Editörün SeçtikleriKadınManşetVideo

[8 Mart] Selin Nakıpoğlu: İmza çektikleri İstanbul Sözleşmesi’nin maddelerini kendileri bulmuş gibi sunuyorlar

8 Mart‘ta buluştuğumuz Avukat Selin Nakıpoğlu, Medeni Kanun‘a getirilmek istenen değişiklikler, nafaka hakkı ve İstanbul Sözleşmesi‘ne dair sorularımızı yanıtladı.

Nakıpoğlu, ‘nafaka mağdurları’nın yanlış söylemlerle toplumu yanılttığını belirterek nafakanın kanunda süresiz olarak belirlenmediğini ve pek çok durumda kesildiğini anlattı. Çalışan kadınların zaten nafaka almadığını hatırlatan Nakıpoğlu, “Türkiye’de aile mahkemelerinin en hızlı sonuçlandırıldığı davalar nafakanın kesilmesi veya azaltılması talepli davalar” dedi.

“Hükümet ekonomik şiddeti bir şiddet türü olarak görmüyor” diyen Nakıpoğlu, “Görseydi, kadınların nafakalarını tahsil edebilmeleri için girişimlerde bulunurdu, tam tersinin peşinde olmazdı. Tartışmaları hukuki ve sosyolojik veriler ekseninde yapma konusunda ısrarımıza rağmen sesimizi duymadılar” dedi.

İngiltere‘de ısrarlı takip gibi suçlarda cezaların arttırılmasının şiddeti önleme konusunda etkili olduğunun görüldüğünü söyleyen Nakıpoğlu, “Israrlı takip suçu münferit bir suç olarak çoktan Türk Ceza Kanunu‘na girmeliydi. 2014’te İstanbul Sözleşmesi bunu zaten suç saymayı emrettiği halde yapmadılar. Şimdi AKP, sanki bunu kendi bulmuş gibi sunuyor kamuoyuna” dedi.

İstanbul Sözleşmesi’nin hala hukuken yürürlükte olduğunu söyleyen Av. Nakıpoğlu durumu şöyle açıklıyor:

“Uluslararası sözleşmeler Anayasa Md. 90/5 çerçevesinde bu devletin bir kanunu sayılıyor, ben imzayı çektim deyince çıkamıyorsunuz. Ayrıca sözleşmeden çıkıldığını belirten Cumhurbaşkanlığı kararnamesine karşı süren en az 200 dava var ve bunlar sonuçlanmadı. Danıştay, çekilme yönteminin hukuksuzluğu konusunda mütalaalar verdi. Yani, sözleşmenin ruhunu taşıyan daha pek çok maddenin de yürürlükte olduğu gibi İstanbul Sözleşmesi de yürürlükte.”

Sözleşmeden çıkılsa dahi devletin şiddeti önleme ve şiddet mağdurlarını koruma yükümlülüğünden kurtulmadığının altını çizen Nakıpoğlu, 6284 sayılı kanuna işaret ediyor:“Sözleşmedeki ilkeler doğrultusunda hazırlanan kanunlar yürürlükte. Devletin insan hakları konusunda imzaladığı başka pek çok sözleşmedeki sorumlulukları yanında etkin soruşturma yürütme yükümlülüğü ve ayrımcılık yasağı gibi maddeler konusunda hala sorumluluğu var. İstanbul Sözleşmesi yaşatır demek basit bir ‘hashtag’ değil: İstanbul Sözleşmesi’nin feshi, eşit ve özgür toplum olma amacından uzaklaşmak anlamına geliyor.”

Boşanmaların hızlandırılması konusunda, “Kadını erkeğe bağımlı kılan cinsiyetçi aile modeli kaldırılmadan bu hızlandırmanın altında iyi niyetli bir durum göremiyorum” diyen Nakıpoğlu, hukukta davaların uzun sürmesinin gerçek bir sıkıntı olduğunu vurgulayarak, “Bu bir sistem sorunu. Bunu çözmek yerine sadece boşanma davalarını hızlandırmaya çalışmanın arkasında nasıl iyi niyet arayabiliriz? En basit ceza davası bile 5 yıl sürerken buna dair bir şey söylemeyip neden boşanma davalarından bahsediliyor? Şeri hukuktaki üç kere boş ol deme sistemine bir adım atmak mı bu? Ya da Diyanet‘e ‘kısa mesajla boşanabilir miyim’ diye soran erkeklere kulak kabartmak mı?” diye soruyor.

Cezalar zaten ağır, cezaları hafifleten muhtelif indirimler

Kanunların etkin uygulanmamasının sebebinin kadının erkeğe tabi olduğunu, erkeğin denetimine açık olduğunu söyleyen ataerkil düşünüş yapısı olduğunu belirten Nakıpoğlu, kadına şiddet davalarındaki cezasızlığa değiniyor:

“Türk Ceza Kanunu’ndaki ‘mahkemede saygın tutumda bulunma indirimi’ni ‘kravat takma indirimi’ olarak adeta yeniden icat edenler, hakimler. Hakimlerin verdikleri indirimlerin gerekçesi hiçbir şekilde sorulmuyor, kimse “Mahkemeye  saygılı olmak zaten kanun emri değil mi” diye sormazken “Cezalar arttırılacak” diyorlar. Cezalar zaten ağır, onu indirimlerle kuşa çevirenler hakimler.

Bu ülkede kaç erkeğe kadın cinayeti sebebiyle ağırlaştırılmış müebbet hapsi verildi? O kadar az ki. Ağır ceza davaları müebbetle başlıyor, şu indirim bu indirim, derken 2 -3 yıl cezalara dönüyor. Bize, “Çıkıp tekrar kapıma gelecek mi” diyen soran müvekkillerimiz var. Adeta ‘işini yarım bırakan erkeğin’ kadının canını almak için tekrar o kapıya gitmesine izin veriliyor.”