Ana Sayfa Blog Sayfa 1063

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Yaşasın sevgi, kardeşlik ve de hayvanlık!

Meşhur bir Kızılderili atasözü vardır: “Benim hayatımı yargılamadan önce benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan geç. Benim takıldığım taşlara takıl; yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git benim gittiğim gibi. Ancak o zaman beni yargılayabilirsin.”

Bu çok tekrarlanan atasözü aslında tam da empati kavramından bahsediyor. Empati başkalarının duygularını hissedebilme, onlarla hemhal olma ve uygun tepkiler verebilme anlamına geliyor. Kaynağı ayna nöronlar olan bu olgu sayesinde insan türü evrimleşebildi. Empati bebeklerin çevrelerindeki uyaranlara tepki vererek taklit edebilmelerini de sağlayarak çocuk gelişiminde de çok önemli bir rol oynuyor. Peki şu meşhur Kızılderili atasözüne sıkça atıf yapsak da bu kadar önemli olan, pek popüler empati olgusunu duygusal yaşantılarımıza ne kadar yansıtabiliyoruz? Diğer insanların duygularını anlama ve onların yanlarında olabilmede ne derece başarılıyız?

Çocukve kedi kahramanların empati hikayesi

İnsan bencilliğinin zirveye ulaştığı bu çağda bu soruya maalesef iç açıcı bir yanıt veremiyoruz. Konu özellikle insan-dışı hayvanlarla ilişkilerimize geldiğinde ise, yanıtımız daha da karamsarlaşıyor. Cemile Özyakan, NotaBene Yayınları’ndan çıkan, Devrim Ömer Ada’nın resimlediği “Dikkat Kedi Var!” kitabında sadece kedilerin değil, hayvanları çok seven çocukların da hikayesini anlatmış.

Aslında bu, kitap kahramanının çocuklar ve kediler olduğu bir empati hikayesi… Küçük Maya ve arkadaşları Bulut, Güneş ve Gece hayvanları çok seviyorlar. Ama bu edilgen bir sevgi değil. Sokak hayvanlarıyla empati kuruyorlar ve mahallerindeki sokak hayvanlarına yardım edebilmek için Gizli Hayvan Kurtarıcıları adlı bir grup kuruyorlar. Maya’nın annesi, Nilgün Hanım’ın “Yaşasın Sevgi, Kardeşlik ve Hayvanlık” sözü bu grubun da temelini oluşturuyor. Her şey iyi, güzel giderken yavru, hasta bir kediyi iyileştirip sahiplendirmeye karar verdiklerinde işler karışıyor. Maya bir sabah kediye dönüşüyor. Ve bu yolla yaşadığımız dünyayı kedilerin gözünden görmeye başlıyor. İnsanın dünyayı yorumlayışının nasıl da tek-taraflı olduğunu daha iyi anlıyor. Ve bu dönüşümde yalnız olmadığını görüyor.

Maya tekrar insana dönüşebilecek mi? Ve daha önemlisi, yaşadıklarıyla çevresinde olumlu bir deneyim yaratabilecek mi? Cevabı yetişkinlerin değil, çocukların ve kedilerin birer özne oldukları kitabımızda…

Künye

Yazan: Cemile Özyakan
Resimleyen: Devrim Ömer Ada
Yayınevi: NotaBene

 

İklim uzmanları uyarıyor: Yabancı yeni yatırımcılar için karbon vergisi muafiyeti revize edilmeli

Paris Anlaşması‘na taraf olan Türkiye’de, iklim krizinin en büyük müsebbibi olan sera gazı emisyonunun yüzde 72’sini kömürlü termik santrallerle elektrik üretimi yapan enerji sektörü oluşturuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2021 yılında yayımladığı son sera gazı emisyonu envanterine göre, Türkiye’de 2019 yılında toplam salım miktarı 506,1 milyon ton CO2 olarak gerçekleşti. Bunun yüzde 72’si ise enerji sektöründen kaynaklanıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2021 yılında düzenlenen G20 zirvesinde 2053 yılına kadar sıfır emisyon hedeflendiğini açıklamış, ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasında Paris Anlaşması’nın ilk imzacılarından birinin Türkiye olduğunu belirterek Meclis’in onayına sunulacağını belirtmişti. Anlaşma, Meclis onayından geçerek yasalaşmıştı.

Yabancı yatırımcıya yeni santral için vergi muafiyeti

Ancak Türkiye’nin mevcut kömür politikaları hala revize edilmemiş durumda. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın resmi web sitesinde yer alan yabancı yatırımcılar için hazırlanan rehberde, Türkiye’de yapılacak yeni kömür termik santralleri için vergi muafiyeti sağlanacağı yer alıyor. Emisyondan kaynaklanan bir vergi maliyet olması halinde ise, bunu devletin karşılayacağı taahhüt ediliyor.

Yeşil Gazete‘ye konuşan Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz, bu politikanın sürdürülmesiyle 2053 sıfır emisyon hedefine ulaşılmasının mümkün olmadığını söylüyor:

“Rehber uluslararası yatırımcıya yönelik hazırlanmış. Özetle Türkiye’de karbon emisyonu gibi bir vergi bedeli olmadığını ve olmayacağını, olursa da devlet tarafından karşılanacağını belirtiliyor. 2020 başı gibi hazırlanmış bir rehber. Paris Anlaşması’ndan önce hazırlanmış olması dikkate alınmayacağı anlamına gelmiyor. Şu an online olan ve Türkiye’de yatırım yapmak isteyen yabancı bir yatırımcının erişip referans olarak kullanacağı bir belge bu. Bu vatandaşından vergisinden karşılanacak demektir.

Türkiye, eğer sıfır emisyon hedefi belirlediyse bunu bir an önce hayata geçirmesi, yeni kömür termik santralleri yapmaması ve var olan kömür termik santrallerini kapatmak için tarih belirlemesi gerekiyor. Bunları yapması gerekirken yabancı yatırımcının olası karbon maliyetini karşılayacağını vaat etmesi 2053 hedefine, taraf olduğu Paris Anlaşması’na tamamen aykırı. Bu maliyet vatandaşların vergisinden karşılanacak.”

Enerji Atlası verilerine göre, Türkiye’de 51 tane kömür termik santral bulunuyor. Yapılması planlanan Kömür ve Linyit Yakıtlı Termik Santraller‘in sayısı ise 13.

TEİAŞ Yük Tevzi Bilgi Sistemi’nin 2021 Eylül sonu verilerinde Türkiye’deki kömürlü termik santraller toplamda 20.331 MW kurulu güce sahip olduğu belirtiliyor. Kömürlü termik santrallerinin Türkiye’nin elektrik üretimindeki payı TEİAŞ’ın üretim verilerine göre 2020 yılında yüzde 35 seviyesinde.

Geçen hafta başlayan İklim Şurası’nda konuşan Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, Türkiye’nin 2022’ye “iklim politikalarını bütünüyle değiştirme” iddiasıyla girdiğini söylemiş; ilk adım olarak yeni kömürlü termik santral lisanslarının tamamının iptal edildiğinin açıklanması gerektiğine dikkat çekmişti.

Şahin en önemli adımın da yenilenecek ulusal katkı beyanıyla kömürden tamamen çıkış tarihinin de açıklanması olacağını belirtmişti: “Bizim çalışmalarımız bu tarihin en geç 2035 olması gerektiğini ortaya koyuyor ancak bu tarih gelmeden zaten mevcut santrallerin önemli bir kısmının kapatılması gerekiyor. Türkiye’nin uzun vadeli bir kömürden çıkış tarihi belirleyip bu tarihe kadar bütün kömürlü santralleri tam kapasite çalıştırmayı düşünmesi yapacağı en büyük hata olur.”

Sınırda karbon uygulamasını da etkileyebilir

Karbon vergisi sadece Türkiye içini değil, imza atılan bağlayıcı anlaşmalar sayesinde Türkiye’nin ülkeler arası emisyon ticaretini de ilgilendiriyor.

Avrupa Birliği’nin (AB) “2050’de Karbon Nötr İlk Kıta” olma hedefiyle hazırladığı Sınırda Karbon Uygulaması, 14 Temmuz’da onaylandı ve karbon emisyonunun düşürülmesi yönünde önemli bir vergi regülasyonu hayata geçirilmiş oldu. 2023’te başlatılacak sistemde, 2026’dan itibaren AB’ye ihraç edilen ürünler için üretim sürecinde salınan sera gazı tonu başına vergi alınacak. Yeni sistemde önceki uygulamalardan (örneğin Emisyon Ticaret Sistemi, ETS) farklı olarak, şirketler, üretim koşullarından ziyade ihraç ettikleri ürünler üzerinden vergilenecekler.

Hesaplamalar, karbon fiyatının 30€/ton olduğu senaryolarda, Türkiye’nin AB’ye yıllık 1,074 Milyar € ödemesi gerekeceğini gösteriyor. 50€/ton olması durumunda tahmin edilen rakam 1,777 Milyar €.

İlk bakışta Türkiye’deki sektörleri olumsuz etkileyecek gibi duran bu regülasyon sadece AB’ye ihracatta bulunacak tüm ülkeler için geçerli olacak. Dolayısıyla Türkiye’nin aleyhine olacak gibi duran düzenleme, uzun vadede doğru yeşil yatırımların yapılması ile ticarette rakiplerine karşı avantaja dönüşebilir.

İklim Şurası gelecek ay sonuç bildirgesini açıklayacak

Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele projeksiyonu için atılan ilk adımlardan biri, kamu kurumları, yerel yönetimler, uzmanlar, iş dünyası, uluslararası kuruluşlar, özel sektör ve STK’lerden 500’den fazla konuşmacının katkı sağladığı toplantılarla başlayan İklim Şurası olmuştu.

Emisyon azaltımı, iklim değişikliğine uyum, adil dönüşüm, emisyon ticareti gibi konularda uzman ve paydaşları bir araya getiren şuranın, Türkiye’nin ulusal katkı beyanının katılımcı ve kapsayıcı olması için önemli bir araç olacağı ifade ediliyor. Şura gelecek ay, sonuç bildirgesini yayımlayacak.

Ayrıca hazırlıkları devam eden İklim Kanunu‘nun bu yıl tamamlanması ve  Türkiye’nin Mısır’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 27. Taraflar Konferansı’nda (COP27) güncellenmiş ulusal katkı beyanını sunacağı tahmin ediliyor.

 

Expression Interrupted raporu: Her ay 70 gazeteci 30’dan fazla davada yargılandı

Expression Interrupted platformu tarafından hazırlanan İfade ve Basın Özgürlüğü Gündemi raporlarının dördüncüsü yayımlandı. Platform tarafından yürütülen dava takip ve açık kaynak bilgi takibi çalışmaları sonucunda elde edilen verilere dayanan rapor 2021 yılının son çeyreğini kapsıyor.

Raporda, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) bazı olumlu kararlarına rağmen süregiden yargılamalar, siyasi ve idari baskılar ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile Basın İlan Kurumunun (BİK) para ve ilan cezaları nedeniyle basın özgürlüğüne yönelik baskıların hız kesmeden devam ettiği belirtiliyor. Danıştay’ın gazetecilerin turkuaz basın kartı almalarını zorlaştıran değişiklikler nedeniyle Basın Kartı Yönetmeliği’nin yürütmesini durdurması ve gösterilerde görüntü ve ses kaydı alınmasını yasaklayan 27 Nisan 2021 tarihli Emniyet Genelgesi hakkında da benzer bir karar alması, AYM’nin ise erişim engelleri konusunda aldığı içtihat niteliğindeki “pilot karar” basın özgürlüğüne yönelik yasal baskılara karşı bir kazanım olarak değerlendiriliyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin (AİHM) de çok sayıda basın ve ifade özgürlüğü davasında kullanılan “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ilgili verdiği ilk kararda ihlale hükmettiği not edilirken tüm bu kararların pratikte baskıcı uygulamaları ne ölçüde değiştireceğinin ise büyük bir soru işareti olduğunun altı çiziliyor.

203 gazeteci yargılandı, 18 gazeteciye 24 yıl 5 ay ceza verildi

Rapora göre, cezaevindeki gazeteci sayısındaki düşüş yavaşlayarak da olsa yılın son üç ayında da devam etti. Bu üç aylık dönemde bir gazeteci cezasının infazının tamamlanması üzerine tahliye olurken 2021 sonu itibarıyla cezaevindeki gazeteci sayısı 58 oldu.

Gazetecilere yönelik yargılamalar ise hız kesmeden devam etti. Yılın son üç ayında gazetecilerin sanık olarak yargılandığı 98 dava görüldü. Bu davalarda yedisi yabancı ülke vatandaşı 203 gazeteci yargılandı. Bu, her ay ortalama 70 civarında gazetecinin 30’dan fazla davada yargılandığı anlamına geliyor.

Sonuçlanan davalarda 18 gazeteciye toplam 24 yıl 5 ay 9 gün hapis ve 22 bin 660 TL para cezası verildi. 36 gazeteci ise beraat etti.

Yine Ekim, Kasım, Aralık aylarında 17 gazeteci hakkında 10 yeni dava açılırken 16 gazeteci hakkında da soruşturma başlatıldı. 13 gazeteci ise haber takibi sırasında ya da haklarında açılan soruşturmalar kapsamına gözaltına alındı.

Gazetecilerin açtığı hak ihlali davaları

Aynı dönemde gazetecilerin maruz kaldıkları hak ihlalleri nedeniyle açtıkları davalar da görüldü. Gazeteci ve akademisyen Mehmet Altan’ın tutukluluğuna karşı Anayasa Mahkemesi ve AİHM tarafından verilen kararları uygulamayan hâkimlere karşı açtığı dava Yargıtay’da görülürken Yeniçağ Gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ’ın 2019’da evinin önünde uğradığı saldırı sonrası faillere karşı açtığı davanın görülmesine de saldırıdan neredeyse 2,5 yıl sonra Ankara’da başlandı. İlk duruşma sonrası mahkeme davanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesi talebini kabul etti.

Gazeteci Beyza Kural’ın 2015’te maruz kaldığı polis müdahalesi nedeniyle AYM’nin verdiği ihlal kararının ardından ilgili polislere açtığı davanın görülmesine ise sanık polislerin yokluğunda devam edildi. Müyesser Yıldız’ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya açtığı dava Soylu aleyhine mahkûmiyetle sonuçlanırken Adnan Bilen’in tutukluluk sürecinde yaşanan usul ihlalleri nedeniyle Van’da açtığı dava ise mahkeme tarafından reddedildi.

2021’in son üç ayında ayrıca Türkiye’nin çeşitli illerinde gazetecilere yönelik 20 saldırı, engelleme ve/veya tehdit hadisesi yaşandı. Vakaların 13’ünde fail kayıtlara polis ya da asker olarak geçerken en az beş saldırı ya da tehdit ise siviller tarafından gerçekleştirildi.

RTÜK ceza yağdırmaya devam etti

Rapora konu dönemde BİK tarafından verilen herhangi bir yeni ilan cezası kayıtlara geçmedi ancak Evrensel ve Yeni Asya gazetelerine yönelik BİK tarafından verilen resmi ilan yayımlama yasağı sırasıyla Eylül 2019 ve Ocak 2020’den beri sürüyor.

RTÜK ise 2021’in son çeyreğinde eleştirel yayın içerikleri nedeniyle televizyon kanallarına çok sayıda idari para cezası kesti. Halk TV’ye tek bir toplantıda kesilen para cezası 215 bin 619 TL’yi buldu.

Bununla birlikte, RTÜK’ün 2021’de verdiği ceza kararlarına dair paylaşılan veriler yasa gereği tarafsız bir medya düzenleme kurumu olarak çalışması gereken RTÜK’e yönelik siyasileşme ve sansür eleştirilerini artırdı. RTÜK Üyesi İlhan Taşcı’nın açıkladığı rakamlara göre RTÜK 1 Ocak – 24 Aralık tarihleri arasında haber programlarına yönelik toplam 71 ceza kararı verdi. Bunların tamamı yayın çizgisi muhalif olarak nitelendirilen Halk TV, Tele 1 ve FOX TV gibi kanallara kesilirken hükümet yanlısı kanallara hiç ceza verilmedi.

İklim krizine dirençli ‘sahte muz’ 100 milyondan fazla kişiyi doyurabilir

Bilim insanları, Etiyopya‘da yetişen ve “sahte muz” olarak da bilinen iklim krizine dirençli enset bitkisinin, “hayat kurtarıcı” bir süper gıda olabileceğini açıkladı. Bitki, hem tahıl ürünlerine göre daha dar bir alanda yetişebiliyor, hem de daha fazla insanı doyurabiliyor.

İklim krizinin etkilerinden dolayı temiz gıdaya erişimde de zorluk yaşanacağı biliniyor.

Gıda güvenliğine katkı sağlayacak

BBC‘de yer alan habere göre, Hawassa Üniversitesi‘nde yapılan yeni bir araştırma, enset bitkisinin 100 milyondan fazla kişiyi doyurma potansiyeli olduğunu ortaya koydu.

Bitkinin meyvesi yenmese de, nişastalı sap ve kökleri fermente edilip, kahvaltılık lapa ve ekmek yapımında kullanılıyor.

Dr. Wendawek Abebe, “Bu bitki gıda güvenliği ve sürdürülebilir kalkınmada gerçekten çok önemli bir rol oynayabilir” dedi.

Tarımsal araştırmalar ve modellemeye dayalı çalışmada ensetin 40 yıl içindeki potansiyeline bakıldı. Uzmanlar, ensetin Etiyopya dışında Kenya, Uganda ve Ruanda dahil diğer Afrika ülkelerinde gıda güvenliğine katkı sağlayacağını söyledi.

Araştırma ekibinden Londra’daki Royal Botanic Gardens‘da görevli Dr. James Borrell konuyla ilgili, “Enset zorlu zamanlarda bir tampon mahsul olarak gıda güvenliğine yardımcı olabilir. Onu eşsiz kılan sıra dışı özellikleri var. Herhangi bir mevsimde yetiştirebiliyor ve herhangi bir mevsimde hasadını yapabiliyorsunuz ve yıllarca meyve veriyor” açıklamalarında bulundu.

Etiyopya’da temel tüketim maddelerinden biri olan ensetin yaklaşık 20 milyon kişi tarafından tüketildiği tahmin ediliyor. Ancak, bu bitki Afrika’nın başka bölgelerinde yetiştirilmese de Güney Afrika dahil bazı ülkelerde yaban ensetine rastlanıyor. Bu da ensetin birçok bölgede yetiştirilebileceğini gösteriyor.

Doğal gazda sanayi tarifesine yeni bir zam daha geldi

İran‘ın teknik arıza nedeniyle Türkiye’ye doğal gaz akışını kesmesinin ardından sanayi ve santrallere tedarik edilen gaz miktarındaki kısıntıyla birlikte, Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş’den (BOTAŞ) orta ve büyük ölçekli sanayi tarifesine yeni bir zam daha geldi.

1 Ocak itibariyle sanayide kullanılan doğal gazın fiyatının yüzde 50 arttığı duyurulmuştu.

Yüzde 80’e çıktı

Sözcü‘den Emre Deveci‘nin haberine göre, BOTAŞ’ın ocak ayı için yayınladığı tarifelerin açıklamasında yapılan değişiklikle, yılda 300 bin metreküpün üzerinde gaz tüketen ve gazı elektrik üretimi haricinde kullanan tüketici grubuna uygulanan kademeli tarifenin uygulanma biçimi değiştirildi.

Böylece, söz konusu sanayi tüketicilerine aylık bazda yapılan zam oranı yüzde 50’den yüzde 80’e çıktı.

Yıl başında açıklanan tarifede, senede 300 bin metreküpün üzerinde gaz tüketen sanayi kuruluşlarına, geçen yılın ocak ayındaki tüketimleri esas alınarak kademeli bir tarife uygulanması öngörülüyordu.

Kuruluşlar, geçen yıl ocak ayındaki tüketimlerinin yüzde 60’ına kadar olan kısmı için bin metreküp başına 6 bin 300 TL, bunu aşan kullanımlar için de 9 bin 450 TL ödeyecekti. Yapılan yeni düzenlemeyle, tarife hesaplamasında geçen yıl ocak ayındaki tüketim esas alınmayacak.

Bunun yerine, sanayi kuruluşunun bu ay sonunda gerçekleşecek fiili tüketimi baz alınacak. Bu tüketimin yüzde 60’ı için bin metreküp başına 6 bin 300 TL, yüzde 40’ı için ise bin metreküpte 9 bin 450 TL ödenecek. Sanayicinin faturası her durumda da bu iki değerin ağırlıklı ortalaması olan 7 bin 560 TL üzerinden hesaplanacak. Bu da ay başında açıklanan zammın yüzde 50’den yüzde 80’e çıkması demek oluyor.

Bu zamla birlikte, sanayicilerin tüketimlerini geçen yılın ocak ayı tüketimine göre yüzde 60 ile sınırlandırıp düşük olan tarifeden yararlanma hakkı da elinden alınmış oldu.

Yapılan son zamla birlikte sanayi tarifesinde son bir yıldaki artış yüzde 435 oldu. Geçen yılın ocak ayında sanayiciler her bin metreküp gaz için bin 414 TL ödüyorlardı. Şimdi ise bu rakam 7 bin 560 TL’ye yükseldi.

AFAD uyardı: Zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayın

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) yurt genelini etkisi altına alan soğuk havayla ilgili açıklamalarda bulundu.

Balkanlar üzerinden gelen soğuk ve yağışlı havanın bugünden itibaren batı kesimlerden başlayarak yurt genelinde etkili olmasını beklediklerini ifade eden AFAD, yurttaşlara zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmamaları konusunda uyardı.

AFAD, pazartesi gününden itibaren ise ülkenin Karadeniz üzerinden gelecek daha soğuk ve yağışlı havanın etkisi altına gireceğini ve tüm yurtta kuvvetli, yer yer yoğun kar şeklinde yağışlara neden olacağını tahmin ettiklerini duyurdu.

Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’da perşembe gününe kadar zirai don tehlikesi bulunmadığının ifade edildiği açıklamada, “Doğu kesimlerimizde kar örtüsü bulunan yüksek ve dik kesimlerde bu hafta beklenen kuvvetli ve yoğun kar yağışları ile birlikte çığ tehlikesi söz konusudur” da denildi.

AFAD’dan soğuklara karşı önlemler listesi

AFAD, buzlanma ve don tehlikesine karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:

  • Zorunlu olmadıkça dışarıya çıkılmamalıdır.
  • Dışarı çıkmadan önce hava tahmin raporlarını takip edilmelidir.
  • Devam eden bir tedavi (diyaliz, doğum vb.) ihtiyacı bulunan vatandaşlarımız, durumlarını bağlı bulundukları illerdeki İl Sağlık Müdürlüğü ile sağlık kuruluşlarına bildirmelidir.
  • Çatılarda oluşan buz sarkıtlarından uzak durulmalıdır.
  • Vücudu sıcak tutacak elbiseler tercih edilmelidir.
  • Kayarak düşme tehlikesine karşı yürürken eller cepte tutulmamalıdır.
  • Küçük ve dengeli adımlarla yürünmelidir.
  • Tabanı kaygan olmayan ayakkabılar tercih edilmelidir.
  • Cep telefonları bataryası ve varsa mobil şarj ünitesinin şarjları dolu tutulmalı, radyo ve el feneri için yedek pil bulundurulmalıdır.

Araç kullanırken alınacak önlemler

Araç kullanırken buzlanma ve don olayından korunmak için alınabilecek önlemler de şöyle sıralandı:

  • Araçta gerekli ekipmanların (zincir ve çekme halatı vb.) bulunduğundan emin olunmalıdır. (Kar lastikleri kullanılmalıdır)
  • Seyahat planları gözden geçirilmeli, alternatif yol planları hazırlanmalıdır.
  • Seyahate çıkmak planlanıyorsa, yol ve trafikle ilgili bilgi alınmalıdır.
  • Aile ve yakınlara yer ve rota haber verilmelidir.
  • Her zaman görülemeyen şeffaf ve kaygan bir buz tabakası olan “siyah buz”a dikkat edilmelidir.
  • Trafik kural ve sınırlamalarına mutlaka uyulmalıdır.
  • Toplu taşıma araçları tercih edilmelidir.
  • Farlar gündüz de açık tutulmalıdır.
  • Araçta yeterli miktarda yakıt bulundurulmalıdır.
  • Trafikte özellikle büyük araç kullanılıyorsa, yol şartları uygun hale gelene kadar güvenli bir yerde beklenmelidir.
  • Eğimi yüksek olan sokaklara girmekten kaçınılmalıdır.
  • Emniyet kemeri takmak unutulmamalıdır.
  • Araçta da bir afet ve acil durum çantası bulundurmak ihmal edilmemelidir.

Çığa karşı alınacak önlemler

Çığ tehlikesine karşı alınabilecek önlemler de şöyle listelendi:

  • Öncelikle çığ bölgelerinden uzak durulması, izinsiz doğa kampı ve yürüyüş yapılmaması önem taşımaktadır.
  • Olası bir çığ durumunda; çığın büyüklüğüne, hızına, patikanın genişliğine, etrafta bulunan araçlara dikkat ederek alan çok hızlı bir şekilde terk edilmelidir.
  • Çığın daha yavaş ve yüksekliğinin az olduğu kenar kısımlarına ulaşmaya çalışılmalıdır.
  • Bağırarak veya başka ses kaynaklarını kullanarak etraftaki diğer insanlar uyarılmalıdır.
  • Eğer çığa yakalanma durumu kesin ise veya o anda kayak yapılıyorsa, kayak botları ve kayaklar çıkarıp atılmalı, sabit bir ağaç, kaya veya başka bir cisme tutunmaya çalışılmalıdır.
  • Kırılmış ağaç ve kaya parçalarından uzak kalmaya veya korunmaya çalışılmalıdır.
  • Yüzme hareketi yaparak akan karın üstünde kalmaya çalışılmalıdır.
  • Ağız sıkıca kapatılmalı, mümkünse kafa karın altında kaldığı anda nefes tutulabildiği kadar tutulmalıdır.
  • Çığ durmadan önce mutlaka el, ağız ve burnu kapatacak şekilde yüz üzerinde tutulmalı ve kar altında kalındığı süre boyunca hayati önem taşıyacak olan nefes boşluğu oluşturulmalıdır. Bu arada baş sağa sola çevrilerek boşluk büyütülebilir.

Peru kıyılarında petrol sızıntısı: Deniz canlıları tehlike altında

Güney Amerika ülkesi Peru kıyılarındaki petrol sızıntısının yol açtığı kirlilik nedeniyle ülkenin 21 sahilinde kirlilik endişe verici boyutlara ulaşırken, sahillere giriş çıkışlar da kapatıldı.

Pasifik ülkesi Tonga’da 15 Ocak’ta meydana gelen yanardağ patlamasının ardından meydana gelen tsunami sırasında, La Palma Rafinerisi‘ne ham petrol boşaltılırken sızan 6 bin varilden fazla petrol yüzünden Peru’nun 21 sahili kirlenmişti. Çevre felaketi yaşayan ülkede, acil durum ilan edildi; sahillere giriş çıkışlar kapatıldı.

Sızıntıdan etkilenen dört kilometrelik sahil şeridinde yerel balıkçıların da temizlik çalışmalarına dahil edileceği ve felaketten etkilenen ailelere yiyecek yardımı yapılacağı açıklandı.

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı bir uzman ekibinin de petrolün neden olduğu kirlilik ile mücadeleye destek vereceği belirtildi.

Yetkililer, rafineriyi işleten İspanyol Repsol şirketine daha fazla sorumluluk alması çağrısında bulunarak, sızıntının plaj ve doğal alanları etkilediğini söyledi. Şirket hakkında Perulu savcılar soruşturma da başlattı.

Yayılan sızıntıdan zarar gören üç sahilin kapatıldığını ifade eden yetkililer, çok sayıda ölü hayvanın kıyılara vurduğunu kaydetti.

Rafineriyi işleten Repsol şirketinin kirlilikle ilgili tazminat ödemesi talep ediliyor.

Devlet Başkanı Pedro Castillo  çevre krizi ile başa çıkmak için bir komite kurulacağını bildirdi. Ülkenin Çevre Bakanı Ruben Ramirez de çevresel acil durum ilan ettiklerine belirtti;  “Sorumsuz bir şekilde bölgedeki belediyelere ve polise hiçbir şey iletilmedi. Bu ciddi bir hasar, tatilciler bölgeden çıkarılıyor” dedi.

La Pampilla rafinerisinden yapılan açıklamada ise sızıntının neden olduğu kirlilikle mücadele için 50 kişilik ekibin pompalar ve özel emici malzeme ile petrolü temizlediği duyuruldu.

Kıyı şeridinde plaj temizliği çalışmalarına devam ediliyor

Korunan Doğal Alanlar Ulusal Servisi’nden yapılan açıklamada, petrol sızıntısının Guaneras Adaları Ulusal Rezerv Sistemi, adacıklar ve balıkçılık noktaları ile kuzey sahili Ancon’un rezerv alanını etkilediği aktarıldı.

Yenilenebilir enerjiye de zam geldi: Şirketlerin varlıklarını sürdürmesi zorlaşacak

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK),  5 bine yakın küçük enerji şirketini ve 400 bin bireysel yatırımcıyı, finansman şirketini, yabancı yatırımcıyı ve binlerce çalışanı etkileyecek bir düzenlemeye imza atmış ve geçtiğimiz günlerde güneş enerjisi üreticilerinin dağıtım şirketlerine ödeyecekleri dağıtım bedelinin yüzde 398 oranında artırıldığını açıklamıştı.

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Ayşe Ceren Sarı, dağıtım bedelinde yaşanan bu artışın yenilebilir enerjiye olacak etkileriyle ilgili Yeşil Gazete‘ye açıklamalarda bulundu. Sarı, “Bu düzenlemenin küçük güneş enerji şirketleri için finansal dengeleri değiştirmesi nedeniyle bu şirketlerin varlıklarını sürdürmesini zorlaştırması bekleniyor” ifadelerini kullandı.

‘Dağıtım şirketlerine ödedikleri tutar beş katına çıkarıldı’

Ayşe Ceren Sarı, 2018 öncesinde kurulan lisanssız santrallere 10 yıl süre ile dağıtım şirketlerine ödeyecekleri dağıtım bedelindeki artışın yüzde 75’inin yansıtılmayacağı yönündeki kurul kararı sonrası şirketlerin yatırımlar gerçekleştirdiğini, ancak aralık ayında yeni bir kararlar da bu durumun iptal edildiğini şöyle anlattı:

EPDK’nın yeni düzenlemesi ile lisanssız güneş enerjisi üreticilerinin dağıtım şirketlerine ödeyecekleri dağıtım bedeli artırıldı.

2016 yılında GES yatırımı yapan şirketlerin ödediği dağıtım bedeli 01 Ocak 2017’de EPDK’nın 6838 nolu kurul kararı ile 13,6 kat artırarak 0,75 krş/kWh’ten, 10,25 krş/kWh’e çıkarılmıştı. Bununla beraber artış sebebi ile oluşan mağduriyeti kısmen gidermek ve yatırımların iptal edilmesini önlemek amacıyla 2018 öncesinde kurulan lisanssız santrallere 10 yıl süre ile bu artışın yüzde 75’inin yansıtılmayacağı yönündeki kurul kararı yayınlandı.

Bu tebliğ sonrası şirketler 31.12.2017 öncesine yatırımlarını gerçekleştirdi. EPDK’nın yatırımlar öncesi dağıtım bedellerinin 10 yıl boyunca nasıl hesaplanacağı ile ilgili kurul kararı 30.12.2021 tarihli yeni bir EPDK kararı ile iptal edildi ve dağıtım bedelleri üzerine ek yüzde 24 oranında zam uygulanacağı açıklandı.

Bu düzenleme ile 2018 öncesi devreye alınan GES’lerin dağıtım bedelleri 5,6882krş/kWh’ten 28,2765 krş/kWh’e yükseldi. Yani lisanssız üreticilerin dağıtım şirketlerine ödedikleri tutar yüzde 398 artırılarak 5 katına çıkarıldı.

Bu düzenlemenin küçük güneş enerji şirketleri için finansal dengeleri değiştirmesi nedeniyle bu şirketlerin varlıklarını sürdürmesini zorlaştırması bekleniyor. Ayrıca, daha öngörülebilir bir yatırım ortamı oluşması için enerji sisteminin daha verimli çalışmasına ve enerji dönüşümü kapsamında yenilenebilir enerji kaynaklarının en etkin şekilde kullanılmasına fırsat verecek orta ve uzun dönemli planların yapılması da kilit öneme sahip.

Gerçek şebeke maliyetlerinin tüm aktörlere doğru şekilde yansıtılması sistem esnekliği için son derece önemli dağıtık güneş enerjisi yatırımlarının önünü tıkamaması şartıyla gerekliyken, bu konudaki düzenlemelerin tüm etkilerinin analiz edilerek gerçekleştirilmesi oldukça elzem.”

‘Teşvik mekanizmaları önemli etkiye sahip’

Bu konuda dünyadan örneklere de yer veren Sarı, Avrupa ülkelerinde mevzuat altyapısı ve yol haritaları oluşturulmuş durumda olduğunu kaydetti:

Avrupa’da dağıtık üretimin gelişmesi için hayata geçirilen toplam yatırımlar sayesinde ulaşılan kapasite miktarı küresel ölçekteki toplam kurulu gücün yaklaşık üçte birini karşılayarak dünyadaki dağıtık üretim kapasitesinin artışında önemli bir yer edindi.

Almanya, İtalya, İspanya ve Belçika’da uygulanan teşvik mekanizmaları bu sonucun oluşmasında önemli bir etkiye sahip. Dağıtık enerji kaynaklarını sisteme daha fazla entegre etmeyi hedefleyen ülkeler (örneğin diğer Avrupa Birliği ülkeleri), tüketicilere daha aktif rol yükleyen enerji piyasası düzenlemelerine gün geçtikçe daha fazla önem veriyor. Bu ülkelerde öz tüketim ve tüketici toplulukları, aktif tüketicilerin hakları, dengeleme yükümlülükleri, şebeke kullanım ücretleri ve dağıtım şebekelerinin planlanması gibi konularda mevzuat altyapısı ve yol haritaları oluşturulmuş durumda.”

‘Yeni düzenlemelere ihtiyaç var’

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de elektrik sisteminin dağıtık enerji kaynakları sayesinde tüketicilerin daha aktif rol aldığı ve elektriğin tüketime yakın noktalarda üretildiği merkezi olmayan bir yapıya doğru dönüştüğünü kaydeden Sarı, bunun için bir düzenleme altyapısına ihtiyaç duyulduğunu da şöyle ifade etti:

Son yıllarda dağıtık enerji kaynakları küresel çapta hızlı bir artış gösterirken; dağıtım şebekesi seviyesinden sisteme bağlanan dağıtık üretim, talep tarafı katılımı ve sayaç arkası batarya sistemlerinden oluşan bu kaynakların sunduğu çok yönlü faydalar, yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme daha kolay entegre olmasında ve tüm elektrik sisteminin esnekliğinin artmasında kilit rol oynuyor.

Dağıtık üretimle birlikte sayaç arkası uygulamaların, şebeke ve piyasa koşullarına göre hareket etmesini sağlayacak fiyatlamaların oluşturulduğu, izlenebilirlik ve kontrol edilebilirlik koşullarının sağlandığı, dağıtım şirketlerinin yeni rollerinin ve gelir gereksinimlerinin dağıtık üretim artışına destek olacak şekilde performansa dayalı teşvik edildiği bir düzenleme altyapısına ihtiyaç duyuluyor.

Türkiye’de dağıtık üretimin şebeke ve piyasa entegrasyonu için temel önceliklerin anlaşılması, uygulamaların ve politikaların belirlenmesi, kısa/orta/ uzun dönemli planlamalar yapılması oldukça elzem.

Bu sayede, 15 gigavat’lık (GW) çatı-üstü güneş fotovoltaik (FV) potansiyelinin ve diğer dağıtık enerji kaynaklarının şebeke ve piyasa entegrasyonu sağlanabilir. Bu potansiyelin hayata geçirilmesi yeni iş fırsatları yaratılmasının, enerji güvenliğinin artırılmasının ve iklim değişikliğinin önlenmesinin yanı sıra maliyetlerin en aza indirilmesi konusunda da büyük faydalar sağlayacak. Dağıtık üretimin yaygınlaşmasını hızlandırmak için mevzuatın yanı sıra finansman mekanizmaları ve iş modellerinin uygulanması da önem arz ediyor.”

Yenilenebilir enerjiyi destekleyecek uygulamalar gerek

EPDK’nın yeni düzenlemesi ve Türkiye’nin mevcut kömürlü termik santraller konusundaki politikasıyla kömürden çıkışın mümkün olup olmayacağıyla ilgili soruya da Ayşe Ceren Sarı şöyle yanıt verdi:

Türkiye, 2021 yılının sonunda Paris Anlaşması’nı onayladı ve 2053 yılına kadar
karbon emisyonlarında net sıfır taahhüdünü verdi. Şimdi bu hedeflere ulaşması için hayati önem taşıyacak ayrıntılı strateji ve eylem planlarının hazırlanması ve uygun politikaların uygulanması büyük önem taşıyor. Etkin olarak uygulanması elzem öneme sahip. Bu sürecin enerji dönüşümünün tüm ayaklarının (yenilenebilir enerji kapasite kurulumlarının desteklenmesi, enerji verimliliği ve dijitalleşme) etkin bir şekil gerçekleştirilmesi gerçekleştirilmesi, hedefleri içermesi gerekiyor.

Bu ayakları yenilenebilir enerji kapasite kurulumlarının desteklenmesi, enerji verimliliği ve dijitalleşme oluşturuyor. Bu üç ayağın güçlendirilmesi, bunun için Paris Anlaşması ve net sıfır karbon emisyonları hedefleri doğrultusunda orta ve uzun vadeli enerji dönüşümü stratejilerinin belirlenmesi, uygun politika araçlarının, iş ve finansal modellerin geliştirilip uygulanması, sistem güvenliği için esneklik seçeneklerinin desteklenmesi gerekiyor.

Farklı elektrik üretimi kaynakları kapasite kurulumlarına dair seviyelendirilmiş
maliyetlerin ve aynı şekilde operasyonel maliyetlerin yenilenebilir enerji kaynaklarını destekleyecek şekilde yapılandırılması bu süreçte özellikle ayrıca önemli.

Karbon fiyatlaması gibi mekanizmaların özellikle kömürlü termik santraller ve enerji yoğunluğu yüksek son kullanıcıları kapsayacak şekilde uygulamaya geçirilmesi Türkiye’nin kömürden çıkış sürecinde önemli bir etkiye sahip olacaktır. Aynı şekilde kömürlü termik santraller ve yenilenebilir enerji kaynakları kaynaklı elektrik üretimine dair teşvik seviyelerinin yenilenebilir enerji lehine düzenlenmesi, seviyelendirilmiş maliyetler açısından kömürden çıkışı destekleyecek yatırımların yapılmasını daha cazip hale getirecektir.”

Danıştay savcısı: İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme hukuki değil

Danıştay Savcısı Elmas Mucukgil, İstanbul Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanı Kararı ile çıkılmasının hukuka aykırı olduğu ve kararın iptal edilmesi yönünde görüş bildirdi.

20 Mart 2021 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 3718 sayılı Cumhurbaşkanı kararı sonucunda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Türkiye’nin sözleşmeden çıkmasına karar verilmişti. 

Karar, özellikle kadın örgütlerinin büyük tepkisini çekmiş, ve yargıya taşınmıştı. 28 Haziran 2021’de Danıştay 10. Dairesi, yürütmeyi durdurma talebini reddetmişti.

‘Yetki Meclisin’

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde yaşayan avukat Lalezar Nergiz ve 12 kadın adına açılan davada Danıştay Başsavcılığı adına görüşünü Danıştay 10. Dairesi’ne gönderen Mucukgil, “Cumhurbaşkanı’nın sözleşmeden çekilme kararının hukuka aykırı olduğunu” belirtti. .

Danıştay Başsavcılığı adına Daireye gönderilen 6 Ocak 2022 tarihli görüşte şöyle denildi:

“Anayasa, kanunlaşan milletlerarası antlaşmaların, bu niteliğini kazanması için yasama ve yürütme organına tanıdığı yetkinin, başka bir organ tarafından kullanılması sonucunu doğuracak bir başka deyişle söz konusu yasanın, Anayasa Mahkemesi tarafından dahi olsa denetimi yoluyla ortadan kaldırılabilmesi sonucunu doğuracak bir incelemeye imkan tanımamış, bu itibarla, usulüne uygun bir şekilde yürürlüğe konulmuş bir milletlerarası anlaşmanın kanun hükmünü kazanması ile bu kanunun yürürlükten kaldırılması da aynı usule tabi kılınmış, usulde paralellik ilkesi gereği yine yasama organınca yasanın kaldırılması ve sona erdirilmesinin uygun bulunmasına bağlanmıştır.”

‘Karar iptal edilmeli’

Mucukgil, sözleşmeden çıkılmasına dayanak gösterilen cumhurbaşkanı kararnamesinde, cumhurbaşkanına açık bir yetki verilmediğini kaydederek, “Sözleşmenin feshedilmesine ilişkin olarak verilen Cumhurbaşkanı Kararı’nda hukuka uyarlık bulunmamıştır. Kararın iptali gerektiği düşünülmektedir” dedi.

Kıyamet Saati yeniden hesaplanıyor

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Japonya‘ya ilk atom bombasını atmasından iki yıl sonra, 1947’de Albert Einstein ve Chicago Üniversitesi‘nden atom bilimcileri tarafından hazırlanan sembolik saat 75’inci kez yeniden ayarlanacak.

Bulletin of the Atomic Scientists tarafından açıklanan hesaplamada son dönemde yaşanan Covid-19 salgını; İran, Çin ve Kuzey Kore‘de nükleer silahların yayılması; devam eden iklim krizi; devlet destekli dezenformasyon kampanyaları ve yıkıcı teknolojiler gibi konu başlıkları göz önünde bulunduruldu.

BBC‘nin aktardığına göre, Kıyamet Saati‘nin hesaplanmasında nükleer tehditlerin yanında iklim krizi ilk kez 2007 yılında dikkate alındı.

Bilim insanları dünyanın içinde bulunduğu risklerin farklı olduğunu belirterek iklim krizinin yıldan yıla artarak nükleer bir tehditle aynı düzeye geldiğini söylüyor.

Uzmanlar iklim krizi ve nükleer silahlanma risklerinde artan aciliyetin dikkate alınması gerektiği uyarısında bulunuyor.

2020 yılında 100 saniye kalmıştı

Bilim insanları ‘kıyamet saati’ni 2020 yılında biraz daha ileri aldı. 2020 yılında saatin geldiği noktaya göre artık gece yarısı 12’ye sadece 100 saniye kaldı. Saat en son 2018 yılında ileri alındığında kıyamete 2 dakika kaldığı uyarısı yapılmıştı. 2019 yılında saatin yelkovanı gece yarısına 120 saniye kalada tutulmaya devam etti. Sembolik saatin gösterdiği zaman 73 yıldır Atomik Bilimciler Bülteni (The Bulletin of the Atomic Scientists) adlı organizasyon tarafından belirleniyor. Gece yarısı ise insan kaynaklı bir felaketi ve bu felaket sonucunda insanlığı ve uygarlığı yok edebilecek apokaliptik bir gelişme yaşanma ihtimalini sembolize ediyor. Bu ihtimal ne kadar yükselirse saat o oranda 12’ye yaklaşıyor.