Ana Sayfa Blog Sayfa 1341

Fırsatçılar yangında bile iş başında

Yaklaşık iki haftadır ülke genelinde; özellikle de Antalya ve Muğla’da yoğunlaşan orman yangınlarıyla boğuşuyoruz. Yangınların bu süre içinde söndürülemeyişi, daha büyüyerek yayılması ve THK’nın yangın söndürme uçaklarının inatla uçurulmaması toplumsal tepkileri her gün daha da büyütüyor. Üstelik yangınla baş edemeyen yönetim hala yangınların ana nedeninin küresel iklim krizi olduğunu bile kabul etmiyor. Tüm ülkeler sıcak yaz aylarına büyük orman yangınları açısından ön hazırlık yaparak girerken tek bir yangın uçağı bile edinmeden, THK uçaklarını hazırlamadan, küresel iklim değişikliği nedeniyle aşırı sıcak geçeceği önceden belli olan yaz sezonuna giren tek Akdeniz ülkesiyiz.

Orman yangınları gerek öncesindeki nedenleri, gerekse sonuçları itibarıyla temelde önemli bir halk sağlığı sorunu… Günlerce süren büyük orman yangınları son dönemde büyük çoğunlukla iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkıyor. Küresel iklim krizi ile birlikte sıcaklıkların yükselmesi, kuraklığın artması, sıcak dalgaları gibi meteorolojik ve iklimsel koşullar tüm dünyada ve ülkemizde her geçen yıl orman yangınlarının sıklığını ve maruz kalan bölgelerin sayısını arttırıyor.

Yangın sadece ağaçları değil, tüm hayatı yok ediyor

Büyük orman yangınları sadece yangın bölgesi için değil, geniş bir bölge için tam anlamıyla bir ekolojik yıkıma neden oluyor. Yangınlar etkiledikleri bölgede doğal yaşama uzun yıllar boyunca giderilemeyecek zararlar verip bitki türlerinin ve yaban hayatının yok olmasına da neden oluyor.  Yangın sonrası iyi niyetle yapılan bu alanların hızla yeşillendirilmesi çabaları ve yangın bölgesine başka canlı türlerinin gelmesi de ekosistemlerin onarımı açısından büyük sakıncalar oluşturuyor. Ayrıca bu yangınlar hava kalitesini de olumsuz yönde etkiliyor. Yangın nedeniyle ortaya çıkacak partikül madde olarak nitelendirdiğimiz parçacık maddeler, SO₂, NOx,  bölgede yangından etkilenen endüstriyel tesislerden atmosfere karışacak zehirli gazlar hava kirliliğinin çoğunlukla nedeni.

6 Ağustos, İzmir. Fotoğraf: Hakan Köse

Orman yangınlarına bağlı hava kirliliği, diğer bölgesel kirletici kaynakları emisyonlarıyla da birleşerek ve meteorolojik koşulların da etkisiyle bazen çok geniş alanları etkileyebilir. 6 Ağustos’ta birçok batı kentimizde görülen ve güneşin bile görülmesini zorlaştıran kirlilikte Antalya ve Muğla’daki orman yangınlarının da katkısı var.

Antalya- Manavgat ve Muğla yangınlarında da yaşandığı gibi son yıllarda küresel iklim değişikliği nedeniyle çıkan büyük orman yangınlarında ormanlık alanların yakını ve çevresindeki büyüklü küçüklü yerleşim yerleri de yangından yoğun olarak etkileniyor. Bu durum nedeniyle can kayıpları yaşanıyor. İnsanlar evlerini ve ekonomik varlıklarını kaybediyor, fiziksel ve ruhsal sağlıklarını yitiriyor. Yanan alanların yeniden ayağa kaldırılması uzun yıllar alacak bilimsel çabalar istiyor. Tabii bu alanların tekrar canlandırılabilmesi için ilk şart ise yanan bölgenin imar rantı peşinde koşanlardan korunması. Bu konuda ülkemiz sabıkalı…

Akbelen Ormanları’nda yangından istifade kesim

Bunun son örneği son yangınlarda ortaya bir kez daha çıktı: Bodrum’da yangınlardan zarar gören bazı oteller aynı bölgede 2007 yılında çıkan yangınlarda zarar gören orman alanlarına yapılmış. Ayrıca halen yangından zarar gören alanların birçoğu için yangın öncesi maden ruhsatları verildiği iddiaları da kamuoyuna yansıdı. Fakat dün gelişen durum ise daha da vahim. İki gün önce bölgedeki iki termik santrali de yanma tehlikesi geçiren bir şirket, bölgede tüm dikkatlerin yangın üzerinde olduğu bir anda kömür madeni açmak için yangından zarar görmeyen Milas Akbelen Ormanı’na girerek ağaç kesimi yapmak istedi. Daha önce de bölgede kömür madeni açmak için ormanı yok etmek isteyen şirket bölge halkının açtığı karşı davanın sonucunu beklemek zorunda kalmıştı. Kelimenin tam anlamıyla pes!

O bölgede tüm insanlar on günden bu yana aç ve uykusuz yanan tek bir ağacı kurtarmak için yangını elleriyle, şişe sularla söndürmeye çalışıyorlar. İşte böyle bir ortamda; hedefleri sadece para kazanmak olanlar, üstelik küresel iklim değişikliğinin ana nedenlerinden olan kömürlü termik santrallerine kömür çıkartmak için kalan son ormanları da yok edilmek isteniyor. Bölge halkının tüm yorgunluklarına rağmen ormanı büyük bir güçle savunması şimdilik kapitalist sistemin yangınla değil ama balta ile yapmak istediği katliamı durdurdu. Dün akşam bölgeden gelen son haberler İkizköylülerin tek tek ağaçları savunma kararlılığında olduğunu gösteriyordu.

Bugün Akbelen Ormanı’nda yaşananlar kapitalist sistemin ucunda para olduğunu gördüğü anda hiç tereddüt etmeden dünya üzerinde kalacak son ağacı bile keseceğini ve bu sistem içinde çevre mücadelesinin olamayacağını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Haydi, Milas’a, haydi Akbelen Ormanına; oradaki ağaçları tek tek savunmak için İkizköylüler bizi bekliyor.

 

Milleyha’nın korunması için ‘sulak alan statüsü’ yetmez, ‘özel alan’ ilan edilmeli

Haber: Burcu ÖZKAYA GÜNAYDIN

*

Dünyanın sayılı kıtalararası göç yollarından biri olan Hatay’da, Türkiye’de görülen 488 kuş türünden 281’i gözlemleniyor.

Samandağ ilçesinde bulunan Milleyha Kuş Cenneti, Asi Nehri‘nin denize karıştığı yerden itibaren yaklaşık üç kilometre kuzeye doğru uzanan, bölge en çok kuş türü barındıran alanlarından. Bu bölge ayrıca Türkiye’nin en önemli kuş göç yolu ve kuş gözlem noktası. Milleyha daha önce çöp, moloz, avcılık üçgeninde, şimdilerde ise açılan koca bir kanalla yok olmayla yüz yüze kaldı. Kuş gözlemcisi Emin Yoğurtçuoğlu’nun fark edip sosyal medyadan duyurarak gündemleştirmesiyle konu yetkililerin de dikkatini çekti. Şimdi gelin Milleyha’da yaşananlara bir göz atalım.

Yağmurlar bitti sulak alan kurudu

Nisan ayıyla beraber tüm Türkiye’yle birlikte bölgede de yağmurların azalması, mayıs ayında tam bitmesiyle bölgedeki sulak alan iyice kurudu. Böylece dünyanın farklı noktalarından gelip Milleyha’da konaklayan kuşların yaşam alanı yok oldu. O dönem bölgede çalışmalar yapan kuş gözlemcisi Emin Yoğurtçuoğlu, sosyal medya hesaplarından “Gelin el birliği ile kuşlara yaşam alanı yapalım” çağrısı yaparak, bulunduğu yerin konumunu paylaştı. Yoğurtçuoğlu’nun çağrısına yakın çevreden gelebilen yerel halk ve Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin itfaiye ekibi destek oldu.

Kuşlar için 48 saat boyunca su taşıdılar

Emin Yoğurtçuoğlu.

Bölgedeki çöplerin toplanmasıyla işe başlandı. Tankerle bölgeye 7 ton su taşındı, ama yetmedi. Bölgenin küçük bir sulak alan olarak kalabilmesi için için yaklaşık 50 ton su gerekiyordu. Bunun için yakın bir yerdeki kanaldan su çekimi yapıldı, ancak hortum yetmediği için işin geri kalanına kazma kürek ile su taşıma işlemi yapılarak devam edildi. Yoğurtçuoğlu, gönüllüler, itfaiye işçileri gece gündüz, 48 saat boyunca neredeyse hiç uyumadan su taşımaya devam etti ve iki günün ardından geçici de olsa kuşlar için bir sulak alan ortaya çıktı ve bölge farklı tür kuşlarla dolup taştı.

Ancak bu mutluluk çok uzun sürmedi. Onca emekle yapılan sulak alana, yapımının ertesi günü moloz döküldü. Yoğurtçuoğlu molozları gördüğü an hissettiklerini şu sözlerle aktardı: “İlkbaharda su tutan, çok önemli tuzcul bitkilerin bulunduğu, binlerce yıllık bir sulak çayır ekosisteminin üstünün birkaç kamyon ve dozerle toprak doldurulduğunu gözyaşları içinde izledim.”

Ben Türkiye’de nasıl güzel iş yapayım?

Yoğurtçuoğlu, devamında ise şöyle dedi: “Kalbim acıyor. Benim kuruyunca ellerimle kazıyıp su getirdiğim, herkesin kuşlar için seferber olduğu gölete demin bir kamyon gelip tam orta yerine moloz dökmüş. Ben Türkiye’de nasıl güzel bir iş yapayım? Nasıl bilgimi paylaşayım? Milleyha Kuş Cenneti’nin kaderi bu sanırım.”

Çöl ve denizin buluşması

Samandağ Asi Nehri’nin son denize döküldüğü nokta ve ana kuş göç yolu olduğu için Afrika‘dan, Arabistan‘dan, Hindistan’dan yani dünyanın dört bir yanından kuşların konakladığı nokta. Bunun ana sebebi ise çöl ve denizin bir arada olması. Samandağ’da onlarca farklı kuş türü olsa da bu kuşların genel adı kıyı kuşu. Kuşların göç için kıyı hattı ve verimli yerleri tercih ettiğine, çünkü gaga yapısı ve bacak boylarının kıyı ve sığ yerlerde beslenmeye uygun olduğuna dikkat çeken Emin Yoğurtçuoğlu, bu kuşların gölet ve yüzeyinde bitki olan yerlerde de beslenemeyeceğini belirtti.

Olay sosyal medyadan duyulunca Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, bölgenin korumaya alınacağını açıklayarak, Milleyha’yı ziyaret etti. Bahar ayından geçen günlere kadar gölden haber alınamadı.

Geçtiğimiz günlerde göl etrafında yürüyüş yaparken açılan kanalı fark eden Emin Yoğurtçuoğlu’nun sosyal medya hesabından “Yürüyüş esnasında kuş cennetindeki gölün kenarına koca bir kanal açılmış olduğunu gördüm. Gölün suyu içine dolmaya başlamış böylece göldeki son su da kanalın içine dolup kuruyacak. Tuz Gölü’nde yavru flamingoların başına gelen buradaki kuşların ve doğanın başına gelecek” yazarak Milleyha’nın yok olmaması için bir kez daha herkesi desteğe çağırdı.

Milleyha parsel parsel tapulu arazi

Milleyha, parsel parsel birbirinden farklı kişilerin tapulu arazisi. Su kanalı da sınır belirlemek amacıyla yapılmış. Tapulu arazi olması bu bölgede rahat davranmanın önünü açıyor. İnsanlar bilgisizlik nedeniyle de sulak alana zarar verebiliyor. Yoğurtçuoğlu’nun olayı duyurmasıyla gündeme giren Milleyha’nın göl kısmının sulak alan ilan edilerek, korumaya alınacağı açıklandı.

Belediye Başkanı Lütfü Savaş konuyla ilgili şunları söyledi:  “Birçok kuş türüne ev sahipliği yapan Samandağ’daki Milleyha bölgesinde izinsiz ve keyfi şekilde açılan kanalları kapattık. Milleyha, yaptığımız planlamalar ile kuş cenneti olmaya devam edecek. Doğamızın bozulmasına asla müsaade etmeyeceğiz.”

‘Doğa dostu projeler yapılmalı’

Yoğurtçuoğlu, koruma kararına sevinmekle birlikte bunun yetmeyeceğini söyledi:

“Sulak alan ilan edilip, Doğa Koruma Milli Parklar bünyesinde korunacağını öğrendiğimde içime su serpildi. Ama beklentimiz daha büyük. İnsanların ekositemi tanıması ve rant için kurban etmemesi gerek. Türkiye’nin her yerinden hatta dünyadan insanların dikkatini çekecek doğa dostu projeler yapılabilir, burası kuş cennetine çevrilebilir. En önemli şey de denetim mekanizması. Günde ortalama 50 kuş türü görülüyor, gelmek isteyen olursa buradayım.”

Bölgede yoğun şekilde avcılık da yapılıyor. Hatta kaçak ava çıkanlar da var. Emin Yoğurtçuoğlu, Kosta Rika’da av yasağı olduğunu Türkiye’de de en azından Milleyha gibi önemli noktalarda av yasağının olması gerektiğini kaydetti. Bir kuşun avlanmasının, tek bir tüfek sesinin duyulmasının dahi, onlarca türün huzursuz olarak bölgeden gitmesine sebep olacağını söyledi.

Bir taraf yol, bir taraf ifraz edilmiş

Subaşı Kuş Gözlem Derneği Başkanı Ali Atahan, Milleyha’yı 1999 yılından beri takip ediyor. Atahan, 2014 yılında o dönem topluluk olan daha sonra dernek olarak çalışmalarını yapan Subaşı Kuş Gözlem Derneği, 2014 yılında bu bölgenin sorunlarına dair bir rapor hazırlamıştı. Atahan, Milleyha’nın sadece göl kısmından ve sulak alandan ibaret olmadığını, Asi Nehri ağzına olan kısmı da kapsadığını söyledi. Sulak alanın 400 dönümlük kısmının Samandağlı bir kişinin tapulu arazisi olduğunu, 200 dönümlük kadar alanın kıyı şeridi kanunundan dolayı dokunulmayan alan olduğunu belirten Ali Atahan, şöyle devam etti:

“25 sene önce alanın yakınına bir türbe yapılmış. Daha sonra türbeye gitmek için bir yol açılmış. Bir tarafa yol açılmış diğer taraf da ifraz edilmiş ve o kısımda doldurulan alanlar var. Yol da kaçak; nasıl açıldı bilmiyoruz. Türbeye gittiği için de aktif kullanılıyor. Bir taraf tapulu arazi, bir taraf doldurulmuş, bir taraf türbeye giden aktif kullanılan yol. Kuşların besleneceği alan çok daralmış oldu.”

Bölgenin halen resmi olarak sulak alan ilan edilmediğini, sulak alan ilan edilse de ‘korumaya alındı’ anlamına gelmediğine dikkat çeken Atahan, bu bölgenin korunması için özel alan ilan edilmesi gerektiğini belirtti. 400 dönümlük tapulu olan kısımda arazi sahibi ile ortaklaşıp, 200 dönümlük kıyı şeridiyle kuşlar için iyi bir alan çıkacağını belirten Atahan, halen nasıl bir yol izleneceğini, resmi prosedürün nasıl işleyeceğini bilmediklerini anlattı.

‘1999’dan beri korunması gerekiyordu’ 

Sinem Kayıkçı.

Antakya Doğa Sanat ve Turizm Derneği’nin ( DOST ) Yönetim Kurulu Üyesi, aynı zamanda Samandağ Belediyesi Meclis Üyesi Sinem Kayıkçı da Milleyha Sulak Alanı’nın 1999 yılından beri korunacak bir bölge olarak tanıdığı, bildiğini söyledi. Biyolog Dr. Samim Kayıkçı‘nın 2003-2006 yıllarında Milleyha Sulak Alanı’nda tez çalışması olduğunu ve bu bölgede en yakın gözleminin de bu tarihte olduğunun altını çizen Sinem Kayıkçı, tez çalışması sürecinde alanın ilgililere duyurulması ve tez raporunun önemsenmesi için mücadele başlattıklarını vurguladı:

“Yıllardır bu bölge için aile olarak bilinçlendirme çalışması yapıyoruz. Ancak son iki yıldır, 2021 Ocak ayından başlayarak alana çöp ve molozlar dökülüyor. Bu bölgeyi fotoğraflayarak, Milleyha’nın geri dönülmez hatalarla kirlilik ve kurutulma şeklinde tahrip edilmesi üzerine daha ciddi olarak sahaya indim.”

Dr. Ali Atahan ve Dr. Samim Kayıkçı’yı alana davet ederek bu sahanın korunması adına çağrı yapmaya davet ettiğini anlatan Sinem Kayıkçı, “Burada bir belgesel çekip yayınladık, ayrıca o tarihten sonra sahada her gün fotoğraf çekerek, çevredeki insanları uyararak ve Belediye Meclis Üyeliği kimliğimle konuyu Meclis’e taşıyarak kamuoyu yaratma çalışması başlattım” dedi. Kayıkçı, iki yıldır biliil sahada Milleyha için çabaladıklarını, Emin Yoğurtçuoğluoğlu’nun gölü hem ulusal hem de uluslararası boyuta taşıyarak, kendilerinin mücadelesine ses olduğunu kaydetti.

Sulak alandan 20 kamyon çöp çıkarıldı

Konuyu Samandağ Belediyesi Meclis toplantısına, Samandağ Belediye Başkanı Refik Eryılmaz’a taşıdıktan sonra ekiplerle birlikte Milleyha’dan 20 kamyon çöp çıkardıklarını, temizlik bittikten sonra da bölgeye molozlar döküldüğünü görünce tedirginliğinin de arttığını söyleyen Kayıkçı şöyle konuştu:

“Bizde güzel olan bir şey fark edilmemişken, kendiliğinden biraz korunmuş oluyor. Olayı duyurduktan sonra art niyetli insanlar çoğaldı. Günbegün o bölgeyi fotoğrafladığımda, molozların arttığını, suyun azaldığını gördüm. Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’a bilgilendirme yapıp Milleyha için koruma talep ettik. Emin bey tanınan, takip edilen bir isim olarak Milleyha’da olanları duyurmamızı sağladı.”

‘Moloz dökülmeye devam edilirse geri dönüşü olmaz’

Milleyha’nın şu an kurtulup kurtulmadığına dair, konu hakkında daha bilimsel çalışmaları olan kişilerin söz hakkı olması gerektiğini söyleyen Sinem Kayıkçı, doğanın kendini yenileyebileceğini, fakat şu aşamadan sonra moloz dökülmeye devam edilirse geri dönülemeyecek bir noktaya gelinebileceğini aktardı:

“2003-2006 yılından beri gözlemlediğimiz bu saha o günden bugüne çok kan kaybetti. Tamamen kurutulduğunu düşünmüyorum ama şu süreçten sonra Sulak Alan ilan edilip, iyi bir korunma olmazsa evet; yok olma süreciyle karşı karşıya.”

Doku bozulmadan ekoloji park yapılmalı

Mileyha’nın ekoloji parkı yapılarak eko-turizme kazandırılması gerektiğini savunduğunu, doğal yaşama zarar vermeyecek bir program yapılarak ekoloji park olması gerektiğini vurgulayan Sinem Kayıkçı, bir an önce resmi olarak sulak alan ilan edilmesini; önceliğin turizm değil canlı yaşamı olduğununun bilincinde uzmanların denetimi altında turizme kazandırılması gerektiğini söyledi; Milleyha’nın geleceğinin yakın takipçisi olacaklarını belirtti.

 

Milas’ta şüphelendikleri için yol kesen siviller hakkında soruşturma başlatıldı

Muğla‘nın Milas ilçesinde Yatağan-Milas istikametinde seyir halinde olan araçları şüphelendikleri gerekçesiyle durdurarak kimlik kontrolü yapmak isteyen siviller hakkında soruşturma başlatıldı.

Yol kesme olayı, Yeşil Gazete adına yangınları takip etmek için alevlerin sıçradığı Kemerköy Termik Santrali’ne gitmek isteyen Gazeteci Metin Yoksu tarafından videoya çekilmişti.

Neler yaşandı?

Kendisini “Muharrem Duygu” olarak tanıtan sivil, araçlardaki vatandaşlardan kimliklerini vermelerini istemiş, ailelerini tahliye etmek için Milas’a gitmeye çalışan vatandaşlar ile aralarında tartışma yaşanmıştı.

Kendisine durdurma gerekçesi sorulan Muharrem Duygu cevap olarak o anda 31 plakalı bir araçtaki aileyi göstererek, “Bu araç yabancı plakalı bir araç. Şüphelendim. GBT yapacağım. Belki yangından kaçıyorlar ve ormanı bunlar yaktı nereden biliyorsunuz?” ifadelerini kullanmıştı.

Milas Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı

Görüntüler sosyal medyada çok fazla tepki yaratmış, tahliye sırasında yapılan keyfi yol kesme eylemi birçok kişi tarafından eleştirilmişti.

Konu ile ilgili açıklama yapan Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı, Milas Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma açıldığını duyurdu.

Açıklamada, “Sivil vatandaşlar tarafından kapatıldığı iddiasıyla 5 Ağustos 2021 tarihinde Milas Cumhuriyet Başsavcılığımızca ulaşım araçlarının kaçırılması, alıkonulması ve tehdit suçlarından derhal soruşturma açılmıştır. Soruşturmaya titizlikle ve tüm yönleriyle devam edilmektedir” denildi.

ABD Türkiye’ye iki yangın söndürme helikopteri gönderiyor

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ankara Büyükelçiliği, Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadelesine destek olmak için iki yangın söndürme helikopteri gönderileceğini duyurdu.

Büyükelçiliğin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada gönderilecek araçların CH-47 ‘Chinook’ tipi yangın söndürme helikopteri olduğu belirtildi.

‘Yardım sırası bizde’

Türkiye’nin “ABD’nin Müttefiki” ve “NATO üyesi” olarak nitelendirildiği açıklamada  “Türkiye, Covid-19’la mücadelenin başlarında yaptığımız yardım çağrısına, kişisel koruyucu ekipman sağlayarak yanıt vermişti” denildi.

Açıklamada “Şimdi biz de Türkiye’nin talebine yanıt vererek ve orman yangınlarını bastırma çabalarına destek olarak bu jeste karşılık vermekten gurur duymaktayız” ifadeleri kullanıldı. Açıklamanın devamı ise şu şekilde:

‘NATO müttefikimizin yanındayız’

“ABD Avrupa Komutanlığı kanalıyla ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetiyle ortaklık içinde hareket ederek, Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadelesine yardımcı olmak üzere iki adet CH-47 ‘Chinook’ tipi yangın söndürme helikopterini gönderme sürecini başlatmış bulunmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri, orman yangınlarının oluşturduğu tahribatı çok iyi anlamaktadır. Türkiye’de insanların alevleri söndürmek amacıyla ortaya koyduğu cesarete hayranlık duymaktayız. Bu çabalara yaptığımız katkı, Amerikan değerlerinin ve şefkatinin yurt dışındaki somut bir örneğini ifade etmektedir. ABD-Türkiye arasında uzun süredir devam eden dostluğun devamı çerçevesinde NATO Müttefikimizin yanındayız.”

Muğlalılar hava kalitesine uygun maske ve sağlık ekipmanı istiyor

Üç termik santral ve kilometrelerce uzanan kömür madenleri nedeniyle halihazırda sağlıksız durumda olan hava kalitesi orman yangınları sebebiyle sınır değerleri aştı.

Bunun üzerine Muğla Valiliği ve Sağlık Bakanlığı’ndan gerekli önlemleri almaları ve ihtiyaç duyulan aktif karbon maskeleri ile koruyucu diğer ekipmanların risk grubu olan kişiler başta olmak üzere tüm Muğlalılara dağıtılması için imza kampanyası başlatıldı.

‘Nefes alamıyoruz’

Marmaris, Köyceğiz, Milas ve Aydın’da devam eden yangınlara her gün yenisinin eklendiği belirtilen açıklamada “Yangınlardan kaynaklanan yüksek oranda toz, duman, kirletici gazlar ve külün etkisi altındayız. Nefes alamıyoruz” denildi.

Açıklamada “Köylerde kalma sebebimiz sadece evlerimizi, bağ-bahçemizi, hayvanlarımızı korumak ya da gidecek yerimizin olmaması değil! Aynı zamanda devam eden yangınlarda destek sağlamak veya olası başka orman yangınlarına da anında müdahale edebilmek için nöbetteyiz” ifadeleri kullanıldı.

‘Acil müdahale şart’

Yapılan açıklamada “Üzerimize kül yağıyor, havada kesif bir yanık kokusu var; yangınların dumanları birbirine karışıyor. Kül bulutları yüzünden güneş bile görünmüyor ve bizler tüm bunların ortasında nefes almaya çalışıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Sağlık risklerinin en aza indirilmesi için müdahale gerektiği belirtilen kampanyada “Yerleşim alanlarımıza, aktif karbon maskeleri veya bilimsel olarak ispatlanmış, duruma en uygun teçhizatın acil dağıtımı sağlanmalı, sağlık riskleri ve alınacak önlemler açıklanmalı” talebi yöneltildi.

Bugün yayımlanan IPCC 6’ıncı Değerlendirme Özet Raporu ne anlama geliyor, önemi nedir?

2001 yılında yayımlanan IPCC 1. Çalışma Grubu 3. Değerlendirme Raporu dâhil, 20 yılı aşkın bir süredir IPCC rapor hazırlama süreçlerinde çeşitli görevlerle yer almaktayım. Kısaca söylemek gerekirse, bu sürece, önce hükümet temsilcisi ve hakemi, sonra başyazar, katkı veren yazar, hakem ve hakem editörü olarak katkı verdim. Bugün yayımlanan özetin asıl değerlendirme raporunun 12. Bölümü’nün hakem editörlerinden biriyim; ayrıca birçok bölüme hakemlik yaptım.

Hazırlıklarına 2018 yılında başlanan IPCC 6. Değerlendirme Raporu 1. Çalışma Grubu Raporu, iklim değişikliğinin fiziksel bilim temeli konusundaki çok önemli bir küresel değerlendirme çalışmasıdır. Rapor, Dünya liderlerine, karar vericilere, sektör temsilcilerine, üreticilere, iş dünyasına, yerel yöneticilere, akademi ve sivil topluma, iklim değişikliği ve ilişkili konularda en güncel ve gözden geçirilmiş en doğru bilgiyi vermektedir.

60’dan fazla ülkeden 234 bilim insanı hazırladı

Bu rapor beş yıllık değerlendirme, yazım, gözden geçirme (hakem), uygun bulma ve kabul süreçlerini içeren bir maratonun başarıyla tamamlanan sonudur. Rapor, 60’dan fazla ülkeden kendi alanlarında uzman bilimciler arasından seçilmiş 234 önemli bilim insanı (başyazar ve koordinatör başyazar) tarafından kalem alındı. Bu yazarlar, iklim değişikliği konulu binlerce hakemli makale ve çeşitli yayınları çok ciddi bir biçimde inceleyerek kendi değerlendirmelerini titizlikle hazırladı.

IPCC’nin tüm raporlama süreçlerinde olduğu gibi, bu en yeni değerlendirme raporu da tüm ülkelerden bilimcilerce hazırlandı, birçok kez gözden geçirildi ve hükümet temsilcilerince kabul edildi. Bu raporun ilk taslağına, çeşitli uzman ve hükümet temsilcilerinden 23000’den fazla hakem görüşü (yorum, düzeltme, eleştiri, vb.) geldi. Her yorum tek tek yanıtlandı ve bu yanıtlar ayrıca hakem editörlerince denetlendi. Raporun ikinci taslağıysa 50000’den fazla uzman ve hükümet temsilcisinin yorumunu aldı.

‘İklim değişikliğiyle mücadele ivedilikle güçlendirilmeli’

Rapor, insan kaynaklı karbondioksit ve diğer sera gazı salımlarının arttığını, küresel-bölgesel sıcaklıkların çok hızlı yükselmekte olduğunu, 1.5 °C ve 2 °C düzeyindeki küresel ısınmanın doğal ve insan sistemlerine olan etkilerini anlatıyor. Bu kapsamda Paris Antlaşması’nın 1.5 °C ve 2 °C küresel ısınma hedeflerinin gerçekleştirilebilmesi için iklim değişikliği mücadelesinin ivedilikle kuvvetlendirilmesi gerektiğini açıklıyor.

Rapor ayrıca, küresel sıcaklıklar ve yağış desenlerinin nasıl değiştiğini, buharlaşmanın ve hava sıcaklıklarındaki hızlı artışların hidrolojik döngüyü ve bağlantılı aşırı hava ve iklim olayları ve afetlerini nasıl etkilediğini bilimsel çalışmalara dayalı olarak gösteriyor. Rapor, değişen sıcaklık, buharlaşma ve yağış rejimleri ve desenlerinin gelecekte yüzyılın sonunda günümüze oranla hangi düzeylerde değişeceği konusunda belirli güven düzeylerinde açıklanan ciddi bilimsel öngörülerde bulunuyor.

IPCC’nin önceki 2013 yılında yayımlanan 5. Değerlendirme Raporu ile karşılaştırıldığında, yeni rapor özetle; bölgesel iklim değişikliklerine, sıcak hava dalgaları, ekstrem (aşırı) yağışlar, seller, taşkınlar ve kuraklıklar, orman yangınları vb. hava ve iklim olayları ve afetlerindeki değişmelere ve bu olayların insan kaynaklı iklim değişikliğiyle bağlantılarının nasıl olduğu vb. konulara büyük bir önem vermektedir.

(*) Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi

Yangında son durum: Muğla’da beş yangın devam ediyor

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye’de 12 gündür devam eden orman yangınlarıyla ilgili bir açıklama yaptı. 47 ilde çıkan 240 yangından 235’inin kontrol altına alındığını duyuran Pakdemirli, Muğla’da devam eden beş yangını da söndürme çalışmalarının devam ettiğini kaydetti.

Öte yandan Muğla Yatağan’da devam eden yangın, Aydın Çine’ye sıçradı.

Muğla’da son durum

Çine ilçesine sıçrayan yangın kontrol altına alma çalışmaları devam ederken, Muğla’nın Köyceğiz ilçesindeki yangının Çövenli Yaylası yakınındaki ormanlık araziye ulaşması sonucu bölgede yaşayanlar evlerinden tahliye edildi.

Yine Muğla’nın Dalaman ilçesinde dün saat 15.00 sıralarında yangın çıktı. Çıkış sebebi henüz belirlenemeyen yangın, Dalaman Havalimanı’nın karşısında yer alan ormanlık alanda başladı.

Yangın kontrol altına alındı ancak üç hektarlık alan da zarar gördü.

Bayırköy Mahallesi’ndeki Yeniköy Termik Santrali’ne yaklaşan alevler nedeniyle santralde önlemler artırıldı. Santralin etrafına çekilen hatta su tankerleri, arazöz, iş makineleri ve personeller bekletiliyor.

Bazı yangınlar kontrol altına alındı

Manisa’nın Saruhanlı ve Gördes ilçelerinde çıkan orman yangınları kontrol altına alınırken, soğutma çalışmaları da devam etti. Gördes’te dört hektarlık alan kül oldu, yangında 24 dönüm alan zarar gördü.

Antalya’nın Kaş ilçesinde beş ayrı noktada çıkan orman yangınının söndürüldüğü, Isparta’nın Sütçüler ilçesinde çıkan yangının da yedinci gününde büyük ölçüde kontrol altına alındığı öğrenildi.

Pakdemirli’den açıklamalar

Bakan Bekir Pakdemirli, Marmaris’te yangınlarla ilgili yaptığı açıklamada, “Muğla’daki tüm yangınlarla ilgili durum iyiye doğru gidiyor. Şu anda yerleşim yerlerini tehdit eden bir yangın yok” dedi.

Yunanistan’da devam eden orman yangınlarıyla ilgili de açıklamalarda bulunan Pakdemirli, Yunanistan’ın uçak talebi olduğunu kaydetti ve “Bunu değerlendirmeye çalışıyoruz. Bizdeki yangınların hafiflemesiyle beraber eğer sağlayabileceksek bunu da Yunanistan’a sağlıyor olacağız” dedi.

Yangın önleme bahanesiyle Akbelen Ormanı’nda ağaçlar kesildi

Muğla İkizköy’de yer alan ve termik santrale yakıt sağlayan linyit madeni sahasının genişletilmesi için yok edilmek istenen Akbelen Ormanı’nda, bölgedeki orman yangınlarını bahane eden şirket ağaç kesimi yaptı.

Akbelen Ormanı 17 Temmuz tarihinde de madeni işletmek isteyen Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret Anonim Şirketi (YK Enerji) tarafından kesilmek istenmiş, bölge halkı bunun üzerine ormanın girişinde nöbet başlatmıştı.

Köylülerin müdahalesiyle kesim durduruldu

Ağaçların yeniden kesilmeye başlandığını fark eden köylüler kesime müdahale etti. İkizköy Çevre Komitesi tarafından yapılan paylaşımda kesimlerin durdurulduğu ancak bu süre zarfında Işıkdere mevkisi yakınlarında yaklaşık 100 ağacın kesildiği belirtildi.

‘Yangını engellemek için kestiğimizi sandık’

Medyascope’tan Doğu Eroğlu’nun haberine göre ağaç kesimi yapanlar Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı ekipler değildi. Ağaç kesimi yapan kişilerden biri Denizli’den geldiğin, krom madeninde çalıştığını, yangın söndürme çalışmaları için gönüllü olarak birkaç gün önce yangın çıkan Kemerköy Termik Santrali’ne gittiğini söyledi.

Oradan da 8 Ağustos tarihinde YK Enerji şirketinin talimatıyla İkizköy’deki ağaç kesimine gönderildiklerini söyleyen gönüllü, kesime “yangının termik santrale ulaşmasını engellemek için” katıldığını söyledi.

‘Yangını fırsat bilip ormana girdiler’

İkizköy Çevre Komitesi’nden Deniz Gümüşel, Evrensel’den Özer Akdemir’e yaptığı açıklamada kesim yapılan alanın termik santrale 8 km, yangının hâlâ devam ettiği Fesleğen yaylasına da 15 km uzaklıkta olduğunu belirtti.

Gümüşel, “Yangın önleme falan değil bu. Resmen yangını fırsat bilip ormana girdiler” ifadelerini kullandı.

Termik santral önünde eylem

Nöbet alanında bekleyen direnişçilerden bir kısmı ağaç kesimlerini protesto etmek amacıyla Yeniköy-Kemerköy Termik Santrali önüne gitti.

“Her ağacı tek tek savunacağız” yazılı pankart açan doğaseverler, “Limak Akbelenden defol”, “Akbelen ormanını vermeyeceğiz” sloganlarını attılar.

 

Şirket hakkında suç duyurusu

Ağaç kesimleriyle ilgili Karadam ve Karacahisar Mahalleleri Doğayı ve Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği adına, Milas Jandarma Komutanlığı’na suç duyurusunda bulunuldu.

Orman Kanunu’nun 27’nci maddesine göre ormanlık alanda ağaç kesme yetkisinin yalnızca Orman Genel Müdürlüğü ekiplerine ait olduğu belirtilen açıklamada YK Enerji’nin suç işlediği belirtildi.

Yapılan başvuruda şirketin Anayasa’nın 3’üncü maddesini (devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma), 169’uncu maddesini (ormanların korunması ve geliştirilmesi) çiğnediği, Orman Kanunu’na ve Çevre Kanunu’na muhalefet ettiği belirtildi.

Neler yaşandı?

Akbelen Ormanı yaklaşık iki yıldır Orman Genel Müdürlüğü tarafından kesilmek isteniyor. 2019 yılındaki ilk girişimde idare tarafından alanın endüstriyel plantasyon olduğu söylenmiş; ancak İkizköylülerin ısrarlı eylemleri sonucu, orman kesim programından çıkarılmıştı.

Bu yıl başlatılan kesim çalışmalarının dayanağı olarak ise Kasım 2020 tarihinde Tarım ve Orman Bakanı tarafından bizzat imzalanmış ve 740 dönümlük ormanlık alanda YK Enerji’ye kömür madeni işletme izni veren bir karar olduğu ortaya çıkmıştı.

YK Enerji’ye tahsis kararının iptal edilmesi için Muğla 1’inci İdare Mahkemesi’ne açılan bir dava bulunuyor. Ancak davanın sonucu beklenmeden orman kesimine başlanmasını protesto eden halk Akbelen Ormanı girişinde çadır nöbeti başlatmıştı.

Türkiye’nin önde gelen çizerlerinden Piyale Madra, çizgileriyle Türkiye ve dünyanın “Yeşil Gündem”ini yorumluyor. 

Yangın sonrası yağmurlar ve olası riskler

Ülke genelinde süren yangınlar ve bu yangınların söndürülemiyor ve hatta şiddetinin de azaltılamıyor oluşu ülke genelinde ciddi bir infialin de oluşmasına neden oluyor.

Ortada dolanan deli saçması komplolar ve iklim inkârcılığının iklim değişimi gerçekliğinden daha çok itibar görmesi, ilerleyen dönemlerde ortaya çıkması olası olan daha şiddetli felaketler için de önemli düzeyde kaygı yaratıyor.

At izi it izi ile karışınca da ortaya ne idüğü belirsiz ırkçı ve nefret söylemi pompalayan manipülasyon hesaplarının yarattığı algı ve bu algıyla beraber ortaya çıkan yol kesip insan linç etme ilkelliği çıkıyor.

Bir tarafta orman yangını hafifletme için canı pahasına çalışanlar, yangında tüm varlığını kaybedenler ve yangınla beraber yok olan canlılar varken diğer tarafta bu ahmaklık sürüsü kol geziyor.

Orman yangınları her yerde

Tüm Akdeniz hattında ve hatta Sibirya ve Amerika kıtasında bile olan yangınları sanki Türkiye’nin belli bir bölgesine özgü ve dünya genelinden azade bir olaymış gibi değerlendirmek işte bu körlüğün en açık göstergesi.

Çünkü bu şekliyle iklim krizinin diğer etkilerinin de toplum nezdinde anlaşılması ve karar alıcılara bu anlamda baskı oluşturulması noktası ciddi anlamda güçleşiyor.

İklim krizi denilen şeyin tam olarak içerisinde bulunduğumuzu artık görmemiz gerekiyor. Bu sorun sadece gelecek nesillerin baş etmek zorunda kalacağı bir sorun değil hali hazırda mevcut nesillerin de karşı karşıya olduğu bir sorun. Dolayısıyla sorunun çözümüne katkı sunacak değişimlerin gerçekleştirilmesi için kaybedecek bir dakikamız bile yok.

Atina orman yangını

Yangın sonrası katastrofi

Artık iklim krizi ve onun ortaya çıkarttığı sonuçlar tahmin edilenlerin de çok ötesinde. Ortaya mega orman yangınları, aşırı yağışlar, sel ve kuraklık gibi anomaliler olarak ortaya çıksa da henüz farkına varılmayan birçok başka sorunun da habercisi. Bu sorunlardan biri de yangın sonrası oluşan katastrofinin ikincil etkileri.

Dr. Bülent Şık’ın bir boyutuna değindiği ve hem çevre hem de insan sağlığı açısından oldukça risk içeren bu ikincil tehditler, üzerinde ivedilikle durulması gereken bir mesele. Bülent hocanın da yazısında değindiği gibi yangınlarla beraber ciddi miktarda kanserojen kimyasalın içme ve kullanma suyuna karışma ihtimali söz konusu.

Bu kısmın detayı Bülent hocanın yazısında mevcut! Bu risklerin hiç de hafife alınmaması gereken bir durum olduğunu söyleyebilirim. Özellikle yerleşim yerlerine yakın olan orman alanları ve piknik amaçlı kullanılan ya da yetersiz atık yönetiminden kaynaklı olarak birer çöplüğe dönüşen ormanlık alanların yanması sonucu ortaya çıkan durum daha vahim olabilir.

Hemen hepimizin hem fikir olduğu “ormanların çöplüğe dönüşmesi” meselesi bu bahsettiğimiz riskin ülke sathında var olan bir risk olduğu anlamına geliyor. Yangın sonrası ortaya çıkan riskler sadece bu kirleticilerin kendisiyle sınırlı değil.

En temiz ormanlık alan bile yandıktan sonra önemli ölçüde risk oluşturabilir. Geçtiğimiz yıl gerçekleşen Avustralya yangınları sonrası ortaya çıkan durum hakkında yazdığım yazıda konuya biraz değinmiştim.

Fotoğraf: AA

Yağmur sonrası tehlike

Yangın esnasında ya da sonuna yakın hemen herkesin en çok sevineceği şey muhtemelen yağmur yağmasıdır. Çünkü onlarca emekle yangını söndürmek için harcanan çabaya gerek kalmadan bir anda yağmurla beraber tüm yangın söner ya da etkisini kaybeder.

Ancak işin detayı bu durumun sanılanın aksine başka sorunlara da neden olabileceğini gösteriyor. Geçtiğimiz yıl Avustralya’da çıkan yangınlar esnasında yağan ve yangının sönmesine de yardımcı olan yağmur ile birlikte tonlarca kül, en yakın sucul ortama taşınmış ve geniş alanlarda sucul yaşamın tamamen ortadan kalkmasına neden olmuştu.

Bu, aslında uzun yıllardır bilinen bir fenomen. Yani yangın sonrası oluşan külün yüzey akışlarıyla tatlı su ortamına taşınması, ilgili ortamın yaşam ortamı olma özelliğini kaybetmesine neden olabiliyor.

Tatlı su kaynakları

Özellikle tatlı su kaynaklarının orman yapısıyla iç içe olduğu yerlerde bu risk için özel birimler ve araştırma programları birçok dünya ülkesinde mevcut. Örneğin ABD’deki tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 80’i ormanlık alanlarda.

3 bin 400’den fazla kamu içme suyu sistemi, ulusal orman arazilerini içeren su havzalarında yer aldığı için ABD’de yangının bu havzaları nasıl etkilediğinin araştırılması amacıyla ve etkilerin azaltılması için özel birimlere sahip. Çünkü bu alanlarda (önemli ormanlık su temin havzalarını içere alanlar) son 30 yılda 2 milyon dönümden fazla arazi yandı. İşte bu yangınlar, hem aktif yangın esnasında hem de yangın kontrol altına alındıktan aylar ve yıllar sonra bile su kalitesini bozabilecek etkilere sahip.

Orman yangınları, su havzalarının sel ve erozyona karşı duyarlılığını artırır ve su kaynakları üzerinde eğer içme suyu olarak kullanılıyorsa arıtma maliyeti artışına bununla beraber de ilgili su ekosistemini kullanan canlılar için öldürücü etkilere neden olabilir.

Yangın sonrası gerçekleşen yüzey akışı, yangınla beraber oluşan külü taşımak suretiyle havzalarda yaşayan balık ve kurbağa türlerine ve onların yaşam habitatlarına zarar verebilir.

Ancak bunun boyutunun ne olduğunu anlayabilmek için karar alıcı mekanizmanın kirletici maddeler, koruma ve arıtma süreçlerini planlama ve yönetimi buna göre yapmaları gerekir. Henüz iklim krizini bile doğru anlayamamış bir ülkede bu bahsettiğimiz rutin izleme ve olası risklere göre çeşitli eylem planlarının oluşturulmasını beklemek ne yazık ki ütopya.

Ağır metaller taşınabilir

Orman yangınlarıyla berber yerleşim yerlerinin de yanması, kimyasallarda ve kirleticilerde daha fazla artışa neden olur. Bülent hocanın da bahsettiği üzere yağmur yağdığında, kentsel kül ve enkazdan gelen kirleticiler (ağır metaller, plastik eklenti kimyasalları, vb.) yağış ve rüzgâr tarafından birçok farklı ekosisteme taşınabiliyor.

Bunun yanında sediman ve nitrat ile birlikte kül (Ca, K, Mg, alkalinite ve çözünmüş organik karbonca zengin) ile aşırı yüklü yüzey akış suları hem yerüstü sularının hem de yeraltı sularının ciddi oranda kirlenmesine ve beraberinde oksijen azalması meydana getirerek oksijensizleşmeye neden olduğunu söyleyebiliriz.

Örneğin Colorado Front Range’deki Big Thompson Nehri‘nin su kalitesini yangın öncesi ve yangın sonrası dönemde kıyaslayan araştırıcılar, yangın öncesi su kalitesinin iyi olduğunu ancak yangın sonrası nitrat konsantrasyonlarında çok ciddi değişiklikler olduğunu belirtiyorlar.

Şimdi benzer bir risk özellikle Manavgat, Marmaris, Feke, Kozan, Saimbeyli, Köyceğiz vb yerler için de söz konusu. Özellikle Manavgat, Oymapınar, Karacaören ve Naras barajları ve bağlantılı nehirler, Köyceğiz gölü, Akköprü barajı ve bağlantılı nehirler, Gökova Körfezi, Adana’nın içme suyunu sağlayan Çatalan Barajı gibi yangın alanlarının etkisi altındaki sucul alanlarda ciddi miktarda kirlilik riski söz konusu.

Sadece yağmur nedeniyle değil aynı zamanda yangın söndürme sularından da kısmen de olsa kaynaklanabilecek bir kirlilik sıkıntısı ciddi balık ölümlerine, habitat kaybına ve kuraklıkla beraber su seviyesinde önemli düzeyde azalma olan alanlarda da ötrofikasyona neden olabilir. Üstelik içme suyu olarak kullanılan su kaynakları üzerinden de ciddi bir halk sağlığı problemi söz konusudur denilebilir.

Naras Barajı

Zincirleme felaketler

İklim krizinin etkilerinin zincirleme felaketlere yol açacağı uzun zamandır biliniyordu. Ancak bu zincirleme felaketlerin ne olacağı konusu tahmin edilemez karakterdedir. Bunun için de açıkçası ciddi bir tedirginlik olması gerekiyor. Tedirgin olmak önlem almayı da beraberinde getirebilir. Yani durum ortaya bir mega yangının çıkması ile sınırlı kalmıyor.

Zincirleme bir etkiyle toplu balık ölümlerine, yakın yerleşim yerlerinde kronik hastalıkların ortaya çıkmasına ve bir sonraki döneme etki edebilecek yeni problemlerin doğmasına neden olabilmektedir. Üstelik içme ve kullanma suyu olarak kullanılan yeraltın ve yer üstü sularının kirlenmesiyle de hem besin zinciri hem de halk sağlığı doğrudan tehdit altına girebiliyor.

İklim krizine adaptasyon ve etkilerinin azaltılması çalışmaları ciddiyet isteyen bir mesele. Eğer ki bu durum salt iklim fonlarından yararlanma olarak görülmeye devam edilirse daha çok yangın, sel ve bunların ardılı olan felaketlerle karşılaşacağımızdan şüpheniz olmasın.