Ana Sayfa Blog Sayfa 1003

İstanbul’da gözaltı ve barikatlara karşı kadınlar soruyor: Bu neyin önlemi?

19.30’da Sıraselviler Caddesi‘nden Taksim‘e doğru başlayacak olan 20. Feminist Gece Yürüyüşü‘ne saatler öncesinden polis engeli başladı. Önlemelere rağmen kadınlar şehrin farklı noktalarından alana girmek için çabalıyor.

Eyleme gitmek için Kadıköy‘den vapura binmek isteyen bir grup, polis tarafından engellenerek ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Toplanılması planlanan noktaya girilmemesi için Firuzağa’nın farklı noktalarında polis grupları kadınları ablukaya alırken hem Taksim Meydanı hem İstiklal Caddesi hem de Cihangir‘de barikatlar kurulmuş durumda.

Polislerin Cihangir Parkı‘nda basın açıklamasına izin verileceğini söylemesi üzerine kadınlar “Kadınlara değil katillere barikat” sloganı attı.


Kadınlar, Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi, Sıraselviler Caddesi ve çevresindeki  tüm ara sokakların girişinin polis tarafından engellenmesine tepki gösteriyor.

Firuzağa‘da polisler, Cihangir’de ikamet etmeyenlerin giriş çıkışını yasakladı ve insanlara ikametgah belgesi sordu.

Yeşil kadın ve LGBTİ+’lar: Silik birer hayalete dönüşmeyeceğiz

8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘yle ilgili bir açıklama yayımlayan Yeşiller Partisi Kadın ve LGBTİ+ Meclisi, bu yıl da toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması,  şiddete, savaşa ve doğa sömürüsüne son verilmesi taleplerini dillendirmek üzere alanlarda olacağını açıkladı. 

Yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“Bugün, uzun yıllar otoritelerini sağlamlaştırmak üzere giderek hırslanan, muhafazakar eril siyasetin çıkardığı savaşlar sonucu kadınlar, çocuklar, LGBTİ+lar, hayatlarını kaybediyor; savaştan kaçmayı başarabilen ‘şanslı’ kesim evlerini terk edip zorla göç ettiriliyorlar. Ortadoğu, Afrika, Kafkaslar ve dünyanın pek çok yerinde süregiden savaşlar nedeniyle göç etmek zorunda kalan kadınların, çocukların ve LGBTİ+ların, cinsel saldırılar ve ekonomik şiddet başta olmak üzere yaşadıkları her türlü şiddet savaşlarda katbekat artarken, Ukrayna’ya da korkunç bir saldırı başladı.

Nükleer silahlardan oyuncak gibi söz edilen bu savaştan güç kazanmayı uman Putin ve oligarklar, henüz Covid-19 krizinin yarattığı ekonomik ve psikolojik yaraları sarmaya çalışan Ukrayna ve Rusya halklarını hiçe sayarken, yokluk ve yoksulluğu derinleştiriyor, barış pankartları taşıyan çocuk, kadın ve LGBTİ+ları tutuklayarak insan haklarını ihlal ediyor.”

İnsanlar dahil doğaya dair her şeyi kaynak olarak gören ve sömüren ataerkil neoliberal ekonomiler ve otoriter rejimlerin, sebep oldukları ekonomik, ekolojik ve politik krizlerin bedelini halka ödetmeye çalıştığına dikkat çekilen açıklamada şunlar dile getirildi:

“Ekonomik krizlerle imtiyazları, iş ve ücret güvenceleri sarsılan toplumda, çalışan ve haklarını talep eden biz kadınlar, LGBTİ+lar ve göçmenler düşmanlaştırılarak hedef gösteriliyoruz.

Ülkemizde tek kalemle feshedilen İstanbul Sözleşmesi, dünyadaki diğer otoriter rejimler tarafından da reddediliyor; nafaka bahanesiyle medeni yasa parça parça yok edilmeye çalışılarak heteronormatif aile düzenine sıkışmamız, cinsel yönelim ve kimliklerimizden vazgeçmemiz, özgürlük alanlarımızın daraltılmasına razı gelmemiz isteniyor; kazanılmış haklarımızdan ve taleplerimizden feragat etmemiz, evlere hapsolarak ücretsiz emeğimizi bu düzenin devamını sağlamak üzere karşılıksız feda etmemiz, daha çok doğurarak, daha çok ‘harcanabilir’ beden üretmemiz bekleniyor. Bu kısıtlayıcı politikalar yetmezmiş gibi, eve hapsedilmiş, çalışamayan kadınların çaresiz kalmalarına, şiddet dolu evliliklerinde sıkışmalarına sebep olacak, zaten yetersiz olan nafaka hakkı dahil tüm var olma koşulları ellerinden alınmaya çalışılıyor.

Dar çıkar politikaları ile dünyayı delik deşik eden; kadınları, çocukları, LGBTİ+ları ve toplumun ‘güç kullanmayı reddeden’ tüm kesimlerini sömüren; iklim krizinin, ekolojik, ekonomik, politik krizlerinin sebebi ve sorumlusu ataerkil baskıcı devlet rejimleri, sömürgeci ekonomiler ve petrol üzerine kurulu dev şirketler biliyorlar ki insanlığa, özgürlüğe ve doğaya karşı başlattıkları savaşta, karşılarında hep bizleri, kadınları ve LGBTİ+ları bulacaklar.”

Yeşiller, Türkiye’de Erdoğan’a, Rusya’da Putin’e, Brezilya’da Bolsanaro’ya, Polonya’da Duda’ya, Macaristan’da Orban’a ve dünyada giderek artan tüm otoriteryen politikacıların korkunç savaşlarına karşı barışı dillendirmeye, Ukrayna’da yerinden ettirilen ve savaşın tüm zorluklarını göğüslemek zorunda kalan kadınlar ve LGBTİ+lar ile dayanışmaya, toprağın, suyun ve tüm canlıların haklarını savunmaya, ormanların ve dağların koruyucusu olmaya, özgürlük alanlarını genişletmeye, kazanılmış hakları korumaya ve çoğaltmaya, bedenleri ve dünyayı renklendirmeye devam edeceklerini kaydetti:

“Silik birer hayalete dönüşmeyeceğiz! Tüm canlılığımızla okullarda, üniversitelerde, devlet dairelerinde, özel şirketlerde, sokaklarda caddelerde, kod yazarken, ameliyat yaparken, makine üretirken, dalış yaparken, futbol oynarken, zeytin toplarken, toprak ekerken, şarkı yazıp türkü çığırırken dünyayı yerinden oynatıyoruz! Kurulu ataerkil düzen eril siyasetçilerin ellerinden kayarken tutunacak tek şeylerinin savaş olduğunu biliyor ve bu çaresizliğe yeşil ve mor politikalarımızı merhem etmek için meydanları dolduruyoruz.

Bizler, yaka yaka bitiremediğiniz cadılarız!”

Erdoğan: Bakanlığı aradık, adi herifi tekrar içeri almışlar

Cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kadın Muhtarlarla Buluşma etkinliğinde konuştu.

Siyaset hayatındaki en önemli mücadele alanlarından birinin kadınları haklarına kavuşturmak olduğunu öne süren Erdoğan, “Kadınlar lehine pozitif ayrımcılık yapılmasını anayasa kuralı haline biz getirdik. Kadınlar ile erkekler arasındaki eşitsizliği gidermeyi devlete görev olarak biz verdik. Kadın hakları konusunda kadınlardan yana biz tarafız taraf” dedi.

‘Aradık, adi adamı tekrar içeri almışlar’

Erdoğan, “iyi hal indirimi” olarak biline ceza indirimine dair de şunları söyledi:

“Dün MYK toplantım vardı. Tokat‘taki özlem kardeşimizin 23 yerden ahlaksız, adi, eşi tarafından bıçaklandığını öğrendim. Dikkat edin 23 yerden. Tabii ne yaptılar ne ettiler diye Adalet Bakanlığı‘na sorduk.

Meğerse üç aydan sonra serbest bırakmışlar adamı. Hemen aradık, araştırdık hamdolsun tekrar bu adi herifi içeriye almışlar. Bizde de biliyorsunuz genel balkan yardımcımız Tokat Milletvekilimiz Özlem hanım var. Hemen kendisi ile telefon irtibatlarını kurduk.

Şimdi adaşın Tokat milletvekilimiz bu süreci takip edecek, cumhurbaşkanı olarak ben de bu sürecin peşindeyim. Neden? Çünkü bu millet bize emanettir.

23 yerden bıçaklıyor be hay hakim sen nasıl oluyor da ya böyle birisini serbest bırakıyorsun. Hakim böyle bir tasarruf yapıyor. Sonra yargıya hakaret… Ne hakareti ya!”

‘Hakim olabilir savcı olabilir fark etmez’

“Ben bu ülkede cumhur başkanıysam sen de 23 yerden eşini bıçaklayan böyle bir adamı serbest bırakıyorsan bununla ilgili söylenmesi gereken neyse bunu ben sana söylerim. Sonuna kadar da takip edeceğiz daha bitmedi işimiz” diye konuşan Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı’na konuyu yakın takibe almasını söylediğini belirtti;  yargı mensuplarına şöyle seslendi:

“Bu hakim olabilir savcı olabilir fark etmez biz adaletin mülkün esası olarak gören bir medeniyetin mensuplarıyız. Adalet ortada kalmaz yerde yürünmez onun için de gereğini yapacağız.”

Sinpaş’ın çevre aktivistine açtığı 300 bin liralık davada ikinci duruşma

Marmaris Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi Halime Şaman’a, Sinpaş GYO A.Ş./Kızılbük GYO A.Ş tarafından açılan “haksız rekabete dayalı tazminat davasının” ikinci duruşması bugün  Çağlayan Adliyesi’nde görüldü.

Konseyin çevre sözcüsü olduğu için söz konusu davanın nedenlerini kamuoyuna anlatmakla görevli Halime Şaman’a proje sahibi şirketler 300 bin liralık tazminat davası açmıştı.

Şaman, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nde Çağlayan Adliyesi’nde görülen davanın duruşmasına katıldı.

Duruşmada davacı şirketlerin hak ve para kaybı olmadığına ilişkin rapor sunulurken karşı taraf,  “Şaman’ın eylemleri şirketlerimizi incitici ve rencide edici biçimdedir” savını yineledi. Şaman’ın avukatı, “Muğla İdare Mahkemesi ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararının iptaline karar vermiştir. Milli Park ve kıyı işgali raporlarla saptanmıştır. Bu hususlar Şaman’ın beyanlarını doğrular niteliktedir” savunmasını yaptı.  Duruşmanın 25 Mayıs’a ertelenmesine karar verildi.

Şaman ve aktivistler tarafından adliye önündeki basın açıklamasında “Halime Şaman, inşaatla mücadele ettiği için, ‘Kızılbük koy olarak kalsın’ dediği için bugün burada yargılanııyor” denildi.Halime Şaman ise, “Bugün 8 Mart. Bir kadın olarak hayatta var olmanın zorluğunu bilerek yaşıyorum” diyerek şu açıklamayı yaptı:

“Bizi para cezasıyla yıldırmaya çalışmalarının sonuçsuz kalacağını biliyoruz. Madem anayasada bir söz verilmiş ve kıyılar halkındır denilmiş, kıyıların halkın kalması için mücadele ediyoruz. Umuyoruz ki hakları konusunda halkı bilinçlendirmenin karşılığı tazminat olmayacaktır, adalet de bu davanın saçmalığı konusunda kararını verecektir.”

Ne olmuştu?

Sinpaş‘ın, Marmaris Kızılbük koyundaki yapımına devam ettiği resort otel ve devre mülk projesiyle ilgili 30 Aralık’ta bilirkişi keşfi yapılmıştı. Projeye, 27 Temmuz’da başlayan ve 8 Ağustos’a kadar devam eden orman yangınları söndürüldükten beş gün sonra Muğla Valiliği tarafından “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilmişti. Marmaris Kent Konseyi, Sinpaş GYO’nun İçmeler’de yürüttüğü projeye verilen ‘ÇED gerekli değildir‘ kararının iptali için dava açmıştı.

Proje sahibi inşaat şirketleri Sinpaş GYO ve Kızılbük GYO, Halime Şaman’e şirket ‘haksız rekabet’ iddiasıyla 300 bin liralık tazminat davası açtı.

Marmaris Kent Konseyi’nin açıklamasında; yaptığı açıklamalar nedeniyle hakkında dava açılan Halime Şaman’in tazminat davası tehdidi ile susması, böylece kentte meydana gelen çevre felaketinin halktan gizlenmesinin amaçlandığını belirtildi. Konsey tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü, yaşam savunucusu bir kadın üyemizin adliye koridorlarında kutlamak zorunda bırakılmasından üzüntü duyuyoruz. Kadınlar hem ekoloji mücadelesinde hem hayatın her alanında olmaya devam edecekler. Tazminat davaları ile yaşam savunuculuğundan vazgeçeceğimizi umanlara bir kez daha tekrarlamak isteriz ki kadınlığın bütün direngenliğiyle korkmuyoruz, susmuyoruz!”

İstanbul kadınlara kapatılıyor, Kaftancıoğlu’ndan yasağa dava

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü‘nde saat 19.30’da başlayacak 20. Feminist Gece Yürüyüşü için polis engeli başladı. Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi ve çevredeki ara sokakların başını tutan polisler, sokakları ve İstiklal Caddesi’ni saat 16.00 itibariyle tamamen kapatacak.

İstanbul Valiliği‘nin kararıyla M2 Yenikapı-Hacıosman metro hattının Taksim istasyonu, Şişhane istasyonu’nun İstiklal Caddesi giriş ve çıkışı ve Taksim-Kabataş füniküler hattı saat 13.00 itibariyle kapatıldı.

https://twitter.com/SedatElbasan/status/1501148390687657984?s=20&t=ReH2egQrIUqV7_FD3z8NBA

Yürüyüş saat 19.30’da Sıraselviler Caddesi‘nden başlayacak. 19 yıldır kadınlar 8 Mart akşamı Taksim İstiklal Caddesi’nde Fransız Kültür Merkezi önünden Tünel‘e doğru yürüyor.

“Her yıl tüm engellere rağmen 8 Mart’ta haklarımıza, hayatlarımıza, var oluşumuza, eşitliğe, emeğimize sahip çıkmak için feminist gece yürüyüşündeyiz” diyen kadınlar, “19 yıldır yürüdük, 20. yılda da yürüyeceğiz” açıklamasında bulundu.

Kaftancıoğlu’ndan Valilik kararına dava

CHP‘den yapılan açıklamada CHP İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu‘nun, “20. Feminist Gece Yürüyüşü”nü yasaklama kararına yönelik yürütmenin durdurulması ve kararın iptaline ilişkin mahkemeye başvuruda bulunduğu duyuruldu.

Açıklamada “Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 20. Feminist Gece Yürüyüşü’nü yasaklama kararına yönelik yürütmenin durdurulması ve kararın iptaline ilişkin Canan Kaftancıoğlu adına parti avukatlarımız İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesi’ne  başvurmuştur” denildi.

Ekonomik krizi de kadınlar yüklendi: Pedden vazgeçildi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Planlama Ajansı (İPA) tarafından hazırlanan “Ekonomik krizin kıskacında İstanbul’da Geçim ve Dayanışma” araştırması ekonomik krizin kent yaşamına etkisini gözler önüne serdi. Araştırmadaki kadınlara dair veriler ise toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortaya koydu.

Araştırma kapsamında 572 İstanbul sakiniyle yapılan ankete ek olarak İstanbul’un yoksulluk verilerine göre belirlenmiş 11 öncelikli ilçede yerel öznelerle 113 yarı yapılandırılmış görüşme, İstanbul’un farklı yoksulluk profilleri ile odak grup görüşmeler, İBB’nin yoksulluk alanına dokunan personelleri ile odak grup görüşmeler ve SEDEP’in 220 personeliyle anket, SEDEP personelleri yoluyla ulaşılan 238 ev kadınıyla anket yapıldı.

Araştırmaya göre; İstanbulluların yüzde 88’i Türkiye’de ekonomik bir kriz yaşandığını ve bu krizin yüzde 61’lik oranla ülkenin yönetim biçimiyle ilişkili olduğunu söyledi.

‘Mutfağın ötesine geçememek’

Araştırmanın “Bugünden Yarına Yaşamak, ‘Mutfağın Ötesine Geçememek” başlığı altında temel gıdaya erişim krizine yer verildi. Yapılan kapsamlı saha araştırması krizin hem ekonomik hem sosyal hayatta büyük bir sıkışmaya sebep olduğunu, asgari geçim ve temel gıdaya erişim düzeyinde sıkışan yaşamın ancak “bugünden yarına” öngörülebildiğini gösterdi. Araştırmada şu ifadelere yer verildi:

“Gündelik hayat geçim kaygısı, hareket edememek, ucu ucuna yaşamak ve bu istikrarsızlık içerisinde neyi nereye ne için ödediğini anlamaya çalışmak etrafında dönüyor, adı konmamış fakat hayatın tam ortasında duran kriz gündelik yaşamı sıkıştırıyor.”

Kadınların çoğu gıda dışında alışveriş yapmıyor

Kriz ortamında düşük ücretlerle birden çok işte çalışma, kadınların evde gelir getiren işler yapmaları, kayıt dışı istihdam, sigorta primlerini elden alma gibi pratiklerin iyice yaygınlaştığı bildirildi. Özellikle kadın istihdamını bakım politikalarıyla birlikte değerlendirmek gerektiğine değinilen araştırmada, görüşülen ev kadınlarının yüzde 62’sinin temel gıda ürünleri dışında gıda alışverişi yapmayı kesmiş durumda olduğu belirtildi.

Kadınlar pedden de vazgeçmek zorunda kaldı

Ayrıca, kadınların yüzde 42’sinin taneyle ve gramla alışveriş yapmaya başladığı, ancak bu şekilde temel gıda ihtiyaçlarını karşılayabildikleri bildirildi.

Araştırmaya göre; temel gıda ürünlerinin dışındaki et, balık, tavuk, kuruyemiş, meyve vb. ürünler; kadınlar için temel bir ihtiyaç olan hijyenik ped başta olmak üzere diğer hijyen ürünleri, kişisel bakım ürünleri ve medikal malzemeler, kıyafet, oyuncak, kitap, destekleyici eğitim materyalleri, ev eşyası hemen hemen herkes tarafından kriz döneminde ilk vazgeçilenler arasında sayıldı.

Kadınlar kendileri evdeyken doğalgazı kapatıyor, dışarı çıkmıyor

Öte yandan araştırma kapsamında görüşülen ev kadınlarının yüzde 84’ünün son altı ay içerisinde sadece kendileri için hiç harcama yapmadıklarını belirttiği ortaya koyuldu. Buna göre; her beş ev kadınından biri son altı ayda geçinebilmek için eve iş aldı.

Araştırmaya göre; kadınlar krizde daralan hane bütçesini tasarruf emekleriyle genişletiyor, bu nedenle krizde daha fazla ev içi emek harcıyorlar. Görüşülen ev kadınlarının yüzde 42’si çocukları için, yüzde 25’i eşleri için her gün evde beslenme hazırladığını belirtiyor. Görüşülen ev kadınlarının yüzde 34’ü sadece kendileri evde olduğu zaman doğalgazı komple kapatıyor, yüzde 41’i gerekmedikçe dışarı çıkmıyor.

Pandemi, kriz ve kayıt dışı işler

Araştırmada ziyaret edilen mahallelerin tamamında bir süredir çalışmayan veya emekli olan 65 yaş üstü kişilerin, daha önce hiç çalışmamış ev kadınlarının ve gençlerin pandemi ve krizle birlikte işgücü piyasasına çekildiğinin görüldüğü belirtilerek gönüllü kayıt dışı çalışmanın arttığı bildirildi.

‘Sınırlı kaynak yönetimi ev içinde ciddi gerilim hattına dönüştü’

İBB’nin araştırmasına göre; ev kadınlarının yüzde 84’ü son altı ay içerisinde sadece kendileri için hiç harcama yapmadıklarını belirttiler. Kadınlar, bilhassa ev kadınları kriz döneminde haneye giren kaynaklar üzerinde daha az tasarrufa sahip olduklarını sıkça dile getirdiler. Buna göre; zaten sınırlı olan kaynakların yönetimi ev içerisinde ciddi bir gerilim hattına dönüştü ve erkekler bu dönemde neyin nereye harcandığına dair daha fazla kontrolcü olmaya başladı.

Krizi kadınlar yüklendi

Araştırma süresince krizin iki temel yüklenicisi olduğu belirtilerek bunların bankalar ve kadınlar olduğu bildirildi. Buna göre; kadınlar krizde daralan hane bütçesini tasarruf emekleriyle genişletiyor, bu nedenle krizde daha fazla ev içi emek harcıyorlar. Hangi markette hangi ürünün ne kadara satıldığına dair incelikli bir piyasa bilgisine sahip olan kadınlar evin ihtiyaçlarını en az harcamayla kapatabilmek için gündelik geçim derdine ciddi bir tasarruf emeği yatırıyorlar. Araştırmada bu tasarruf emeğinin kadınlar için bir tür maratona dönüştüğü belirtiliyor.

Eve Sıkışma

“Pandemiyle başlayan ve ekonomik krizle birlikte katmerlenen mekânsal sıkışmışlık dar gelirlilerin müşterek kriz deneyimi olarak öne çıksa da bu sıkışmışlığın en çok kadınlar, bilhassa ev kadınları tarafından çok daha şiddetli yaşandığını belirtmek gerekiyor” ifadelerine yer verilen araştırmada görüşülen kadınların tümünün hayatlarının ekonomik sebeplerle eve sıkıştığının altını çizdikleri vurgulanıyor.

Hayat: Ev ile iş, ev ile mahalle arasında

Araştırmada anket yoluyla ulaşılan ev kadınlarının yüzde 41’i son altı ay içerisinde bir geçim stratejisi olarak daha az dışarı çıkmayı tercih ettiği belirtilirken çalışan kadınların hayatın evle iş arasında, ev kadınlarının ise tamamen evin ve mahallenin içerisinde geçtiğini anlattığına değiniliyor.

Üniversite öğrencisi kadınlar aile yanına dönmek zorunda kaldı

Öte yandan Mor Çatı’nın da gözlemlediği üzere; hem pandemi hem kriz özellikle üniversite öğrencisi kadınların aile yanına dönmek zorunda kalmasına sebep oldu ve bu hem daha fazla aile baskısıyla karşılaşmak hem de ev içi şiddetle yüzleşmek anlamına geliyor.

Atıl tarım arazileri için hibe programı açıklandı

Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesinin Desteklenmesine İlişkin Karar, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Buna göre, tarım arazilerinin kullanılmasının etkinleştirilmesi için ekim programında olmayan ve nadasa ayrılan alanlar ile işlemeli tarıma uygun olmayan alanlar öncelikli olacak şekilde, uygun tarımsal üretim yöntemleri kullanılarak bitkisel üretimin artırılması ve hasat sonrası ürün işlemeye yönelik projelere hibe desteği sağlanacak.

Azami yüzde 75 hibe

Kararla birlikte, il tarım ve orman müdürlükleri tarafından hazırlanan, Tarım ve Orman Bakanlığı‘nca onaylanan projelere, toplam bedelinin azami yüzde 75’i kadar hibe sağlanacak.

Hibe desteklerinden, kamu kurum ve kuruluşlarıyla ortaklıkları bulunanlar veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarından aynı konuda hibe alan yatırımlar (bakanlığın doğrudan destekleri hariç) yararlanamayacak. Hibe programının finansmanı ise 2022 yılı yatırım programı kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretimi Geliştirme Projesi’nin alt projesi olan Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi’ne tahsis edilen sermaye transferi ödeneğinden verilecek.

İklim değişikliğine uygun tarım desteklenecek

Karara göre, şu konuları içeren projeler hibe ödemesi alabilecek:

  • Boş bırakılan, atıl durumda bulunan veya nadasa bırakılan arazileri uygun münavebe planı ve ekim yöntemleri kullanmak suretiyle tarımsal üretime kazandırmak,
  • İklim değişikliğini dikkate alarak, uygun çeşitlerle hububat, baklagil ve yağlı tohumlu bitkilerin üretimini geliştirmek,
  • İşlemeli tarıma uygun olmayan arazilerde katma değeri yüksek bitki türlerinin üretimini artırmak,
  • Hasat sonrası kayıpları azaltmak ve katma değeri artırmak amacıyla birincil üretim sonrası kurutma veya işleme tesisleri kurmak,
  • Doğal ekolojilerinde var olan bitki türlerinin aşılama, çeşit değişimi ve benzeri teknik uygulamalarla birim alandan elde edilen verimini artırmak.

Türkiye son on yıllarda, “daha ucuz” olduğu gerekçesiyle ithalat ağırlıklı bir tarım politikası uyguluyor.  Rusya‘nın Ukrayna‘ya saldırması üzerine bu iki ülkeden yüzde 80’lere varan oranda tarımsal ürün ithal eden Türkiye’nin sıkıntı yaşaması eleştirilere neden olmuş, uzmanlar, ilgili STK’ler ve siyasi partiler üretime dayalı yeni bir tarım politikası oluşturulması çağrısında bulunmuştu.

Kavala’nın avukatları: AİHM kararı ve uluslararası ceza hukuku normları çiğnendi

Kavala’nın avukatlarının yaptığı yazılı açıklamada şu bilgiler verildi:

“Osman Kavala hakkında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan davada; iddia makamı, 4 Mart 2022 tarihinde esas hakkında mütalaasını sunmuş ve Osman Kavala’nın Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi (“cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmak veya görevlerini yapmasını tamamen ya da kısmen engellemek”) uyarınca ağırlaştırılmış müebbet cezasıyla cezalandırılmasını talep etmiştir. Söz konusu mütalaa gereğince; Osman Kavala hakkında “15 Temmuz darbe girişimini desteklemek” (TCK 309) ve iki yıldır tutukluluk gerekçesi yapılan “Casusluk” (TCK 328) suçlamalarının konusuz kaldığı imza altına alınmış, özellikle casusluk suçlamasının sadece tutuklamanın sürdürülmesine yönelik bir hukuki argüman olarak kullanıldığı açıkça itiraf edilmiştir.”

‘Uluslararası hukuk kararları hiçe sayıldı’

Aynı mütaalada Kavala ve diğer Gezi sanıklarının beraat ettikleri Gezi ile ilgili davalardan, aynı delillerle yeniden cezalandırılmak istendiklerine dikkat çekilen açıklamada; “TCK 312. madde ile ilgili tutukluluğu değerlendiren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “somut ve meşru delillere dayanmadığı” yolundaki kararı açıkça hiçe sayılarak, Uluslararası Ceza Hukuku’na ilişkin karar ve normlar ısrarla yok hükmünde addedilmiştir” denildi.

Ne olmuştu?

Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen tahliye edilmemesi ve aynı kanıtlarla farklı davalar açılarak cezaevinde tutulması nedeniyle Türkiye’ye Avrupa Konseyi tarafından yaptırım uygulanmasına yönelik süreç devam ederken, Gezi davasında esas hakkındaki mütalaa Türkiye’yi güç durumda bırakacak taleplerle tamamlandı.

Savcılık, Kavala’nın hükümlü hale getirilerek Avrupa Konseyi sürecinin askıda bırakılmanın amaçlandığı yönündeki iddiaları haklı gösterecek biçimde, yüzlerce klasörden oluşan davadaki görüşünü 21 Şubat’taki son duruşmanın ardından 11 gün gibi kısa bir sürede hazırladı. Savcı Edip Şahiner, esas hakkındaki görüşünde, 2013’ten bu yana defalarca davalara konu edilen iddiaları yeniden tekrarladı.

İddianamede, Osman Kavala ve Mücella Yapıcı için ağırlaştırılmış müebbet, diğer sanıklar; Çiğdem Mater Utku, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Şerafettin Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi hakkında da “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme” suçundan 15 yıldan 20’şer yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

 

İklim krizi: Amazon yağmur ormanları kritik eşiğe yaklaştı

Amazon yağmur ormanları ile ilgili Nature Climate Change dergisinde yeni bir araştırma yayımlandı. Dün yayımlanan araştırmada insan faaliyetleri sonucunda etkisi artan ve kuraklığa sebebiyet veren iklim değişikliğinin Amazon ormanları üzerindeki etkilerine ışık tutuldu. Uydu gözlemleri üzerinde yapılan analiz, ormanın ‘derin’ küresel etkilerle direncini kaybettiğini gözler önüne serdi.

Veriler, Amazon’un kritik eşiğe yaklaştığını ve yağmur ormanlarının küresel iklim ve biyoçeşitlilik üzerindeki “derin” etkiler nedeniyle yok oluşa biraz daha yaklaştığını gösterdi.

Bilgisayar modelleri daha önce Amazon’da toplu bir geri dönüşün mümkün olduğunu ortaya koymuştu, ancak yapılan son analizler son otuz yılda kaydedilen uydu gözlemlerine dayanıyor.

Guardian’dan Damian Carrington’un aktardığına göre; yeni istatistiksel analizler, 2000’li yılların başından beri el değmemiş ormanın yüzde 75’inden fazlasının direncini kaybettiğini, yani kuraklık ve orman yangınlarından sonra toparlanmanın daha uzun sürdüğünü gösteriyor.

‘Kritik eşik tespit edildiğinde çok geç olacak’

En büyük istikrar kaybı ise çiftliklere, yollara ve kentsel alanlara yakın alanlarda ve daha kuru hale gelen bölgelerde meydana geliyor ve bu da yok oluşa orman tahribatının ve küresel ısınmanın sebep olduğunu ortaya koyuyor. Bilim insanları, bu faktörlerin Amazon ormanları için geri dönülmesi mümkün görülen kritik eşiğe çok yaklaşılmış olunduğunu gösterdiğini söylüyor.

Fotoğraf: Morley Read/Alamy

Çalışmada, kritik eşiğe ne zaman ulaşılacağı konusunda bir tahmin ortaya koyulmuyor. Ancak araştırmacılar, kritik eşik noktasının tetiklendiği tespit edildiğinde onu durdurmak için çok geç olacağı konusunda uyarıda bulunuyorlar.

‘Karbon salımı artabilir’

Uzmanlara göre bu kritik eşik noktasına gelindiğinde yağmur ormanları en fazla birkaç on yıl içinde otlaklara dönüşecek, büyük miktarlarda karbon salımı gerçekleşecek ve küresel ısınmayı daha da hızlandıracak.

Gezegen ölçeğinde kritik eşik noktaları, insan zaman çizelgelerinde geri döndürülemez oldukları için iklim bilimcilerinin en büyük korkuları arasında yer alıyor. 2021’de aynı istatistiksel teknik, Gulf Stream‘in ve diğer önemli Atlantik akıntılarının “geçen yüzyılda neredeyse tamamen istikrar kaybına” uğrayarak düşüşe geçtiğine dair uyarı işaretlerini ortaya çıkarmıştı.

Söz konusu akıntıların kesilmesi, dünya çapında feci sonuçlara yol açarak muson yağmurlarını bozabilir ve Antarktika buz tabakalarını tehlikeye atabilir.

Fotoğraf: Hannibal Hanschke/Reuters

‘Böyle bir kayıp endişe verici’

Yakın zamanda yapılan bir başka araştırma ise Grönland buz tabakasının önemli bir bölümünün, zamanla deniz seviyesinin yedi metre yükselmesine yol açacak bir kritik eşikte olduğunu gösterdi.

Almanya‘daki Münih Teknik Üniversitesi‘nden Profesör Niklas Boers, “Birçok araştırmacı Amazon’un kritik eşik noktasına ulaşılabileceğini teorileştirdi, ancak çalışmamız bu eşiğe yaklaştığımıza dair hayati deneysel kanıtlar sağlıyor” dedi ve ekledi:

“Gözlemlerde böyle bir direnç kaybı görmek endişe verici. Amazon yağmur ormanı, kısmi geri dönüş durumunda bile salınabilecek büyük miktarlarda karbon depolar.”

Bilim insanları, Amazon’un geri dönüşünün “küresel ölçekte derin etkileri” olduğunu söyledi. Boers ise Amazon’un iklim sistemindeki bu kritik unsurların en hızlı gerçekleşen noktalardan biri olduğunu ifade etti.

Nature Climate Change dergisinde yayımlanan araştırmada, 1991’den 2016’ya kadar el değmemiş Amazon genelindeki altı binden fazla bölgesel bitki örtüsü miktarına ilişkin uydu verileri incelendi.

‘Kuraklık ve yangından sonra toparlanmak daha zor’

Araştırmada son 20 yılda kuraklık veya yangınlardan etkilenen bölgelerin toparlanmasının eskisinden çok daha uzun sürdüğü ortaya koyuldu. Bu, restorasyon süreçlerinin zayıfladığını gösterdiği için direnç kaybının arttığının önemli bir işareti olarak görülüyor.

Ormanın daha kuru alanları, ıslak olanlardan daha fazla direnç kaybetti. Boers de “IPCC [Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli] modelleri, küresel ısınmaya tepki olarak Amazon bölgesinin genel olarak kurumasını öngördüğü için bu endişe verici” dedi.

Ormanın insan faaliyetleri nedeniyle yok edilmesine daha yakın olan alanlar da daha çok direncini kaybetti. Yağışların gerçekleşmesi için ormanın önemine dikkat çekilen araştırmada ayrıca et ve soya üretimi nedeniyle ağaçların kesilmesinin bu alanlarda daha da kuru koşulların oluşmasına ve bunun da bir kısır döngü meydana getirerek daha fazla ağaç kaybına neden olduğu belirtiliyor.

‘Amazon daha çok karbon salıyor’

2021’de elde edilen verilere dayanan başka bir araştırma ise Amazon’un artık çoğunlukla yangınlar nedeniyle emdiğinden daha fazla karbondioksit saldığını gösteriyor.

Ancak Boers, verilerin kritik eşik noktasına henüz gelinmediğini ortaya koyduğunu belirterek “Umut var” dedi. Çalışmanın ortak yazarlarından İngiltere‘deki Exeter Üniversitesi’nden Profesör Tim Lenton ise araştırma sonuçlarının Amazon’a, devam eden iklim değişikliğine karşı bir miktar direnç kazandırmak için ormansızlaşmayı tersine çevirme çabalarını desteklediğini söylüyor.

Birleşik Krallık‘taki Met Office Hadley Center‘da çalışan ve araştırma ekibinin bir parçası olmayan Chris Jones ise şu ifadeleri kullanıyor:

“Bu araştırma, iklim değişikliğinin artık bir risk olduğuna ve bu şiddetli ve geri döndürülemez etkilerin gerçeğe dönüşebileceğine dair ikna edici kanıtlar sunuyor. Acil önlem almak için kısıtlı bir fırsat penceremiz var.”

Brezilya‘daki Santa Catarina Federal Üniversitesi‘nden Bernardo Flores ise “Çalışma, ormanın normal yapısı ve biyolojik çeşitliliği ile iyi görünse de, iç süreçlerin sessizce değişmekte olduğunu ve sistemin uzun vadede devam etme kapasitesini azalttığını gösteriyor. Kullanılan yaklaşım ilginç çünkü bu değişikliklerin erken uyarı sinyallerini ortaya koyuyor” ifadelerini kullanıyor. Flores’in araştırması, orman yangınları nedeniyle savanların Amazon’un kalbinde genişlediğini göstermişti.

Belçika nükleer enerjiyi bırakma kararından Ukrayna’nın işgali sebebiyle vazgeçebilir

2025 yılına kadar tüm nükleer santrallerini kapatma kararı alan Belçika‘da Başbakan Alexander De Croo, Rusya‘nın Ukrayna‘ya saldırısı nedeniyle hükümetin nükleer enerjiden çıkma kararının gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Belçika, 2025 yılına kadar ülkede faaliyet gösteren yedi nükleer reaktörü kapatma kararı almış, santrallerin kapatılmasının ardından elektrik üretim açığının doğal gaz santralleri ile kapatılacağı ve yenilenebilir enerjiye yatırım yapılacağı belirtilmişti.

Ülkenin Yeşil Enerji Bakanı Tinne Van der Straeten Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Ukrayna’daki çatışmanın yol açtığı pozisyon değişikliğinde Belçika’nın kalan nükleer santrallerinin ömrünü uzatma konusunda açık fikirli olması gerektiğini söyledi.

Belçika sözünü tuttu: 2025’te nükleerden çıkıyor

Straeten, Twitter paylaşımında şunları söyledi: Enerjide konusunda büyük bir atılım gerekiyor: Daha düşük enerji faturaları: (%6 oranında gaz+elektrik KDV’si), daha fazla yenilenebilir enerji ve nükleer konusunda açık fikirlilik. Bu üç adım, enerjinin kontrolünü yeniden ele almak için birbirinden ayrı düşünülemez.”

Straeten, paylaşımının devamında “Nükleerden çıkış planımız hazır fakat Ukrayna’yı düşündüğümüzde gözden geçirilmeli” dedi.

Belçika’nın en yeni iki nükleer santrali, Fransız kamu kuruluşu Engie tarafından işletiliyor ve ülkenin elektrik üretiminin neredeyse yarısını oluşturuyor. Öte yandan Engie, Rus doğalgazının kesilmesinin önümüzdeki kış fiyatların yükselmesine neden olacağı konusunda uyardı.

Belçika hükümeti kararını, mart ortasında şebeke operatörü Elia‘nın nükleer santralleri kapatmanın potansiyel etkileri hakkında bir raporu sunmasından sonra verecek. Belçika ilk planı uygulamaya devam ederse, ilk reaktörünün hizmet dışı bırakılması ekim ayında başlayacak.

Rusya’nın işgali, Avrupa ve ABD’yi fosil yakıt konusunda yeniden düşünmeye zorluyor

Avrupa Birliği‘nin enerjide Rus etkisini ortadan kaldırmak için planı ise doğal gaz arzını çeşitlendirmek ve yenilenebilir kaynakları artırmak için yatırımları artırmak gibi eylemleri içeriyor. Avrupa‘nın şu anda denizaşırı ithalatını kolayca büyütmek için yeterli LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) tesisinden yoksun olmasının yanı sıra yıl içinde Rus gazı dışındaki çözümlerin, ABD ve Batı Asya ülkelerindeki kaynaklarında aranması bekleniyor.