Ana Sayfa Blog Sayfa 643

[2022’nin ardından] 2023’ün gelişini 2022’den görebilir miyiz?

Moda endüstrisinin yeni yıl kararlarında sürdürülebilirlik, adil yaşam ücreti, gezegenin sağlığı, yeşil politikalar var mı diye bir soru ortaya atsak; üzülerek cevap vermemiz gerekir ki, yok.

2023’de moda endüstrisinde neler yaşanacağını asla kesin olarak bilemesek de bir önceki yılı değerlendirerek bir öngörüde bulunabiliriz. Bakalım 2022’de moda endüstrisinde neler yaşandı?

Gerçek adımlar atılmadı

Moda endüstrisi kendisini sürekli değişen bir imajla yansıtmaya çalışsa da maalesef çalışma sistemi kendisini değiştiremeyen büyük ve hantal bir yapı. Her sezon defilelerde bambaşka renkler ve konseptler yansıtılsa da hepsi aynı üretim biçimleri aynı sömürü sistemi üzerine kurulu. Büyük tedarikçilerin çoğu geçen yüzyıldan kalma şirketler; arada genç, LGBTİ+, siyahi yaratıcı yönetmeler aldıklarını duyursalar da iş modeli aynı ataerkil kapitalist beyaz erkek modeli.

Ana akım moda dünyası değişimi teoride reddedemiyor görünse de pratikte üzerine sıçratmadan atlatabilme derdinde. İş modeli, üretim biçimi, malzemeler, yeşil politikalar veya cinsiyet eşitliği, adil ücret gibi konularda var olan uygulamalarını sürdürülebilir olanlarıyla değiştirmek büyük kâr kayıplarına yol açacağı için yıkama gösterileri ve kendisi de yeni bir dünya olan dijital platformlardaki faaliyetlerle 2022 yılını bitirdiler.

Patagonia markasının iklim değişikliğiyle mücadele eden vakıflara devredilmesi bu yıl moda endüstrisindeki en gerçek ve çarpıcı haberlerden biriydi. Bunu markanın kurucusu ve sahibinin bir iş insanı değil bir sporcu olmasına borçlu olduğumuzu unutmayalım. “Black friday” alışveriş çılgınlığı zamanları “İhtiyacınız yoksa bu montu almayın” kampanyası yapmasıyla da markayı hatırlayabiliriz.

Hak mücadeleleri devam etti

2022 yine önceki yıllarda olduğu gibi tekstil işçilerinin hak mücadeleleriyle geçti. Top modellerin üzerine sıkılan kimyasallarla yapılan elbiseler kadar dikkat çekmeyen bu mücadelelerde; Türkiye ve dünyada milyonlarca işçinin asgari geçim ücretinin altında kazançla sigortasız ve kötü şartlarda çalışma koşullarının değiştirilmesi istendi. Moda endüstrisinin ise tek çabası marka adı kötü görünmeyecek şekilde iyileştirmelerle imaj kurtarmak, ne kârdan vazgeçmek ne yapıyı değiştirmek.

Temiz Giysi Kampanyası’nın 2022 yılında çıkardığı Tekstilin Geride Bıraktıkları: Tekstil Sektöründe Kayıtdışı İstihdam raporu Türkiye’nin de dünyadaki tekstil üretiminin önemli bir parçası olduğunu ve bu üretimin gezegen ve insanlara etkilerini çarpıcı bir şekilde ortaya koydu.

Tüketici sürdürülebilirlik talep ediyor

Biraz da iyi şeylerden bahsedelim; son yıllarda gittikçe artan sürdürülebilirlik talebi bu yıl da devam etti, bir trend olmadığını ve artık endüstrinin önemli bir bileşeni olduğunu gösterdi. Markaların birbiriyle yarışarak yaptıkları yeşil-yıkama kampanyalarının arka planında da tüketicideki bu talep yatıyor. Geçen yüzyıldan kalma markalar buna ayak uydurmakta zorlansalar da özellikle iş modellerini sürdürülebilirlik üzerine kuran birçok genç marka sektöre adım atıyor.

Göstermelik değil gerçek politikalar

Tüketicilerin talep ettiği değişim yalnızca sürdürülebilir üretim alanında değil, kapsayıcılık, cinsiyet eşitliği, şiddete karşı farkındalık gibi geniş perspektifte beklentileri var. Sırf dikkat çekmek için fotoğraf çekiminde istismarı meşrulaştırmak dünyaca ünlü markalar için bile artık geçerli değil; aynı şekilde dünyanın en zenginleri listesinde de olsanız ırkçı söylemlerde bulunduğunuzda gelen tepkiler markaların sizinle anlaşmalarını iptal edip sizi o listeden düşürmelerine neden olabilir.

Endüstri, her geçen gün tüketicinin taleplerine biraz daha eğilmek zorunda kalıyor, dönüşüm istediğimiz hızda olmayabilir ama derinden geliyor. Önümüzdeki yıllarda tüketiciyi samimi olduğuna ikna etmek için onur haftasında profil fotoğrafına gökkuşağı koymak yetmeyecek, gerçek politikalar gerçekleştirmek zorunda kalacaklar.

Geçen yüzyılın paçalarımıza yapışan yaşlı, geleneksel ana akım ataerkil bakış açılarını her geçen yıl biraz daha silkeleme şansı buluyoruz. Kadın-erkek modası diye başından ayrılmış bir sektörde 2022’de akışkan cinsiyet kimliği örneklerini sıkça gördük ve görmeye devam edeceğiz.

Beyaz cis-heteroseksüel erkeklerin kadın koleksiyonundan giyinmesi veya sırt dekoltesiyle kırmızı halıda boy göstermesi bu yıllarda yenilik olarak tarihe düşülse de ikili cinsiyet sistemini kıran adımların önümüzdeki yıllarda yaygınlaşması ve endüstride yalnızca ünlüleri değil işçileri de kapsayan eşitlik dileğiyle!

 

 

[2022’nin ardından] Geçen yılın en başarılı beş Cover’ı

Bazen sevdiğimiz bir şarkıyı farklı sanatçılardan dinlemekten keyif alırız. Hatta kimi zaman dinlediğimiz cover’lar şarkıyı bildiğimiz halinden o denli farklı bir yere taşır ki, aslında şarkıyı yeniden  keşfetmiş gibi oluruz.

Müzik dünyasında öyle cover’lar yapılmıştır ki, bunların  bazıları şarkıların orijinal versiyonlarının çok önüne geçmiştir. Mesela, Sinead O’Connor‘ın  “Nothing Compares 2 U”ya yaptığı  samimi ve  duygusal  cover o denli başarılı olmuştur ki, şarkının Prince’e ait olduğu neredeyse unutulmuştur. Hatta O’Connor’ın yorumu ile şarkı ,”Tüm Zamanların  En İyi 500 Şarkısı” listesinde 184’ncü sırada gösterilmiştir.

2022 yılında da sayısız popüler şarkıya cover yapıldı. Bunların bazıları hayatını kaybeden şarkıcıların ardından çıkarılan  “Sanatçıya Saygı” albümlerinde, bazıları da şarkıcıların özel cover albümlerinde yer aldı. Kimi zaman 60’lı yılların Soul, R&B şarkılarını rock formatında dinledik, kimi zaman da 80’li, 90’lı yılların unutulmaz melodileri, yepyeni ses ve farklı yorumlarla karşımıza çıktı.

2022 yılında yapılan en iyi cover şarkılarla ilgili müzik dergilerinde ve çeşitli internet sitelerinde birbirinden farklı listeler yayınlandı. Bu şarkıların arasından seçtiğimiz ve çoğunluğu akustik cover’lardan oluşan beş şarkılık aşağıdaki liste, farklı dönemlerin hitlerinden sadece küçük bir derleme.

My Girl/The Temptations -1965
Cover: Blacktop Mojo

 

Amerikalı ünlü vokal grubu The Temptations tarafından 1965 yılında seslendirilen ve grubun ilk hit parçası olarak listelerde birinci sıraya kadar yükselen soul müziğin bu eşsiz örneği, rock grubu Blacktop Mojo tarafından tarafından folk rock tarzında seslendirildi. Grubun Scorpions’un baladlarını çağrıştıran akustik yorumu, The Temptations ‘ın neşeli vokal yorumuna kıyasla oldukça yavaş ama bir o kadar da dokunaklı.

What a Wonderful World/ Louis Armstrong-1967
Cover: Sofi Tukker

 

Elektronik müziğin ünlü isimlerinden Türk Dj Mahmut Orhan’la da ortak çalışmaları olan Florida’lı ikili  Sofi Tukker, Louis Armstrong’un bu ünlü şarkısını o kadar farklı yorumlamış ki, fondaki trompet sesi duyulmasa, neredeyse  parçanın  ünlü bir caz klasiği olduğunu hatırlayamayacağız.

Suspicious Minds/ Elvİs Presley-1969
Cover: Angelina Jordan

 

Elvis Presley’in en iyi şarkılarından biri olan “Suspicious Minds” birçok sanatçı tarafından yorumlanmıştı. Henüz 8 yaşında iken 2014 Norvay’s Got Talent’i birincilikle bitiren Angelina Jordan,buğulu ve benzersiz sesi ile Kral’ın şarkısını yüreğimizin derinliklerinde hissetmemizi sağlıyor. Jordan, arkadaş olduğu ayakkabısız bir kıza, kendi ayakkabısını verdiği günden beri sahnede çıplak ayakla şarkı söylüyor.

Famous Blue Raincoat/ Leonard Cohen-1971
Cover: Nathaniel Rateliff

 

2016 yılında hayatını kaybeden Kanadalı şarkıcı Leonard Cohen için bu sene “A Tribute to Leonard Cohen” adı altında sanatçıya bir saygı albümü yayınlandı. Norah Jones, Peter Gabriel, Gregory Porter ve James Taylor gibi ünlü sesler efsanevi şarkıcının en derin 14 şarkısını yorumladı.  Bir aşk üçgeninde aldatılan erkeğin, eşiyle beraber olan yakın arkadaşına yazdığı şiirsel mektubu konu alan “Famous Blue Raincoat”, Cohen’in en esrarengiz ve dokunaklı melodilerinden biri. Bu eşsiz klasiği Nathaniel Rateliff yumuşacık bir caz parçasına dönüştürmüş.

Endless Love/Diana Ross & Lionel Richie -1981
Cover: Connie Talbot & Boyce Avenue

 

Lionel Richie ve Diana Ross’un bu eşsiz düetleri Bilboard tarafından “Tüm zamanların En iyi Düeti” olarak gösteriliyor. 1981 yılında dokuz hafta boyunca “Hot 100” listesinin birinci sırasında kalan şarkı Kenny Rogers tarafından da yorumlanmıştı. Amerikalı cover grubu Boyce Avenue‘nün “Acoustic Cover Love Songs” albümünde yer alan şarkıda Boyce Avenue’ye Connie Talbot eşlik ediyor. Sekiz yaşında ilk albümünü çıkaran Talbot da “Got Talent” yarışmalarında keşfedilen özel seslerden biri.

Geçmiş yılların birçok hit şarkısı, genç sanatçıların bu cover’ları ile beraber yeni nesillere de ulaşıyor ve bu sayede birçok yeni ses de gün yüzüne çıkmış oluyor. Böylece 60’ların,70’lerin ve 80’lerin duygu yüklü melodilerine  özlemimizi gideriyoruz ve onları yepyeni yorumlarla bir anlamda tekrar keşfediyoruz.

Fazlasını dinlemek isterseniz, Spotify‘da bulabileceğiniz 10 şarkılık seçki de burada. 

Kaynakça

  • Covermesongs.com, The best songs of January, February, ……… December.
  • Wikipiedia, Boyce Avenue, Connie Talbot, Blacktop Mojo, Sofi Tukker, Angelina Jordan,

 

 

[2022’nin ardından] İzmir’de yeni yıla kötü çevre mirası kaldı

Bir yılı daha tamamladık. Yeni bir yıla; 2023’e, her yıl olduğu gibi iyi niyet mesajları, beklentiler ve umut ile girdik. Çok iyi bilindiği gibi bir yıl önce de aynı beklentileri dile getirmiş ancak çok kısa süre içinde ülkemizde yaşanan ekolojik kırımının hız kesmeden sürdüğünü görmüştük.

2022 yılı içinde zeytinlikleri önce yönetmelik, daha sonra ise torba yasa ile madenciliğe açmaya çalışan iktidarın, yılın son günlerinde ise 7 veya 8 Akkuyu NGS denk gelecek şekilde tam 35 adet küçük modüler reaktör satın almak için girişimde bulunduğunu öğrendik. Bunların yanı sıra iktidar Kanal İstanbul ve Çeşme Turizm Projesi gibi çevresel kıyım projelerini 2022’de de inatla sürdürmeye çalıştı. Bu arada iktidarın hakkını yemeyelim; 2022’de çevre alanında uluslararası toplantılarda aldığımız ‘ödüller’ de (!) var. Mısır’ın, Şarm El-Şeyh kentinde düzenlenen 27. COP toplantısında, sera gazı emisyonları açısından yine ‘artırımdan indirim’ cinliğine başvurduğumuz için toplantılara katılan Avrupa İklim Eylem Ağı’nın (CAN Europe) verdiği ‘günün fosili’ ödülünü, toplantıları izleyen yüzlerce bilim insanının ‘oybirliği’ ile aldık…

Enkaz devredildi

İzmir’e gelince 2022, 2023’e çevre açısından tam bir ‘enkaz’ devretti. Üstelik bu enkazı ortadan kaldırmak için ne merkezi ne de yerel iktidardan ciddi olumlu olabilecek bir adım gelmediği gibi tam aksine geçtiğimiz yıl içinde kentte yaşanan çevre krizini daha da derinleştirecek adımlar da atıldı.

Geçtiğimiz yıllardan kalan ve 2022’de de çözülemeyip 2023’e de kötü bir miras olarak kalan çevre sorularının başında Gaziemir’deki radyoaktif atıklar geliyor. Şikâyet üzerine o zamanki adıyla Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) 3 Nisan 2007’de Gaziemir Akçay Caddesi üzerindeki eski bir kurşun fabrikasının bahçesinde gömülü olarak radyasyonlu atıkları tespit etmişti. Kurumun raporlarına göre radyasyonlu atıklar nükleer santrallerde kullanılan çubukların eritilmesiyle oluşmuştu ve bu malzemenin nükleer santrallerde kullanıldığı ve Türkiye’ye getirilmesinin de yasak olduğu biliniyordu. İşte o günden bu güne Gaziemir’de varlığı bilinen ve 100 tonun üzerinde olduğu tahmin edilen radyoaktif atıklar bir an önce bölgeden temizlenmesi gerektiğine dair bilimsel raporlar ve sayısız hukuksal girişimlere rağmen kaldırılmadı, kaldırılamadı. ‘İzmir’in Çernobil’i’ olarak adlandırılan Gaziemir’in Emrez Mahallesi’ndeki radyoaktif atıklar sorununun 2023’de de çözülüp çözülemeyeceği meçhul…

Uzun yılların İzmir’e bıraktığı iki kötü miras kenti yöneten belediye başkanlarında ‘gökdelen aşkının’ başladığı 90’lı yıllara dayanıyor. İlki tüm İzmirlilerin ‘Hilton Binası’ olarak bildiği kentin ilk gökdeleni… Hilton Oteli 20 Kasım 2020’de tamamen kapandı. Bina o günden bu yana tamamen boş. Geçen iki yılı aşkın sürede yavaş yavaş yıpranmaya başladı. Tam 35 yıldan bu yana devasa bir kamu kaynağı buhar oluyor. Kentin en değerli yerinde İzmirliye ait 6605 metrekarelik arsayı kentin insanına sormadan, 1987 yılında sermaye gruplarına veren İzmir Büyükşehir Belediyesi yapılan otele de yüzde 23.5 oranında ortak oldu. Otel yapıldığından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi bir kuruş gelir elde edemedi. Üstelik şu anda masanın üzerindeki 236 milyon TL’lik zararın da payına düşen bölümüyle karşı karşıya kaldı. Uzmanlar geçen 35 yılda İzmirlilerin en az 10 milyar lirayı aşkın bir gelirden mahrum kaldığını belirtiyor. Yine yapılan hesaplamalara göre bu kaynak kentin şu ana kadar en büyük alt yapı yatırımı olarak nitelenen Buca Metrosu’nun finansmanına eşit.

Gökdelen aşkının uzun yıllar boyunca kente bıraktığı tek enkaz Hilton binası olarak bilinen gökdelen de değil, bir de İzmirlilerin bildiği ismi ile Basmane çukurunun öyküsü de var. Eski otogar olan bu alan, otogarın taşınmasından sonra mevcut planlara göre Kültürpark’a eklenmesi gerekirken yine 90’lı yıllarda el çabukluğu ile yapılan bir plan değişikliği ile ikiz gökdelenli Dünya Ticaret Merkezi’ne dönüştürüldü. İzmirlilerin bu değerli arsası da tıpkı Hilton otelinde olduğu gibi sermayeye devredildi. Kent insanının ve çevre avukatlarının geçtiğimiz 25 yıl içinde açtığı sayısız davalarla gökdelen inşaatı engellendi. Fakat arazi kamuya geri kazandırılamadı. Hilton binası gibi, kentin en noktasında yer alan arazi bugün çukur olarak duruyor. 2022’den 2023’e geçtiğimiz bugünlerde ise yağışlar nedeniyle alanda bir de gölet oluştu.

İzmirlinin milyarlarını yok eden, biri tamamlanan, diğeri ise temelde kalan bu iki gökdelen projelerinin yıkıcı sonuçları, 90’lı yıllardan bu yana kenti yöneten belediye başkanlarının ‘gökdelen merakını’ önleyemedi. 2000’li yıllarda yapılan imar plan değişiklikleri ile özellikle Bayraklı bölgesi gökdelenlere boğuldu. Bu gökdelenlerin getirdiği nüfus yoğunluğu beraberinde İzmir’in daha önce çözdüğünü düşündüğü alt yapı sorunlarının giderek daha fazla yaşanmasına yol açtı. Trafik sıkışıklığı, trafiğe bağlı hava kirliliği, atık su arıtma sisteminin günden güne artan kapasiteyi karşılayamaması sonucu İzmir Körfezi’ne geri dönen koku sorunu İzmirliler için 2022 yılında ‘sıradanlaşan günlük çevre sorunları’ artık… Üstelik 2023 yılı içinde Bayraklı bölgesindeki yoğun gökdelenleri Konak’a uzatacak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı Konak-Kahramanlar imar planları yargıdan dönmezse kent gerçek anlamı ile denizi kokan, hava kirliliği ve trafik sorunu ile boğuşan bir ‘gökdelen cennetine’ dönecek. Üstelik kent merkezindeki tek yeşil alanı olan Kültürpark’ı da günden güne yapılaşmaya teslim ediliyor.

Peki, 2023 yılında İzmir’in çevre sorunlarını çözülebilmesi için bir umut var mı? Buna ‘evet’ diyebilmek pek mümkün değil. Üstelik yeni tehditler kapıda… İnciraltı’nın imara açılması, Urla İskelesi’nde yoğunluk artırıcı imar plan değişiklikleri, Aliağa’da endüstrinin yarattığı kirliliğin her geçen gün artması, gökdelen inşaatlarının hız kesmeden devam etmesi, Bergama’da zeytinliklerin ortasında organize sanayi bölgesi kurulmaya çalışılması gibi birkaç örnek bile 2023 yılında İzmir’deki ekolojik kırımın daha da artarak devam devam edeceğinin ilk işaretleri…

İzmir’de rant uğruna yapılan ekolojik kırımların bu birkaç örneği bile ‘sağlıklı bir çevrede yaşam hakkımız’ için 2023 yılında geçmişten daha güçlü bilimsel ve hukuksal mücadelenin içinde olmamız gerekliliğini gösteriyor.

 

 

Yönetilen kalp- 2

Modernlik öncesinde duygular üzerinde tasarlanmış kontroller de yoktu; bedenle doğrudanlık ilişkisi kopmamış, duygular bedensizleştirilmemişti. Önce din; kadınların duygusal istikrarsızlığını, tekinsizliğini, cinselliğini tehlikeli buldu. Sonra ulus devletler kuruldu, toplumsal düzenin gereklerine göre duyguların şekillendirilmesine karar verildi. Erkek ve kadın duyguları ayrıldı; erkeğe kamusal duygular (ulusal-militer davalara düşkünlük, siyaset, ekonomi, rekabet), kadına da özel duygular (aile, şefkat, çocuk bakımı ve erkeğe itaat) düştü.

Böylece, pan-kapitalizmin çalıştırma biçimine göre tanzim edilmiş kamusal hayatta yorulmuş, yıpranmış erkek akşam aileye döndüğünde kadının şefkatli duygusallığıyla kendisini toparlayabilecek, ertesi güne enerjik işgücü olarak kendisini hazırlayabilecekti. Sık sık ulusal bayramlar ve ulusal spor karşılaşmaları düzenlenerek, birlik ve beraberlik duygusunu körükleyecek resmi geçitler tasarlanarak, her gün beş vakit secde etmeye çağırılarak patriarkal duygunun kökleşmesine dikkat edilecek, böylece duyguları yönetmek ve disipline etmek kolaylaşacaktı.

‘Arzulanır olmanın’ normalleşmesi

Kadının tek ve mutlak görevi “arzulanır olmak”, bedenini arzulanabilecek bir bedene dönüştürmekti; erkeği arzulaması, arzusunu belli etmesi düşünülemezdi bile.

Bu noktadan sonra artık, polis ve asker üzerinden zorla baskı kurmaya gerek yoktu, zira modern insanın kontrol mekanizmalarını benimsemesi ve bu durumu “normal” kabul etmesi mümkündü.

Öyle de oldu.

İnanmayacaksınız ama modernlikle birlikte “yönetilen kalp” sözcükleri de kullanıldı.

Yönetilen kalp!

Yönetilen kalp!

Yönetilen kalp![1]

Başlangıçta yeryüzünün bir parçası olan beden artık dünyanın bir parçasıdır.

Oysa biliyoruz: “Kişi, edindiği aşk kapasitesi kadardır!”[2][3]

*

[1] Bu bölümdeki çıkarsamaların çoğunun Yaşar Çabuklu’nun Toplumsalın Sınırında Beden adlı kitabından esinlenildiğini (özellikle s. 76-161) belirtmek isterim.
[2] Daha etraflı bir okuma için Aşk ve Ereksiyon “Aşk”ı adlı denememize bakılabilir. Yukarıdaki cümle s. 172’de geçiyor.
[3] Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlanacak olan Yarabıçak adlı deneme kitabından bir bölüm.

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Tilki Bogi’nin biriktirdiği şarkılar..

Amaçlarımızı gerçekleştirmek konusunda kararlı olmak, aldığımız yenilgiler karşısında yaşama sevincimizi korumak ve sürdürmek, kurallar yolumuzu kestiğinde cesaretimizi yitirmemek çoğunlukla becermekte yetersiz kaldığımız yaşama alanları. Ama tüm bu yaşama alanlarında tökezlemeden yürüyenler de var. Tilki Bogi’nin Şarkısı’na kulak verelim.

Orman her sabah Tilki Bogi’nin şarkılarına uyanıyor. Bogi dinleyenlerine pembe tüylerini fırçalayıp, saçını ve kuyruğunu tarayarak hazırlanıyor.  Düşlerini gerçeğe taşımak için ağaç kabuklarının, kurumuş yaprakların, dalların sesini paylaşıyor. O sayısız ses ve şarkı paylaşıyor ama ormandan ses yok! Ne mor menekşe ne gürgen ağacı ne de minik kuşlar Bogi’nin şarkılarına ses veriyor.

Her gidiş kaçış değildir!

Tam da ‘yalnızlık bu’ diyecekken Bogi yola çıkma kararı alıyor. Her gidiş kaçış değilmiş, Bogi biriktirdiği şarkıları taşıyor kendisiyle. Yola çıkmak işin yarısıdır ama iş yola çıkmakla bitmiyor. Sabahın ilk ışıklarıyla şehre ulaşan Bogi kurallar ve kabuller tarafından alıkonuyor. Her durdurulmak yenilgi değilmiş, Bogi şarkı söylemeye devam ediyor.

Tilki Bogi’nin Şarkısı kitabı VakıfBank Kültür Yayınları tarafından basılmış. Yazar Ömür Kurt’un ilk kitabı. Resimleyen ise Seda Çubukçi Antlı. Kitap istediğini gerçekleştirmek konusunda kararlı olmayı ana izlek olarak sunarken farklı olmakla barışık olmak, biçimsel kabuller ve kuralların yıkılabileceğini de yan temalar olarak okurla paylaşıyor. Bu izlekleri okura sunarken titizlikle seçilmiş sözcükler çevrilen her sayfayı Bogi’nin şarkılarına dönüştürüyor. Şarkıdan bir kitap da kaçınılmaz olarak derin bir yaşam sevincini sayfalardan taşırıp okura ulaştırıyor.

Seda Çubukçi Antlı ise başarılı çizgileri ile Bogi’nin şarkılarına ve itirazlarına görünürlük kazandırıyor. Tilki Bogi’nin pembe rengine itiraz eden Bay Rubi’ye görsellerle yanıt verirken okul öncesi çocuklar için renklerin bilgisini de veriyor.

Tilki Bogi’nin Şarkısı başta kural ve kabullerin ağına takılırken sonra sokaklarda söylenen şarkılarla özgür sanatı temsil ediyor. Böyle olunca kural koyucular da özgür sanatın gücünü yadsıyamıyor.

Yazar: Ömür Kurt

1982 yılında İskenderun’da doğdu. 2008 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisansını ve doktora eğitimini tamamladı. 1998 yılında Tarih Vakfı tarafından düzenlenen “Liseli Gençlerin Gözüyle Cumhuriyetimiz” adlı Yerel Tarih Yarışmasında Ulusal Jüri Özendirme Ödülü aldı.

Yazdığı ilk öykü olan Özürlü Kadrosu, 2014 yılında Kirpi Edebiyat & Düşün Dergisi ve Alt Zine Kültür ve Edebiyat dergilerinde yayımlandı. 2017 yılından bu yana, çeşitli sivil oluşum ve kuruluşla beraber farklı temalarda çocuk atölyeleri düzenlemektedir. Çocuk çalışmaları alanında ise, çeşitli mecralarda, farklı temalarda çocuk kitapları tanıtımları yazdı. Hayvanları, kartpostalları ve çocukları çok seven Ömür Kurt’un Tilki Bogi’nin Şarkısı, kitap olarak yayımlanan ilk eseridir.

 

 

Bilim insanlarından yeşil hidrojende olası sızıntı riski uyarısı: Veri eksik, yeterli araştırma yok

Yenilebilir enerji kaynakları arasında kirletici fosil yakıtlara umut verici bir alternatif olarak öne çıkarılan yeşil hidrojenle ilgili, bilim insanlarının “kör nokta” endişeleri var.

Bazı bilim insanları, olası sızıntılar ve bunların neden olabilecekleri potansiyel zararlar hakkında veri eksikliğinin, gelişmekte olan endüstri için önemli bir risk oluşturabileceğini söylüyor.

Bu yıl yayınlanan en az dört çalışma, hidrojenin atmosfere sızdığında çevresel üstünlüğünü kaybettiğini söylüyor. Bunun nedeni ise, halihazırda orada bulunan ve potansiyel olarak küresel ısınmaya katkıda bulunan sera gazlarını yok eden moleküllerin konsantrasyonunu azaltması.

Reuters‘e konuşan iki bilim insanı , üretimi, nakliyesi, depolanması veya kullanımı sırasında yüzde 10’luk bir sızıntı bile olsa, fosil yakıtlara göre yeşil hidrojenin faydalarının tamamen ortadan kalkacağını söyledi. Onlara göre, hidrojen sızıntılarını izlemek için teknoloji eksikliği bir veri boşluğu olduğu anlamına geliyor ve nihai yatırım kararları alınmadan önce bunun küresel ısınma üzerindeki net etkisini hesaplamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.

Dünya hükümetleri ve enerji şirketleri ise yeşil hidrojen konusunda büyük yatırımlar yapmaya devam ediyor.

Avrupa Birliği, eylül ayında yeşil hidrojen projeleri için 5,2 milyar Euro’luk sübvansiyonu onayladı. ABD de Enflasyonu Azaltma Yasası’na milyarlarca dolarlık yeşil hidrojen vergi kredisini dahil etti.

Geçişe hazır mıyız?

Yeşil hidrojenin iklim faydalarının sorgulanmasına yol açan sızıntı riski üzerine araştırmalar Columbia Üniversitesi, Çevre Savunma Fonu, Cambridge ve Reading üniversiteleri ile Frazer-Nash Consultancy tarafından yayımlandı.

Columbia Üniversitesi Küresel Enerji Politikası Merkezi‘nde araştırmacı olan Anne-Sophie Corbeau, “Çok daha iyi verilere; olası kaçağı ölçmek ve bunu fiilen engelleyecek çok daha iyi düzenlemelere ihtiyacımız var” dedi. 

Hidrojenin daha yaygın olarak kullanılacağı 2050 yılına kadar kaçak oranlarının yüzde 5,6’ya ulaşabileceğini tahmin ediyor.

Haziran 2024’te sonuçlanacak olan ve hidrojen emisyonlarının etkisi üzerine üç buçuk yıllık bir araştırmayı yürüten Norveç’in İklim Araştırma Enstitüsü CICERO‘da görevli, araştırmanın başındaki isim Maria Sand da yeşil hidrojen girişimlerinde boşluklar olduğu kanısında: “Hidrojen için büyük bir potansiyel var, sadece büyük geçişi yapmadan önce daha fazlasını bilmemiz gerekiyor. Sızıntıların hemen farkında olmalıyız, bazı yanıtlara ihtiyacımız var.”

Hidrojen sızıntıları ne kadar yaygın?

Hidrojen sızıntıları şimdiye dek izlenmiyordu. Şu anda kullanılan kokusuz gazın çoğu tüketildiği yerde üretiliyor – ancak uzun mesafelere borular yoluyla iletilmesiyle ilgili nakliye planları yapılıyor.

Yeni ortama uyum göstermek isteyen fosil yatık endüstrisi de hidrojenin eninde sonunda gaz boru hatları ve sıvılaştırılmış doğal gaz ithalat ve ihracat terminalleri gibi mevcut altyapılardan geçebileceğini umuyor.

Avrupa’da büyük bölümü metandan oluşan doğal gazın yaklaşık yüzde 1’i altyapı sızıntıları nedeniyle atmosfere karışıyor. Rusya dahil bazı üretici ülkelerde bu oranlar daha da yüksek. Sand, “Hidrojen hakkında bilmediğimiz çok şey var” diyor: “Metan ile aynı şekilde davranacağını varsayabilir miyiz henüz bilmiyoruz.”

Bilim insanları ve analistler de hidrojen molekülleri metan moleküllerinden çok daha küçük ve hafif olduğu için kontrol altına almanın daha zor olduğunu söylüyor. Hidrojen boru hatlarına girdiğinde, metal boruları zayıflatabilir ve bu da çatlamaya neden olabilir. Hidrojen ayrıca doğal gazdan çok daha patlayıcı olduğu için daha büyük güvenlik sorunları yaratabilir. 

Potansiyel hidrojen sızıntılarının tüm yeşil hidrojen planlarını rayından çıkarabilecek ölçekte olması beklenmese de, bilim insanları herhangi bir sızıntının iklim faydalarını aşındırabileceğini kaydediyor.

Yeşil hidrojen nedir?

Enerji depolayabilen ve iletebilen oldukça yanıcı bir gaz olan hidrojen, Dünya üzerindeki en basit ve en bol bulunan element, ancak tipik olarak serbest halde bulunmuyor ve su, kömür, doğal gaz, biyokütle gibi onu içeren bileşiklerden çıkarılması gerekiyor.

Petrol rafinerileri, kimya fabrikaları ve gübre endüstrisinde uzun süredir kullanılan hidrojenin üretilmesi büyük miktarlarda karbondioksit salan işlemlerde doğal gaz veya kömüre dayanıyor. Bu fosil bazlı ürüne genellikle “gri hidrojen” deniyor.

Şu anda hidrojen üretiminin yaklaşık yüzde 95’i fosil yakıtlardan elde ediliyor.

Yeşil hidrojen ise sera gazı üretmeden elektroliz yoluyla suyu iki bileşenine – hidrojen ve oksijen – ayırmak için yenilenebilir enerji kullanılarak yapılıyor. Bu  ‘temiz’ hidrojenin , çelik üretimi veya ağır nakliye gibi elektriğe kolayca geçemeyen sektörlerde fosil yakıtın yerini alabileceği umuluyor.

Daha fazla araştırma için finansman çağrısı

Ancak sızıntılar, yüksek maliyetler, güvenlik endişeleri ve bunu yapmak için yeterli yenilenebilir enerjiye, depolamak ve taşımak için altyapıya yatırım yapılması ihtiyacı yeşil hidrojenin önündeki engeller olarak görülüyor.

Geçen hafta Brüksel, büyük ölçekli bir hidrojen dağıtımıyla bağlantılı risklere ilişkin daha fazla araştırma için finansman başvurusu çağrısında bulunmuştu. Araştırma sonucunda hidrojenin fosil yakıtların yerini alarak küresel ısınmayı nasıl azaltabileceğini ve ayrıca sızıntı durumunda küresel ısınmaya nasıl katkıda bulunabileceğini göstermesini istendi.

Bu arada Çevresel Savunma Fonu, hükümetleri ve işletmeleri önce hidrojen sızıntı oranları hakkında veri toplamaya, ardından gerekli altyapıyı oluşturmadan önce risklerin en yüksek olduğu yerleri ve bunları nasıl azaltacaklarını belirlemeye çağırdı.

Düşünce kuruluşu The Regulatory Assistance Project‘in kıdemli ortağı Richard Lowes ise “Sürdürülebilir bir şekilde nasıl üretileceği ve gerekli düzenleme ve yönetim hakkında ne kadar çok şey bilirsek, maliyeti o kadar artar ve bu nedenle alternatifi olmadığı sürece kullanımını sınırlar” öngörüsünde bulundu.

Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, dünya çapında yaklaşık 300 yeşil hidrojen projesi yapım aşamasında veya başlamış durumda, ancak büyük çoğunluğu küçük tesisler. Aralarında en büyük olanı Ningxia Baofeng Energy Group‘un polietilen ve polipropilen gibi petrokimyasallar yapmak için güneşenerjisinden üretilen yeşil hidrojeni kullandığı Çin‘de .

REUTERS/Toby Melville

Euronews‘in verdiği rakamlara göre, Consultancy DNV, Paris iklim hedeflerine ulaşmak için yeşil hidrojenin 2050 yılına kadar dünyanın enerji talebinin yaklaşık yüzde 12’sini karşılaması gerektiğini tahmin ediyor . DNV, mevcut gelişme hızına ve gelecekteki alım modellemesine dayanarak, yeşil hidrojenin dünyanın yalnızca yaklaşık yüzde 4’e ulaşma yolunda olduğunu söylüyor.

Yeşil hidrojenin ulaşımda kullanımına yönelik ise, Güney Kore, Japonya ve Çin gibi ülkelerin hidrojen yakıt hücreli araç hedefi olmasına karşılık henüz fiili bir gelişme kaydedilemedi.

Dünya Boks Konseyi, trans boksörler için ayrı bir bölüm açıyor

Dünya Boks Konseyi (WBC), 2023’te sadece trans boksörlerin mücadele edeceği özel bir bölüm kuracağını açıkladı.

WBC (World Boxing Council) başkanı Mauricio Sulaiman, rakiplerin “güvenliğini” sağlamak ve trans boksörlerin daha adil koşullarda yarışması için onlara özel bir bölüm kurulacağını açıklarken, “Artık zamanı gelmişti” dedi.

Sulaiman , The Telegraph’a yeni bölümlerin “risklerin bulunmayacağı bir ortamı” garanti altına almak için açıldığını söyledi: “Erkek olarak doğmuş bir transın, kadın olarak doğmuş bir kadınla dövüşmesine izin vermeyeceğiz. Bunun yerine, transseksüel boksörler “doğumda” kuralına göre tasniflenecek, yani erkek olarak doğmuş bir trans kadın sporcu, yalnızca erkek olarak doğmuş bir diğer trans boksörle müsabakaya çıkabilecek. Aynı şey kadın olarak doğanlar için de geçerli olacak.”

Boksun bir temas sporu olduğunu, WBC olarak tüm sağlık ve güvenlik konularını dikkate alınması gerektiğini belirten Sulaiman, tamamen trans boksörlere özel bir dizi kural ve yapı oluşturduklarını, 2023’te kayıtları açacaklarını ve ne kadar sporcunun başvuracağını göreceklerini kaydetti.

Tartışmaların ardından gelen karar

Yeni kurallar, başta rekor kıran trans yüzücüler olmak üzere diğer spor dallarındaki sporcularla ilgili tartışmaların ardından geldi.  Eylül ayında  Alana McLaughlin’in ABD’de kafes sporunda yarışan ikinci açık transseksüel kadın olarak rakibini yendiği karma dövüş sanatları gibi diğer dövüş sporları da mercek altında.

Trans sporculara cis kadınlarla birlikte yarışma yasağı
‣ Laurel Hubbard, Olimpiyat oyunlarında yarışacak ilk trans sporcu oldu
Ergenliğini erkek olarak geçirmiş trans atletler kadınlar yüzme yarışmasına katılamayacak

Profesyonel trans sporcuların en bilineni ise ABD’li Patricio Manuel. Manuel, 2018’de Meksikalı süper tüy siklet Hugo Aguilar’ı yenerek ABD tarihinin ilk profesyonel trans boksörü olmuştu.

Şu anda 37 yaşında olan Manuel, 2018’den sonra bir daha ringe çıkmadı. Kadın olarak dünyaya gelen boksör, yaklaşık bir yıl hormon tedavisi gördükten sonra 2015’te cinsiyet değiştirme ameliyatı olmuştu. Yeni kurallara göre Manuel spora devam etseydi yalnızca kadın olarak doğmuş başka bir trans erkekle maça çıkabilecekti.

Kadın sporcular memnun: Değişiklik mantıklı

Hafif orta sıklet dünya şampiyonu İngiliz boksör Natasha Jonas, planlanan değişikliğin “mantıklı” olduğunu söyledi: “Uygulama her iki şekilde de tehlikeliydi. Kadın olarak doğduysanız, bir erkekle dövüşmemelisiniz ve kadınlığa geçiş yapan bir erkek, doğuştan bir kadınla boks yaparsa, kadın için kesinlikle fizyolojik dezavantajlar vardır.”

Bir kadın boksor olarak transseksüellerin bu sporu yapmasıyla bir sorunu olmadığını ancak geçiş yapan bir sporcunun, bir kadın olarakRank Math SEO ringe çıkmaması gerektiğini belirten Jones, “Bana karşı rekabet edemezsiniz. Bu kadar basit” dedi.

Trans sporcuların, yüzme, halter, bisiklet ve rugby gibi spor dallarında hangi koşullarda yarışacağı ve bu mücadelenin hem onlar hem de trans olmayanlar için ne kadar  adil olduğu spor dünyasında sık sık tartışılan konuların başında geliyor.

Gazeteci Can Dündar ‘gri liste’ye eklendi

Gazeteci Can Dündar, İçişleri Bakanlığı’nın ‘terörden arananlar’  listesine ‘gri’ kategoriden eklendi.

Gri listedeki arananların yakalanmasına katkı sağlayanlara 500 bin liraya kadar ödül veriliyor.

Can Dündar, Cumhuriyet Gazetesi’nde yayın yönetmenliği yaptığı dönemde MİT Tırları’nın Suriye’deki radikal dinci örgütlere “yardım” adı altında silah taşıdığı yolundaki haberi yayımlamasıyla ilgili açılan MİT TIR’ları davası kapsamında “siyasi ve askeri casusluk” suçlamasıyla 18 yıl 9 ay hapis ve “Silahlı terör örgütüne yardım etmek” suçlamasından 8 yıl 9 ay hapis cezası olmak üzere toplam 27 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. 

Dündar’ın mal varlıklarına da el konulmuştu.

Gazeteci Can Dündar hakkında kırmızı bülten kararı

Hakkında Nisan 2018’de yakalama kararı çıkarılan ve kırmızı bülten talep edilen Dündar için en son eylülde bir videoda kullandığı ifadeler nedeniyle  ‘cumhurbaşkanına hakaret’ ve ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama’ suçundan resen soruşturma başlatılmıştı.

2016’da yargılama sürecinde silahlı saldırıya uğrayan Dündar, yurt dışında yaşıyor.

Greta Thunberg’le tartışan Andrew Tate’e tecavüz ve insan kaçakçılığından gözaltı

İklim aktivisti Greta Thunberg‘le Twitter’da yaşadığı tartışmayla gündeme gelen kick boksçu Andrew Tate, Romanya’da ‘insan kaçakçılığı’, ‘tecavüz’ ve ‘organize suç örgütü kurma’ şüphesiyle gözaltına alındı.

Bu yıl Google‘ın açıkladığı verilere göre ‘en çok aranan kişi’ olan  Tate, nisan ayından beri adli soruşturma altındaydı. Tate, kardeşiyle birlikte gözaltına alındı.

Romanya Organize Suçlarla Mücadele Birimi‘nde görevli savcılar, Andrew Tate ve kardeşi Tristan Tate’in Bükreş‘teki evlerine yapılan baskından sonra bir açıklama yaparak, kadın düşmanı yorumları ve nefret söylemi nedeniyle birçok sosyal medya platformundan yasaklanan Tate kardeşler ve onlarla birlikte gözaltına alınan iki Rumen zanlı için 24 saatlik gözaltı süresi bulunduğunu duyurdu.

Savcılar “Dört zanlı ücret karşılığında internet sitelerinde izlenebilecek pornografik içerik oluşturmaya zorlamak amacıyla kadınları işe almak, barındırmak ve sömürmek için organize suç örgütü kurmuş gibi görünüyor” dedi. Organize Suçlarla Mücadele Birimi ise şüphelilerin cinsel istismarına uğramış en az altı kadına ulaştıklarını bildirdi.

Thurberg’e sataşmıştı

Andrew Tate, dün Greta Thunberg’i etiketleyerek paylaştığı bir tweette “E-posta adresini gönder, sana araba koleksiyonumun listesini ve karbon emisyonlarının miktarını atayım” dedikten sonra gündeme gelmişti.

Thunberg’den karbon salımıyla dalga geçen, cinsiyetçi Tate’e yanıt: Küçük penis enerjisi

Greta Thunberg ise Tate’e “Evet lütfen, aydınlat beni: küçü[email protected]” yanıtını vermiş, Thunberg’in yanıtı kısa sürede 2 milyondan fazla kişi tarafından beğenilmişti.

Tate daha önce de “tecavüzden kadınların da kısmen sorumlu olduğunu” iddia etmiş ve “kadınların erkeklere ait olduğunu” öne sürmüştü.

Pizza kutusu ele vermiş olabilir

Thunberg ile Tate arasındaki tartışmayı yorumlayan Twitter kullanıcıları, Tate’in dünkü tartışmadan hemen sonra gözaltına alınmasını ‘ilginç bir tesadüf’ diye nitelendirirken, Tate’in konumunun paylaştığı videodaki pizza kutusu detayından belirlenmiş olabileceği ileri sürüldü.

Romanyalı yetkililerden konuya ilişkin bir açıklama gelmese de, pizza kutusunun Romanya’da faaliyet gösteren ‘Jerry’s Pizza’ya ait olduğu net bir şekilde görülebiliyor.

‘Kutunu geri dönüştürmezsen olacağı bu’

Thunberg’e cevaben çektiği videoda, “Pizza sipariş ettik ve kutular geri dönüştürülebilir değil” diyen Tate’in ertesi gün gözaltına alınmasıyla ilgili olarak Thunberg, bir tweet paylaşarak “Pizza kutunu geri dönüştürmezsen olacağı bu” dedi.

Tekirdağ Valiliğinden Ceyport Limanı açıklaması: Suç duyurusunda bulunduk

Haber: Serap CÖMERTOĞLU İŞCAN

*

Tekirdağ Valiliği, ÇED raporunun iptal edilmesine rağmen, kapasite artış çalışmalarına devam eden Ceyport Limanı hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu açıkladı.

Tekirdağ 1. İdare Mahkemesi tarafından kapasite artışına ilişkin yürütmeyi durdurma kararı  verilen ve ÇED raporu iptal edilmesinin ardından çalışmaları sürdüren Ceyport Limanıyla ilgili Tekirdağ Valiliği açıklama yaptı.

Valilik tarafından yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

Süleymanpaşa ilçesinde bulunan Ceyport Tekirdağ Uluslararası Liman İşletmeciliği AŞ tarafından yapılması planlanan ‘Liman Kapasite Artışı’ projesi ile ilgili olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 10 Eylül 2021’de ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararı’ verilmiştir. ÇED olumlu kararına Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Başkanlığı tarafından dava açılmış olup, Tekirdağ 1. İdare Mahkemesince 2021/981 esasına kayden açılan dava ile ilgili olarak önce ‘işlemin yürütmesinin durdurulmasına’ ve sonra da ‘dava konusu işlemin iptaline’ karar verilmiştir.

Daha önce alınmış olan ÇED kararları ile Ceyport AŞ tarafından limanda (iptal kararını içermeyen alanlarda) faaliyet gösterilmeye devam edilmekte olup, Mahkeme kararının ifası için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğümüzce 07 Kasım 2022 tarihinde limanda yapılan denetim ile; liman kapasite artışına esas ÇED Olumlu kararına konu dolgu ve inşai faaliyetler durdurulmuştur. Ancak Mahkeme kararının tebliğ tarihinden itibaren Müdürlüğümüzce gerçekleştirilen denetimlerde, iptal edilen ÇED Olumlu kararına esas alanlar içerisinde çalışmalara devam edildiğinin tespit edilmesi üzerine yapılan faaliyet tekrar durdurularak aynı anda Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı’na da suç duyurusunda bulunulmuştur. Mahkeme kararıyla iptal edilen ÇED Kararına esas olan dolgu ve inşa faaliyetlerinin yapılıp yapılmadığı 22 Aralık 2022 tarihinden itibaren günlük olarak yapılan denetimler ile takip edilmektedir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur”

Tekirdağ’da Ceyport Limanı’na verilen ÇED kararının yürütmesi durduruldu: Telafisi imkansız zararlar verecek
Ceyport Limanı projesine suç duyurusu: Mahkeme kararına rağmen faaliyetler sürüyor
Ceyport Limanı’na verilen ÇED kararı iptal edildi: Ölçümler eksik, zararı belli değil…

Ne olmuştu?

Ceynak Grubu‘nun projesini mahkeme, çevre ve insan sağlığı üzerinde oluşacak zararların belirsiz olması ve depremsellik riski nedeniyle durdurmuştu.

Tekirdağ 1. İdare Mahkemesi, 21 Ekim’de Ceyport Limanı Kapasite Artış Projesi’ne verilen ÇED olumlu kararının hukuka ve mevzuata uygun olmadığına hükmetti. Mahkeme, proje kapsamında yapılacak işlemlerin çevreye, telafisi güç ve imkansız zararlar vereceğini belirerek, itiraz yolu kapalı olmak üzere dava sonuna kadar yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Ancak yürütmeyi durdurma kararı verilmesine rağmen, mühürlenen alanda dolgu faaliyetlerinin sürdürülmesi nedeniyle yeniden, altıncı kez suç duyurusunda bulunuldu.

Tekirdağ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürü Kaan Sinan Tohumcu, mahkeme kararına ilişkin mühürlenen alanlarda çalışma yapılması durumunda, gerekli işlemlerin yapılacağını belirtmişti. 

Ceyport yetkilileri ise konuya dair sosyal medyada sponsorlu reklam vererek şunları söylemişti:

“Şirketimiz, mahkemenin verdiği gerekçeli kararında belirtilen eksik hesaplamalar ile ilgili çalışmaları hızla tamamlayarak, ÇED başvurusunu tekrardan yapacaktır. Bu aşamada bahse konu bölgede herhangi bir deniz dolgu faaliyeti, yapılmayacak olup, ÇED Olumlu Kararı’nın alınmasına müteakip işletme sözleşmesinde yer alan zorunlu yatırımlar kapsamında yarım kalan Feribot/Yolcu İskelesi ve Araç Park Sahasını tamamlayarak Tekirdağ ve bölge halkının kullanımına sunacaktır.”