Ana Sayfa Blog Sayfa 700

[COP27] Petrol ve gaz emisyonları, üreticilerin iddia ettiğinden üç kat daha fazla

Karbondioksit ve küresel ısınmaya neden olan diğer sera gazlarının gerçek seviyelerini kaynağında ölçen Climate Trace, dünyadaki en büyük 50 sera gazı kaynağının yarısının petrol ve gaz sahaları ve üretim tesisleri olduğunu gösteren yeni bir rapor yayımladı.

Al Gore: Emisyonlar ‘şok edici’ şekilde eksik raporlanıyor

İklim İzi Koalisyonu‘nun kurucu üyesi olan ABD eski başkan yardımcısı Al Gore, Mısır‘ın Şarm El Şeyh kentinde devam eden COP27‘de Guardian’a  emisyonların “şok edici” eksik raporlanmasının, iklim kriziyle mücadelede büyük bir sorun olduğunu söyledi.

Gore , “Yalnızca ölçebildiğimiz şeyi yönetebiliriz. Climate Trace, dünyanın mahalle bekçisidir” dedi.

BM’ye üye ülkelerin emisyonlarını gerçek rakamlarla bildirmekten sorumlu olduğunu hatırlatan Gore, şunları söyledi: “Kendini raporlama çerçevesinde bazı doğal güvenlik açıkları var. Gerçek verilere dayalı rapor vermek istemeyen kötü niyetli bir aktör veya yüksek emisyonlu varlığını karanlık bir özel sermaye grubu aracılığıyla satmak isteyen bir şirket varsa, bu durumda bunlar kendini raporlama çerçevesinden çıkarlar. Ama biz hala gerçek verilere ulaşabiliyoruz, böylece dünyayı hilelere karşı korunmada yardımcı olabiliriz.”

Suudi Arabistan örneğini veren Gore, “Suudi Arabistan petrol ve gaz üretim emisyonlarını bildirdi. Bunları ampirik olarak ölçtük ve emisyonların bildirilenlerden daha büyük olduğu konusunda büyük bir boşluk bulduk” dedi: “Arıtma merkezlerinden edindiğimiz emisyonlara daha dikkatli baktığımızda, rafineri merkezlerinden bildirilmeyen emisyon hacminin, rapor edilen kabullerinin eksik sayıldığı [miktar] ile tam olarak eşleştiği ortaya çıkıyor. Şimdi, bu onların bir kusuru muydu? Bir hata mıydı? Belki. Bana göre değil.”

BM’ye tam envanter sunulmuyor

Climate Trace, dünyadaki emisyon kaynaklarının net bir resmini oluşturmak için yapay zeka kullanarak, uydulardan, uzak sensörlerden ve diğer kaynaklardan elde edilen kanıtları kullanıyor. Grubun veri tabanı, Paris Anlaşması‘na taraf olan tüm ülkeler için 2015’ten 2021’e kadar emisyon bilgileri sağlıyor.

Bu ülkelerden hiçbiri henüz 2021 için sera gazlarının tam bir hesabını BM’ye sunamadı ve 52 ülke son 10 yılı kapsayan herhangi bir emisyon envanteri sağlamadı.

[ABD Kongre seçimleri] Cumhuriyetçiler avantaj kazandı, Z kuşağı Meclis’te

ABD’de yapılan ara seçimlerin ilk sonuçlarına göre Cumhuriyetçi Parti, beklendiği kadar olmasa da kazanımlar elde etti. AP‘nin duyurduğu resmi olmayan sonuçlara göre Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu sağlamak üzere.

Ara seçimde 435 üyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve 100 üyeli Senato’nun da iki yılda bir yenilenen 35 üyesi için oy verildi. Temsilciler Meclisi’nde ve Senato’da çoğunluğun hangi partide olacağı başkan için de belirleyici bir öneme sahip. Seçim sonucu, başkanlık seçimine kadar geçecek iki yılı da şekillendirecek.

Resmi olmayan sonuçlara göre Temsilciler Meclisi’nde Demokratlar 47, Cumhuriyetçiler 82 sandalye kazandı. Seçime giren 35 Senato koltuğundan ise 11’ini Cumhuriyetçiler, beşini Demokratlar aldı. Şu ana kadar açıklanan sonuçlara göre Senato’da Cumhuriyetçilerin elinde 44, Demokratların elinde 43 koltuk bulunuyor.

Mehmet Öz seçilemedi

Kongre ara seçimlerinde Pensilvanya eyaletinde Cumhuriyetçi Parti’nin Senato adayı olan kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, seçimleri rakibi John Fetterman‘a kaybetti. Eski ABD Başkanı Donald Trump‘ın da desteklediği Öz, kesin olmayan sonuçlara göre yüzde 48,1 oy oranında kaldı. Fetterman ise oyların yüzde 49’4’ünü almayı başardı.

AP’ye göre, Ohio ve Kuzey Carolina eyaletlerinde Cumhuriyetçi isimler seçimlerden galip çıktı. New Hampshire, Oregon ve Hawaii’de ise Demokrat adayların seçimi kazanmasıyla Demokratlar ellerindeki üç koltuğu daha korumuş oldu.

AA‘nın aktardığına göre de Florida, Alabama, Güney Carolina, Kentucky, Indiana, Arkansas, Kansas, Kuzey Dakota, Güney Dakota, Missouri, Louisiana, Idaho ve Iowa eyaletinde Cumhuriyetçi adaylar kazandı.  Ayrıca Oklahoma eyaletindeki iki koltuğun da sahibi Cumhuriyetçiler oldu.  Connecticut, Illiniois, Vermont, Maryland, New York, Kolorado ve Kaliforniya‘da ise Demokrat isimler seçimi kazandı.

Trump zafer ilan etti

İlk sonuçların ardından Florida’daki evinde bir kutlama partisinde konuşan eski Cumhuriyetçi başkan Donald Trump, desteklediği adayların büyük bir başarı kazandığını söyledi. Medyanın başarısızlığını umduğunu savunan Trump, destek verdiği 330 adaydan, 224’ünün kazanmasının beklendiğini iddia etti.

Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü ele geçirmek konusunda avantajlı görünse de, yorumculara göre anketlerin öngördüğü ‘Cumhuriyetçi dalga’ ise yaşanmış gibi görünmüyor.

Temsilciler Meclisi’nin tamamı, Senato’nun yaklaşık üçte biri ve kilit eyalet valilikleri için düzenlenen ara seçimlerde, başkanların partisinin güç kaybettiği sık görülüyor. Bu seçimler öncesinde de, ABD Başkanı Joe Biden‘ın özellikle enflasyon nedeniyle destek oranının düşmüş olması, Cumhuriyetçilerin ciddi bir çıkış yapacağı ve Biden’ın Beyaz Saray’daki son iki yılında Kongre’de zor duruma düşeceği yorumlarına yol açmıştı.

Z Kuşağı ilk kez Kongre’de

Kongre ara seçimleri birçok ilke de sahne oldu. Ülkede ilk kez Z kuşağından bir siyasetçi Kongre’ye girdi; eşcinsel olduğunu açıklamış bir isim ilk kez vali seçildi.

Florida‘daki Temsilciler Meclisi yarışlarında, 25 yaşındaki Demokrat Maxwell Alejandro Frost, 1996 sonrasında doğup ABD’de Kongre’ye giren ilk isim oldu. Z kuşağının Kongre’deki ilk üyesi, kürtaj hakkının kısıtlanmasına karşı olmasıyla ve bireysel silahlanma kontrollerinin sıkılaştırılmasını savunmasıyla tanınıyor.

Massachuset’in ilk kadın, ülkenin ilk eşcinsel valisi

Demokrat hukukçu Maura Healey, Massachusetts eyaletinin ilk kadın valisi olacak. Healey aynı zamanda, ABD’nin eşcinsel olduğunu açıklamış valisi olarak da tarihe geçti.

Öte yandan ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın eski basın sözcülerinden Cumhuriyetçi Sarah Huckabee Sanders de muhafazakâr eğilimli Arkansas eyaletinin ilk kadın valisi seçildi. Valilik koltuğunu 10 yıldan uzun süredir Sanders’ın babası dolduruyordu.

Maryland’e ilk siyah vali ve başsavcı

Demokrat aday Wes Moore, Maryland eyaletinin ilk siyah valisi seçildi. Moore, ABD tarihinde vali seçilen üçüncü siyah oldu. Emekli bir asker olan Moore, Cumhuriyetçi Vali Larry Hogan‘ın yerine seçildi.

Eyalette, Anthony Brown da ilk siyah eyalet başsavcısı seçildi.

Oklahoma’da ‘yerli’ senatör

Cumhuriyetçi Parti’den aday olan Markwayne Mullin, Oklahoma eyaletinde yaklaşık 100 yıl sonra seçilen ilk yerli senatör olacak. Mullin bir Çeroki mensubu. Eyaletin bir önceki yerli senatörü, 100 yıl önce, 1907-1925 yıllarında Demokrat Parti’den senatör olan, yine bir Çeroki senatörü mensubu Robert Owen‘dı.

Pennsilvanya’da ilk siyah kadın kongre üyesi

Demokrat aday Summer Lee’nin, Pennsilvanya eyaletinden Kongre’ye seçilen ilk siyah kadın olması bekleniyor. Lee, Temsilciler Meclisi’nde Demokrat Mike Doyle‘ın yerine seçildi.

[COP27 Liderler Zirvesi-6] Pakistan başbakanı: Katkımız olmayan bir şeyin kurbanı olduk ve bu insan yapımı bir felaketti

COP27’de dün gerçekleşen Kırılgan Toplulukların Sürdürülebilirliği temalı üst düzey yuvarlak masa toplantısında konuşan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, uluslararası topluma iklim değişikliği sebebiyle ortak sorumluluk alma çağrısında bulundu.

Bu yaz Pakistan’da yaşanan yıkıcı sel felaketi, iklim değişikliği nedeniyle gelişmekte olan ülkelerin halihazırda maruz kaldığı kayıp ve hasarın en güncel örneği olarak COP27’de masaya yatırılıyor. İklim kriziyle eriyen buzullar ve istikrarsızlaşan hava koşulları, yaz aylarında Pakistan’ın üçte birini sular altında bıraktı.

Pakistan başbakanı Şehbaz Şerif, ülkesinin yaşadıklarını zirvede şöyle anlattı:

“Yaklaşık üç Avrupa ülkesi büyüklüğünde yeri vuran felaket sel, 33 milyon insanı, kadın ve çocuklarımızın yarısından fazlasını etkiledi.

Güneyde ortalamanın yedi katı aşırı yağmur yağdı, şiddetli sel 8 bin kilometreden fazla yolu kullanılmaz hale getirdi, 3 bin kilometreden fazla demiryolu hattına zarar verirken 4 milyon dönümlük tarım arazilerini ve üzerindeki ürünleri yok etti.”

Hükümetin verilerine göre sel yüzünden en az 1508 insan öldü. Sel sonrası yerinden olan yüz binlerce insan, aylar geçmesine rağmen hala barınma ve gıda desteğine ihtiyaç duyuyor. Durgun sular sıtma, ishal gibi salgın hastalıkların yayılmasına neden oluyor ve özellikle çocuklar ve yaşlıları tehdit ediyor.

‣ Pakistan diye bir ülke var mı?
‣ ‘Batı, Pakistan’daki büyük seli görmezden geliyor: Uyarıyı dikkate almazsanız yarın siz olacaksınız’

Kayıp ve hasar COP27’nin ana gündemi olmalı

Felaketin ülkeye 30 milyar dolardan fazla hasara neden olduğunu açıklayan Şerif, Pakistan’ın “diğer gelişmekte olan ülkeler gibi iklim krizine neden olmak için çok az şey yaptığını ve küçük bir karbon ayak izine sahip olduğunu” hatırlattı:

“Yapacak hiçbir şeyimiz olmayan bir şeyin kurbanı olduk ve elbette bu insan yapımı bir felaketti.”

‣ BM’den Pakistan için ‘büyük’ destek çağrısı: Selin maliyeti 30 milyar dolar

“Bu şiddetli sellere karşı mücadele ederken buğday, palme yağı ve tabii ki çok pahalı petrol ve gaz ithal etmek zorunda kaldık ve yaklaşık 30 milyar ila 32 milyar dolar harcadık. Milyonlarca[insanın temel ihtiyaçlarını karşılamak için yetersiz kaynaklarımızı yeniden yönlendirdik ve yaklaşık 316 milyon dolar harcamak zorunda kaldık. Şimdi kış geliyor ve milyonlarca insana barınma evleri, tıbbi tedavi ve gıda paketi sağlamamız gerekiyor.”

Bir yandan milyarlarca dolar harcayarak sıradan insan için gıda güvenliğini sağlamamız gerektiğini ve diğer yandan selden etkilenen insanları daha fazla sefalet ve zorluklardan korumak için milyarlarca dolar harcamamız gerektiğini hayal edin. Bu devasa görevi kendi başımıza üstlenmemizi bizden nasıl bekleyebiliriz ki?”

Pakistan’ın kendi “kıt kaynaklarından” milyarlarca rupi harcamak zorunda kaldığını ve zararları ödemeye devam ederse bir “borç tuzağına” saplanacağını söyleyen Şerif, şöyle devam etti:

Borçlarla perçinlenen bir kamu finansmanı krizine yakalanan ve buna rağmen iklim felaketlerini kendi başlarına finanse etmek zorunda kalan ülkelerin acil insani ihtiyaçlarının karşılanması için kayıp ve hasarın COP27’nin ana gündeminin bir parçası olması gerekiyor. Bu en hafif tabirle adaletsizdir.

‣ Seller, enflasyonu zaten yüksek olan Pakistan’ı daha da zorluyor

Pakistan’ın COP27’deki standının bu yılki sloganı, “Pakistan’da olan Pakistan’da kalmayacak.”

Pakstan’ın İklim ve Çevre Bakanı Sherry Rehman, COP27 öncesinde verdiği demeçte “Farklı platformlarda kayıp ve hasar tazminatları için defalarca dile getirdik. Aynı mesajı COP27’de ileteceğiz.” demişti. Pakistan, sel felaketini  iklim felaketi ilan etmişti.

Şerif, “Bu COP insanlık için bir alarm zili, insan ırkının hayatta kalmasının bir hedef olarak kalmasına dair umut vaat eden tek platform”dedi.

‣ Pakistan fosil yakıt şirketlerini mahkemeye veriyor

Kayıp ve hasar için yoksul ülkelere tazminat ödenmesi için resmi bir mekanizma kurulması 2015’ten beri BM iklim müzakerelerinin gündemide olsa da bu, gelişmiş ülkelerin bazı ‘bağış’ları ve gönüllü çabaları dışında son derece yetersiz kaldı. COP26’da, dünya nüfusunun yüzde 85’ini temsil eden 130 ülkeden oluşan grup, bir kayıp ve hasar fonu tesis edilmesini talep etti, ancak ABD ve AB bu talebi reddetti.

‣ Kısa bir özet: COP27 hangi tabloda gerçekleşiyor, taahhütler nerede?
‣ İklim değişikliği on yıllar içinde Asya ve Afrika’nın bir kısmını yaşanmaz hale getirebilir

İklim krizinden en az sorumlu olup en büyük zararı gören ülkelerin iklim tazminatı mücadelesi her sene daha da yüksek sesle gündeme geliyor. COP27’nin ilk günlerinde de Afrika, Küçük Ada Devletleri ve Güney Asya ülkeleri gibi krizden en çok zarra gören ülkelerinliderleri, zengin ülkelere ve petrol şirketlerine kayıp ve hasar finansmanı için çağrıda bulundu.

 

Bakan Muş’tan çöp ithalatı açıklaması: Türkiye’nin buna ihtiyacı var

Avrupa’dan çöp ithalatı” Ticaret Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerinde gündemde kendisine yer buldu. Ticaret Bakanı Mehmet Muş, ihtiyaçtan dolayı çöp ithalatının gerçekleştirildiğini söyledi.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın aktardığına göre; Ticaret Bakanı Mehmet Muş, muhalefetin “Türkiye Avrupa’nın çöplüğü oldu” eleştirilerine yanıt verdi. Muş, Türkiye’nin ürettiği atığın geri dönüşüm için yeterli olmadığını belirterek ithalat yapıldığını kabul etti. Ancak Muş, bu açığı “çöp” olarak nitelendirmediklerini söyledi.

‣Greenpeace: Plastik atık ithalatının bıraktığı hasarın geri dönüşü yok
‣Plastik poşetlerin Londra’da başlayan yolculuğu Adana’da son buldu

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda önceki gün Ticaret Bakanlığı’nın bütçesi görüşüldü.

Görüşmelerin sonunda milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Bakan Muş, “çöp” ithal edilmediğini savunarak “Türkiye’de bir taraftan biz geri dönüşüm için topluyoruz fakat bunlar Türkiye’deki sanayi için yetmiyor. Dolayısıyla, biz bu atığı dışarıdan alıyoruz fakat burada Çevre Bakanlığı’nın sıkı denetimleri, kuralları var” dedi.

‘Çukurova perişan’

HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan ise “Çukurova perişan. – Ben git tim, gördüm… Çevre Bakanlığına yazdık, bir sürü bakanlığa yazdık” dedi. Muş, Turan’a şöyle yanıt verdi:

“Bu işletmelerin hepsinin ruhsatı tekrar gözden geçirildi, kurallar daha da sıkılaştırıldı. Türkiye bu geri dönüşümü alıyor, geri dönüşümde kullanıyor, ondan sonra bunu iplikte, polyesterde kullanıyor, ürünlere çevirip tekrar ihracat yapıyor; dolayısıyla, bizim topladığımız, geri dönüşümle alakalı atıklarımız yeterli değil ve bu atığı ithal ediyoruz. Bunu sadece biz yapmıyoruz, Avrupa’da çeşitli ülkeler bu işi yapıyor. Varsa spesifik olarak yakaladığınız bir şey; gördüğünüz, yaşadığınız hadiseleri lütfen benimle paylaşın, o işletmelerle alakalı işlem yapalım ama… Ha, bunu suistimal eden işletme varsa gereğini biz yaparız, Çevre Bakanlığıyla üzerine gideriz ama Türkiye’nin buna ihtiyacı var çünkü biz bunu – çöp olarak değil- kullanıp tekrar ihraç ediyoruz ve sanayimizde kullandığımız kendi atığımız yetmediği için aldığımız bir şey. ‘Çöp’ olarak nitelendirmiyoruz bunu, çöp almıyoruz, lütfen bunu düzeltelim.

Trabzon’da ‘sahipli köpeklere ağızlık’ kararı geri çekildi

Trabzon’da dokuz ayda 2 bin 514 kuduz şüpheli temas vakası görüldüğü iddiaları nedeniyle 20 Ekim’de Valilik İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu’nun aldığı  sahipli köpeklerin dışarıda ağızlık takılarak gezdirilmesi kararı geri çekildi.

Aşılı ve kuduz şüphesi bulunmayan köpeklere ağızlık takılması kararını doğru bulmayan veteriner hekimler ile köpek sahipleri ve hayvanseverler, valiliğin kararına tepki göstermişti.  Tepkiler üzerine yeniden toplanan İl Hıfzıssıhha Kurulu, veteriner hekimlerin görüşlerini alarak sahipli köpeklere ağızlık takılması kararından vazgeçti.

Kurul tarafından alınan yeni kararlar, Trabzon Valiliği tarafından duyuruldu. Kararda üç aydan büyük köpek ve kedi sahiplerine hayvanlarına yılda bir kez kuduz aşısı yaptırma yükümlülüğü hatırlatıldı,  zabıtalara da sokakta gezdirilen sahipli köpeklerin sağlık karneleriyle aşılarını kontrol etme yetkisi verildi. Buna göre, kuduz aşısı olmadığı tespit edilen evcil hayvanlar, Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne gönderilerek, hayvan sahiplerine 5996 sayılı kanuna göre para cezası uygulanacak.

Trabzon’da sahipli köpeklerin tümüne ağızlık şartı: Hayvan sahipleri tepkili

Köpekler sağlık karneleriyle gezdirilecek, aşıları takip edilecek

İl Hıfzıssıhha Kurulu’nun aldığı son kararda kendilerine danışıldığını söyleyen Trabzon Veteriner Hekimler Odası Başkanı Erol Sayın, şunları söyledi: “Sağlık Müdürlüğü ile oda başkanlığımız olarak yaptığımız görüşmede alınan kararın halkı gereksiz paniğe sevk edeceğini söyledik. Kendilerine kuduzla mücadele yönetmeliği kapsamında köpek sahiplerinin kuduz aşısı yaptırmak zorunda olduğunu hatırlatıp, sahipli köpeklerin sağlık karneleriyle birlikte sokakta gezdirmeleri ve aşılarının bu şekilde takip edilerek öğrenilebileceğini belirttik. Mevcut karar iptal edilerek yerine tavsiyelerimizin yer aldığı karar yayınlandı.”

Sayın, sokakta gezdirilen evcil hayvanlara ağızlık takılması kararının iptalini de doğru bulduklarını belirtti.

“Bu yapılacak uygulama kuduzla mücadele için önemli bir adım oldu. İlgili kararla aşısız hayvanların aşılanması ve kuduz aşısı yaptırmayan hayvan sahipleri de 5996 sayılı kanun gereği para cezasıyla karşı karşıya kalacak. Hem halkın paniğe sevk edilmesi hem de ağızlık gibi bir olayın kuduzla alakası olmadığı için bu kararın kaldırılması hayvanseverler için sevindirici bir karar olmuştur. Bu tip kurullarda veteriner hekimler odasının bilgisine başvurulduğu taktirde, insandan hayvana bulaşan hastalıklar konusunda danışılması alınacak karar ve yapılacak uygulamalara katkı sağlayacaktır.”

[COP27] BM uzman grubu raporu: Gezegenimiz daha fazla yeşil yıkamayı kaldıramaz

Devlet-Dışı Kuruluşların Net Sıfır Emisyon Taahhütlerine ilişkin Üst Düzey Uzman Grubu, dün COP27’de BM Genel Sekreterine raporunu sundu.

Rapor, ısınmanın 1,5 derece ile sınırlandırılması doğrultusunda sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik küresel çabaları baltalamakla tehdit eden yeşil yıkama (greenwashing) ve zayıf net sıfır taahhütlerini eleştiriyor.

BM tarafından atanan uzman grubunun başkanı ve Kanada’nın eski Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı ve Altyapı Bakanı Catherine McKenna, raporun endüstri, finans kuruluşları, şehirler ve bölgeler tarafından net sıfır taahhütlerine bütünlük kazandırmak ve sürdürülebilir bir geleceğe küresel, adil bir geçişi desteklemek için çok önemli bir yol haritası sunduğunu söyledi.

McKenna, “Yüzlerce kişi ve kuruluşa danıştıktan ve en son araştırma ve bilimi bir araya getirdikten sonra, endüstri, finans kuruluşları, şehirler ve bölgeler tarafından verilen net sıfır taahhütlerinin iddialı, şeffaf ve güvenilir olmasını sağlamak için bir yol haritamız var” dedi.

“Bu, köşeleri değil emisyonları azaltmakla ilgili. Yol haritamız, net sıfır taahhütleri geliştirilirken uyulması gereken net standartlar ve kriterler sunuyor. Şu anda gezegenimiz gecikmeleri, bahaneleri ya da daha fazla yeşil yıkamayı kaldıramaz. ”

Rapor, bir iklim planında olması gereken kriterlere dair şunları ortaya koydu.

  • Bir iklim planı, Dünya’nın ısınmasını 1,5 derece ile sınırlandırmak için gereken şartlara uyacak şekilde sera gazı salımını önleyecek kadar hızlı olmalı; yani çok daha kısa vadeli, 2030 ve öncesini hedeflemeli.
  • İklim planları ve yıllık ilerleme raporları, diğer bağımsız taraflarca kontrol edilebilmeli ve doğrulanabilecek yeterli ayrıntıya sahip olmalı.
  • Net sıfır hedefi koyan aktörler, yeni fosil yakıt kaynaklarının çıkarılmasını desteklememeli.
  • Çok fazla arazi kullanan aktörler, 2025 yılına kadar neden oldukları ormansızlaşmanın durdurulmasını sağlamalı.
  • İklim planları olan kurumlar ve yönetimler, emisyonlarını azaltma konusunda kaydettikleri ilerlemeyi yeterli ayrıntı ve titizlikle rapor etmeli.

Rapor, net standartlar ve kriterler belirleyerek net sıfıra dürüstlük, şeffaflık ve hesap verebilirlik getirmek için on pratik öneri ortaya koyuyor. Temel tavsiyeler Sıfıra Doğru Yarış (Race to Zero) ve Bilim Temelli Hedefler (Science Based Targets) girişimi gibi güvenilir girişimler üzerine inşa edildi.

Buna göre devlet dışı aktörler, kısa, orta ve uzun vadeli bilime dayalı hedeflerle değer zinciri boyunca mutlak emisyonlarda acil azaltım taahhüt etmeye çağırıldı.

Rapor, aktörlerin ayrıntılı geçiş planları acil emisyon azaltımlarını göstermesi ve sermaye harcamalarının bu hedefler ile uyumlu olması gerektiğini söylüyor.

Dürüst olmayan iklim muhasebesini ve ciddi dekarbonizasyon ihtiyacını geçiştirmek için tasarlanmış diğer eylemleri önlemek amacıyla, devlet dışı aktörler, emsalleriyle karşılaştırılabilecek doğrulanmış bilgilerle ilerlemelerini kamuya açık bir şekilde rapor etmeli.

Raporda ayrıca yeşil yıkamayı önlemeye yönelik yeni kırmızı çizgiler belirlendi. Rapor, devlet dışı aktörlerin artık şunları yapmaması gerektiğini belirtiyor:

  • Yeni fosil yakıt kaynağı inşa etmeye veya yatırım yapmaya devam ederken net sıfır olduğunu iddia etmek. Benzer şekilde, ormansızlaşma ve diğer çevresel açıdan yıkıcı faaliyetler de kabul edilemez.
  • Değer zincirleri boyunca kendi emisyonlarını hemen azaltmak yerine, genellikle bütünlükten yoksun ucuz krediler satın almak. Yüksek kaliteli krediler ancak devlet dışı bir aktör, kısa ve orta vadeli hedeflerine ulaştığında kalan tüm emisyonları dengelemek için kullanılmalıdır.
  • Mutlak emisyonlarından ziyade emisyonlarının yoğunluğunu azaltmaya veya tüm değer zinciri yerine emisyonlarının sadece bir kısmını ele almaya odaklanmak.
  • Doğrudan ya da ticaret birlikleri veya diğer organlar aracılığıyla hükümetin iddialı iklim politikalarını baltalamak için lobi yapmak. Bunun yerine, savunuculuklarının yanı sıra yönetişim ve iş stratejilerini de iklim taahhütleriyle uyumlu hale getirmelidirler. Bu, sermaye harcamalarını net sıfır hedefleriyle uyumlu hale getirmeyi ve yönetici ücretlerini iklim eylemi ve kanıtlanmış sonuçlarla ilişkilendirmeyi içerir.

Rapor, en yüksek emisyona neden olan kurumlarla başlanmasını, taahhütlerinin güvence altına alınmasını ve ilerlemeleri hakkında yıllık rapor vermelerini şart koşmayı öneriyor. 

Hükümetlerin, devlet dışı kuruluşlarla birlikte yürümesi gerekiyor

Uzman grup üyesi ve iklim bilimci Bill Hare, “Hiç kimse emisyonları derhal ve büyük ölçüde azaltma ihtiyacını görmezden gelemez. Endüstri, finans kuruluşları, şehirler ve bölgeler net sıfır taahhütlerinde söylediklerinde samimi ise, bu tavsiyeleri benimseyeceklerdir. Fosil yakıt şirketleri net sıfır hedefi altında üretimlerini arttırabileceklerini düşünüyorlarsa, bir kez daha düşünmeleri gerekir” şeklinde konuştuç

Uzman grup üyesi ve ZeniZeni Sürdürülebilir Finansman Genel Müdürü Malango Mughogho, net sıfırın adil paylaşım göz önünde bulundurularak iyi bir şekilde yapılması halinde, dayanıklılığı da içerecek şekilde enerji dönüşümünü hızlandırabileceğini söyledi:

“Birçok devlet dışı kuruluş, net sıfıra yönelik küresel çabada çok uzun süre arka planda kaldı. Bu artık mümkün değil. Ellerindeki önemli teknik, mali ve entelektüel kaynakları, küresel net sıfıra ulaşmak için hükümetler ve sivil toplumla birlikte çalışmak üzere kullanmaları gerekiyor. İşte bu nedenle bu tavsiyeler beni heyecanlandırıyor çünkü devlet dışı kuruluşları, dünyanın ihtiyaç duyduğu emisyon azaltımlarını güvenilir, şeffaf ve kapsayıcı bir şekilde sağlayacak bir sürece doğru açıkça yönlendiriyorlar.

Bu, kimsenin tek başına yürüyemeyeceği bir yolculuk. Herhangi bir emisyon azaltım planının çok paydaşlı istişarelerle bilgilendirilmesi ve güvenilir standart belirleyiciler tarafından incelenmesi gerekir.  Ve hükümetlerin, tüm net sıfır çabalarını destekleyen bir politika ve düzenleyici ortam yaratarak devlet dışı kuruluşlarla birlikte yürümesi gerekir. Gelişmiş ülke hükümetleri de adil geçiş için gereken iklim finansmanını sağlamalıdır. Çeşitli ülkelerde müzakereleri devam eden adil enerji dönüşümü ortaklıkları, bunun nasıl mümkün olduğunu göstermek için önemli bir fırsattır.”

İspanya Finansal Piyasalar Otoritesi Comisión Nacional de Mercados y Valores (CNMV) Komisyon Üyesi ve AB Sürdürülebilir Finans Platformu Raportörü Helena Viñes-Fiestas, gelişmekte olan dünyadaki şehirlerin, bölgesel yönetimlerin ve şirketlerin, küresel tedarik zincirinin önemli bir parçası oldukları için net sıfıra geçişte rol oynamalarına yardımcı olacak finansal desteğe, teknoloji yardımına ve kapasiteye ihtiyaçları olduğuna dikkat çekti:

“Net sıfır sorununun küresel bir sorun olduğunu kabul etmeliyiz. Liderler bu tavsiyeleri benimseyerek geçişi hızlandırabilir ve böylece herkesin emisyonları somut bir şekilde azaltmak için üzerine düşeni yapmasını ve gönüllü net sıfırın arkasındaki pozitif ivme dalgasının bir anlam ifade etmesini sağlayabilir.”

[COP27] Dokuz ülke Küresel Açık Deniz Rüzgâr Birliği’ne katıldı

COP27‘de aralarında Belçika, Kolombiya, Almanya, İrlanda, Japonya, Hollanda, Norveç, İngiltere ve ABD‘nin bulunduğu dokuz yeni ülke Küresel Açık Deniz Rüzgâr İttifakı‘na (GOWA) katılarak iklim ve enerji güvenliği krizlerinin üstesinden gelmek için açık deniz rüzgârının hızla artırılması taahhüdünde bulundu.

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA), Danimarka ve Küresel Rüzgar Enerjisi Konseyi (GWEC) tarafından başlatılan birlik, açık deniz rüzgar enerjisinin yayılmasını hızlandırmak için hükümetleri, özel sektörü, uluslararası kuruluşları ve diğer paydaşları bir araya getirecek.

Açık deniz rüzgarı taahhüdü

GOWA’ya katılan ülkeler, ulusal, bölgesel ve küresel hedefleri yönlendirmek ve hem yeni hem mevcut pazarlarda açık deniz rüzgârının yayılmasının önündeki engelleri kaldırmak için birlikte çalışmayı kabul ettiler.

Açık deniz rüzgarı büyük ölçekte, kısa zaman dilimlerinde ve rekabetçi maliyetlerle kurulabilir; yenilenebilir enerji hedefleri ile mevcut uygulama oranları arasındaki büyüyen açığı kapatmak için hızlı ve uygulanabilir bir yoldur.

2030 sonuna kadar net sıfır için 380 GW kurulu kapasite hedefi

Hem Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı hem de Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), küresel sıcaklık artışlarını 1,5 derece ile sınırlamak ve net sıfıra ulaşmak için bugün 60 GW’ın biraz üzerinde olan açık deniz rüzgar kapasitesinin 2050 yılında 2000 GW’ı aşması gerektiğini öngörüyor. Bu hedefe ulaşmak için GOWA, 2030 yılı sonuna kadar toplamda en az 380 GW kurulu kapasiteye ulaşacak şekilde büyümenin hızlandırılmasına katkıda bulunmayı amaçlayacak.

‘Kuzey Denizi büyük bir sürdürülebilir enerji santraline dönüşecek’

Belçika Enerji Bakanı Tinne Van der Straeten, “Belçika açık deniz rüzgârında öncü ülkelerden biri olmuştur ve Belçika Kuzey Denizi‘nde 2040 yılına kadar açık deniz rüzgâr kapasitesini dört katına çıkararak, hibrit bir enerji adası inşa ederek ve Kuzey Denizi ülkeleriyle yeni ara bağlantılar kurarak enerji dönüşümünü hızlandırmaktadır. Kuzey Denizi büyük bir sürdürülebilir enerji santraline dönüşecek. Bu yeşil ivme ile gaz ve petrolün yerine açık deniz rüzgârı ve yeşil hidrojeni daha hızlı ikame edebiliriz. Bu şekilde enerji bağımsızlığını güçlendirecek, hanelerin ve sanayinin faturalarını düşürecek ve CO2 emisyonlarını azaltacağız. Bu ittifakın hayata geçirilmesi, enerji dönüşümünü hızlandırmak ve küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmak amacıyla Belçika’nın bu alandaki bilgi ve uzmanlığını dünyanın diğer bölgelerine ihraç etmek için mükemmel bir fırsattır” dedi.

Kolombiya: Buaynı zamanda toplumun dönüşümüne de bağlı

Kolombiya Enerji Bakanı Irene Velez Torres ise şunları söyledi:

“Küresel Açık Deniz Rüzgâr İttifakı önceliklerimizle uyumludur ve bizim de katılmamızla birlikte Kolombiya’nın bugün küresel bir yaşam gücü olduğunu ve sadece enerji dönüşümüne değil, aynı zamanda geleneksel olmayan yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji matrisimize dâhil edilmesi yoluyla toplumun dönüşümüne de bağlı olduğunu duyurmak istiyoruz”.

Danimarka: Açık deniz rüzgârı, fosil bazlı enerjinin aşamalı olarak terk edilmesi için merkezi bir öneme sahip

Danimarka’nın İklim Elçisi Tomas Anker Christensen, “Açık deniz rüzgârı, Paris Anlaşması‘nın hedeflerine ulaşılması ve fosil bazlı enerjinin aşamalı olarak terk edilmesi için merkezi bir öneme sahiptir. Politika yapıcıların, uluslararası kuruluşların ve tüm değer zincirindeki aktörlerin katılımıyla Küresel Açık Deniz Rüzgâr Birliği, açık deniz rüzgârına etkili, uygun maliyetli ve adil bir enerji geçişi sağlamak için en iyi uygulamaları paylaşarak siyasi ivme yaratmak ve sahada eylemi teşvik etmek için buradadır” dedi.

Almanya: Ülkedeki açık deniz rüzgâr enerjisi üretim kapasitesi için 2045’e kadar 70 GW hedefi

Alman Hükümeti Devlet Bakanı ve Uluslararası İklim Eylemi Özel Temsilcisi Jennifer Lee Morgan, “Halihazırda yaklaşık 8 GW kurulu kapasiteye sahip olan Almanya, dünyanın üçüncü büyük açık deniz rüzgar enerjisi merkezidir. İddialı enerji dönüşümü planlarımızla Almanya’daki açık deniz rüzgâr enerjisi üretim kapasitesini 2030 yılına kadar en az 30 GW’a, 2045 yılına kadar ise 70 GW‘a çıkarmayı hedefliyoruz. Açıkça ortada olan iklim krizinin yanı sıra, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı saldırı savaşının yol açtığı mevcut enerji güvenliği krizi, Almanya’da açık deniz rüzgar enerjisini arttırmak için çabalarımızı iki katına çıkarmamız için bir başka neden. GWEC, IRENA ve Danimarka gibi güvenilir ortaklar tarafından kurulan muhteşem bir ittifak olan GOWA ile artık açık deniz alanındaki bilgi birikimimizi ve becerilerimizi kullanma ve diğer ülkelerin kendi açık deniz rüzgar enerjisi üretim kapasitelerini inşa etmelerine veya artırmalarına yardımcı olma fırsatı görüyoruz ” dedi.

IRENA: Açık deniz rüzgârı yatırım ve istihdam yaratma konusunda da büyük bir destek sağlayabilir

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı Genel Müdürü Francesco la Camera, “Açık deniz rüzgârı, ülkelerin büyük miktarlarda yeni sıfır karbonlu enerji üretimi eklemesi, iklim hedeflerini artırması ve NDC’lerini (Ulusal Katkı Beyanlarını) artırması için eşsiz bir fırsat sunuyor. Açık deniz rüzgârı, fosil yakıt üretimiyle rekabet edebilir olmanın ötesinde, yatırım ve istihdam yaratma konusunda da büyük bir destek sağlayabilir” dedi.

GWEC: Gerekenler ile gerçekte olanlar arasında büyük ve büyüyen bir boşluk var

Küresel Rüzgar Enerjisi Konseyi CEO’su Ben Backwell, “İklim hedeflerimize ulaşmak için gerekenler ile uygulama açısından gerçekte olanlar arasında büyük ve büyüyen bir boşluk var. Açık deniz rüzgârı, birçok ülke için bu açığı kapatabilecek en pratik ve mevcut teknolojidir. Ancak durum umutsuz değildir. GWEC, hükümetin açık deniz rüzgarı için açıkladığı mevcut hedeflerin, kurulu kapasiteyi 2030 yılı sonuna kadar 370 GW’a – 380 GW hedefine yakın – çıkaracağını tahmin etmektedir. Ancak bu hedefleri gerçeğe dönüştürmek için hepimizin elinden geleni yapması ve birlikte çalışması gerekecek” dedi.

Küresel açık deniz rüzgâr geliştiricisi Corio Generation‘ın CEO’su Jonathan Cole, “Şaşırtıcı teknolojik yenilikler ve son on yıldaki dramatik maliyet düşüşleri sayesinde, açık deniz rüzgârı sadece uygulanabilir olmakla kalmıyor, aynı zamanda kıyı şeridi olan çoğu ülke için temiz, güvenilir ve uygun fiyatlı bir enerji kaynağı haline geliyor. Küresel Açık Deniz Rüzgâr Birliği karar vericilerin, yerel bir açık deniz rüzgâr sektörünü kuluçkaya yatırmaya, teşvik etmeye ve sanayileştirmeye çalışırken neyin işe yarayıp neyin yaramadığına dair öğrendikleri dersleri paylaşmalarına yardımcı olabilecek bu girişimi memnuniyetle karşılıyoruz” dedi.

Son olarak Ørsted CEO’su Mads Nipper de “Açık deniz rüzgar enerjisi, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaşmasını hızlandıracak ve enerji güvenliğini arttırırken hem gezegenimize, hem ekonomimize hem de yerel topluluklara fayda sağlayacak ölçeğe sahiptir. Ancak daha fazla ülkeyi sürece dahil etmeli ve hızlanmalıyız. Bugün, bir rüzgar çiftliğine izin vermek genellikle inşa etmekten daha uzun sürüyor. Ørsted olarak, dünyanın ilk ve en büyük açık deniz rüzgar çiftliklerini inşa etmekten edindiğimiz sektör lideri deneyimimizi, hükümetlerin açık deniz rüzgarının tüm potansiyelini fark etmelerine ve yenilenebilir enerjiyi şimdi, doğru bir şekilde inşa etmelerine yardımcı olmak için kullanmayı dört gözle bekliyoruz ” ifadelerini kullandı.

GOWA nedir?

Küresel Açık Deniz Rüzgâr Birliği (GOWA), Danimarka, IRENA ve GWEC tarafından, politik seferberlik ve küresel bir uygulama topluluğu oluşturma yoluyla açık deniz rüzgârının benimsenmesi için küresel bir itici güç oluşturma hedefiyle kuruldu.

GOWA’nın amacı ise 2020’ler boyunca her yıl ortalama 35 GW ve 2030’dan itibaren her yıl en az 70 GW olmak üzere 2030 yılına kadar en az 380 GW toplam küresel açık deniz rüzgar kapasitesine ulaşılmasına katkıda bulunmak ve 2050 yılına kadar 2.000 GW’a ulaşmak.

GOWA’nın vizyonu, açık deniz rüzgârının büyük ölçekli yenilenebilir enerji üretimi yoluyla enerji dönüşümüne ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılmasına önemli bir katkı sağladığı, bölgelere, ülkelere ve sanayi ve ulaşım gibi kritik sektörlere fayda sağladığı bir dünyaya ulaşmak.

Açık deniz rüzgârından kaynaklanan önemli potansiyel ve fırsatlardan faydalanmak için, hükümetlerin, özel sektör aktörlerinin, uluslararası kuruluşların ve diğer ilgili paydaşların yatırım ve finansmanı artırmanın önündeki engelleri kaldırmak için birlikte çalışması oldukça önemli.

GOWA’nın çalışma kapsamı ise şöyle:

  • Hükümetler ve diğer kamu ve özel sektör paydaşları arasında açık deniz rüzgârı konusundaki istekliliğin artırılması.
  • En iyi uygulamaların paylaşılması ve kapasite geliştirme gibi yollarla yeni ve mevcut pazarları olgunluğa ulaştırmak için politika çerçevelerinin ve verimli açık deniz rüzgâr değer zincirlerinin oluşturulmasının desteklenmesi.
  • Uluslararası bir uygulama topluluğu oluşturarak 1,5 derece hedefine ulaşmanın anahtarı olarak açık deniz rüzgârının yayılması konusunda harekete geçilmesi.

Hava kirliliği: İran’da yılda yaklaşık 21 bin ölüm

İran Sağlık Bakanlığı Hava Sağlığı ve İklim Değişikliği Daire Başkanı Dr. Abbas Şahsuni, ülkesinde hava kirliliğinin bir yılda, 20 bin 800 kişinin ölümüne yol açtığını söyledi.

AA’nın aktardığına göre; Şahsuni, İran’da hava kirliliğinin neden olduğu sorunlara ilişkin bilgi verdi.

Geçen yıl 27 şehirde yapılan araştırmada hava kirliliğine bağlı hastalıklar nedeniyle 20 bin 800 kişinin hayatını kaybettiğini belirten Şahsuni, bu rakamın başkent Tahran’da 6 bin 400 olduğunu kaydetti.

Bir önceki yıl aynı sebebe bağlı nedenlerden hayatını kaybedenlerin sayısı ülke genelinde 41 bin 700, başkentte ise 3 bin 751 kişi olarak açıklanmıştı.

Tahran’ın hava kirliliğine, şehrin hava sirkülasyonuna uygun olmaması, nüfus yoğunluğu, eski model araçlar ile yaygın kullanılan motosikletlerin çıkardığı egzoz gazlarının neden olduğu belirtiliyor.

Geçen sene İran’daki hava kirliliği Tahran’da hayatın durmasına sebep olmuştu. Hava kirliliği kalp, damar ve sinir hastalıklarını tetiklemiş, ülkedeki hava kirliliği oranı küresel ortalamanın 3,8 kat üstüne çıkmıştı. Ülkede eğitime ara verilmiş, vatandaşların dışarı çıkmamaları yönünde uyarılarda bulunulmuştu.

Kaynak: Küresel Hava Kirliliği Durumu Raporu

Ağustos 2022’de Küresel Hava Durumu‘nun (SoGA) dünyadaki 7 binden fazla şehir için 2010-2019 yılları arasındaki PM2.5 ve azot (nitrojen dioksit – NO2) kirliliği verilerini analiz ettiği raporu yayımlanmıştı. Bu rapora göre; Azot kirliliğinde ilk üç sırada Şangay (Çin), Moskova (Rusya) ve Tahran (İran) yer alıyordu.

 

Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde gözaltına alınan ODTÜ’lüler serbest

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) önünde ODTÜ ormanındaki yol projesine karşı bin 731 dilekçe veren ODTÜ’lüler, dün belediye meclis toplantısını izlemek istemiş ancak salona alınmamıştı. Ardından beş ODTÜ’lü toplantıyı izlerken, dışarıdaki ODTÜ’lüler de basın açıklaması gerçekleştirmiş, bu sırada güvenlik güçleri ve polis öğrencilere saldırmıştı. Olay esnasında gözaltına alınan altı ODTÜ’lü gece saatlerinde serbest bırakıldı.

Toplantıya katılamayan vatandaşlar ABB önünde bir araya gelmişti. ODTÜ bileşenleri ve güvenlik görevlileri arasında tartışma çıkmasının ardından bazı öğrenciler güvenlikçiler tarafından darp edildi.

Akabinde beş ODTÜ’lü toplantıya girmiş, diğerleri meclis önünde basın açıklaması gerçekleştirmişti. Polis ODTÜ’lülere gaz sıktı ve ODTÜ’lüleri darp etti.

ODTÜ’lüler sosyal medyada “Gökçek’in rezidansları için ODTÜ Ormanı talan edilmesin, rant yoluna hayır demek için gittiğimiz Ankara Belediyesi önünde Mansur Yavaş ve ABB ODTÜ öğrencilerine önce güvenliği sonra polisi saldırttı. Gökçek’e direndik, size de direneceğiz. Ranta ve talana geçit yok” paylaşımında bulundu.

ABB binası önünde altı ODTÜ’lü gözaltına alındı. ODTÜ’lüler Ankara Emniyet Müdürlüğü’ndeki ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

Türkiye, Ulusal Katkı Beyanı’nı bir hafta sonra COP27’de açıklayacak

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan yardımcısı ve başmüzakereci Mehmet Emin Birpınar Mısır’da COP27’de kurulan Türkiye pavilyonunda yaptığı konuşmada, gelecek hafta COP 27’de konuşacak olan Bakan Murat Kurum’un Türkiye’nin güncellenmiş yeni Ulusal Katkı Beyanı’nı açıklayacağını söyledi.

Türkiye’den tüm katılımcıları pavilyona davet eden Birpınar, yaptığı bilgilendirme toplantısında Türkiye’nin emisyonlarını zirveye çıkaracağı yılı, yani emisyonların sürekli olarak düşmeye başlayacağı pik yılını da açıklayacağını duyurdu.

Ulusal Katkı Beyanı ve emisyon pik yılı ne demek?

Emisyon pik (zirve) yılı, sera gazı emisyonlarının güvenli olduğunu düşünülen emisyon seviyelerine ulaşana kadar takip eden her yıl azalacağı zaman noktasını ifade ediyor.

Son IPCC raporuna göre, iklim değişikliğinin en şiddetli etkilerini önlemek için emisyonların 2025 yılına kadar zirve yapması, yani bu tarihten itibaren düşüşe geçmesi gerekiyor.2030’a kadar küresel emisyonlar azalmaya başlaması küresel ısınmanın 2 dereceden fazla yükselmesini önlemek için yeterli değil.

Türkiye, daha önce hiç emisyon pik yılı belirlememişti. Emisyonların zirve yapacağı yılı açıklamak, o yıldan itibaren emisyonların azalacağına dair bir beyan vermek anlamına geleceği için, daha önce azaltıma dair net sözler vermeyen Türkiye için önem arz ediyor.

Türkiye, Paris İklim Anlaşması’nı geçen yıl Glasgow’da yapılan COP26’dan sonra resmi oalrak onaylamış ve böylece COP27’ye kadar ulusal katkı beyanını güncelleme sözü vermişti.

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCC) kapsamında Paris Anlaşması’na taraf olan ülkeler, sunduğu Ulusal Katkı Beyanları’nda (NDC) iklim krizine dair atacakları adım ve önlemleri beyan ediyor. Paris Anlaşması‘nın ve uzun vadeli iklim hedeflerine ulaşılmasının merkezinde yer alan Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler), her ülkenin kendi koşullarına göre ve gönüllü olarak belirlediği ulusal emisyonları azaltma ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlama çabalarını somutlaştıran bildirimlerdir.

Paris Anlaşmasının 193 Tarafını temsil eden ve 2019 yılı için tahmin edilen toplam küresel emisyonların yüzde 94,9’unu oluşturan 52,6 gigaton CO2 eşdeğeri emisyonu kapsayan mevcut 166 NDC var.

Önceki raporun yayımlandığı 12 Ekim 2021’den bu yana 24’ü COP26’dan sonra olmak üzere toplam 39 taraf ülke, yeni veya güncellenmiş NDC beyanında bulundu.

COP27 öncesinde iklim aktivisti gruplar, Türkiye’nin sunmaya söz verdiği güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı’nı ve 2053 net-sıfır kararına uygun olarak mutlak azaltım hedefiyle hazırlaması gerektiğinin altını çiziyordu.

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ve İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) ortak deklarasyonunda Türkiye’nin en geç 2035’e kadar kömürden çıkması taleplerini hatırlatarak, net-sıfır hedefiyle uyumlu politikaların faydalarına dikkat çekmişti.

Yakın zamanda yayımlanan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) çalışmasına göre Türkiye’de enerji verimliliği, elektrik şebekesi, rüzgâr ve güneş enerjisi alanında ilave yatırımların 2030’a kadar GSYH’da yıllık 8 milyar dolar ek katkı ve 300 bin ilave istihdam yaratma potansiyeli var.