Ana Sayfa Blog Sayfa 526

Artan denizanası tehdidi nedeniyle Marmara’nın balıkları risk altında

Yaklaşık 550 milyon yıldır herhangi bir morfolojik değişim geçirmeden gezegendeki varlıklarını sürdüren ve hayatta kalma konusunda başarılı organizmalar olan denizanalarının, denizdeki sıcaklık ve tuzluluk gibi değişimlere tahammülleri yüksek.

Bilim insanları tarafından Marmara Denizi‘nde son 20 yılda 20-30 yeni denizanası türü tespit edildi ve bu denizanalarının besin rekabetine girdikleri balık popülasyonu üzerindeki olumsuz etkileri ortaya kondu.

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, denizlerdeki plastik kirliliğinin denizanalarının popülasyon artışının nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekerek “Plankton ve zooplankton ile beslendikleri için denizanaları için yoğun bir besin söz konusu. Baskı yaratabilecek canlılar da insan aktivitelerinin etkileriyle ekosistemden çekildi, rekabet edebileceği bir canlı bulunmuyor” dedi.

‣ Marmara’da denizanası istilası: Kirliliğin devam ettiğinin göstergesi

‘Tabağındaki denizanasını ye’

Denizanaları, besin açısından balıklarla rekabet halindeler ve ne kadar çok denizanası olursa balıkların pastadan aldığı pay o ölçüde düşüyor, ve balıklar besin azlığıyla karşı karşıya kalıyor.

Denizanalarının ayrıca balıkların yumurta ve larvaları üzerinden beslendiğine değinen Okyar, bu canlıların balıkları üreme yönünden de etkilediğini kaydederek “Denizdeki plankton üzerindeki baskınlığı, balık yumurta ve larvaları üzerinden beslenmesi, gelecekteki balık stoklarının oluşmasını engelliyor” diye konuştu:

Gelecekte çocuğunuza ‘Tabağındaki balığı ye’ yerine, ‘Tabağındaki denizanasını ye’ diyebilirsiniz. Denizanaları, değişen ekosisteme tahammül gösterebilen canlılar. Çok fazla sayıda üreyebiliyorlar, beslenme yelpazeleri geniş, özellikle vurdukları canlı grubu ne yazık ki balıklar.

‣ İzmit Körfezi alg patlaması nedeniyle kahverengiye büründü

‘Derin deşarjlar kaldırılmalı, ileri biyolojik arıtımlar kurulmalı’

Okyar, denizanalarının sadece Türkiye‘de değil tüm dünya denizlerinde artış eğilimi gösterdiğini kaydederek, “Japonya, Çin denizleri gibi son derece sorunlu bölgeler, Akdeniz‘de İsrail, Fransa, İspanya, İtalya, farklı denizanası türleriyle sıkıntı yaşayan ülkeler” dedi.

Denizanalarının popülasyon artışına çözüm bulmanın kolay olmadığını vurgulayan Okyar, şunları ekledi:

“Sadece bir-iki yılın birikimi değil, yıllarca biz Marmara Denizi‘ni acımasızca kullanmışız. Yerel yönetimler, bakanlıklar el ele vererek birlikte çalışmak durumundalar. Derin deşarjların kalkması lazım. İleri biyolojik arıtımların kurulması lazım. Gelecek stoku oluşturacak balığı denizde bırakmamız lazım.”

Varlık Fonu’nun Hatay’da ekokırım tehlikesi yaratan projesine ÇED onayı

Kahramanmaraş depremlerinden en fazla etkilenen kentlerin başında gelen Hatay’da Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) ekokırımı beraberinde getirecek milyarlarca liralık projesinde bir “sakınca” görülmedi.

Sayıştay’ın denetleyemediği ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığını yaptığı TVF, 2020’de TVF Rafineri ve Petrokimya isimli bir şirket kurdu. Şirket, Hatay’da “Doğu Akdeniz Petrokimya Tesisi” inşa etmek için 17 Temmuz 2022’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusu yaptı.

BirGün‘den İsmail Arı’nın aktardığına göre, bakanlık,  depremin ardından yerle bir olan kentte çevresel tahribata neden olacak proje için 29 Mart 2023 tarihinde “ÇED olumlu” kararı verdi. Bakanlığın, bir sakınca görmediği proje, Dörtyol ve Erzin ilçeleri arasında yer alan ve özel kumlu toprağıyla endemik türlere ev sahipliği yapan alana inşa edilecek.

Toplam 4 bin sayfalık ÇED raporu, 118 milyar TL harcanacak projenin çevreye vereceği zararları gözler önüne seriyor. Rapor, kaplumbağalardan kum zambaklarına kadar sayısız canlının yaşam alanının etkileneceğine işaret ediyor.

‣ Hatay’da 23 milyar TL’lik polipropilen tesisinde bilirkişi keşfi
Hatay

‘Kertenkeleler taşınmalı’

Raporda bugüne dek belirlenen tek yaşam alanı Burnaz Kumsalı olan ‘İskenderun Kertenkelesi’ ayrı şekilde değerlendirildi. Rapor bu konuda şu ifadelere yer verdi:

“Kertenkeleler taşınmalı. Bunun için aktivasyonun başladığı ancak üreme döneminin başlamadığı nisan-mayıs aylarında toplanmalı. Bu alana benzer ekolojik özelliklere sahip bir alana taşınmalı.”

ÇED raporunda tesisin getireceği sonuçlara ilişkin şu veriler yer aldı:

  • Tesis, ekim yapılan ve yüzde 85’i kamulaştırılan verimli tarım arazileri üzerine inşa edilecek.
  • Tesisin çevresindeki göletler, kuşların göç mevsiminde uğrak noktası.
  • Bölge kaplumbağalar için de önemli bir yaşam alanı. Yeniyurt Kumsalı’nda 34 deniz kaplumbağası aktivitesi tespit edildi. Ayrıca caretta carettalar için bir yuva. Yeşil kaplumbağa ile yumuşak kabuklu nil kaplumbağaları da bu alanı kullanıyor.
  • Ayrıca proje alanının 850 metre yakınında yerleşim alanları da yer alıyor.
  • Nesli tehlike altındaki kum zambakları da bu bölgede.
  • Endemik, soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan, nadir ve koruma statüleri ulusal ve uluslararası düzeyde yüksek olan kuş türleri de yakın çevrede. Dolayısıyla, proje alanı hassas bir alan özelliği taşıyor.
‣ Hatay/Erzin Polipropilen Tesisi Projesi: Tarım alanlarına ve denize kast etmek!

ÇED raporunda projenin gerekçesi ise şöyle açıklandı:

‘‘Petrokimya sanayi, petrol rafineri ürünleri ve doğal gazdan başlayarak plastik, lastik ve elyaf hammaddeleri ve diğer organik ara mallar üreten, ambalaj, elektronik, otomotiv ve tarım gibi diğer sektöre girdi sağlayan lokomotif bir sektör. Türkiye petrokimya alanında gelişme potansiyeline sahip.’’

‣ Madencilik faaliyetleri Varlık Fonu’na bağlanıyor

Hatay

Bilal Erdoğan’ın İmam Hatip Lisesi’nden arkadaşı şirketin başında

Proje, Hatay’ın Dörtyol ilçesine bağlı Yeniyurt ve Yeşilköy Mahalleleri ile Erzin ilçesine bağlı Yukarıburnaz, Turunçlu ve Mahmutlu Mahalleleri’ndeki birinci sınıf tarım arazileri üzerine inşa edilecek.

Toplam 9 milyon ton üretim kapasitesine sahip olacak tesis 78 ayda tamamlanacak. İşletme süresi ise 49 yıl. Çevre katliamına neden olacak olan projeyi yapacak olan TVF Rafineri ve Petrokimya Şirketi’nin yönetim kurulu başkanlığını Bilal Erdoğan’ın Kartal İmam Hatip Lisesi’nden arkadaşı olan ve aynı zamanda Türkiye Varlık Fonu Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Salim Arda Ermut yapıyor.

‣ Varlık Fonu’nun yeni Genel Müdürü Salim Arda Ermut

Şirketin yönetim kurulu başkan vekilliği görevini ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın danışmanı Ömer Demirhan yürütüyor.

ÇED raporunu hazırlayan firma Kanal İstanbul projesinin de raporuna imza atan Çınar Mühendislik Müşavirlik A.Ş. Firmanın sahibi Selahattin Hacıömeroğlu’nun, BOTAŞ davasında rüşvet suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezası aldığı orta çıkmıştı. Kararın Yargıtay tarafından bozulmasının ardından, davanın Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ettiği belirtilmişti.

Hollanda’da teneke kutularda satılan içeceklerden depozito alınacak

Hollanda’da çevre kirliliğini önlemek amacıyla teneke kutularda satılan içeceklerden depozito alınması uygulaması başladı. Kutu başına alınacak 15 cent depozito sayesinde her yıl milyonlarcasının çevreye atılmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.

İçecek üreticileri ve süpermarketlerin, pahalı ve karmaşık olacağı gerekçesiyle karşı çıktığı depozito uygulaması, hükümetin ısrarı sonucu 1 Nisan itibariyle yürürlüğe girdi. Yaklaşık beş bin süpermarkette boş teneke kutuları teslim noktaları oluşturuldu. Ayrıca akaryakıt ve tren istasyonları ile spor kulüpleri gibi yaklaşık 22 bin farklı noktada da teneke kutular iade edilebilecek.

Depozito, kirliliği yüzde 70 ila 90 azaltabilir 

BBC‘nin aktardığına göre, Çevre Merkezi’nden kamu yayıncısı NOS’a yapılan açıklamada, teneke içecek kutularının sık sık ekin biçme makinelerine takıldığı ve keskin parçalarının hayvanlara zarar verdiği vurgulandı.

Açıklamada, “Bu tür metal ambalajlar genellikle mürekkep içerir. Zararlı maddelerin çevreye yayılması böylece önlenecek” dendi. Depozito uygulamasının, teneke içecek kutularının oluşturduğu kirliliği yüzde 70 ila 90 oranında azaltması bekleniyor.

Barkod okunaklı olmayan ve ezilmiş kutular, geri alım makinaları tarafından kabul edilmeyecek. Bu nedenle tüketicilerin, içecek kutularını eğip bükmemeleri isteniyor.

Hollanda’da plastik içecek şişeleri için depozito uygulaması uzun süredir yürürlükte.

Finlandiya’da seçimin galibi sağ-popülistler

Finlandiya’da hafta sonu yapılan genel seçimlerinde, iktidar değişti. Başbakan Sanna Marin‘in partisi Sosyal Demokratlar oylarını yükseltmesine rağmen sandıktan üçüncü parti olarak çıktı. İktidardaki merkez sol koalisyonda yer alan Merkez Partisi, Sol İttifak ve Yeşiller de büyük kayıp yaşadı.

Seçimin galibi ise muhafazakâr ve popülist Ulusal Koalisyon Partisi oldu. Katılım oranının yüzde 71.9 olduğu seçimlerin resmi olmayan sonuçlarına göre, Petteri Orpo liderliğindeki parti, oyların yüzde 20,8’ini aldı. Riikka Purra liderliğindeki aşırı sağcı Gerçek Finler Partisi, yüzde 20,1 oranında oy topladı.  Marin’in Finlandiya Sosyal Demokrat Partisi ise yüzde 19,9’da kaldı.

Birinci olan partinin lideri olarak Orpo’nun hükümet kurmakla görevlendirilmesi bekleniyor.  Sonuçları kendileri adına “büyük bir zafer” olarak niteleyen Orpo, politikalarını hayata geçirmek için güçlü bir yetki aldıklarını söyleyerek “Finlandiya’nın bütün partilerle müzakere etme ve olası en güçlü çoğunluk hükümetini kurma yönündeki geleneğine güveniyorum” dedi.

Finlandiya’nın Türkiye ve Macaristan’ın da onay vermesiyle önümüzdeki günlerde NATO‘ya resmen üye olması bekleniyor.

Orpo zafer konuşmasında Ukrayna‘ya birlik mesajı verdi ve “Sizin yanınızdayız, sizinleyiz. Bu korkunç savaşı kabul edemeyiz.  Ukrayna halkına yardım etmek için ihtiyaç duyulan her şeyi yapacağız çünkü onlar bizim için savaşıyor. Bu açık” diye konuştu.  Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e de seslenen Orpo, “Ukrayna’dan çek git çünkü kaybedeceksin” dedi.

Marin: Demokrasi konuştu

Mevcut Başbakan Sanna Marin ise yenilgiyi kabul ettiği konuşmasında müzakereye yeşil ışık yaktı, ancak “ırkçı” olarak nitelediği Gerçek Finler Partisi’yle masaya oturmayacaklarını söyledi. Konuşmasında seçimi kazanan partileri tebrik ederken kendi partisinin oy oranındaki yükselişe de dikkat çeken Marin, “Bugün birinci olamasam bile, bu gerçekten iyi bir başarı” dedi: “Demokrasi konuştu, Finlandiya halkı oylarını verdi ve demokrasinin kutlanması harika bir şey. Bu sonuçlardan memnun olmak için sebeplerimiz var.”

finlandiya2.jpg

Aşırı sağcı ve göçmen karşıtı Gerçek Finler Partisi’nin lideri Purra ise ikinci olmaları hakkında “mükemmel bir sonuç” değerlendirmesini yaptı.

2019’da dünyanın en genç başbakanı olarak iktidara gelen ve bugün 37 yaşında olan Sanna Marin Avrupa’nın enerji krizinde olduğu bir dönemde, enflasyonun yükselişini engelleyememek ve ülkenin ekonomik direncini erozyona uğratmakla suçlanıyordu.  Marin, tamamı kadınların liderliğindeki beş partili koalisyona liderlik ediyordu.

 

IPCC Sentez Raporu’nun kısa bilimsel bireşimi

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 13 – 19 Mart 2023 tarihlerinde İsviçre‘nin Interlaken kentinde düzenlenen 58’inci oturumunda, IPCC Altıncı Değerlendirme Raporu (AR6) için İklim Değişikliği 2023 Sentez Raporu tamamlandı [1]. Başlıca sonuçlarıysa Politikacılar (Karar Vericiler) İçin Özet Raporu (SPM) [2] aracılığıyla COVID-19 pandemisinden başlayarak epeydir kendi derdine düşmüş olan Dünya’ya “geçmişteki raporlara oranla daha zayıf bir ilgi altında” tanıtıldı.

Yeni IPCC Sentez Raporu (SYR), iklim değişikliği, yaygın etkileri ve riskleri ile iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması ve uyuma ilişkin var olan güncel bilgileri bireştirmektedir. Gerçekte Sentez (Bireşim) Raporu, IPCC’nin 2021-2022’de tamamlanan Üç Çalışma Grubunun ve 2018-2019’da yayımlanan üç Özel Raporun katkılarına dayanan AR6’nın ana bulgularını bütünleştirmeyi hedeflemiş görünüyor.

Bu makalede, birlikte ele alındığı (bireştirildiği) için özlü bir anlatım sağlayan, IPCC İklim Değişikliği 2023 Bireşim Raporu Karar Vericiler İçin Özet Raporu’nun gerçekte oldukça ayrıntılı ve kapsayıcı olan sonuçlarının popüler bilim kapsamında çok kısa bir değerlendirmesinin yapılması amaçlanmıştır.

Sentez Raporu’nun ana çizgileri

Ana Sentez Raporu’nun Karar Vericiler İçin Özet Raporu, farklı zaman çerçevelerine göre düzenlenmiş üç bölüm halinde yapılandırılmıştır. Bunlar: A. Mevcut Durum ve Eğilimler, B. Gelecekteki İklim Değişikliği, Riskler ve Uzun Vadeli Tepkiler ve C. Yakın Vadeli Tepkiler.

Buna göre, birinci bölüm olan ‘Mevcut Durum ve Eğilimler’, tarihsel ve şimdiki dönemi kapsamaktadır. İkinci bölüm, ‘Uzun Vadeli İklim ve Kalkınma Gelecekleri’, 2100’e ve sonrasına kadar öngörülen gelecekleri ele alıyor. ‘Değişen İklimde Yakın Vadeli Tepkiler’ konulu son bölüm, var olan uluslararası politika zaman çerçevelerini ve bugün ile 2030-2040 arasındaki zaman aralığını ele alıyor. Bana göre de, Önceki IPCC Bireşim Raporu (IPCC AR5 SYR) için benimsenen yapıdan önemli ölçüde farklı olan bu tasarım, Çalışma Grupları arasında bütünleşen bütüncül bir çerçeve sağlayarak SYR’nin iklim değişikliğinin farklı yönlerini daha iyi kapsamasını sağlamış görünmektedir.

1.Mevcut Durum ve Eğilimler

Gözlenen Isınma ve Nedenleri başlığı altında, çeşitli insan etkinliklerinin, asıl olarak sera gazı salımları yoluyla, küresel yüzey sıcaklığını 2011–2020’de 1850–1900’ün 1.1°C üstüne çıkararak, tartışmasız bir şekilde küresel ısınmaya neden olduğu anlaşılıyor. Küresel sera gazı salımları, sürdürülemez enerji kullanımı, arazi kullanımı, arazi kullanımı değişikliği ve ormansızlaşma, bölgeler arasında, ülkeler arasında ve ülkeler içinde ve bireyler arasında yaşam tarzları ve tüketim ve üretim modellerinden kaynaklanan eşitsiz tarihsel ve sürmekte olan katkılarla artmaya devam etti.

Gözlenen Değişiklikler ve Etkiler değerlendirmesine göre, atmosfer, okyanus, kriyosfer ve biyosferde yaygın ve hızlı değişimler gerçekleşmiş durumda, İnsan kaynaklı iklim değişikliği, Dünya genelinde her bölgede aşırı hava koşullarını ve iklim değişikliğini şimdiden etkiliyor. Bu durum, yaygın olumsuz etkilere ve ilişkili kayıplara ve doğaya ve insanlara verilen zararlara yol açmıştır. Mevcut iklim değişikliğine tarihsel olarak en az katkıda bulunan hassas (kırılgan) topluluklar orantısız bir şekilde etkilenmektedir.

Uyumda Mevcut İlerleme ve Boşluklar ve Zorluklar, uyum planlaması ve uygulamasının, belgelenmiş yararlar ve değişen etkinlikle tüm sektörler ve bölgelerde ilerleme sergilemiş olduğunu açıklıyor. Ancak, sağlanan ilerlemeye karşın, uyum süreçlerinde hala uyum boşlukları vardır ve uyum boşlukları mevcut uygulama oranlarında artmayı sürdürecektir. Öte yandan, bazı ekosistemlerde ve bölgelerde uyumun katı ve yumuşak sınırlarına ulaşılmıştır. Bazı sektörlerde ve bölgelerdeyse uyumsuzluk yaşanıyor. Uyum için mevcut küresel finansman akışları, özellikle gelişmekte olan ülkelerde uyum seçenekleri için yetersiz olduğu için bu seçeneklerin uygulanmasını kısıtlamaktadır.

Mevcut Azaltmada İlerleme, Boşluk ve Zorluklar başlığı altında, iklim değişikliği savaşımını ele alan politikalar ve yasaların, AR5’ten bu yana sürekli olarak geliştiği mesajı veriliyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Paris Antlaşması kapsamında Ekim 2021’e kadar sunulan ulusal olarak belirlenmiş katkıların (NDC’ler) kapsadığı 2030’daki küresel sera gazı salımları, 21. yüzyılda ısınmanın 1.5°C’yi aşmasını olası kılıyor ve ısınmanın 2°C’nin altında sınırlandırılmasını (Paris Antlaşması küresel ısınma hedefleri) zorlaştırıyor. Uygulanan politikalardan öngörülen salımlar ile NDC’lerden kaynaklananlar arasında boşluklar var ve finansal akışlar, tüm sektörler ve bölgelerde iklim hedeflerini karşılamak için gereken düzeylerin altında kalmayı sürdürüyor.

1.B. Gelecekteki iklim değişikliği, riskler ve uzun vadeli yanıtlar

Gelecekteki İklim Değişikliği bireşimine göre, sera gazı salımlarındaki sürmekte olan artışlar, dikkate alınan senaryolar ve modellenen yollarda yakın vadede 1.5°C’ye ulaşma yönündeki en iyi kestirimle birlikte, artan küresel ısınmaya yol açacaktır. Küresel ısınmadaki her artış, çoklu ve eşzamanlı tehlikeleri yoğunlaştıracaktır. Sera gazı salımlarında derin, hızlı ve sürekli azaltımlar, yaklaşık yirmi yıl içinde küresel ısınmada fark edilir bir yavaşlamaya ve ayrıca birkaç yıl içinde atmosferik bileşimde fark edilir değişikliklere yol açacaktır.

IPCC, İklim Değişikliği Etkileri ve İklimle İlgili Riskler başlığı altında, gelecekteki herhangi bir küresel ısınma seviyesi için, iklimle ilgili birçok riskin AR5’te değerlendirilen risklerden daha yüksek olduğunu ve öngörülen uzun vadeli etkilerin, şu anda gözlemlenenden birkaç kat daha yüksek olduğunun altını çiziyor. İklim değişikliğinden kaynaklanan riskler ve öngörülen olumsuz etkiler ve bağlantılı kayıplar ve hasarlar, küresel ısınmadaki her artışla birlikte artmaktadır. İklimsel ve iklimsel olmayan riskler giderek daha fazla etkileşime girerek daha karmaşık ve yönetilmesi zor birleşik ve basamaklı riskler yaratacaktır.

Kaçınılmaz, Geri Dönülemez ya da Ani Değişikliklerin Olasılığı ve Riskleri değerlendirmesi, bize gelecekteki bazı değişikliklerin kaçınılmaz ve/ya da geri döndürülemez olacağını anımsatıyor. Bu ise, ancak derin, hızlı ve sürekli küresel sera gazı salımlarının azaltılmasıyla sınırlandırılabilir. Ani ve/ya da geri döndürülemez değişikliklerin olma olasılığı, daha yüksek küresel ısınma seviyeleri ile yükselecektir. Benzer şekilde, potansiyel olarak çok büyük olumsuz etkilerle ilişkili düşük oluşumlu sonuçların olasılığı, daha yüksek küresel ısınma seviyeleri ile artacaktır.

Daha Sıcak Bir Dünyada Uyum Seçenekleri ve Sınırları’nın bireşimi, bugün uygulanabilir ve etkili olan uyum seçeneklerinin, artan küresel ısınmayla birlikte kısıtlanacağını ve daha az etkili olacağını gösteriyor. Dahası, artan küresel ısınmayla birlikte kayıplar ve zararlar artacak ve insan ve doğal sistemler yeni uyum sınırlarına ulaşacaktır. Öte yandan, uyum eylemlerinin esnek, çok sektörlü, kapsayıcı, uzun vadeli planlanması ve uygulanmasıyla uyumsuzluk önlenebilir ve birçok sektöre ve sisteme ortak faydalar sağlanabilir.

IPCC’nin Karbon Bütçeleri ve Net Sıfır Salımlar ana mesajıysa, insan kaynaklı küresel ısınmayı sınırlamanın, net sıfır* CO2 salımı [*Net sıfır salım, insan kaynaklı sera gazı (örneğin, CO2 ya da metan, vb.) salımları ile iklim eylemi yoluyla atmosferden uzaklaştırılan/geri alınan sera gazı salımları arasında genel bir dengenin sağlanması] gerektirdiğinin altını bir kez daha kalın çizgilerle vurguluyor. Ancak, net sıfır CO2 salımına ulaşana kadar kümülatif karbon salımları ve bu on yıldaki sera gazı salımı azalma düzeyleri, küresel ısınmanın Paris Antlaşmasının 1.5°C ya da 2°C hedefleriyle sınırlandırılıp sınırlandırılamayacağını büyük ölçüde belirleyecektir. Dahası, mevcut fosil yakıt altyapısından ek azaltma olmaksızın öngörülen CO2 salımları, kalan karbon bütçesini 1.5°C (% 50) aşacaktır.

Sera Gazı Azaltım Yolları değerlendirmesi altında, genel olarak, sınırlı ya da sıfır aşımla küresel ısınmayı 1.5°C (> %50) ve ısınmayı 2°C (> %67) ile sınırlayan tüm küresel modellenmiş yollar, bu on yılda tüm sektörlerde hızlı ve derin ve çoğu durumda ani sera gazı salım azaltımlarını içerir. Bu yol kategorileri için küresel net sıfır CO2 salımlarına sırasıyla 2050’lerin başlarında ve 2070’lerin başlarında ulaşılacağı öngörülüyor.

Bir Isınma Seviyesini Aşmak ve Geri Dönmek! Küresel ısınma 1.5°C gibi belirli bir seviyeyi aşarsa, net negatif küresel CO2 salımları elde edilerek ve sürdürülerek aşamalı şekilde yeniden azaltılabilir. Bu, aşım olmayan yollara kıyasla daha fazla CO2 giderimi sağlanmasını gerektirecek ve daha fazla fizibilite ve sürdürülebilirlik endişelerine yol açacaktır. Aşma, insan ve doğal sistemler için tümü aşımın büyüklüğü ve süresiyle birlikte büyüyen, bazıları geri döndürülemez ve ek riskler içeren olumsuz etkileri beraberinde getirir.

1.C. Yakın vadedeki yanıtlar

Yakın Vadeli Bütüncül İklim Eyleminin Aciliyeti, iklim değişikliğinin, insan refahı ve gezegenimizin sağlığı için bir tehdit olduğunu gösteriyor. Öte yandan, herkes için yaşanabilir ve sürdürülebilir bir geleceği güvence altına almak için hızla kapanan bir fırsat penceresi vardır. İklim direngen kalkınma, herkes için sürdürülebilir kalkınmayı ilerletmek için iklim değişikliği savaşımını (ör. sera gazı salımlarını azaltmak, yutakları geliştirip artırmak, etkiyi en aza indirmek, vb.) ve uyumu bütünleştirir ve özellikle hassas bölgeler, sektörler ve gruplar için yeterli finansal kaynaklara gelişmiş erişim ve kapsayıcı yönetişim ve eşgüdümlü politikalar dahil olmak üzere artan uluslararası işbirliğiyle sağlanır. 2030’a kadarki 10 yılda bu kapsamda yapılan seçimler ve eylemlerin etkileri günümüzde ve gelecek binlerce yılda sürecektir.

Yakın Vadeli Eylemin Yararları’na bakıldığında, IPCC Bireşiminde, bu on yılda uyum eylemlerinin derin, hızlı ve sürekli iklim değişikliği mücadelesi ve hızlandırılmış uygulamasının, insanlar ve ekosistemler için öngörülen kayıp ve zararları azaltacağının ve özellikle hava kalitesi ve sağlık için birçok yan (eş) yarar sağlayacağının çok net bir biçimde vurgulandığı görülüyor. Geciken ya da ertelenen iklim değişikliği savaşım ve uyum eylemi, yüksek salımlı altyapıyı kilitler, âtıl varlık risklerini ve maliyet artışını artırmanın yanı sıra, fizibiliteyi azaltır, kayıpları ve zararları artırır. Yakın vadeli eylemlerse, yüksek ön yatırımları ve bir dizi kolaylaştırıcı politikayla hafifletilebilecek potansiyel olarak yıkıcı değişiklikleri içerir.

Sistemler Arasında İklim Değişikliği Mücadelesi ve Uyum Seçenekleri kapsamında, derin ve sürdürülebilir salım azaltımları elde etmek ve herkes için yaşanabilir ve sürdürülebilir bir geleceği güvence altına almak için, tüm sektörlerde ve sistemlerde hızlı ve geniş kapsamlı geçişlerin gerekli olduğu açıkça vurgulanıyor. Bu sistem geçişleri, geniş bir iklim değişikliği savaşım ve uyum seçenekleri portföyünün önemli ölçüde yükseltilmesini içerir. Savaşım ve uyum için uygulanabilir, etkili ve düşük maliyetli seçenekler, sistemler ve bölgeler arasındaki farklılıklar olmakla birlikte olasıdır.

Sürdürülebilir Kalkınma ile Sinerjiler ve Dengeler konulu bireşimse, iklim değişikliği savaşımı ve etkilerini hafifletme ve bunlara uyum sağlama konusundaki hızlandırılmış ve adil eylemlerin, sürdürülebilir kalkınma için kritik öneme sahip olduğunu açıklıyor. İklim değişikliği savaşımı ve uyum eylemleri, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKAlar) ile değiş tokuşlardan daha fazla sinerjiye sahiptir. Sinerjiler ve değiş tokuşlar, bağlama ve uygulamanın ölçeğine bağlıdır.

Hakkaniyet (Denkserlik) ve Kapsayıcılık bireşim çerçevesi, eşitliğe, iklim adaletine, sosyal adalete, kapsayıcılık ve adil geçiş süreçlerine öncelik vermenin, uyum sağlamayı ve iddialı (azimkar) savaşım eylemlerini ve iklim direngen kalkınmayı olanaklı yapabileceğini vurguluyor. Uyum çabalarının sonuçları, iklimsel tehlikelere karşı en yüksek hassasiyete sahip (en etkilenebilir) bölgelere ve insanlara artan destekle geliştirilmiştir. İklim uyumunu sosyal koruma programlarıyla bütünleştirmek direngenliği artırır. Sera gazı salım yoğun tüketimi azaltmak için, toplumsal refah için ortak yararlar sağlayan davranışsal ve yaşam tarzı değişiklikleri de dahil olmak üzere birçok seçenek mevcuttur.

Yönetişim ve Politikalar, denkserliği (hakkaniyet), iklim adaletini, sosyal adaleti, kapsayıcılık ve adil geçiş süreçlerine öncelik vermeyi, uyum sağlamayı ve iddialı azaltma eylemlerini ve iklime dirençli kalkınmayı içerir; bu politika, eylem ve öğelerini olanaklı kılabilir. Uyum sonuçları, iklimsel tehlikelere karşı en yüksek etkilenebilirliğe sahip bölgelere ve insanlara artan destekle geliştirilmiştir. İklim uyumunu sosyal koruma programlarına entegre etmek direngenliği artırır. Salım yoğun tüketimi azaltmak için, toplumsal refah için ortak yararlar sağlayan davranışsal ve yaşam tarzı değişiklikleri de dahil olmak üzere birçok seçenek vardır.

IPCC Bireşimine göre, Finans, Teknoloji ve Uluslararası İşbirliği, hızlandırılmış iklim eylemi için kritik kolaylaştırıcılardır. İklim hedeflerine (ör. Paris Antlaşması 1.5 °C ve 2 °C küresel sıcaklık hedeflerine) ulaşılacaksa, hem iklim değişikliği savaşımının hem de uyumun finansmanının kat kat artması gerekecektir. Küresel yatırım açıklarını kapatmak için yeterli küresel sermaye olmasına karşın, sermayeyi iklim eylemine yönlendirmenin önünde engeller olduğu görülüyor. Teknoloji yenilik sistemlerinin geliştirilmesi, teknolojilerin ve uygulamaların yaygın olarak benimsenmesini hızlandırmak için anahtardır. Uluslararası işbirliğini geliştirmek birden fazla kanaldan olanaklıdır.

Sonuç olarak, IPCC İklim Değişikliği 2023 Bireşim Raporu Karar Vericiler İçin Özet Raporu’nun, iklim, ekosistemler ve biyoçeşitlilik ile insan topluluklarının karşılıklı bağımlılığı, çeşitli bilgi biçimlerinin değeri, iklim eyleminde yer alan aktörlerin artan çeşitliliği ile iklim değişikliği savaşımı (Türkiye’de yanlış bir biçimde kullanıldığı şekilde yalnızca ‘azaltımı’ değil, “tüm sektörlerde sera gazı salımlarını azaltma, yutakları geliştirip artırma ve etkiyi en aza indirmeyi amaçlayan tüm insan etkinlik ve eylemlerini, vb.” içerir) ve iklim değişikliğine uyumun yaşamsal önemini bireştirerek, ekosistem sağlığı, insan refahı ve sürdürülebilir kalkınma arasındaki yakın bağlantıların varlığına işaret ettiği söylenebilir.

*

İnternet Kaynakları

[1] https://www.ipcc.ch/ar6-syr/; erişim, 20 Mart 2023.[2] https://report.ipcc.ch/ar6syr/pdf/IPCC_AR6_SYR_SPM.pdf; erişim, 20 Mart 2023.

Kadınlar 6284’ün tartışılmasına tepkili: Üzerimizden siyaset yapmayın, oy devşirmeyin

Yeniden Refah Partisi‘nin (YRP) Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile temaslarında “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”un kaldırılmasını talep etmesi, tepkiyle karşılandı.

Partiler, ittifakta anlaşsa da kanunun içeriği ve amacı, kamuoyunun en önemli gündem maddeleri arasında yerini aldı. Geçen günlerde Cumhur İttifakı‘na Hür Dava Partisi‘nin (HÜDA PAR) de katılmasıyla mevcut tartışma alevlendi.

Independent Türkçe‘den Lale Elmacıoğlu‘nun aktardığına göre, HÜDA PAR’ın Hizbullah bağlantılı olduğu iddiası, akıllara bir kez daha 1998’de kaçırılarak Konya‘da bir mezar evde 38 gün sorgulanıp domuz bağıyla öldürülen, kaybolduktan 555 gün sonra evin temeline gömülü halde bulunan Konca Kuriş‘i getirdi.

Konca Kuriş. Fotoğraf: Twitter

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık‘ın “Varlığının tartışmaya açılması dahi bizce kabul edilemez” şeklinde nitelediği 6284 sayılı kanunun siyasi pazarlık konusu haline gelmesine tepkiler büyüdü.

AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin de kanunla ilgili konuştuğunda hedef haline getirildiğini ve tehdit mesajları aldığını belirterek yalnız bırakıldığı iddiasında bulundu.

‘Kadın değerleri üzerinden siyaset yapmayın’

Birçok kadın, 14 Mayıs tarihinde gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri yaklaştıkça kadınların siyasi malzeme haline getirilmesine tepkili.

Kadın hakları savunucuları, yaşananları hem “üzücü” hem de “endişe verici” olarak nitelendirirken, toplumsal cinsiyet eşitliği ve yaşam tarzına saygı taleplerinden geri adım atmayacaklarını vurguluyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2009 senesinde Türkiye‘yi Nahide Opuz ve annesini maruz kaldıkları sistematik erkek şiddetine karşı korumayarak ayrımcılığa neden olduğu için mahkum etmişti. Bu karar aynı zamanda AİHM düzeyinde, bir devletin kadına yönelik şiddetle mücadele etme yükümlülüğünü vurgulayan ilk karar olmuştu. İstanbul Sözleşmesi bu karar üzerine inşa edilmiş, devletlere kadınları şiddetten korumanın yanı sıra şiddeti önlemek için de yükümlülükler tanımlamıştı. Fotoğraf: Twitter

‘AKP, siyasetini kadın ve din ekseni üzerine kurdu’

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü‘ye göre 6284 sayılı kanunu kaldırmak, kadınların sahadaki yaşam haklarını yok etmek anlamına geliyor.

AKP’nin değiştiği eleştirilerine katılmayan Güllü, AKP hep aynı çizgide olsa da başlarda asıl amacından farklı bir görüntü çizildiğini savunuyor.

İstanbul Sözleşmesi‘nden çekilme hamlesiyle gerçek yüzün net şekilde ortaya çıktığını savunan Güllü, “AKP, uzun yıllardır siyasetini kadın ve din ekseni üzerine kurdu ve 2011’den itibaren bu konudaki argümanlarını el yükselterek rahatsız edici boyuta getirdi. AKP değişmiyor aslında, hedefe ulaşmak için zaman zaman gömlek değiştiriyor. Hangi hedefe kitleniyorsa taleplere cevaz veriyor, tam zıttı noktaya gitmekten siyaset uğruna çekinmiyor” yorumunu yaptı.

Kadının birey olmaktan çıkarılarak aile kavramı adı altına sabitlenmeye çalışıldığını ileri süren Canan Güllü’ye göre bir kesim, kadınlar çalışmasın, kendi ayakları üzerinde durmasın, sosyal hayatta olmasın ve üreme üçgeninde kalsın istiyor.

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

Mevcut iktidara daha fazla yetki verildiğinde tarikat, cemaat ekseninde kalıp, şerri düzenin normlarının yerine getirilmeye çalışılacağı iddiasında da bulunan Güllü’ye göre İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanuna ilişkin yapılanlar, gerçek hedefin yolundaki sıra taşları.

Dolayısıyla 6284’ün gündeme getirilmesinin mevcut iktidardan beklenen bir hamle olduğu gerekçesiyle buna hiç şaşırmadıklarını kaydeden TKDF Başkanı Güllü, şöyle konuştu:

“‘Resmi nikah olmadan dini nikah olmaz’ maddesinin kaldırılması, infaz affıyla suçluların bırakılması ve bugün Danıştay savunmalarında argüman haline getirdikleri 6284 sayılı kanun, medeni gibi görünen, yapay tarikat İslamı’nı hayata geçirmeye yönelik hamleler, Yeniden Refah Partisi, HÜDA PAR gibi kadın konusunda yaşam hakkı gözetmeyen, insanları şiddet odağında bırakan zihniyetle yapılan pazarlık, kadınlar ve tüm insanlık için ürpertici bir görüntüdür.”

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü.

‘Tarikat ve cemaatlere verilecek hayatlarımız yok’

6284 sayılı kanunun özetle “Kadına kalkan el, benim nezdimde adaletle, hukukla kırılır” diyerek, devletin tüm kurumlarıyla kadının yaşam hakkının korunmaya çalışıldığını dile getiren Güllü, şiddet olduğunda kadın beyanının kabul edilmesinin şart olduğu görüşünde.

Evlerde kameranın olmadığını belirten Canan Güllü, “İş yerinde olsa da kuytu köşelerde şiddeti göremezsiniz. Bu nedenle kadın beyanı kabul edilir. Bunu tartışmaya açarak, siyasi masada pazarlık hale getirmek kadınları gözden çıkarmaktır” ifadelerini kullandı.

HÜDA PAR için “Hizbullah artığı” ifadesini kullanan Güllü, “Konca Kuriş, ‘sanal dinin sahte normlarını kabul etmediğini’ söylemişti. Bunun neresi yanlış. Ama öldürüldü. HÜDA PAR, parlamentoda neyi savunacak? Sanal dinin taciriyle yoldaşlık yapılıyor. Yol arkadaşı oldukları, yarın talimat verecek! Kirli pazarlığa el vermiş, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne güvenebilecek miyiz? 6284 pazarlığıyla aslında, canı istediğinde istediği yere direksiyon kıran görüntü verdi” şeklinde konuştu.

14 Mayıs’taki seçimlerde tüm kadınların demokratik haklarını kullanarak kendilerine yaşam hakkı tanıyan partilerin yanında olması çağrısı yapan Güllü, sözlerini “Yaşam haklarımıza sahip çıkacağız, tarikat ve cemaatlere verilecek hayatlarımız yok. Sadece kendi hayatlarımıza değil, önümüzdeki nesillere, çocuklara, torunlara, cumhuriyetin ikinci yüzyılında çağdaş ve demokratik Türkiye için herkese borcumuz var” diyerek noktaladı.

Fotoğraf: Dilara Açıkgöz / csgorselarsiv.org

‘Siyaset, kadın ve çocuklar üzerinden yürütülmemeli’

Avukat Semra Yıldız da 6284 sayılı kanun üzerinden geçen tartışmalara tepkili.

Kimi siyasetçilerin, içinde “kadın” geçen her şeye alerjileri olduğunu savunan Yıldız, İstanbul Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın bir gece kararname ile çekildiğini hatırlatarak, “Aralarında muhafazakâr kesimin önde gelen bazı kadın derneklerinin de bulunduğu çok sayıda kişi, kurum ve kadınlar; Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesine itiraz etmişti. Şimdi de 6284 sayılı kanunla ilgili tartışmalara başladılar” şeklinde konuştu.

Kadınlarla ilgili tartışmaların erkekler tarafından yapılmasını eleştiren Semra Yıldız, sözlerine şöyle devam etti:

“Elimizde kalan tek korunma kalkanımız 6284 sayılı yasayı yine kendi lehlerine dönüştürmek istiyorlar. Ya da en kötüsü tamamen kaldırmak istemekteler. Bu artık kadının ve çocuğun korunması adına bu temel bir yasadır ve asla siyasi malzeme haline getirilemez. İzin vermemeliyiz. Bu yasayı polemik malzemesi yapanlar ve bazı siyasi baskılarla, her türlü karar alma yetkisi olan cumhurbaşkanına gece kararnamesi yasayı kaldırmasına yönelik bir nevi siyasi baskıdır. Bu ortamda en çok korunmaya muhtaç olan kadın ve çocuklar üzerinden siyaset yürütülmesi, Türkiye’nin muasır medeniyetler seviyesinden ne kadar uzaklaştığının da göstergesidir. 6284 sayılı kanun, 8 Mart 2012’de kabul edilmiştir. Bu yasanın kabulünde de birçok sivil toplum örgütleri ile kadınların büyük bir payı vardır.”

Fotoğraf: Dilara Açıkgöz / csgorselarsiv.org

‘Kadın, siyasi bir mesele olmuş durumda’

Avukat Yıldız’a göre ilgili yasa kadın lehine hükümler içerse de uygulamada aksaklar yaşanıyor. Bu nedenle kadına karşı şiddet ve cinayetler katlanıyor.

Öncelikle “kadın” önyargısını kırarak, kanunların ve uygulamaların gelişimi üzerine yoğunlaşmak gerektiğini belirten Yıldız, toplumda “kadın meselesi”nin siyasi bir mesele olduğu eleştirisini yönelterek ekledi:

“Ancak bizim bu mevzularda ilerlememiz çağdaş medeniyetler seviyesine erişmemiz için daha çok yol kat etmemiz gerekir. Üzülerek söylemeliyim ki, haklarımız bir bir ellerimizden giderken oturup seyirci kalırsak, 1930’lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk sayesinde edindiğimiz temel hak ve özgürlükler seviyesini arar duruma düşebiliriz.”

Fotoğraf: Dilara Açıkgöz / csgorselarsiv.org

‘Tartışmalar, bir zihniyetin tezahürü’

6284 sayılı yasanın aile kavramının zedelediği yönündeki iddiaları çürüttüğünü ifade eden Semra Yıldız, söz konusu kanunun, şiddete uğrama ihtimali olan aile bireylerini ve hatta bu olasılık dahilindeki erkekleri de koruduğunu belirtti.

Yapılan tartışmaların bir zihniyetin tezahürü olduğunu savunan Yıldız, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Birçok kadın bu yasa nedeniyle öldürülmekten kurtuldu. Koruma ve uzaklaştırma kararlarıyla kadınlar çocukları ile güvenli bir yere sığındı. Bu itibarla bu yasanın kaldırılması ya da değiştirilmesi, kadınların bizzat evlerinin mutfaklarında ve çocuklarının gözünün önünde şiddete uğramaları ve daha da ötesi öldürülmeleri demek olur. Bu koruma yasası varken bile kadınlar ve çocuklar en güvenli hissettikleri evlerinde öldürülüyorlar. Aksi halde çok çok vahim bir tabloyla karşı karşıya kalırız.”

Mart enflasyonu ENAG’a göre yüzde 112,51 TÜİK’e göre yüzde 50,51

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart enflasyon rakamlarını açıkladı. Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yıllık bazda yüzde 50,51, aylık yüzde 2,29 arttı. Bir önceki yılın aralık ayına göre artış ise yüzde 12,52 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 70,20 olarak açıklandı.

Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre ise mart ayında yıllık enflasyon yüzde 112,51; aylık yüzde 5,08 yükseldi.

TÜİK’e göre yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ise yıllık yüzde 62,45, aylık yüzde 0,44 arttı.

TÜİK’in bugün açıkladığı yıllık enflasyon değişimini gösteren tablo ise şöyle:

Grafik: TÜİK
‣ Ekonomi nasıl düze çıkacak?

TÜİK’e göre bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, yüzde 70,73 ile lokanta ve oteller, yüzde 67,89 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 64,68 ile sağlık oldu.

enflasyon
Grafik: TÜİK
‣ Yıl sonu enflasyonu ENAG’a göre yüzde 137, TÜİK’e göre yüzde 64
‣ Yıllık enflasyon TÜİK’e göre yüzde 55,18 iken ENAG’a göre yüzde 126, 91

Aylık bazda en büyük yükseliş yaşayan gruplar ise yüzde 6,3 ile eğitim, yüzde 3,85 ile lokanta ve oteller, yüzde 3,84 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu.

enflasyon
Grafik: TÜİK

Hatay’da ekokırıma davetiye çıkaran moloz dökümüne karşı yaşam nöbeti!

Hatay Ekoloji Platformu, Kahramanmaraş merkezli depremlerde hasar gören yapılardan alınan molozların ayrıştırılmadan ve Yönetmeliğe uygun olmayan biçimlerde kaldırılmış olmasına ve sonrasında da tarım toprakları ve su kaynakları gibi noktalara bırakılıyor olmasına tepki gösterdi. Platform bugün yaşam nöbeti başlatacağını duyurdu.

“Depremde hasar görmüş yapılardaki, asbest ve benzeri tehlikeli kimyasal içeren imalatlar sökülüp uzaklaştırılmadan ve Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği’ne göre seçici yıkım yapılmadan ana yıkıma geçilmemelidir. Ayrıştırılanlar söz konusu içeriklerine göre detaylı ve özenli çalışma ile geri kazanılacak şekilde belirlenmiş depolara kaldırılmalı” ifadelerine yer verilen açıklamada bugün saat 14.00’da yapılacak eyleme tüm ekoloji, emek, meslek örgütlerini, deprem bölgesindeki yerel inisiyatiflerini çağırdı.

“Toprak, su ve hava teması olmamalı, şu an yapılan uygulamalar gibi açık alanlara özelliği ne olursa olsun yığılmamalı, atılmamalıdır. Her yıkıntıya toz olmasın diye su sıkılmamalıdır. Hem kimyasal yayılmasına hem değişik yeni kimyasalların oluşmasına ve bulaşmasına neden olabilir” taleplerinin dile getirildiği açıklamada bugün yapılan eylemlerin ileride birçok soruna neden olacağı vurgulandı:

“Acele olarak depolanan bu malzemelerde ileride kaçınılmaz olarak ortaya çıkabilecek yangınlar nedeniyle çok çeşitli ve kayıtlarda isimlendirilmemiş zehirli gazların yayılması hem hava su toprak kirliliğine, kısa sürede canlıların ölümüne bile neden olabilecektir.”

‣Malatya: Asbestli molozlar tarım alanlarına, meralara yığılıyor
‣Asbest kabusu: Kontrolsüzce doğaya bırakılan molozlar 11 ilde yaşamı tehdit ediyor
‣Malatya’da enkaz, köylerin ortasına dökülüyor: Asbeste maruz kalan köylüler yol kapattı

Yüzlerce aktivist iklim eyleminde siyasi partilere seslendi: İklimin şakası yok

Yüzlerce iklim aktivisti, yaklaşan seçimler dolayısıyla politika yapıcılara taleplerini dile getirmek üzere 1 Nisan’da İstanbul, Antalya, Denizli ve Edirne’de düzenledikleri eylemde bir araya geldi.

Genç İklim Hareketi adı altında bir araya gelen İklim Öncüleri, İklim için Türkiye (Fridays for Future), Türkiye İnsan Hakları Platformu, Greenpeace Akdeniz, İklim Değişmeden Değiş gruplarının temsilcileri, “Gençlerin tüm adaylardan ve siyasi partilerden talepleri net: Seçim vaatleri arasına depremler, iklim afetleri ve iklim krizi ile mücadele eylemlerini de eklemeleri” dedi.

6 Şubat’ta 11 ili sarsan ve binlerce can kaybına neden olan Kahramanmaraş depremlerinin, yıllardır bölgedeki deprem tehdidini gündeme getirmeye çalışan bilim insanlarına kulak verilmemesinden dolayı bu kadar büyük felaket yarattığına dikkat çeken aktivistler, “Bu afet sonrasında ülkece fark ettik ki; alanında uzman bilim insanları dinlenmediğinde, doğa olayları felakete dönüşüyor. Bilim insanları yıllardır iklim krizi ile ilgili uyarılarda bulunuyor, karar alıcılar ise bu ikazlara yine kulak vermiyor. Bizler, iklim krizinin da benzer bir felakete dönüşmesini engellemek istiyoruz. Bu sebeple tüm adaylar, siyasi partiler ve milletvekillerinden bilimi dinlemelerini istiyoruz: İklim afetleri ve ve depremle mücadeleyi seçim vaatleriniz arasına ekleyin” dedi.

Fotoğraf: Dilan Pamuk
‣ Türkiye’nin dört bir yanındaki aktivistler iklim için tek ses oldu

‘Gençlerin adayı olun’

Altı gençlik ekibi, Change.org/iklimvaatleri adresinde adayların iklim afetleri ve depremlere yönelik etkin politikalar oluşturmalarını ve iklim krizi ile mücadelede somut vaatler vermelerini talep eden bir imza kampanyası başlattı.

Bu talepler; deprem ve iklim afetlerine dirençli şehirler kurulmasını, Türkiye’de karbonsuz düzene geçişle ilgili bir eylem planı yapılmasını, en geç 2030’a kadar kömürden çıkılmasını, iklim kanunu süreçlerine gençlerin de dahil edilmesini ve süreçlerin şeffaf ilerlemesini, Türkiye’nin ulusal katkı beyanının iyileştirilmesini ve 2030’a kadar yüzde 35 mutlak emisyon azaltımı hedeflenmesini ve orman varlığının korunmasını de içeriyor.

İstanbul’da Müze Gazhane’de yapılan basın açıklamasında İklim Değişmeden Değiş ekibinden Dicle Naz Yazman, şunları söyledi:

Deprem felaketi hepimizi ama özellikle o deprem bölgesinde yaşayan canlıları çok ciddi bir şekilde etkiledi. İhmalkarlığın ne düzeyde felaketlere sebep olduğunu çok acı bir şekilde gördük. Her sabah dünden daha kötü habere uyanmaktan çok yorulduk. Biz, çocuklara ve gençlere söz hakkı verilmiyor. Bilim insanları dinlenmiyor. Bu böyle nereye kadar devam edecek? Her sabah deprem ve yangın haberlerine uyanmayı, ormanların yok oluşunu ya da Akbelen’de olduğu gibi topraklarımızın madenlere feda edilişini izlemeyi ve yerine bina dikilmesi için kesilen ağaçları konuşmayı istemiyoruz. Bizler sadece tüm canlılar için yaşanılabilir bir Dünya istiyoruz.

İklim için Türkiye ekibinden Enver Furkan Karaer ise2022’nin Kasım ayında gerçekleşen COP27 zirvesinde Türkiye, yine beklenen sera gazı emisyonu azaltım taahhüdünü vermedi. Artık bu, bilimin, yok sayılmasından da öte, bizlerle alay etmek demektir! 2021’de gerçekleşen COP 26’da, kömürün insan kaynaklı iklim krizinin başlıca sebebi olduğuna dikkat çekilmişti” diye konuştu. Karaer, şunları ekledi:

“Bunun üzerine COP27 zirvesinde 40’tan fazla ülke kömürden çıkış sözü verdi, fakat Türkiye’nin mevcut iklim planları arasında halen kömür kullanımının kısıtlanmasına dair bir söz bulunmuyor. Yenilenebilir enerji kaynakları konusunda Türkiye inanılmaz bir potansiyel taşırken halen Kazdağları’ndaki, Akbelen’deki madenler, Akkuyu’daki nükleer santral reva mı?”

‣ Genç iklim aktivistlerinden İstanbul’da eylem: COP26’da bizi yüzüstü bırakmayın

İklim Öncüleri ekibinden Damla Yiğit,Bir ormanın daha maden ocağına dönüştürülmesine, bir insanın daha yaşam hakkının elinden alınmasına, binlerce canlının daha orman yangınlarında can vermesine, bir bireyin daha ten renginden dolayı eşitsizliklere maruz kalmasına, bir canlı türünün daha yok oluşuna, geleceğimizin enkaz altında bırakılmasına daha ne kadar sessiz kalacağız?” diye sordu ve şunları kaydetti:

“Bir avuç insanın çıkarları uğruna elimizden giden gezegenimiz, yani geleceğimiz için daha ne kadar susacağız? Tüm bu yaşananlara, biz iklim aktivistlerinin “imdat” çağrısına ne zaman kulak verilecek? Tüm bunlara karşı altı gençlik ekibi olarak, Change.org’da, adayların iklim afetleri ve depremlere yönelik etkin politikalar oluşturmaları ve iklim krizi ile mücadelede somut vaatler vermelerini talep eden bir imza kampanyası başlattık. Kampanyamıza herkesin desteklerini bekliyoruz. Sesimizi duyun.

Eyleme, gençlerin yanı sıra yetişkin ve çocukların da aralarında bulunduğu her yaştan aktivist katıldı.

Fotoğraf: Dilan Pamuk

‘İklim krizi şaka değil, oyuna gelmez’

Genç İklim Aktivistleri grubundan Melisa Akkuş, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Artık iklimin değil sistemin değiştirilmesini istiyoruz ve bu yüzden de karar alıcılardan etkili, adaletli politikalar talep ediyoruz” dedi. Genç İklim Aktivistleri olarak uzun süredir iklim eylemleri düzenlediklerini aktaran Akkuş, “Bugün de burada iklim adaleti için bir araya geldik. Çünkü iklim adaletsizliği Türkiye’yi çok ciddi bir şekilde etkiliyor” diye ekledi.

İklim kriziyle mücadelenin artık ertelenmemesi gerektiğine vurgu yapan Akkuş, “Yarın artık çok geç oluyor iklim krizi için ve hemen bugün şimdi, yarına bırakılmadan, iklim kriz için etkili politikaların harekete geçilmesi ve uygulanması gerekli” ifadelerini kullandı.

‣ Türkiye’den İklim Öncüleri COY’da iklim krizini konuştu

Gençlerin iklim krizi nedeniyle gelecekleri konusunda endişeli olduğuna değinen Akkuş, şunları söyledi:

“Bugün 1 Nisan ve iklim aktivistleri olarak diyoruz ki; ‘İklim kızı şaka değil, bu konu şakaya gelmez, oyuna gelmez’. Lütfen artık iklim krizi için harekete geçin. Şu anda 18 yaşımdayım, 13 yaşımdan beri iklim kriziyle mücadele için sahadayım ve gerçekten bir gelecek göremiyorum. Çok çok belirsiz bir geleceğimiz var. Bu belirsizliği ortadan kaldırmak için elimizden ne geliyorsa, elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Bunun için de sürekli sahadayız, alanlardayız. İklim adaleti talep diyoruz. Ne istiyoruz? İklim adaleti. Ne zaman istiyoruz? Şimdi.”

‘Ailem olduğunda acı çekmeyelim istiyorum’

Genç iklim aktivisti Resul Hüseyinzade, adaylardan beklentilerine değinerek “İlk talebim bilimin ve hukukun üstünlüğünü dinlesinler. Çünkü her felaket bir bilim insanının dinlenmemesiyle başlar. Diğer isteklerim toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, tüm türlerin sosyal adaletle, adil ve eşit bir şekilde değerlendirilmesi, doğanın savunulması, afete direndi kentlerin oluşturulması ve en çok da gençlerin dinlenmesi, masaya, gençlerin dahil edilmesi, söz hakkı verilmesi” diye konuştu.

Hüseyinzade, sözlerini şöyle sürdürdü:

Buradayım çünkü biz yok oluştan önce son nesil olabiliriz. Günümüzün durumlarını, geçmişin şartlarını ve geleceğimizde olacak şeyleri değerlendirerek gezegenimizi savunmak ve korumak istiyoruz. Ben 2050’lerde, 2030’larda, 40’lı yaşlarıma geldiğimde, bir ailem olduğunda şu an yaşadığım şeylerin daha kötülerini yaşamak istemiyorum. Şu an yaşadıklarımız son olsun. Artık acı çekmeyelim, hiçbir çocuk acı çekmesin, hiçbir canlı iklim krizinden dolayı ölmesin. Yok oluşla sona ermeyelim. Buradayım, çünkü sesimi duyurmak istiyorum, çünkü gelecekte yaşamak istiyorum.

Fotoğraf: Dilan Pamuk

‘Konuşulan gelecek çok yakın’

İklim Öncüleri ekibinden Damla Yiğit, “Gencim ve benim geleceğim tehdit altında” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Konuşulurken hep gelecek için deniyor ama aslında bu gelecek çok yakın. Yani şu an bile biz iklim krizinin etkilerini yaşıyoruz. Dolayısıyla ileride buun yoğun etkilerini yaşayacağımdan endişeleniyorum. Bu yüzden buradayım. Bu yüzden sesimiz olmaya çalışıyorum. Bir aktivist olarak diğer gençlerin sesini, taleplerini burada anlatmaya çalışıyorum.”

Yiğit, adaylara seslenerek şunları aktardı:

“Yöneticilerden ilk olarak iklim acil durumunu ilan edilmesini, bunları kabul edip buna göre politikalar geliştirmesini bekliyorum. Bunun için onların vaatlerini dinlemek istiyorum. Bu konuşulmuyor. Bunun üzerine çalışacak, bizi dinleyen, bizim taleplerimizi duyacak ve iklim adaleti getirecek yöneticiler istiyoruz. ”

‘Zihniyet değişirse iklim üzerinde yansımaları olacak’

Genç İklim Hareketi’nden Hasan Basri Berker “Biz genç iklim aktivistleri olarak Türkiye’deki yerel STK’lar olarak ve gençlik örgütleri olarak 2030 hedeflerine ve Türkiye’nin iklime mücadelesine katkıda bulunmak istiyoruz. Bu süreçte gençlerin sesini bütün Türkiye’ye, bütün dünyaya duyurmak için buradayız” ifadelerini kullandı. Perker, şöyle devam etti:

Millet İttifakı‘nın 2300 maddelik Mutabakat Metni’nin Yeşil Mutabakat kısmını yazan ekipten biriyim. Altılı Masa’nın iktidara gelmesi durumunda bir zihniyet değişimi olacak. Bu durumda bunun iklim ve çevre, doğa, su yönetimi ve gençlere bakış açısı üzerinde de yansımaları olacağı için bu mücadelenin daha emin adımlarla yerine ulaşacağına inanıyorum.”

‘Çocuk aktivistlerin gezegeni kurtarmaya çalışması adil değil’

Nişasta bazlı atıklardan biyoplastik üreterek sürdürülebilirlik çalışmalarına desten veren bir girişimde yer alan bağımsız iklim aktivisti Büşra Köksal, “Ben aslında işimle çevre aktivisti oldum diyebilirim. Çünkü bu kadar fazla gerçeği görmek ve dünyanın büyük sistemlerde, üretim ve tüketimde yetersiz olduğuyla yüz yüze gelmek beni daha bilinçli olmaya ve dünya için çabalamayı itti” dedi.

“Biz burada bugünümüzün ve yarınımızın hakkını aramaya geldik. Aynı zamanda yetişkinlerin bozduğu bir dünyada çocuk aktivistlerin gezegeni kurtarmaya çalışmasını adil bulmuyorum” diyen Köksal, bir yetişkin olarak üzerine sorumluluk almak için eyleme katıldığını ifade etti ve “Iklim aktivistleriyle dünyamız ve gezegenimiz için elimizden gelen her şeyi yapacağız” sözü verdi. Köksal, şunları ekledi:

“Yakın bir zamanda büyük bir acı yaşadık depremle ilgili. Deprem tek bir afetti. Fakat iklim kriziyle afetlerin artmasını bekliyoruz ve bunlar belli bir noktadan sonra bir buçuk dereceden sonra önlenemeyecek. O yüzden bu acıları yaşamaya devam edebiliriz. Bu yüzden bilime aslında sırtımızı yaslayıp bu konuda önlem almak zorundayız. Biz aslında ekonomik refah ya da hak, hukuk, adalet gibi alanlarda hayatımızın iyileşeceğini düşünüyoruz. Yönetim değişebilir. Fakat iklim krizi belli bir noktadan sonra değişmeyebilir. O yüzden bu çözümü erkenden bulmalı ve uygulamaya başlamalıyız.”

‘İklim krizi endişelerimizi artırıyor’

Bağımsız iklim aktivisti Erkan Ceylan, “Bu stabilite bozulunca insanların gelecek kaygıları artıyor. İleride susuz kalacak mıyız? Aç kalacak mıyız? Gıda enflasyonu artacak mı?” diyerek iklim krizinin getirdiği koşullar nedeniyle insanların kaygılarının arttığını kaydetti.

Seçim sonrası kurulacak olan yönetimden başlıca beklentisinin tutarlılık olduğunu ifade eden Ceylan, “Mutabakat Metni’nde hem nükleer var hem yenilenebilir enerji var. Ben nükleerde tamamen karşı bir insan değilim fakat bunun nerelerde yapılacağı, nasıl yapılacağı, hangi liyakat, kadrolarla yapılıp yapılmayacağı buna uygun istihdam alanları oluşturup oluşturmayacağı net bir şekilde ifade edilmeli. Yeni yönetim kurulduktan sonra ilk 100 gün içerisinde bu adımlar atılmaya başlanmalı, yazılanlar metinlerde kalmamalı. Ben yeni yönetimden somut adımlar bekliyorum” diye konuştu.

Gençlik gruplarının konuya dair başlattığı imza kampanyasına change.org/iklimvaatleri adresi üzerinden ulaşılabilir.

Türkiye’nin iklim politikası: Hiç bir şey yapmamaktan laf üretmeye…

Türkiye’nin sera gazı emisyonlarının artışı hızlandı!

Bu da Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele için neredeyse hiçbir şey yapmadığını gösteriyor.

Gerçi son yayımlanan emisyon değerleri 2021 yılına, yani Paris Anlaşması’nın onaylanmasından, 2053 net sıfır hedefinin ilan edilmesinden ve yeni enerji stratejisinin hazırlanmasından önceye ait, ancak bu artış eğiliminin 2022’de değiştiğini sanmıyorum, hatta daha da artacaktır. Çünkü Türkiye henüz 1992’den beri sürdürdüğü iklim eylemsizliğini sadece kağıt üstünde bitirebildi ve hiçbir şey yapmamaktan, sadece laf üretmeye geçebildi. Yenilenebilir enerjinin artışı bile enerji dönüşümüne değil enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesine hizmet ediyor. Hâlâ daha “temiz kömür” zirveleri düzenleniyor. Enerji bürokrasisine yerli kömürcüler ve açıkça söylemeseler de iklim inkârcıları egemen. Yanlış ekonomi politikalarının da katkısıyla kömürün enerji üretimindeki payı giderek artıyor. Yani bu artış sürpriz değil.

Elektrik üretiminde kömürden vazgeçmemenin bedeli

Envanterle ilgili yapılan basın açıklamasına göre Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonları bir yıl önceye göre %7,7 ve karbondioksit emisyonları ise %9,6 artmış. Karbondioksit artış hızı daha önemli. Çünkü yanlış enerji, ulaşım ve ekonomi politikalarını gösteriyor. Metan ve nitröz oksit emisyonlarında ise artış yok. Zaten tarımdan kaynaklanan emisyonlarda %1,5 azalma var. Ancak bunun iklim değişikliği politikalarıyla bir ilgisi yok ve tarımsal üretimdeki daralmayla ilgili. Çünkü 2021’de bitkisel üretim (muhtemelen kuraklığa bağlı olarak) %10’un üzerinde azaldı. 2022’de ise tekrar eski düzeyine yaklaştı. Dolayısıyla gelecek yıl yayımlanacak 2022 envanterinde tarım emisyonları tekrar artacaktır.

Karbondioksit için de öncelikle elektrik üretimine bakmak gerekiyor. Shura Enerji Dönüşümü Merkezi’nin 2021 raporuna göre “Türkiye’de brüt elektrik talebi, 2020-2021 döneminde Covid-19 pandemisinin ekonomi üzerindeki yarattığı etkilerin azalmasıyla %7,5 seviyesinde yükselerek 329 TWh’e ulaştı. Son 5 yıllık dönemde (2016-2021), toplam elektrik talebi %18 oranında arttı.”

Türkiye’de karbondioksit emisyonlarının %85’i enerji sektöründen kaynaklanıyor. Tarım ve atıkların payı %1, yani emisyonların değişimi üzerinde bir etkileri yok. Enerji kaynaklı CO2 emisyonlarının %41’i elektrik üretiminden kaynaklanıyor. Her ne kadar birincil enerji arzında fosil yakıtların payı 2020’den 2021’e, %87’den %84’e (kömürün payı da %29’dan %26’ya) düşmüş ve yenilenebilir enerji arzı %13’ten %16’ya çıkmışsa da hem kuraklık nedeniyle hidroelektriğin payındaki %3 düşüş hem mutlak değerlerdeki artış hem de de enerji talebindeki artış nedeniyle bu oransal değişiklikler emisyonlardaki artışa engel olmamış görünüyor. Bu da karbondioksit emisyonların %10’a yakın artması olarak yansıyor. Zira Türkiye’de oransal azalmaya rağmen toplam kömür tüketiminde 2020’den 2021’e 10 milyon tonluk bir artış gerçekleşmiş (106 milyon tondan 116 milyon tona). Bu da emisyonlardaki artışı kısmen açıklıyor.

Dünya ortalamasını yakaladık, sırada AB var

Ulaşımın karbondioksit emisyonlarındaki payı ise %23. Türkiye’nin 2021’deki petrol tüketimi bir önceki yıla göre 82 bin varil artarak 860 bin varile çıkmış ve Covid 19 nedeniyle azalan tüketim 2019 seviyesine geri dönmüş. Doğalgaz tüketimi ise 2020’ye göre çok büyük oranda (%24) artmış ve 59,6 milyar metre küpe çıkmış. Yani hem ulaşımın (petrol) hem de doğalgazın (elektrik ve ısınma) CO2 emisyonlarının artışında büyük rolü var.

Sera gazı emisyonlarındaki artışın karbondioksit dışındaki ikinci sorumlusu ise F gazları (florlu gazlar). F gazları sanayiden (en çok da soğutma, metal sektörü ve elektronik aletlerin üretiminden) kaynaklanır. Envantere göre Türkiye’nin F gazları emisyonu %10,2 artarak 7,4 milyon tona çıkmış. Bu gazın toplam emisyonlardaki payı çok düşük olduğu için toplam emisyonlardaki artışı açıklamaz, ancak sanayiden kaynaklanan emisyonlardaki %10,6’lık artışın bir kısmını açıklayabilir. (Ancak bu artışın da büyük kısmı karbondioksit kaynaklı).

Türkiye en önemli florlu gaz olan HFC’lerin azaltılmasına ilişkin Montreal Protokolü’nün Kigali Değişikliği’ni onayladı. Ancak bu değişiklik 2021’de henüz yürürlüğe girmemişti. F gazlarının emisyonlardaki oranı az olsa da ısıtma potansiyeli karbnondioksitten daha yüksek. Türkiye’nin de AB’de olduğu gibi F gazlarını da azaltmaya başlaması gerektiği bu yılki envanterin mesajlarından biri olabilir.

Türkiye’de kişi başı sera gazı emisyonlarının 2021’de 6,7 tona çıkması da dünya ortalamasını yakaladığımızı gösteriyor. Türkiye zaten uzun süredir dünya ortalaması civarındaydı, ancak artık Hindistan, Pakistan gibi ülkelerin 3-4 katı kişi başı emisyonuyla iklim müzakerelerinde az gelişmiş ülke gibi davranmasının giderek zorlaştığını söylemek gerekir. AB’nin emisyonları azalmaya devam ettiği sürece Türkiye 2030’a kadar kişi başı emisyonlarda AB’yi de yakalayacaktır.

Sonuç olarak Türkiye yenilenebilir enerjinin artan payına rağmen ekonomik büyüme ve talep artışına bağlı olarak fosil yakıtların tüketimini artırıyor, bu da sera gazı emisyonlarındaki artışın devam etmesine neden oluyor. Türkiye’nin, enerji dönüşümünü doğru anlayarak yenilenebilir kaynaklara geçişin kaynak çeşitliliğini değil fosil yakıtları terk etmeyi hedeflemesi gerektiğini kavraması şart. Aksi takdirde 2053’te net sıfır hedefine ulaşmak imkânsız olacak.

Bu konu seçimden sonra en önemli meselelerimizden birisi haline gelebilir.