Ana Sayfa Blog Sayfa 115

Cerattepe’deki maden arama faaliyetlerine Anayasa Mahkemesi’nden ‘dur’ kararı

Artvin‘in Kafkasör Yaylası‘ndaki Cerattepe mevkiinde yürütülen maden arama faaliyetlerine karşı verilen çevre ve hukuk mücadelesi sürerken Anayasa Mahkemesi (AYM), Cerattepe için verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu raporunu iptal ederek, Anayasanın 20’nci maddesi uyarınca hak ihlali kararı verdi. Karar, 20 Mayıs 2024 tarihli Resmî Gazete‘de yayımlandı.

AYM, Artvinlilerin sağlıklı çevrede yaşama hakkına dikkat çekerek, özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Mahkeme, yeniden yargılamanın yolunu açarak kararı Rize İdare Mahkemesi‘ne gönderdi.

Akbelen’den Cerattepe’ye enerjiden madene Türkiye’de orman tahsisi gerçeği
Cerattepe Mücadelesi’nden Neşe Karahan: Hakkımda açılan beş dava var
“Madene hayır” diyen Cerattepeliler Valilik yasağına rağmen Artvin’de buluştu

Artı Gerçek‘e konuşan CHP Milletvekili ve anayasa hukukçusu İbrahim Özden Kaboğlu, karara ilişkin yaptığı değerlendirmede, yerel mahkemenin kararı derhal uygulaması gerektiğini vurguladı. Kaboğlu, “Şu an Rize İdare Mahkemesi’nin ihlal kararını derhal yerine getirilmesini sağlayarak yeniden yargılama yapması gerekiyor” dedi.

Cerattepe’de ne olmuştu?

Cerrattepe’de maden arama faaliyetleri 1986’da Kanadalı Cominco şirketiyle başladı. Ardından Inmet Madencilik ve Cengiz Holding sırasıyla bölgede faaliyet gösterdi. Artvinlilerin ve çevrecilerin yoğun tepkileri ve açtıkları davalar sonucunda maden faaliyetleri zaman zaman durduruldu.

2013’te Artvinlilerin yaptığı yürütmeyi durdurma başvurusu sonucu süreç askıya alındı. 2014’te ise yerel mahkeme, bölgede maden işletilemeyeceğine dair karar verdi ve bu karar Danıştay tarafından onaylandı. Ancak, şirket ikinci bir ÇED raporu alarak çalışmalara yeniden başlamıştı.

Hindistan’da tren yollarında ölen filleri yapay zeka kurtaracak

Hindistan‘ın güneyindeki Tamil Nadu eyaletinde, tren yollarında artan fil ölümlerini önlemek amacıyla yapay zeka (YZ) tabanlı bir gözetim sistemi kullanılmaya başlandı. Bu sistem, filler ve diğer hayvanların demiryolu hatlarına yaklaşmasını tespit ederek yetkililere anında bildirimde bulunuyor ve olası kazaları önlemeye yardımcı oluyor.

BBC‘nin aktardığına göre Tamil Nadu Orman Departmanı, demiryolu hatlarına yakın fil hareketlerini izlemek için YZ tabanlı bir gözetim sistemi başlattı. Son on yılda tren çarpışmaları sonucu 36 filin öldüğü kaydedildi. Bu ölümlerden on biri, Madukkarai yakınlarındaki demiryolu hatlarında meydana geldi. Bu hatlar, fillerin göç güzergahları ile kesişiyor.

2021 yılında eyalet yüksek mahkemesi, orman departmanını ve demiryollarını bu ölümleri önlemek için önlem almaya zorladı. Bunun sonucunda, Madukkarai’deki iki demiryolu hattı boyunca her biri termal ve görünür ışık görüntüleme yeteneğine sahip yapay zeka destekli kameralarla donatılmış 12 kule kuruldu. Bu sistem, filler raylara 30 metre yaklaştığında yetkililere uyarılar gönderiyor ve trenlerin yavaşlatılması sağlanarak çarpışmaların önüne geçiliyor.

hindistan
Fotoğraf: M. Sathyamoorthy

Proje, Şubat 2024’te başlatıldı ve 72,4 milyon rupi (yaklaşık 867,758 dolar) maliyetle hayata geçirildi. Tamil Nadu Orman Departmanı Sekreteri Supriya Sahu, eski yöntemlerin sınırlı olduğunu ve YZ sisteminin bu alanda daha etkili olduğunu belirtti. Proje yöneticisi Ashish Rajput, YZ sisteminin Hindistan ordusunun sınır bölgelerinde kullandığı kameralara benzer özelliklere sahip olduğunu söyledi. Bu kameralar, sadece filler değil, demiryolu hatlarına yaklaşan herhangi bir hayvanı veya insanı da tespit edebiliyor.

Sistem, uygulamaya konulduğundan bu yana geçen birkaç ay içinde demiryolu hatlarına yaklaşan yaklaşık 400 fili tespit etti ve olası kazaların önlenmesini sağladı. YZ sistemi, yalnızca filler değil, demiryolu hatlarına yaklaşan herhangi bir hayvanı veya insanı tespit ederek uyarılar gönderiyor. Bu, demiryolu pilotlarının hayvan hareketlerine karşı anında önlem alabilmesini sağlıyor.

Tamil Nadu, bu yeni sistemi Coimbatore, Dharmapuri, Hosur ve Gudalur gibi eyaletin diğer beş hassas bölgesinde daha genişletmeyi planlıyor. Supriya Sahu, “Teknolojik müdahaleler, vahşi yaşamla ilgili tren kazalarını önemli ölçüde azaltıyor” dedi.

Hindistan’daki bu girişim, Afrika‘nın Gabon, Kenya ve Botsvana gibi ülkelerinde de benzer YZ kamera sistemlerinin vahşi yaşam koruma çabalarında kullanıldığını gösteriyor. Hindistan’ın federal demiryolu bakanlığı, Gajraj adlı bir YZ tabanlı gözetim sistemini diğer eyaletlerdeki fil geçiş yollarında da uygulamaya koymayı planlıyor.

Van Dilkaya Deltası’nda doğa katliamının izleri silinmeyecek

Van’ın Edremit ilçesinde bulunan Dilkaya Deltası, tatlı suların Van Gölü’ne akıtılması sonucu büyük bir çevre felaketi ile karşı karşıya kaldı. Sazlıkların kuruması, yüzlerce balığın ölmesi ve birçok kuş türünün yaşam alanını terk etmesiyle sonuçlanan bu olay, bölgedeki ekosistemi derinden etkiledi.

Van Barosu Çevre Ekoloji Komisyonu, balık ölümlerine dikkat çekmek için sosyal medyada kampanya düzenledi. Komisyon, “Dönemeç Sazlıkları ulusal öneme haiz sulak alan kategorisindedir. Yaklaşık 10 gün önce Van Gölü’nün tuzlu suyu ile bu sazlıkların bulunduğu tatlı suyu ayıran doğal set yerel halk tarafından tahrip edilip suyun tamamı göle aktarılmıştır. Acil önlem alınması gerekmektedir” açıklamasında bulundu​​.

Van Gölü Aktivistleri Derneği de Dönemeç Sazlıkları’ndaki doğa katliamına dur demek için duyarlılık çağrısı yaptı. Dernek açıklamasında, “Sazlık alanın neredeyse yarısından fazlası kurudu ve binlerce balık öldü. Van Büyükşehir Belediyesi, Devlet Su İşleri ve Karayolları‘nın teknik altyapı araçlarıyla acil müdahale etmesi gerekiyor” dedi.

Van Çevre Derneği üyeleri de bölgede incelemelerde bulunarak, ortaya çıkan tabloyu “trajedi” olarak nitelendirdi. Dernek başkanı Ali Kalçık, “Sazlıklar yok oluyor. Yumurtlama dönemindeki onlarca kuş türü tehlike altında. Bu trajedinin önüne geçmek için günlerce neden beklendi? Doğa Koruma ve Milli Parklar Van Şube Müdürlüğü neden müdahale etmedi?” dedi.

Bölgedeki doğa savunucuları, sazlıkların korunması ve tahribatın önlenmesi için acil önlem alınması gerektiğini belirtiyor. Van Büyükşehir Belediyesi, çevrecilerin girişimiyle suyun göle aktığı alanda dolgu yaparak seti kapattı. Ancak, yaşanan tahribatın izlerinin uzun yıllar süreceği ifade ediliyor. Aktivistler ormanın ve sulak alanların korunması için daha fazla önlem alınması ve sürdürülebilir projeler geliştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Van Engil-Dilkaya deltası, son iki yılda doğa severlerin, fotoğrafçıların, kampçıların ve kano severlerin ortak alanı haline gelmişti. Ancak, son yaşanan olaylar bölgenin ekosistemini ciddi şekilde tehdit ediyor.

‘Çevre krizinin önüne geçebilmek için tüm insanlık yaşam tarzını değiştirmeli’

Birleşmiş Milletler Çevre Programı Akdeniz Eylem Planı (UNEP/MAP) Koordinatörü Tatjana Hema, iklim değişikliğinin getirdiği çevre krizinin önüne geçebilmek için tüm insanlığın yaşam tarzını değiştirmesi gerektiğini söyledi.

Hema Akdeniz Yeşil Haftası etkinlikleri için geldiği İstanbul‘da,  UNEP/MAP’ın 21 Akdeniz ülkesi ve Avrupa Birliği olmak üzere Barselona Sözleşmesi‘ne imza atan tüm taraflar arasında işbirliği yoluyla öngörülen tedbirler; biyolojik çeşitliliğin korunmasını, ekosistemin korunmasını, deniz koruma alanlarının oluşturulmasını, tehlike altındaki türlerin korunmasını, kara kökenli veya deniz taşımacılığından kaynaklanan kirliliğin önlenmesini ele aldığını söyledi.

Gerçekleştirdikleri son iki toplantıda çok önemli kararlar aldıklarının altını çizen Hema, alınan kararların uygulamaya geçirilmesine ilişkin “Çok güçlü bir taahhüt olsa da kararların uygulanabilmesi için desteğe ihtiyaç var. İşte bu nedenle UNEP/MAP olarak, kararın uygulanması için ülkelere gerekli teknik ve mali desteği sağlamak amacıyla elimizden geleni yapıyoruz” dedi.

‘Hali hazırdaki yaşam tarzı sürdürülebilir değil’

İklim değişikliğinden en fazla etkilenen bölgelerden biri olan Akdeniz’de durumun bir hayli sıkıntılı olduğunu vurgulan Hema, şunları kaydetti:

“Akdeniz’de sıcaklık diğer bölgelere kıyasla daha hızlı artıyor. Bu da tabii ki çevre, ekonomi ve sağlık açısından bölge için büyük zorluklara sebep oluyor. Dolayısıyla kesinlikle önlem almamız gereken bir durum söz konusu. Elbette iklim değişikliği küresel bir olgu ve küresel düzeyde pek çok adım atılıyor ve Akdeniz de bunun bir istisnası değil.”

AA‘ya konuşan Tatjana Hema, öcelikli olarak iklim değişikliğine uyum konusuna odaklandıkların, bunun için de halihazırda var olan stratejiyi revize etmeyi düşündüklerini, kaynak topladıklarını ve somut adaptasyon tedbirleri almak istediklerini aktardı:

“Kesinlikle yaşam tarzımızı değiştirmemiz gerekiyor, aynı kalıplarla devam edemeyiz. Bu zaten kanıtlanmış durumda ve bu nedenle döngüsel ekonomiye, sürdürülebilir tüketim ve üretime doğru ilerleme konusunda çok güçlü bir kararlılık var. Bu da çok iyi bir çaba gerektiriyor. UNEP/MAP Barselona Sözleşmesi olarak, dediğim gibi, odak noktamız denizi ve kıyıyı korumak için gerekli ve yeterli tedbirleri almaktır ancak buna çok izole bir şekilde bakmıyoruz.”

‘Döngüsel ekonomi çağrısı’

Karamsarlığa yer olmadığını söyleyen Hema, geç kalınmış olsa da gerekli dönüşümü sağlayabilmek için hala vakit olduğunun da altını çizdi:

“Kirliliği en aza indirmek, atık oluşumunu en aza indirmek, enerji tüketimini en aza indirmek için önlemler alınmalıdır. Hepimizin üzerinde çalıştığı budur. Tüm dünya söz konusu hedeflerin farkında ve birlikte çalışılmazsa bunlara ulaşılamaz. Özellikle de son on yılda, özel sektör için çözümün sadece bir iş sahibi olmak, biraz kar elde etmek ve bunu yaparken çevreyi de yok etmek olmadığı konusunda çok daha fazla katılım ve çok daha iyi bir anlayış oluştuğunu düşünüyorum. Önleme düşüncesiyle, sürdürülebilirlik düşüncesiyle, döngüsel ekonomi düşüncesiyle çalışmamız gerektiğine dair çok daha iyi bir anlayış var.”

Hema, karar vericilerin bilinçlendirilmesi, halkın, kadınların, gençlerin, iş adamlarının, sanayinin bilinçlendirilmesi konusunda da pek çok çalışma yapıldığını hatırlatarak,  “Ancak üstesinden gelmek için hepimizin daha fazla çalışması gereken bir uygulama boşluğu var. Mesajım şu ki, bu sadece hükümetle olamaz, sadece vatandaşlarla olamaz, sadece iş dünyasıyla olamaz. Kendimizi adamamız ve birlikte çalışmamız gerekiyor” dedi.

Amazon ormanlarının üçte birinden fazlası kuraklıkla mücadele ediyor

Amazon ormanlarının üçte birinden fazlası, son kuraklık dönemlerinden sonra toparlanmakta zorlanıyor. Yeni bir araştırma, küresel öneme sahip ekosistemde “kritik yavaşlama” belirtileri olduğunu ve bu durumun ormanın dirençliliği üzerinde endişe yarattığını belirtiyor.

Guardian’ın aktardığına göre son yirmi yılda, Amazon dört kez “yüzyılda bir” gerçekleşecek kuraklıklarla karşı karşıya kaldı. Bu kuraklıklar, insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkisiyle daha da şiddetlendi ve ormanlardaki ağaçlar ve bitkiler yoğun su kaybından dolayı ölmeye başladı. Güney Amerika‘nın tropikal orman örtüsü, eskiden kurak ve yağışlı mevsimlerle birlikte küçülüp genişlerken, artık toparlanma süreci daha yavaş ve zor hale geliyor.

Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan çalışma, 2001’den 2019’a kadar olan uydu görüntülerini analiz etti. Her biri 25 km² alanı kapsayan on binlerce pikselin bitki örtüsü etkinliği, yerel yağış verileriyle ilişkilendirildi. Araştırmanın amacı, kuraklıkların sıklığı, şiddeti veya süresinin Amazon bitki örtüsünün kararlılığını nasıl etkilediğini araştırmaktı.

Araştırma, bölgedeki olgun bitki örtüsünün yüzde 37’sinin toparlanma hızında yavaşlama eğilimi gösterdiğini ortaya koydu. Özellikle güneydoğu Amazon’un, yoğun ormansızlaşma ve bozulma nedeniyle “dönüm noktasına” en hassas bölge olduğu belirlendi. Bu, tropikal yağmur ormanlarının farklı, daha kuru bir duruma geçiş yapabileceği anlamına geliyor.

amazon ormanları

Çalışmanın baş yazarı Johanna Van Passel, uydu görüntülerinin yalnızca yüzeydeki durumu gösterdiğini ve orman örtüsünün altında durumun daha kötü olabileceğini belirtti. “Ağaçlar, ekosistemin son kısmı olarak, en uzun yaşam döngüsüne sahiptir ve en iyi başa çıkabilenlerdir. Bu makro orman seviyesinde bir dönüm noktasına yaklaşıldığını görüyorsak, mikro seviyede durum daha da kötü olmalı” dedi.

Amazon ormanları son 15 yılın en yüksek ormansızlaştırmasıyla karşı karşıya
Almanya’dan Amazon Ormanları için 200 milyon euroluk destek sözü
Araştırma: Amazon havzasındaki aşırı kuraklığın nedeni El Niño değil, iklim değişikliği

Amazon yağmur ormanları, atmosferden karbondioksiti çekerek küresel ısınmayı yavaşlatan 15 bin ağaç türüne ev sahipliği yapıyor. Ancak, iklim kaosunun etkileriyle bu yetenek ve ormanın genel dirençliliği zayıflamaya devam ediyor. Araştırma, ormanın toparlanma hızındaki yavaşlamanın, büyük ölçekli ekosistem çöküşünün erken bir göstergesi olabileceğini belirtiyor.

Amazon, geçen yıl yaşanan yıkıcı kuraklık nedeniyle, büyük nehirlerin rekor düşük seviyelere inmesine, orman yangınlarının artmasına ve yüzlerce nehir yunusunun ölümüne sahne oldu. Bu eğilimler, küresel ısınma nedeniyle gelecekte daha da kötüleşecek. Araştırma, iklim değişikliğinin orman yapısını ve işleyişini değiştirebileceğini ve orman ölüm oranlarını artırarak Amazon’un daha fazla alanını dönüm noktasına yaklaştırabileceğini öngörüyor.

Uluslararası politika yapıcıların, olgun ormanları, yerli halkları ve diğer geleneksel toplulukları korumaları ve sera gazı emisyonlarını azaltmaları gerektiğini vurgulayan araştırma, “Özellikle Amazon’un güneyindeki olmak üzere, ormanın hala var olan kısmını korumalıyız” diyor. Van Passel, çiftçilerin ormanları kesmeyi bırakmaları gerektiğini, çünkü bunun yağışları azalttığını ve iklim değişikliğini durdurmamız gerektiğini belirtiyor.

Büyük petrol şirketlerinin iklim taahhütleri neredeyse her kriterde başarısız

Temiz enerji odaklı sivil toplum kuruluşu Oil Change International tarafından yapılan bir araştırmada dünyanın sekiz büyük petrol ve gaz üreticisinin iklim planlarının başarısız olduğu ortaya kondu.

Son yıllarda büyük petrol şirketleri, sera gazı emisyonlarını azaltma ve iklim krizini ele alma taahhütlerinde bulunmuştu ancak yeni bir rapor, bu planların incelemeye dayanamadığını gösteriyor. Guardian’ın aktardığına göre Oil Change International tarafından yapılan araştırma, ABD ve Avrupa merkezli sekiz büyük uluslararası petrol ve gaz üreticisinin iklim planlarını inceledi. Bu şirketler BP, Chevron, ConocoPhillips, Eni, Equinor, ExxonMobil, Shell ve TotalEnergies‘den oluşuyor.

Oil Change International’ın Küresel Endüstri Kampanya Yöneticisi David Tong, “Büyük petrol ve gaz şirketlerinin enerji dönüşümünün bir parçası olmak için ciddi bir adım attıklarına dair hiçbir kanıt yok” dedi. Rapor, bu şirketlerin hiçbirinin küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelere göre 1,5°C ile sınırlama hedefiyle uyumlu olmadığını ortaya koyuyor.

Raporda, her bir şirketin iklim planları 10 kriter üzerinden değerlendirildi ve bu kriterlerde “tam uyumlu”dan “aşırı yetersiz”e kadar bir yelpazede sıralandı. Sekiz şirketin tamamı neredeyse tüm kriterlerde “aşırı yetersiz” veya “yetersiz” olarak değerlendirildi. ABD merkezli Chevron, ConocoPhillips ve ExxonMobil, tüm kriterlerde “aşırı yetersiz” olarak derecelendirildi.

Rapor, bu şirketlerin mevcut petrol ve gaz çıkarma planlarının, küresel sıcaklık artışını 2,4°C’ye kadar yükseltebileceğini ve bu durumun iklim felaketini tetikleyebileceğini belirtiyor. Bu sekiz şirket, küresel ortalama sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlamak için kalan küresel karbon bütçesinin yüzde 30’unu kullanma yolunda ilerliyor.

Rapor: Bankalar 8 yılda fosil yakıt şirketlerine 7 trilyon dolar sağladı
Fosil yakıtların neden olduğu ‘küresel kararma’ nedir?
Shell’den U dönüşü: İklim taahhütlerimizi yerine getirdik, üretimi kısmayacağız

Şirketlerin iklim taahhütleri üç ana kategoride değerlendirildi: Fosil yakıt arama ve üretimini azaltma hedefleri, sera gazı emisyonlarını azaltma yöntemlerinin bütünlüğü ve fosil yakıtlardan adil ve insan odaklı geçiş taahhütleri. Hiçbir şirket, fosil yakıt arama veya yeni çıkarma projelerinin onayını durdurma planına sahip değil.

Rapor, şirketlerin emisyon azaltma hedeflerinin büyük ölçüde yetersiz olduğunu ve şüpheli yöntemlere dayandığını belirtiyor. Bu yöntemler arasında henüz ölçeklenememiş karbon yakalama ve depolama ile insan hakları ihlalleriyle bağlantılı karbon denkleştirme yer alıyor. Ayrıca, sekiz şirketin hiçbiri, çalışanlar ve faaliyet gösterdikleri topluluklar için adil geçiş planları kriterlerini karşılamıyor ve temel insan hakları kriterlerini yerine getirmiyor.

Bu rapor, Oil Change International tarafından desteklenen dördüncü yıllık “Büyük Petrol Gerçeklik Kontrolü” raporu olarak, dünya çapında 100’den fazla iklim grubu tarafından onaylandı. İlk raporun yayımlandığı 2020’den bu yana, birçok petrol şirketi fosil yakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle iklim taahhütlerini geri çekti.

Delhi’de okullar aşırı sıcaklar nedeniyle erken tatil edildi

Hindistan‘ın başkenti Delhi‘de sıcaklıkların 47,4 dereceye ulaşmasıyla birlikte yetkililer, okulları “hemen geçerli olmak üzere” yaz tatili için erken kapatma kararı aldı. Bu karar, Hindustan Times tarafından aktarılan bir hükümet emrine dayandırıldı. Hava durumu bürosu bu hafta için ciddi sıcak dalgası koşulları konusunda uyardı.

Guardian‘ın aktardığına göre Delhi’nin Najafgarh bölgesinde pazartesi günü ölçülen 47,4 derece, ülke genelinde bu yılın en yüksek sıcaklığı oldu. Hindistan’ın diğer eyaletlerinde de benzer kararlar alındı. Haryana, Madhya Pradesh, Pencap ve Racastan eyaletlerinde de okulların kapatılması emri verildi.

Hindistan, yaz aylarında yüksek sıcaklıklara alışık olsa da, yıllarca süren bilimsel araştırmalar iklim krizinin sıcak hava dalgalarının daha uzun, daha sık ve daha yoğun hale gelmesine neden olduğunu ortaya koydu. Hindistan Meteoroloji Departmanı, aşırı sıcakların özellikle bebekler, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar üzerindeki sağlık etkileri konusunda uyardı.

Delhi

Hindistan’ın altı hafta süren seçim maratonunun bir sonraki oylama turu cumartesi günü, Delhi dahil olmak üzere birçok bölgede gerçekleşecek. Seçimlere katılım oranı düşerken, analistler bu durumun nedenlerinden birinin ortalamanın üzerindeki sıcaklıklar olduğunu belirtiyor. Ayrıca, Başbakan Narendra Modi’nin üçüncü dönemini kolayca kazanacağına dair yaygın bir beklenti de katılımın düşük olmasının sebeplerinden biri olarak görülüyor.

Sıcak dalgası Türkiye’de: Neden ısınıyoruz?
Madagaskar’da rekor sıcak dalgası: İklim krizi olmasa ‘neredeyse imkansızdı’
Araştırma: Dünyanın en yoğun sıcak dalgası Antarktika’da kaydedildi

Hindistan Seçim Komisyonu, her oylama turundan önce sıcak dalgalarının ve nemin etkilerini incelemek için bir görev gücü oluşturdu.

Hindistan’ın güney eyaletleri Tamil Nadu ve Kerala, son birkaç gündür yoğun yağışlarla mücadele ediyor. Geçen hafta finans başkenti Mumbai de dahil olmak üzere ülkenin diğer bölgelerinde şiddetli fırtınalar etkili olmuştu. Mumbai’de güçlü rüzgarlar bir reklam panosunun devrilmesine neden oldu ve on altı kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi de mahsur kaldı.

[Dünya Biyoçeşitlilik Günü] Planın bir parçası olun!

Her yıl 22 Mayıs’ta kutlanan Dünya Biyoçeşitlilik Günü’nün bu yılki teması “Planın Bir Parçası Olun” sloganıyla, biyoçeşitlilik kaybını durdurmak ve tersine çevirmek için herkesin katkıda bulunması gerektiğini vurguluyor.

Yeryüzündeki tüm yaşam formlarını ve bunların birbirleriyle olan ilişkilerini kapsayan ‘biyoçeşitlilik’ kavramı, tüm canlılar için hayati öneme sahip ve ekosistemlerin işleyişinde kritik bir rol oynuyor. Örneğin, arılar ve diğer tozlayıcılar, bitkilerin üremesi için gerekli ve bu süreç, gıda üretiminde önemli bir yere sahip. Ayrıca, ormanlar ve denizler gibi biyoçeşitliliğin yoğun olduğu alanlar, karbonu depolayarak iklim değişikliği ile mücadeleye ve gezegenimizin dengesinin korunmasına katkıda bulunuyor.

Günümüzde biyoçeşitlilik ciddi tehditlerle karşı karşıya. Ormansızlaşma, kirlilik, iklim değişikliği ve habitat kaybı gibi insan kaynaklı faaliyetler, biyoçeşitliliği tehlikeye atıyor. Bu yılki Dünya Biyoçeşitlilik Günü teması, Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi‘nin uygulanmasını destekleyerek biyoçeşitlilik kaybını durdurma ve tersine çevirme çağrısında bulunuyor​.

TEMA: ‘1 milyon türün nesli tehlike altında’

Biyoçeşitlilik Günü’nde bir açıklama yaparak biyolojik çeşitlililiği korumanın tüm yaşamı korumak olduğunu belirten TEMA Vakfı, her bir bireyin yapacağı küçük katkıların bir araya geldiğinde büyük sonuçlar doğuracağını ve hep birlikte harekete geçme zamanının geldiğini vurguladı.

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, dünyada tüm yaşamın birbirine bağlı olduğunu söyleyerek “İnsan faaliyetleri sonucunda 1970’den günümüze kadar biyolojik çeşitlilikteki azalma yüzde 68 oranına ulaştı. Ancak bu endişe verici tabloyu tersine çevirmek mümkün. Daha az tüketerek, israftan kaçınarak, tamir ederek, dönüştürerek, paylaşarak, atıkları azaltarak, doğayı kirleten kimyasal kullanımından kaçınarak, iklimi koruyarak, doğadaki ayak izimizi azaltarak, doğal alanların korunması konusunda birlik olarak ve en önemlisi toplumsal duyarlılığımızı artırarak bunu başarabiliriz. Yapacaklarımız sadece bugünü değil, geleceğimizi de korumak demektir” dedi.

[22 Mayıs Dünya Biyoçeşitlilik Günü] Biyoçeşitlilik emisyonların azaltılmasında önem taşıyor
Dünya Biyoçeşitlilik Günü’nde doğa severlerden çağrı: Tehlikedeki türler avlanmasın
[Dünya Arı Günü] Arılar yoksa biz de yokuz

Biyolojik çeşitlilik kaybının ana nedenlerinin iklim değişikliği, çevre kirliliği, istilacı türler, orman ve çayır-mera arazilerinin zarar görmesi ile bu arazilerden aşırı yararlanma olduğunu belirten Ataç, “Bugün, buzul alanlar hariç karaların yüzde 75’i insan faaliyetlerinin etkisi altında. Yapılan araştırmalara göre, karalarda biyolojik çeşitlilik kaybının yüzde 70’i ise tarım faaliyetlerinden kaynaklanıyor ve tarım faaliyetlerinin, nesli tehlike altında olan 24 bin türün tükenmesinden sorumlu olduğu ifade ediliyor. Buna karşılık, üretilen gıdanın yüzde 33’ü ise ne yazık ki israf oluyor. Denizlerde ve okyanuslarda da yaşamın neredeyse tamamının yok olduğu 245 bin km2 alan bulunuyor. Bunun yanında denizlerin yüzde 66’sı kirlilik ve balıkçılıktan etkilenmiş durumda. Ülkemizde son yıllarda deniz salyası (müsilaj) kirliliği yaşanan Marmara Denizi bu durumun örneklerinden birini oluşturuyor” şeklinde konuştu.

WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem ise, 22 Mayıs Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü ile ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesinde (KM-GBF) ortaya konulan amaç ve hedefler, 2030 yılına kadar doğa kaybını durdurmak ve tersine çevirmek için gereken minimum küresel çabaları ifade etmektedir. KM-GBF’nin büyük ölçüde ulusal düzeyde uygulanacağı göz önüne alındığında, 2030 yılına kadar biyoçeşitlilik kaybını durdurmak, mevcut gidişatı tersine çevirmek ve doğaya uyumlu bir geleceği güvence altına almak üzere biyoçeşitliliğin korunmasını, sürdürülebilir şekilde kullanımının sağlanmasını ve biyoçeşitlilikten elde edilen faydaların adil ve eşitlikçi paylaşımını mümkün kılacak; ulusal koşulların imkân verdiği azami seviyede iddialı Ulusal Biyoçeşitlilik Stratejileri ve Eylem Planlarına (UBSEP’ler) ihtiyaç olduğu açıktır. BÇS’ye taraf bir ülke olan Türkiye’nin de katılımcı bir yaklaşımla, UBSEP’sini 2030 vizyonuna göre daha iddialı hedeflerle hızla güncellemesi ve devletin ve toplumun tam desteği ile bunu etkili bir şekilde hayata geçirmeye başlaması gerekiyor.”

2030 Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi (GBF) hedefleri ise şöyle açıklanıyor:

  • Biyoçeşitlilik kaybını azaltmak için tüm doğal alanlar doğru planlanacak ve yönetilecek.
  • Bozulmuş tüm ekosistemlerin yüzde 30’u onarılacak.
  • Kara, tatlısu ve deniz ekosistemlerinin yüzde 30’u korunacak (30×30).
  • Türlerin yok oluşu durdurulacak, genetik çeşitlilik korunacak, insan-yaban hayat çatışması (iyi) yönetilecek.
  • Yabani türlerin hasadı ve ticaretinin sürdürülebilir, güvenli ve yasal olması sağlanacak.
  • İstilacı yabancı türlerin girişi yüzde 50 azaltılacak; etkileri en aza indirilecek.
  • Kirlilik, biyoçeşitliliğe zarar vermeyecek düzeylere indirilecek.
  • İklim değişikliğinin biyoçeşitlilik üzerindeki etkileri en aza indirilecek, dayanıklılığı artırılacak.
  • İnsanlara fayda sağlayan yabani türler sürdürülebilir yönetilecek.
  • Tarım, su ürünleri yetiştiriciliği, balıkçılık ve ormancılıkta biyoçeşitlilik ve sürdürülebilirlik geliştirilecek.
  • Doğanın insana katkıları geri kazanılacak (onarılacak), korunacak ve geliştirilecek.
  • İnsan refahı ve biyoçeşitlilik için yeşil alanlar ve kent planlaması geliştirilecek.
  • Genetik kaynaklardan, dijital dizi bilgisinden ve geleneksel bilgiden edinilen faydaların paylaşımı artırılacak.
  • Biyoçeşitlilik her düzeyde karar alma sürecine entegre edilecek.
  • Şirketler biyoçeşitlilik ile ilgili risklerini ve olumsuz etkilerini değerlendirecek, açıklayacak, azaltacak.
  • Atıkları ve aşırı tüketimi azaltmak için sürdürülebilir tüketim seçenekleri etkinleştirilecek.
  • Biyogüvenlik güçlendirilecek; biyoteknolojinin faydaları yaygınlaştırılacak.
  • Biyoçeşitliliğe zararlı teşvikler azaltılacak; olumlu teşvikler artırılacak.
  • Biyoçeşitlilik için tüm kaynaklardan yılda 200 milyar dolar harekete geçirilecek.
  • Biyoçeşitlilik için kapasite geliştirilecek, teknoloji transferi ve bilimsel-teknik işbirliği güçlendirilecek.
  • Biyoçeşitlilik eylemine dair bilginin var ve erişilebilir olması sağlanacak.
  • Herkesin karar alma süreçlerine katılımı, biyoçeşitliliğe ilişkin bilgiye ve adalete erişimi sağlanacak.
  • Biyoçeşitlilik eylemi için cinsiyet eşitliği ve cinsiyete duyarlı bir yaklaşım sağlanacak.

Antarktika Denizi’ndeki buz kaybının ana nedeni iklim değişikliği

İngiliz Antarktik Araştırma Kurumu’ndan (BAS) bilim insanları, insan kaynaklı küresel ısınmanın buzul ile kaplı kıtanın etrafındaki okyanus yüzeyinde iki bin yılda bir görülen bir düşüşe neden olduğunu belirtti.

Geçen birkaç on yılın ortalama bir kışına kıyasla, Antarktika denizi üzerinde buzla kaplı maksimum alan iki milyon kilometre kare azaldı. Bu, Fransa‘nın dört katı büyüklüğünde bir alana denk geliyor.

Araştırmanın baş yazarı Rachel Diamond, “Büyük, hızlı kayıpların ne sıklıkla meydana gelebileceğini iklim modellerinin bize ne kadar söyleyebileceğini incelemek bu yüzden ilgimizi çekti” dedi.

Bilim insanları, on sekiz farklı iklim modelini analiz ederek, iklim değişikliğinin bu tür büyük ve hızlı erime olaylarının olasılığını dört kat artırdığını buldular.

Uzmanlar, deniz buzunun erimesinin nedenini anlamanın karmaşık olduğunu; okyanus suyu, hava sıcaklığı ve rüzgarlar gibi birçok değişkenin etkili olduğunu anlatıyor. Ancak iklim değişikliğinin rolünü belirlemek de önemli; çünkü buz oluşumu, okyanus akıntılarından deniz seviyesindeki yükselmelere kadar küresel etkiler yaratabiliyor.

Okyanusta alarm: Yüzyıl sonunda tropikal okyanusta hiç balık kalmayacak!
Araştırma: İklim değişikliği beyin hastalıklarını tetikliyor
Son 2 bin yılın en sıcak yazı 2023’te yaşandı

Deniz buzu, okyanustaki tuzlu suyun donmasıyla oluşuyor ve deniz seviyeleri üzerinde belirgin bir etkisinin olmadığı biliniyor. Ancak yüksek yansıtıcı özelliğe sahip kar ve buzun yerini koyu mavi okyanus aldığında, Güneş’in enerjisinin geri yansıtılan aynı miktarı su tarafından emiliyor ve bu da küresel ısınmanın hızını artırıyor.

iklim değişikliği

‘İklim değişikliği bu hızda devam ettikçe iyileşme olası gözükmüyor’

Uydu ile kayıt altına alınmaya 1970’lerde başlanan Arktik‘in aksine, Antarktika’daki erime olayları ve düzeni daha yeni bir fenomen. BAS‘a göre, Antarktika deniz buzu 1978’den 2015’e kadar “hafifçe ve sürekli olarak” artmıştı. Ancak 2017’de keskin bir düşüş meydana geldi ve bunu birkaç yıl düşük buz seviyeleri izledi.

Geophysical Research Letters dergisinde yayımlanan çalışmada, BAS araştırmacıları buzun geri dönüp dönmeyeceğini görmek için projeksiyonlar da gerçekleştirdi. Diamond, “Yirmi yıl sonra bile tamamen orijinal seviyelerine geri dönmüyor ve bu, ortalama Antarktika deniz buzunun on yıllar boyunca nispeten düşük kalabileceği anlamına geliyor” diyerek açıkladı.

Araştırmanın ortak yazarı Louise Sime, “Yerel ve küresel hava durumunun etkileri, balinalar ve penguenler gibi benzersiz Güney Okyanusu ekosistemleri üzerinde derin olacak” dedi.

BAS tarafından yapılan önceki çalışmalar, anormal erimenin binlerce imparator penguen yavrusunun ölümüne yol açtığını göstermişti. Buz tabakaları üzerinde yetiştirilen bu yavrular, su geçirmez tüyleri gelişmeden önce okyanusa düşerek ölmüştü.

Limak Holding, Bodrum’daki ormanlık sit alanına 5 yıldızlı otel yapacak

Bodrum‘un Kızılağaç Mahallesi Gerenkuyu mevkiinde orman ve sit alanında yapılması planlanan Turizm Konaklama Tesisi Projesi, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinde “ÇED gerekli değildir” kararı alarak onaylandı. Proje kapsamında 214 odalı, 5 yıldızlı bir otel inşa edilecek.

Limak İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.‘nin gerçekleştireceği “Turizm Konaklama Tesisi” projesi için ÇED dosyası 4 Aralık 2023 tarihinde Muğla Valiliği’ne sunulmuş ve 8 Aralık’ta süreç başlatılmıştı. Muğla Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, 24 Nisan 2024’te projeye “ÇED gerekli değildir” kararı verdi. Bu karar, Bodrum Belediyesi’nin internet sayfasında 17 Mayıs’ta duyuruldu.

Kızılağaç Koruma ve Güzelleştirme Derneği ve bölge halkı, denize ücretsiz girebildikleri Gerenkuyu sahiline yapılacak projeye karşı çıkmış ve ÇED raporunun olumlu çıkması durumunda iptali için dava açacaklarını duyurmuşlardı. Ancak, verilen karar ile Limak İnşaat, projeyi gerçekleştirmek için 49 yıllığına tahsis hakkı kazandı.

Limak İnşaat, Gerenkuyu mevkiinde yapılacak turizm tesisi için herhangi bir imar planı değişikliği talebinde bulunmayacağını belirtti. Şirket, “2010 yılında imar planı yapılıp onaylanmış ve 2023 yılında Bakanlık tarafından ihaleye konu edilmiş bir alanın tahsisine hak kazanmıştır” açıklamasında bulundu. Ayrıca, proje alanının imar planı ve ilgili mevzuata uygun olarak yatırım hazırlıklarına başlandığı ifade edildi.

Bodrum’da tarihi Aspat Kalesi’ne ÇED’siz ve ruhsatsız turizm inşaatına itiraz reddedildi
Akbelen Ormanı’nı katleden Limak, Bodrum’da sit alanına otel yapacak

Limak İnşaat’ın yapmayı planladığı otel, 36 bin 220 metrekarelik bir ormanlık alanı kapsıyor. Proje, yaklaşık 354 milyon lira yatırım ile hayata geçirilecek. Otel bünyesinde 214 oda, havuzlar, ana restoranlar, alacarte restoranlar, lobi bar, havuz barı, fitness merkezi, sauna, spa, teknik alanlar, depo ve idari ofisler bulunacak.

Bodrum’da orman ve sit alanına yapılacak bu otel projesi, çevresel ve yerel toplulukların tepkisini çekerken, Limak İnşaat projeye herhangi bir imar planı değişikliği olmadan devam edeceğini belirtiyor.