Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından yapılan kırmızı liste kategorisindeki ilk değerlendirmeye göre, Kenya‘daki büyük dişli Turkana Gölü soyguncusu balığından, Güneydoğu Asya‘daki Mekong dev yayın balığına kadar dünyadaki tatlı su balıklarının çoğu yok olma riski altında. Çalışma; küresel ısınma, kirlilik, aşırı avlanma ve düşen su seviyelerinin popülasyonları tehlikeye atan faktörler arasında olduğunu ortaya koyuyor.
Tehdit altındaki tüm tatlı su türlerinin yaklaşık beşte biri, su seviyelerinin düşmesi, mevsimlerin değişmesi ve deniz suyunun nehirlere taşınması gibi etkilerden dolayı iklim değişikliğinden etkileniyor. Değerlendirilen türlerden 14 bin 898’inden 3 bin 86’sının soyu tükenme noktasında.
Maun ağacı, Atlantik somonu ve yeşil kaplumbağaların giderek daha fazla tehdit altında olduğu tespit edilen son bilimsel değerlendirmede, özellikle Kazakistan‘daki popülasyonunun sadece yedi yılda yüzde 1,100 oranında artmasının ardından kritik tehlike kategorisinden, yakın tehlike kategorisine yükselen Sayga antilobu ile ilgili iyi haberler de yer aldı.
Fotoğraf: Michel Roggo / Reuters
Pala boynuzlu antilobun Çad‘da yeniden ortaya çıkması da bir başka başarı öyküsü. Bu memeli hayvan bir zamanlar Sahel‘de yaygındı ancak 1990’larda aşırı avlanmanın ardından yok oldu. Esaret altında yeniden üretim çabaları, Çad’daki Ouadi Rimé-Ouadi Achim faunal rezervinde popülasyonun 140 yetişkin hayvana ulaşmasını sağladı. Nesli tükenmeye karşı hassas olarak sınıflandırılan bu türün, iklim krizi nedeniyle neslinin tükenme riski bulunuyor.
IUCN başkanı Razan Al Mubarak, “IUCN kırmızı listesinde yapılan güncelleme, koordineli yerel, ulusal ve uluslararası koruma çabalarının gücünü gösteriyor. Pala boynuzlu antilop gibi başarı öyküleri, korumanın işe yaradığını gösteriyor. Koruma eylemlerinin sonuçlarının kalıcı olmasını sağlamak için, birbiriyle bağlantılı iklim ve biyoçeşitlilik krizlerini kararlı bir şekilde ele almamız gerekiyor” dedi.
Gezegende ticari olarak en çok aranan bitkiler arasında yer alan büyük yapraklı maun, sürdürülebilir olmayan hasat nedeniyle son 180 yılda sayılarının yüzde 60 oranında azalmasının ardından artık ‘tehlike altında’ olarak sınıflandırılıyor. Maun ağacının mobilya, müzik aletleri ve dekorasyon için değerli olması, ağacın Orta ve Güney Amerika’da yasadışı olarak kesilmesine neden oluyor.
Daha önce yaygın olan ve en az endişe duyulan tür olarak sınıflandırılan Atlantik somonu nüfusunun yüzde 23 oranında azalması ve Birleşik Krallık‘taki birçok nehirden yok olmasının ardından artık IUCN kırmızı listesinde ‘tehdit altında’ olarak sıralanıyor. Hem tatlı hem de tuzlu suda yaşayan bu balık, yaygın habitat kaybı, küresel ısınma ve üreme alanlarına erişimi engelleyen barajlardan etkilenmiş durumda. İstilacı Pasifik pembe somonu kuzey Avrupa‘ya yayılırken, çiftlik somonlarının yetiştirilmesi de küresel ısınmaya uyum sağlama çabalarını sekteye uğrattı.
‘Bu, akıl almaz bir çeşitlilik’
IUCN türlerin yaşatılması komisyonu tatlı su balıkları uzman grubundan Kathy Hughes, “Tatlı su balıkları, dünyada bilinen balık türlerinin yarısından fazlasını oluşturuyor; tatlı su ekosistemlerinin su habitatının yalnızca yüzde 1’ini oluşturduğu düşünüldüğünde bu, akıl almaz bir çeşitliliktir. Bu çeşitli türler ekosistemin ayrılmaz bir parçasıdır ve dayanıklılığı için hayati önem taşımaktadır. Bu, tatlı su ekosistemlerine bel bağlayan milyarlarca insan ve balıkçılıkla geçinen milyonlarca insan için çok önemli” dedi ve ekledi:
“Tatlı su ekosistemlerinin iyi yönetilmesinin, yeterli su ile serbest akışta kalmasının ve su kalitesinin iyi olmasını sağlamak, türlerin azalmasını durdurmak ve iklime dirençli bir dünyada gıda güvenliğini, geçim kaynaklarını ve ekonomileri korumak için gerekli.”
Yeşil kaplumbağalar da tehlikede
Bilim insanlarına göre, endüstriyel ve küçük ölçekli balıkçılıkta önemli bir yan av olan Orta Güney Pasifik ve Doğu Pasifikyeşil kaplumbağaları da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Artan küresel sıcaklıklar yumurtadan çıkma başarılarını etkiliyor ve yükselen deniz sıcaklıkları ise yuvaları sular altında bırakıyor.
İstanbul trafiğine çözüm getirmesi hedeflenen “İstanbul Sürdürülebilir Kentsel Ulaşım Planı” (SKUP), dün yapılan bir tanıtım etkinliğiyle kamuoyuna duyuruldu. SKUP kapsamında İstanbul’un Tarihi Yarımada ve Moda semtlerine otomobille girmek ücretli olacak.
Bu yeni planın uygulanmasıyla, İstanbul trafiğinin en zirve saatlerdeki yoğunluğunun 2030 yılında yüzde 10,1 oranında azaltılması öngörülüyor. Ayrıca, şehirde trafik sıkışıklığını önlemek amacıyla “Tıkanıklık fiyatlandırması” sistemi de uygulanacak. Bu sistemle, özel otomobil kullanıcıları belirli bir bölgeye giriş yapmak için ücret ödeyecek. Pilot uygulama olarak bu sistem, Tarihi Yarımada (Eminönü) bölgesinde hayata geçirilecek.
‘Türkiye’nin ilk sürdürülebilir kentsel ulaşım planı’
SKUP tanıtım toplantısına Avrupa Birliği Türkiye Büyükelçisi Nikolaus Meyer-Landrut, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı AB ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Burak Aykan gibi isimler katıldı.
Ekrem İmamoğlu toplantıda bu planın Türkiye’nin ilk sürdürülebilir kentsel ulaşım planı olduğunu vurguladı. Planın, kentin merkez bölgelerinde otomobil kullanımını azaltmayı, hava kirliliğini düşürecek düşük salım bölgelerini oluşturmayı ve deniz ulaşım ağını geliştirecek düzenlemeleri içerdiğini açıkladı.
Ulaşım Planı kapsamında hayata geçirilecek projelerle, zirve saatlerdeki toplam otomobil sayısının 2030 yılında kilometre başına yüzde 10,1 oranında, 2040 yılında ise yüzde 12,8 oranında azalması hedefleniyor.
İstanbulun en kalabalık İlçelerinden biri olan Beşiktaşta akşam saatlerine doğru trafik yoğunluğu. (Fotoğraf: Cumhur Yetmez/ d Depophotos)
İstanbul trafiğinde düşük karbon ve çevre dostu ulaşım
Planın bir diğer önemli unsuru ise düşük karbona geçiş teması altında kentin ulaşım sisteminin çevre dostu hale getirilmesi. Bu kapsamda, ulaşımdan kaynaklanan sera gazı salımlarını azaltmaya yönelik Düşük Salım Bölgeleri (DSB) uygulaması öneriliyor. Bu uygulamada, çevre standartlarına uymayan taşıtlar, bu bölgeleri kullanamayacak veya “kirleten öder” prensibine göre belirli bir ücret karşılığında bu alanları kullanabilecek. İlk DSB pilot projesinin, Tarihi Yarımada’da (Eminönü) ve ardından Kadıköy’de (Moda) uygulanması planlanıyor.
Trafik sıkışıklığını önlemek için hayata geçirilecek “Tıkanıklık fiyatlandırması” uygulaması da dikkat çekiyor. Bu uygulama ile, özel otomobil kullanıcıları belirli bir bölgeye giriş yaparken ücret ödeyecek. Pilot uygulama olarak bu sistem Tarihi Yarımada’da (Eminönü) yaklaşık altı kilometrekarelik alanda denenecek. SKUP kapsamında İstanbullular, mahallelerindeki ücretli otoparkları kullanacak ve kendi mahallelerinde park ettiklerinde ise düşük ücret ödeyecek.
İstanbul’un bu yeni ulaşım planı, kentin trafik yoğunluğunu azaltmayı, hava kalitesini iyileştirmeyi ve ulaşım sistemini daha sürdürülebilir hale getirmeyi hedefliyor. Planın başarılı bir şekilde uygulanması, İstanbul’un hem yerel hem de uluslararası düzeyde çevre dostu bir metropol olarak konumunu güçlendirebilir. Ayrıca bu planın uygulanmasıyla İstanbul trafiğine getirilecek yenilikçi çözümlerin diğer büyük şehirler için de örnek teşkil edebileceği öngörülüyor.
Arjantin’de yaşanan ekonomik krize karşı tepkiyi konsolide ederek seçilen aşırı sağcı yeni başkan Javier Milei, “şok terapi” diye adlandırdığı acı reçetesini hayata geçirmeye başladı.
Yeni hükümet, Arjantin pesosunu dolar karşısında yüzde 50’den fazla devalüe edeceğini, kamu ihalelerinin iptal edileceğini ve yoksul kesimleri rahatlatan bazı sübvansiyonları keseceğini duyurdu.
Buna göre peso dolar karşısında yüzde 54 oranında devalüe edilecek; enerji ile ulaşımdaki sübvansiyonlar da azaltılacak. Ülkede dün yaklaşık 365,50 Arjantin pesosu olarak kaydedilen dolar kurunun, 800 pesonun üzerini görmesi bekleniyor.
Arjantin’in yeni Ekonomi Bakanı Luis Caputo, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, ciddi mali krizle boğuştuklarını ve bunun aşılması için bir takım önlemleri devreye aldıklarını söyledi: “Enerji ve ulaştırmaya yönelik sübvansiyonları azaltacağız. Bugün devlet, sübvansiyonlar yoluyla enerji ve ulaşım fiyatlarını çok düşük tutuyor.”
Enflasyonun yüzde 150’ye yükseldiği, Merkez Bankası rezervlerinin giderek gerilediği Arjantin’i “zor günlerin beklediğini” itiraf eden Caputo, “Birkaç ay boyunca özellikle enflasyon açısından daha kötü olacağız. Bu şekilde devam edersek, hiperenflasyona gideceğimizden şüpheniz olmasın” dedi.
Ülkede yoksulluğun yüzde 40 seviyelerinde olduğunu hatırlatan Bakan, savunmasız sektörlere yönelik yeni sosyal yardım programları açıklama vaadinde de bulundu.
IMF’den destek
Milei’nin ekonomi planlarına, ülkenin 44 milyarlık dolarlık borcu olan Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) destek geldi. IMF Başkanı Kristalina Georgieva, X hesabından yaptığı paylaşımda, Milei ve ekonomi ekibinin, “Arjantin’in önemli ekonomik zorluklarına çözüm bulmak için açıkladığı kararlı tedbirleri memnuniyetle karşıladığını” belirtti.
Kendisini bir ‘anarko kapitalist’ olarak tanımlayan, askeri diktatörlük dönemindeki suçları hafife alması ile tepki çeken Milei, eski maliye bakanı ile yarıştığı devlet başkanlığı seçiminin 19 Kasım’daki ikinci turunu kazanmıştı. Milei, 10 Aralık’ta yemin ederek, görevi bir önceki Devlet Başkanı Alberto Fernandez‘den devralmıştı.
İklim krizi inkarcısı yeni başkan kürtaj haklarının kısıtlanmasını, silah yasalarının serbestleştirilmesini de vaat etmişti.
İZMİR- Kyme Antik Kenti’nin bulunduğu Aliağa Nemrut Körfezi’ndeki Nemport Liman İşletmeleri ve Özel Antrepo Nakliye Ticaret Anonim Şirketi’nin liman genişletmesi için hazırlanan imar planları yayımlandı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan “Kyme-Bozhöyük 1. ve 3. Derece Arkeolojik Sit Alanı 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı Değişikliği” askıya çıkarıldı.
Askıya çıkarılan planlarla birlikte birinci derece arkeolojik site komşu ve üçüncü derece arkeolojik sit üzerine kurulu bulunan liman ve liman geri sahasının genişletilmesinin önü açıldı.
Tarım ve orman alanları plandan kaldırıldı
İmar planının açıklama raporunda sahanın genişleme nedeni artan talep ihtiyacını karşılamak olarak belirtildi. Buna göre beş binlik ve binlik imar planlarında 175 bin 604 metrekarelik tarım alanları, orman alanı ve belediye hizmet alanları tanımı kaldırıldı, onun yerine liman geri hizmet sahası denildi.
Liman sahasının imar planları ve ÇED süreçleri bölge halkı tarafından yargıya taşınarak iptal ettirilmişti. Ancak mahkeme kararlarının ardından bakanlık yeniden harekete geçerek önce ÇED olumlu kararı verdi ardından da planları yeniden onayladı.
Projenin hayata geçmesiyle birlikte Nemrut Körfezi’nde deniz dibi taramaları yapılacak ve yapılacak yeni iskelenin yanı sıra bir iskele de daha fazla uzatılacak. Bu sayede daha büyük tonajlı konteyner gemilerin iskeleye yanaşabilmesi hedefleniyor. Limanın yıllık elleçleme kapasitesi de 450 bin TEU’den 1 milyon 450 bin TEU’ya çıkarılacak. Şirketin bu proje için bütçesi ise 50 milyon dolar.
‘Rant için Kyme’ye el konuldu’
İmar planının sonuçlarını Artı Gerçek’e değerlendiren Doğal ve Kültürel Yaşam Girişimi Sözcüsü ve şehir plancısı Ahmet Tuncay Karaçorlu Kyme Antik Kenti’ne el konulduğunu söyledi.
Planların rant senaryolarının bir parçası olduğunu dile getiren Karaçorlu şunları söyledi: “Plan antik Kyme kentimizin bulunduğu bölgede Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ve Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın liman şirketinin dayatmaları ile hareket ettiğinin en açık kararlılık örneğidir. Oysa her iki bakanlığın anayasadan ve yasalarımızdan gelen görev ve sorumlulukları gereği çevre ve kültür değerlerimizi korumak, yaşatmak ve geleceğe taşımak yükümlülüklerini taşımaktadır.”
Alanda daha kazısı yapılmamış ve usulsüz bir biçimde dereceleri 1’den 3’e düşürülmüş arkeolojik SİT alanlarının olduğunu ifade eden Karaçorlu antik dönem su dağıtım şebekesinin ve kazılarda bulunan ziynet eşyalarının bulunduğu yerin tam üstüne liman şirketinin idari binası ve otopark alanı kurulduğuğunu, limanın da Kyme liman kentinin üzerine kazıklarla oturtulduğunu anlattı:
“Bu durumu geri dönülmez bir noktaya taşımak isteyen liman şirketine bu ısrarlı hizmet ne anlama gelmektedir?” diye soran Liman şirketinin arkeolojik sit alanı olduğu gerekçesiyle, uydurma vakıflar aracılığıyla köylülerden ucuza aldığı tarım topraklarını ne amaçla aldığı artık daha belirginleşmiştir.”
Kyme antik kenti
İzmir ‘in Aliağa ilçesine altı kilometre mesafede Çandarlı Körfezi’nin güneyinde kalan Kyme Antik Kenti, Batı Anadolu’da Aiolis bölgesinde yer alan 12 Aiol kentinin en önemlilerinden biri.
Deniz kıyısında yer alması ve bir limana sahip olması nedeniyle kentte ticaretin geliştiği antik kentte, M.Ö. 7. yüzyıldan milattan sonra 3. yüzyıla kadar kendi adına sikke basılmış.
Nemrut Körfezi’ndeki antik kent, çevresindeki fabrikalar ve limanlar nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kültür ve Turizm Bakanlığı İzmir 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 30 Eylül 1990’de birinci derece arkeolojik SİT alanı ilan edilen Kyme Antik Kenti’nin statüsü daha sonra üçüncü derece arkeolojik SİT alanına indirilmişti.
2023 yazında Kuzey Kutbu‘nda gözlemlenen yüzey hava sıcaklıkları rekor seviyelere ulaşırken, Grönland buzulunun en yüksek noktası, 34 yıllık kayıtlarda sadece beşinci kez erime yaşadı. Genel olarak 2023 yılı, Kuzey Kutbu için kayıtlardaki altıncı en sıcak yıl oldu.
Deniz buzu genişliği azalmaya devam ederken, 17 Eylül 2023 kayıtlardaki en düşük seviyelerin kaydedildiği gün olarak tarihe geçti. Bristol Körfezi‘nde Sockeye somonları rekor seviyelerde, bol miktarda, bulunurken aynı dönemde Yukon Nehri ve Bering Denizi‘nin diğer kollarında Chinook ve Chum somonları ciddi şekilde azaldı ve bu durum, balıkçılık faaliyetlerinin durdurulmasına sebep oldu. Bu durum, iklim değişikliğinin farklı bölgelerde ve farklı türler üzerinde ne kadar farklı etkilere yol açabileceğini gösteriyor.
Kuzey Kutbu’nda yaşanan sıcak yaz ve etkileri
NOAA yöneticisi Dr. Rick Spinrad, “Bu yılki rapor kartının ana mesajı, hemen harekete geçmemiz gerektiğini vurguluyor. NOAA ve federal ortaklarımızın yanı sıra, iklim direncini artırmak için eyalet, kabile ve yerel topluluklarla da desteğimizi ve iş birliğimizi artırdık. Aynı zamanda, bu değişiklikleri yönlendiren sera gazı emisyonlarını dramatik bir şekilde azaltmalıyız” dedi.
Yıllık Kuzey Kutbu Rapor Kartı, 18. yılında, 13 ülkeden 82 yazarın çalışmasını içeriyor. Bu rapor kartı aynı zamanda fiziksel ve biyolojik değişiklikleri güncelleyen sekiz ölçümü içeren “Vital Signs” adlı bir bölümü, dört yeni konu üzerine bölümleri ve 2023 yazında yaşanan aşırı orman yangınlarına özel bir raporu da içeriyor.
Raporun yeni bir bölümü, birçok yerli topluluk için sağlık, kültür ve gıda güvenliği açısından hayati öneme sahip olan somon türlerine odaklanıyor. 2021 ve 2022’de ticari balıkçılığın temelini oluşturan sockeye somonları Bristol Körfezi’nde rekor düzeyde yüksek bollukta iken, Yukon ve Kuskokwim nehirlerinde Yerli topluluklar tarafından avlanan Chinook ve chum somonları rekor düzeyde düşük miktartaydı. Azalan balıkçılık, 2023’te faaliyetlerinin durdurulmasıyla devam etti.
2023 rapor kartı, Kuzey Kutbu’nun gelecekteki direnci için yerli bilgilerin uygulanmasının önemine odaklanan iki bölüm de içeriyor. Bir bölüm, Alaska bilim insanları ve kuzey Alaska topluluklarındaki Iñupiaq gözlemcileri arasındaki iş birliği olan Alaska Arctic Gözlemevi ve Bilgi Merkezi‘nin çalışmalarını tanımlıyor. Finli bilim insanlarının Fin köyleri ve Yerli Sámi halkı ile iş birliği içinde bu sulak alan ekosistemlerini ve ormanları yeniden canlandırma çalışmaları da bir başka bölümde ele alınıyor.
Rapor, 2023 yazının Kuzey Kutbu’nun kaydedilen en sıcak yaz olduğunu belirtiyor. Deniz buzu genişliği son 17 yılda kaydedilen en düşük seviyelere düşerken, bu yılki deniz buzu genişliği 1979’da başlayan uydu kayıtlarında altıncı en düşük seviyedeydi.
Rapor ayrıca Kuzey’deki çeşitli bölgelerde, özellikle Kanada Arktik Takımadaları, Chukchi ve Beaufort denizlerinin dışındaki bölgelerde artan okyanus fitoplankton çiçeklenmeleri veya birincil üretkenliğe de dikkat çekiyor.
Fotoğraf: Chris Man / Unsplash
Kuzey Kutbu ‘yeşeriyor’
2023 yazında, Kuzey tundrasında yeşillik, 24 yıllık uydu kaydında üçüncü en yüksek seviyede idi. Kuzey Kutbu, bir zamanlar tundra olan yerlerde artan çalı, kavak ve huş ağaçları trendini sürdürüyor.
Grönland Buz Tabakası, kışın üzerindeki kar birikimine rağmen kütlesini kaybetmeye devam ediyor. Buz tabakasının en yüksek noktası olan Zirve İstasyonu, 26 Haziran 2023’te 0.39 santigrat dereceye ulaştı ve 34 yıllık kayıtlarda sadece beşinci kez erime yaşadı.
Kuzey Kutbu’nda değişen iklim koşulları ve yaşam
Kuzey Kutbu’nda gözlemlenen bu rekor sıcaklıklar ve buzul erimeleri, iklim değişikliğinin etkilerinin ne denli hızlandığını ve bölgenin diğer yerlerden daha hızlı ısındığını gösteriyor. Bu durum, Kuzey Kutbu’ndaki hayvan yaşamını, ekosistemleri ve hatta insan topluluklarını doğrudan etkiliyor.
Uzmanlar, Grönland buzulunun erimesi ve deniz buzu genişliğindeki azalmanın, küresel deniz seviyelerindeki yükselmeyle doğrudan ilişkili olduğunu ifade ediyor. Bu durum, kıyı bölgeleri için ciddi bir tehdit oluştururken, dünya genelinde sel riskini de artırıyor. Buzulların erimesi, Kuzey Kutbu ekosistemlerindeki hayvanların yaşam alanlarını ve göç yollarını da etkiliyor.
Deniz buzu genişliğindeki azalma, deniz ekosistemlerindeki biyolojik çeşitliliğin dengesini de bozuyor. Okyanus fitoplankton çiçeklenmelerinin artışı, deniz canlılarının beslenme zincirinde önemli değişikliklere yol açabilir. Bu durum, balık popülasyonlarındaki dalgalanmalar gibi ekolojik dengelerin bozulmasına sebep olabilir.
Kuzey Kutbu’nun ‘yeşermesi’, bölgedeki bitki örtüsünün artması ve tundranın daha yoğun bir bitki örtüsüne sahip olması anlamına geliyor. Bu değişim, bölgenin karbon döngüsü üzerinde etkili olabilir ve atmosferdeki karbon emisyonlarını etkileyebilir. Uzmanlara göre, artan bitki örtüsü aynı zamanda yaban hayatı için yeni yaşam alanları oluşturarak biyolojik çeşitliliği artırabilir de.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai kentinde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, 28. Taraflar Konferansı‘nda (COP28) uzun müzakerelerin ardından fosil yakıtlardan kademeli geçiş çağrısı yapan anlaşma taslağı onaylandı.
Nihai metinde ülkeler arasında pek çok tartışmanın kaynağı olan ‘aşamalı olarak kaldırma’ ve ‘aşamalı olarak azaltma’ sözcüklerinden kaçınıldığı ve bunun yerine fosil yakıtlardan ‘geçiş’ ihtiyacına atıfta bulunulduğu görülüyor.
COP28 Başkanı Sultan Al-Jaber, anlaşmanın iklim değişikliğine “kapsamlı bir yanıt” sunduğunu ve “1.5 dereceyi ulaşılabilir tutmaya yönelik sağlam bir eylem planını” temsil ettiğini söyledi “Emisyonları ele alan dengeli bir planın ortak bir zemin üzerine inşa edildiğini ve tam kapsayıcılıkla güçlendirildiğini” ifade eden Al Japer, “Bu, iklim eylemini hızlandırmaya yönelik tarihi bir pakettir. Bu BAE’nin fikir birliğidir” diye konuştu ve belirlenen hedeflerden dolayı “gururlu” olduğunu kaydetti.
COP28 Başkanı Al Jaber ve BM İklim Değişikliği Sekreteri Simon Stiell metnin açıklanmasının ardından birbirlerini kucaklaşarak kutladı.
Metinde neler var?
Pek çok kez değiştirilen Küresel Stok Sayımı karar metninde, katılımcıların birçoğunun talep ettiği gibi, ülkelere enerji sistemlerinde fosil yakıtların kullanımından vazgeçmeleri çağrısında bulunuluyor ve sıcaklık artışlarının 1.5C ile sınırlandırılması için derin, hızlı ve sürekli azaltımlara ihtiyaç olduğu kabul ediliyor. Ancak pek çok ülkenin, iklim örgütlerinin ve bilim insanının ısrarla talep ettiği gibi fosil yakıtların aşamalı olarak durdurulması veya azaltılması yönünde açık bir taahhüt içermiyor.
Bunun yerine, “Enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşitlikçi bir şekilde uzaklaşılması, 2050 yılına kadar bilime uygun olarak net sıfıra ulaşılması için bu kritik on yılda eylemlerin hızlandırılması” isteniyor.
Anlaşmayla küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin 2030 yılına kadar üç katına çıkarılması ve kömür satrallerinin azaltılmasına yönelik çabaların hızlanması çağrısı da yapılıyor. Aynı zamanda “yenilenebilir enerji, nükleer enerji, özellikle azaltılması zor sektörlerde ve düşük emisyonlu sektörlerde karbon yakalama, kullanma ve depolama gibi azaltma ve ortadan kaldırma teknolojilerini de içeren düşük karbonlu hidrojen üretimi gibi “sıfır ve düşük emisyon teknolojileri” listesinin geliştirilmesi de talepler arasında.
İklim zirvelerinden çıkan kararlar bağlayıcı değil ve ülkelerin uymaması halinde bir yaptırımı yok. İklim krizinin etkilerine karşı en savunmasız olan küçük ada devletlerine göre, sonuç metni dünyanın sera gazı emisyonlarını sınırlamaya yetecek kadar şiddetli bir şekilde azaltmasını engelleyecek “bir dizi boşluk” içeriyor. Ada ülkeleri, bu metinde vaat edilenlerin tümü gerçekleşse bile küresel ısınma sanayi öncesi seviyelerin 1,5 derece üzerine çıkacağının kesin olduğunu söylüyor. Bu, onlar için kendi ifadeleriyle bir “ölüm fermanı” haline geliyor.
Finansman hala büyük sorun
Gelişmekte olan ülkelerin fosil yakıtların yarattığı tahribattan uzaklaşmalarına yardımcı olmak için hâlâ yüz milyarlarca dolarlık finansmana ihtiyaçları var.
Kayıp ve Hasar işbirliğinden Julie-Anne Richards , kayıp ve hasar konusunda bir miktar “iyileşme” olduğunu ve bunun finans bölümü gibi metnin çeşitli bölümlerinde bahsedildiğini söyledi: “Ki bu çok önemli. Ancak, kayıp ve hasarı iyileştirmek için bir gecede kaçırılan birçok fırsat vardı.”
Metinde kayıp ve hasardan bahsedilmeyen, Paris Anlaşması‘nda yansıtıldığı gibi iklim eyleminin üçüncü ayağı olarak azaltım ve uyumun yanı sıra entegre edilmesi gereken bölümler de bulunuyor.
Richards, “Bu, kayıp ve hasara yönelik çabaların, iklim eyleminin kritik bir bileşeni olmaktan ziyade bir seçenek gibi görülmesine neden oluyor. Daha da önemlisi, kayıp ve hasara ilişkin bağımsız bir gündem maddesini hâlâ kaçırıyoruz. Bu da gelişmekte olan ülkelerin bu konuyu tartışacak alan bulmak için her zirvede kavga etmesine neden oluyor” diye konuştu.
Karşı çıkanlar
Anlaşma, eksikleri olsa da konuşulan maddeler zirve boyunca dünyanın petrol üreten ülkelerinin inatçı muhalefetiyle karşılaştı. Suudi Arabistan, fosil yakıtlarla ilgili tüm atıfları kaldırmaya çalıştı, ardından sevdiğini iddia ettiği ancak hiç bir şekilde yatırım yapmadığı karbon yakalama ve depolama teknolojisine atıf eklemeye çalıştı. Anlaşma metninin son halinde çıkmaması için Rusya da muhalefetini zirve boyunca sürdürdü.
AB ve batı dünyası memnun
Anlaşmada “ilk kez fosil yakıtlardan bahsedilmesi” müzakerecilerin çoğu tarafından önemli bulundu.
AB iklim şefi Wopke Hoekstra toplantıda başkana liderliği, vizyonu ve ‘muazzam azmi’ için teşekkür etti: “Hepinizle birlikte çalışmanın, ekip oluşturmanın, ayrılıkları ortadan kaldırmanın ve birleşmenin muazzam bir ayrıcalık olduğunu gördük. Çünkü sevgili dostlar, hepimiz gittiğimizde çocuklarımız, onlara bıraktığımız iyi ve kötü her şeyle uğraşmak için orada olacaklar. Ve onları göz önünde bulundurduğumuzda bu, bir şükran ve sessiz kararlılık günü haline geliyor. İnsanlık sonunda uzun süredir yapılması gerekeni yaptı. Fosil yakıtların sonunun başlangıcına gelmek için 30 yıl harcadık.”
AB delegasyonunun eş başkanı ve İspanya‘nın çevre bakanı Teresa Ribera da şunları söyledi: “Samoa’nın söylediklerine dikkat ediyoruz; iklim adaleti hâlâ bizim katılımımıza ve çalışmamıza ihtiyaç duyuyor. Ancak ileriye doğru attığımız bu adım ve ortak taahhüdümüz, kritik bir on yılda çok daha fazlasını ortaya koyuyor. Tüm delegelerin güçlü liderliğini memnuniyetle karşılıyoruz. Bunun ileriye yönelik çok anlamlı ve olumlu bir adım olduğunu düşünüyoruz ve bu adımı hepinizle birlikte atmaktan çok mutluyuz.”
BM genel sekreteri António Guterres, anlaşmanın kabul edilmesinin ardından tweet attı: “İsteseniz de beğenmeseniz de, fosil yakıtların aşamalı olarak ortadan kaldırılması kaçınılmazdır. Umalım ki çok geç olmasın.”
To those who opposed a clear reference to phase out of fossil fuels during the #COP28 Climate Conference, I want to say:
Whether you like it or not, fossil fuel phase out is inevitable. Let’s hope it doesn’t come too late. pic.twitter.com/q2LqMw75K1
ABD‘nin iklim elçisi John Kerry de hiç kimse görüşlerinin tam olarak yansıtıldığını görmese de sonuç belgesinin dünyaya çok güçlü bir sinyal gönderdiğini kaydetti: “1,5°C’ sınırına bağlı kalmamız gerekiyor. Özellikle bir sonraki ulusal olarak belirlenmiş taahhütlerimiz bununla uyumlu olmalı.
Kerry, dünyanın en büyük iki emisyon salıcısı olan ABD ve Çin‘in “uzun vadeli stratejilerini güncelleme niyetinde olduğunu ve diğer tarafları da kendilerine katılmaya davet etmek konusunda anlaştıklarını duyurdu.
Küçük ada devletleri: Yeterli değil
Küçük Ada Devletleri İttifakı’nın (AOSİS) başkanı olarak Samoa baş müzakerecisi Anne Rasmussen, “Bu süreç bizi başarısızlığa uğrattı” dedi.
Rasmussen, metnin kabul edildiği duyurulduğunda AOSİS’in odada olmadığına işaret etti ve başkan Al Jaber’e ithafen şunları söyledi: “Sana ve ekibine teşekkür etmeme izin ver. Ayakta alkışlamayı bölmek istemedik ama kafamız karıştı. Görünüşe göre kararı az önce verdiniz ve küçük ada devletleri odada değildi.
Elinizdeki taslak metnin birçok güçlü unsuru var. Teknolojiyi memnuniyetle karşılıyoruz. Düşündüğümüz soru bunların yeterli olup olmadığıdır. İhtiyacımız olan rota düzeltmesinin sağlanamadığı sonucuna vardık. “Bilime referans verip bilimin bize yapmamız gerektiğini söylediği şeyleri göz ardı etmek yeterli değil.”
Antiguave Barbuda delegesi Aaliyah Tuitt, genel kurulu “geçiş yakıtları” hakkındaki ifadeler ve boşluklarla ilgili endişeler konusunda uyardı: “LNG ve doğal gazın tümü fosil yakıtlardır ve hepsinden uzaklaşmamız gerekiyor; gelişmekte olan ülkelerde geçiş yakıtının kalıcı olacağı yönünde alarm vermek istiyoruz.”
Başkana yaptığı çalışmalardan dolayı teşekkür eden delege, “Metinde ilk kez fosil yakıt geçişinden bahsettiğiniz için teşekkür ederiz” dedi.
AOSİS metnin bazı kısımlarından (özellikle bilim, geçiş yakıtları ve finans konularında) memnuniyetsizliğini dile getirirken, metnin bu şekilde geçmesine itiraz ettiklerini veya meşruiyetine itiraz ettiklerini söylemedi.
Şilili delege ise fosil yakıt sübvansiyonları ve geçiş yakıtlarına ilişkin ifadeler hakkındaki endişelerini dile getirdi.
Birçok gelişmekte olan ülkenin ortak kanısı, gazın kömürden elde edilen bir geçiş yakıtı olarak değil, metan ağırlıklı bir fosil yakıt olarak görülmesi ve aşamalı olarak tamamen kullanımdan kaldırılması gerektiği. Ancak metinde buna ilişkin bir madde bulunmuyor.
Şilili delege, adaptasyona yönelik küresel hedefle ilgili yapılacak çok iş olduğunu da ekledi. Orta gelirli ülkelerin iklim finansmanına erişim durumundan endişe duyduğunu belirterek, bu ülkelerin çoğunun en iddialı hedeflere sahip olduğunu ancak hırs ve bağlılıklarının ödüllendirilmediğini, hatta göz ardı edildiğini kaydetti: ” Çabalarımızın yeni finansal desteklere ve özel sektörü teşvik edecek koşullarla ödüllendirildiği bir duruma ihtiyacımız var.”
İklim örgütlerinden tepkiler
İklim adaleti savunucuları, metnin adil bir geçiş için gerekenin çok altında kaldığını açıkladı. Gelişmekte olan ülkelerin kömürden, petrolden ve gazdan uzaklaşmaya yardımcı olmak için ihtiyaç duyduğu yüz milyarlarca dolarlık finansmanı toplamanın yolunun eksikliğine de vurgu yapıldı.
London School of Economics‘teki Grantham Araştırma Enstitüsü başkanı ve iklim finansmanıyla ilgili Stern raporunun yazarı Lord Nicholas Stern , Cop28’in sonuçları hakkında şu yorumu yaptı:
“Küresel değerlendirmenin sonuçları, dünyanın Paris Anlaşması‘nın hedeflerini gerçekleştirme görevinden fena halde sapmış olduğunu açıkça gösteriyor. Paris anlaşmasının sağlanamaması dünyayı çok tehlikeli bir durumda bırakacaktır.
Bugün varılan anlaşma tarihi ve gerçek değere sahiptir. Küresel stok sayımına ilişkin karar, Birleşmiş Milletler iklim değişikliği zirvesinin sonuçlarında ilk kez dünyanın tüm fosil yakıtlardan uzaklaşarak daha temiz alternatiflere, özellikle de yenilenebilir kaynaklara yönelmesi gerektiğini açıkça kabul ediyor. Bu geçişin dünya çapında, geniş ölçekte ve acil olması gerektiği açıktır. Kararın metni bazılarının umduğu kadar güçlü olmasa da, 2050 yılına kadar küresel olarak net sıfır sera gazı emisyonuna ulaşmak için bu geçişin güçlü ve acil olması gerekiyor.
Ülkelerin artık COP28’in sonuçlarına, özellikle gelişmekte olan ülkelerde sıfır emisyon ve iklime dirençli ekonomik kalkınma ve büyümeye yatırımlarda büyük bir artış yoluyla yanıt vermesi gerekiyor. Küresel Stok Sayımı kararının metni, sera gazlarındaki kesintileri hızlandırmak, adaptasyonu ve dayanıklılığı güçlendirmek ve kayıp ve hasara yanıt vermek için trilyonlarca dolarlık yatırımı harekete geçirme ihtiyacını haklı olarak vurguluyor.
Paris Anlaşması’nın hedefleri, özellikle yükselen piyasalarda ve gelişmekte olan ülkelerde yatırımlarda büyük ve hızlı bir artış olmadan gerçekleştirilemeyecek.”
Metne diğer örgüt temsilcilerinden ilk tepkiler de şöyle:
İklim Analitiği’nden Bill Hare: “Genel olarak metin, petrol ve gaz üreten ülkeler ve fosil yakıt ihracatçıları için büyük bir zafer gibi görünüyor:
Fosil yakıtların aşamalı olarak durdurulması taahhüdü yok
2025 yılına kadar emisyonların zirveye ulaşması taahhüdü yok
Karbon yakalama vb. gibi geniş ölçekte yanlış çözümlere kapı açan metin
“Geçiş yakıtları”na atıfta bulunuluyor ve gaz ihracatçıları tarafından destekleniyor. “
Climate Action Network International küresel siyasi strateji başkanı Harjeet Singh: On yıllardır süren kaçamaklardan sonra, Cop28 nihayet iklim krizinin gerçek suçlularına göz kamaştırıcı bir ışık tuttu: Fosil yakıtlar. Kömür, petrol ve doğalgazdan uzaklaşmak için gecikmiş bir yön belirlendi. Ancak çözüm, fosil yakıt endüstrisine kanıtlanmamış, güvensiz teknolojilere dayanan çok sayıda kaçış yolu sunan boşluklar nedeniyle gölgeleniyor. Zengin ulusların, özellikle de ABD’nin, fosil yakıt operasyonlarını büyük ölçüde genişletmeye devam ederken, bir yandan da yeşil geçişe sözde bağlılık göstermeleri konusundaki ikiyüzlülüğü açığa çıkıyor.”
350.org’un Genel Müdürü May Beove: “Halkın gücü bizi tarihin eşiğine itti ancak liderler ihtiyacımız olan geleceğe girmekte yetersiz kaldı. 30 yıllık kampanyanın COP28 metninde ‘fosil yakıtlardan geçiş’ konusunu ele almayı başarması sinir bozucu, ancak etrafı o kadar çok boşlukla çevrili ki, zayıf ve etkisiz hale getirildi.”
Power Shift Africa‘dan Mohamed Adow: 30 yıllık iklim müzakerelerinde ilk kez fosil yakıtlar kelimeleri COP’un bir sonucuna dönüştü. Cin asla şişeye geri dönmeyecek ve geleceğin iklim zirveleri kirli enerjinin vidalarını daha da fazla çevirecek. Ancak bu güçlü bir sinyal gönderse de fosil yakıt şirketlerinin kirli enerjiyi yaşam desteğinde tutmak için deneyecektir ve karbon yakalama ve depolama gibi kanıtlanmamış ve pahalı teknolojilerde hala çok fazla boşluk bulunuyor. “
CAFOD Savunuculuk Drektörü Neil Thorns: “Cop28, fosil yakıtların olmadığı bir dünyaya açıkça atıfta bulunarak ne yapmamız gerektiğini doğruladı. Ancak yeni finansmanın çok az olması nedeniyle, nüfusları iklim krizinden musdarip olan düşük gelirli ülkelerin ihtiyaçlarını karşılamanın adil ve hızlı bir şekilde ‘nasıl’ gerçekleşeceği açık değil. Bu ülkeleri daha da borç krizine itme riski taşıyor.”
ODI küresel düşünce kuruluşundan Michael Jacobs: “Elbette bu bir uzlaşma ama fosil yakıtları aşamalı olarak ortadan kaldırma çabası artık tartışmasız yükselişte. Artık tüm gözler 2025’e kadar geçerli olacak ulusal emisyon planlarında olacak. Burada alınan kararlar yalnızca onlara rehberlik ediyor: halklarının baskısıyla hükümetlerin bu anlaşmayı yerine getirmeleri için sadece iki yılı var.”
Türkiye’den COP31 çağrısı
Türkiye’nin baş müzakerecisi Fatma Varank, sonuç metninin yayımlanmasının ardından “her açıdan çok başarılı bir organizasyona şahit olduk” dedi. Genel Kurul’da konuşma yapan Varank, “COP29’un önümüzdeki yıl kardeş ülkemiz Azerbaycan’da düzenlenmesinden son derece memnunuz. IPCC’nin gelecek yıl ilk toplantısının Ocak ayında İstanbul’da yapılacak olması iklim eylemine ne kadar önem verdiğimizi gösteriyor” diye konuştu.
Türkiye, COP31‘e ev sahipliği yapma teklifini de yineledi.
İber Yarımadası‘nı dün (12 Aralık) etkisi altına alan sıcak dalgası, İspanya genelinde aralık ayı sıcaklık rekorlarını alt üst ederken ekolojik dengeyi de tehdit ediyor. Güney bölgelerindeki sıcaklıkların 30 dereceye kadar çıkması, kayak severleri üzerken bu durumun çevresel etkileri de endişe yarattı.
Kış aylarının yaklaştığı Kuzey Yarımküre’de, İspanyolların beyaz bir Noel hayali, bilim insanları tarafından insan faaliyetleriyle ilişkilendirilen küresel sıcaklık artışının bir parçası olarak kaydedilmiş en sıcak yılın ortasında dört sıcak dalgasının yaşandığı bir yazın ardından suya düşüyor.
Ulusal hava durumu ajansı AEMET‘in sözcüsü Ruben del Campo, “[Sıcak dalgası] Aralık ayının bu noktasında İspanya’nın üzerinden geçen en sıcak kütlelerinden biri” diyor.
Reuters’ın aktardığına göre; Del Campo, yılın son ayı için bir önceki rekordan iki derece daha yüksek olan, en az 27 derece sıcaklık kaydeden, Valencia gibi güneşli Akdeniz kıyısındaki şehirlere işaret ediyor.
Fotoğraf: Matthias Schrader/AP
Ayrıca Ruben del Campo mevsim normallerinin dışında seyreden sıcakların Şubat sonuna kadar seyrek yağış tahminleriyle birleştiğinde, eridiğinde ilkbahar ve yaz ayları için çok önemli bir su kaynağı olan bol kar yağışına bağımlı kış sporları için “pek de iyi olmayan” bir sezonun habercisi olduğunu da sözlerine ekledi.
‘Sakince her şeyi yok ediyoruz, sorun şu ki; geri dönüş yok’
Olağanüstü sıcaklığın, AEMET’in yüksek enlemlerden gelen serin havanın sıcaklıkları Aralık ayı için daha normal değerlere düşüreceğini tahmin ettiği bugünden (13 Aralık) itibaren sona ermesi bekleniyor.
Madrid’in dışındaki popüler kayak merkezi Navacerrada’da ziyaretçiler ise kar olmamasından yakınıyor.
32 yaşındaki Deniz Biyoloğu Tania, “Bu korkunç bir duygu çünkü burası gerçekten karla kaplı ya da donmuş olmalı ama bunun yerine yılın bu zamanı için yeşil ve yemyeşil” dedi.
Doğu Castellon eyaletinden 66 yaşındaki emekli üniversite profesörü Vicente Solsona, Navacerrada’da böyle bir tarihte en az bir metre kar olması gerektiğini söylüyor ve ekliyor:
“Sakince her şeyi yok ediyoruz, sorun şu ki geri dönüş yok.”
Gezi Parkı davasından 18 yıl hapis cezasına mahkum edilen Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili, Gezi parkı davasından Can Atalay’ın AYM’de bugün ikinci kez görülen başvuru dosyası Genel Kurul‘a sevk edildi.
Atalay’ın avukatları, Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi‘nin verdiği ihlal kararına uyulmaması nedeniyle ikinci kez başvuruda bulunmuştu. Başvuruda, Atalay’ın seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının, mahkumiyet hükmünün infazına devam edilmesi nedeniyle de, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği belirtilmişti.
AYM Birinci Bölümü, başvuruyu bugün (13 Aralık) öğlen, gündem toplantısında ele aldı. Bölüm, “Başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerektiğine” karar vererek, Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğü‘nün 28’inci maddesi uyarınca, başvurunun Genel Kurulu’na sevkine oy birliğiyle karar verdi.
Genel Kurul’un vereceği karar, Atalay’ın davasının geleceğini belirleyecek.
İhlal kararına uyulmamıştı
28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde TİP‘ten Hatay milletvekili seçilen Can Atalay’ın avukatları, müvekkillerinin milletvekili seçilmesi nedeniyle hakkındaki yargılamanın durması ve tahliye edilmesi talebiyle Yargıtay‘a başvurmuştu.
Yargıtay‘ın talebi reddetmesi üzerine Atalay, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuş, mahkeme, “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiğine ve Atalay’ın yeniden yargılanarak tahliyesine karar vermişti.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Atalay’ın bireysel başvurusunda, “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma” hakkı ile “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıştı. Ayrıca Atalay’a 50 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmetmişti. Yüksek Mahkemenin gerekçesinde, Atalay’ın 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde milletvekili seçildiği ve yasama dokunulmazlığına sahip olduğu vurgulanmıştı.
Anayasa Mahkemesi tarafından, Atalay’ın yeniden yargılanması ve tahliyesi istemiyle yerel mahkemeye gönderilen dosya, yerel mahkemece karar verilmeden Yargıtay 3. Ceza Dairesi‘ne iletildi ancak Daire, ihlal kararına uymadı.
AYM, Atalay hakkında verilen ihlal kararının uygulanmaması gerekçesiyle yapılan ikinci başvuruyu bugün görüştü. Başvurunun Genel Kurul’a sevkine ilişkin verilen kararda, “Başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerektiğini” belirten Bölüm, Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğü’nün 28’inci maddesi uyarınca, başvurunun Genel Kurulu’na sevkine oy birliğiyle karar verdiği ifade edildi.
İklim krizi, tüm nüfusu etkilediği gibi özellikle savunmasız olan çocukları da derinden etkiliyor. Pakistan‘daki son sel felaketinin ardından yıkılan okullar ve evsiz kalan çocuklar, iklim değişikliğinin sadece bir çevresel sorun olmadığını, aynı zamanda ciddi bir çocuk hakları krizi olduğunu ortaya koyuyor.
Dünya çocuk nüfusunun neredeyse yarısı olan bir milyar çocuk, iklim açısından savunmasız ülkelerde yaşıyor. Dünya çocuk nüfusunun üçte biri hem iklim krizinden hem de yoksulluktan etkileniyor.
İklim krizi nedeniyle milyonlarca çocuk evsiz kaldı
UNICEF‘e göre, son altı yılda şiddetli iklim olayları nedeniyle en az 43 milyon çocuk iç göçe zorlandı. Buna göre günde 20 bin çocuk, evini ve okulunu terk etmek zorunda kalıyor.
Ancak Çocukların Çevresel Hakları Girişimi (CERI) koalisyonunun üyeleri Plan International, Save the Children ve UNICEF‘in raporuna göre, 2006’dan bu yana küresel iklim fonlarının sadece yüzde 3’ünden azı çocukları desteklemek için harcandı.
Euronews’in aktardığına göre; COP28’de Save the Children CEO’su Inger Ashing, “İklim krizinin bir çocuk hakları krizi olarak kabul edilmesi ve ele alınması gerçekten kritik. Eğer bunu kabul etmezsek, durumu en az sebep olan ve en çok etkilenen grubu ele alma konusunda büyük bir risk altındayız” dedi.
Inger Ashing, Ağustos 2022’de ülkenin üçte birini sular altında bırakan, bin 700’den fazla kişinin ölümüne ve sekiz milyon kişinin aşırı hava olayları nedeniyle yerinden edilmesine sebep olan yıkıcı selin birinci yıl dönümünde Pakistan’daydı. Ashing, evler yeniden inşa edilemediği için çadırlarda yaşamaya devam eden çocukların, okullarının yeniden inşası için daha uzun süre beklemek zorunda kaldığını ifade ediyor.
Inger Ashing ve Nafiso COP28’de
COP28’deki Çocuk ve Gençlik Alanı’nda Ashing ile konuşan Somali’deki sel felaketi mağduru 16 yaşındaki Nafiso, aşırı sıcaklık nedeniyle ailesinin teneke çatılı evinin dayanılmaz derecede sıcak hale geldiğini söyledi.
Somali, Mogadişu’daki evinde şiddetli yağmurlara maruz kalan Nafiso, COP28’de kendi cumhurbaşkanıyla karşılaştı ve Somali’deki çatışma, sel ve kuraklıklar nedeniyle yerinden edilip kamplarda yaşayan çocukların koşullarını iletti:
“Hem Somali hükümetinin, hem de uluslararası topluluğun liderlerine ilettiğim mesajın, eylemleriyle ilgili sorunları ele almalarına vesile olmasını ve çocukların, hak ettikleri hizmetlere ve eğitime erişebilmelerini umuyorum.”
Çocuklara yönelik iklim finansmanı yetersiz
Ashing, iklim değişikliği, çatışma, yoksulluk ve daha fazlasının iç içe geçtiği krizlerle mücadele etmek için, sorunun kök nedeninin ele alınması gerektiğini söylüyor, sadece “yama” çözümler uygulanmasının yeterli olmadığını belirtiyor. Ancak mevcut fonlama, iklim krizinden etkilenen çocukları yeterince desteklemiyor.
Save the Children, Plan International ve UNICEF‘in bu yılın başlarında yayınladığı raporda, küresel iklim fonlarının sadece yüzde 2,4’ünün çocuk odaklı faaliyetleri desteklediği belirlendi.
İklim krizinden kaynaklanan farklı ve artan riskleri ele almak, çocuklara verilen kritik sosyal hizmetlerin direncini güçlendirmek ve çocukları güçlendirmek için 1,2 milyar euro ayrıldığı anlamına geliyor.
Şimdiye kadar, çocuklar ve iklim krizi üzerine odaklanan resmi bir COP kararı hiç alınmadı.
COP28 boyunca, gençler müzakere sürecine dahil olmaları konusunda giderek daha fazla seslerini yükseltti. Örneğin Dr. Mashkur Isa’nın liderlik ettiği YOUNGO, gençleri iklim değişikliği karar alma sürecinin her seviyesinde daha fazla temsil etmeyi ve onların ihtiyaçlarına odaklanan çözümler geliştirmeyi hedefliyor.
Ashing, “Eğer sadece çocuk katılımına ve çocukları doğrudan hedefleyen projelere bakarsanız, fonlama daha da az” diye ekliyor ve her ülkenin çocukların günlük ihtiyaçlarını anlamak için onları da süreçlere dahil etmesi gerektiğini belirtiyor.
Türk sivil havacılık tarihinde önemli bir yere sahip olan Atatürk Havalimanı‘nın millet bahçesine dönüştürülmesi için inşaat süreci devam ederken, son hâli havadan görüntülendi.
Airporthaber’in aktardığı görüntülerde havalimanı’nın pistlerinin yerine tenis kortu, basketbol ve futbol sahaları yapıldığı, bazı yapıların inşa edildiği görülüyor.
Pistlerin üzerine yapılacak Millet Bahçesi’nin ilk etabı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla seçimlerden hemen önce, 7 Mayıs’ta düzenlenen “Büyük İstanbul Mitingi” ile açılmıştı.
İnşaat çalışmaların devam ettiği millet bahçesinde şuanda vatandaşların girişine izin verilmiyor. Havalimanının 06-24 pisti ise hala faal durumda. Özel uçaklar buradan kalkıyor. Cumhurbaşkanlığı uçaklarının da park yeri Atatürk Havalimanı.
Havalimanında uçakların iniş kalkış yaptığı pistlerin üzerinde futbol, basketbol ve oyun alanları kurulmaya devam ediyor. İçeride ayrıca etkinlikler için dev led ekranlar kuruluyor. Millet bahçesi için dikilen ağaçlar ve çimlendirme çalışmalarının da devam ettiği görünüyor.
2 milyon metrekare alana sahip olacak Millet Parkı tamamlandığında 70 bin metrekare kapalı alan ve etkinlik alanları da olacak.
Atatürk Havalimanı 7 Nisan 2019’dan itibaren sivil uçuşlara, 2 Şubat 2022’den itibaren de kargo uçuşlarına kapatıldı ve tüm sivil uçuşlar İstanbul’un Kuzey Ormanları‘na inşa edilen İstanbul Havalimanı’na aktarıldı. O tarihten sonra havalimanından ağırlıklı olarak iş jetlerinin kullanımı için faaliyet gösterir hale gelmişti.
15 Mayıs 2022 tarihinde Çevre Bakanı Murat Kurum’un yıkılacağını ve üzerine Türkiye’nin en büyük Millet Bahçesi yapılacağını açıkladığı Atatürk Havalimanı, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün (ICAO) yaptığı sınıflandırmaya göre CAT III niteliklerine sahip olup, meteorolojik koşulların kötü olduğu zamanlarda bile uçak iniş-kalkışına imkân verebilecek düzeydeydi.
Toplam 11 milyon 650 bin m² alana sahip olan havalimanı, 63 bin 165 m² iç hatlar ve 282 bin 770 m² dış hatlar terminali ile toplam bina alanı açısından Türkiye’nin en büyük havalimanıydı. Ayrıca 7 bin 260 metrekarelik VIP ve CIP terminaline ve içine kadar ulaşan metro hattına sahipti.
Havalimanının son hali vatandaşların da tepkisine yol açtı.