Ana Sayfa Blog Sayfa 1001

Mauripol yaşam savaşı veriyor, dünyanın gözü Antalya’da

Ukrayna Devlet başkanı Volodymir Zelenski, Mauripol‘de doğum yapan kadınların  bulunduğu bir çocuk hastanesinin Rusya tarafından bombalandığını duyurdu.

Zelenski, hastaneden görüntüleri paylaşarak, “Terörü daha ne kadar görmezden geleceksiniz? Bu ölümleri engelleyebilirsiniz ama sanırım insanlığınızı kaybediyorsunuz” dedi. Ukraynalı yetkililer saldırıda en az 17 kişinin yaralandığını, yaralananlar arasında personel ve doğum yapan kadınların da bulunduğunu söyledi.

Mauripol Belediyesi başkan yardımcısı Sergiy Orlov, şehrin kuşatıldığından beri sürekli Rus bombardımanı altında olduğunu söyleyerek, “Burada bir soykırım ve savaş suçu yaşanıyor” sözlerini kullandı. Orlov, 1170 kişi öldüğünü, 47 kişinin bir toplu mezara gömüldüğünü söyledi.

Şehirde elektrik, yiyecek ve su sıkıntısı olduğunu aktaran Orlov, “İnsanlar yakacak odun arıyor, burada ‘ortaçağ’ koşullarında yaşıyoruz” dedi.

Orlov, şu ifadeleri kullandı:

Putin, Ukrayna’yı Ukraynalılar olmadan elde etmek istiyor, Mauripol’u insani bedeli ne olursa olsun almak istiyor. Bize top mermileriyle, çok sayıda roketatarla saldırıyorlar. Rusya ordusu tahliye koridorunu bombaladı, yolu mayınladı. Umutsuzca kaçmak isteyen 200 bin kişiden, günde sadece 2-3 bin kişi 21 belediye otobüsü ile çıkabiliyor. Ruslar, çıkmaya çalışanlar için toplanma noktalarını kasten bombalıyor

Orlov, şimdiye kadar “yok edildiğini” söylediği sivil hedeflerin bir listesini saydı. Bunların arasında çok sayıda konut, Mariupol’un 600 yataklı 9 No’lu doğum hastanesi, ana yönetim hizmet binası ve 11 bin kişilik bir iş yeri olan Avostal metalürji fabrikası bulunuyor.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba, Mariupol ile ilgili yaptığı paylaşımda, “3 bine yakın yeni doğmuş bebek için gerekli ilaç ve besin yok. Rusya neredeyse 400 bin kişiyi şehirde tutmaya devam ediyor, tahliyeleri ve insani yardımı durduruyor. Bombardıman devam ediyor” dedi.

Fotoğraf: Evgeniy Maloletka/Associated Press

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric,  Mariupol’deki doğum hastanesine yönelik hava saldırısı haberini yakından takip ettiklerini söyledi.

Rusya, hastanenin bombalanmadığını iddia etti.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden (BMMYK) yapılan açıklamada,8 Mart itibariyle 2 milyon 155 bin 271 mültecinin Ukrayna’dan komşu ülkelere geçtiği belirtildi.

Uluslararası Af Örgütü, 3 Mart’ta, Ukrayna’nın Çernigiv kentindeki Rus hava saldırısında 47 sivilin öldüğünü belirterek, “Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcısı, bu hava saldırısını bir savaş suçu olarak araştırmalı” dedi. Açıklamada sivillerin bulunduğu halk meydanına çok sayıda bombanın isabet ettiği, sivillerin öldüğü ve yakındaki binaların da ciddi hasar gördüğü belirtilerek, “Bu, Ukrayna’nın yaşadığı en kanlı saldırılardan biri” denildi.

UCM, Ukrayna’daki saldırılara ilişkin savaş suçu soruşturması başlatmıştı.

Lavrov ve Kuleba Antalya’ya geldi

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Antalya‘da Diplomasi Forumu‘nda Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yapılacak üçlü müzakere için kente geldi.

Kuleba, müzakerelerden beklentisinin düşük olduğunu belirterek, “Umarım propaganda perspektifinden değil, çözüm bulma amacıyla yaklaşır” dedi.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Lavrov ile Kuleba’nın  görüşmenin önemine işaret ederek, “Bu müzakere sürecinin devamı son derece önemli” dedi.

Antalya’ya gelmeden önce yaptığı açıklamada Kuleba, “ErdoğanPutin‘i, yoksa Çavuşoğlu mu Lavrov’u ikna etti bilmiyorum ama görüşme yapılacak. Lavrov kabul etti, belki bir şey iletmek istiyordur. Dinleyeceğiz ama Lavrov’un Ukrayna’ya yönelik saldırganlığın mimarlarından olduğu anlayışıyla onunla konuşacağım” dedi. Kuleba, Ukrayna’nın müzakerelerde hiçbir şeyden vazgeçmeyeceğini de ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova, bugün yaptığı açıklamada Rusya’nın, Ukrayna’ya dair taleplerinin müzakere yoluyla sağlanmasını tercih edeceğini, Kiev‘deki hükümeti devirmeyi hedeflemediklerini söyledi.

İşgalin başlamasından bu yana hükümet düzeyindeki en üst düzeyde olma niteliğindeki buluşma saat 10.00’da başlayacak.

Almanya, Ukrayna’ya savaş uçağı göndermeyeceğini açıkladı.Başbakan Olaf Scholz, Ukrayna’ya silah da dahil pek çok savunma ekipmanı gönderildiğini ama savaş uçağının buna dahil edilemeyeceğini söyledi.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson‘ın Ukrayna’ya gerekli tüm silahları göndermeye hazır olduğunu fakat NATO‘nun Rus uçaklarına ateş etmesinin doğru olmadığını söyledi.

İngiltere ayrıca Ukrayna’ya gönderilecek silah sayısını artırdığını, bin 615 tanksavar füze göndereceğini ekledi.

Avrupa Birliği (AB), Rusya ve Belarus‘a yeni yaptırımlar uygulayacak. Buna göre Rusya ile bağlantılı 14 oligark daha kara listeye alındı, ve Belarus Merkez Bankası ile ülkedeki en büyük üç kredi kurumuyla ilişkiler kesildi. Yaptırımların kripto varlıkları da kapsadığı açıklandı.

 

PİRHA’ya erişim engeli getirildi

2016’dan bu yana yayın hayatını sürdüren Pir Haber Ajansı’nın (PİRHA) internet sitesine Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla erişim engeli getirildi.

Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olan ve ‘pirha.net’ adresi üzerinden yayın yapan PİRHA‘ya hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirildi.

Erişim engeli, Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 8 Mart tarihli ve 2022/1028 sayılı kararıyla verildi. Erişim engeline yönelik olarak birçok tepki geldi. HDP Milletvekili Murat Çepni “Alevilerin sesi @PirHaberAjansi susturulamaz” dedi. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Şişli Şube Eşbaşkanı Abuzer Aslan da “Ötekilerin sesini susturamayacaksınız! Pirha’ ya getirilen erişim engelini kınıyorum” diyerek karara tepki gösterdi.

HDP Milletvekili Alican Önlü de “Alevilere yönelik sürdürülen inkar ve asimilasyon politikalarının devamcısı saray iktidarı Alevilerin taleplerini yok saydığı gibi sesini de susturmak istiyor. #PirhaSusturulamaz” dedi Alevi toplumu başta olmak üzere birçok gazeteci de erişim engeline karşı tepkilerini dile getirdi.

İstanbul’da kar başladı: Uyarılar devam ediyor

Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün (MGM) uyarılarının ardından İstanbul‘da etkili olması beklenen kar yağışı, sabahın erken saatlerinde Silivri ve Beylikdüzü‘nde başladı.

İstanbul, Sibirya üzerinden gelen ve ‘Aybar‘ kar fırtınası olarak adlandırılan soğuk ve kar yağışlı havanın etkisi altına girdi. Lapa lapa yağan kar ile birlikte İstanbul beyaza büründü.

Beylikdüzü’nde yoğun kar yağışı sabahın erken saatlerinden itibaren etkisini göstermeye başladı. Ana yollarda tuzlama yapıldı. THY İstanbul’da beklenen kar yağışı nedeniyle iç ve dış hat olmak üzere İstanbul ve Sabiha Gökçen havalimanlarındaki 205 seferin iptal edildiğini açıkladı.

İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, beklenen kar yağışı nedeniyle bugün saat 04.00’ten itibaren tır ve kamyonların kente girişine izin verilmeyeceğini bildirmişti. Araçlar Silivri’de durdurularak parklara yönlendirildi.

MGM, İstanbul’da dün akşamdan itibaren Sibirya‘dan gelecek soğuk hava dalgasının etkisiyle kuvvetli kar yağışının beklendiğini açıklamış, bu yağışın 1987 kışından beri en kuvvetli yağış olacağı uyarısı yapılmıştı. Yağışın dört gün aralıksız sürmesi beklenirken Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) tahminlerine göre İstanbul’da pazar günü metrekareye 12 kilogram kar düşecek.

AFAD uyardı

AFET ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından ise Ankara, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere 38 ilde beklenen hava muhalefeti nedeniyle yaşanabilecek olumsuzluklara karşı tedbirli olunması konusunda uyarıda bulunuldu.

Açıklamda Ankara, İstanbul, İzmir, Konya, Antalya, Adana, Osmaniye, Hatay, Kahramanmaraş, Tokat, Gümüşhane, Bayburt, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Adıyaman, Isparta, Siirt, Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman, Elazığ, Tunceli, Erzincan, Muş, Bitlis, Bingöl, Erzurum, Ağrı, Kars, Van, Şırnak, Edirne, Bilecik ve Hakkâri illerine yer verildi. AFAD vatandaşları meteorolojik uyarıları takip ederek zorunlu olmadığı sürece dışarı çıkmamaları konusunda uyardı.

İstanbul’da ulaşımda seferler artırıldı

İstanbul’da, beklenen kuvvetli kar yağışı nedeniyle İl AFAD Merkezi‘nin dün akşam 21.00’dan itibaren 7/24 esasına göre teyakkuzda olduğu bildirildi.
İstanbul’da 13 Mart Pazar gününe kadar metro, füniküler ve tramvay hatlarında da bazı seferler saat 02.00’ye kadar uzatıldı. Ayrıca motokuryeler de bir sonraki duyuruya kadar çalışmayacaklar.

İstanbul Valiliği, kar yağışına ilişkin ‘Turuncu’ alarm verildiği belirtilen açıklamayla, bugünden 14 Mart’a kadar ilk, orta ve yüksek öğrenim kurumları tatil edilmiş ve AVM’ler bir sonraki duyuruya kadar kapatılmıştı.

EÜAŞ’in iki santrali ve bunlara ait araziler özelleştirme kapsamına alındı

Kamu kurumu Elektrik Üretim AŞ‘ye (EÜAŞ) ait Tekirdağ Doğalgaz Kombine Çevrim A ve B santralleri ve santrallere ait araziler ile devletin tasarrufu altında bulunan deniz alanları özelleştirme kapsamına alındı.

Resmi Gazete‘de yayımlanan iki ayrı Cumhurbaşkanı kararına göre, her iki santral ve santrallere ait taşınmazlar varlık satış yöntemiyle, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kara ve deniz alanları ise işletme hakkının verilmesi yöntemiyle özelleştirilecek.

İlanlara göre, Tekirdağ Doğalgaz Kombine Çevrim A Santraline ait Marmara Ereğlisi‘nde toplam 21 arazi ve koordinatları belirli 15 deniz alanı, Tekirdağ Doğalgaz Kombine Çevrim B Santraline ait beş arazi ve koordinatları belirli 24 deniz alanı bulunuyor. Her iki özelleştirme işlemi 31 Aralık 2025 tarihine kadar tamamlanacak.

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararları gereği ayrıca Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin Ankara‘da dört, İstanbul’da bir, Kırşehir’de ise iki taşınmazının özelleştirilmesi kararlaştırıldı.

Danıştay’dan TEİAŞ’ın özelleştirilmesine onay

Öze yandan Danıştay 13. Dairesi, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi‘nin (TEİAŞ) özelleştirilmesi kapsamına alınmasına yönelik Cumhurbaşkanı Kararı’nın yürütmesinin durdurulması istemini reddetti. Oy çokluğuyla alınan kararın gerekçesinde, özelleştirme kararının kanunda belirtilen ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlama amaçlarına ve özelleştirme ilkelerine uygun olduğu iddia edildi. Karara muhalefet eden Danıştay üyeleri Gürsel Özkan ve Mürteza Güler, TEİAŞ’ın elektrik iletim yetkisi konusunda tekel niteliğinde olduğuna dikkati çekerek özelleştirilmesinin ancak kanunla mümkün olabileceğini vurguladı. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla, 3 Temmuz 2021 tarihinde TEİAŞ’ın “özelleştirme kapsamına alınmasına ve halka arza yönelik olarak özelleştirmeye hazırlık işlemlerine tabi tutulmasına” yönelik verilen karara TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) dava açmıştı.

Danıştay’ın ret kararının gerekçesinde, “4046 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde, bu Kanun ile yapılan düzenleme sonucunda devletin diğer mal ve hizmet üretim birimlerinin de özelleştirme kapsamına alınması suretiyle özelleştirme uygulamalarının sınırlarının genişletildiği ve Devletin ekonomik alandaki rolünün azaltılmasının amaçlandığı belirtilmiştir” denildi.

Enerjide özelleştirme tepki topluyor

2001 yılında Türkiye’nin elektrik sistemi yeniden yapılandırılarak, TEAŞ‘ın iletim, üretim ve ticaret faaliyetleri birbirinden ayrıldı. Bu kapsamda Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ), Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) ve Türkiye Elektrik Ticaret Taahhüt A.Ş. (TETAŞ) olarak üç farklı İktisadi Devlet Teşekkülü kuruldu. İletim görevi verilen TEİAŞ, üretilen elektriğin tüketiciye dağıtımının sağlanmasından ve dağıtım şebekesine aktarımından sorumlu.

Enerjide özelleştirme çalışmaları, 1 Ocak itibarıyla kademeli olarak yüzde 50 ila yüzde 125 arasında değişen elektrik zamları nedeniyle de büyük tepki çekmiş; dava konusu olmuştu. Tepkiler üzerine, elektrik faturalarında düşük tarifeden yüksek tarifeye geçiş için tüketim limiti, aylık 210 kilovatsaate çıkarıldı.

Isparta’da da şubat ayında da etkili olan yoğun kar yağışı sonrası özel sektöre teslim edilen elektrik dağıtımı hizmetindeki denetimsizlik ve ihmaller zinciri kentteki birçok bölgede elektrik kesintilerine yol açmış, yurttaşlar kışın ortasında karanlığa gömülerek, gazsız kalmıştı. Bir kişi de evinde donarak hayatını kaybetmişti. Geçen hafta da Isparta’da yine aynı sorun yaşandı. 

Şenyaşar ailesi bir yıldır adalet bekliyor

Urfa’nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018’de AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın yakınları tarafından eşi ve iki oğlu öldürülen Emine Şenyaşar ve katliamdan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın, Urfa Adliyesi önünde 9 Mart 2021’de tarihinde başlattığı Adalet Nöbeti birinci yılını doldurdu.

Hak savunucuları, demokrasi örgütleri ve vatandaşlar, 365. kez nöbet tutan aileye destek verdi, “Katiller halka hesap verecek” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.

Kurulan Adalet Kürsüsü’nde açıklama yapan HDP Sözcüsü Ebru Günay,”Şenyaşar ailesi için adalet sağlandığında Türkiye’de gerçek adaletin geldiği zaman olacak. Kaç yıl sürerse sürsün ailenin yanında olacağız” dedi.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği adına basın açıklaması okuyan Serdar Tüm, katliamın gerçekleştiği Suruç Devlet Hastanesi‘nin kamera görüntülerinin çalındığını ve Emine Şenyaşar hakkında, adalet talep ederken 12 kez soruşturma açıldığını hatırlattı. Tüm, “Emine Şenyaşar’ın maruz kaldığı yargı şiddetine,  fiziksel ve psikolojik saldırılara rağmen inanç hiç kırılmadı” dedi.

Diyarbakır Barosu Başkan Yardımcısı Zuhal Işık, “Bir hukuk devletinde böylesi bir katliamda üç yılı aşkın süredir süren soruşturma iddianameye dönüşmemiş ve failler hakkında bir yargılama başlatılmamıştır”açıklamasını yaparken, ailenin avukatı Bülent Duran, “Emine annenin çığlığı bir adalet çığlığıdır, bu çığlığa kulak vermek herkesin görevi” dedi.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ise yeni göreve başlayan Adalet Bakanı’nın bu davayı aydınlatması gerektiğini vurguladı.

Urfa’nın Suruç ilçesinde 2018 Genel Seçimleri öncesi 14 Haziran’da AKP’li vekil İbrahim Halil Yıldız’ın esnaf ziyareti sırasında korumaları ve yakınlarının Şenyaşar ailesine ait işyerinde başlayan ve Suruç Devlet Hastanesi’ne uzanan saldırıları sonucunda Hacı Esvet Şenyaşar (67), oğulları Adil (36) ve Celal Şenyaşar (41) ile vekilin ağabeyi Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirmişti. Olayda Mehmet, Ferit ve Fadıl Şenyaşar‘ın da aralarında bulunduğu sekiz kişi yaralanmış, Olaydan 15 ay sonra AKP’li vekilin ağabeyi Enver Yıldız, 50 kişilik koruma ordusuyla geldiği Urfa Adliyesi’nde teslim olduktan sonra tutuklanarak cezaevine gönderilmiş ancak daha sonra serbest kalmıştı.

Adalet talep eden Emine Şenyaşar ve oğlu Ferit Şenyaşar defalarca gözaltına alındı ve haklarında ‘hakaret’ davaları açıldı.

Eşi ve iki oğlu öldürülen Emine Şenyaşar’a AKP’li Yıldız’a hakaretten dava

Boğaziçi nöbeti 430. gününde

Boğaziçi Üniversitesi‘nde Melih Bulu‘nun ardından atanan rektör Naci İnci‘yi protesto eden akademisyenlerin direnişi, 62. haftasına girdi. Akademisyenler bugün nöbette, görevlerine son verilen akademisyenler Can Candan’ın fotoğraflarıyla #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz yazan dövizleri taşıdı.

Akademisyenlerin yaptığı açıklamada, “Naci İnci’nin ilgili kurullarının hiçbiri muhatap alınmadan, kurum iradesi hiçe sayılarak, şeffaf olmayan bir şekilde Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasının yüz doksan beşinci günü” dendi. Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

“30 Temmuz günü gerçekleştirdiğimiz destek oylamasında akademisyenlerin yüzde 95 oranında rektör adaylığına karşı olduğu açıklanan İnci’nin rektör vekili iken Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümü tam zamanlı öğretim görevlisi Can Candan’ı görevden almasının iki yüz otuz üçüncü, Candan’ın İnci’nin talimatıyla kampüse alınmayışının yüz kırk dokuzuncu, mahkemenin İnci’nin mesnetsiz ve hukuksuz nedenlerle Candan’ı işten çıkarmasına yönelik 16.02.2022’de yürütmeyi durdurma kararı verdiğinin öğrenilmesinin yedinci günü. Matematik Bölümü tam zamanlı öğretim üyesi Mohan Ravichandran’ın hiçbir gerekçe gösterilmeden dönem ortasında görevden alınmasının ise yüz on dördüncü günü!”

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri haftanın her iş günü olduğu gibi bugün de #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz diyerek arkalarını 293. kez rektörlük binasına döndüler.

Ayçiçek yağında ihracat yasağı

Rusya’nın Ukrayna işgali nedeniyle Türkiye’de yaşanan ayçiçek yağındaki arz sorunu sonrası alınan kararla birlikte Ayçiçek yağı ihracatı yasaklandı. Ayçiçek yağının yanı sıra soya yağı, ayçiçeği tohumu, aspir, pamuk tohumu yağları, rep, kolza ve hardal yağı, mısır yağı ve margarin ihracatı da durduruldu.

Dünya Gazetesi’nden Mehmet Hanifi Gülel‘in aktardığına göre; iç pazarda fiyat hareketlerini dizginlemek ve arz sorununu önlemek için ayçiçek ihracatı yasaklandı.

Ticaret Bakanlığı’nın 27 Ocak’ta Resmi Gazete’de yayımladığı ‘Bazı Tarım Ürünlerinin İhracatına İlişkin Tebliğ’i kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığınca ayçiçeği ve diğer yağ ihracatı yasakladı. Tebliğ kapsamında daha önce daha zeytinyağı, kırımızı mercimek ve fasulyeye ürünleri ihracatı da yasaklanmıştı.

Öte yandan sektör temsilcilerinden edinilen bilgilere göre, Azak Denizi’nde bekleyen Türk gemileri harekete geçti. Rus tarafından gemilerde yapılan kontrollerden sonra gemilere izin verildiğini belirten sektör temsilcileri, tüm bu gelişmelere rağmen Kerç Boğazı’ndan henüz geçen gemilerin olmadığını ifade ediyor.

İhracat yasağı getirilen diğer ürünler: Soya yağı ve fraksiyonları (Sadece gıda amaçlı ihracat başvuruları), ayçiçeği tohumu, aspir veya pamuk tohumu yağları ve bunların fraksiyonları, rep, kolza ve hardal yağı ve bunların fraksiyonları, mısır yağı ve fraksiyonları, margarin

Ne olmuştu?

İthalatın yüzde 70’inin Rusya ve Ukrayna‘dan yapıldığı Ayçiçek yağı stoklarının azaldığı iddia edilmiş, sosyal medya üzerinden konuya ilişkin birçok paylaşım yapılarak çeşitli eleştiriler getirilmişti. Konuyla ilgili açıklama yapan Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ise “Savaşın bütün dünyayı etkilediği, petrol fiyatlarının arttığı dönemde ülkede yoksulluk varmış gibi operasyon çekenlere karşı bakanlık olarak net bir şekilde operasyon çekeceğimizi herkes bilsin” demişti.

Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) Başkanı Mustafa Tan ise Türkiye’de yeteri kadar yerli üretim zeytinyağı stokunun bulunduğunu söyleyerek, “Geçen seneden devir stokla 270- 280 bin ton civarında elimizde zeytinyağı var” demişti.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise dün Kadın Muhtarlarla Buluşma programında “Bizim ayçiçek yağı gibi bir sorunumuz yok. Muhalefet ülkeyi darda göstermek için böyle bir kampanya yürütüyor. Muhtarlarımızdan şunu istiyorum, marketlerde bakkalarda ayçiçek yağı var mı, yok mu? Gerekirse sizler İçişleri Bakanlığımız adına depolarını bile takip edip ihbar edeceksiniz. Sizler İçişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanının eli ayağısınız. Yani bu devleti provoke etmeye çalışanlara gerken dersi vermek bizim boynumuzun borcudur. Bunlar stokçu, ayçiçek yağını, zeytinyağını stokluyorlar. Sonra yok diyerek böyle bir kampanyayı yürütüyorlar” demişti.

 

[8 Mart] Selin Nakıpoğlu: İmza çektikleri İstanbul Sözleşmesi’nin maddelerini kendileri bulmuş gibi sunuyorlar

8 Mart‘ta buluştuğumuz Avukat Selin Nakıpoğlu, Medeni Kanun‘a getirilmek istenen değişiklikler, nafaka hakkı ve İstanbul Sözleşmesi‘ne dair sorularımızı yanıtladı.

Nakıpoğlu, ‘nafaka mağdurları’nın yanlış söylemlerle toplumu yanılttığını belirterek nafakanın kanunda süresiz olarak belirlenmediğini ve pek çok durumda kesildiğini anlattı. Çalışan kadınların zaten nafaka almadığını hatırlatan Nakıpoğlu, “Türkiye’de aile mahkemelerinin en hızlı sonuçlandırıldığı davalar nafakanın kesilmesi veya azaltılması talepli davalar” dedi.

“Hükümet ekonomik şiddeti bir şiddet türü olarak görmüyor” diyen Nakıpoğlu, “Görseydi, kadınların nafakalarını tahsil edebilmeleri için girişimlerde bulunurdu, tam tersinin peşinde olmazdı. Tartışmaları hukuki ve sosyolojik veriler ekseninde yapma konusunda ısrarımıza rağmen sesimizi duymadılar” dedi.

İngiltere‘de ısrarlı takip gibi suçlarda cezaların arttırılmasının şiddeti önleme konusunda etkili olduğunun görüldüğünü söyleyen Nakıpoğlu, “Israrlı takip suçu münferit bir suç olarak çoktan Türk Ceza Kanunu‘na girmeliydi. 2014’te İstanbul Sözleşmesi bunu zaten suç saymayı emrettiği halde yapmadılar. Şimdi AKP, sanki bunu kendi bulmuş gibi sunuyor kamuoyuna” dedi.

İstanbul Sözleşmesi’nin hala hukuken yürürlükte olduğunu söyleyen Av. Nakıpoğlu durumu şöyle açıklıyor:

“Uluslararası sözleşmeler Anayasa Md. 90/5 çerçevesinde bu devletin bir kanunu sayılıyor, ben imzayı çektim deyince çıkamıyorsunuz. Ayrıca sözleşmeden çıkıldığını belirten Cumhurbaşkanlığı kararnamesine karşı süren en az 200 dava var ve bunlar sonuçlanmadı. Danıştay, çekilme yönteminin hukuksuzluğu konusunda mütalaalar verdi. Yani, sözleşmenin ruhunu taşıyan daha pek çok maddenin de yürürlükte olduğu gibi İstanbul Sözleşmesi de yürürlükte.”

Sözleşmeden çıkılsa dahi devletin şiddeti önleme ve şiddet mağdurlarını koruma yükümlülüğünden kurtulmadığının altını çizen Nakıpoğlu, 6284 sayılı kanuna işaret ediyor:“Sözleşmedeki ilkeler doğrultusunda hazırlanan kanunlar yürürlükte. Devletin insan hakları konusunda imzaladığı başka pek çok sözleşmedeki sorumlulukları yanında etkin soruşturma yürütme yükümlülüğü ve ayrımcılık yasağı gibi maddeler konusunda hala sorumluluğu var. İstanbul Sözleşmesi yaşatır demek basit bir ‘hashtag’ değil: İstanbul Sözleşmesi’nin feshi, eşit ve özgür toplum olma amacından uzaklaşmak anlamına geliyor.”

Boşanmaların hızlandırılması konusunda, “Kadını erkeğe bağımlı kılan cinsiyetçi aile modeli kaldırılmadan bu hızlandırmanın altında iyi niyetli bir durum göremiyorum” diyen Nakıpoğlu, hukukta davaların uzun sürmesinin gerçek bir sıkıntı olduğunu vurgulayarak, “Bu bir sistem sorunu. Bunu çözmek yerine sadece boşanma davalarını hızlandırmaya çalışmanın arkasında nasıl iyi niyet arayabiliriz? En basit ceza davası bile 5 yıl sürerken buna dair bir şey söylemeyip neden boşanma davalarından bahsediliyor? Şeri hukuktaki üç kere boş ol deme sistemine bir adım atmak mı bu? Ya da Diyanet‘e ‘kısa mesajla boşanabilir miyim’ diye soran erkeklere kulak kabartmak mı?” diye soruyor.

Cezalar zaten ağır, cezaları hafifleten muhtelif indirimler

Kanunların etkin uygulanmamasının sebebinin kadının erkeğe tabi olduğunu, erkeğin denetimine açık olduğunu söyleyen ataerkil düşünüş yapısı olduğunu belirten Nakıpoğlu, kadına şiddet davalarındaki cezasızlığa değiniyor:

“Türk Ceza Kanunu’ndaki ‘mahkemede saygın tutumda bulunma indirimi’ni ‘kravat takma indirimi’ olarak adeta yeniden icat edenler, hakimler. Hakimlerin verdikleri indirimlerin gerekçesi hiçbir şekilde sorulmuyor, kimse “Mahkemeye  saygılı olmak zaten kanun emri değil mi” diye sormazken “Cezalar arttırılacak” diyorlar. Cezalar zaten ağır, onu indirimlerle kuşa çevirenler hakimler.

Bu ülkede kaç erkeğe kadın cinayeti sebebiyle ağırlaştırılmış müebbet hapsi verildi? O kadar az ki. Ağır ceza davaları müebbetle başlıyor, şu indirim bu indirim, derken 2 -3 yıl cezalara dönüyor. Bize, “Çıkıp tekrar kapıma gelecek mi” diyen soran müvekkillerimiz var. Adeta ‘işini yarım bırakan erkeğin’ kadının canını almak için tekrar o kapıya gitmesine izin veriliyor.”

AB’den vatandaşlara enerji tasarrufu çağrısı

Alman kamu yayıncılık kuruluşu ZDF‘e konuşan Von der Leyen, bu hedefe herkesin katkı sağlayabileceğini belirterek ekonomi dünyasındaki enerji tasarruf programları; yeni sevkiyat yolları kullanılması ve yenilenebilir enerjilerin geliştirilmesiyle birleştiğinde Rus doğal gazından çok daha hızlı bir şekilde bağımsız olunabileceğini kaydetti.

Von der Leyen, ABD’nin Rus petrolü ithalatını durdurma kararına ilişkin ise  AB’nin şu aşamada böyle bir adım atmaması kararını da savundu. Moskova’ya yönelik yaptırım kararlarının Batılı müttefikler arasında istişare edilerek alındığına işaret eden AB Komisyonu Başkanı, ABD’nin AB’ye göre Rus petrolünden daha kolayca vazgeçebilecek durumda olduğunu söyledi.

‘Kendimize zarar vermemeliyiz’

DW‘nin aktardığına göre, von der Leyen, “Petrol fiyatlarının çok fazla yükselmemesine dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü bu bize zarar verir. Kendimize zarar vermeden Putin üzerinde azami etkiye ulaşabilmek için hassas bir denge gözetmemiz gerek” diye konuştu.

Ukrayna’daki savaştan kaçan 2 milyon kişiye de değinen von der Leyen, “Korkarım ki bu daha başlangıç. Çok daha yüksek rakamlar göreceğiz” dedi.  AB üyesi 27 ülkenin  sığınmacılara kapıları açtığına ve oturma izni, istihdam piyasasına erişim, sağlık hizmetleri, çocukların okula gitmesi gibi haklar tanıdığına işaret eden AB Komisyonu başkanı en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan Polonya, Macaristan, Romanya ve Slovakya‘ya teşekkür etti.

Siverek’te cinsel istismara maruz kalan çocuk, sanıkla aynı salona alınınca baygınlık geçirdi

Haber: Fatma KEBER

*

Urfa- Siverek’te 2019 yılında dokuz yaşındaki bir çocuğun akrabaları tarafından zincirleme şekilde istismara maruz bırakılmasına ilişkin davanın yeniden yargılaması Siverek 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Sanık R.U.nun 30 yıl, sanık Ö.U.’nun 12 yıl hapis cezası aldığı cinsel istismar davası ‘ nitelikli cinsel istismar olmadığı ‘gerekçesi ile Yargıtay tarafından bozulmuştu.

Her iki sanığın tutuklu olduğu dosyanın yeniden görüldüğü ilk duruşmada, şu anda 12 yaşındaki cinsel istismar mağduru çocuk sanıklarla aynı duruşma salonuna alınması nedeniyle fenalık geçirince duruşma 22 Mart’a ertelendi.

Davaya müdahil olan Urfa Barosu Çocuk Hakları Komisyonu avukatları ve Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği’nden (UCİM) avukatlar duruşma sonrası yaptıkları açıklamada, istismar mağduru çocuk ve istismar sanıklarının aynı salonda yer almasına itiraz etmelerine rağmen, mahkeme heyetinin bu talebi yerine getirmediğini kaydetti.

Avukatların itirazları reddedildi

Urfa Barosu Çocuk Hakları Komisyon üyesi ve UCİM Urfa il koordinatörü avukat Halil Toprak, çocuğun ilk okul öğrencisi olduğunu hatırlatarak “Arkadaşları ile oyun oynaması gerekirken kendisini istismar eden şahısların hakkettiği cezayı alması için adliye koridorlarında  Çocuklarımızın yeri adliye koridorları değildir . Çocuklarımıza bunları yaşatanların karşısında dimdik duracağız” dedi.

Avukat Bünyamin Polat ise mahkeme heyetinin kendilerine ön yargılı davrandığını belirterek istismar mağduru çocuk ve istismar sanıklarının aynı salona alınmasına tepki gösterdi:

” İtiraz ettik ancak itirazımız reddedildi. Mağdur çocuğa doğrudan”tecavüze uğrayıp uğramadığı” sorulunca çocuk fenalık geçirerek bayıldı. Meslektaşlarımız tarafından salon dışına çıkarılarak hastaneye sevki sağlandı” diye konuştu.

‘Uygulama hukuka aykırı’

Urfa Barosu Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı Av. Mehmet Beytekin ise ulusal ve uluslararası hukuki normlara atıfta bulundu:

“ Cinsel istismar davalarında mağdur ile sanığın aynı duruşma salonunda bulundurulması mağdurun aynı olayları yeniden yaşaması, aynı hissiyatı, üzüntüyü tekrardan yaşamasına yol açar. Üstelik mağdur bir çocuk. Çocuk Hakları Kanunu gereği mağdurun duruşma salonuna bile getirilmemesi gerekiyordu. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Hakları Kanunu’na aykırı davranılmıştır. Çocuğun ifadesi izleme merkezi veya adli görüşme odasında pedagog eşliğinde alınmalıydı.”

22 Mart’ta karar duruşması görülecek.