Pakistan‘ın Pencap eyaletinin yönetim merkezi Lahor kentinin yüksek mahkemesi, hymen testinin yasal dayanağının olmadığına hükmederek “kadın kurbanın kişisel haysiyetine zarar verdiğine” karar verdi.
Yargıç Ayesha Malik yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
Bekaret testi son derece invazivdir, bilimsel veya tıbbi bir gerekliliği yoktur, ancak cinsel şiddet vakalarında tıbbi protokoller adına yapılır. Ancak, aynı zamanda sanık ve cinsel şiddet olayına odaklanmak yerine mağdura şüphe uyandırmak için kullanılan aşağılayıcı bir uygulamadır.”
2018 yılında yayımlanan Birleşmiş Milletler (BM) raporunda, hymen testinin sadece 20 ülkede yapıldığı, bunun da tecavüz vakalarında hayatta kalan kadını evlilik öncesi cinsel ilişki yaşamakla suçlamak için kullanıldığı belirtiliyor.
Fotoğraf: Kacper Pempel / REUTERS
‘Test, ataerkinin bir parçası’
Avukat ve feminist aktivist Nighar Dad, konuyla ilgili The Guardian‘a yaptığı açıklamada şunları dedi:
Karar, bir aktivizm tarihinin doruk noktasıdır ve feminist hareketin onlarca yıldır uğraştığı sıkı çalışma üzerine inşa edilmiştir. Bekaret testi, mağduriyeti kadın karakterlerine bağlayan ve ‘mükemmel kurban’ mitini sürdüren daha geniş bir ataerkil yapısının parçası. Kadınların tecavüz vakalarını bildirmelerinin önündeki engeller aşılamaz, ancak bu tarihi karar bu engellerin kaldırılmasında uzun bir yol kat edecek.”
Pakistan’ın insan hakları bakanı Shireen Mazari, sadece Pencap eyaletinde uygulanacak kararla ilgili övgülerde bulundu.
Öte yandan, evlilik öncesi ilişki Pakistan’da erkekler ve kadınlar için suç olmaya devam ediyor ve beş yıl hapis cezası bulunuyor.
Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) iklim krizinin dünya üzerindeki yıkıcı etkisini ve gezegeni nasıl dönüştürdüğünü ortaya koyan yüzlerce uygu görüntüsü yayımladı.
Uzaydan çekilen ve Değişim Görüntüleri (Images of Change) olarak adlandırılan 500 fotoğraflık seçki iklim değişikliği, kentleşme, sel ve yangınların dünyanın farklı bölgelerindeki etkisini gösteriyor.
NASA, fotoğrafların yarısının insan faaliyetleri ve iklim değişikliği kaynaklı olayların meydana gelmeden önce, diğer bir yarısının ise yakın zamanda çekildiğini açıkladı.
Bazı fotoğraflar bir haftalık değişimi gösterirken, bazıları da 40 yıllık bir zaman dilimini gösteriyor.
1984 ve 2020 yıllarında çekilen Arktik deniz buzu görüntülerinde bölgede yer alan buzulların büyük çoğunluğunun 36 yılda eridiği görülüyor.
NASA’da görevli bilim insan Joey Comiso konuyla ilgili “Buzulların küçülmesi bu hızda devam ederse, Kuzey Kutbu’ndaki yaz deniz buzunun bu yüzyılda tamamen yok olacağını ön görüyoruz.” diyor.
Pandemi de uzaydan izlendi
Koronavirüsün ortaya çıktığı ilk yer olan Çin‘in Wuhan kentinde 2020’nin başlarında trafik seviyelerindeki gözle görülür düşüş de kayıt altına alındı.
Bunların yanında, İzlanda’daki Ok Buzulu’nun tamamen erimesi, Arjantin’de meydana gelen orman yangınları, Pakistan’daki muson selleri de fotoğraflanmış.
Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanan AKP Milletvekili aday adayı Melih Bulu’ya yönelik protestolara Ankara’da ODTÜ öğrencilerinden destek geldi.
Üniversite içerisindeki rektörlük binasına yürüyen öğrenciler burada bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamada “Üniversiteleri arka bahçesine dönüştürmeye çalışan iktidara ve yaptıklarına karşı mücadele edeceğiz, kayyum-yandaş rektörlere geçit vermeyeceğiz” denildi.
Öğrenciler eylemde sıklıkla ODTÜ rektörün karşı sloganlar da atarak” Verşan Kök ODTÜ’ye rektör olamaz” dediler.
ODTÜ’ye atanan Verşan Kök ve yönetiminin, yaptıklarıyla atanmış rektörlerin iktidarın eli gibi hareket ettikleri belirtilen açıklamada “ODTÜ öğrencileri olarak, üniversitemizin tüm bileşenlerinin ortak mücadelesiyle bu baskı ve saldırıların karşısında durduk, durmaya devam ediyoruz. Üniversitelere yapılan topyekûn saldırıların bir parçası olan atanmış rektörlere karşı durmak; özgür ve demokratik üniversiteyi savunmaktır” denildi.
Açıklamada, “ODTÜ öğrencileri olarak Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin talepleri, bizim de taleplerimizdir” ifadeleri yer aldı.
Türkiye‘nin tahıl ambarı olarak bilinen Konya Ovası‘na geçtiğimiz yıl temmuz ve aralık döneminde 80 mm yağış düşerken, bu sene sadece 30 mm yağış düştü. Çiftçiler şu anda yazık ekim yapmamayı düşünüyor.
Karatay Ziraat Odası Başkanı Rıfat Kavuneker, 2020 yılında alınan ürünlerin 2021’in ağustos ve eylül ayına kadar yetebileceğini belirterek “2021 yılında çok daha vahim bir durum bizi bekliyor diyebiliriz” diyor.
Sakarya Hendek ilçesinde bulunan Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası‘nda meydana gelen patlamanın ardından açılan davanın ilk duruşması bugün Sakarya 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görüldü. Mahkeme, salonun yetersizliği sebebiyle davayı 15 Mart’a erteledi, tutuklu bulunan beş kişi için de tutukluluklarının devamına karar verildi.
Meydana gelen patlama nedeniyle yedi işçi ölmüş, 127 kişi ise yaralanmıştı.
Aile yakınları ve güvenlik güçleri arasında tartışma
Sakarya Adalet Sarayı önünde toplanan aile yakınları basın açıklamalarının ardından, mahkeme salonuna girmek istedi. Ancak, salonun küçük olması ve kişi sınırlamasının bulunması gerekçeleriyle bazı aile yakınları salona alınmadı, güvenlik güçleri ve aile yakınları arasında tartışma yaşandı.
Salgın nedeniyle salona 25 kişi alınırken, ismi okunan kişiler dışında salona kimse alınmadı. Dışarıda kalan aile yakınları duruma tepki gösterdi.
‘Cinayet silahlarını kendi elleriyle yaptırdılar’
Patlamada ölen işçilerden Sebahattin Tepeçınar‘ın ablası Hatun Tepeçınar, daha önce fabrikanın patlama ihtimalinin olduğunun işçiler tarafından dile getirildiğini vurgulayarak şunları söyledi:
Cinayet aletlerini kendi elleriyle kardeşlerimize yaptırdılar. Bunun patlayacağını işçi arkadaşlarımız 1 hafta, 10 gün önce söylemişler. Burası patlayacak, ısındı, yanıyor diye kaç kere uyarmışlar. Sebahattin’e yoğun verdirtmiyorlar. Çünkü benim kardeşim zehirleniyor orada. Her dakika zehirleniyor. Yoğurdu yemezse ölecek.”
Mahkemenin ara kararında “Tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına, duruşmanın fiziki koşulları uygun tüm müşterilerin içeri alınabileceği bir salonda yapılmasına, Sanıkların duruşmada hazır edilmelerine ve duruşmanın 15 Mart haftasına ertelenmesine karar verildi.” denildi.
Ne olmuştu?
3 Temmuz 2020 günü yaklaşık 200 kişinin bulunduğu Sakarya Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’nda meydana gelen patlama sebebiyle yedi işçi hayatını kaybetmiş, 127 işçi de yaralanmıştı. Patlamanın ardından Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede fabrikada daha önce beş kez daha iş kazasının yaşandığı, buna rağmen gerekli önlemlerin alınmadığına dikkat çekilmişti.
Beşi tutuklu yedi kişi hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan 2 yıl 8 aydan, 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası isteniyor.
Brezilya’da Rio de Janeiro’nun lüks bir bölgesindeki ikonik Copacabana plajına ‘plastik dalgası’ çarptı. Instituto Mar Urbano’ya göre, plastik dalgasına normalden daha fazla çöpü şehrin drenaj sistemine iten şiddetli yağmurlar neden oldu.
Pazar günü sosyal medyada yayılan video dalgalarla sürüklenen plastik atıkları gün yüzüne çıkardı. Eşyalar arasında plastik bir bebeğin kafası, futbol topu, sandaletler ve daha nice atık plastik yer aldı.
Instituto Mar Urbano, Brezilya’yı çevreleyen Atlantik Okyanusu’nda her yıl 325 bin ton plastiğin karıştığını söyledi. Enstitü’ye göre bu atığın yüzde 80’ni karadan kaynaklanıyor.
Enstitü plastik kirliliğini gösteren videoyu “Tek kullanımlık plastik tüketiminizi azaltın” açıklamasıyla birlikte paylaştı.
Boğaziçi Üniversitesi‘nde yeni atanan rektör Prof. Melih Bulu‘yu protesto ettikleri için evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alınan 36 öğrencinin serbest bırakılması istendi. İnsan Hakları Derneği‘nde basın açıklaması yapan üniversite öğrencileri, gözaltına alınan arkadaşlarının çıplak arama dayatmasına maruz kaldıklarını belirterek “Artık gizlenemeyen çıplak arama, devlet yetkilileri tarafından kabul edilmemekte, gündeme geldiğinde iftira olarak nitelendirilmekte ve çıplak arama işkencesini uygulayan polisler hakkında işlem yapılmamakta, işkenceciler korunup kollanmaktadır” dedi.
Öğrencilerin açıklamasının metni özetle şöyle:
“..Bir gece yarısı darbesiyle Boğaziçi Üniversitesi’ne Melih Bulu’nun rektör olarak atanması, üniversite öğrencilerinden öğretim üyelerine kadar tepkiyle karşılanmış, ilk andan itibaren üniversiteliler ‘Kayyum rektör istemiyoruz’ diyerek itirazlarını yükseltmiştir.
Kuzey Kampüs’te gerçekleşen kitlesel forumun ardından Güney Kampüs önünde buluşan öğrencilere polis saldırısı gerçekleşmiş, öğrenciler plastik mermi, biber gazı ve TOMA eşliğinde üniversite önünde saldırıya uğramıştır.
Dün sabah saatlerinde ise polis ekipleri tarafından birçok öğrenci evine baskın düzenlenmiş, birçok arkadaşımız protestoya katıldıkları için gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınan arkadaşlarımız, polisler tarafından emniyet binasında çıplak aramaya maruz kalmışlardır. Çıplak aramaya direnen arkadaşlarımız polisler tarafından yere yatırılarak kıyafetleri zorla çıkarılmıştır. Arkadaşlarımız polisler tarafından tecavüzle tehdit edilmiştir.
AKP iktidarının ve ona bağlı polislerin bir rutini haline gelen çıplak arama zorlaması, işkencedir. Çıplak arama ve zorla soyma fiilleri kişinin mahremiyetini ihlal eden, moral değerlerini, sosyal kimliğini hedef alan, ruhsal bütünlüğüne zarar veren ve cinsel şiddet boyutlarına ulaşan işkence ve diğer kötü muamele niteliğindedir. Çıplak arama işkencesi, AKP iktidarı tarafından muhaliflerine dönük olarak sistematik hale getirilmektedir.
AKP iktidarının ve polis güçlerinin başta demokratik muhalefete ve öğrenci gençliğe yönelik saldırılarının amacının öğrenci gençliği bölmek, demokratik üniversite için mücadele edenleri ve üniversitelerine sahip çıkan öğrencileri kriminalize etmek olduğunun farkındayız. Üniversitelerimizde kukla ve kayyum rektörler aracılığıyla demokrasinin kırıntısını dahi bırakmak istemeyen AKP’ye, YÖK’e ve ona bağlı bütün güçlere karşı mücadele etmeye devam edecek, üniversitelerimizi savunacağız.
Üniversitelerimizi karakola dönüştürmeye, iktidarları için bir meşruiyet ve ideolojik hegemonya üretim merkezleri yaratmaya, bu yolla üniversitelerimizi sermayenin ihtiyaçlarına tam uygun biçimde dönüştürmeye çalışan AKP iktidarına karşı buradan Üniversite Öğrencileri olarak bir kez daha sesleniyoruz.
Kayyum rektörlerinizi kabul etmiyoruz. Baskılarınıza, gözaltılarınıza ve her türlü şiddet siyasetinize karşı koymaya devam edecek ve üniversitelerimizi özgürleştireceğiz!
Kayyum rektör istemiyoruz!
Çıplak arama işkencesine son!
Gözaltılar serbest bırakılsın!”
Gergerlioğlu: Görüntüler tam bir polis devleti
HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da , Meclis’te düzenlediği basın toplantısında ‘KHK rejiminin, Boğaziçi Üniversitesi’ne kelepçe vurduğunu’ söyledi. İktidarın, özerk bir yönetimi olması gereken üniversiteleri denetimi altına almaya çalıştığını belirten Gergerlioğlu, Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesine rektör atanmasının, bu durumun son örneği olduğunu ifade etti.
Boğaziçi Üniversitesindeki protesto gösterisini, hukuksuz bir rektör ataması karşısında üniversitenin sahibi olan öğrencilerin tepkisi olarak nitelendiren Gergerlioğlu, “Burası lise değil, üniversite. Öğrenciler, siyasi kimlikle rektörlüğe getirilen rektöre tabii ki tepki gösterecekler. Bu, anayasal bir hak” dedi.
Asıl suçu Valilik işliyor
İktidarın, anayasanın toplantı ve gösteri yürüyüşüne ilişkin hükümlerini istediği gibi yorumladığını öne süren Gergerlioğlu, “Öğrenciler bir rektörün atanmasını protesto etmiş. Bu sabah gözaltılar var. Ne oluyor yani? Bu görüntüler, tam bir polis devletinde yaşadığımızı gösteriyor. Asıl suçu, anayasal bir hakkı zorbaca engellemeye çalışan İstanbul Valiliği işliyor. Daha dün gözaltına alınan öğrenciler çıplak aramaya tabi tutuldular. Bunların olmaması gerekiyor” dedi.
Çift şeritli yolların, otobanların, iç içe geçmiş yerleşimlerin, sanayi alanlarının, doğayı ve geleneksel yaşamı tehdit ettiği günümüzde; uzaklarda bir yerlerde, plastik poşetlerin kirletmediği patikaların, kurtların, karacaların hüküm sürdüğü ormanların, keçilerin özgürce otladığı meraların, nadir bitkilerin neslini sürdürebildiği yamaçların, atalık tohumlarla üretim yapan çiftçilerin varlığını bilmek umut veriyor.
Her ne kadar çoğunluk, doğa ve kırsal yaşamla, çocukluk anılarında yer etmiş ”Orda bir köy var uzakta…” şarkısıyla bağ kurmaya çalışmış olsa da; o köylerin değerini, gitmeden, görmeden, tadını kokusunu hissetmeden, kahvesinde oturup çayını içmeden, yaşlılarıyla sohbet etmeden anlamak çok zor.
İzmir’de hazırlıkları devam eden Efeler Yolu’nun en belirgin çıkış noktalarından biri de bu: Şehrin doğusunu çevreleyen dağlarda yüzyıllardır doğayla uyum içinde devam eden yaşamın ve onun parçası olan zengin kültürel mirasın farkına varılmasını sağlamak ve bu yolla, yöre insanının refahını artırmak..
Bu noktada Efeler Yolu, pek çok uygarlığın izlerini taşıyan ve zengin bir ekosistemi barındıran İzmir’in dağlarında, köyleri ve yaylaları birbirine bağlayan bir kültür rotası olmaktan daha ileri bir anlam taşıyor.
Uzunluğu 500 kilometreyi bulan yürüyüş yolu, İzmir’de Bornova’nın Kavaklıdere köyünden başlıyor; Nif Dağı ve Bozdağlar üzerinden Kiraz’ı dönerek, Aydın sıradağlarını geçiyor ve Bülbüldağı’nda bulunan Meryemana’da sonlanıyor. Yaklaşık 30 günde yürünebilecek şekilde planlanan yol, yürüyüşçülerin her günün sonunda bir köye ulaşabilecekleri şekilde tasarlanmış. Bu köylerin her biri, kadim değerleri günümüze taşımayı başarabilmiş köyler. Yürüyüş yolunun mimarları, bu değerlerin korunması yoluyla bölgede sürdürülebilir ve bütüncül bir kırsal kalkınmayı tetikleyerek, yerelde hem sosyal hem de ekonomik gelişmeyi amaçlıyor.
Tüm bölgeye hâkim efelik kültürü ve onların ayak izlerini taşıyan patikalar, bir kültür rotasının oluşturulmasında oldukça zengin ve kapsayıcı alternatifler sunuyor. İzmir’in doğusuna doğru derin bir yay çizen bu dağlık coğrafya, efelere yataklık etmiş sayısız harabe, eski ev, kale, köprü, doğal geçit, mağara, orman, yayla ve otlak barındırıyor.
Öyle ki; üzerinizde kızıl şahinlerin çığlıklar atarak uçtuğu, alacakaranlık çökerken çakal ulumalarının duyulduğu, bilge yaşlıların kulağınıza inanılmaz hikâyeler fısıldadığı, dünyada sadece tek bir alanda görülen çiçeklerin yetiştiği, gizemli dağ geçitlerinden geçtiğiniz, yılkı sürülerinin otladığı yamaçlarda mola verdiğiniz, nesli tehlike altındaki bir kelebeğin kanat çırpışına tanık olduğunuz, antik çağ tanrılarının, kralların, efelerin, Kuva-yi Milliye askerlerinin, çobanların, kaçakların, eşkıyaların, aşıkların adımlarıyla şekillenen patikaları yürüdüğünüz; Hitit’ten Frig’e, Roma’dan Osmanlı’ya muazzam zenginlikte izler taşıyan bir güzergâh…
Zengin mirasın üzerindeki yoksul köyler
Doç. Dr. Özgür Özkaya.
Efeler Yolu’nun fikir babası, Ege Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Özgür Özkaya, Ödemiş’te doğup büyümüş. Askerlik yıllarından bu yana buradaki köyleri ve yaylaları birbirine bağlayan patikalardan oluşan bir kültür rotasının hayalini kurduğunu anlatıyor:
”Çocukluğumda, babam ve kardeşimle yürürdük bu dağlarda. Kimsenin bilmediği yerlere gider, Bozdağ’ın zirvesine tırmanırdık. Sonraları bu dağlarda efelerin, zeybeklerin kol gezdiğini öğrendim. Onların kültürünü tanımaya çalıştım. Bu yolları efelerin kullanmış olabileceği fikri, yürüdüğüm patikaları daha da anlamlı hale getirdi benim için. Sonra birkaç tarihçi ile konuştum. Bu yolların tarihinin Lidya döneminden daha eskilere uzandığını öğrendim. Acaba kaçı korunabilmişti? Nasıl bulunurdu o yollar? Bozdağ ve Aydın dağlarında bir kültür rotası oluşturma fikrine kapılalı yıllar oldu ama rotanın üzerine inşa edilecek temayı bulmak yaklaşık beş yılımı aldı. Bu yol, Efeler Yolu olmalıydı.”
Özkaya, dağ köylerinde halen geleneksel yaşamın sürdüğünü söylüyor:”Yerel tohumlarını ekiyor, keçilerini merada otlatıyor, efelerin yürüdüğü patikaları kullanıyor, nenelerinin anlattığı hikâyeleri dinliyorlar. Sürdürdükleri geleneksel yaşam tarzını ve sahip oldukları atalık bilgiyi koruyarak, refahlarını nasıl sağlayacakları sorusu uzun zamandır kafamı kurcalıyordu. Öyle ki, bu dağ köylerinin çoğunda sağlık ocağı yok, çiftçiler borç içinde, gençlerin tutunabileceği bir dal yok, sosyal yaşam yok denecek kadar az. Efeler Yolu aracılığıyla, bu coğrafyanın zengin mirası ve geleneksel değerlerinin farkına varılmasının, yöre insanının maddi ve manevi refahına ciddi oranda katkı sağlayacağına inanıyorum.”
Giderek büyüyen bir ekip
Efeler Yolu fikrini hayata geçirmek için bir araya gelen Ege Üniversitesi akademisyenleri, 2018 yılında Ege Üniversitesi Kültür Rotaları Araştırma Grubu’nu (EGE-KÜRAG) kurmuş. EGE-KÜRAG, kısa sürede farklı kuruluş ve uzmanları bünyesine dâhil ederek güçlenmiş ve birlikte Efeler Yolu Derneği‘ni (EYD) kurmuşlar. Günümüzde yapımı hala devam eden Efeler Yolu; İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Valiliği, Ege Üniversitesi, İzmir Orman Bölge Müdürlüğü ve İzmir Vakfı ortaklığında, İzmir Kültür Turizm İl Müdürlüğü ile EYD’nin katılımıyla hayata geçiriliyor.
Özgür Özkaya, hayalindeki projenin şimdiden tahminlerinin ötesine ulaştığını söylüyor. ”Ekiple bir araya geldikten sonra yolun niteliği ile ilgili pek çok değişiklik oldu. Pek çok disiplinden akademisyen ve uzmanla birlikte çalışarak standart bir yürüyüş yolunun ötesine geçtik. Tek başıma çıktığım yolda, şimdi 42 kişiyiz ve pek çok kurumla iş birliği yapıyoruz.”
Mühürler ve köy kapıları
Efeler Yolu patikalarda yürümek, muhteşem peyzajları izlemek, saklı kalmış hikâyeleri keşfetmek ve yöre halkının geleneklerini yakından tanımanın ötesinde bir misyon üstleniyor. Dünyada ilk kez hayata geçirilecek bazı özellikler de bu misyonun parçası.
Örneğin, Efeler Yolu üzerindeki her köyün, oraya özel bir değeri sembolize edecek bir mührü olacak. Bu, tarımsal bir ürün, doğal bir anıt, bir göl, antik bir kale ya da bir köprü olabilir. Yürüyüşçüler yola çıkarken bir pasaport edinecekler ve her köye varışta oranın mührü pasaportlarına işlenecek.
Yolun bir diğer özelliği de, her köyün giriş ve çıkışında bir ahşap kapının yer alacak olması. Yürüyüşçüler günün sonunda varacakları köye, bu kapıdan giriş yapacaklar. Doğal yapıya uygun şekilde tasarlanacak kapılar köye 1 ila 2 km’lik mesafede konumlandırılacak. Güzergâhı izleyenlere uzun bir yürüyüşün ardından köye vardıklarını haber vermenin ötesinde bu kapılar, köyün diğer ziyaretçileri için de cazibe noktası olacak.
Acil durumlarda SOS ve ilk yardım
Efeler Yolu “orta” ve genellikle “zor” zorluk düzeylerinde ve her biri 13 ila 26 km arasında değişen uzunluklarda etaplardan oluşuyor. Etaplar arasındaki mesafelerin uzun olmasından kaynaklanan iletişim ve erişim kısıtları nedeniyle, yürüyüşçülerin güvenliğini sağlayacak uygulamalar da düşünülmüş.
Bu amaçla her bir etap, alanlara bölünecek ve her bir alana bir kod verilecek. Alan Kodu uygulaması, yürüyüşçülerin konumlarını bilmesini ve herhangi bir tehlike anında konumunu bildirmesini sağlayacak. Alan kodları, güzergâhların araç ulaşımına elverişli olan orman yolunu kestiği noktalar üzerinden belirlenecek. Acil bir durumda yürüyüşçülere en kısa zamanda ulaşılması, gerekli durumlarda arama kurtarma faaliyetlerinin daha dar bir alanda ve etkin bir şekilde yürütülmesini sağlayacak.
Yürüyüşçüler yola çıkarken telefonlarına yükleyecekleri bir uygulama sayesinde de, acil durumlarda SOS gönderebilecekler. Ayrıca bu uygulama aracılığıyla güzergâh üzerindeki değişiklik ya da tehlikeleri, yolun yönetimini ve bakımını üstlenecek olan EYD’ye bildirebilecekler.
Efeler Yolu’nun mimarları, yürüyüşçülerin, yaban hayatın hüküm sürdüğü ıssız patikalarda acil ilk yardım ihtiyacını da düşünmüşler. Ufak kesikler, ayak burkulması, akrep ya da arı sokması gibi ilk yardım gerektiren durumlar, bu tür güzergâhlarda olası sorunlar arasında sayılabilir. Bu nedenle güzergâh üzerinde belli noktalarda, içinde temel ilk yardım malzemelerinin yanı sıra bölgeye özel panzehirlerin de bulunacağı ilk yardım kitleri yer alacak. Bu kitler, etapların orta noktalarına yakın bölümlerde konumlandırılacak ve telefona indirilecek uygulamada belirtilen yönlendirmeler sayesinde kolaylıkla ulaşılabilecek.
Efeler Yolu manifestosu
EYD, İzmir Vakfı ile birlikte, yürüyüşçülerin, yolu ve çevresindeki değerleri koruma sorumluluğunu hatırlatmak üzere bir manifesto da hazırlıyor. Patikaları yürüyenlerin doğal ve tarihi dokuyu tahrip etmeyeceğine, yöre halkını rahatsız etmeyeceğine dair söz verecekleri simgesel bir manifesto bu.
EYD ayrıca, güzergâh çevresindeki doğal dokunun korunması konusunda da girişimlerde bulunuyor. Orman Genel Müdürlüğü ile iş birliği içinde çalışan Dernek, tarihi patikaları koruma altına almaya çalışırken, bu patikaların geçtiği ormanlık alanlarda traş kesimlerin durdurulması ve güzergâh çevresindeki ormanların bir bütün olarak korunması için girişimlerde bulunuyor.
Yaşayan yol
Efeler Yolu’nun 2022 yılında tamamlanması planlanıyor. Ancak bu tarihten sonra alternatif rotalar açılması da gündeme… Aydın’da ayakta kalmayı başarabilmiş Ayan Kuleleri, Manisa Ahmetli’deki Lidya Kral Mezarları, Aydın ve Muğla sınırındaki Latmos Dağı ve efelik kültürü açısından ayrı bir değere sahip Karınca Dağı daha sonra eklenecek güzergâhlar arasında.
Diğer yandan Efeler Yolu’nun kuzeyinde Troya rotaları ile güneyindeki Karya Yolu gibi çok etaplı yollarla bağlantısı da planlanıyor. Bu bağlamda Efeler Yolu, Yedi Uyuyanlar ya da Mahşerin Yedi Kilisesi olarak bilinen Ephesus (Efes), Smyrna (İzmir), Pergamon (Bergama), Sardes (Salihli), Philadelphia (Alaşehir), Thyateria (Akhisar) ve Laodikea’ya (Denizli) uzanacak alternatif hatlar üzerinden, diğer kültür rotalarıyla da bağlanacak.
Efeler Yolu’nun açılması sadece bir başlangıç. Yol, “efelik” teması çerçevesinde, geniş bir coğrafyanın gelişmesi için sahip çıkılması gereken değerlerin detaylı bir envanterinin çıkarılmasını da sağlayacak. Patikalarda yürüyenler bir yandan izlenim ve gözlemleriyle bu envanteri zenginleştirirken, diğer yandan da yaşayan ve sürekli dönüşen bir organizmanın parçası olacaklar.
Salgından sonra yapılacaklar…
Doç. Dr. Özkaya, alternatif turizm sektörünün yılda ortalama yüzde 30 büyüdüğüne dikkat çekiyor. Covid-19 salgınının da etkisiyle artık daha fazla insan izole ortamlarda ve mütevazi koşullarda tatil yapmayı tercih ediyor. Bu anlamda, Efeler Yolu, evde kalmaktan bunalan yürüyüşçülerin ”salgından sonra yapılacaklar” listesinin en afili etkinliği olacak gibi görünüyor.
”Yol yürüyüş öğretir” diyor şair Gülten Akın… Çoğunlukla bir yere varmayı hedeflesek de aslolan yoldur, yolda yaşadıklarımızdır… Üzerinden atladığımız taş, kokusunu aldığımız toprak, gizemine takılıp kaldığımız efsaneler, çobanla daldığımız muhabbet, önümüzden koşarak geçen bir tavşanın bakışı… Efeler Yolu’nun yolcularının da patikalardan öğreneceği çok şey var.
Efelik Kültürü
Efelik Batı Anadolu’da yaygın halk kültürünün önemli bir parçasıdır. Efe kavramı bölge halkının yaşam kültüründe günümüzde dahi canlı sayılabilecek bir unsur olarak varlığını sürdürmektedir. Yaygın terminolojiye göre efe bir liderdir. Tarihsel süreçte resmi kaynakların “eşkıya” olarak nitelediği gruplar, bu bölgede yerel halk tarafından “efe” olarak adlandırılır.
Eşkıyalık-efelik konusundaki ayrımı Sabri Yetkin şöyle açıklar: “Eşkıya ihtiyaçlarını karşılayacak maddi kaynağı kanunsuz işlerle sağlar; yol keser, adam soyar, adam kaçırarak fidye ister, köy basar, ev basar. Efelerin faaliyetleri de bunlardır ama burada önemli olan eylemin nasıl yapıldığı değildir, kime karşı yapıldığıdır. Efeliğin töresinde yoksulun malına el uzatılmaz, mazluma el sürülmez, yasa dışı eylemler çevre halkına zarar verenlere karşı yapılır. Yani köylüyü sömürenin; evi, çiftliği vs. basılır, yolu kesilir, malı yağmalanır, çocuğu ya da kendisi kaçırılıp fidye-i necat istenir. Halka zulmeden vergi toplayıcıları cezalandırılır.”
Zeybek geleneğinin tamamen dışındaki gerçek haydut-eşkıya grupları, bölgede efe olarak tanımlanmaz; “çalıkakıcı” ismini alır. Bir efe tarafından korunmak veya onun destekleyicisi, yatağı olmak zaman zaman tehlikeli de olsa o dönemin insanı için “kabul edilemez” bir durum değildir.
Milli Mücadele döneminde efelerin ve zeybeklerin çekirdeğini oluşturduğu Kuva-yı Milliye hareketi ve Ege’nin gerçek efeleri ve onların emrindekiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çağrısına uyarak, düzenli ordu birliklerine katılmış, bölgenin Yunan işgalinden kurtulması için hizmet vermiştir. Günümüzde özellikle Kuva-yı Milliye kahramanı bir efenin, kızanının veya yatağının torunu olmak gurur kaynağı olarak görülmektedir.” (Kaynak: Batı Anadolu Eşkıyalık Tarihi. Editörler: Doç. Dr. Olcay Pullukcuoğlu Yapucu, Cihan Özgün, Ali Özçelik, Ege Üniversitesi Basımevi.2019)
Koronavirüs salgınının başladığı günde beri 200’den fazla ülke ve 2 bin 200’den fazla bölgede virüs verileri toplayan Birleşik Krallık merkezli analiz şirketi TotalAnalysis‘in hazırladığı Covid Veri Şeffaflık Endeksi‘ne göre Türkiye 100 ülkeden 97’nci oldu. Türkiye, araştırılan ülkeler arasında sadece Sırbistan, Türkmenistan ve Kuzey Kore‘yi geride bıraktı.
‘Ülke, Kuzey Kore’nin iki üstü’
Cumhuriyet Halk Partisi Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak, araştırmanın sonuçlarıyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:
Dünya nezdinde şeffaf, dolayısıyla güvenilir olmadan salgın yönetmeye çalışan bir iktidar var. Oysa şeffaflık olmadan salgının yönetilemeyeceğini sadece biz değil saygın bilim insanları da defalarca dile getirdi. Ama bildiğini okuyan tek adam rejiminin salgını yönetirken ülkeyi getirdiği nokta, kapalı rejim olan Kuzey Kore’nin iki tık üstü oldu.”
‘Birçok Orta Doğu ülkesi Türkiye’yi geçti’
Budak, iktidarın propaganda yapmaktan pandemiyi yönetmeye fırsat bulamadığına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
Maalesef iktidar dünya liderliğine oynuyoruz propagandası yapmaktan, pandemiyi yönetmeye fırsat bulamamıştır. ‘Dünya beşten büyüktür’ propagandası ile kendisini dünya lideri ülkeler arasında konumlandırmaya çalışanların, pandemi yönetiminde şeffaflık açısından geldiği nokta ortadadır. Ülkemiz dünyada sadece diktatörlükle yönetilen Kuzey Kore’yi ve ülkesinde hiç korona virüsü vakası görülmediğini iddia eden Türkmenistan’ı ve Sırbistan’ı geride bırakabilmiştir. Hanedanlıkla yönetilen pek çok Ortadoğu ülkesi bile Türkiye’nin önüne geçmiş durumda.”
2021’de turizm olumsuz etkilenebilir
Koronavirüs konusunda verilerin şeffaf olmamasının 2021’de turizm sektörünü olumsuz etkileyebileceğine ifade eden CHP’li vekil, konuyla ilgili şunları söyledi:
Bunun provasını geçen yaz asemptomatik vakaların resmi Covid-19 rakamlarına dahil edilmediğinin açıklanmasıyla yaşadık. O sırada Türkiye’de tatil yapan özellikle İngiliz turistler, ülkelerinde 14 gün karantinaya girmemek için hızla geri döndüler. Zaten vakaların il bazında açıklanmamasından dolayı Avrupalı turist için güvenli uçuş yapılabilecek ülkeler listesine girememiştik. Şimdi yine benzer yönetim yanlışları nedeniyle 2021’de toparlanma sürecine girecek turizm sektörünün belini bir kez daha bükmeyelim. Güvenilir bir aşılama programı ve şeffaf bir politika ile Türkiye’yi özellikle Avrupalı turist için güvenli ülke konumuna getirmemiz gerekiyor.”
Bolivya’nın Sucre kentinde 4 Ocak günü etkili olan şiddetli yağış ve dolu, ani sel felaketine yol açtı. Şiddetli hava, mülklere, binalara ve araçlara önemli ölçüde zarar verdi.
Yetkililer, en az dört kişinin yaşamını yitirdiğini, yedi kişinin de yaralandığını duyurdu. Altı kişinin ise kayıp olduğu bildirildi.
14 kişide hipotermi belirtisi
The Watchers’ın aktardığına göre Chuquisaca polisi, hipotermi belirtileri gösteren 14 kişinin kurtarılıp tıp merkezlerine götürüldüğünü bildirdi. Yedisi daha sonra taburcu edildi, geri kalanı ise hastanede kaldı.
#ULTIMO#Sucre Tras una fuerte granizada y torrencial lluvia en #Sucre, se inunda las calles del mercado Campesino, el agua arrastra vehículos y enseres. Video: Gentileza Correo del Sur pic.twitter.com/mE3ny0kuQW
— Periódico Ahora El Pueblo (@ahora_elpueblo) January 4, 2021
Acre: Gerekli önlemleri alacağız
Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce, yakınlarını kaybeden ailelere başsağlığı diledi ve hükümetin yetkililerle gerekli önlemleri alacağına dair halka güvence verdi.
Cumhurbaşkanı yaptığı açıklamada, “Sucre’de sevdiklerini kaybeden ailelere başsağlığı diliyoruz. Hasarı değerlendirmek ve gerekli bakım faaliyetlerini yerel makamlarla koordine etmek Sivil Savunma Bakanlığı’ndan sorumlu” ifadelerini kullandı.