Gişe rekortmeni Barbie filminin yönetmeni Greta Gerwig önümüzdeki mayıs ayında 77. Cannes Film Festivali‘nde Jüri Başkanlığı görevini üstlenen ilk Amerikalı kadın yönetmen olarak, bir ilke imza atmaya hazırlanıyor.
Aynı zamanda aktör ve senarist olan 40 yaşındaki Gerwig, 2023 Altın Palmiye ödülünü kazanan Ruben Ostlund‘dan bayrağı devraldı.
Festivalden yapılan açıklamada, Gerwig’i ‘statükoyu’ sarsan ‘modern zamanların bir kahramanı’ olarak tanımlandı. Gerwig’in varlığının, 1966’da o zamanlar 31 yaşında olan Sophia Loren tarafından yönetildiğinden beri bu kadar genç bir başkanı olmayan Cannes’a ‘taze kan’ getireceği belirtiliyor. Gerwig ayrıca, 2018’de aktris Cate Blanchett‘ten bu yana, erkeklerin aşırı temsil edildiği bu prestijli pozisyonu üstlenen ilk kadın oldu.
Fotoğraf: Scott Garfitt / AP
2023, Greta Gerwig için rekorlarla dolu bir yıl oldu; dünya çapında hit olan Barbie ile bir kadın yönetmen için birçok ilki başardı ve temmuz ayında dünya çapında gişede bir milyar barajını aşan ilk kadın oldu.
Duyuruya ilişkin görüşlerini açıklayan Gerwig şunları söyledi:
‘’Filmleri seviyorum, onları yapmayı seviyorum, onlara gitmeyi seviyorum, onlar hakkında konuşmayı seviyorum. Bir sinefil olarak Cannes, filmlerin evrensel dilinin ne olabileceğinin her zaman zirvesi olmuştur. Cannes Film Festivali Jüri Başkanı olarak görev yapacağım için şaşkın, heyecanlı ve alçakgönüllüyüm. Hepimizi hangi yolculukların beklediğini görmek için sabırsızlanıyorum.’’
Gerwig, her şeyi fetheden plastik bebek serisi hakkında canlı bir feminist hiciv olan ‘Barbie ‘nin yanı sıra ‘Lady Bird‘ ve ‘Little Women‘ filmlerini de yönetti. Oscar adaylıkları da dahil olmak üzere birçok ödül kazanan sanatçı, sadece yetenekleriyle değil, aynı zamanda samimi ve etkileyici rolleriyle de sinema dünyasında kendine sağlam bir yer edinmiş durumda.
Tiyatro kökenli bir sanatçı olarak başlayan Gerwig, bugünlerde Netflix için “The Chronicles of Narnia” uyarlaması üzerinde çalışıyor.
77. Cannes Film Festivali 14 – 25 Mayıs 2024 tarihlerinde gerçekleştirilecek.
Dünyada deniz seviyesinin en hızlı yükseldiği yerlerden biri olan Meksika’nın Tabasco eyaletindeki El Bosque, giderek şiddetlenen kış fırtınalarının yol açtığı seller yüzünden yerle bir oldu. Fırtına ve sel, eskiden kumların üzerinde sıralanan evlerin yerinde beton yığınları ve bükülmüş metal çubuklar bıraktı.
AP‘nin aktardığına göre, evlerini terk etmek zorunda kalan bölge sakinleri hükümetten yardım bekliyor ve bedelini güçlükle karşılayabildikleri kiralık evlerde yaşıyorlar.
COP28 olarak bilinen BM iklim zirvesi nihayet bu ay, gelişmekte olan ülkelerin küresel ısınmayla başa çıkmalarına yardımcı olacak milyonlarca dolarlık bir kayıp ve zarar fonu üzerinde anlaşmaya vardı. Ancak, Meksika’nın ulusal petrol şirketi ile petrolün neden olduğu çevresel tehlike arasında kalan El Bosque halkı için çok geç olabilir.
Kasabanın girişindeki paslanmış bir tabelada iki yıl önce El Bosque’de 700’den fazla kişinin yaşadığı yazıyor. Şimdi ise sayıları bir düzineyi geçmiyor. Bu sayıların arasında kayıp bir topluluğun kalıntıları yatıyor.
Geriye kalan birkaç sağlam binadan biri olan eski, beton balıkçı kooperatifi ise; devasa, kasaya benzeyen buzdolapları, ailelerin geride bıraktığı eşyalar, resimler, mobilyalar için derme çatma bir depolama yeri haline geldi.
Fotoğraf: Felix Marquez/AP
Guadalupe Cobos hâlâ El Bosque’da yaşayan birkaç kişiden biri. Bir diyabet hastası olarak, her sel felaketinde elektriği kesildikten sonra insülini için bir soğutucu ayarlamak zorunda. AP‘ye konuşan bölge sakinlerinin denizle ilişkisinin ‘zehirli bir evlilik gibi’ olduğunu belirtiyor:
Mutlu olduğumda seni seviyorum, değil mi? Kızgın olduğumda ise sana verdiğim her şeyi geri alıyorum
Meksika’daki iç göçü araştıran bir koalisyon olan Belediye Başkanları Göç Konseyi‘ne göre, önümüzdeki otuz yıl içinde iklim değişikliği kaynaklı sel, kuraklık, fırtına ve toprak kaymaları nedeniyle sekiz milyon Meksikalı yerinden olacak.
Tabasco Juarez Devlet Üniversitesi‘nde ekoloji profesörü ve kıyı kırılganlığı araştırmacısı olan Lilia Gama‘ya göre, hızla yükselen su seviyelerinin yanı sıra, kış fırtınaları nedeniyle 2005’ten bu yana 500 metrenin üçte birinden fazla kıyı bölgesi kaybedildi.
Gama eski günlerde yaşananları “Bir poyraz geldiğinde bir ya da iki gün sürerdi. Gelgit gelirdi, biraz yükselirdi ve giderdi” diye anlatıyor.
Şimdi kış fırtınaları her seferinde daha da uzun sürerek, El Bosque’nin kalan az sayıdaki sakinini, yeterince erken tahliye olamadıkları takdirde evlerinde hapsediyor.
Isınan iklim, aşırı soğuk kutup havasına çarpıştıkça daha sık fırtınalar yaratıyor ve daha fazla nem tutabilen sıcak hava yüzünden fırtınalar daha uzun sürüyor.
Deniz seviyesindeki yükselme ve erozyon 20 yıldan kısa sürede topluluğun bulunduğu kıyı kesimini tamamen yutacak.
Kaynak: uydu görüntüleri / Google Earth
Yerel bilim insanları, bir sonraki güçlü fırtınanın El Bosque’u tamamen yok edebileceğini söylüyor. Bürokrasi ve finansman yetersizliği nedeniyle yavaşlayan taşınma işlemine ise daha aylar var.
1980’lerde El Bosque kurulurken, devlet petrol şirketi Pemex, Meksika Körfezi’nde bir arama çılgınlığına girişerek ham petrol üretimini üç katına çıkarmış ve Meksika’yı önemli bir uluslararası ihracatçı haline getirmişti.
Uluslararası toplum, ülkelerin iklim değişikliğinin başlıca nedeni olan fosil yakıt kullanımını azaltmaları için uğraş verirken, Meksika gelecek yıl en büyük petrol üreticisi eyaletinde, El Bosque’un sadece 50 mil (80 kilometre) batısında yeni bir rafineri açmayı planlıyor.
Birleşik Krallık Ulusal Oşinografi Merkezi ile New Orleans, Florida ve Kaliforniya‘daki üniversitelerden araştırmacıların mart ayında birlikte kaleme aldıkları bir çalışmaya göre, Meksika Körfezi’ndeki deniz seviyesi şimdiden küresel ortalamadan üç kat daha hızlı yükseliyor.
Dünyanın dört bir yanında, iklim krizinin sebep olduğu yükselen sularla benzer mücadeleleri sürdürmek zorunda kalan kıyı toplulukları ‘planlı geri çekilme’ olarak adlandırılan yöntemi uygulamaya başladılar. Quebec’in Gaspé yarımadasındaki yerel halk on yılı aşkın bir süredir kademeli olarak sahilden kaçıyor.
Geçen yıl Yeni Zelanda hükümeti, yakında daha yüksek bir yer araması gerekeceğini söylediği 70 bin evin bir kısmı için mali yardım sözü verdi.
İsrail’in Gazze’deki tünelleri suyla doldurma planının ardından, Filistinli uzmanlardan bir çevre felaketinin yaşanabileceği uyarısı geldi.
Filistinli Hidrologlar Grubu Müdürü Abdurrahman el-Temimi, AA muhabirine verdiği demeçte, İsrail’in Gazze’deki tünellere deniz suyu salmasının çevrede oluşturacağı hasara dair değerlendirmelerde bulundu. Temimi, bu planın Gazze’nin yeraltı su kaynaklarını daha da kirleteceğini, tuz birikmesi ve toprak çökmesine yol açarak binlerce evin yıkılmasına sebep olabileceğini belirtti.
Gazze’deki suların yüzde 99’u halihazırda içilmeyecek hale gelmiş durumda. Gazze’ye yönelik saldırılarda kullanılan patlayıcılar ve fosfor bombalarının toprak ve su kaynaklarını kirlettiğini, bu durumun insan sağlığı ve çevre üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu ifade eden Temimi, “İsrail’in bu planını uygulaması halinde Gazze Şeridi yaşanmaz bir bölge haline gelebilir ve bu çevre felaketinin etkilerinden kurtulmak 100 yıl sürebilir” dedi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, 2009 yılında İsrail’in Gazze’ye yaptığı 22 günlük saldırıda uluslararası hukuku ihlal eden biçimde ABD yapımı beyaz fosfor mühimmatı kullandığını rapor etmişti. 2013’te İsrail ordusu, beyaz fosfor yerine gaz bazlı sis mermileri kullanmaya geçiş yapacağını duyurarak, savaş alanlarında beyaz fosfor kullanımını sonlandıracağına dair taahhütte bulunmuştu.
Ancak Savaş Bölgesi İzleme Grubu ACLED tarafından toplanan verilere göre İsrail, son iki ay içerisinde Lübnan’ın sınır bölgelerinde beyaz fosfor içeren mühimmatı 60 defadan fazla kullandı. Lübnan Başbakanı Najib Mikati, 2 Aralık’ta yaptığı açıklamada İsrail’in mühimmat kullanımının sivillerin ölümüne, binlerce zeytin ağacına ve 5 milyon metrekarelik orman ile tarım arazilerine geri dönüşü olmayan zararlar verildiğini belirtti.
Uluslararası tepkiler belli belirsiz
The Wall Street Journal‘ın haberine göre, ABD’li yetkililer, İsrail’in Gazze’deki “Hamas tünelleri”ne deniz suyu pompalama planını hayata geçirdiğini iddia etti.
Bu planın yedi ayrı pompa sistemiyle gerçekleştirileceği belirtildi. İsrail ordusunun esirlerin bulunduğu tünellere su pompalama planına karşı tepkilerin yanı sıra, ABD Başkanı Joe Biden‘ın bu durumla ilgili kesin bir bilgi sahibi olmadığını açıklaması dikkat çekti.
Sadece su değil, enerji krizi de Gazze’yi tehdit ediyor
Öte yandan Gazze Belediyeler Birliği Başkanı Yahya es-Serrac, İsrail’in saldırıları ve elektrik krizi nedeniyle de Gazze’de yaşanabilecek sağlık ve çevre felaketi konusunda uyarılarda bulundu. Gazze’de su, kanalizasyon ve çöp toplama gibi temel hizmetlerin elektrik ve yakıt eksikliği nedeniyle aksadığını belirterek, uluslararası camiaya acil müdahale çağrısında bulundu. Gazze’de evlerin yüzde 80’ine su verilemediğine ve İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant‘ın Gazze’ye tam abluka uygulayacaklarını açıkladığına dikkat çekti.
Uzmanlar Gazze Şeridi’ndeki bu gelişmelerin, bölgenin ekolojik dengesi üzerinde ciddi etkiler yarattığının altını çiziyor. Yeraltı su kaynaklarının kirletilmesi, tarım arazilerinin tuzlanması ve toprak çökmesi gibi sorunlar, Gazze’nin ekosistemini ve doğal kaynaklarını tehdit ediyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, bakanlığının bütçe görüşmelerinde yaz/kış saati uygulamasına dair tartışmada, yaz saati uygulamasının yıl boyunca uygulanmasının daha faydalı olacağını, mevcut uygulamanın değişmeyeceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın damadı Berat Albayrak‘ın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yaptığı 2016 yılında alınan kararıyla Türkiye, sürekli yaz saati uygulamasına geçmişti.
Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararına karşın 23 Ekim 2017 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla yaz saati uygulamasının 28 Ekim 2018’e kadar yıl boyunca devamına karar verildi. 2 Ekim 2018 tarihinde ise Resmi Gazete’de yayımlanan kararla yaz saati uygulaması kalıcı hale geldi.
Bakanlıkların 2024 bütçe görüşmesinde konu tekrar gündeme geldi.
‘Herkes sayenizde depresyona girdi’
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Keziban Konukcu Kok uygulamayı eleştirerek, “Başımızda yaz saati uygulaması gibi bir bela var. Emekçiler sabah işe giderken güvenlik kaygısı yaşıyor. Uygulamanın tek kazananı da elektrik üretim ve dağıtım şirketleri oluyor, şirketler karlarına kar katsın diye maalesef uygulama devam ediyor” dedi.
CHPAnkara Milletvekili Deniz Demir de “Sayenizde toplumda ‘gün yüzü görmeyen insanlar’ diye bir kavram oluştu. Gelin, bu inadınızdan vazgeçin, kendi ellerimizle depresif, mutsuz bir toplum yaratmayalım” dedi: .
Herkes sayenizde depresyona girdi. Bu uygulamanın tasarruf sağlamadığı açık ve son derece anlamsız olduğu ortaya çıkmışken neden kimse konuşmuyor? Tasarruf yerine tüketim oluyor, faturalara yansıyor. Sayenizde toplumda, ‘gün yüzü görmeyen insanlar’ diye bir kavram oluştu. İnsanlar karanlıkta uyanıyor, karanlıkta evlerine dönüyor; yazıklar olsun. Gelin, bu inadınızdan vazgeçin, kendi ellerimizle depresif, mutsuz bir toplum yaratmayalım.”
Bayraktar’dan savunma: Batı ile uyumlu olmak için yapılmış
Eleştirilere yanıt veren Bakan Bayraktar, kalıcı saat uygulamasına devam edeceklerini belirterek eleştirilere şu yanıtı verdi:
“Türkiye’de 1940 yılında yaz saati uygulamasının Avrupa ile aynı tarihlerde yapılmasına karar verilmiş. 1962-1972 arasında Türkiye’de aralıklı olarak bugünkü gibi yaz saati uygulaması yapılmış. 1978-1984 arasında ise sürekli yaz saati uygulanmasına geçilmiş. 1984’ten sonra da Batı ile daha uyumlu olabilmek için yaz saati uygulaması değiştirilmiş.Biz 20 Kasım 2015’te İstanbul Teknik Üniversitesi ile bir protokol kapsamında yaz saati uygulamasının enerji verimliliğine etkisini araştırmışız. Burada 11 kişilik bir akademisyen heyeti var. Bu heyetin içinde psikoloji danışmanlık ve rehberlik bölümü uzmanları, sosyologlar ve diğer teknik arkadaşlar var… İstanbul’da güneş saat 8.20’de ağarıyor, Paris’te saat 8.34’te, Berlin‘de yine saat 8.30’da. Oralarda hiçbir problem olmuyor, bizde neden problem oluyor anlamakta güçlük çekiyorum.”
Dünya genelinde ekim ayında kış saati uygulamasına geçilerek saatler 1 saat geri alınıyor. Gün ışığından daha fazla yararlanma hedefinde olan yaz ve kış saati uygulamaları Türkiye’de 2016 yılından beri uygulanmıyor.
Sosyal medya platformu Ekşi Sözlük’e, bir kez daha erişim engeli getirildi. Gerekçe ise “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması”…
Ekşi Sözlük’e 25 Şubat’ta da aynı gerekçeyle erişim engeli getirilmiş, itiraz sonrası karar mahkeme tarafından kaldırılmıştı. İtiraz sonrası sözlük açılamadan kapanınca sitenin taşındığı “eksisozluk2023.com” alan adı da 13 Mayıs’ta erişime engellendi. Ardından açılan “http://eksisozluk1923.com” hesabı da kapatıldı.
Son erişim engeli kararını da yine Engelliweb duyurdu.
Ekşisözlük: Yetkililerden bilgi almaya çalışıyoruz
Ekşisözlük’ün sosyal medya hesabından mahkeme kararıyla ilgili yapılan açıklamada, “Ayrıntısı hakkında bilgi sahibi değiliz, yetkililerden bilgi almaya çalışıyoruz. Bilgi aldıkça paylaşacağız” denildi ve takipçilere yeni bir alan verildi.
Ekşi Sözlük’e ait alan adlarına daha önce uygulanan erişim engellemeler şöyle:
21 Şubat 2023: eksisozluk.com alan adı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun 21 Şubat 2023 tarih ve 490.05.01.2023.-100029 sayılı kararıyla erişime engellendi.
22 Şubat 2023: BTK tarafından uygulanan erişim engeli, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle, Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 22 Şubat 2023 tarihli ve 2023/1532 sayılı kararıyla onaylandı.
2 Mart 2023: Yapılan itiraz sonrasında Ekşi Sözlük’ün engeli, Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 2 Mart 2023 tarihli ve 2023/1532 sayılı ek kararıyla kaldırıldı.
2 Mart 2023: Erişim engeli kaldırma kararına yapılan itiraz sonrasında, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2 Mart 2023 tarihli ve 2023/2003 sayılı kararıyla tekrar erişime engellendi.
13 Mayıs 2023: eksisozluk2023.com alan adı, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle, Ankara 6. Sulh Ceza Hakimliğinin 13 Mayıs 2023 tarihli ve 2023/4391 sayılı kararıyla erişime engellendi.
15 Mayıs 2023: eksisozluk42.com alan adı ise millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle, Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliğinin 15 Mayıs 2023 tarihli ve 2023/4475 sayılı kararıyla erişime engellendi.
Dubai‘de 13 Aralık’ta sona eren COP28 İklim Zirvesi, fosil yakıt çağının bittiğine dair açık bir sinyal vermesi nedeniyle “tarihi” bir zirve olarak önem taşıyor. Türkiye ise iklim kriziyle güçlü bir şekilde mücadele etmek için hazırlanan yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği taahhüdü dahil birçok deklarasyona imza atmadı.
Karar metninde fosil yakıtlara açıkça değinen ilk zirve niteliğindeki COP28’de, ülkelere zayıf bir ifadeyle de olsa enerji sistemlerinde fosil yakıtların kullanımından uzaklaşmaları çağrısında bulunuldu. Bu zirvenin bir diğer olumlu yönü de küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi devrimi öncesine göre 1,5 derecede sınırlandırmaya ilişkin küresel hedefi netleştirmesi oldu. Diğer yandan, karar metninde finansman eksikliği ve çözümü öteleyen nükleer, karbon depolama, geçiş yakıtı gibi yanlış çözüm önerilerinin yer alması fosil yakıtlardan tam anlamıyla uzaklaşmanın önünde engel teşkil ediyor.
Türkiye ‘yok gibi’
Türkiye ise iklim değişikliği kaynaklı afetler için oluşturulan Kayıp Zarar Fonu’ndan yararlanmak istediğini belirtti. Öte yandan dünyanın en gelişmiş 20 ülkesi (G20) arasında bulunan Türkiye, dünyada en çok sera gazı salan 15. ülke ve ulusal sera gazı emisyonlarını 2030’a kadar yüzde 30’dan fazla artırmayı öngören iklim hedefini henüz güncellemedi. Mısır’da geçen sene düzenlenen 27. İklim Zirvesi’nde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Sekreteryasına sunulan Ulusal Katkı Beyanı’nda (NDC, Nationally Determined Contribution) Türkiye iklim iklim hedefini güncellemiş; 2030’a kadar artıştan yüzde 41 azaltım hedeflediğini ve iklim eylemleri ile emisyonlarını 700 MtCO2e ile sınırlayacağını açıklamıştı. Bu artıştan azaltım hedefi, aslında emisyonların 2030’a kadar %30’dan fazla artması anlamına geliyor.
COP28 kararına göre tarafların Paris Anlaşması’na uygun şekilde 2030 ulusal iklim hedeflerini 2024 yılının sonuna kadar güncellemesi gerekiyor. 2053 yılında net sıfır emisyonlu ülke olma vizyonu bulunan Türkiye sera gazı emisyonlarını bir an önce azaltmaya başlamalı ve 2030 yılına kadar, 2020 yılına kıyasla en az yüzde 35 mutlak emisyon azaltımı hedeflemeli.
Mutlak azaltım, güncel emisyon miktarından azaltım hedeflemek anlamına geliyor. Sivil toplumun hesaplamasında 2020 sera gazı emisyon düzeyi referans alınıyor: 523,9 MtCO2e. Bilimsel çalışmalar 2053 net sıfır vizyonunu planlı ve daha az maliyetle gerçekleştirebilmesi için Türkiye’nin emisyonlarının 2030 yılında kadar 340 MtCO2e düzeyine inmesi gerektiğini yani yüzde 35 mutlak azaltım yapması gerektiğini gösteriyor.
COP28’de çok sayıda ülkenin imza attığı ancak Türkiye’nin yer almadığı çok sayıda girişim bulunuyor:
Küresel Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Taahhüdü: 130 ülke, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerjiyi 3’e, enerji verimliliği çalışmalarının hızını 2’ye katlama sözü verdi.
Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Adil Geçiş ve İklim Eylemi Ortaklığı: 76 ülke, toplumsal cinsiyete duyarlı bir iklim adaleti bildirisi açıkladı.
İklim, Yardım, Toparlanma ve Barış Bildirisi: 80 ülke, iklim değişikliğine uyumu ve dirençliliği artırmaya yönelik bir işbirliği çağrısı yaptı.
Küresel Soğutma Taahhüdü: 66 ülke, 2050 yılına kadar tüm sektörlerde soğutma teknolojilerinden kaynaklanan emisyonları 2022 seviyelerine göre küresel olarak en az %68 oranında azaltmayı amaçlıyor.
Hidrojen Bildirisi: 37 ülke küresel yenilenebilir ve düşük karbonlu hidrojen piyasasının ve sertifikasyon programlarının geliştirilmesini amaçlıyor.
Küresel İklim Finansmanı Çerçevesine İlişkin Liderler Bildirisi: Küresel finansmanı iddialı bir iklim eylemine uygun hale gelecek şekilde dönüştürmeyi hedefliyor.
Kömür Sonrası Enerji İttifakı (PPCA): 2017’de kurulan ittifaka7 ülke daha katılarak kömürden çıkma taahhüdü verdi; Polonya, Bulgaristan, Malta ve Romanya ile birlikte Türkiye ittifaka katılmayan 5 Avrupa ülkesinden biri oldu.
İklim, Doğa ve Toplum Bildirisi: 18 ülke, ulusal iklim, biyoçeşitlilik ve arazi restorasyon plan ve stratejilerinin entegre şekilde planlanması ve uygulanması için ortak çalışma kararını açıkladı.
Uyum Finansmanı Konusunda Azim Koalisyonu: 13 ülkenin kurduğu koalisyon, uyum finansmanına erişimin kolaylaştırılması ve tüm uyum finansmanı kaynaklarının artırılması konularında birlikte çalışacağını açıkladı.
İklim ve Sağlık Bildirisi: 143 ülke, ilk kez iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerini ele alacak sistemler kurmak için söz verdi.
Sürdürülebilir Tarım, Dirençli Gıda Sistemleri ve İklim Eylemi Bildirisi: 158 ülke, gıda üretimini ve üreticileri iklim değişikliğinin etkilerine karşı korumaya söz verdi.
İklim Eylemi için Yüksek Hedefli Çok Düzeyli Ortaklıklar Koalisyonu (CHAMP): 65 ülke, iklim stratejilerinin planlanması, finansmanı, uygulanması ve izlenmesinde yerel yönetimlerle ve belediyelerle işbirliği yapılmasını amaçlıyor.
Sabuncu: Kömürden çıkış ve adil geçiş
İklim uzmanları COP28’in sonuçları ve Türkiye’nin zirve performansıyla ilgili şu değerlendirmeleri yaptı:
Tanyeli Behiç Sabuncu (WWF-Türkiye İklim ve Enerji Programı Müdürü): ‘‘Zirveden çıkan karar metninde bugüne kadar ilk defa sorunun kökenine yani fosil yakıtlardan uzaklaşmaya yönelik bir çağrı yapılmış olması iklim kriziyle mücadele sürecinde bir dönüm noktasına işaret ediyor. Kararda ayrıca, iklim krizi ve doğa koruma arasındaki doğrudan ilişkiye dikkat çekilerek 2030 yılına kadar ormansızlaşmanın önüne geçilmesi gerektiği yanı sıra, diğer karasal ve denizel ekosistemlerin bütünlüğünün korunmasının önemi vurgulanıyor. Bu noktada, Türkiye’nin iklim hedeflerini ve politikasını daha bütüncül bir yaklaşımla gözden geçirip kömürden çıkış önceliğiyle adil enerji dönüşümünü ve korunan alanların artırılmasını iklim hedefinin bir parçası haline getirmesi gerekiyor.”
Bengisu Özenç (Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği Direktörü): ‘‘Türkiye’nin özellikle küresel yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği hedeflerine yönelik çekimserliği şaşırtıcı. Bildiğiniz gibi 2022 yılı sonunda açıklanan Ulusal Enerji Planındaki yenilenebilir kapasite hedefleri yalnızca beş yıl önce açıklanan Milli Enerji ve Maden Politikası hedeflerinin çok üzerinde. Güneş kapasitesinde 3 kat, rüzgar kapasitesinde 1,5 kat daha yüksek kurulum hedefleyen Türkiye COP sürecinde küresel iklim politikalarının ilerlemeci alanlarında daha yapıcı bir pozisyon almalıydı. Bu, ülkemiz adına ne yazık ki kaçırılmış önemli bir fırsat.’’
Ümit Şahin (İstanbul Politikalar Merkezi İklim Çalışmaları Koordinatörü): ‘‘Zayıf bir fosil yakıtlardan uzaklaşma ifadesinin karara girmiş olması zafer sayılmaz. Bizi en aza razı ediyorlar. Türkiye’nin ise fosil yakıt üreticisi olmayan, fosil yakıt ithalatı nedeniyle ciddi cari açık veren, ekonomik kayba uğrayan, üstelik yenilenebilir enerji kaynakları bu kadar zengin bir ülke olarak, fosil yakıtlardan kademeli çıkış kararını ilk desteklemesi gereken ülkeydi. Fosil yakıtlara karşı olmak Türkiye’nin mevcut ve tarihsel sorumluluklarına da uygun olurdu. Ama Türkiye maalesef bu konuda çekingen ve olumsuz bir tavır sergiledi. Mevcut yetersiz ulusal katkı beyanına uymuyor diye küresel ve uzun vadeli bir hedefe karşı görüntü vermek doğru bir müzakere anlayışı değil.’’
İmzacılar:
Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA)
Yeşil Düşünce Derneği
İstanbul Politikalar Merkezi
WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)
Greenpeace Akdeniz
İklim Öncüleri
Fosil Yakıtların Ötesi (Beyond Fossil Fuels)
Avrupa İklim Eylem Ağı
COP 28 öncesinde sivil toplum kuruluşları tarafından change.org’da başlatılan ‘‘Türkiye’nin iklim hedefi yenilensin, ekonomi güçlensin!’’ imza kampanyasına ulaşmak için: change.org/2030iklimhedefi
Erzincan İliç‘te işlettiği madende meydana gelen siyanür sızıntısına rağmen ruhsatı iptal edilmeyen Kanadalı AnagoldMadencilik şirketinin vergi borcunun da silindiği, şirketin yüzde 80 ortağı olan Kanadalı altın madeni şirketi SSR Mining‘in bilançosunda ortaya çıktı.
Dokuz aylık konsolide verilerine göre SSR’nin bu yıl Türkiye’de silinen vergi borcu 7,2 milyon dolar, yani bugünkü kur değeriyle yaklaşık 209 milyon TL.
Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreçleriyle ilgili iptal davalarının devam ettiği Çöpler Kompleks Madeni‘ni işleten Anagold’un yüzde 20 ortağı ise Çalık Grubu.
DW Türkçe‘den Pelin Ünker‘in haberine göre, üçüncü çeyrek finansal raporunda SSR Mining’in Türkiye’de önceki dönemlerden kalan 8,6 milyon dolarlık vergi borcu bulunuyordu. Şirket, 12 Mart 2023’te yürürlüğe giren yasa uyarınca yaptığı vergi affı anlaşması uyarınca 7,2 milyon ABD Doları tutarında vergi, faiz ve cezayı sıfırladığını, 8,6 milyon yerine 1,4 milyon dolar nakit ödeme yaptığını beyan etti.
Raporda ayrıca Türkiye’de kurumlar vergisinin bu yıl yüzde 20’den 25’e çıkarıldığı ancak Türk Lirası’ndaki değer kaybı nedeniyle buradan gelecek vergi artışının dengelendiği belirtiliyor.
SSR Mining’in finansal tabloları, yarattığı çevresel risklerden dolayı davalık olan Çöpler Madeni işletmesinin şirket için epey karlı olduğunu gösteriyor.
Buna göre Çöpler Madeni’nden yılın dokuz ayında 322,8 milyon dolar gelir elde eden şirketin karı da 46,5 milyon doları buldu. Şirket, bu madenden 2020’den bu yana yaklaşık 1,5 milyar dolar gelir ve 334,6 milyon dolar kar elde etti.
Siyanürlü üretim fay hattı üzerinde
Çöpler Kompleks Madeni kapsamında açık ocak madencilik faaliyetleri ile oksitli ve sülfitli cevher çıkarılıyor ve dore altın ile gümüş ve bakır keki üretimi gerçekleştiriliyor. Madencilik faaliyetinin gerçekleştiği alanda aktif bir fay hattı olan Bingöl-Yedisu Fat Hattı da bulunuyor.
Proje 2008’de Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu raporu aldı. 2014 ve 2021’deki yeni ÇED raporlarıyla iki kez kapasite artışı yapıldı. Açık ocakları genişletip derinleştiren şirket, 687 hektar olan maden sahasını yaklaşık bin 746 hektara çıkardı.
Madende üretim 2010 yılında başlarken, ilk kapasite artırımı ile birlikte 2019’da siyanürlü üretimden 39 çeşit kimyasal + sülfürik asit + siyanürle üretime geçildi. Anagold, Ağustos 2023’te “ÇED gerekli değildir” kararıyla da maden sahası içindeki açık ocak alanına 5,83 hektarlık bir bölüm daha eklemek için onay aldı.
2021’den beri ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na açılan ÇED iptal davası sürüyor. Sahada kapasite artırımı yapılmasına yönelik verilen ÇED raporunun iptali için açılan dava kapsamında geçen hafta bilirkişi incelemesi yapılmıştı.
TMMOB ve İliç’te siyanürlü altın çıkarılmasına karşı çıkan köylüler adına Sedat Cezayirlioğlu tarafından açılan ÇED iptal davası Erzincan İdare Mahkemesi’nce reddedilirken karar geçen Haziran ayında Danıştay’da bozulmuş, Danıştay 6. Dairesi yeniden bir bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermişti.
Anagold’un dava konusu olan 2021 tarihli ÇED raporunda Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından Ulusal Deprem Araştırma Programı (UDAP) kapsamında desteklenen “Türkiye Sismik Tehlike Haritasının Güncellenmesi” başlıklı projenin sonuçlarına dikkat çekiliyor.
2019’un başında yürürlüğe giren Türkiye Deprem Tehlikesi Haritası’nda bir önceki haritadan farklı olarak deprem bölgeleri yerine en büyük yer ivmesi değerlerinin gösterildiği ve “deprem bölgesi” kavramının ortadan kaldırıldığı anlatılan raporda, proje alanının en büyük yer ivmesine göre düşük tehlike alanında olduğu savunuluyor. Raporda ayrıca söz konusu haritanın yerel zemin koşullarının neden olabileceği sıvılaşma, büyütme, farklı oturma gibi tehlikeleri içermediği de ekleniyor.
Davacıların mahkemeye sunduğu bilimsel raporlara göre ise bir kolu maden atık havuzunu tam altından geçen Bingöl-Yedisu fay hattında en son 1939 yılında 7’den büyük yıkıcı bir deprem oldu. Bunun tekrarlanma periyodu ise 100 yıl ve bunun 84 yılı geçmiş durumda.
Orman, hazine ve mera arazisi
Çöpler Kompleks Madeni’ne itirazlar deprem riskinin yanı sıra projenin ÇED raporunda yüzey suları açısından Fırat Nehri‘nin en yakın etkilenebilecek alan özelliği taşımasına da yapılıyor. Raporda, “Taşınım yoluyla veya Sabırlı Deresi‘nin bu nehre bağlanması sebebiyle özellikle yağış alan mevsimlerde maden alanında yapılan kimyasal faaliyetlere dikkat edilmemesi durumunda Karasu (Fırat) Nehri’nin etkilenmesi söz konusu olabilir” deniyor.
Proje alanı olarak belirlenen bin 746 hektar alanının kadastro kayıtlarına göre yüzde 45’i orman, yüzde 43’ü hazine ve yüzde 5’i mera arazisi. Geriye kalan araziler satın alınan parseller, şahıs arazileri ve yoldan oluşuyor. Şirket, mera izni ve tarım dışı kullanım iznini Erzincan Valiliği Tarım İl Müdürlüğü ve Erzincan Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü‘nden, orman iznini Orman Genel Müdürlüğü ve Erzurum Orman Bölge Müdürlüğü’nden aldı.
Madende patlatma yapılan alan ise Çöpler köyüne 2, Bahçeler mahallesine 2,2, Sabırlı köyüne 2,8, İliç ilçesine 3,7 kilometre uzaklıkta.
‘Korunması gereken türler başka yerlerde de yaşayabilir’
ÇED raporunun eklerinde de şirketin aldığı flora-fauna raporunda çalışma alanında sekiz takım ve 22 familyaya ait toplam 53 kuş türü belirlendiği, ancak bu kuşlar için proje sahası dışında uygun ekolojik özelliklere sahip alanlar olduğu değerlendiriliyor.
Raporda, yine saha çalışmasında belirlenen 13 sürüngen türünden altı tanesinin Bern Sözleşmesi‘ne göre “Kesinlikle Korunması Gereken Türler”, altı tanesinin de “Korunması Gereken Türler” listesinde yer aldığı belirtilerek “Tespit edilen türlerin tamamı proje sahası dışındaki habitatlarda ve genel olarak da Türkiye’de yaygın olarak bulunan türlerdir. Bu nedenle bu türlerin proje faaliyetlerinden doğrudan etkilenmeyecekleri söylenebilir. Proje faaliyetlerinden dolaylı olarak etkilenmeleri durumunda ise, proje sahasının yakın çevresinde, bu türler için alternatif olacak uygun, beslenme, barınma ve üreme habitatları da bulunmaktadır” deniliyor.
Madenin siyanür atık havuzunda biriken sudan içerek ölen kuşlar medyada da yer almıştı.
‘Endemik bitkiler saksılara ekilebilir’
Aynı rapora göre endemik açıdan zengin proje alanında 328 tür ve tür altı seviyede takson tespit edildiği ve bu türlerden 54’ünün Türkiye florası için endemik olduğu belirtiliyor. Bu türlerin doğal ortamından toplanıp sera ortamındaki saksılara ekilmesi ve belirli bir büyüklüğe erişince alt yapısı tamamlanan biyorestorasyon alanlarına dikilmesi önerisi yapılıyor.
Ne olmuştu?
Çöpler Madeni, geçen haziran ayında siyanür taşıyan borulardan birinin patlaması sonucu 20 metreküp siyanürlü solüsyonun çevreye yayılmasıyla kamuoyunun gündeme gelmişti.
Anagold Madencilik sızıntıyı kabul ederken, sızan solüsyon döküntüsünün içindeki siyanür miktarının yaklaşık 8 kilogram olduğu ve bunun hızla temizlendiği savunuldu. Madene 16,4 milyon lira idari para cezası verildi. Ancak Türkiye ekonomisine katkı sağladığını vurgulayan firmaya men cezası uygulanmadı.
ÇED raporuna göre maden sahasında cevher üretimi 2027 yılına dek devam edecek. Anagold 10 yıllık faaliyeti sonucu 4,8 milyar dolar işletme geliri elde ederken devlete yüzde 12 pay ödeyecek. Buna göre maden ömrü boyunca ödenecek devlet hakkı yaklaşık 198 milyon dolar civarında. Raporda devlet hakkında yüzde 40 teşvik indirimi uygulandığı da belirtiliyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) “İstanbul Senin” uygulaması üzerinden sokakta yaşayan hayvanların hayatını etkileyecek anket, hayvan hakları aktivistleri tarafından kapattırıldı.
İBB anketinde “Kent yaşamında sokak hayvanları sizce bir sorun mu yoksa hayatın doğal bir parçası mı?” diye sormuştu.
Yanıtlarda ise “Evet sorun, sokak hayvanları barınaklarda olmalı” ve “Hayır değil; kısırlaştırma, kontrol ve bakım yapılarak şehir hayatında olmalı” ifadelerine yer veriliyordu. Ankette ikinci şık önde gidiyordu.
Sokak hayvanları üzerinden bir canlının yaşam hakkını mevzu bahis ederek katılımcı demokrasi anketi açmak katılımcılıktan ziyade seyirci demokrasiye hatta kamplaştırıcı demokrasiye oynamaktır. Anketi kapattırdık. Hayvanlara dokunamazsınız üzerlerinden siyaset yapamazsınız. pic.twitter.com/rmp6urZKMn
Dün (14 Aralık) hayvan hakları aktivistleri İBB’nin önünde “Anketi iptal et”, “Yaşam hakkının anketi olmaz” ve “Hayvanlar sokak sakinleridir” pankartlarıyla ankete tepki gösterdi.
Hayvan hakları gruplarından Doğanın Çocukları üyeleri sosyal medya hesabından anketi durduklarını şu sözlerle duyurdu:
“Sokak hayvanları üzerinden bir canlının yaşam hakkını mevzu bahis ederek katılımcı demokrasi anketi açmak katılımcılıktan ziyade seyirci demokrasiye hatta kamplaştırıcı demokrasiye oynamaktır. Anketi kapattırdık. Hayvanlara dokunamazsınız üzerlerinden siyaset yapamazsınız.”
Dubai‘deki COP28 toplantısının sona ermesiyle birlikte, fosil yakıt emisyonlarının sıcaklık artışındaki rolünün ilk kez net bir şekilde vurgulanması ve kömür, petrol ve doğal gazın gelecekte azaltılmasının ana hatlarıyla belirlenmesi, iklim değişikliği mücadelesinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Birleşmiş Milletler (BM) açısından bu tarihi bir gelişme ve 2015’teki Paris Anlaşması‘ndan bu yana iklim üzerine atılan en büyük adım olarak görülüyor.
Ancak bu anlaşmanın tek başına bu yılki COP’un esas meselesi sayılan “bu yüzyılda sıcaklıkları 1.5 C altında tutma” hedefine ulaşmaya yetip yetmeyeceği konusunda şüpheler var. Çoğu uzman bu anlaşmanın yeterli olmayacağı görüşünde.
Fosil yakıtlardan enerji sistemlerine geçiş
Anlaşmanın en önemli unsuru olan “fosil yakıtlardan uzaklaşma” hedefi dikkate değer bir gelişme olarak değerlendirilse de, bu konuda kullanılan dilin birçok ülkenin istediğinden daha zayıf olduğu belirtiliyor. Birleşik Arap Emirlikleri başkanlığı, toplantının başlangıcından itibaren fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması fikrini güçlü bir şekilde destekledi. Ancak birçok ülkenin karşı çıkması üzerine, bu metni ilk taslak anlaşmadan çıkardılar.
Nihai metnin zayıflatılmasında, fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması konusunda çok belirsiz olan orta gelirli gelişmekte olan ülkelerin tutumu da etkili oldu. Nijerya, Uganda, Kolombiya ve diğer ülkeler, kömür, petrol ve gaz satışlarından elde ettikleri gelirleri, daha yeşil enerjiye geçiş için kullanmaları gerektiğini savundu. Kolombiya, fosil yakıtlardan uzaklaşma kararı nedeniyle kredi derecelendirme kuruluşlarının ülkenin notunu düşürdüğünden ve bu nedenle yeşil enerjiye geçiş için alacakları uluslararası kredilerin daha pahalıya mal olacağından şikayet etti.
Fotoğraf: Beata Zawrzel/ZUMA Press Wire
Nihai anlaşma, ülkelere enerji sistemleri için fosil yakıtlardan “uzaklaşma” çağrısı yapıyor, ancak plastikler, ulaşım veya tarım için benzer bir geçişi öngörmüyor. Anlaşma, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğini üç katına çıkarma taahhüdü de dahil olmak üzere, emisyonları sınırlamaya yardımcı olacak birçok diğer unsuru içeriyor. Bu da rüzgar ve güneş enerjisinin bazı bölgelerde kömür, petrol ve gazın yerini almasını sağlayabilir.
Zirvede ülkelerin 2025 yılına kadar daha güçlü karbon kesme planları sunma zorunluluğu da önemli bir faktör. Eğer Çin ve Hindistan, bu yeni taahhütlerin merkezine yeşil enerjiye hızlı geçişi koyarsa, küresel iyileştirme çabalarında büyük bir fark yaratılabilir.
Anlaşma aynı zamanda “geçiş yakıtlarının” rolünü de tanımlıyor: BM terimleriyle doğal gazın kullanılmaya devam edilmesi. Ayrıca, petrol üreticilerinin sondaj yapmaya devam etmek için kullanmak istedikleri karbon yakalama ve depolama teknolojisinin kullanımına da destek verilmiş oldu.
COP28’in katılımcıları genel olarak bu toplantının ve Azerbaycan ve Brezilya‘da yapılacak olan önümüzdeki iki COP’un dünyanın iklim üzerindeki rotasını düzeltmesine yardımcı olacağını düşünüyor. Yenilenebilir enerji maliyetlerinin düşmeye devam etmesiyle, fosil yakıtlara baskının artacağı görüşü yaygın.
Gazeteci Elif Akgül, beş yıl arayla attığı iki tweet nedeniyle 13.5 yıl hapis tehditiyle karşı karşıya. Akgül’ün söz konusu tweet’lerle ‘zincirleme örgüt propagandası yaptığı’ iddia ediliyor. İddianamede yer alan suçlamalar sonucunda Akgül’ün 13,5 yıla kadar hapis cezası alabileceği belirtiliyor.
MLSA’nın verdiği bilgilere göre, Samsun Emniyet Müdürlüğü ve İstanbul Jandarma Komutanlığı tarafından hazırlanan raporlar, Elif Akgül hakkında açılan davanın temelini oluşturuyor. Samsun Emniyet Müdürlüğü’nün 21 Kasım 2022’de başlatmış olduğu bir inceleme sonucunda, Akgül’ün sosyal medya paylaşımları gerekçe olarak gösterildi.
İhbar olmaksızın gerçekleşen inceleme, gazeteci Akgül’ün Kasım 2022’de, Taksim’de yaşanan bombalı eylemle ilgili attığı tweet ve Türk Silahlı Kuvvetleri‘nin Kuzey Irak‘ta kimyasal silah kullandığına dair Etkin Haber Ajansı’nın (ETHA) 18 Ekim 2022 tarihli haberi üzerinden yaptığı paylaşım yer aldı.
Rapor, ‘PKK/KCK terör örgütü ile alakalı olduğu’ gerekçesiyle Samsun Terörle Mücalede Şube Müdürlüğü’ne gönderildi. Akgül’ün Samsun’da ikamet etmemesi, tweetlerin Samsun’la alakası olmaması nedeniyle Samsun Başsavcığılığı soruşturma dosyasına yetkisizlik kararı vererek, İstanbul başsavcılığına iletti.
6 Şubat depremi ve Akbelen paylaşımı da raporda
10 Ocak 2023’te soruşturma dosyası, İstanbul Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcılığı tarafından İstanbul Jandarma Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’na iletildi. Savcı, gazeteci Akgül’ün konuyla alakalı suç teşkil eden paylaşımlarını ve başka sosyal medya hesabı varsa tespit edilmesini talep etti.
Savcının İstanbul Jandarma Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’ndan istediği tespitlerin ‘yeterince hızlı’ yapılması nedeniyle 4 Ekim 2023’te, İstanbul Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nun başka bir savcısı müdahil oldu ve ‘ivedi’ biçimde bilgi verilmesini istedi.
İstanbul jandarması rapora, Akgül’ün 6 Şubat depremlerinde enkaz altında kalanlara yardım gitmemesi, Muğla‘nın İkizköy Mahallesi‘ne bağlı Akbelen mevkisinde maden faaliyetleri için kesilen ağaçlar hakkında twitter’da (yeni adıyla X) yaptığı paylaşımlarını da eklendi.
‘Beş yıl’ öncesine ait tweet
Seçilen paylaşımlardan ilki Samsun emniyetinin incelediği, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta kimyasal silah kullandığına dair 18 Ekim 2022 tarihli haber paylaşımıydı.
Akgül’ün yaklaşık beş yıl önce, 20 Ocak 2018’de paylaştığı bir tweet de iddianameye dahil edildi. Akgül, ilgili tweetinde, “#AfrinOperasyonu demişken PYD Ankara’da Suruç’ta vatandaşlarımızı öldüren IŞİD ile savaşıp bizim Misak-ı Milli sınırlarımızı korurken sınırdaki TSK mensupları IŞİD’lilerle muhabbetteydi #AfrinSavasınaHayır…” şeklinde bir paylaşımda bulunmuştu.
Rapor, 13 Ekim 2023’te İstanbul Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’na iletildi. Savcı, emniyete Akgül’ün “örgüt propagandası” suçlamasıyla ifadesinin alınması talimatını verdi.
Savcı, Akgül’ün farklı tarihlerde PKK silahlı terör örgütünün şiddet içeren yöntemlerini meşru gösterdiğini, övdüğünü veya bu yöntemlere teşvik ettiğini savunarak, terör örgütü propagandası yapma suçunun zincirleme bir şekilde işlendiğini ileri sürdü.
Elif Akgül, verdiği ifadede, soruşturmanın odak noktasındaki paylaşımın bir internet haberi olduğunu vurgulayarak, söz konusu ileti üzerinde herhangi bir kişisel yorumda bulunmadığını ifade etti. Akgül’ün avukatı Fatih Aydın da soruşturmanın kolluğun ‘sanal devriye’ yetkisiyle hazırladığı rapora dayandığını vurgulayarak, bu yetkiyi sağlayan kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini hatırlattı.