Ana Sayfa Blog Sayfa 1002

Çernobil’in güç kaynağıyla bağlantısı kesildi, soğutma işlemleri risk altında

Ukrayna nükleer enerji şirketi NPC Ukrenergo, Çernobil Nükleer Santrali‘nin, burayı işgal eden Rus birliklerinin eylemleri nedeniyle elektrik şebekesinden tamamen ayrıldığını açıkladı.

Ukrayna haber ajansı Interfax‘ın duyurduğuna göre, Ukrenergo bir açıklama yayımlayarak, “Rus işgalcilerin askeri eylemleri nedeniyle Çornobil’deki nükleer santralin elektrik şebekesiyle bağlantısı tamamen kesildi. Nükleer istasyonun güç kaynağı yok. Askeri harekat sürüyor, bu nedenle hatları eski haline getirme olasılığı yok” dedi.

Ukrayna’nın devlete bağlı nükleer üretim kuruluşu Energoatom da santralin dış bölgesindeki tüm nükleer tesislerin karartılmasının, Çernobil’in Kyivska trafo merkezi’ndeki 750 kV iletim hattındaki hasarla ve Slavutych kentindeki elektrik kesintisiyle ilişkili olduğunu bildirdi.

‘Elektrik olmazsa, radyoaktif risk doğar’

Açıklamada şunlar denildi:

“Bitmiş Yakıt Depolama Tesisi 1’de yaklaşık 20.000 kullanılmış yakıt grubu var. Bunları sürekli soğutmaya ihtiyaçları bulunuyor bu da ancak elektrik varsa mümkün. Elektrik olmazsa, pompalar soğutma yapamaz ve depodaki sıcaklık, tehlikeli düzeyde artabilir, kullanılmış yakıtın yaydığı radyoaktif maddeler de çevreye yayılabilir. Rüzgarla, radyoaktif bir bulut Ukrayna, Beyaz Rusya, Rusya, Avrupa‘nın diğer bölgelerine aktarılabilir” .

Energoatom ayrıca elektrik kesintisi nedeniyle tesisteki havalandırmanın çalışmayacağını ve orada bulunan tüm personelin tehlikeli dozda radyasyon alacağı uyarısını da yaptı:

“Yangın söndürme sistemi de çalışmıyor. Bir mermi isabeti sonucu oluşabilecek bir yangın durumunda bu büyük bir risk. Şu anda çatışmalar devam ediyor, bu da onarımların yapılmasını ve elektrik beslemesinin yeniden başlatılmasını imkansız hale getiriyor. ”

UEA: Kimse Çernobil’de ne olduğunu bilmiyor

Rusya’nın Ukrayna işgalinde ilk hedeflerinden biri Çernobil olmuş ve Rus birlikleri santralin dış bölgesini ele geçirmişti. Çernobil’de çalışan Ukraynalı görevliler de halen Rusya ordusunun rehinesi durumunda.

Rusya Ukrayna’daki radyoaktif depolama tesislerini de vurmuş, savaşın dokuzuncu gününde de saldırı sırasında bir yangın çıkan Avrupa’nın en büyük nükleer santrali olan Zaporijya‘nın kontrolü Rus ordusuna geçmişti.

Daha önce de, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), Çernobil nükleer santralinde kurulu güvenlik önlemleri kontrol sistemlerinden gelen uzaktan veri iletiminin kaybolduğunu açıklamıştı: “Şu anda kimse Çornobil’de neler olduğunu ve bölgeyi neyin tehdit ettiğini anlamıyor. Bu son derece tehlikeli bir durum.” 

Demircan: Yakıt çubuklarının soğutulması için alternatif yöntem yok

Yeşil Gazete Nükleer editörü ve nükleersiz.org koordinatörü, araştırmacı Pınar Demircan, Çernobil’de radyasyon izleme monitörlerinin de hala çalışmadığını belirterek, kesinti için şunları söyledi:

“Çernobil Nükleer Santrali’nin 4 numaralı reaktöründe soğutulmasına devam edilen 21 bin yakıt çubuğu bulunduğu için elektrik kesintisi oldukça tehlikeli bir durum arz ediyor. Bu konuda Ukrayna devletine ait Energoatom şirketinden yapılan açıklamaya göre bu yakıt çubuklarının soğutulması için alternatif bir yöntemin olmadığı ifade edilmişti. Çatışma ortamında Çerrnobil’deki tesise yeniden elektrik bağlanmasının da kolay olmadığını ifade ediliyor.”

Çernobil’de elektrik kesintisi halinde yedek gücün dizel motorla sağlandığını belirten Demircan, “Fakat bu şekilde üretilen elektrik soğutmayı sağlayacak doygun bir seviyede olamıyor, yalnızca 48 saat için prosese destek olabiliyor. Maalesef Çernobil nükleer santralinde elektrik kesintisi halinde alternatif bir güç üretme prosesi yok. Soğutmanın durmasıyla aşırı ısınma neticesinde radyoaktif partiküllerin açığa çıkması muhtemel” uyarısı yaptı.

Demircan, bu durumun akıllara “Fukuşima nükleer felaketinin yıldönümünde yeni bir Fukuşima mı yaşanacak” sorularını getirdiğini belirten Demircan,  orada da en başta deprem nedeniyle reaktörlerin hasar gördüğünü, depremin tetiklediği tsunami ile de elektrik bağlantısının koptuğunu ve reaktörlerin soğutulamaz duruma geldiğini hatırlattı:

“Nükleer santraller elektrik kesintisi veya diğer başka bir nedenle soğutma prosesinin sekteye uğraması halinde radyoaktif felaketi açığa çıkarma ihtimali üzerinden büyük tehlike kaynağı teşkil eder. Özellikle savaşta bu gibi risklerin arttığını gördüğümüz gibi içinde bulunduğumuz iklim krizi çağında da olağanüstü hava koşulları ve deniz seviyesindeki yükselmelere bağlı olarak elektrik kesintileri yaşanması bundan sonra da sürpriz olmayacak. Zira son derece kırılgan olan kritik proseslere sahip nükleer santraller bu dünyada kullanılmaya devam edildikçe her daim tetikte yaşamamız gerekiyor.”

Hekimlerden ‘isteyen gitsin’ diyen Erdoğan’a tepki yağıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın maaş düşüklüğü, özlük haklarının tırpanlanması, iş yerinde saldırılardan usanan hekimlerin, özellikle son dönemde akın akın yurt dışına çalışmak üzere gitmesine öfkelenip “İsteyen gitsin, biz de üniversiteleri yeni bitiren doktorları istihdam ederiz” sözlerine hekimlerden tepki yağıyor.

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı, doktorların ‘az ücret aldıkları için’ yurt dışına  gittiğini ileri süren  Erdoğan’a Hekimler yalnızca ücretlerinin düşüklüğü için değil, değer görmedikleri ve şiddete uğradıkları için gidiyorlar yanıtını verdi. 

Gerçek Gündem‘den Ece Seçil Şahin‘e konuşan Fincancı, şunları söyledi:

“Gidiyorlar, çünkü daha iyi koşullarda çalışma olanağı bulacaklarını düşünüyorlar. Sayın Cumhurbaşkanının o övündüğü devasa hastanelerin hepimizin sırtında bir yük olduğunu unutmamak gerekiyor. Üstelik ulaşımın neredeyse olanaksız olduğu yerlere yapılan, hastanenin içinde bile ulaşımın zorlukla yapılabildiği o hastaneler övünülecek değil, utanç duyulacak hastanelerdir. Sağlığı metaya dönüştürüp, kâr alanı olarak tanımlamaları nedeniyle kışkırttıkları sağlık talebini karşılayamamalarının bedelini şimdi hekimlere çıkartıyorlar. Onun için hekimler bu topraklarda kalmıyorlar. ‘Gençlerle bu işi yaparız’ diyor ancak zaten gençler gidiyor, gelecek göremedikleri için.”

Giden insanların dönme talebi olmadığı gibi, nitelikli eğitim sağlanan ülkelerden Türkiye’ye dönük bir talep de olmadığına dikkat çeken Fincancı, “Bizim koşullarımızı kendi koşullarından görece daha iyi bulan yerlerden belki gelmek isteyenler oluyordur ama onların koşullarının bizden çok daha zor olması demek, eğitimlerinin de bizden çok daha sınırlı olması demek. Bütün olanaksızlıklara ve olumsuzluklara rağmen, özellikle üniversitelerin içini boşaltmış olmalarına rağmen Türkiye’de hala tıp eğitimi nitelikli bir eğitimdir” dedi.

Fincancı, 14 Mart Tıp Bayramı ve 15 Mart’ta Türk Tabipleri Birliği olarak iki günlük greve gideceklerini de anımsattı ve “Haklarımızı vermeyeceğini öfkeyle ifade etmek, son dönemde tüm hak arama eylemlerine yönelik bu öfkeli ve düşmanlaştırıcı söylemlerin de bir uzantısı olarak değerlendirilebilir” ifadelerini kullandı.

‘Yerin dibine girseydim de bugünü görmeseydim’

Erdoğan’ın sözlerine tepki gösteren hekimler de sosyal medyadan gün boyu kırgınlıklarını aktardı:

https://twitter.com/antihistamink/status/1501272328197615616

https://twitter.com/drtugbanaz/status/1501220289417515017

 

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kadın Muhtarlarla buluşmasında doktorların yurt dışına gitme isteği hakkında da konuşmuş; az maaş aldıkları doğrultusunda şikâyet eden doktorları bu devletin yetiştirdiğini belirterek şunları söylemişti:  “Açık konuşuyorum, açık konuşmayı severim. Varsın gidiyorlarsa gitsinler. Bizler de üniversiteleri yeni, bitiren doktorlarımızı buralarda istihdam ederiz, buralarda onlarla devam ederiz. Gerekirse yurt dışından ülkemize dönmek isteyenleri süratle davet ederiz. Buralar boş kalmaz merak etmeyin. Doktorluk gibi bir aziz mesleği oraya onu dayamak herhalde pek de insani değildir.”

İstanbul’da valilikten kar önlemleri: Okullar tatil

İstanbul Valiliği, bu akşamdan itibaren etkili olacak yoğun kar yağışına dair alınan önlemleri duyurdu. ‘Turuncu’ alarm verildiği belirtilen açıklamayla, yarından 14 Mart’a kadar ilk, orta ve yüksek öğrenim kurumları tatil edildi, AVM’ler bir sonraki duyuruya kadar kapatıldı.

İstanbul’da 13 Mart Pazar gününe kadar metro, füniküler ve tramvay hatlarında da bazı seferler saat 02.00’ye kadar uzatıldı. Bu geceden itibaren motokuryeler de bir sonraki duyuruya kadar çalışmayacak.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, İstanbul’da bu akşamdan itibaren Sibirya‘dan gelecek soğuk hava dalgasının etkisiyle kuvvetli kar yağışının beklendiğini açıklamış, bu yağışın 1987 kışından beri en kuvvetli yağış olacağı uyarısı yapılmıştı. Yağışın dört gün aralıksız sürmesi beklenirken Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) tahminlerine göre İstanbul’da pazar günü metrekareye 12 kilogram kar düşecek.

Dün İstanbul’da soğuk hava ve kar yağışıyla ilgili Karla Mücadele Hazırlık Toplantısı gerçekleştirilmiş; İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, “Ulaşımın aksamadan devam edebilmesi için karla mücadele hazırlıklarımızı yaptık” açıklamasını yapmıştı.

Havayolu şirketleri 10 Mart itibariyle İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı uçuşlarında iptal ve değişiklikler olacağını duyurdu.

Ülke genelinde sıcaklıkların düşmesi bekleniyor. Batı Karadeniz‘in iç kesimleri, İç Ege, Batı Akdeniz, İç Anadolu, Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunda karla karışık yağmur ve kar şeklinde yağışlar olacak. İç ve doğu kesimlerde buzlanma ve don olayı bekleniyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü pek çok kentte kente bugün ve yarın için ‘sarı kod’ uyarısı yaptı.

8 Mart’ta kadınlar Türkiye’nin dört bir yanında sokaktaydı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü‘nde Türkiye‘nin onlarca ilinde kadınlar ve LGBTİ+lar taleplerini dile getirmek için sokağa çıktı. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Diyarbakır ve pek çok ilde kadınlar polisin engellemelerine rağmen alanları terk etmedi.

İstanbul’da 20. Feminist Gece Yürüyüşü polisin yoğun ablukası ve biber gazı saldırısı altında Cihangir’de gerçekleşirken, Ankara’da 19.30’da Madenci Anıtı’nda toplaşmak isteyen kadınların anıtta buluşması engellenince kalabalık, Sakarya Caddesi‘ne geçti.

Belediye binasının bulunduğu meydanı dolduran binlerce kişi 8 Mart’ı sloganlar ve şarkılarla kutladı.

İzmir’de Feminist Gece Yürüyüşü için Kıbrıs Şehitleri Caddesi‘nde toplanan kadınlar, polis saldırısının ardından barikatı aşarak sloganlarla yürüdü.

Okunan basın açıklamasında “Hiçbirimiz kendini güvende hissetmiyoruz. Şüpheli kadın cinayetleri aydınlatılmıyor. LGBTİQ+’lar her gün bizzat iktidar tarafından gerici saldırılarla hedef haline getiriliyor” denildi.

Antalya’da Attalos Heykeli önünde saat 18.00 de basın açıklaması yapan kadın örgütleri, 19.00 da Cumhuriyet Meydanı‘na yürümek istedi. Yürüyüşe izin vermeyen polis  biber gazıyla saldırdı ve  39 kişi gözaltına alındı.

Adana’da 8 Mart için 5 Ocak Meydanı’nda toplanan kadınların Atatürk Parkı’na yürümesine izin vermeyen polis, eylemcilere saldırdı.

Kadınlar “Eşit, özgür ve şiddetsiz bir dünyayı kadınlar kuracak” pankartı taşıdı.

Diyarbakır’da Amed Kadın Platformu (DAKAP) çağrısıyla İstasyon Meydanı‘nda bir araya gelen kadınlar, polislerin detaylı aramasına izin vermek istemedi.  Durumu protesto ederek miting alanına yürüyen binlerce  kadın, Aysel Tuğluk‘un hafızası hafızamızdır” dedi.

Fotoğraf: Sertaç Kayar

Dersim‘de Dersim Kadın Platformu‘nun organize ettiği mitingde 8 Mart coşkuyla kutlandı.

Sanat Sokağı‘nda toplanıp Seyit Rıza Meydanı‘na yürüyen kadınlar  halaylar çekti, ‘savaşa hayır’ dedi.

Van’da Tevgara Jinên Azad (TJA) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi tarafından Musa Anter Parkı’nda düzenlenen mitinge kadınlar yöresel kıyafetleriyle katıldı. Farklı dört noktada polis arama yaparken, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan kalabalığı Kürtçe selamladı.

https://twitter.com/oktaycandemir/status/1501164569661743109?s=20&t=dORf9S8fMhnj7R7eN0FP0g

İkizköylülerden zeytin ağaçları için dilekçe: Yönetmelik değişikliği burası için yapılmış

Zeytinlik sahalarının madencilik faaliyetlerine açılmasını onaylayan yönetmeliğe karşı İkizköylüler zeytin ağaçlarının kesilmemesi için Milas Kaymakamlığına dilekçe verdi.

Mart başında Resmi Gazete’de yayınlanan maden yönetmeliğindeki değişikliğe karşı yönetmeliğin durdurulması ve iptali için onlarca dava açılmıştı. Söz konusu değişiklik Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ’nin (YK Enerji) Muğla Milas’taki iki termik santraline kömür sağlamak amacıyla genişletilmek istenen kömür madeni sahasının İkizköy Mahallesi’ndeki Akbelen Ormanı‘nı yok etmemesi için hukuki mücadele devam ederken yapılmıştı. 1 Mart’ta İkizköy’deki Akbelen Ormanı’nda açılmak istenen kömür ocağı için bilirkişi keşfi yapılmıştı. İkizköylüler, kamuoyunu #AkbelenOrmanınıVermeyeceğiz diyerek yaşama destek olmaya çağırmıştı.

İkizköylüler dün konuyla ilgili Milas Kaymakamlığına dilekçe verdiklerini duyurdular.İkizköy Kardok Derneği ve 100’ün üzerinde köylü tarafından bireysel olarak da imzalanan dilekçeleri, köylülerin tamamı Milas Kaymakamı Mustafa Ünver Böke’nın makamına topluca giderek elden Kaymakam’a teslim ettiler.

İkizköy İnsanca Yaşam için Direniyor hesabından yapılan açıklamada “Yönetmelik değişikliği meğer İkizköy için yapılmış, kamuoyundaki infiale umursanmadan açılan davalarda yürütmeyi durdurma kararına fırsat vermeden, oldu bitti ile zeytinleri ortadan kaldırmak istiyorlar, Buna izin vermeyeceğiz. Zeytin dostlarından destek ve dayanışma bekliyoruz” ifadelerine yer verildi. Dilekçe sonrası yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Dünden bu yana, YK Enerji yetkilileri, İkizköy Mahallesi sınırları içerisindeki zeytin ağaçlarını kastederek, İkizköy Mahallesi Muhtarına şifahen ‘İkizköylülerin, eskiden kamulaştırılmış alanlarda bulunan zeytin ağaçlarını gelip kendilerinin kesmelerini ya da taşımalarını, aksi takdirde şirketin bu ağaçları keseceğini, taşıyacağını’’ bildirmiştir. Bunun üzerine İkizköy Mahallesi Muhtarı, İkizköy sakinlerine bu durumu şifahen iletmiştir.”

İkizköy Kardok Derneği Başkanı Nejla Işık, dilekçeye ilişkin olarak şu ifadeleri kullandı:

“YK Enerji yönetmeliği kullanarak zeytinleri talan etmek üzere. Kanuna aykırı olarak çıkarılan yönetmeliğin değil, kanunun kendisinin uygulanmasını istedik.”

İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı ise “Anlaşılan bu yönetmelik değişikliği, YK Enerji için ve İkizköylüler’in zeytinliklerinin taşınması, sökülmesi ve maden ocağı haline getirilmesi için çıkarılmış” dedi.
Muhtarın ulaştığı zeytinliklerin eski sahipleri olan köylülerin ise konuyu İkizköy Çevre Komitesi’ne taşıyarak, zeytinlere kesinlikle dokunmayacaklarını söyledikleri belirtildi.

‘Zeytinlerimiz kanuna emanettir’

Kaymakama dilekçelerin verilmesi sırasında İkizköylüler; yönetmeliğin Zeytincilik Kanununa aykırı olduğunu vurgulayarak “İlçenin en yüksek mülki amiri olarak zeytinlerimizi siz Milas Kaymakamına emanet ediyoruz” dedi. Kaymakam, zeytin bizim de zeytinimizdir. Zeytinlerimiz kanuna emanettir” diye yanıt verdi.

İkizköy Çevre Komitesi Sözcüsü Hasan Yorulmaz ise: “Yönetmelik kanundan üstün değildir. Biz kanunlara ve Anayasaya bağlıyız ve onu sonuna kadar savunacağız.” dedi.

Ne olmuştu?

Akbelen Ormanı’ın 740 dönümlük bölümündeki ağaçlar, Limak Holding ve İÇTAŞ ortalığıyla kurulan YK Enerji tarafından işletilen Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine linyit sağlayacak maden ocağı açmak için kesilmek isteniyor. Şirketin bunun için gerekli izinleri de almış ve ocak ÇED Yönetmeliği’nden muaf tutulmuştu ancak İkizköylüler, çevre aktivistleri ve hukukçular karara itiraz etti. Kesimleri önlemek için 22 Nisan’da başlatılan nöbet sürüyor.

Geçen yaz, Türkiye‘nin Ege ve Akdeniz sahilleri başta olmak üzere pek çok bölgesinde çıkan yangınlardan etkilenen Muğla‘da, bölge halkı yangınlara müdahale ederken, şirket tarafından yangın bahanesiyle 105 ağaç kesilmiş; İkizköy halkının direnmesi üzerine jandarma sert müdahalede bulunmuştu.

Maden ocağına karşı, KARDOK Derneği‘nin açtığı davalarda Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi ve Muğla 1’inci İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Muğla Valiliği de kömür taşıma bandının yapımını durdurdu.  Bölgede ilk yapılan keşifte hakimin avukatlara hakaret etmesi nedeniyle avukatlar Arif Ali Cangı,  İsmail Hakkı Atal ve Şiar Rişvanoğlu reddi hakim başvurusunda bulunmuştu.

Son bilirkişi keşfi ise 1 Mart’ta “Yuh yuh soyanlara” eşliğinde köylüler tarafından gerçekleştirilen eylemler ve atılan sloganlarla gerçekleştirildi.

[Ankara’nın iklim gündemi-1] Paris Anlaşması: Bir samimiyet testi

Dosya Haber: Hilal KÖYLÜ

*

Dünyanın ilk kapsamlı iklim anlaşması olarak bilinen Paris İklim Anlaşması’na Nisan 2016’da imza koyan Türkiye, anlaşmayı ancak aradan beş yıl geçtikten sonra Ekim 2021’de Parlamento’da onayladı. Böylelikle küresel ısınmayı iki derecenin altımda, bir buçuk derece seviyede tutmayı amaç edinen ülkelerle işbirliğini de kabul ederek, 2053’te ‘net sıfır emisyon’ hedefine ulaşacağını duyurdu.

Ancak sadece iklim ve çevre değil sosyal ve ekonomi politikalarında da yeni değişikliklere gitmesi beklenen Türkiye bugün “ev ödevini yapmadığı” eleştirilerinin hedefinde.

Türk hükümeti; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın adını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştirerek yeni döneme hazır olduğunu duyurmuştu. Ancak 21-25 Şubat tarihlerinde bakanlık himayesinde Konya’da yapılan İklim Şurası,  ‘yeni bir dönem’ anlayışından uzak olunduğunu ortaya koydu.

İklim değişikliği ile mücadelenin yol haritasının değerlendirildiği İklim Şurası’na davet edilmeyen Çevre Mühendisleri Odası ile Meteoroloji Mühendisleri Odası, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelede başarılı olmasının mümkün olmadığına dönük itirazlarını daha da yükseltti. Bakanlığın, meslek örgütleriyle arasına mesafe koyması Türkiye’nin şeffaf politikalar ürütemeyeceği gibi bilimsel gerçeklerden de uzak kalacağı eleştirilerini beraberinde getiriyor. Türkiye’de ilk kez düzenlenen şuraya TBMM Çevre ile İklim araştırma komisyonlarının da davet edilmediği dikkate alındığında hükümetin iklim değişikliğiyle mücadele konusunda toplumun tüm kesimlerini kapsayan politikalar üretmekte yetersiz kalacağı da ortaya çıkıyor.

Paris’e giden yol

Peki Türkiye’yi Paris İklim Anlaşması’nı parlamentoda onaylamaya götüren süreçte neler yaşandı?

191 ülkenin taraf olduğu Paris İklim Anlaşması, emisyon azaltım adımlarıyla küresel sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutmayı ve 1,5 dereceyle sınırlandırılmasını hedefliyor. Türkiye, 2016’da imzaladığı anlaşmayı ancak beş yıl sonra 2021’de Meclis’te onayladı. “Paris Anlaşması’nın Onaylanması’nın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi” parlamento onayı aldıktan sonra 7 Ekim 2021’de Resmi Gazete’de yayımlandı.

2050’ye kadar sera gazı emisyonlarının sıfırlanması için ülkelerin ortak çalışmasını teşvik eden anlaşmaya Türkiye’nin bağlılığını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Nisan 2021’deki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayla dünyaya duyurdu:

“Yatırım, üretim, istihdam politikalarımızda köklü değişikliğe yol açacak bu süreci 2053 vizyonumuzun ana unsurlarından biri olarak görüyoruz. Tabiata en büyük zararı kim verdiyse, doğal kaynakları kim vahşice sömürdüyse iklim değişikliğiyle mücadeleye en büyük katkıyı da onlar yapmalıdır.”

BM, Türkiye’nin 2053 yılına kadar net sıfır emisyon taahhüdü kapsamında hazırlaması gereken Ulusal İklim Eylem Planı’nı dört gözle bekliyor.

‘Ek’ yükümlülükler süreci uzattı

Paris anlaşmasının temellerini oluşturan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 1992’de Rio’da imzaya açıldı. Sözleşme, küresel ısınmayla mücadele yolunda ilk uluslararası anlaşma olarak da biliniyor.

Gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğine neden olan sera gazlarını atmosfere diğer ülkelerden daha çok saldıkları için daha fazla sorumluluk almaları gerektiğini öngören sözleşme, yükümlülüklerine göre ülkeleri “Ek 1, Ek 2 ve Ek Dışı” olarak üç gruba ayırdı.

Ek1’de OECD, AB ve pazar ekonomisine geçiş sürecindeki ülkeler yer aldı. OECD üyesi olduğundan Türkiye Ek1 grubundaki ülkelerden sayıldı. Türkiye’ye bu gruptaki diğer ülkeler gibi gelişmekte olan ülkelere iklim değişikliği ile mücadelede finansal yardım yapma ödevi verildiyse de,  ekonomisi bu ödeve uygun kapasitede olmayan Türkiye, ortada bir “haksız kategorileşme” olduğundan yakınınca 2000’li yılların sonunda Ek1 kategorisinden çıkarıldı. Sözleşmeye üye Türkiye, gelişmekte olan ülkelere finansal yardım yükümlülüğü taşımıyor, kısıtlı da olsa ek finans ve kredilerden yararlanabiliyor.

Paris’e ‘şartlı evet’

Türkiye gelişmekte olan ülkelere küresel ısınmayla mücadelede finansal yardım yapamayacağı gerekçesiyle Paris İklim Anlaşması’nı da ‘şartlı bir evet’ anlamına gelen beyanla kabul etti. O beyanda “Türkiye, Paris Anlaşması’nı gelişmekte olan bir ülke olarak ve ulusal katkı beyanları çerçevesinde, anlaşmanın mekanizmalarının ekonomik ve sosyal kalkınma hakkına helal getirmemesi kaydıyla kabul eder” denildi.

Paris Anlaşması, gelişmiş ve gelişmekte olan her ülkenin kendi belirleyeceği sera gazı azaltımı taahhüdünde bulunmasını öngörüyor. Taahhütlerin her beş yılda bir gözden geçirilmesi isteniyor. Ülkelerin taahhütleri de şeffaflık ilkesi gereği herkese açık.

Anlaşma, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin her ülkenin farklı sorumlulukları olabileceğine dönük hükmünü koruyor. Ülkeler, kendi ekonomik ve kalkınma koşullarına göre farklı sera gazı azaltım planı yapma hakkına sahipler. Ancak, ülkelerden iddialı olmaları ve toplumu iklim değişikliği ile mücadelede gerekenin yapılacağı konusunda ikna etmeleri bekleniyor.

Bu yüzden Paris Anlaşması ülkelere “Ulusal Katkı Belgesi” sunma ve uygulamaya dair raporlama yükümlülükleri getiriyor. Anlaşmanın en dikkat çekici yanı, ülkeler üzerindeki uygun emisyon sınırlaması gerçekleştirme baskısı yaratması. Örneğin eğer Türkiye, emisyonlarını sınırlama yönünde bir politika değişikliğine gitmezse ihracatta büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalabilecek. Özel karbon ödemeleri yüzünden yüksek emisyonlu ürünlerini ihracatta büyük zorluklar yaşayabilecek. Daha da kötüsü, ihtiyaç duyduğu “yeşil dönüşüm” için finansman kaynağı bulamayacak.

Paris Anlaşması’na taraf 110 ülke ulusal katkı beyanlarını güncelledi. Bunlardan en büyük kirleticiler arasında bulunan Birleşik Krallık yüzde 68, Avrupa Birliği yüzde 55, ABD yüzde 43 oranında, 2030 yılına kadar azaltım taahhüdü verdi.

‘İddiasız’ taahhüt 

Paris Anlaşması’nı onaylamasından sonra Türkiye’nin ulusal katkı beyanını gözden geçirmesi (indc-turkey-tur-20191210125308) ve iddialı emisyon azaltım hedefleri ortaya koyması bekleniyor. Çünkü Türkiye Küresel Karbon Atlası’na göre dünyada en fazla sera gazı emisyonuna neden olan ülkeler arasında 16’ncı sırada, küresel sera gazlarının yaklaşık yüzde 1’inden sorumlu ve kişi başı emisyonları her geçen gün artıyor.

Eylül 2015’te Birleşmiş Milletler’e sunulan ‘Ulusal Katkı Niyet Beyanı’nda 2012’de 430 milyon ton olan sera gazı emisyonlarının, azaltım önlemleriyle 2030’da 929 milyon ton olabileceğini planlanmıştı.  Yani Türkiye, sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdü vermiş değil. Ancak iki katından fazla artırabileceğini söyledi. Bu beyan “artıştan yüzde 21 oranında azaltım” olarak kayıtlara geçti. Türkiye’nin kulvarındaki Arjantin ve Brezilya, emisyonlarını 2030’a kadar 2005 yılı seviyesinin altında indirmeyi hedeflerken Meksika’nın 2026’da en yüksek emisyon seviyesine ulaştıktan sonra emisyonlarını düşürmeyi hedeflemesi dikkat çekiyor.

Ne yapmalı?

Türkiye’nin bu beyanının ötesine geçmesini mümkün gören iklim bilimciler;  emisyon azaltımı için hiçbir önlem alınmasa bile hesaplanan miktarın çok altında sera gazı emisyonu ürettiğine dikkat çekiyor.

TÜİK envanterine göre 2019’da 506,1 milyon ton CO2 olarak gerçekleşen emisyonların azalma eğiliminde olması Türkiye’nin lehine.

Ancak anlaşmayı onaylamak için epey vakit kaybeden Türkiye’nin tarihindeki en büyük orman yangınlarının yaşandığı bir dönemde imza atmasına rağmen, iklim eylemlerini hayata geçirmek için ağırdan aldığı söylenebilir.

Bilim insanları, iklim uzmanları ve aktivistlerine göre, hiç gecikmeden yapılması gerekenler kabaca şöyle:

  • Kömürden çıkış takvimi belirlenmeli, yeni kömür yatırımları ve fosil gaz sahası arama çalışmaları durdurulmalı.
  • 2050’de karbon sıfır bir ülke kurgulayabilmek için şehirlerde emisyonun azaltımı ve iklim krizine adaptasyonu önceleyen stratejik eylem planları kurgulanmalı.
  • Denizlerde koruma alanları oluşturulmalı.
  • Doğal alanların ve biyoçeşitliliğin korunmasına öncelik verilmeli.
  • Küçük çiftçi güçlendirilip, ekolojik tarım desteklenmeli

Ekonomiye Paris katkısı

Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’na taraf olmasının ekonomiye yük getirip getirmeyeceği anlaşma onayından önce en çok tartışılan konular arasında yer almıştı. Bu tartışma bugün de sürse de; hükümet onayın ekonomiyi güçlendireceğini söyleyenlerin tarafında yer almayı tercih ediyor. Ancak, bu tercihin uygulamaya nasıl yansıdığını zaman gösterecek.

Bugün Türkiye’nin üç fosil yakıtı (petrol, doğalgaz ve kömür) kullanmayı bırakması, güneş ve rüzgar gibi yenilebilir enerji kaynaklarına yönelmesi iklim krizini durdurmasının temel şartı olarak görülüyor. Rüzgar ve güneşi merkeze alan bir enerji dönüşümünün, teknoloji içeriği yüksek bir sanayi gelişimini de beraberinde getirebileceği hesaplandı. Güneş ve rüzgardan elektrik üretim kapasitesinin artmasının sanayi üretimindeki değer zincirini de büyüteceği biliniyor.

Düşük karbonlu bir gelişme, fosile dayalı ekonomik yatırımlara göre daha fazla istihdam yaratıyor. Örneğin; her 1 milyon dolarlık yatırımın, sürdürülebilir enerjide 15-30, enerji depolamada 4-12, enerji verimliliğinde 10-18, çevre dostu şehir altyapılarının geliştirilmesinde 10-15, atık ve geri dönüşümde 15-40 kişiye yeni istihdam yaratma potansiyeli var.  Bunun karşısında hükümetin 1 milyon dolarlık kömür yatırımının 10 inşaat aşamasında bir, termik ve maden işletmesinde iki kişiye istihdam yarattığı gerçeğini önümüzdeki süreçte göz ardı edip etmeyeceği de bir çeşit iklim kriziyle mücadelede samimiyet testi olacak.

3 milyar 157 milyon dolarlık finansman

Kasım 2021’de İskoçya’nın Glasgow kentindeki BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26. Taraflar Konferansı’na katılan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum,; Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelede samimi olduğunun bilinmesini istedi.

İklim krizini sadece çevresel bir kriz olarak değil kalkınma ve güvenlik krizi olarak da gördüklerini söyleyen Kurum, dünyanın 1,2 santigrat derece ısındığına dikkat çekerken, bu sıcaklığın 1,5 santigrat derecede kalması için Paris Anlaşması’nı onaylayan her ülke gibi Türkiye’nin de üzerine düşeni yapacağını duyurdu.

Kurum, Türkiye’nin Paris Anlaşması’na onayı sonrasında Dünya Bankası, Alman Federal Çevre Doğa Koruma ve Nükleer Güvenlik Bakanlığı, Fransa Avrupa ve Dış İlişkiler Başkanlığı, BM ile Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile bir mutabakata vardığını da Glasgow’da açıkladı. Bu mutabakatla Türkiye’ye iklim değişikliğiyle mücadele için 3 milyar 157 milyon dolarlık bir finansman sağlandı.

Kurum’un, “Yeşil kalkınma için bu kaynağı üç sene içinde kullanacağız. 2053’e geldiğimizde net sıfır emisyona ulaştığımız, karbon nötr bir ülke olduğumuz bir sürece dahil oluyoruz” sözleri de; Paris Anlaşması sonrası yaşanacak her iklim krizi tartışmasında Türk hükümeti için bir başka samimiyet testi niteliğinde.

21-25 Şubat 2022 tarihlerinde düzenlenen İklim Şurası, Türk hükümetinin bu testi geçemediğinden öte, geçmek istemediğinin de göstergesi oldu.  Çünkü şura sonucunda kömürden çıkışa dair bir karar alınamadı. Şurada doğalgaz ve nükleer enerjiye destek veren kararlar alınmasına tepkiler büyüdü.

 

 

 

Ukrayna’da yıkım sürüyor, taraflar yarın Antalya’da görüşecek

Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı işgal saldırılarının 14. gününde, Birleşmiş Milletler (BM) 2 milyondan fazla insanın Ukrayna’dan ayrıldığını açıkladı.

Rus ordusunun Ukrayna’nın Sumi kentine düzenlediği hava saldırısında 2’si çocuk 9 sivil hayatını kaybetti.

Ukrayna Başbakan Yardımcısı Iryna Vereshchuk, Rusya’nın bugün sabah 9’da başlayıp 12 saat sürecek ateşkesi kabul ettiğini açıkladı.

Vereschchuk, biri Mariupol‘da olmak üzere Ukrayna’da toplam  altı insani koridor açılacağını söyledi.

Önümüzdeki günlerde Ukrayna’da hava sıcaklıklarının -13 ve -20 derece arasında olması bekleniyor. Saldırıların devam ettiği Mauripol’de bir haftadır elektrik ve su yok ve insanların yiyecek stokları tükeniyor.

Dün, iki tarafın uzlaşarak açtığı insani koridorlardan sivillerin tahliyesi yapılırken Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Oleg Nikolenko, Rusya’nın Mariupol ile Zaporijya kentleri arasındaki insani koridora saldırdığını söyledi.

Nikolenko, sekiz kamyon ve 30 otobüsün, şehre insani yardım götürmek ve sivilleri Zaporijya’ya tahliye etmek için yola çıktığını paylaşmıştı. Rusya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Çernigiv, Sumi, Harkov, Mariupol ve Kiev şehirlerinde sivillerin tahliyesine edilmesi için uzlaşılan insani koridorlar açıldı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, Ukrayna’dan kaçan insanların sayısının 2 milyona ulaştığını, uluslararası yardım kuruluşu Save the Children ise savaştan kaçan iki milyon Ukraynalının 800 bininin çocuk olduğunu açıkladı.

Mültecilerin 1 milyon 200 bininin Polonya‘ya, yaklaşık 350 bininin de Macaristan ve Romanya‘ya geçtiği aktarıldı.

Fotoğraf: Erin Schaf / New York Times

Kiev’in doğusundaki Sumi kentinde kurulan insani koridor, yüzlerce sivilin kaçmasına izin verecek kadar uzun süre açık kaldı. Tahliye yolunun yakınında ateş açılmasına rağmen insanlar Kızılhaç‘ ait bir otobüs konvoyuyla ayrıldı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından yayımlanan raporda, Rus kuvvetlerinin Pazar günü düzenlediği Irpin saldırısının savaş hukukunu ihlal ettiğini söylendi. Raporda, “Rus kuvvetleri uluslararası insani hukuk uyarınca sivillere zarar vermeme ya da orantısız güç kullanmama yükümlülüklerini ihlal etti” denildi. 

Rusya, Kiev’den ayrılmaya çalışan sivillerin tahliyesi sırasında Irpin’de bir köprüye bombardıman yapmış, en az sekiz kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu.

Grandi, “Savaş devam ederse Avrupa ülkelerinde yönetilmesi daha karmaşık bir durum ortaya çıkacak. Bunun için Avrupa ve ötesinde herkesin daha da fazla dayanışmaya ihtiyacı olacak” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden, ABD’nin mültecilerin bakım sorumluluğunu Avrupalı ortaklarıyla paylaşacağını söyledi. Biden, “Mültecilerin sorumluğunun bedeli sadece Ukrayna’ya sınırı olan Avrupalı ülkelere kalmayacak” şeklinde konuştu.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Rusya’nın Ukrayna’da sivilleri hedef aldığına dair ellerinde güvenilir raporlar olduğunu söyledi ve bunun savaş suçu olduğunun altını çizdi. Stoltenberg, “Çatışmanın büyüyüp Ukrayna dışına yayılmasını önleme sorumluluğumuz var. Müttefik toprakların her karışını koruyacağız ve savunacağız” dedi.

Fotoğraf: Yara Nardi / Reuters
Fotoğraf: Yara Nardi / Reuters

Zelenski İngiltere’ye seslendi

Kiev’den video konferans yoluyla Avam Kamarası‘na seslenen Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski, Ukrayna’nın işgale direnişini, İngiltere‘nin İkinci Dünya Savaşı‘ndaki Nazilerle mücadelesine benzetti.

Batılı ülkelerin uyguladığı yaptırımların yeterli olmadığını ve Ukrayna’nın uçuşa yasak bölge ilan edilmesi gerektiğini belirten Zelenski, İngiltere’den Rusya’yı ‘terörist devlet’ olarak tanımasını istedi.

Başbakan Boris Johnson, Ukrayna yeniden özgür olana kadar mücadele edeceklerini söyledi.

Bugün İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, Rus uçakların İngiltere hava sahasında uçuşunu yasaklayacaklarını ve uçakları alıkoyabileceklerini açıkladı.

ABD ve Polonya arasında savaş uçağı anlaşmazlığı

Amerika Savunma Bakanlığı (Pentagon) dün Polonya’nın Ukrayna’da kullanılmak üzere MiG-29 savaş uçaklarını Almanya‘daki ABD üssüne gönderme teklifini reddetti. Pentagon ayrıca ABD’nin müttefikleri korumak için Avrupa’da konuşlanmış iki Patriot füzesavar bataryasını Polonya’ya gönderdiğini söyledi.

Beyaz Saray‘dan gelen açıklamada, uçakların ABD-NATO üssünden Ukrayna hava sahasına doğru havalanmasının NATO için güvenlik endişeleri oluşturacağı belirtildi.

ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Doğu Avrupa‘daki müttefiklere yapacağı üç günlük gezi kapsamında Polonya’yı da ziyaret edecek.

Taraflar yarın Türkiye’ye gelecek

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba, yarın Antalya Diplomasi Forumu’nda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun katılımıyla bir araya gelecek. Bu görüşme, iki taraf arasındaki en üst düzey görüşme olacak.

Çavuşoğlu açıklamasında “Kuleba ile altı kez, Lavrov ile dört kez telefonda görüştüm. Öncelikli amacımız çatışmaların durdurulması” dedi.

Rusya, görüşmenin gerçekleşeceğini doğrularken, Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova görüşmenin “temas” olacağını söyledi.

Ukrayna’da iktidar partisi, Türkiye’nin ve ABD’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin, garantör olarak askeri, ekonomik ve siyasi alanda Ukrayna’yı koruyabileceğini belirtti.

Rusya dünyadan dışlanıyor

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Rusya’nın kredi notunu “B”den “C”ye düşürdü. Fitch, bir hafta önce de Rusya’nın kredi notunu “BBB”den “B”ye düşürmüş ve negatife çevirmişti.

Çok uluslu petrol ve doğal gaz şirketi Shell, Rusya’dan petrol ve doğal gaz alımını sonlandıracağını ve bu ülkedeki istasyonlarını kapatacağını duyurdu. Yapılan açıklamada “Ham petrol, petrol ürünleri, doğal gaz ve sıvılaştırılmış doğal gaz da dahil olmak üzere tüm Rus hidrokarbonlarından aşamalı bir şekilde çıkılacak” denildi.

1990’da Moskova’da açtığı ilk  ilk restoranı Rusya’nın dünyaya açılmasında kültürel bir sembole dönüşen McDonald’s ve  kahve zinciri Starbucks Rusya’dan çekilirken, Coca Cola da faaliyetlerini durdurma kararı aldı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, uluslararası işletmelerin geri çekilmesinin yol açtığı zorlukların hafifletilmesini amaçlayan bir önlem paketi imzaladı. Önlemler kapsamında ihracata sınırılamalar getirildi.

Bir yılda 277 kadın öldürüldü

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nde geçen bir yılda gerçekleştirilen kadın cinayetlerini duyurdu. Platform tarafından yapılan açıklamada 8 Mart 2021 ile 8 Mart 2022 tarihleri arasında 277 kadın öldürüldü. 247 kadının ise ölümü şüpheli olarak kayıtlara geçti.

Türkiye‘de yüzlerce kadın cinayeti şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçiyor. Neredeyse her gün çıkan kadınların intihar ederek öldüğü yönündeki iddialar da şüpheli kadın cinayetlerinin boyutunu gözler önüne seriyor. Kadın Meclisleri ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu gibi kadın mücadelesi içerisindeki gruplar söz konusu cinayetlere ilişkin verileri paylaşıyorlar.

Verilere göre Ocak 2022’den bugüne 54 kadın öldürüldü. 57 ölüm şüpheli olarak kayıtlara geçti. Platform tarafından Şubat’ta paylaşılan rapora göre; bu ayda 23 kadın öldürülürken 21 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. 2021’de 280 kadın cinayeti işlenirken 217 kadının ölümü şüpheli olarak kaydedildi.

kadincinayetleri.org, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde 25 Kasım 2021’e kadar gerçekleşen kadın cinayetlerinin on yılllık tablosunu ortaya koymuştu. Bu rapora göre ise söz konusu süreçte 2 bin 534 kadının öldürüldüğü gözler önüne serilmişti.

 

Feminist Gece Yürüyüşü Cihangir’e sıkıştırıldı: Kadına değil katillere barikat

Kadınların 20 yıldır patriyarkal düzene karşı sokaklarda, caddelerde ve meydanlarda kazanılmış haklarına yenilerini katmak için gerçekleştirdiği Feminist Gece Yürüyüşü polis barikatlarının arasında gerçekleştirildi.

İstanbul Valiliği tarafından yasaklanan yürüyüş öncesi saat 13.00’da Taksim Metro‘su ulaşıma kapatılırken Taksim çevresinde polis, kadınların yürüyüş alanına gelememesi için geniş güvenlik önlemleri aldı. Kadınlar hak arayışları için de sembolik bir nokta olan Taksim Meydanı‘ndaki Fransız Kültür Merkezi önünde buluşmak istemelerine rağmen, Feminist Gece Yürüyüşü için Taksim’e alınmadılar.

Taksim’i çevreleyen kilometrelerce uzunluktaki barikatlar nedeniyle kadınlar 16.00’dan sonra toplanma alanı olarak belirlenen Sıraselviler‘e dahi giremedi. Yürüyüşe son üç senedir iktidar geçit vermiyor ve dolayısıyla polisin sert müdahaleleri ile karşılaşılıyor.

Fotoğraf: Cansu Acar

Barikatlar İstiklal Caddesi‘nden, Atatürk Kitaplığı‘na; Gezi Parkı‘ndan Cihangir‘e kadar uzandı. Taksim’e çıkan sokaklar da 16.30 sularında polis barikatlarıyla kapatıldı.

Fotoğraf: Cansu Acar

Sıraselviler’de bir araya gelen kadınların eylem bekleyişleri polis barikatları arasında sürdürüldü. Taksim’e kurulan geniş çaplı polis barikatları nedeniyle Feminist Gece Yürüyüşü için alana gelmeye çalışan kadınlar farklı gruplara bölündüler. Kadınlardan bazıları Kabataş’tan alana ulaşmaya çalışırken bazıları Karaköy’den topluluğa ulaşmaya çalıştı.

‘Kadına değil, katillere barikat’

Öte yandan Kadıköy ve Beşiktaş‘ta 17.00 sularında Taksim Meydanı’nda yapılması planlanan yürüyüşe gelmek üzere yola çıkan kadınlar gözaltına alındı. Kadıköy’de 20, Beşiktaş’ta 38 kadının gözaltına alındığı bilgisi geldi. Dün gece gözaltına alınan kadınların ise bugün serbest bırakıldığı öğrenildi.

Fotoğraf: Cansu Acar

Polis kadınları barikatlarla ayırdı

Feminist Mekan‘daki kadınlar ise ana pankartla 19.00 sularında Tel Sokak‘ta bir araya geldi. Burada da yine polis barikatları nedeniyle grup diğer kadın gruplarından ayrı tutulmaya çalışıldı. Feminist Gece Yürüyüşü’nde her bir sokakta kadınların bir araya gelmesi polis tarafından engellenmeye çalışıldı. Polis tarafından aralıklarla yapılan açıklamalarda kadınların Taksim Meydanı’nda değil, Cihangir Firuzağa‘da veya Karaköy‘de basın açıklaması yapabileceğine izin verildiği yönünde duyurular yapıldı. Buna karşı çıkarak Taksim taleplerini yineleyen kadınlar “Barikatı kaldır” ve “Kadına değil katillere barikat” diye sloganlar attı.

Fotoğraf: Cansu Acar

Biber gazlı müdahale

Polis yürüyüş öncesinde 19.00 sularında Firuzağa’da kadınların etrafını sardı. Kadınlar Cihangir, Karaköy ve Taksim’de çeşitli ara sokaklardan yürümeye çalıştılar ve polisin biber gazlı saldırısına maruz kaldılar.

Fotoğraf: Cansu Acar

Kadınlar alkışlarla birleşti

19.30 sularında Karaköy’den gelen gruplarla eylem kalabalıklaştı. Her kadın grubu kalabalık grupla birleştiğinde alkışlar eşliğinde sloganlar atıldı. Kadın mücadelesinin simgesi haline gelen Feminist Gece Yürüyüşü’nde LGBTİ+‘lar da her yıl meydanlarda yer alarak patriyarkaya başkaldırıyorlar. 

Fotoğraf: Cansu Acar

Cihangir Cami önünde toplanan kadınlar her sokakta biraz daha kalabalıklaşırken yürüyüş Bakraç Sokak, Kumrulu Yokuşu Sokağı ve Cihangir Caddesi üzerinde gerçekleşti.

Kadınlara tencere tavalı balkon desteği

Öte yandan birçok kadın grubu Karaköy’den Cihangir’e dahi barikatlar nedeniyle ancak yürüyüşün son dakikalarında ulaşabildi. Cihangir sakinleri yürüyüş boyunca alkışlarla ve tencere tavalarla eylemcilere balkonlardan destek verdi. 

Fotoğraf: Cansu Acar

Eylem boyunca “Dünya yerinden oynar kadınlar özgür olsa”, “Jin, jiyan, azadi”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganları atılırken ıslıklar ve şarkılar da yürüyüşe eşlik etti.

Fotoğraf: Cansu Acar

Beyoğlu Belediyesi Cihangir Spor Salonu önünde toplanan kadınlar Cihangir Caddesi‘nde trafiği kapattı. Cihangir Katlı Otoparkı’na Feminist İsyan bayrağı asıldı ve basın açıklaması okundu.

Fotoğraf: Cansu Acar

Eylem boyunca farklı noktalarda kadınlar polisin biber gazına maruz kaldı. Biber gazı nedeniyle bir kadın bayıldı. Eylem sonrasında gerçekleştirilmesi planlanan partiye gitmek isteyen kadınlar da polis müdahalesiyle karşılaştı.

Fotoğraf: Cansu Acar

Polisler yürüyüş sonrası partiye de engel oldu

Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde de barikat kuran polisler partinin yapılması planlanan eğlence mekanının her iki girişini de barikatlarla kapatarak alanda eğlenmek isteyen kadınları uzaklaştırdı. Burada da yine biber gazlı müdahale yapıldı.

Eylemde İstanbul Sözleşmesi‘ne, kadınların eşit çalışma ve yaşam haklarına, trans cinayetlerine, emeğin görünmez kılınmasına ve trans cinayetlerine ilişkin sloganlar atıldı. Erkekler tarafından öldürülen kadınların isimleri yürüyüşte bir kez daha haykırıldı.

Kadınların Feminist Gece Yürüyüşü’nde okuduğu basın açıklaması ise şöyle:

‘Feminist İsyan Bitmeyecek!’

“20 yıl önce Taksim Mis Sokak’ta bir grup feminist bir araya gelerek savaş çıkaran devlet başkanlarının hepsi erkek tesadüf mü dedik ve ilk feminist gece yürüyüşü’nü başlattık. Bugün bu gece, 8 Mart 2022’de yine erkeklerin çıkardığı savaşın ve yoksulluğun gölgesinde on binlerce kadın bir aradayız feminist bir dünya kurmadan bitmeyecek bu isyan diyoruz.
Yıllar içerisinde sadece sayıca çoğalmadık, bu sokakları aşan bir feminist mücadeleyi örgütledik, dayanışmayı kurduk.”

Fotoğraf: Cansu Acar

“Bizi ezen patriyarkaya, hayatlarımızı sömüren kapitalizme, bizi hizaya sokmaya çalışan heteroseksizme karşı başka bir dünyanın mümkün olduğunu gördük. Kadınlara ve LGBTİ+’lara karşı saldırılar her taraftan yükselirken, İstanbul Sözleşmesi’nin feshinden nafaka hakkının gaspına, homofobi ve transfobiyi alenen örgütleyenlerden bizleri makbul kadınlar yapmaya çalışarak tüm ev ve bakım işlerini üstümüze boca edenlere, yoksulluğun ve savaşın faturasını bizlere çıkaranlara karşı mücadelemizi sürdürüyorsak, direniyorsak, umut edebiliyorsak feminizm sayesinde. Burada bugün toplanan, bugün dünyanın dört bir yanında toplanan feministler sayesinde.

İddiamız sadece bugünü kutlamak için değil, sadece kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığı kaldırmak için değil, sadece eşitlik için değil. Dünyayı değiştirmekte gözümüz var. Feminist bir dünya kurana kadar bu sokaklardan isyan ve mücadele eksilmeyecek.”

Fotoğraf: Cansu Acar

“İstanbul Sözleşmesi’ne ve 6284’e saldırılar kadın cinayetleri, erkek şiddeti ve trans cinayetlerinin önünü açıyor. Erkek-devlet ve patriyarka işbirliğiyle bize yönelen bu saldırılar karşısında bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok diyoruz.

Varlığımız aile ile tanımlandıkça, ‘aile değiliz, kadınız, feminist isyandayız!’ demeye devam ediyoruz.”

“İktidarın LGBTİ+lara yönelen homofobik, transfobik, nefret dolu sözlerine; LGBTİ+ların iş, barınma ve hatta yaşam hakkının yok sayılmasına dayanışmamızla ve mücadelemizle cevap veriyoruz.

Ev içi işleri karşılıksız yapmamızı bekleyen, bize en güvencesiz, en düşük ücretli işleri dayatan, kadın emeğini sermayeye ucuz işgücü haline getirenlere karşı; ’emeğimiz bizimdir, emeğimizin sömürülmesini kabul etmiyoruz!’ diyoruz.”

“Salgının, ekonomik krizin tüm yükünü bize yükleyenlere, bizi yoksullaştıranlara karşı evlerde, fabrika önlerinde, ofislerde, şantiyelerde, meydanlarda direnmeye devam ediyoruz.

‘Mağdur’ olduğunu söyleyen erkekleri güçlendirmek adına nafaka hakkımızın gasp edilmesini kabul etmiyoruz.

Patriyarkaya karşı mücadele eden kadınların ve kadın siyasetçilerin hapsedilmesini, KHK’larla, kayyumlarla kadın örgütlerinin ve kadın danışma merkezlerinin kapatılmasını kabul etmiyoruz.”

“Kadın sığınakları ve kreşlerin yetersizliğine, ŞÖNİM’lerin niteliksizliğine, kadınların karakollardan geri gönderilmesine, öldürülmemek için öldürmek zorunda kaldıklarında da onlarca yıl hapis cezası verilmesine isyan ediyoruz.
Sesimizi, sözümüzü, eylemimizi şiddetle, polisle bastırıp mahkemelerde yargılamaya çalışanlara itaat etmiyoruz. Korkmuyoruz. “Ritimli zıplayarak” patriyarkaya başkaldırmaya devam ediyoruz.

Diyoruz ki; patriyarkanın, kapitalizmin, ırkçılığın, savaşın, işgalin, dini baskının, emek sömürüsünün olmadığı eşit ve özgür bir dünya kurmadan feminist isyan bitmeyecek! Yaşasın feminist mücadelemiz!”

Rus petrolü terk ediliyor: ABD’den ambargo, İngiltere ve AB’den çıkış planı

Rusya‘nın Ukrayna‘yı işgali ikinci haftayı geride bırakırken, Avrupa ve Amerika‘nın bir süredir gündeminde olan Rus fosil yakıtlarından çıkış konusunda yeni gelişmeler yaşandı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, Ukrayna işgali yaptırımları kapsamında ABD‘nin Rusya’dan tüm enerji, petrol ve gaz ithalatını yasakladıklarını duyurdu. ABD’nin, Rusya ekonomisinin kalbini hedef aldığını belirten Biden, “Rus petrolü artık ABD limanlarında kabul edilmeyecek” dedi.

Avrupa Komisyonu Rus fosil yakıtlarından çıkış planını açıklarken İngiltere de 2022 sonuna kadar Rus petrol ve petrol ürünlerinin ithalatını aşamalı olarak durduracağını duyurdu.

‘Yıldırım hızıyla yenilenebilir enerjiye geçelim’

Avrupa Komisyonu‘nun REPowerEU adı ile açıkladığı plana göre, Avrupa Birliği (AB) Rus fosil yakıtlardan çıkış için gaz arzını çeşitlendirecek.

AB Komisyonu’nun planı öncelikli olarak şunları ele alıyor:

  • Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğinin artırılması.
  • AB üye ülkelerine, enerji şirketlerinin son doğal gaz fiyatlarındaki artışlardan ve emisyon ticaretinden elde edilen karlarından, tüketicilere belirli gelirlerin dağıtılması önerisi
  • ABD ve Katar gibi diğer ülkelerden LNG ithalatının kısa vadeli artırılması

Plana göre AB, bu yılın sonunda Rus gazına bağımlılığını üçte iki oranında azaltabilir ve 2030’a kadar Rus fosil yakıtlarını tamamen terk edebilir.

Şu anda Rusya, Avrupa’nın doğal gaz ithalatının %45’ini sağlıyor, petrolün ise yaklaşık yüzde 30’u Rusya’dan ithal ediliyor. Rystad Energy analistlerine göre, fosil yakıtlarla ilgili artan jeopolitik risk ve yenilenebilir enerjinin görece fiyat paritesi göz önüne alındığında, mevcut koşullar doğal gazı geçiş yakıtı olarak kullanma argümanını zayıflatıyor.

Joseph Borrel: Ukrayna’nın işgali, yeşil enerjiye geçişimize ivme kazandırmalı

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen açıklamasında, “Bizi tehdit eden bir tedarikçiye güvenemeyiz. Temiz enerji geçişini hızlandırmak için şimdi harekete geçmeliyiz” dedi.

Rusya Başbakan Yardımcısı Alexander Novak daha önce yaptığı açıklamalarda, Rusya’dan Avrupa’ya Kuzey Akım 1 boru hattından gelen gazı kesmekle tehdit etmiş ve bu olursa petrol varil fiyatının 300 doları bulacağını öne sürmüştü.

Avrupa Yeşil Mutabakatı Başkan Yardımcısı Frans Timmermans ise Putin’in Ukrayna’daki savaşının, temiz enerjiye geçişin aciliyetini gösterdiğini belirterek, “Yıldırım hızıyla yenilenebilir enerjiye geçelim. Kırılganlıklarımızla mücadele etmenin ve enerjide daha bağımsız hale gelmemizin zamanıdır ” dedi.

Enerji güvenliği sorununun, yalnızca güvenlikten çok, yavaş yavaş dayanıklılık sorununa dönüştüğüne dikkat çeken E3G Doğal Gaz Politikası Kıdemli Politika Danışmanı Raphaël Hanoteaux, bunu aşmanın ekonomik olarak en sağlıklı yolunun, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları olduğunu kaydetti:

“Avrupa Komisyonu bunu ve AB Yeşil Mutabakatı’nın bu sorunların birçoğunu çözme potansiyelini kabul ediyor. Doğal gaz politik bir yakıttır. Özellikle Avrupa gündemi için olup bitenlerin siyasi sonuçlarının henüz başındayız”

İngiltere de 2022 sonuna kadar Rusya’dan petrol ithalatını aşamalı olarak durduracağını açıkladı.

İngiltere İş ve Enerji Bakanı Kwasi Kwarteng, “Önemli rezervlere sahibiz. Rusya dışında, ithalatımızı ABD, Hollanda ve Körfez ülkeleri gibi güvenilir ortaklardan yapıyoruz. Bu yıl onlardan daha fazla tedarik yapacağız” dedi. Kwarteng, İngiltere’deki enerji tüketimin Rusya’ya bağımlılığının yüzde 8 olduğunu ve bunu ikame etmek için ülkedeki enerji şirketleriyle alternatif tedarik kaynaklarının bulunması konusunda çalışacaklaırnı belirtti.

‘Rusya ekonomisinin kalbini hedef alıyoruz’

Rus petrol ithalatının yasaklanmasını duyuran ABD Başkanı Biden, Beyaz Saray‘da yaptığı konuşmada, yasağa ABD Kongresi ve halkından çok büyük destek olduğunu söyledi. Biden, AB’yi işaret ederek “Avrupalı ortaklarımızın ve müttefiklerimizin bizimle aynı adımları atmamasını anlıyoruz. ABD, Avrupa’nın tamamından daha çok petrolü kendi ülkesinde üretiyor” açıklamasında bulundu.

ABD Enerji Enformasyon Dairesi‘ne (EIA) göre Rusya’dan doğal gaz almayan ABD, 2021’de petrol  ithalatının çoğunu Kanada’dan, ardından Meksika‘dan gerçekleştirdi. Üçüncü sıradaki Rusya’dan günlük 209.000 varil ham petrol alan ABD, petrol ithalatının yaklaşık yüzde 3,5’ini Rusya ile gerçekleştiriyor.

Biden’ın açıklaması öncesin petrol fiyatlarında hızlı bir yükseliş yaşandı ve Brent ham petrolün varil fiyatı 130 doları gödü.

İşgal başladığından bu yana ABD’de benzin fiyatlaırnın arttığını belirten Biden, petrol fiyatlarının daha çok artmaması için her şeyi yapacaklarını söyledi.

ABD’nin Rusya petrolüne ambargo uygulamaya başlaması öncesinde uzun süredir ağır yaptırımlar uyguladığı Venezuela hükümeti ile görüştüğü dün Beyaz Saray tarafından doğrulanmıştı.

Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ve Rusya’nın Güney Amerika‘daki en büyük müttefiklerinden biri.

ABD’nin, Rus petrolüne alternatif aramak için Venezuela ile yakınlaştığı düşünülürken dün Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, yaptırımların hafifletilmesi ve Amerikan tutukluların serbestliği gibi konularda görüşmelerin devam ettiğini söylemişti.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro bu açıklamaların ardından Amerika’yla görüştüklerini doğruladı ve iki Amerikalıyı serbest bıraktıklarını açıkladı.

Rusya’nın işgali, Avrupa ve ABD’yi fosil yakıt konusunda yeniden düşünmeye zorluyor