AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atananMelih Bulu‘ya üniversitenin mezunlarından da tepki geldi.
“Biz de kabul etmiyoruz” diyen Boğaziçi Üniversitesi Mezunları imza kampanyası başlattı. Yapılan açıklamada “Mezunu olduğumuz Boğaziçi Üniversitesi’nin akademik özerkliğini, bilimsel özgürlüğünü ve demokratik değerlerini açıkça ihlal eden 1 Ocak 2021 tarihli rektör atamasını kabul etmiyoruz” denildi.
‘Yöneticiler seçimle belirlenmeli’
BÜ Senatosu’nun 2012 yılında kabul ettiği aşağıdaki ilkelerin Boğaziçi mezunları tarafından da desteklendiği belirtilen açıklamada söz konusu ilkeler şu şekilde sıralandı:
Üniversitelerin herhangi bir kişi ya da kuruluşun etki veya baskısına maruz kalmaması ve siyaset aracı olarak kullanılmaması, bilimsel ve toplumsal gelişim açısından vazgeçilmezdir.
Üniversitelerde karar alma yetkisinin demokratik yöntemlerle seçilmiş kurullarda ve akademik yöneticilerde olması özerklik için şarttır. Rektör, dekan, enstitü müdürü, yüksekokul müdürü, bölüm başkanı gibi akademik yöneticiler atamayla değil seçimle belirlenmelidir.
Üniversitelerin, özerk anayasal kurumlar olarak, akademik programlarını ve araştırma politikalarını öğretim elemanlarınca ve/veya üniversite kurullarınca kararlaştırılarak belirlemesi, bilimsel özgürlüğün ve yaratıcılığın şartlarındandır.
Şimdiye kadar 3 bin 500’den fazla mezunun imzacı olduğu kampanyaya imza atmak isteyen Boğaziçi mezunlarının bu adreste yer alan formu doldurması gerekiyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nde Joe Biden‘ın 3 Kasım tarihinde yapılan seçimlerde kazandığı oyların tescil edileceği ve başkanlığının onaylanacağı gün, Donald Trump taraftarlarının Washington DC‘de kongre binasını işgal etmesi tüm dünyada tepkiyle karşılandı.
Seçimlerde hile olduğunu iddia eden protestocular, bütün güvenlik önlemlerini aşmış ve dört saat boyunca binayı işgal etmişti. Çıkan olaylar sonucunda dört eylemci yaşamını yitirirken, 17 polis yaralanmış, 52 kişi ise gözaltına alınmıştı.
NATO: Görüntüler şok edici
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg yaptığı paylaşımda “Washington’daki görüntüler şok edici. Demokratik seçimin sonucuna saygı gösterilmeli” ifadelerini kullandı.
Shocking scenes in Washington, D.C. The outcome of this democratic election must be respected.
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, ABD Başkanı Donald Trump taraftarlarının barikatları aşarak Kongre binasına girmesini, “ABD demokrasisine görülmemiş saldırı” olarak değerlendirdi ve seçim sonucuna saygı gösterilmesi çağrısında bulundu.
Amerikan demokrasisinin dünyanın gözünde bu gece “kuşatma altında” olduğunu belirten Borrell, “Bu, ABD demokrasisine, kurumlarına ve hukukun üstünlüğüne yönelik görülmemiş bir saldırı. Amerika bu değil. 3 Kasım seçimlerinin sonuçlarına saygı gösterilmeli.” ifadesini kullandı.
In the eyes of the world, American democracy tonight appears under siege.
This is an unseen assault on US democracy, its institutions and the rule of law.
This is not America. The election results of 3 November must be fully respected.
Avrupa Parlamentosu Başkanı David Sassoli ise yaşananlara ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Bu gece ABD Kongre binasında çok ilginç sahneler yaşanıyor. Demokratik olaylara saygı gösterilmelidir. ABD’nin demokrasi kurallarının korunmasını sağlayacağından eminiz.”
Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson, “ABD Kongresi’nde utanç verici sahneler. Amerika Birleşik Devletleri dünya çapında demokrasiyi savunmaktadır, barışçıl ve düzenli bir güç aktarımı olması artık hayati önem taşımaktadır” dedi.
Disgraceful scenes in U.S. Congress. The United States stands for democracy around the world and it is now vital that there should be a peaceful and orderly transfer of power.
Kanada Başbakanı Justin Truodeau ”Durumu kaygıyla takip ediyorum.” açıklaması yaparken, Hollanda Başbakanı Mark Rutte de “Sevgili Trump, Biden’ı bir sonraki Amerikan Başkanı olarak bugün tanı” ifadelerini kullandı.
Türkiye: Sağduyuya davet ediyoruz
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, Türkiyeli vatandaşların kalabalık mekanlar ve gösteri yapılan yerlerden uzak durmaları tavsiye edildi. ABD’de meydana gelen olaylara ilişkin ise şu ifadeler kullanıldı:
ABD Başkanlık seçimlerinin ardından yaşanan ve bugün Kongre binasının göstericiler tarafından basılması teşebbüsüne kadar varan iç gelişmeleri endişeyle takip ediyoruz. ABD’deki tüm tarafları itidal ve sağduyuya davet ediyoruz. ABD’nin bu iç siyasi krizi olgunluk içinde aşacağına inanıyoruz.
Toplumsal olaylara müdahaleye ilişkin “Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Taşınır Mal Yönetmeliği” içerisinde değişiklik yapıldı.
Değişikliğe göre “terör olaylarında” ve “toplumsal olaylarda” TSK’ye ait silah ve taşıtlar, Savunma Bakanı‘nın onayıyla Emniyet ve MİT’e devredilebilecek.
Cumhuriyet’ten Hüseyin Hayatsever’in haberine göre, kurumların taşınır mallarının birbirlerine devri için gerekli koşullar “milli güvenlik, kamu düzeni ve kamu güvenliğini ciddi şekilde tehdit eden terör, toplumsal olaylar ve şiddet hareketlerinin meydana gelmesi durumunda” şeklinde tanımlandı.
Dost ve müttefik ülkelere sevkiyat
Ayrıca yönetmelikteki “Taşınır mal işlem belgesi düzenlenmeyecek mallar” maddesine “Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nca uluslararası anlaşmalara dayanılarak dost veya müttefik ülkelere ve bu ülkelerde bulunan kamu veya özel nitelikli kurum ve kuruluşlara mal ve hizmetin yardım olarak verilmesi maksadıyla tedarik edilecek taşınırlar” bendi eklendi.
Böylece uluslararası anlaşmalara dayanılarak “dost ve müttefik” ülkelere taşınır mal işlem belgesi olmaksızın taşınır malların sevkıyatı yapılabilecek.
Yeni İnsan Yayınevi, Yeşil Politika Serisi’ne, 1988 yılından beri iklim değişikliği, savaş, evrensel adalet, nükleer silahsızlanma ve uluslararası işçi hakları gibi sorunları ele alan toplumsal hareketlere katılan ve bu konular hakkında eserler kaleme alan Jeremy Brecher imzalı “İklim Direnişi: Bir Hayatta Kalma Stratejisi” başlıklı kitabı ekledi.
Kitabın editörlüğünü, küresel ısınma ve iklim değişikliği üzerine yazdığı eserlerle de tanınan gazeteci, akademisyen ve radyo programcısı Ömer Madra üstlendi. Dilara Kılıç ise Türkçeye kazandırdı.
Çözüm önerileri
Dünya ikliminin insanlar tarafından tahrip edilişi, evrensel olarak bilinen ve defalarca kez kanıtlanmış bir olgu. Jeremy Brecher, İklim Direnişi’nde bu gerçekliğe dikkat çekiyor ve bu devasa sorun karşısında yapılan çalışmaları adım adım anlatıyor. Bu çalışmaların sonuçlarını, kazandığı başarı ya da başarısızlıkları aktardıktan sonra okur için çözüm önerileri sunuyor.
İklim değişikliği ve küresel ısınma gibi sorunlarla mücadeleyi amaçlayan sayısız çalışmanın varlığı biliniyor. Hükümetlerden ve üst düzey yöneticilerden sivil direnişçilere kadar birçok topluluk veya kişi, iklim direnişi için mücadele veriyor. Yazar, geçmişten günümüze bu çalışmaları ortaya koyan tarihsel bir özet çıkardıktan sonra söz konusu çalışmaların neden başarısız olduğunu da okuyucuya açıklıyor.
Fotoğraf: Shutterstock
Yasal bir zemin
Jeremy Brecher, iklim direnişindeki başarısızlıkların giderilmesi ve iklim mücadelesi için yasal bir zemin öneriyor. İklim Direnişi bu sayede, yalnızca sorunlardan ve mücadeleden değil; çözümlerden, önerilerden ve stratejilerden bahseden bir kitap olma özelliğiyle ön plana çıkıyor.
İklim Direnişi, “İklimin Korunmasındaki Başarısızlığın Sebepleri” ve “İklimin Korunmasına Yönelik Makul Stratejiler” isimli iki bölümden oluşuyor. Kitabın birinci bölümünde resmî ve gayriresmî iklim hareketleri anlatılarak bu hareketlerin kazanımları, başarısızlıkları ve arka planında yaşanan olaylar irdeleniyor.
Hangi yollat başarıya ulaştı?
Birinci bölümde yer alan “Zor Gerçeği Keşfetmek” başlığı altında ise oldukça mühim olan iklim krizi gerçeğinin, iklim direnişindeki yerinden ve farkındalığından bahsediliyor. İlerleyen başlıklarda ise üst düzeyde yapılan çalışmaların, yasal düzenlemelerin ve bu düzenlemelerdeki boşlukların altı çiziliyor; vatandaşların ve sivil toplum örgütlerin çabalarına yer veriliyor. Bu çabaların hangi yollarla başarıya ulaştığı ve neden daha fazla başarıya ulaşamadığı yalın bir dille okuyucuya aktarılıyor.
İklim Direnişi’nin ikinci bölümü, iklimin korunmasına yönelik yöntem ve stratejilere ayrılıyor. “Küresel, Şiddetsiz ve Yasal Direniş” başlığı altında, iklim direnişi için alternatif yollardan bahsediliyor. Bu yollar arasında lobi çalışmaları ve şiddet içeren devrimler bulunsa da Jeremy Brecher, şiddetsiz ve doğrudan yapılacak küresel direnişi savunuyor; hükümetlerin iklim direnişi meselesini gündemlerine koymaları gerektiğinin altını çiziyor. Brecher, hükümetlerin bu amaç için nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini de açık ifadelerle ve analizlerle gösteriyor.
‘Mükemmel strateji için vakit yok’
İklim Direnişi’nin sonuç bölümünde ise bütüncül ve tutarlı bir perspektif sunuluyor. Yazarın giriş bölümündeki sözleri, kitabın amacını de yansıtıyor aslında:
İklimin korunması için mükemmel bir strateji bekleyecek vaktimiz yok; hepimizin görevi, bulabileceğimiz en iyi stratejiyi bulmak ve harekete geçmektir.
Jeremy Brecher hakkında
Jeremy BrecherSave the Humans? Common Preservation in Action ve emek tarihini konu alan Strike! (Kırkıncı yılı vesilesiyle yakın zamanda gözden geçirilmiş yeni baskısı yayınlanmıştır) isimli eserleri başta olmak üzere, işçi hareketleri ve toplumsal hareketler üzerine birçok kitap kaleme aldı.
1988 yılından beri iklimi koruma stratejileri üzerine yazıyor. Aynı zamanda Labor Network for Sustainability (Sürdürülebilirlik için İşgücü Ağı) isimli hareketin kurucularından. Keystone XL boru hattı projesine karşı yapılan ilk eylemlerde gözaltına alındı.
Yarım yüzyıldır; nükleer silahsızlanma, insan hakları, Vietnam’da barış, uluslararası işçi hakları, küresel ekonomide adalet, savaş suçlarının denetimi gibi çeşitli alanlarda yer aldı. Union Graduate School isimli okulda doktorasını yaptı ve belgesel filmiyle beş tane bölgesel Emmy ödülü aldı.
Amerika Birleşik Devletleri‘nin (ABD) başkenti Washington DC’de Başkan Donald Trump yanlısı protestocular, dün gerçekleştirdikleri protesto sonrası kongre binasını işgal etti.
Yaklaşık dört saat süren işgal sebebiyle dört kişi hayatını kaybetti. Yaşanan olayların ardından Washington DC’de saat 18.00’dan itibaren sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Neler yaşandı?
3 Kasım 2020’deki başkanlık seçim sonuçlarına göre belirlenen delege oylarının sayılması ve sonuçların resmen tescil edilerek Başkan Joe Biden‘ın zaferinin kesinleştirilmesi için Kapitol Binası‘nda toplanıldı.
Seçimlere usulsüzlük karıştığı yönündeki asılsız ve doğru olmayan iddiaları ortaya atan Başkan Donald Trump‘ın çağrısıyla başkent Washington DC’de binlerce kişi toplandı.
Trump, Beyaz Saray önünde destekçilerine yaptığı konuşmada, “Asla vazgeçmeyeceğiz, yenilgiyi asla kabul etmeyeceğiz” dedi.
Protestocular bariyerleri aştı
Daha sonra kalabalık, Senato ile Temsilciler Meclisi’nin ortak oturumunun başlamasından kısa bir süre sonra bina çevresindeki güvenlik bariyerlerini aşarak, Kongre binasına ulaştı.
Just evacuated my office in Cannon due to a nearby threat. Now we’re seeing protesters assaulting Capitol Police.
Burada polisin biber gazıyla müdahale ettiği görüntülendi. Ancak protestocular camları kırarak, ve duvarlardan tırmanarak yollarına devam etti.
“Senato Başkanı” sıfatıyla oturumu yöneten ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence güvenlik nedeniyle binadan çıkarıldı.
Bazı protestocular Senato genel kurul salonuna ulaştı. Temsilciler Meclisi‘nde ise kapılar kapatıldı, kapıların önüne barikatlar kuruldu ve güvenlik güçleri içeri girmek isteyenlere ateş açtı.
Biden, olayları bir “kalkışma” olarak değerlendirdi ve Trump’a protestoculara seslenme çağrısında bulundu. Trump ise eve dönün çağrısı yaptı. Fakat, seçimleri büyük bir farkla kazandığını da iddia etti.
Twitter’dan mesaj paylaşan Trump “ABD Kongresi’ndeki herkesten barışçı olmalarını istiyorum. Şiddet yok. Bizim kanun ve nizam partisi olduğumuzu unutmayın. Yasaya uyun” dedi.
Oturuma devam edildi
Protestocular tarafından gerçekleştirilen işgal yaklaşık dört saat sürdü. ABD Temsilciler Meclisi‘nin Yargı Komitesi‘ndeki Demokratlar Başkan Yardımcısı Mike Pence, protestocuların binaya girmesi sonrası yarım kalan Biden’ın başkanlığının onaylanacağı oturumu yeniden başlattı. Pence, yaşananlarla ilgili şu açıklamayı yaptı:
Bugün ABD Kongresi’nin karanlık bir günüydü. Ancak başkent polisinin, federal, eyalet ve yerel güvenlik birimlerinin yoğun çabası sayesinde şiddet bertaraf edildi. Kongre güvenlik altına alındı. Burada yaşanan şiddeti en güçlü şekilde kınıyoruz. Bu kutsal koridorlarda yaşanan can kaybının da Kongre’yi savunurken yaralananların da yasını tutuyoruz. Bugün başkentimizi savunduk. Bu tarihi mekanı korumak için görev yerlerinden ayrılmayan kadın ve erkeklere her zaman minnettar kalacağız.”
Fotoğraf: NYT
Dört kişi hayatını kaybetti
Washington polis şefi Robert Contee, konuyla ilgili yaptığı açıklamada çıkan çatışmalarda toplam dört kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Ölen kişilerin ise kimlikleri henüz açıklanmadı.
Contee, olaylarda 14 polisin hafif şekilde yaralandığını, en az 52 kişinin de gözaltına alındığını ekledi.
Washington Belediye Başkanı Muriel Bowser, protestoların ardından şehirde 15 günlüğüne acil durum ilan edileceğini duyurdu. Acil durum, Biden’ın yemin töreninin olacağı 20 Ocak tarihini de kapsayacak.
İstifalar geldi
Meydana gelen olayların ardından ise istifa haberleri geldi. Trump’ın eşi Melania Trump‘ın Özel Kalem Müdürü Stephanie Grisham istifa ettiği açıkladı.
Reuters‘ın haberine göre, Beyaz Saray Sözcü Yardımcısı Sarah Matthews ve Beyaz Saray Sosyal İşler Müdürü Rickie Niceta da görevlerinden istifa etti.
‘Demokrasimiz saldırı altında’
Olaylara ilişkin açıklama yapan seçilmiş başkan Joe Biden, demokrasinin büyük bir saldırı altında olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
Demokrasimiz eşi görülmemiş bir saldırı altında. Modern zamanlarda gördüğümüz hiçbir şeye benzemiyor. Özgürlük kalesine bir saldırı. Halkın temsilcilerine ve başkent polisine, onları korumaya yemin edenlere bir saldırı. Ve cumhuriyetimizin kalbinde çalışan kamu görevlilerine. Çok açık konuşayım. Kongre binasındaki kaos sahneleri gerçek bir ABD’yi yansıtmıyor. Gördüklerimiz küçük, kendini kanunsuzluğa adamış aşırılılık yanlıları. Bu muhalefet değil. Bu bir düzensizlik. Bu kaos, fitne ile sınırlı.”
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinde sorumluluğu olan kamu görevlilerinin yargılandığı davanınİstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 117. duruşmasında Veysel Şahin ve Volkan Şahin tutuklandı.
Fetullah Gülen, eski savcı Zekeriya Öz, gazeteciler, jandarma ve eski emniyet görevlilerinin de aralarında bulunduğu dördü tutuklu 76 sanığın yargılandığı davaya tutuklu sanıklar Muharrem Demirkale, başka suçtan tutuklu sanıklar Hamza Celepoğlu, Mehmet Uçar Ses ve Görüntülü Bilişim (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Tutuksuz sanıklar Önder Araz, Ali Barış Sevindik,Ali Öz, Mustafa Küçük, Emre Cingöz, Gazi Günay ve Celalettin Cerrah ise mahkemeye gelerek duruşmaya katıldı.
‘Görevim esnasında herhangi bir esnekliğim yoktur’
Mütalaada görevi kötüye kullanmak suçundan 3 aydan 1 yıla kadar hapsi istenen dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah beraatini talep ederek şunları söyledi:
Trabzon Valisi’nin konuyu İstanbul Valisi’ne bildirmesi gerekirdi. Hatta bu tür konularda İçişleri Bakanlığı’nın bilgilendirilmesi gerekir. Görevim esnasında herhangi bir esnekliğim yoktur. Devletime ve milletime 47 yıl hizmet ettim. Hiçbir kusurum ve sabıkam olmamıştır. Bunun böyle kalmasını isterim. 47 yıl hizmet ettiğim devletimde ufak da olsa sabıkalanmak istemem.”
Fotoraf: DHA
‘Dink adını bilmiyordum’
Anayasayı ihlal suçundan ağırlaştırılmış müebbet, kasten öldürme suçundan müebbet, resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanmak, örgüte üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım suçlarından da 5 yıl 10 aydan 24 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenen dönemin Trabzon Jandarma Komutanı Ali Öz ise beraatini talep ederek şu ifadelerde bulundu:
Savcılık mütalaasındaki iddiaların hiçbirisine katılmıyorum. 2004 Ağustos’ta Trabzon Jandarma Komutanlığı’na atandım. Görevimi kanuni olarak yerine getirdim. Görev yaptığım sürede pek çok olay oldu ve yasalar çerçevesinde işlemler yapıldı. 2007 ocak ayında Dink’in öldürülmesi üzerine, İçişleri Bakanlığı müfettişleri olmak üzere belli makamlarca inceleme ve araştırma yapıldı. Ben kişisel olarak öldürme olayı meydana gelene kadar Dink adını bilmiyordum. Olaydan sonra gazeteci olduğunu ve Agos’ta çalıştığını öğrendim. Emrimde çalışan personel Hrant Dink’in öldürüleceği bilgisini alıyor personel, sabah toplantıda şifai olarak söylüyor. Bunu kayıt altına almıyor. Bunu kim rapor haline getirecek ve imzaya açacak görev tanımı açık. Komutanın bu işleri yapacak ne gücü, ne zamanı vardır. Görevini zamanında yapmayan personel yanlış davranmıştır.”
Öz, hakkındaki kaçma iddialarını da yalanladı.
3 sanığın adli kontrol kararı kaldırıldı
Mahkeme heyeti, sanıklar Ecevit Emir ve Ali Öz hakkındaki adli kontrol kararlarının duruşmaya gelerek takip etmeleri dikkate alınarak kaldırılmasına, sanık Emre Cingöz hakkındaki adli kontrolün de kaldırılmasına karar vererek bu sanıklar hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının ise devamına hükmetti.
Savunmalara devam edilecek
Heyet, sanıklar Veysel Şahin ve Volkan Şahin’in “dosya kapsamında cinayetin daha önceden bilgisi olan ve kendisine Coşkun İğci vasıtasıyla haberdar edilen kişilerden olması, sanıkların cinayeti daha önceden bildiklerine dair dosya kapsamında delillerin olması, mütalaada istenen ceza durumu, kuvvetli suç şüphesinin olduğu, sanıkların tutuklulukta geçen sürelerin azlığını” dikkate alarak tutuklanmalarına ve tutuklanmalarına yönelik yakalama emirlerinin çıkarılmasına karar verdi.
8 Ocak cuma günü de sanık savunmalarının alınmasına devam edilecek.
Boğaziçi Üniversitesi’ne Cumhurbaşkanı kararı ile AKP’li Prof. Melih Bulu‘nun rektör atanmasına tepkiler sürüyor. Üniversitede sosyoloji bölümünde öğretim üyesi olan ve aynı zamanda rektör danışmanlığı görevini yürüten Prof. Dr. Zafer Yenal LinkedIn hesabından yaptığı paylaşımla istifa ettiğini açıkladı.
Prof. Yenal, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda da “Dün LinkedIn’de Rektör Danışmanlığı’ndan istifa ettiğimi duyurmuştum. Kem gözlere inat, hocalığa, okuyup yazmaya, daha da çok çalışmaya devam tabii ki…” ifadelerini kullandı.
Dün LinkedIn’de Rektör Danışmanlığı’ndan istifa ettiğimi duyurmuştum. Kem gözlere inat, hocalığa, okuyup yazmaya, daha da çok çalışmaya devam tabii ki… https://t.co/JKvVumcgaY
Prof. Yenal LinkedIn’de paylaştığı istifa metninde şunları kaydetti:
“Üniversitemiz ve mezunlarımız arasındaki ilişkinin daha da yakınlaşması, zenginleşmesi ve kurumsallaşması yönünde gayret gösterdim. Bu süre zarfında yüzlerce mezunumuzun çalışmalarımıza verdikleri destek çok ama çok değerliydi. Kendilerine canı gönülden teşekkür ederim. Rektörlük Kurulu üyeleri, Kültür Sanat Komisyonu, Tanıtım Ofisi, Kariyer Merkezi, Mezunlar Ofisi ve Kurumsal İletişim Ofisi çalışanları başta olmak üzere tüm mesai arkadaşlarıma bütün bu süreci gururla ve heyecanla yaşamama vesile olan muazzam katkıları için minnettarım. Bir daha kapıları kelepçelenmiş üniversite görmemek için iyilik adına, güzellik adına daha sıkı çalışmaya devam edelim.”
Boğaziçi Üniversitesi’ne AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın rektör olarak Melih Bulu’yu atamasını protesto edenler Kadıköy Rıhtım’da bir araya geldi.
Boğaziçi Dayanışması tarafından yapılan çağrıyla bir araya gelen yaklaşık iki bin kişi Melih Bulu’nun istifa etmesini ve protestolarda gözaltına alınan öğrencilerin serbest bırakılmasını talep etti.
Öğrenciler ilk olarak eylem yerini Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs girişi olarak duyurmuş, İstanbul Valiliği ise bir açıklama yayınlayarak Beşiktaş ve Sarıyer’de gösteri ve yürüyüşleri yasakladığını söylemişti. Bunun üzerine öğrenciler eylem yerini Kadıköy olarak değiştirmişti.
Beşiktaş’a yürüdüler
Öğrenciler, 12.00’da Bebek’te yer alan Boğaziçi Üniversitesi’nde yaptıkları eylemin ardından yürüyerek Beşiktaş’a geldi. Yol boyunca öğrencilerin sloganlarına araçlar kornalarla destek verdi.
Beşiktaş’ta vapura binen öğrenciler, yolculuk boyunca da sloganlar atarak Melih Bulu’nun istifasını talep etti. Kadıköy’de toplanan kalabalık Boğaziçi öğrencilerini alkışlarla karşıladı.
Yüzlerce polis alanı çevirdi
Rıhtım alanı yüzlerce polis tarafından çevrildi. Ancak polisler herhangi bir müdahalenin yapılmayacağını söyledi.
Eylemde öğrenciler sıklıkla “Melih baksana, kaç kişiyiz baksana” “Homofobik rektör istemiyoruz”, “Yaşasın öğrenci dayanışması” istemiyoruz sloganları attı.
Burada bir basın açıklaması okuyan öğrenciler, “Biliyoruz ki yalnızca üniversiteler değil belediyeler ve STK’llar da bu politikaların kurbanı olmaktadır. Kayyım atamaları ülkemizin demokratik geleceğine bir darbedir” ifadelerini kullandı.
Açıklamada ayrıca İzmir Ege Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi gibi farklı üniversitelerden öğrenciler de söz aldı. Öğrenciler, kurumlar arası öğrenci dayanışmasının öneminden bahsetti.
Neler yaşandı?
4 Ocak Pazartesi günü bir araya gelen öğrenciler, kurum dışından okula rektör atanmasını protesto etmişlerdi. Basın açıklaması okuyan grup, Kuzey Kampüs’e yürümüş ve burada bir forum gerçekleştirmişti.
Sonrasında sayısı bini bulan kitle Güney Kampüs’e ilerleyerek Rektörlük binasına yürümek istemiş, polis engeliyle karşılaşmıştı. Okula girişleri engellenen öğrenciler ile polis arasında kavga çıkmış, polis biber gazı ve TOMA ile müdahale etmişti.
5 Ocak Salı günü ise protestoya katılan 17 öğrenci sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. 6 Ocak Çarşamba günü sabahında ise 14 kişinin daha gözaltına alındığı belirtildi.
Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyım rektörü protesto ettikleri için gözaltına alınan öğrenciler hakkında bilgi veren Avukat Çağan Yazıcı ise öğrencilerin evlerine kapı kırılarak girildiğini, uzun namlulu silahlarla yere yatırılarak ve darp edilerek gözaltına alındıklarını söyledi.
Öğrencilerin 6 Ocak günü için Boğaziçi Üniversitesi’ne yaptığı eylem çağrısı üzerine İstanbul Valiliği Beşiktaş ve Sarıyer’de eylem yasağı getirildiğini açıkladı. Okulun büyük bir bölümü ise polis barikatlarıyla çevrildi.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Miami Üniversitesi‘nden bilim insanları, yeni doğan bebeklerin kordon kanındaki kök hücrelerin 85 yaşın altındaki ağır koronavirüs hastalarının hayatta kalma olasılığını iki katına çıkardığını duyurarak tek bir göbek kordonunda 10 bin hastanın hayatını kurtaracak kadar kök hücre olduğu belirtti.
Yapılan çalışmanın yazarı Prof. Camillo Ricordi konuyla ilgili “Kök hücre tedavisi normal bağışıklık tepkisini geri yüklemek ve yaşamı tehdit eden komplikasyonları tersine çevirmek için akciğerdeki akıllı bir bomba teknolojisi gibi.” dedi.
Hastalar üzerinde uygulandı
Jackson Memorial Hastanesi‘nde koronavirüs tedavisi gören 24 ağır hastaya kök hücre tedavisi uygulandı. Tedavi grubundaki her denek için ise toplam 200 milyon kök hücre kullanıldı.
Her birine iki gün arayla bir plasebo ya da kök hücreden iki enjeksiyon verildi. Kök hücrelerle tedavi edilen grupta bir ay sonra hayatta kalanların oranı yüzde 91 olurken, plasebo verilenlerden ise sadece yüzde 42’si hayatta kaldı. Bir kişi ise kök hücre tedavisine rağmen hayatını kaybetti.
Ayrıca, tedavi edilenlerin yarısından fazlası son dozun ardından iki hafta içinde taburcu oldu ve yüzde 80’ininden fazlası bir ay sonra tamamen semptomsuz hale geldi.
Sonuçlarımız kök hücre tedavisinin güçlü anti-enflamatuar, immünomodülatör etkilerini doğruladı ve hücrelerin şiddetli Covid-19 hastalarında ölüme neden olabilecek sitokin fırtınasını engelledi. İntravenöz (damar içi enjeksiyon) olarak verildiğinde, kök hücreler doğrudan akciğerlere ilerliyor, bu da akut solunum sıkıntısı sendromu olanların tedavisini hızlandırıyor.”
Ayrıca, Ricordi Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi‘ne (FDA) başvuruda bulunduklarını, çalışmanın bir hafta içinde onaylandığını belirtti.
Cengiz İnşaat‘ın Artvin‘de yaptığı Rize-Artvin Havaalanı inşaatına kaya malzemesi sağlamak amacıyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından Arhavi’de işletilen taş ocağı, tehlikeli ve yasalara aykırı bir şekilde üretimine devam ediyor.
Taşocağındaki patlamalar sonucunda Arhavi-Ortacalar yolu, düşen dev kaya nedeniyle bir süre ulaşıma kapandı.
Yurttaşlar dinamitler patlatılarak yapılan çalışmalar sonucu bölgeye yakın birçok konutta yaşayanların risk altında olduğunu ve bazı konutlarda patlama nedeniyle çatlaklar oluştuğunu belirterek, yaşananlara tepki gösterdi.
Havaalanı inşaat çalışmalarına dolgu malzemesi için Arhavi’nin en güzel vadilerinin tahrip edildiğini ve yapılan çalışmaların hukuki dayanağı olmadığını belirten Arhavi Doğa Koruma Platformu (ADKP) sözcüsü Hasan Sıtkı Özkazanç, son günlerde vadide yaşananları anlattı:
‘Vahşi yöntemler kullanılıyor’
“Bakanlığın işlettiği taş ocağında tüm kurallara aykırı biçimde ve tamamen vahşi yöntemlerle üretim yapılmaya devam ediliyor.ÇED raporundaki taahhütlere aykırı şekilde çok yüksek miktarlarda patlayıcı kullanılıyor. Raporda, Arhavi-Ortacalar karayolunun kenarında sağlık koruma bandı bırakılacağı taahhüdünde bulunulmasına rağmen, fiilen karayolu da taşocağı işletme alanı gibi kullanılıyor.”
Taş ocağında daha öne de kaya düşmesi sonucunda iş makinelerinin zarara uğradığını belirten Özkazanç, “Son olarak da gerekli basamak yapıları oluşturulmadan yapılan çalışmalar sonucunda dev bir kaya düşerek yolu kapattı. Can kaybı olmaması büyük şans” dedi.
‘ÇED iptal davası devam ediyor’
Taş ocağının yerinin uygun olmadığı, böylesi dik bir arazide ÇED raporunda belirtilen şekilde bir basamak yapısı oluşturulamayacağı gerekçeleri ile Pazar ilçesine bağlık Dikyamaç köylüleri tarafından verilen ÇED olumlu kararının iptali için Rize idare Mahkemesinde açılan iptal davası ise halen sürüyor.
Davada belirlenen bilirkişi hayeti, yaptığı inceleme sonrasında, taş ocağının yerinin uygun olduğu ve ÇED raporundaki önlemler alındığı takdirde üretimde sorun olmayacağı şeklinde bir rapor hazırlamıştı. Bu raporun hemen arkasında karayoluna düşen dev kaya, köylüleri isyan ettirdi.
Özkazanç, “Hukuksal süreçler tamamlanmadan yangından mal kaçırılır gibi alelacele, aralıksız ve acımasızca çalışmalar sürdürülüyor. Patlatılan dinamitler sadece patladığı alanları değil güzelim Kamilet Vadisi‘nin de ekosistemini ve doğal yapısını bozuyor. Yaşam alanlarımız acımasızca katlediliyor” ifadelerini kullandı.
Patlatılan dinamitler sonrası karayoluna düşen dev kayaları görüntüleyen yöre halkı da sosyal medya hesaplarından tepki gösterdi.
‘Burada kaya değil, beden parçası görüyorum’
Arhavi’li Nazlı Demet sosyal medya sayfasından dev kaya parçalarının fotoğrafını paylaşarak şu ifadeleri kullandı:
“Bu devasa kütle bugün Çifteköprülere giden yola düşmüş. Durduk yere değil tabii. Vadimizi lime lime eden, dinamitlerle yeri yerinden oynatan, su kaynaklarını yok eden, bölgede yaşayan canlılara kâbus olan, uzaktan bakanları bile ürkütecek boyutlara ulaşmış taş ocakları yüzünden. Bize hayat veren, can veren, cennet memleketimize verdiğimiz karşılık bu işte! Gelecek nesillere armağanımız bu! Eşsiz vadimizden den koca bir parça! Siz ne görüyorsunuz bilmem… Ben burada bir kaya parçası görmüyorum. Ben burada bir beden parçası görüyorum, bir bir uzuv görüyorum, bir ceset görüyorum, kan görüyorum, katliam görüyorum.
…Davalar açılsın, bilirkişileri gelsin, boş boş aval aval etrafa baksınlar, raporlar yazınlar… Desinler ki, bu proje hiçbir şeye hiç kimseye zarar vermiyor. Yazık çok yazık!”
“Vicdansız, açgözlü bir işletme’
Sevinç Ayçiçek ise şunları yazdı:
“Burası neresi biliyor musunuz? Arhavi Kamilet Vadisi yolu. Çifteköprü mevkiinin aşağısı. Vahşice işletilen taş ocağındaki patlamalar taa Kavak köyündeki evleri dahi zangırdatıyordu bir süredir. Sonunda yol tamamen kapandı. Dağı komple indirmek herhalde amaç. Ne kadar utanmaz, vicdansız, açgözlü bir işletme. Sırtını dayamış iktidara oh istediğin gibi yağmala memleketi! Millet can derdinde bunlar rant derdinde! Lanet olsun!”
‘Bu vatan hainliği değil de nedir?’
Kâmil Aksoylu Toroci adlı yurttaş ise şu ifadeleri kullandı: “Şunu gerçekten merak ediyorum. Bu işlere karşı çıkanları, yani Arhavi Doğa Koruma Platformu ve çevre aktivistlerini hain, bölücü ve servet düşmanı ilan edenlerin bu olay karşısında söyleyecek bir sözleri yok mu? ÇED raporu verenler, bilirkişiler, yöneticiler, bu vahşete talana sahip çıkan herkes neredesiniz? Beyaz sayfalar, klavyeler, entertipler, rotatifler, bobinler sizi bekler.”
Av. Okumuşoğlu: Bilenle bilmeyen bir olmuyor
Çevre davalarını üstlenen avukatlardan Yakup Okumuşoğlu da yaşananlar karşısında sosyal medya sayfasından şunları paylaştı:
“Dava açmak serbest. Mahkeme orada aç da aç. Bilirkişi için öde, harçlar için öde. Sayfalarca dilekçe yaz. Bilirkişi gelsin desin ki bu taş ocağı için verilen ÇED raporu, çalışma biçimi usule, yasaya, hukuka uygundur.
Öylemi bilirkişi? Öyle mi! Bilenle bilmeyen bir olmuyor işte bilirkişi. Sen biliyorsan biz hiç bir şey bilmiyoruz! Verdiğin rapor elimizde. Koca kaya gözümüzün önünde, yolun ortasında. Biliyoruz daha fenası da olacak. Biliyoruz çünkü görüyoruz. Sen orda bilgisayarda yaz bakalım bilirkişi. Neresi mi? Arhavi Kamilet Vadisi Çifteköprü mevkii yakınındaki Cengiz inşaatın işlettiği taş ocağı”
Arhavi Kamilet Vadisinde taş ocağı işleten Cengiz’in taş olacağından kopup karayolunda duran kaya! Daha yeni bilirkişi taş ocağını görüp ”ooo maşallah” demişti.., Maşallah size ey bilirkişiler.. maşallah size! bilmediğini bilir sanan bilmez Kişiler! #NeEttiLanArhaviSizepic.twitter.com/CN4NxAcKU3