Editörün SeçtikleriManşetTürkiye

Türkiye’de su sorunu ve yönetimi: Kriz kapıda mı?

0
su fakiri, kriz

Haber: Dilan KARACAN

*

“Su zengini bir ülke değiliz. Uluslararası geçerlilik taşıyan kriterlere göre de nüfusumuz arttıkça su fakiri ülkelerden biri olmaya doğru yaklaşıyoruz.”

Bu sözler Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız’a ait. Ülkemiz su kaynakları açısından dünya genelinde olduğu gibi nüfusa ve coğrafyaya göre dengesiz bir dağılıma sahip. Bölgesel kuraklıların da etkisiyle olası bir su krizinin yaşanması ihtimaller dahilinde. Su konusunda krizi ötelemekten ileriye gidemiyorken daha büyük sorunların yaklaştığı da aşikar.

Yakın dönemde Tarım ve Orman Bakanı Yardımcısı Veysel Tiryaki yaptığı açıklama ile Türkiye’nin 2030’dan itibaren “su fakiri” ülkeler sınıfına dahil olacağını belirtti. Uzmanlar yakın gelecekte büyük bir kriz yaşanacağını ön görmese de iklim değişikliği ve su yönetimindeki eksiklikler ile birlikte önemli sorunların yaşanabileceğinin altını çiziyor.

su sorunu, kriz, Türkiye

Kişi başına düşen yıllık su miktarı

Yönetimsel sıkıntılar, tarımsal sulama, iklim değişikliği, sosyal farkındalık eksikliği ve demografik değişimler gibi birçok etken ülkemizdeki su sorununu belki de 2030 yılından daha erken bir dönemde krize dönüştürebilir. Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda kişi başına düşen su miktarı yıllık yaklaşık 8000 m³ iken günümüz Türkiye’sinde bu miktar 1200 m³ seviyelerinde seyrediyor.

Ülkedeki su durumuna dair birçok konuyu Su Politikaları Derneği başkanı Dursun Yıldız’la masaya yatırdık.

‘Türkiye bir bölgesel kuraklık ülkesi’

Ülkemizin büyük bir bölümünün yarı kurak bir iklim kuşağında yer aldığına ve Türkiye’nin bir bölgesel kuraklık ülkesi olduğuna dikkat çeken Yıldız, bölgesel kuraklıkları son yıllarda daha sık ve daha şiddetli yaşamaya başladığımızın altını çiziyor.

Su kaynaklarının nüfusa ve bölgelere göre dengesiz dağıldığını belirten Yıldız, suyun miktarıyla birlikte kalitesinin de oldukça önemli olduğunu vurguluyor:

“Ülkemizde suyun miktar olarak güvenliği kadar su kalitesi güvenliğimiz de önem taşıyor. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ‘Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikleri Değerlendirme Raporu‘na göre su kirliliğimiz çok arttı. 2019 yılı raporunda su kirliliği 27 ilde birinci öncelikli çevre sorunu iken 2022 yılında yayınlanan raporda bu il sayısı 33‘e çıktı. 66 il müdürlüğünün 425 yüzey suyu izleme noktasından aldığı numunelerde muhtemel kirlenme nedenleri arasında evsel atık su kirliliği öne çıkıyor.”

Fotoğraf: DHA

“Türkiye’nin çok yaygın bir su krizi ile yakın gelecekte karşılaşması ihtimali yüksek değil” diyen Yıldız, açıklamalarına şöyle devam ediyor:

“Ancak aşırı kurak dönemlerin iki yıl üst üste devam etmesi sonrasında bazı bölgelerimizde su sorunu kriz noktasına ulaşabilir. Ayrıca gerekli önlemler hızla alınmazsa yaz aylarında su talebi çok artan ve halen su sıkıntısı yaşayan Datça, Marmaris, Bodrum gibi turistik bölgelerimizde de su sorunu krize dönüşebilir.”

Ekim 2023’te Muğla‘nın Bodrum ilçesini besleyen Mumcular ve Geyik barajları kuraklık nedeniyle dibi görmüştü. 

Bodrum’a su veren ikinci baraj da kurudu
Bodrum’da kuraklık: Barajların dip seviye suları kullanılırsa ekolojik sistem zarar görür 

‘Çözümünü kolaylaştıracak etmen, yönetimsel’

Ayrıca nüfus artışı, iklim değişikliği, kirlilik ve köyden kente göç durumları da su sorunundaki önemli etmenlerden. Peki ya yönetimsel taraf? Yıldız, çözümün yönetimsel süreçler ile sağlanabileceğini savunuyor.

“Gelişmiş kuzey ülkelerinin dışında halen birçok ülke bu yönetim politikalarını tam olarak uygulamaya koyabilmiş değil” diyen Yıldız, artan baskıların su sorunlarını da artırdığını söylüyor:

“Ülkelerde su sorununu arttıran etmenler daha çok ekonomik, klimatolojik, demografik iken çözümünü kolaylaştıracak etmen ise yönetimsel etkenler olmaktadır. Su yönetiminde klasik anlayışın yerine su kaynaklarının havza ölçeğinde katılımcı, şeffaf ve planlı bir şekilde yönetilmesi anlayışı geçmelidir.”

‘Sürdürülebilir su yönetimi politikası: Yenilikçi konseptler’

Su Politikaları Derneği Başkanı Yıldız’ın uygulamaya geçirilmesi gerektiğini savunduğu modern su yönetimi anlayışı kapsamında birtakım yenilikçi konseptler bulunuyor. Bu konseptler içerisinde şunlar yer alıyor:

  • Suyun arıtılıp çevrimiçi olarak kullanımı,
  • Su kaynağının arıtıldığı atık su,
  • Gri su kullanımı,
  • Su hasadı gibi yöntemler,
  • Su hizmetleri yönetiminde dijital su teknolojilerinin kullanılması,
  • Esnek ve katılımcı su yönetimine geçilmesi,
  • Afetlere dayanıklı su altyapısı,
  • Yönetim anlayışı oluşturulması…

Suyun ortalama yüzde 70’inin kullanıldığı tarımsal sulamanın daha verimli yapılması, sanayi suyunun arıtılarak yeniden kullanımı, içme ve kullanma suyunda şebeke kayıplarının en aza indirilmesi, suyun verimli kullanımı için toplumsal bilinç yaratılması gibi hususlar da sürdürülebilir su yönetimi politikasının ana unsurları arasında yer alıyor.

‘Koordinasyon eksikliği, yaygın siyasi kadrolaşma’

Türkiye’de uzun yıllar ulusal su planı ve politikası kapsamında birbirinden bağımsız projeler geliştirdiklerini belirten Dursun Yıldız, koordinasyon eksikliği nedeniyle projelerde belirtilen süreler içinde sonuca ulaşmada zorlandıklarına vurgu yapıyor. Yıldız, etkin su yönetiminin önüne geçen bazı durumlardan şöyle bahsediyor:

“Su kaynaklarını geliştirme politikamız öncelikle oluşmuş olan ihtiyaçların süratle karşılanmasına yönelikti. Bu anlayış tek tek proje bazında uygulamalara yol açtı. Ayrıca su yönetiminde arz yönetimi öne çıktı ve sosyo-politik faktörlerin etkisi ile talebi düzenleyici mekanizmalara yer verilmedi. Yaygın siyasi kadrolaşma sonucu su yönetimi ile sorumlu kurumlarının kimlikleri, hafızaları ve kurumsal doğru karar alma sistemleri erozyona uğradı.”

Yıldız, bu gibi durumların ve su yönetimindeki diğer yasal eksikliklerin tamamlanması için yaklaşık 10 yıl önce başlatılan Su Yasası taslağı hazırlama çalışmalarının ise halen sonuçlanmadığını belirtiyor ve ekliyor:

“Diğer taraftan 2011 yılında kurulan Su Yönetimi Genel Müdürlüğü havza ölçeğinde koruma, su tahsisi, taşkın yönetimi, kuraklık yönetimi gibi birçok strateji ve eylem planlama raporu hazırlamıştır. Ancak uygulamaya geçmemiştir.”

Fotoğraf: DHA

Ulusal Su Yasası: Yetki çatışmaları

Türkiye’nin su ile ilgili mevcut ve gelecek politikalarının belirlenmesi, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi için su kullanımı konusunda tasarrufu olan ve su alanında faaliyet göstermekte olan kamu kurum/kuruluşları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri gibi bütün ulusal paydaşlar ile katılımcı ve kapsayıcı bir anlayışla sürdürülen çalışmalar sonucunda meydana getirilmişti.

Dursun Yıldız, 2018-2023 ulusal su planı hakkında “Çok kapsamlı olmasına rağmen kurumsal ve yasal eksiklikler nedeniyle uygulamaya geçirilememiştir” diyor. Söz konusu plan çerçevesinde aşağıdaki eksikliklere odaklanıldığı belirtiliyor:

  • Çeşitli kurumlarca ayrı ayrı üretilen su politika ve yatırım programları mükerrer uygulamalara ve kaynak israfına neden oluyor.
  • Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasında yetki çakışmaları bulunuyor.
  • Su kaynaklarının korunması ile ilgili toplumsal farkındalık yeterli değil
  • Kurumlar arası koordinasyon zayıf
  • 30 kanun ve ikincil düzenlemeden oluşan su mevzuatı, çok parçalı ve havza yönetimi için yetersiz.
  • Kalkınma odaklı arazi kullanımı ve kalkınma kararları su kaynaklarının korunmasını zorlaştırıyor.
  • Sorunların çözümünü sağlayıcı çerçeve bir yasal düzenleme (Su Kanunu) bulunmuyor

“Türkiye’nin su kaynakları geliştirilmesi ve su hizmetleri yönetimi için uygun bir finansman modeline ihtiyaç var” diyen Yıldız, güçlü ve etkin bir kurumsal altyapı ihtiyacına da vurgu yapıyor.

su sorunu, kriz,

‘Radikal bir düşünce devrimi şart’

“Halen su yönetiminde çok başlı, çok parçalı ve koordinasyon eksikliği içinde bir kurumsal yapı var. Bu durum su yönetimindeki başarısızlığın ana sebeplerinden sayılabilir” diyen Yıldız, su yönetiminde başarı sağlamak için suyu havza ölçeğinde yöneterek ekonomik verimi arttırmak, sosyal eşitliği sağlamak ve çevresel sürdürülebilirliği temin etmek gerektiğini vurguluyor.

Su yönetimi açısından değerlendirmelerde de bulunan Yıldız, “Belirlenen su politikalarının uygulanmasının önünde sosyo-politik etkiler çok olumsuz rol oynuyor. Popülist politikalar su hizmetlerinin kamusal hizmet anlayışıyla sürdürülebilir yönetimini de engelliyor. Su yönetimindeki köklü kurumsal yapıların yenilenerek ihtiyaçlara uygun şekilde kapasitelerinin geliştirilmesi sağlanmadığı için yeterli verim alınamıyor” diyor ve ekliyor:

“Kısaca ekonomik, ekolojik ve sosyal olarak sürdürülebilir bir su yönetimi için radikal bir düşünce devrimi şart.”

Kurumsal Kapasite Geliştirme Eylem Planı

Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, halen mevcut kurumlar arasındaki yetki ve sorumluluk alanları konusundaki değişime direnç gösterme, hatta bu alanları genişletme anlayışının var olduğunu ve bunun akılcı bir politika ile ülke gerçeklerine uygun bir şekilde değiştirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Yetki ve sorumlulukları net bir şekilde belirlenmiş olan kurumları oluşturmak için bir ‘Kurumsal Kapasite Geliştirme Eylem Planı’nın uygulamaya koyulması gerektiğini belirten Yıldız, bu eylem planının öncelikli amacının oluşturulan kurumsal yapılar arasında, ulusal su planı amaçları doğrultusunda, stratejik amaç ve hedef birlikteliğini sağlamak olması gerektiğini savunuyor.

Son olarak Dursun Yıldız, yönetimsel sorunlara dair görüşlerini şu sözlerle dile getiriyor:

“Bu güne kadar yaşanan yönetimsel problemleri çözmek için öncelikle nehir havzası ölçeğinde etkin uygulama yapacak bir kurumsal yapı oluşturmak gerekecek. Bu yapı tarafından uygulanacak planlar için merkezi, bölgesel ve havza ölçeğindeki planlama karmaşasını ve ilişkisizliğini gidermek de önemli olacak. Ayrıca ekolojik dengeyi gözeten doğa tabanlı çözümlere öncelik vermek, katılımcı yönetimde yer alacak kuruluşların yapısal zaafiyetlerini gidermek, hizmet verimliliğinin arttırılması için dijital teknolojik gelişmelerden faydalanmak da oldukça önemli.”

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.