Ana Sayfa Blog Sayfa 716

İkizdere’den Cimil’e ‘Büyük Doğa Yürüyüşü’: Yaşam savunucuları, İkizdere’ye çağrıyor

Cengiz Holding‘in Rize İkizdere Eskencidere Vadisi‘ndeki taş ocağıyla mücadele eden yaşam savunucuları, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda  Büyük Doğa Yürüyüşü eylemini gerçekleştirecek.

Taş ocaklarının ekolojik yıkımına dikkat çekmek için 29 Ekim Cumartesi günü İkizdere’den Cimil’e doğa yürüyüşü düzenleyecek olan direnişçiler, ikinci gün yok olan kestane varlığına dikkat çekmek için İkinci Kestane Şenliği’ni gerçekleştirecek.

Cuma günü, etkinliğe katılmak isteyen yaşam savucunuları için İstanbul’dan otobüs kaldırılacak.

https://twitter.com/ikizdere_icder/status/1584850465724174336?s=20&t=6oTMjdvlU7eMIjkRrGLTww

İki gün sürecek eylemin detayları şöyle:

  • 28 Ekim, Cuma günü saat 16:00’ da 45 kişilik ötöbüsle Kadıköy Evlendirme dairesi önünden İkizdere’ye hareket,
  • 29 Ekim, Cumartesi günü İkizdere’de sabah kahvaltısı,
    Saat 10:00’da ilçenin kutlayacağı Cumhuriyet Bayramı Törenine katılım,
    Saat 11:30 Yeni Pazar yerinde (köprü yanı) basın açıklaması, İkizdere’de – Cimile Doğa yürüyüşü,
    Akşam yemeği, Tron mevkiinde evlerde konaklama,
  • 30 Ekim, Pazar günü sabahı dönüş, Gürdere köyümüzde evlerde kahvaltı, ardından Kestane şenlikleri ve Fidan kurtarma etkinliği, Saat 15:00’da İstanbul’a hareket

Bilirkişi kök raporunda bilirkişi heyeti, Cengiz Holding’in taş ocağı projesine dair daha önce şu tespitleri yapmıştı:

  • Heyelana duyarlılık ve izleme çalışmalarına ilişkin yeterli çalışma yapılmadığı; kazı çalışmalarının yamaç stabilitesini olumsuz yönde etkilemesinin olası olduğu,  beşeri heyelan olaylarının yaşanabileceği,
  • Çalışmalar dolayısıyla meydana gelen tozlanma nedeniyle köy halkının geçim kaynağı olan çay yetiştiriciliğinin olumsuz etkileneceğini,  taş ocağı bölgesinde toplam 163 adet büyükbaş ve 953 adet faal arılı kovan bulunduğunu,  tozlanma nedeni ile döllenemeyen çiçeklerde nektar miktarındaki azalma o yıl balın verimini etkileyebileceği gibi, sonraki yıllarda çiçek popülasyonlarında azalmaya neden olacağını,
Rize, İkizdereli kadınlar. Ocak 2022
  • Çok geniş bir alanda çalışma yapılacağı, her gün patlatma yapılacağı ve kamyon trafiği de göz önüne alındığında toz indirgeme sisteminin yetersiz olacağı, bu kadar fazla miktarda oluşabilecek tozun indirgenmesinin fiili durumda çok zor ve maliyetli olacağı,
  • Ne 30 metrelik dere koruma bandı ne de 6 metrelik şev üst kotu taahhütlerine uyulmadığı, dere yatağının yol çalışmaları başta çıkan hafriyat atıkları dökülerek daraltıldığı, yüzey kazısı ile yürütülecek taş ocağı faaliyetinin doğaya yeniden kazandırma planı uygulamalarına kadar bölgenin doğal görünümünü bozacağı ve özellikle üst bitkisel toprak ve yapılan kazılar sonucu zeminin su tutma kapasitesinin değişeceği ve yağış-akış-sızma dengesinin bozulacağı,
  • ocağın işletilmesi sırasında su kaynaklarının görebileceği zararlar ve bu kaynakların korunmasına yönelik alan özelinde alınacak tedbirlere değinilmediği, taşkın değerlendirmeleri yapılmadığı,
  • 20’nin üzerinde yapraklı ağaç türünün de bulunduğu yöre halkının yaşam alanı ve geçim kaynağı konumundaki  orman alanını tahrip edeceği ve bu durumun yöre halkı açısından yaşam alanları yönüyle kabul edilemez olacağı.

İklim aktivisti, ‘münasip eylem yöntemlerinin’ tartışıldığı programda kendini masaya yapıştırdı

Hollanda‘da yayımlanan bir tartışma programı Jinek‘e davet edilen iklim aktivisti Jelle de Graaf,  iklim krizinin aciliyetini yeterince anlaşılmamasını protesto ederek kendini tartışma masasına yapıştırdı.

Programda Just Stop Oil gibi aktivist grupların sanat eserlerine yiyecek fırlattığı ve çeşitli kuruluşlara boya püskürttüğü eylemler üzerinden “protesto etmenin doğru yolları” tartışılıyordu.

Tartışmanın üstüne Extinction Rebellion (Yokoluş İsyanı) aktivistlerinden de Graaf, “İklim krizi ve ekolojik krizler hakkında konuşacağım” diyerek masaya çıktı ve ellerini ‘yapıştırdı’ . Graaf, sunucusu Beau van Erven Dorens‘e dönerek “Beau, insanlar ölecek” dedi.

Reklam arası sırasında masanın stüdyodan taşınmasına direnen de Graaf stüdyo teknisyenlerinin zorlamasıyla masanın üzerinden kaydırıldı.

https://twitter.com/Jelle_De_Graaf/status/1585243613222817793?s=20&t=EHNVOM2wFyRxBIoytlsb1A

Sunucu Van Erven Dorens daha sonra, “Gergin olduğunu anlayabiliyordum ve onu sakinleştirmeye çalıştım,” dedi.

“Tatsız olduğunu düşündüm ve diğer konuklar tek kelime edemedi. Destekçilerinin harika bir gösteri olduğunu düşündüklerinden eminim ama mesajını bu şekilde ilettiğini sanmıyorum.”

De Graaf ise  eylemine dair şu mesajı paylaştı:

Kenya’da açlık, Pakistan’da, Nijerya’da seller, aşırı sıcak dalgaları: İklim krizi vuruyor ve hepimizi tehdit ediyor. Ancak hükümetler, şirketler ve medya, her zamanki gibi iş yapmaya devam ediyor. Bu saçmalığa dikkat çekmek için kendimi Jinek ‘deki masaya yapıştırdım.

Just Stop Oil ve aktivist gruplar sık sık protestolarla iklim krizinin aciliyetine dikkat çekmeye çalışıyor.

Britanya Kralı III. Charles‘ın Londra Madame Tussauds Müzesi’ndeki balmumu heykelinin suratına çikolatalı pasta fırlatılmış,daha önce 14 Ekim’de Londra’daki Ulusal Galeri‘de sergilenen Vincent van Gogh‘un Ayçiçekleri tablolarından birinin üzerine domates çorbası atılmıştı.

17 Ekim’de aynı grup, iklim eylemlerini durdurmak üzere geçirilmek istenen yeni bir yasa tasarısını protesto etmek için spor araba markası Aston Martin‘in Londra merkezindeki showroomunun girişine turuncu boya püskürtmüştü.

Almanya merkezli iklim aktivisti grup Letzte Generation, Potsdam’da sergilenen Monet’nin Les Meules eserine patates püresi fırlatarak eylem yapmıştı.

 

Siyasi kaos ortamında Antarktika’nın geleceğinin tartışıldığı toplantı: Rusya, önlemleri reddedebilir

Antarktika Deniz Yaşam Kaynaklarını Koruma Komisyonu’nun (CCAMLR) 41. toplantısı bu hafta Avustralya’nın Tazmanya eyaletindeki Hobart‘ta düzenlendi.

Bu, COVID-19 salgınının ardından Komisyonun üç yıl içinde ilk yüz yüze toplantısı oldu.

Rusya ve Ukrayna’dan gelen heyetler, Antarktika’nın geleceğine karar vermek için  Avustralya’da bir araya gelenler arasında yer aldı. Çin, ABD ve Avrupa Birliği‘ni de içeren 27 taraflı grup arasında eylem için gerekli fikir birliğine ulaşmak, bu zaman akadar hep büyük bir zorluk oldu.

Ve üyelerden ikisi savaştayken – ve Çin ile birçok Batılı ülke arasındaki ilişkilerin bozuk olmasının yanı sıra, yılın başında başlayan Rusya-Ukrayna savaşı, konsensüsü iyice zorlaştırdı. Rusya saha bu ay Kiev’deki bombardımanda, Ukrayna’nın Antarktika araştırma merkezini kısmen yok etti.

Antarktika’nın korunması için aşırı avlanmayı önlemek amacıla yeni deniz koruma alanlarına ve kuralların sıkılaştırılmasına şiddetle ihtiyaç duyulduğunu belirten koruma uzmanları, Rusya’nın veto benzeri yetkilerini bir kez daha bu uygulmaları engellemek için kullanabileceğini söylüyor.

Geçen yıl Rusya, bilim insanlarının komisyona önerdiği Şili deniz levreği  avlama kısıtlamalarını veto ederek konsensüsü bozmuştu.

Bazı uzmanlar ise büyük siyasi engellere rağmen bilimsel argümanların ağır basacağı konusunda umutlu.

ABD, Başkan Joe Biden yönetiminde bölgeye daha fazla özen göstermeye başladı ediyor ve bu yılki toplantıya Dışişleri Bakanlığı‘ndan sekreter yardımcısı Monica Medina liderliğinde diğer yıllara kıyasla daha üst düzey bir delegasyon gönderdi.

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern de Antarktika’ya ender bir ziyarette bulunarak toplantıya katıldı.

Rusya’ya boykot

Hobart’taki iki haftalık toplantının Rus delegelerin konuşmasıyla başlaması gerginlik yarattı ve boykotlara neden oldu. Ukrayna heyetine başkanlık eden Kostiantyn Demianenko, uluslararası desteğe minnettar olduklarını ancak Rusya’nın masada olmaya hakkı olmadığını söyledi:

“Sivil nüfusu öldüren, başka bir ülkenin hava ve kara sivil altyapısını tahrip eden ve uluslararası hukukun temel hükümlerini meydan okurcasına ihlal eden bir devletin, CCAMLR gibi uluslararası kuruluşların faaliyetlerine katılma hakkı kesinlikle sınırlandırılmalıdır.

Demianenko Kiev’deki Ulusal Antarktika Araştırma Merkezini yeniden inşa etmeye çalıştıklarını, ancak devam eden drone saldırılarının bunu zorlaştırdığını ve tesisin kullanılamaz hal gldiğini de ekledi.

Medina, ABD‘nin Ukrayna‘daki savaşı kınadığı için bu boykotu desteklediğini ancak Hobart’ta ilerleme için umutlu olduğunu söyledi.

“Şu anda Rusya, üç MPA (deniz koruma alanı) önerisinin kabul edilmesi konusunda fikir birliğini engelliyor, ancak Çin de öyle. Bu yüzden burada her iki ülkeyle de sorunları çözmeye çalışıyoruz. Çin Halk Cumhuriyeti ile sorunları teke tek olmasa da gayri resmi olarak çözmeye çalışıyoruz.”

Rusya’nın sadece Hobart’ta değil, bir dizi uluslararası forumda da ilerlemeyi engellemek için veto yetkisini kullandığının altını çizen Medinda, “Konsensüsü engelleyebilir. Bu bazı şeylerde ilerlememiz için büyük bir engel, ancak diğer şeyler de olağan iş akışında devam ediyor” dedi.

Deniz yaşamının korunması için avlanmaya sınırlama getirilmeli

Grubun, kril ve Şili deniz levreği avcılığına ilişkin yeni kurallar dahil olmak üzere bazı gündem maddelerinde ilerleme kaydetmesi umuluyor.

Pew Bertarelli Okyanus Mirası Projesi‘nin Antarktika ve Güney Okyanusu koruma çalışmalarını yöneten Andrea Kavanagh, Antarktika çevresindeki kril avcılığının neredeyse tamamının küçük bir alanda yoğunlaştığını söylüyor.

Küçük, karides benzeri krillerin tükenmesi deniz kuşları, penguenler, foklar ve balinalar gibi avcı türleri olumsuz etkiliyor.

Kavanagh, özellikle Norveç’in krilleri, insan sağlığı takviyeleri, akvaryumlar ve somon çiftlikleri için yem olarak kullandığını ve en büyük kril balıkçısı olduğunu belirtiyor:

“Yani bu bir gıda güvenliği sorunu değil: Kriller lüks ürünler için kullanılıyor.”

Rusya’nın geçen yıl, av limitlerini veto etmesinin ardından İngiltere’nin Amerika’ya Şili deniz levreği satmaya çalıştığını ancak ABD’nin satın almayı reddettiğini söyleyen Medina, İngiltere’ye bunu durdurmasını söyleyecek merciin ABD olmadığını da ekledi.

Aktivistkuruluşlar, komisyon üyelerini “Antarktika’nın ikonik vahşi yaşamını korumak” için acil önlem almaya çağırıyor. Antarktika ve Güney Okyanus Koalisyonu, komisyonun bölgede bir deniz koruma alanı ağı kurmak için belirlediği son tarihin 10 yıl geçtiğini vurgulaadı ve endüstriyel kril avcılığının Antarktika ekosistemlerine zarar verdiği konusunda uyardı.

Kavanagh, toplantının şu ana kadarki parlak noktalarından birinin, Çin ile yapılan görüşmelerin önceki yıllara göre daha olumlu görünmesi olduğunu söyledir Ayrıca ABD’den üst düzey destek almanın ve yüz yüze görüşmeleri sürdürmenin de yardımcı olduğunu ekledi.

Grubun daha önce, Ross Denizi‘nde Teksas’ın iki katı büyüklüğünde bir deniz koruma alanı oluşturduğu 2016’da Rusya’yı da buna ikna etmeyi almayı başardığını hatırlatan Kavanagh, ülkelerin konsensüsü bir veto gücü olarak yorumlamaması gerektiğini, bunun yerine herkesin bir uzlaşmaya varmak için çalışması için karşı teklifler sunması gerektiğini ifade eetti.

Avustralya Çevre Bakanı Tanya Plibersek de, Antarktika çevresindeki deniz koruma alanlarının sayısının artırılmasının ekosistem ve türlerin korunmasını sağlamak ve iklim değişikliğinin etkilerini ele almak için öncelikli olduğunu ekledi.

 

İngiltere’de yüz üniversite fosil yakıttan çıkma sözü verdi

İngiltere’de yüz üniversite fosil yakıtlardan çıkma sözü verdi. Verilen söz, ülkenin yüksek öğretim sektörünün yüzde 65’inin fosil yakıt şirketlerine en azından bazı yatırımları yapmayı reddetmesi anlamına geliyor. Artık fosil yakıt şirketlerinin ulaşamayacağı söz konusu yardımın tutarı ise 17,6 milyar sterlini (379 milyar TL) aşıyor.

Guardian’dan Helena Horton‘un aktardığına göre; bu büyük meblağ çoğunlukla Edinburgh Üniversitesi’nin yanı sıra Oxford ve Cambridge üniversiteleriyle kısmen elden çıkarılan kolejlerin önemli yatırım portföylerinden geliyor.

Coventry Üniversitesi fosil yakıt şirketlerine yatırım yapmayı reddeden yüzüncü üniversite oldu. Bugün üniversite yönetimince dokuz aylık bir öğrenci kampanyasının ardından tüm fosil yakıt şirketlerinin 43,6 milyon sterlinlik bir yatırım portföyünden yoksun bırakıldığı duyuruldu.

Üniversitedeki maliyeden sorumlu müdür Riz Dhanani “Coventry Üniversitesi, son birkaç yıldır yapılan düzenli istişarelerle personel ve öğrencilerden gelen tavsiyelerle etik yatırım çerçevesini aktif olarak geliştiriyor” dedi ve ekledi:

“Fosil yakıt şirketlerini yatırımlarımızdan çıkarmayı taahhüt ederek, sürdürülebilirlik gündemimizi yatırım alanında bir adım öteye taşımaktan gurur duyuyoruz; bu, etik fon yöneticilerimizle zaten üzerinde çalıştığımız ancak şimdi resmi olarak maliye ve yatırım politikamıza dahil ettiğimiz bir şeydi.

Yatırımları aracılığıyla toplum için daha iyi sonuçlar elde etmeye çalışan sürdürülebilir fonlara yatırım yapmaya devam edeceğiz ve taahhüdümüzün diğer kurumları da aynı şekilde teşvik edeceğini umuyorum.”

2013’ten beri devam eden Fosilsiz (Fossil Free) kampanyasına, eğitim ve araştırma kurumlarının küresel ısınmadan sorumlu şirketlere yatırım yapmasının kabul edilemez olduğunu söyleyen öğrenciler öncülük ediyor.

Öğrenciler, binlerce imza sahibini bir araya getiren dilekçelerden, üniversite yönetimine lobi yapmaktan, siyasi eğitimden ve üniversite binalarını işgal etmek de dahil olmak üzere şiddet içermeyen doğrudan eylemlerin yapıldığı bir dizi kampanya yöntemini uyguladı.

Çoğu Birleşik Krallık üniversitesi, fosil yakıtları finanse etmeyeceklerini kamuoyuna açıkladı.

Kampanya, kalan 53 üniversiteye ayrılmaları için baskı yapacak. People and Planet‘te kampanya yöneticisi olan Laura Clayson gelişmeye ilişkin şunları söyledi:

“Bir üniversitenin fosil yakıt endüstrisini reddettiğini görmek her zaman inanılmazdır, ancak özellikle olağanüstü öğrenci organizatörlerinin çalışmalarını takip edip bizi böyle bir dönüm noktası duyurusuna getirdiğini gördüğünüzde… Bu, fosil yakıt endüstrisinin aldatma, mülksüzleştirme ve yıkma iş modeline karşı örgütlenen herkes için bir kazanımdır.”

İzmit Körfezi alg patlaması nedeniyle kahverengiye büründü

İzmit Körfezi‘nin bir bölümü alg çoğalması nedeniyle kahverengiye büründü. Sahil şeridinin büyük bir bölümünde yaşanan renk değişimiyle su yüzeyinde çok sayıda denizanası olduğu görüldü.

DHA‘nın aktardığına göre; sudan alınan numuneleri inceleyen ve yaşanan olayın geçmiş yıllarda da belirli mevsimlerde İzmit Körfezi‘nin belirli noktalarında görülen alg çoğalması olduğunu ifade eden, Kocaeli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nde görevli Prof. Dr. Halim Aytekin Ergül, “Zaman zaman İzmit Körfezi’nde bu renk değişiklikleri ile karşılaşıyoruz maalesef. Büyük ölçüde bu besleyici element girdilerinin arttığı ve uygun oşinografik koşulların olduğu dönemlerde görülen aşırı alg çoğalması olarak adlandırabiliriz” dedi.

Fotoğraf: DHA

Belirli dönemlerde mevsimsel değişikliklere bağlı bu durumun ortaya çıktığını söyleyen Prof. Dr. Ergül, “İnsan sağlığına doğrudan bir etkileri yok, ancak deniz içerisinde yaşayan diğer organizmalara doğrudan ya da dolaylı olarak zarar vermeleri potansiyel olarak mümkün” ifadelerini kulladı.

Burdur Gölü’nün olağanüstü kirli hikayesi
Konya’daki Küçük Göl’de siyanobakteri artışı erken başladı
İklim krizi yeni hastalıklara kapı açacak, var olanları kötüleştirecek
Yeşilırmak yok olma tehlikesi altında: Zehir etkili algler görüldü
İznik Gölü’nde siyanobakteri istilası: Göle girmek yasaklandı
Fotoğraf: DHA

Belirli bir süre sonra yaşamları sona erdiğinde bu organizmaların parçalanmaya başlayacakların belirten Prof. Dr. Ergül, “Parçalanma süreçleri oksijen tüketen süreçlerdir. Dolayısıyla su içerisindeki oksijen derişimini azaltacaklar dolayısıyla diğer organizmaların da bundan olumsuz etkilenmesine neden olacaklar” dedi.

Fotoğraf: DHA

Alg çoğalması olayının geçmiş yıllarda İzmit Körfezi’nde görülen deniz salyası oluşumunun sebeplerinden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergül, şunları kaydetti:

Fotoğraf: DHA

“Bu organizmalar geçtiğimiz yıllarda deniz salyası oluşumuna katkı veren organizmalar arasında yer alıyor. Tabi sadece bunlar değil, başka gruplar da var buna neden olan. Ancak bu organizmalar da deniz salyası üretiyorlar ve dolayısıyla eğer sayıları aşırı çoğalırsa deniz salyası oluşumuna da katkıları daha fazla olur.”

Fotoğraf: DHA

Mavi yeşil algler, siyanobakteriler, nedir, neden oluşur?

Sucul ortamda bulunan siyanobakteri varlığının hızlıca artışı “bloom” (çiçeklenme) olarak adlandırılıyor. 

Ortamda fazlaca bulunmaları suyun fiziksel ve kimyasal özelliklerinde bozuşmalara neden olurken, bu bozulmalar sonucunda oluşan kirlilik de ortamda yaşayan su canlıları ve suyla temas eden insanların sağlığını da olumsuz etkiliyor.

BM: Somali’de insani kriz ‘dehşetle’ sürüyor, desteğin iki katına çıkması gerek

Birleşmiş Milletler yetkilileri, tarihi bir kuraklığın kıtlık tehdidi yarattığı Somali’deki insani krize müdahalenin hız kazandığını, ancak durumun “müthiş bir şiddetle” devam ettiğini söyledi.

Yoksul Afrika Boynuzu ülkesi Somali, on yılda ikinci kez kıtlığın eşiğinde.

BM insani yardım şefi Martin Griffiths, Eylül ayında “hayat kurtarmak için zamanın tükenmekte olduğunu” vurgulamıştı.

BM verilerine göre yaklaşık 7,8 milyon insan yani Somali nüfusunun yaklaşık yarısı,hala yardıma ihtiyaç duyuyor ve 230 bini ciddi açlık riski altında.

BM Somali özel temsilcisi James Swan  dün gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yapılan yardımlarla 6,5 milyona ulaşıldığına ve ancak ulaşılması gereken kişi sayısının yaz başından bu yana çok önemli ölçüde arttığına inanıyoruz” dedi:

” Ağustos ayının başından bu yana, 800 milyon dolarlık yeni taahhütlerle birlikte yardımların çok önemli katkıları old.  Ancak devam eden kuraklık ve  kırılgan nüfus nedeniyle bir durumla karşı karşıyayız… Riskler ciddi olmaya devam ediyor.”

Komşuları Kenya ve Etiyopya gibi Somali, dört başarısız yağışlı mevsim geçirdikten sonra çiftlik hayvanlarını ve mahsullerini kaybetti ve hala kırk yılın en kötü kuraklığının pençesinde.

Birleşmiş Milletler’e göre Ocak 2021’den bu yana Somali’de 1,1 milyon insan yiyecek ve su bulmak için evlerini terk etti.

Aynı zamanda çatışmalarla boğuşan ülke, iklim değişikliğine karşı en savunmasız ülkelerden biri olarak kabul ediliyor. İslamcı isyanların savaşlara neden olduğu ülke bu çatışmaların içinde iklim kriziyle başa çıkmak için özellikle yetersiz donanıma sahip.

Gıda için ihtiyacının yalnızca yüzde 46’sı karşılandı

BM Dünya Gıda Programı (WFP) dün yaptığı açıklamada, 2,26 milyar dolarlık finansman ihtiyacının yalnızca yüzde 46,7’sinin karşılandığını söyledi.

WFP’nin Somali ülke direktörü El-Khidir Daloum, “Bulunduğumuz ve gittiğimiz yerlerde ulaşılması zor bazı bölgeler var, ayrıca ulaşılması zor nüfuslar var – azınlıklar, yerinden edilmiş insanlar, farklı yeteneklere sahip insanlar gibi…” dedi.

Somali 2011’de de yarısından fazlası beş yaşın altındaki çocuklar olmak üzere 260 bin kişinin ölümüne neden olan büyük bir kıtlığa maruz kalmıştı.

2017’de Doğu Afrika’da uzun süreli kuraklık nedeniyle ülkede, yarısından fazlası çocuk olmak üzere, altı milyondan fazla insan yardıma ihtiyaç duydu. Ancak erken insani yardım eylemleri o yıl kıtlığı önleyebildi.

Çabalar duramaz’

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi iki gün önce uluslararası bağışçıları krizle mücadele etmek için bağış yapmak için bir araya getirmişrti.

Somali ve kuzeydoğu Kenya’ya yaptığı gezinin ardından Nairobi’de gazetecilere demeç veren Grandi, “Kuraklığın bir kısmı kontrol altına alındı, ancak ne yazık ki bu durdurulabilecek bir çaba değil” demişti:

“Şimdi durursa, o zaman çok sayıda insanın, özellikle de çocukların ölmesi gibi çok tehlikeli duruma geri döneriz.”

6 Kasım’da Mısır‘da başlayacak COP27’nin en önemli gündemlerinden biri, iklim adaletsizliği ve yoksul Afrika ülkelerinin alması gereken iklim tazminatları olacak.

Ekvador’da altı kurbağa türü keşfedildi: Öldürülen çevreciler için bir türe ‘direniş’ adı verildi

Bilim insanları Ekvador’da altı yağmur kurbağası türü keşfetti. Türlerden birine öldürülen çevrecilerin anısına resistencia (direniş) ismi verildi.

BBC’nin aktardığına göre; yeni türlerin tümü Ekvador And Dağları’nın doğu yamaçlarında bulunan iki milli parkta keşfedildi. Bilim insanları kurbağalara ormansız bir bölgede rastlandığını bildirdi.

Bilim insanları yeni keşfedilen altı kurbağa türünün Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) nesli tükenme tehlikesi altındaki türlerin kırmızı listesine eklenmesi tavsiyesinde bulundu.

Doğu Honduras’tan And Dağları’na, kuzey Arjantin ve Brezilya’ya kadar uzanan bölgelerde yaşayan 550’den fazla farklı türe sahip çok çeşitli Pristimantis kurbağaları bulunuyor.

Bilim insanları bu küçük kara kurbağaları arasında en büyük tür zenginliğine sahip olan Kolombiya ve Ekvador’da keşfedilmeyi bekleyen daha birçok tür olduğunu düşünüyor.

Bu son keşif Ekvadorlu Herpetolog Jhael Ortega, Jorge Brito ve Santiago Ron tarafından yapıldı.

Santiago Ron, bir tweetinde keşfedilen bir kurbağa türüne Latin Amerika’da öldürülen tüm çevre aktivistlerinin onuruna resistencia (direniş) ismini vermeye karar verdiklerini açıkladı.

‘Başka bir kurban daha…’

Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşu Global Witness‘ın bir raporuna göre, geçen yıl Latin Amerika‘da dünyanın herhangi bir bölgesine göre daha fazla çevreci öldürüldü.

Geçen hafta 24 yaşındaki bir aktivistin öldürülmesine atıfta bulunan tweetinde Ron, “Alba Bermeo, Cuma günü Ekvador, Azuay’da madenciliğe karşı çıktığı için öldürüldü, başka bir kurban” ifadelerini kullandı.

Doğu Afrika’daki ‘karbon bombası’ petrol boru hattı projesi, geçtiği ülkelerde kirliliği 25 kat artıracak

İklim Hesap Verebilirlik Enstitüsü (CAI) tarafından bugün yayımlanan analize göre, yapım aşamasında olan Doğu Afrika Ham Petrol Boru Hattı Projesi (EACOP) , 379 milyon ton sera gazı kirliliğine neden olacak.

Bu değer, Uganda ve Tanzanya‘nın yıllık toplam emisyonlarının 25 katından fazla.

Boru hattı ile Uganda’da yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip bir milli parkta çıkarılan petrol, ihraç edilmek üzere Tanzanya’daki bir limana taşınmak için 1400 kilometreden fazla yol kat edecek.

Milyarlarca dolarlık projenin ana destekçileri Fransız petrol şirketi TotalEnergies ve Çin Ulusal Offshore Petrol Şirketi (CNOOC).

Analize göre 848 milyon varil petrolün denizaşırı nakliyesi, rafine edilimi ve yakılması işlemlerinden kaynaklanacak emisyona kıyasla, projenin inşaat ve operasyonundan kaynaklı emisyon, tüm emisyonlarının yalnızca yüzde 1,8’ini oluşturuyor.

Projenin 25 yıllık ömrü dikkate alınarak yapılan analizde Avrupa ve Çin’e petrol akışının zirve yaptığı yıllarda, emisyonlar 2020’de Uganda ve Tanzanya’nın 2020’deki toplam emisyonunun iki katı olacak.

CAI’den Richard Heede EACOP’u “orta büyüklükte bir karbon bombası” olarak tanımlıyor.

EACOP boru hattı akış oranları ve tahmini son kullanım emisyonları.

The Guardian’dan Damian Carrington’a konuşan Heede şunları söyledi:

“TotalEnergies’in, iyilik için kullanılabilecek milyarlarca doları boşa harcamayı, iklim krizini daha da kötüleştirmeyi, geçeceği yerlerde insan yerleşimlerine ve yaban hayatına hayatına zarar vermeyi vaat eden korkunç EACOP projesindendenvazgeçmesinin zamanı geldi. ”

EACOP’u Durdur kampanyasının koordinatörü Omar Elmawi, “EACOP ve Uganda’daki petrol işletmeleri, Uganda ve Tanzanya’ya ekonomik yarar kılığına girmiş bir iklim bombası. Bu projeyi durdurmak insanların, doğanın ve iklimin yararına” dedi.

TotalEnergies’in önceki destekçilerinin de aralarında bulunduğu bazı finans kuruluşları, EACOP’u finanse etmeyi reddetti.

Bunlara 24 banka ve 18 sigorta şirketi dahil.

IEA: Küresel enerji krizi dünyayı yenilenebilir enerjiye yönlendiriyor

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Dünya Enerji Görünümü raporunun son baskısına göre, Rusya‘nın Ukrayna‘yı işgaliyle tetiklenen küresel enerji krizi, daha sürdürülebilir ve güvenli bir enerji sistemine geçişi hızlandırma potansiyeline sahip derin ve uzun süreli değişikliklere neden oluyor.

Günümüzün enerji krizi daha önce görülmemiş genişlikte ve karmaşıklıkta bir şok yaratıyor. En büyük sarsıntılar doğal gaz, kömür ve elektrik piyasalarında hissedildi; petrol piyasalarında da önemli çalkantılar yaşandı ve daha da ciddi aksaklıkların önüne geçmek için IEA üyesi ülkeler tarafından benzeri görülmemiş büyüklükte iki petrol stokunun serbest bırakılması gerekti.

IEA Başkanı Birol: Dünya ilk gerçek küresel enerji krizinde

Dünya Enerji Görünümü 2022 (WEO), jeopolitik ve ekonomik kaygıların devam etmesi nedeniyle enerji piyasalarının son derece kırılgan olduğunu ve krizin mevcut küresel enerji sisteminin kırılganlığını ve sürdürülemezliğini hatırlattığını belirtiyor.

WEO’nun analizi, bazı çevrelerin iklim politikalarının ve net sıfır taahhütlerinin enerji fiyatlarındaki artışa katkıda bulunduğu yönündeki iddialarını destekleyecek çok az kanıt buluyor. En çok etkilenen bölgelerde, yenilenebilir enerji kaynaklarının daha yüksek payları, daha düşük elektrik fiyatları ile ilişkilendiriliyor ve daha verimli evler ile elektrikli ısı, yeterli olmasa da bazı tüketiciler için önemli bir tampon sağlıyor. En ağır yük, gelirin daha büyük bir kısmının enerjiye harcandığı yoksul hanelere düşüyor.

Tüketicileri krizin etkilerinden korumaya yönelik kısa vadeli tedbirlerin yanı sıra, birçok hükümet şimdi daha uzun vadeli adımlar atıyor. Bazıları petrol ve gaz kaynaklarını arttırmaya ya da çeşitlendirmeye çalışırken, birçoğu da yapısal değişiklikleri hızlandırmaya çalışıyor. ABD Enflasyon Azaltma Yasası, AB’nin 55’e Uyum paketi ve REPowerEU, Japonya’nın Yeşil Dönüşüm (GX) programı, Kore‘nin enerji karışımında nükleer ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırma hedefi ve Çin ve Hindistan’daki iddialı temiz enerji hedefleri…

IEA raporu: Yenilenebilir enerji sektöründeki istihdam, toplam enerji istihdamının yarısını geçti

Olası iklim&enerji senaryoları

WEO’nun dünya çapındaki en son politika ayarlarına dayanan Belirlenmiş Politikalar Senaryosu’nda, bu yeni önlemler küresel temiz enerji yatırımlarının 2030’a kadar yılda 2 trilyon ABD dolarının üzerine çıkmasına yardımcı olarak bugünden yüzde 50’den fazla bir artış sağlıyor. Bu senaryoda piyasalar yeniden dengelenirken, nükleer enerjinin desteklediği yenilenebilir enerji kaynaklarının sürekli kazanç sağlaması nedeniyle kömür için bugünkü krizden kaynaklanan artış geçici olacaktır.

Sonuç olarak, 2025 yılında küresel emisyonlar için en yüksek noktaya ulaşılır. Aynı zamanda, ülkeler Rusya-Avrupa akışlarının kopmasına uyum sağladıkça, uluslararası enerji piyasaları 2020’lerde derin bir yeniden yönelim sürecinden geçiyor.

IEA İcra Direktörü Fatih Birol, “Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonucunda enerji piyasaları ve politikaları sadece şu an için değil, önümüzdeki on yıllar için de değişti” diyor ve ekliyor:

“Bugünkü politika ayarlarıyla bile, enerji dünyası gözlerimizin önünde dramatik bir şekilde değişiyor. Dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin tepkileri, bunu daha temiz, daha uygun fiyatlı ve daha güvenli bir enerji sistemine doğru tarihi ve kesin bir dönüm noktası haline getirmeyi vaat ediyor.”

İlk kez, günümüzün geçerli politika ayarlarına dayanan bir WEO senaryosu – bu durumda, Belirtilen Politikalar Senaryosu – her fosil yakıt için küresel talebin bir zirve veya durağanlık sergilediğini gösteriyor. Bu senaryoda, kömür kullanımı önümüzdeki birkaç yıl içinde geriliyor, doğal gaz talebi on yılın sonunda bir düzlüğe ulaşıyor ve elektrikli araçların (EV’ler) artan satışları, petrol talebinin yüzyılın ortalarına doğru hafifçe azalmadan önce 2030’ların ortalarında dengelenmesi anlamına geliyor. Bu, fosil yakıtlara olan toplam talebin 2020’lerin ortalarından 2050’ye kadar, kabaca büyük bir petrol sahasının ömür boyu üretimine eşdeğer bir yıllık ortalama ile istikrarlı bir şekilde azaldığı anlamına geliyor. WEO’nun daha iklim odaklı senaryolarında düşüşler çok daha hızlı ve belirgin.

Küresel fosil yakıt kullanımı, 18. yüzyılda Sanayi Devrimi‘nin başlamasından bu yana GSYİH ile birlikte artmıştır ve bu artışı tersine çevirmek, enerji tarihinde çok önemli bir an olacak.

Belirtilen Politikalar Senaryosu’nda fosil yakıtların küresel enerji karışımındaki payı 2050 yılına kadar yaklaşık yüzde 80’den yüzde 60’ın biraz üzerine düşüyor. Küresel CO2 emisyonları yılda 37 milyar tonluk yüksek bir noktadan 2050 yılına kadar yavaşça 32 milyar tona düşer. Bu, 2100 yılına kadar küresel ortalama sıcaklıklarda yaklaşık 2,5 °C’lik bir artışla ilişkilendirilecek ki, bu da ciddi iklim değişikliği etkilerinden kaçınmak için yeterli olmaktan uzak.

Tüm iklim taahhütlerinin tam olarak yerine getirilmesi dünyayı daha güvenli bir zemine taşıyacak, ancak bugünkü taahhütler ile küresel sıcaklıklardaki artışın 1,5 °C civarında sabitlenmesi arasında hala büyük bir boşluk bulunuyor.

Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, elektrikli araçlar ve bataryaların yaygınlaştırılması için günümüzün büyüme oranları, eğer korunursa, Belirlenmiş Politikalar Senaryosu’nda öngörülenden çok daha hızlı bir dönüşüme yol açacak; ancak bu sadece bu teknolojiler için ilk önde gelen pazarlarda değil, tüm dünyada destekleyici politikalar gerektirecek.

Bataryalar, solar PV ve elektrolizörler dahil olmak üzere bazı kilit teknolojilerin tedarik zincirleri, daha büyük küresel hedefleri destekleyen oranlarda genişliyor. Solar PV için duyurulan tüm üretim genişletme planları gün ışığına çıkarsa, üretim kapasitesi 2030 yılında Açıklanan Taahhütler Senaryosu’ndaki dağıtım seviyelerini yaklaşık yüzde 75 oranında aşacak. Hidrojen üretimi için elektrolizörler söz konusu olduğunda, duyurulan tüm projelerin potansiyel kapasite fazlası yaklaşık yüzde 50.

Bu yılki WEO’ya göre, gelecekteki fiyat artışları ve dalgalanma risklerini azaltmak için gerekli olan enerji yatırımlarındaki büyük artışı teşvik etmek için daha güçlü politikalar gerekli olacak.

Acilen büyük uluslararası çabalar gerekiyor

2015-2020 döneminde düşük fiyatlar nedeniyle yatırımların durması, enerji sektörünü 2022’de gördüğümüz türden aksaklıklara karşı çok daha kırılgan hale getirdi.

Devlet Politikaları Senaryosu’nda temiz enerji yatırımları 2030’a kadar 2 trilyon ABD dolarının üzerine çıkarken, 2050’ye kadar Net Sıfır Emisyon Senaryosu’nda aynı tarihe kadar 4 trilyon ABD dolarının üzerine çıkması gerekecek ve bu da enerji sektörüne yeni yatırımcıların çekilmesi ihtiyacını vurguluyor.

Ayrıca, gelişmiş ekonomiler ile yükselen ve gelişmekte olan ekonomiler arasındaki temiz enerji yatırım seviyelerindeki endişe verici uçurumu daraltmak için hala acilen büyük uluslararası çabalar gerekiyor.

Dr. Birol, “Temiz enerji için çevresel argümanların güçlendirilmesine gerek yoktu, ancak maliyet açısından rekabetçi ve uygun fiyatlı temiz teknolojiler lehine ekonomik argümanlar artık daha güçlü – ve enerji güvenliği de öyle. Bugün ekonomi, iklim ve güvenlik önceliklerinin aynı hizaya getirilmesi, dünya insanları ve gezegen için daha iyi bir sonuca doğru ilerlemeye başladı bile” diyor ve ekliyor:

“Özellikle enerji ve iklim konusundaki jeopolitik kırılmaların daha da görünür hale geldiği bir dönemde, herkesi bu sürece dahil etmek elzemdir. Bu da geniş bir ülke koalisyonunun yeni enerji ekonomisinde pay sahibi olmasını sağlamak için çabaların iki katına çıkarılması anlamına geliyor. Daha güvenli ve sürdürülebilir bir enerji sistemine giden yolculuk pürüzsüz bir yolculuk olmayabilir. Ancak bugün yaşanan kriz, neden ilerlememiz gerektiğini çok net bir şekilde ortaya koyuyor.”

Rusya açık ara dünyanın en büyük fosil yakıt ihracatçısıydı, ancak Ukrayna’yı işgali küresel enerji ticaretinin toptan yeniden yönlenmesine yol açarak Rusya’yı çok daha zayıf bir konumda bıraktı.

Rusya’nın Avrupa ile fosil yakıtlara dayalı tüm ticari bağları, önceki WEO senaryolarında Avrupa’nın net sıfır emelleri tarafından nihai olarak baltalanmıştı, ancak Rusya’nın nispeten düşük maliyetle teslimat yapabilmesi, sadece kademeli olarak zemin kaybettiği anlamına geliyordu.

Rusya’nın fosil yakıt ihracatı, bu yılki WEO’daki senaryoların hiçbirinde 2021’de görülen seviyelere geri dönmeyecek.

Rusya’nın Asya pazarlarına yeniden yönelmesi özellikle doğal gaz söz konusu olduğunda zor. Rusya’nın 2021’de yüzde 20’ye yakın olan uluslararası enerji ticaretindeki payı, 2030’da Belirlenmiş Politikalar Senaryosu’nda yüzde 13’e düşerken, hem ABD’nin hem de Orta Doğu’nun payları artıyor.

Kış geliyor: Dayanışma testi

Gaz tüketicileri için yaklaşan Kuzey Yarımküre kışı tehlikeli bir an ve AB dayanışması için bir test zamanı olacağa benziyor – ve 2023-24 kışı daha da sert geçebilir. Ancak daha uzun vadede, Rusya’nın son eylemlerinin etkilerinden biri de gaz talebindeki hızlı büyüme döneminin sona ermesi. En yüksek gaz kullanımının görüldüğü senaryo olan Belirtilen Politikalar Senaryosu’nda, küresel talep 2021 ve 2030 yılları arasında yüzde 5’ten daha az artıyor ve ardından 2050 yılına kadar sabit kalıyor. Gazın arkasındaki ivme gelişmekte olan ekonomiler, özellikle Güney ve Güneydoğu Asya‘da yavaşladı ve bu da gazın bir geçiş yakıtı olarak güvenilirliğini azalttı.

“Meydana gelen büyük değişikliklerin ortasında, emisyonları azaltırken güvenilirliği ve satın alınabilirliği sağlamak için yeni bir enerji güvenliği paradigmasına ihtiyaç var” diyen Dr. Fatih Birol, sözlerini şöyle sonlandırıyor:

 “İşte bu nedenle bu yılki WEO, azalan fosil yakıt ve genişleyen temiz enerji sistemlerinin bir arada var olduğu dönemde politika yapıcılara yol göstermeye yardımcı olabilecek 10 ilke sunmaktadır, çünkü tüketicilerin ihtiyaç duyduğu enerji hizmetlerini sunmak için her iki sistemin de enerji geçişleri sırasında iyi çalışması gerekmektedir. Ve dünya bugünkü enerji krizinden çıkarken, yüksek ve değişken kritik mineral fiyatlarından veya yüksek konsantrasyonlu temiz enerji tedarik zincirlerinden kaynaklanan yeni kırılganlıklardan kaçınmalıdır.”

‘Yüksek fiyat, dalgalanma, jeopolitik bağımlılık’

[COP27] Geri sayım başladı: Önemi ne, ne bekleniyor?

Avrupa İklim Vakfı CEO’su Laurence Tubiana ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCC) 27’inci Taraflar Konferansı (COP27) öncesi fosil yakıt bağımlılığına ilişkin şunları söylüyor:

“COP27 öncesinde IEA, tüm uzmanlığı ve otoritesiyle nettir: temiz enerji yatırımları 2030’a kadar üç katına çıkmalıdır ve gaz çıkmaz sokaktır. Avrupa’daki mevcut enerji krizi gazın tehlikelerini açıkça ortaya koyuyor: Yüksek fiyat, dalgalanma, jeopolitik bağımlılık. Fosil yakıt bağımlılığımızdan uzaklaşmayı hızlandırmamız gerekiyor.”

‘Gaz ekonomiler için yıkıcı bir yol sunuyor’

Power Shift Africa Kurucusu ve Direktörü Mohammed Adow IEA’nın raporuna ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“IEA’nın COP27 öncesinde yayınladığı rapor tam zamanında geldi. Kanıtlar açık: Gaz ekonomiler için yıkıcı bir yol sunuyor. Rüzgar, güneş ve diğer temiz yenilenebilir enerjilerin bolluğuyla Afrika, sürdürülebilir enerji geçiş eğrisinde dünyaya liderlik edebilir ve enerji egemenliği ve güvenliğine giden kendi yolunu çizebilir. COP27’de Afrikalı liderler kıtanın yenilenebilir enerjisine yönelik yatırımların önünü açmak için çaba göstermelidir. COP27, Afrika’yı kasvetli bir fosil yakıt geleceğine kilitlemek için kullanılmaması gereken çok önemli bir an.”

‘Büyük emisyon kesintilerine ihtiyacımız var’

Ember Küresel Program Lideri Dave Jones da CO2 emisyonlarının zirve noktasına ilerlemesine değinerek şu ifadeleri kullanıyor:

“Temiz enerji yatırımları sonuç veriyor – CO2 emisyonlarında zirve noktasına ulaşma yolunda ilerlemesinin nedeni de bu. Kömür ve petrolde yakın olduğumuzu biliyoruz, ancak bu yıl ilk kez gaz için de zirveye yaklaştığımızı açıkça görüyoruz. Ancak bu sadece ilk adım. Büyük emisyon kesintilerine ihtiyacımız var, durağanlığa değil. IEA, politikaların 2030 yılına kadar CO2’de yüzde 38’lik bir kesinti gerekirken yüzde 1’lik bir kesinti sağlayacağını gösteriyor. Enerji krizi iklim krizini gölgede bıraktı ama neyse ki her ikisinin de cevabı aynı: Temiz enerji yatırımlarında devasa bir artış. Umarım bu çifte teşvik, hükümetleri daha cesur olmaya ikna eder. Enerji dönüşümünün ölçeği çok büyük ve hükümetlerin bu zorluğun üstesinden gelmeleri gerekiyor.”

‘Fosil yakıt endüstrisi çok değerli bir fırsatı daha elimizden almaya hazırlanıyor’

Destination Zero İcra Direktörü Catherine Abreu da COP27’de, liderlerin gaz için çılgınca koşuşturmaya son vermesi gerektiğini ifade ediyor:

“Fosil yakıt endüstrisi, iklim değişikliğinin gidişatını değiştirmek için çok değerli bir fırsatı daha elimizden almaya hazırlanıyor. IEA’nın bugünkü raporu son derece açık: enerji güvenliğine giden yol yenilenebilir enerji kaynakları ve verimlilikten geçiyor. Yine de ABD, Norveç ve Kanada gibi büyük üreticiler, Avrupa’nın kısa vadeli enerji sıkıntısından yıllar sonra devreye girecek yeni gaz projeleri inşa etmeye devam ediyor. Afrika ve Latin Amerika‘da gaz rezervlerine sahip ülkelere, gazın ve paranın çoğu ihraç edilecek olsa bile, fosil gaz gelişiminin refah ve enerjiye erişim anlamına geldiği yalanı satılıyor. COP27’de, liderlerin gaz için çılgınca koşuşturmaya son vermesine ve geleceğimize güç verecek temiz enerjiyi inşa etmek için çalışmaya başlamasına ihtiyacımız var.”

Son olarak E3G’nin Kıdemli Politika Danışmanı Maria Pastukhova, IEA’nın son raporuna ilişkin şu değerlendirmeleri yapıyor:

“2022 WEO, fosil yakıtların küresel ekonomideki rolünde tarihi bir değişime işaret ediyor; zira devam eden çoklu kriz, gazın küresel geçiş yollarında oynayabileceği rolü küçültüyor ve petrolün zirveye ulaşmasını hızlandırıyor.”

Adli Tıp, demans hastası Aysel Tuğluk için ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verdi

Adli Tıp Kurumu (ATK), demans hastasılığına rağmen tutuklu bulunan Kürt siyaetçi ve avukat Aysel Tuğluk hakkında ‘cezaevinde kalamaz’ raporu düzenledi.

Tuğluk, hastalığına rağmen 595 gündür cezaevinde.

Uzmanlar ve sivil toplum, Tuğluk’un durumunun bu şekilde raporlaştırması için yıllardır mücadele vermesine ve hastalığının defalarca bulgular arasında yer almasına rağmen bu rapor uzun süredir verilmemişti.

Ancak avukatlar, Tuğluk’un tahliyesi için mahkeme kararının da gerektiğin belirtiyor. Şimdi, kararın ardından mahkemenin Tuğluk’un tahliye kararını vermesi bekleniyor.

Tuğluk’un avukatları, HDP Milletvekilleri Züleyha Gülüm, Serpil Kemalbay, Aysel Tuğluk’un kardeşi Alaattin Tuğluk gece boyunca olası bir tahliye için Kandıra Cezaevi önünde bekledi.

Ancak mahkemenin tahliye kararı düzenlememesi nedeniyle tahliye olmadı.

Aysel Tuğluk için 1000 Kadın grubu, Tuğluk’un bir an önce tahliye edilmesi bırakılması için mahkeme heyetini göreve davet etti.

‣ Demans hastası Çevik Bir’e tahliye; Aysel Tuğluk’a ifade mecburiyeti

‣ ‘Demans hastası Aysel Tuğluk’a zorla savunma yaptırmak işkencedir’

Tuğluk, ifade veremeyecek durumda olması ve birkaç kez konuşamadığını mahkemeye beyan etmesine rağmen Kobane Davası kapsamında görülen duruşmalarda ifade vermeye zorlanmış, sivil toplum bunun işkence olduğunu söyleyerek tepki göstermişti.