazında 5 bin 500 lira olarak öngörülen aylık asgari ödeme tutarı 7 bin 500 liraya yükseltilecek.

Kanun teklifiyle kurumların ihtiyaçları doğrultusunda geçici işçi çalıştırma süresi arttırılıyor.

AA’nın aktardığına göre geçici iş pozisyonlarında çalışanların çalışma süreleri aynı vize dönemi içinde 11 ay 29 güne kadar uzatılabilecek. Bu sürenin belirlenmesinde idare, kurum ve kuruluşun bağlı veya ilgili olduğu bakanlık yetkili olacak.

İdare, kurum ve kuruluşlar tarafından çalıştırılan geçici işçiler, çalıştırıldıkları iş yerlerinde geçirdiği hizmet süresi esas alınarak bu işyerlerinde boş olan sürekli işçi kadrolarına geçirilecek.

Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen uzman tabip ve tabip kadro veya pozisyonlarında bulunan personel arasında ücret dengesinin sağlanmasına yönelik olarak ilave ödeme yapılacak.

Güvenlik korucuları ve vefatları halinde hak sahiplerine bağlanan emekli aylığı, en düşük 7 bin 500 lira olacak.

Öte yandan kabul edilen önergeyle teklifin maddelerinin yürürlük tarihlerinde düzenlemeye gidildi. Buna göre, muharip gazi aylıkları ile vefatları halinde yakınlarına bağlanan aylıklar ve güvenlik korucularının emekli aylıklarına ilişkin düzenlemeler 1 Nisan 2023’ten geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.

En düşük emekli maaşının 7 bin 500 liraya yükseltilmesine yönelik maddesi nisan ayı ödeme döneminden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde; yüksek yargı mensuplarının özlük haklarına yönelik maddeleri teklifin yayımını takip eden ay başından, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen uzman tabip ve tabip kadro veya pozisyonlarında bulunan personele yönelik maddesi yayımını takip eden ayın 1’inde, diğer maddeleri ise yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.

Akbelen Ormanı’nı savunanların yargılandığı dava altıncı kez ertelendi

Muğla‘nın Milas ilçesine bağlı İkizköy ve Akbelen köylerinde, maden ocağı için kesilmek istenen zeytinlikleri korumak istedikleri için ‘jandarmaya mukavemet’ gerekçesiyle yargılanan İkizköylü Gülören Demir ile Ekoloji Birliği Kadın Meclisi’nden Füsun Ergün bugün (27 Mart) altıncı kez hakim karşısına çıktı.

Akbelen Ormanı’nda Limak Holding’e bağlı YK Enerji’nin maden çalışmalarına karşı direnen Demir ve Ergün’ü desteklemek üzere bir araya gelen köylüler, insan hakları savunucuları ve çevre örgütü temsilcileri Milas Adliyesi önünde buluşarak basın açıklaması düzenledi.

Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, hakimin izne ayrılması nedeniyle bugün geçici bir hakim tarafından görülen duruşma sonucunda dava, 26 Haziran’a ertelendi.

‣ Akbelen davası: Taleplerimizin tutanağa geçirilmesine bile tahammül edilmedi
‣ Akbelen davası: Saldıranlar değil, kurtarmaya çalışanlar yargılanıyor

‘Ağaçları kesenleri yargılasınlar’

Sanıklar, basına yaptıkları açıklamada “Başından beri söylediğimiz tek şey var, doğa hakkı savunucusu yargılanamaz. Bizi yıldıramayacaklar. Devam edeceğiz. Ağaçları kesenleri yargılasınlar. Doğa savunucu yapanları değil. Bunu her zaman yüksek sesle söylemeye de devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Füsun Ergün’ün savunucusu Av. Nehir Bileci, Demir ve Ergün’ün kolluğun işkencesine maruz kalarak bir yargılamayla karşı karşıya bırakıldıklarını hatırlatarak, “Hep söylüyoruz. Söylemeye de devam edeceğiz. O gün orada on bir kişi vardı ama iki kişi hakkında dava açıldı. Bunun nedeni kolluğun, jandarmanın işkencesini örtbas etmektir. Soruşturma etkili olarak yürütülmedi” diye konuştu.

Muğla Barosu Yönetim Kurulu üyeleri, bugün Milas’ta yapılan yargılamayı gözlemci sıfatıyla takip ettiklerini aktararak, “Adil bir yargılanma yapılabilmesi için Muğla Barosu olarak takipçisi olacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz” dedi.

‣ Yaşam savunucuları toplanıyor: Akbelen Ormanı’nı vermeyeceğiz!
‣ Akbelen davası ertelendi: Beşli çeteye de imtiyaz tanınamaz

BM İnsan Hakları Özel Raportörü’nden destek

“Havası için, suyu için, ormanı için, sağlıklı bir çevrede eşit, adil, insanca yaşam için mücadele veren insanlar kelimenin tam anlamıyla insan hakları savunucularıdır” diyen İnsan Hakları Vakfı İzmir şubesi Genel Sekreteri Coşkun Üsterci, şunları kaydetti:

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucuları Özel Raportörü Mary Lawlor Akbelen Ormanı’nda direnen ve madencilerin ormanı katletmesine, yok etmesine yol açacak eylemler içinde bulunan madencilere karşı direniş geliştiren insan hakları savunucularının yanında olduğunu ve bu davayı özel olarak takip edeceğini belirtti. Yalnız değiliz. İnsan hakları savunuculuğu, insan haklarının bir referans ve denetim sistemi olarak bir referans kavramı olarak çok gerilere düştüğü insan hakları ve değerlerinin ayaklar altına alındığı bir ülkede ve dünyada yaşıyoruz. Bu bakımdan bu uluslararası dayanışmanın önemi çok büyük. Bunu sizlerle paylaşmanın mutluluğu içindeyim.”

Ne olmuştu?

Akbelen Ormanı’ın 740 dönümlük bölümündeki ağaçlar, Limak Holding ve İÇTAŞ ortalığıyla kurulan YK Enerji tarafından işletilen Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine linyit sağlayacak maden ocağı açmak için kesilmek isteniyor. Şirketin bunun için gerekli izinleri de almış ve ocak ÇED Yönetmeliği’nden muaf tutulmuştu ancak İkizköylüler, çevre aktivistleri ve hukukçular karara itiraz etti. Kesimleri önlemek için 22 Nisan’da başlatılan nöbet sürüyor.

Geçen yaz, Türkiye‘nin Ege ve Akdeniz sahilleri başta olmak üzere pek çok bölgesinde çıkan yangınlardan etkilenen Muğla‘da, bölge halkı yangınlara müdahale ederken, şirket tarafından yangın bahanesiyle 105 ağaç kesilmiş; İkizköy halkının direnmesi üzerine jandarma sert müdahalede bulunmuştu.

Maden ocağına karşı, KARDOK Derneği‘nin açtığı davalarda Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi ve Muğla 1’inci İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Muğla Valiliği de kömür taşıma bandının yapımını durdurdu.

Muğla İkizköy’de yer alan ve termik santrale yakıt sağlayan linyit madeni sahasının genişletilmesi için  Akbelen Ormanı’nın kesim izninin iptali için açılan davada mahkeme tarafından atanan bilirkişi heyeti 7 Eylül 2021’de bölgede keşif gerçekleştirmişti.

7 Eylül 2021: Akbelen’de ilk keşif

İlk keşif sırasında Murat Yüksel isimli hakimin davacı avukatlara ‘ruh hastası’ diyerek hakaret etmesi,  hem bölgedeki hukukçular hem de aktivistler tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

Bölgede ilk yapılan keşifte hakimin avukatlara  hakaret etmesi nedeniyle  avukatlar Arif Ali Cangı,  İsmail Hakkı Atal ve Şiar Rişvanoğlu reddi hakim başvurusunda bulunmuştu.

1 Mart 2022: Akbelen’de ikinci bilirkişi keşfi

İkinci inceleme öncesi Resmi Gazete‘de yayınlanan maden  yönetmeliğindeki  değişiklikle birlikte tapuda zeytinlik olarak kayıtlı olan alanlarında madencilik faaliyetlerinin önü açılmıştı. Sosyal medyada yankı uyandıran değişiklik, #ZeytinİçinAdalet ve #AkbelenİçinAdalet etiketleriyle birçok paylaşım yapılmıştı.

Kömür madeni açılmak istenen Akbelen Ormanı’nda protestolar eşliğinde bilirkişi incelemesi

Bilirkişi keşfi sonrası, İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı şöyle demişti:

“Daha önceki keşifte hakarete uğramıştık, yok sayılmıştık. İtirazlarımız üzerine keşif tekrar edildi. Şu anki işletilen maden sahasının alanı ne hale getirdiğini gösterdik bilirkişilere.”

Bilirkişilerden dördü kömürün bölgeye geri dönülmez zararlar vereceği görüşünü verirken; ikisi ekolojik yıkım olacağını ancak enerji ihtiyacı nedeniyle madene açılması gerektiği yönünde görüş bildirmişti.

Üçüncü bilirkişi raporu

Akbelen’de üçüncü bilirkişi raporu da 24 Kasım 2022’de çıktı. Akbelen Ormanı’nda üçüncü kez yapılan bilirkişi keşfinden madencilik şirketinin lehine, Akbelen Ormanı için nöbetine devam eden İkizköylüler’in aleyhine bir karar çıktı.

Raporda bir önceki keşiflerin aksine “Madencilik yapılabilir” yönünde bir sonuç çıktı. İkizköylüler bilirkişi heyeti hakkında suç duyurusunda bulundu.

Rapor ormanın kömür madenciliğine açılabileceğine uygun olduğu konusunda kanaat bildirdi. İkizköy Çevre Komitesi, bilirkişi raporuna gerçeği yansıtmayan bilgiler içerdiğini belirterek itiraz etti.

Ormanları ‘Orman Kanunu’ndan korumak için’ 70 bin imza teslim edildi

Yeni orman kanunu talebiyle kampanya yürüten 50 kurumdan temsilciler, geçen hafta sonu Orman Genel Müdürlüğü‘nü ziyaret ederek, topladıkları 70 bine yakın imzayı teslim etti.

Change.org’da ‘OrmanlardanEliniCek’ adresinde sürdürülen kampanyanın yürütücülerinin talebi net: “Ormanlar önce Orman Kanunu’ndan korunmalı.”

Orman Kanunu, ormanları madenlere ve yapılaşmaya açıyor

Yürürlükteki Orman Kanunu her ne kadar ormanların korunmasına ilişkin olsa da ormanları madencilik, enerji, turizm, konut ve ulaştırma projelerine açan 16., 17. ve 18. Madde düzenlemeleri, kanunun ormanları korumaya ilişkin hükümlerini etkisiz hale getiriyor. İlgili maddeler nedeniyle yok edilen orman alanı miktarı her yıl yaklaşık 54.000 futbol sahasına denk geliyor (38.000 hektar). Bu, her yıl yok edilen orman alanlarının yanan alanlardan daha fazla olduğu anlamına geliyor.

Orman Genel Müdürlüğü tarafından Mart 2023’de yayınlanan 2022 Orman Genel Müdürlüğü Faaliyet Raporu’nda, ormanları yapılaşma ve enerji projeleri için orman dışı amaçla kullanım izinlerinin hızlandırılmış olduğu belirtildi. Ayrıca yıkıcı depremlerin ardından 24 Şubat tarihinde yayınlanan Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na olağanüstü yetkiler verildi. Ormanlar, meralar ve tapuda tescil edilmemiş her yer deprem bölgesinde inşaata açıldı. Ardından, İstanbul başta olmak üzere şehir içinde veya kenarında bulunan ve yapılaşma izni verilmeyen özel ormanların imara açılmasına yol açacak kanun teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ne sunuldu.

Kampanya yürüten 50 kurumun temsilcilerinden Eskişehir Odunpazarı Kent Konseyi Başkanı İsmail Kumru, Odunpazarı Tarım ve Kırsal Kalkınma Meclisi Üyesi Gaye Kuşçu ve İklim için Türkiye ekibinden genç iklim aktivisti Bensu Budak, geçen cuma Ormancılık Haftası’nda Orman Genel Müdür Yardımcısı Recep Ateş ile görüşerek ormanların korunması talebini içeren kampanyanın yaklaşık 70.000 imzasını kendisine bizzat teslim etti.

İki saat süren toplantıda Ateş ile Türkiye’de ormanların korunması hakkında politikalar, orman yangınlarına karşı alınan son tedbirler ve ormanlar hakkında son yasal değişikliklerle ilgili görüş alışverişinde bulunuldu. 

Doğan: Özel ormanları imara açan teklife karşı da mücadele edeceğiz

Ekoloji Birliği Eş Sözcüsü Süheyla Doğan, kampanya ve imza teslimiyle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: 

“Bugün orman kayıplarının temel nedenlerinden biri olan Orman Kanunu’nun 16., 17. ve 18. Maddelerinin ormanları korumak için yeniden düzenlenmesi talebini içeren ve 2 yıldır 50 kuruluşla yürüttüğümüz ‘Ormanlardan Elini Çek’ kampanyamızın imzalarını Orman Genel Müdürlüğü’ne teslim ettik. Ormanların korunmasından sorumlu genel müdür yardımcısıya görüştük. Ancak ormanları korumak için mücadelemiz bitmedi çünkü onca orman ve can kaybına rağmen, bugün bile orman yok olmasına sebep olacak, özel ormanları imara açan yeni bir yasa teklifi mecliste. Bu yüzden ormanları gerçekten koruyan yasal düzenlemeler için kampanyalarımıza devam edeceğiz.”

Erdönmez: Geçen bir yıl boyunca orman tahribatı sürdü

Yüksek Orman Mühendisi Doç Dr. Cihan Erdönmez ise son bir yılda ormanlara verilen zararları şöyle ifade etti: 

“Geçen bir yıl Türkiye’de ormanlar açısından maalesef olumlu gelişmelere sahne olmadı. Ülkenin pek çok noktasında orman alanları farklı amaçlarla (madencilik, enerji, ulaştırma, turizm vb.) tahrip edilmeye devam edildi. Bitkiler orman yangınlarının adeta suçlusu ilan edilerek, orman yangınlarına karşı alınması gereken onca önlem dururken yollara yakın alanlardaki bitkiler kesilerek yangınlar önlenmeye çalışıldı. Orman alanlarının çeşitli kullanımlara tahsisi ile ilgili yasal düzenlemelerden biri olan Orman Kanunu’nun 17’nci maddesinin 3’üncü fıkrasının uygulanması ile ilgili yönetmelik değiştirilerek yeni orman alanlarının tahribinin önü açıldı. Deprem bölgesinde yeni konut yapımı için orman alanları yine ucuz arsa olarak düşünüldü. Üstelik bu kez konut yapılacak alanların belirlenmesi yetkisi orman teşkilatından alınarak daha büyük bir yıkıma prim verilmiş olundu. Orman Parkları Yönetmeliği çıkarılarak halkın rekreasyonel ihtiyaçlarının karşılanması amacına dönük orman alanlarındaki tahribatın boyutlarının büyümesinin önü açıldı.”

Özel ormanların parçalanarak orman statüsünden çıkarılmasına dönük yasal düzenlemenin TBMM gündeminde olduğunu hatırlatan Erdönmez,  “Kısacası, 21 Mart 2022’den 21 Mart 2023’e kadar geçen sürede ormanlarımız zarar görmeye devam etti, bu nedenle kaygılarımız daha da arttı. Umarım önümüzdeki bir yıl yıllardır süren bu kötü gidişatın değiştiği, ormanlarımızın korunması ve geleceğe aktarılması için gerekli adımların atılmaya başlandığı bir yıl olur” diye konuştu. 

Atmış: 23,1 milyon hektarlık orman ekosistemi yok oldu

Orman Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Atmış ise, “mega” altyapı projeleri, enerji santralleri ve onların iletim hatları, maden ve taş ocakları, turizm vb. kullanımlar nedeniyle ülke yüzölçümünün %29,6’ünü (23,1 milyon hektar) kaplayan orman ekosistemlerin adeta yok olduğunun altını çizdi:

“Buna bir de yanlış ağaçlandırma politikaları eklendiğinde, büyük oranda habitat kaybı ve parçalanmaya uğrayan ormanlarımızın doğal yapısının bozulduğu bilinmektedir. Ülkemizdeki büyük orman alanları son yıllarda hızla küçük parçalara bölünmekte ve buralarda artan yerleşimler ile insan faaliyetleri nedeniyle yangın riski de artmaktadır. Oluşan bu parçalanmanın en büyük nedeni; ormanlarda gerçekleştirilen ormancılık amacı dışındaki tahsisler ve 2/B ile orman dışına çıkarılmış alanların işgalcilerine satılmasıdır. Ayrıca yangınlar, korunan alanların artık kullanılan alanlara dönüştürülmesi, özel ağaçlandırmalar, endüstriyel plantasyonlar, aşırı odun üretimi vb. nedenler de ormansızlaşma ve orman bozulmasına hız kazandırmaktadır. Bu gelişmeler sonucu bir taraftan orman köylülerinin ekonomik durumu daha da kötüleşmiş ve ormanla ilişkilerindeki denge bozulmuş, diğer yandan kırdan kente göçlerin doğurduğu çarpık kentleşme, kent çeperlerindeki ormanların yok oluşunu hızlandırmıştır. ” 

Türkiye ekonomisinin büyüme ekseni özellikle 2008 sonrası neredeyse tamamen inşaat ve ranta odaklandığını kaydeden Atmış, “Bu durum ne yazık ki ormanlar gibi diğer doğal varlıklar üzerinde de büyük tehditler oluşturmuş ve ülkenin bütün doğasının ekonomik büyümeye hizmet edecek şekilde yönetilmesi anlayışı ağırlık kazanmıştır. Üstelik bu anlayışa sahip olanlar, mevcut sorunların doğru tespit edilmesi yerine, hiç sorun yokmuş gibi davranmakta, hatta ormanları çok başarılı bir şekilde yönetiyormuş gibi hareket etmektedir. Bu da ormanlarımızdaki yıkımın hızını iyice artırmaktadır” değerlendirmesi yaptı. 

Adıyaman’da çadırlar su içinde: Devletin bir konteyner verecek gücü yok mu?

Video haber: Jiyan ERKILIÇ

*

Kahramanmaraş merkezli depremlerden en çok etkilenen kentlerden biri olan ve ölü sayısının binleri aştığı Adıyaman’da, deprem nedeniyle evsiz kalarak çadırlarda yaşamaya başlayan vatandaşlar, bu kez aşırı yağışlardan dolayı mağdur durumda.

Depremin üzerinden geçen bir buçuk aydan daha uzun bir süre geçmesine rağmen hala çadırlarda kalan depremzedeler, devam eden aşırı yağışlardan dolayı çadırlarının çamur ve su içinde kaldığını ifade ederek yetkililere çağrıda bulundu.

Depremzedeler, deprem bölgesinde yardımların eşit dağıtılmadığını ve bu hava koşullarında çadırda değil konteynerde kalmaları gerektiğine dikkat çekerek “Her yağmur yağdığında halimiz böyle. Her gün uyarı yapıyorlar, aşırı yağışlar, sel bekleniyor. Hayatlarımız bu depremle elimizden kayıp gitti. Çoluk çocuğumuzla çadırda bu hava koşullarında rezil oluyoruz. Devletin en azından bir konteyner verecek gücü yok mu?’’ ifadelerini kullandı.

Mahalle sakini depremzedeler, yetkililer tarafından herhangi bir yardım yapılmadığını ileri sürerek bulundukları bölgede dağıtılan yardımların dernek ve hayırseverler tarafından yapıldığını ifade etti.

Depremzedeler hava koşulları ve zorlu yaşam koşullarından dolayı sağlık sorunlarıyla mücadele ederken birçoğu ise küçük çocuklarının sağlığı konusunda endişe duyuyor.

Çevre aktivistleri Kadıköy’de buluştu

İstanbul‘un Kadıköy ilçesindeki Rıhtım Meydanı‘nda bir araya gelen Doğanın Çocukları ve İkizdere Çevre Derneği, yetkililerden insan ve çevre sağlığını tehlikeye atan uygulamalara son vermelerini talep etti.

Doğanın Çocukları, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremleri sonrası hükümetin izlediği afet yönetim politikalarını eleştirerek, izlenen enkaz yönetim planı ile halkın ve çevrenin sağlığının tehlikeye atıldığına dikkati çekti.

Ekokırım suçlarına karşı seslerini yükseltmek için toplandığını ifade eden aktivistler, yıkılan kentlerin yeniden inşa süreçlerine değinerek “Yıkılan kentleri yeni sermaye birikim alanları olarak gören müteahhitler ve inşaat şirketleri ile el ele vermiş iktidar koalisyonu yayımladığı 126 nolu Kararname ile bu kentleri hızlı bir şekilde imara açmayı, toplumsal belleği ve tarihi ve kültürel dokuyu yok etmek pahasına betona gömmeyi planlıyor” dedi.

Geçmişte, maliyeti az rantı çok olsun mantığıyla alelacele yapılan binaların yıkımlarının oluşturduğu enkazın da atar topar kaldırılması ve yeni projelere başlanmasıyla asbest sorununun bir kez daha gündeme geldiğine yer veren Doğanın Çocuklar, afet sürecinin başından bu yana uzmanların, emek ve ekoloji örgütlerinin ve STK’ların bu tehditler konusunda uyarılarda bulunduğuna dikkati çekti:

Önlem alınmadan yıkılan binalardan, taşınan molozlardan yayılan asbest, silika ve diğer kimyasallar, bu kimyasalların havaya suya toprağa karışması, besin zincirine girmesi; yüzbinlerce hatta milyonlarca canlının yaşamını etkileyecek, birçok hastalığa sebep olabilecek, ölümcül bir tehdit anlamına geliyor.

‣ ‘Deprem sonrası moloz ve atıklar doğru bertaraf edilmezse risk büyük’
‣ Depremde sağ kalanlar şimdi de zehir soluyor: Zeytinliklere, çadır kentlerin dibine enkaz yığıyorlar

‘Depremden daha fazla ölüme sebep olacak’

Söz konusu kimyasalların depremden çok daha fazla ölüme sebep olabilecek bir tehdit oluşturduğuna ve buna rağmen hiçbir önlem alınmadığı gibi ses çıkaranlar da susturulmak istendiğine yer verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Toplum sağlığı için zehir demek olan bu molozların derelere, sulak alanlara dökülmesi, oradan tarım ve yaşam alanlarına taşınması ilk olarak dikkate alınması ve önlenmesi gereken bir durumdu. Malatya’da kayısı, Adıyaman’da tütün, Hatay’da maydonoz ve narenciye, yani kirletilen tarım alanlarında yetiştirilecek tarımsal ürünler yarın bizim sofralarımıza gelecek, fakat bu ürünler bize besin olmaktansa zehir olacak. Bu depremden çok daha büyük bir felaketle karşı karşıyayız demek anlamına geliyor. Bu ülkede biz ayrıcalıksızların, doğa ve yaşam savunucularının, uyarılarına; bakanlıkların, belediyelerin gözü kulağı kapalı.”

‘Yaptığınız soykırım ve türkırımdır’

Tüm bunların toplum sağlığına büyük tehditler teşkil ettiğini vurgulayan aktivistler, “Depremde yalnız bıraktıkları halkı şimdi de bu kimyasallarla zehirlemeye başladılar. Bunun bir soykırım ve türkırım olduğunu görüyoruz” diye eklediler.

‣ Asbest kabusu: Kontrolsüzce doğaya bırakılan molozlar 11 ilde yaşamı tehdit ediyor
‣ Adıyaman’da dere yatağına dökülen enkaza halk tepkili: Neden önlem alınmıyor?

Yetkililere seslenerek gerekli tedbirlerin alınması çağrısında bulunan aktivistler “Sizi tekrardan uyarıyoruz: Suç işliyorsunuz. Bu bir toplu katliamdır, bir insanlık suçudur, bir ekokırım ve türkırım suçudur. Milyonlarca canlı hastalandıktan sonra buradan geri dönüş yok fakat biz işlenen suçları görüyor ve raporluyoruz. Ekolojik yaşamı öyle ya da böyle ama mutlaka hesaplaşarak kuracağız” ifadelerini kullandı.

‘Siz yapın, biz hukuku sonra getiririz mantığıyla adalet sağlanamaz’

İkizdere Çevre Derneği de Rize‘nin İkizdere ilçesinde Cengiz İnşaat’ın yürüttüğü taşocağı projesine tepki göstermek üzere Kadıköy Rıhtım Meydanı’nda bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

İkizdere Vadisi‘nin kollarından Eskencidere Vadisi‘nin dünyada sayılı ekolojik bölgeler arasında yer aldığı kaydedilen açıklamada, bu vadinin taş ocağı projesi nedeniyle yok edilmeye devam ettiği belirtildi.

Dernek, “Cengiz İnşaat ve onun taşeronlarına karşı üç yıldır sürdürdüğümüz hukuki mücadelemiz ve itirazlarımız da devam etmektedir” dedi. Açıklamada, geçtiğimiz günlerde Danıştay 6’ıncı Dairesi‘nin derneğin başvurularını haklı bulduğu ve Rize İdare Mahkemesinin ret kararını bozarak doğa lehine karar aldığı hatırlatıldı.

‣ İkizdere’yi yok eden taş ocağına Danıştay’dan ‘dur’ kararı: Hukuk yavaş, makine hızlı

Danıştay’ın yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi talebiyle davanın yeniden görülmesini karar bağladığını açıklayan aktivistler, şunları kaydetti:

‘Siz yapın, biz hukuku sonra getiririz’ mantığıyla adalet sağlanamaz. Rize İdare Mahkemesi Danıştay kararı sonrası yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptıracak. Tüm hukuksal süreçler devam ederken vadide çalışmalarının devam etmesine göz yumuluyor.

İspanya’da kuraklığa ‘son çare’: Köylüler yağmur duasına çıktı

Emilio Morenatti/Emilio Morenatti

“İnançla istedik ve birçok insan gelip inançla dua etti” diyen Piskopos Francesco Conesa “Tanrı bize uygun olanı verecektir” sözleriyle köylülerin umutlarını dile getirdi.

Emilio Morenatti/Emilio Morenatti

İspanya Meteoroloji Kurumu‘na göre üç yıldır süregelen çok düşük yağış ve yüksek sıcaklıklar ülkeyi resmi olarak uzun vadeli kuraklığa soktu. Ülkenin en kurak altıncı yılı ve kayıtların tutulmaya başlandığı 1961’den bu yana en sıcak yılı ise 2022’de yaşandı.

Ülkenin kuzeydoğundaki Katalonya, kuraklıktan en kötü etkilenen bölgeler arasında yer alıyor.

İskoçya’nın yeni başbakanı Hamza Yusuf: Bağımsızlığa hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var

Birleşik Krallık‘a bağlı İskoçya Özerk Yönetimi‘nin Başbakanı, İskoç Ulusal Partisi‘nin (SNP) liderliğine seçilen Sağlık ve Sosyal Hizmet Bakanı Hamza Yusuf oldu.

Bir önceki Başbakan ve SNP Genel Başkanı Nicola Sturgeon her iki görevinden de istifa etmiş ve Yusuf parti başkanlığına aday olmuştu. 2014’te başbakan seçilen Sturgeon ülkenin en uzun görevde kalan başbakanıydı.

Göçmen bir ailenin çocuğu olan Pakistan asıllı Hamza Yusuf ise, İskoçya’nın ilk beyaz olmayan ve Müslüman başbakanı oldu.

Yaptığı konuşmada İskoçya’nın bağımsızlık mücadelesine değinen 38 yaşındaki Yusuf, “Şimdi bağımsızlığa, daha önce hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var” dedi.

 

Eleştirilerin odağındaki Kızılay Başkanı Meclis’te: İstifa etsem, kaotik duruma dönüşür

Maraş merkezli depremlerin ardından stoğundaki çadırları satmasıyla eleştirilen Kızılay‘ın Başkanı Kerem Kınık, TBMM Deprem Araştırma Komisyonu’nda milletvekillerine sunum yaptı.

Toplam 130 bin 271 çadırı deprem bölgesine sevk ettiklerini söyleyen Kınık, çadır fabrikalarında günlük bin 200 çadır üretiminin yapıldığını; son iki yılda toplam 51 bin 480 çadırın AFAD’a teslim edildiğini belirtti.

Uluslararası Göç Kurumu için üretilen çadırların deprem olunca Ahbap için iktisadi kuruluş satışı yapıldığını aktaran Kınık, “Haberim yoktu, bana sorsalardı Ahbap’a göndermeyin derdim” dedi.

Taahhüt edilen bağışlar aktarılmadı

Kınık’ın verdiği bilgiye göre 15 Şubat akşamı tüm TV kanallarında yayınlanan “Türkiye Tek Yürek” kampanyası kapsamında Kızılay için 919 milyon 982 bin TL’lik yardım taahhüt edildi. Ancak, bugüne kadar taahhüt edilen tutarın yalnızca 565 milyon TL’lik kısmı kuruma aktarıldı, 354 milyon 982 bin TL’lik kısım ise halen bekleniyor.

Kınık, depremin ardından yurt içi ve yurt dışı olmak üzere toplam ayni ve nakdi bağış tutarının toplamının 6 milyar 57 milyon 210 bin TL’ye ulaştığını açıkladı.

‘İstifa edersek kaotik ortama dönüşür’

Kınık’ın sunumun ardından komisyon üyeleri de söz aldı. CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin, Kınık’a “Neden istifa etmiyorsunuz, çadır, kan gıda maddesi satmak nedir?” diye sordu. Şevkin şunları söyledi:

“50 binin üzerinde vatandaşımızın hayatını kaybettiği böyle bir ortamda sınıfta kalan Kızılay’ın başkanı olarak bir de milletvekili adayı olacağınız konuşuyor. Hangi başarınızdan dolayı milletin karşısına çıkıp…”

Kınık ise istifa çağrılarına şu şekilde yanıt verdi: “Kızılay bir yönetim kurulu ile yönetilir. Genel başkanı istifa ettiği anda tüzüğümüz gereği Kızılay, iki ay içerisinde genel kurula gitmek zorundadır. Kızılay Genel Başkanı ile beraber yönetim kurulu istifası halinde idari anlamdaki işlemleri durur. Kaldı ki oluşacak tartışmalar sonucunda sahada 300 bin gönüllünün yönetilmesi kaotik bir duruma dönüşür.”

Ne olmuştu?

Haluk Levent, Kızılay’ın depremlerin üçüncü gününde derneklerine 2 bin 50 çadır sattığını söylemiş; kamuoyunda tepkilere yol açan bu durumu Kerem Kınık doğrulamıştı.

Türkiye enkazken Kızılay çadır satışında: Haluk Levent ‘AFAD da Kızılay’dan çadırları parayla alacaktı’ dedi

Satışın Kızılay’ın iştiraki olan Kızılay Çadır ve Tekstil Şirketi tarafından yapıldığını belirten Kınık, maliyetine yapıldığı belirtilen satıştan elde edilen gelirin çadır üretiminde kullanılacağını söylemişti.

Kızılay protestoları sürüyor: EHD’lilere de gözaltı
Kızılay Derneği Başkanı ve yöneticileri için suç duyurusu
İstifa etmeyeceğini açıklayan Kızılay Başkanı’dan çadır satışı ‘çarkı’: ‘Haberim yoktu, ben olsam satmazdım’
Polis tutanağından: Kızılay 18 Şubat’ta iki TIR dolusu giysi satmış
Kızılay’da yeni bilmece: Battaniye parası nerede?
Kızılay, bu kez de prefabrik barınma yapılarını sattı