Ana Sayfa Blog Sayfa 1064

RTÜK’ten kanallara Sezen Aksu uyarısı: Ağır yaptırımlarla karşılaşabilirsiniz

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yönetimi, müzik yayını yapan kanalları tek tek arayarak sanatçı Sezen Aksu’nun hedef gösterilen “Şahane Bir Şey Yaşamak” adlı şarkısını yayınlamaları durumunda ağır yaptırımlarla karşılaşabilecekleri uyarısında bulundu.

Hüseyin Şimşek‘in BirGün‘den aktardığına göre, RTÜK Başkan Yardımcısı İbrahim Uslu’nun müzik yayını yapan kanalları arayarak uyardı.

Müzik yayıncılarına yönelik uyarı telefonu hakkında konuşan RTÜK Başkan Yardımcısı İbrahim Uslu, görüşmelerin “kanallar zarar görmesin diye” yapıldığını söyledi.

‘Tedbirli davranmaları konusunda ikaz ettik’

“Sezen Aksu’nun kamuoyunun gündemine gelen şarkısı ile alakalı bir uyarıda bulunduk” diyen Uslu, açıklamasında şunları söyledi:

“Katiyen ‘Sezen Aksu yayınlamayın’ diye bir talimatımız olmadı zaten hukuken böyle bir yetkimiz de yok. Şarkı incelemeye alındı, takdiri kuruluşların kendilerine ait olmak üzere mağdur olmamaları için tedbirli davranmaları konusunda ikaz ettik. Çünkü bu defa bir sorun tespiti varsa ve işlem yapmamız gerekecek, durup dururken kuruluşlar idari para cezaları ile muhatap olacaklar. Bu arada sadece bu şarkı ile de ilgili değil milli manevi değerler konusunda gerekli hassasiyeti korumayan tüm müzik parçalarının çalınmaması konusunda da genel bir ikazda da bulunduk. Biz yayın kuruluşlarını genelde önden uyarırız. Mağdur olmamaları için. Ama hiçbir yayının da yayınlanıp yayınlanmamasında karar bize ait değildir. Biz ikaz ettik, takdir medya kuruluşlarımızındır.”

Önce hedef gösterildi, ardından hakkında suç duyurusu yapıldı

Sezen Aksu‘nun 2017 yılında çıkardığı “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısındaki sözler nedeniyle günlerdir hedef gösterilmesinin ardından, şimdi de hakkında “dini değerlere hakaret ve tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘na suç duyurusunda bulunuldu.

Milli Beka Hareketi Genel Başkanı Murat Şahin de dini hassasiyetlere hakaret edildiği iddiasıyla sanatçının evinin önünde toplanarak bir açıklama yapmıştı.

Aksu’ya Tarkan, Mustafa Sandal, Zülfü Livaneli ve yazar Elif Şafak gibi birçok ünlü isim destek verdi.

Doğal parklar biyolojik çeşitlilik kaybını durdurmak için yetersiz

Bu yılın sonunda ülke liderlerinin Çin‘in Kunming kentinde düzenlenecek Cop15‘te bir araya gelerek 2030 yılına kadar okyanusların ve karaların en az yüzde 30’unun korunmasını içeren Paris Anlaşması benzeri yeni bir anlaşma yapmaları bekleniyor.

Bu buluşma öncesinde 50’den fazla bilim insanı bir araya gelerek Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (CBD) taslağını inceledi. Yaptıkları incelemenin sonucunda koruma altına tutulan doğal parkların genişletilmesinin doğru yapılması halinde doğanın yok edilmesinin yavaşlatılmasına yardımcı olduğunu ancak bundan daha fazlasına ihtiyaç olduğunu belirlediler.

Guardian’ın aktardığına göre, Paris-Saclay Üniversitesi‘nden ekolojist ve raporu hazırlayan ekipte yer alan Prof. Dr. Paul Leadley, “Tüm kara ve denizlerin yüzde 30’unu koruma hedefi önemli ve çok dikkat çekici. Bu doğru yapılırsa korunan alanların genişletilmesi iyi bir başlangıç, ancak biyolojik çeşitlilik kaybını durdurmak ve tersine çevirmek için gerekenlerin çok gerisinde” dedi. Prof. Leadley, değerlendirmelerini bir uyarıyla tamamladı:

“Biyoçeşitliliğe yönelik tehditler için korunan alanlara çok fazla odaklanılırsa, uluslararası biyolojik çeşitlilik hedeflerini tekrar karşılayamayacağımıza dair çok ciddi kanıtlar var.”

Bilim insanları, küresel ısınmayı 1.5 derecede tutabilmek için zararlı tarım uygulamalarının, balıkçılık sübvansiyonlarının ve yüksek oranda et tüketimiyle ülkelerin koordine halinde mücadele etmesi gerektiğini belirtiyor.

Kunming’de müzakere edilecek taslakta belirlenen hedefler arasında plastik kirliliğini ortadan kaldırmak, pestisit kullanımını üçte iki oranında azaltmak ve istilacı türlerin giriş oranını yarıya indirmek için öneriler yer alıyor. Taslak metni 21 maddeden oluşuyor. Anlaşma, ekosistemlere insan tüketimi ve üretiminden kaynaklı tehditleri ve kitlesel bir yok oluşu durdurmayı amaçlıyor.

‘Ne kadar erken harekete geçersek o kadar iyi’

Anlaşmanın analizi bilimsel kuruluşlar BioDiscovery ve Group on Earth Observations Biodiversity Observation Network (Geo Bon) tarafından yapılarak analiz hükümetlere gönderildi. Hükümetlerin bu ayın sonuna kadar geri bildirimde bulunmaları isteniyor.

Hükümetlerin Şubat 2020’den bu yana mart ayında ilk kez yüz yüze müzakereler yapması planlanıyor. Son 10 yılda ülkelerin iklim krizi ve doğanın tahribatını durdurmaya yönelik belirledikleri tek bir hedef hayata geçirilmedi.

Kolombiya‘da bulunan Humboldt Enstitüsü‘nde görevli araştırmacı ve raporun ortak yazarı María Cecilia Londoño Murcia şunları söyledi:

“Ne kadar erken harekete geçersek o kadar iyi. Biyoçeşitlilik için eylem ve olumlu sonuçlar arasındaki zaman gecikmesi on yıllar sürebilir. Bu nedenle 2050 yılına kadar küresel hedeflere ulaşmak istiyorsak derhal harekete geçmeli ve çabalarımızı sürdürmeliyiz.”

Doğal sit alanında denize sıfır falezler üzerine yapılan bina için yıkım kararı verildi

Antalya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, 3’üncü derece doğal sit alanında denize sıfır falezler üzerine yapılan yedi katlı binanın yıkımı için Muratpaşa Belediyesi‘ne yazı gönderdi.

Belediye, yıkım için teknik çalışma başlattı.

İptal kararına rağmen inşaat çalışmaları yapıldı

DHA‘da yer alan habere göreMuratpaşa ilçesine bağlı Gençlik Mahallesi‘nde, 3’üncü derece doğal sit alanında denize sıfır falezler üzerinde inşaatına 2000’li yıllarda başlanan, yedi katlı binanın hemen ardındaki binada oturan Cihat Günsel tarafından 2011 yılında dava açılmış, Antalya 2’nci İdare Mahkemesi 2016 yılında da inşaat ruhsatının iptaline karar vermişti. Karara yapılan itiraz sonrası Danıştay, 2019 yılında inşaat ruhsatının iptali kararını onadı.

Danıştay’ın onamasının ardından binanın yıkımına ilişkin karar alınmasına rağmen, İmar Barışı Yasası kapsamında inşaat sahiplerince alınan yapı kayıt belgesi ile dava sürecinde durdurulan inşaat çalışmaları yeniden başladı. Binanın yüzde 90’lık bölümü de kısa sürede tamamlandı.

Cihat Günsel, yapı kayıt belgesinin iptali için de dava açtı ve Antalya 2’nci İdare Mahkemesi, 23 Aralık 2020’de yapı kayıt belgesinin iptaline karar verdi. İnşaat sahiplerinin Konya Bölge İdare Mahkemesi‘ne yaptığı itiraz da reddedildi, yerel mahkemenin iptal kararı onandı.

Fotoğraf: DHA

Muratpaşa Belediyesi: Yıkım için teknik işlemler başlatıldı

Binanın yapı kayıt belgesinin mahkeme tarafından iptal edilmesinin ardından Çevre ve Şehircilik Antalya İl Müdürlüğü tarafından Muratpaşa Belediyesi’ne gönderilen yazıda, yıkım kararı işleminin uygulanması istendi.

Muratpaşa Belediyesi’nden yapılan açıklamada, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nden Gençlik Mahallesi 1 Ada 36 parselde bulunan binayla alakalı yapı kayıt belgesi ve yıkım talebini içeren yazının geldiği ve bu konuda teknik işlemlerin başlatıldığı kaydedildi.

Ayrıca, inşaatın denize sıfır falezler ve doğal SİT alanı üzerinde olması nedeniyle, yıkım işlemi için teknik inceleme ve çalışma yapılacağı da kaydedilirken, bu incelemenin ardından belediyenin kendi imkanlarıyla veya ihale yöntemiyle yıkımı gerçekleştireceği bildirildi.

Cihat Günsel ise, inşaatın falez yapıyı tahrip edecek olmasıyla birlikte projesine de aykırı yapıldığını söyledi.

Günsel, Antalya Koruma Bölge Kurulu‘nun 2004 yılındaki kararıyla uygun bulunan imar plan değişikliğinde “çatı yapılamayacağı ve maksimum eksi 2,50 metre zemin kat kotu yapılabileceği” plan notu getirilmesine rağmen, Antalya Büyükşehir Belediyesi‘nin eksi 6,50 metre kot yapabilecek şekilde ruhsat verdiğini ifade etti. İnşaat malikinin ise eksi 14,50 metre zemin kotu uyguladığını, bu durumun mahkemelerden alınan bilirkişi raporuyla da doğrulandığını kaydetti.

Tonga’ya ilk yardım uçağı ulaştı

Tonga‘da Cumartesi günü meydana gelen yanardağ patlaması ve onu izleyen tsunaminin ardından ülkenin en büyük havalimanındaki küller temizlendi. Yeni Zelanda‘ya ait bir askeri uçak bugün ilk yardım malzemelerini afet bölgesine ulaştırdı. Avustralya ve Yeni Zelanda tarafından gönderilen diğer uçak ve gemiler ise yolda.

Doğal afetten sonra adaların üstünü kaplayan kül tabakasının, ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği belirtiliyor.

Bölgede deniz suyunun yanı sıra içme suyunun da kirlendiği gelen haberler arasında.

En az üç kişinin öldüğü afet iletişim kanallarına hasar vermiş, Tonga’nın dünyayla bağlantısı 5 gün kesilmişti.

Hem iletişimin yavaş yavaş sağlanmaya başlaması hem de başkent Nuku’alofa’daki havaalanının yüzlerce kurtarma ekibi ve gönüllünün yardımıyla temizlenmesinin ardından ilk yardım uçağı bölgeye ulaştı.  

Yeni Zelanda donanma gemisi de bugün Tonga’da olacak

BBC Türkçe‘de yayımlanan habere göre, Yeni Zelandalı Tümamiral Jim Gilmour, bugün su konteynırı, geçici barınma malzemesi, elektrik jeneratörü, hijyen kitleri ve iletişim ekipmanlarının bulunduğu C-130 Hercules uçağının yerel saatle 16.00’da Tonga’ya indiğini duyurdu. Yerde 90 dakika kalması planlanan uçak ekibi kimseyle temas kurmayacağı belirtildi.

Hem Avusturya hem de Yeni Zelanda yetkilileri yardımların, şimdiye kadar yalnızca bir vaka görülen adada koronavirüsün yayılmasına yol açmamak için temassız olarak iletileceğini bildirdi.

Avustralya yetkilileri, kimsenin yardım uçaklarından inmeyeceğini açıkladı.
Yardım malzemesi taşıyan Yeni Zelanda donanma gemisi HMNZS Wellington da bugün Tonga’ya ulaşacak. Yolda ve limanlara ulaşmada sıkıntı yaşanım yaşanmadığını denetleyecek.

Tonga’nun Avrupa Birliği Konsolosluğu‘na gelen Yeni Zelanda ekibinin havadan çektiği fotoğraflada Nuku’alofa’daki araçların, yolların, binaların hasar gördüğü, etrafın külle kaplandığı; bazı adalarında yok olduğu görülüyor.

Petrol rafinerisinde sızıntı meydana geldi

Hunga Tonga-Hunga Ha’apai Yanardağı‘nın patlaması ABD’de bile hissedildi. Peru’da iki kişi yükselen dalgalar nedeniyle boğulurken başkent Lima yakınlarındaki plajlar petrol sızıntısının ardından trafiğe kapatıldı.

Güney Pasifik ülkesi Tonga’daki volkanik patlamanın ardından yaşanan tsunami sebebiyle Pasifik Okyanusu‘ndaki La Pampilla rafinerisinde sızıntı meydana geldi.

Rafineriden sızan petrolün yaklaşık 4 kilometrelik alana yayıldığı öğrenildi.

En son 15 yıl önce görülmüştü: Kenya’da ikiz fil yavruları dünyaya geldi

Kenya‘da Samburu Ulusal Parkı‘nda, oğlan ve kız ikiz fil yavruları dünyaya geldi. Bu nadir görülen olayı, tur görevlileri bir safari sırasında fark etti.

Anne filin yeteri kadar sütü olmayabilir

BBC Türkçe‘de yer alan habere göreFilleri Kurtarmak (Save the Elephants) isimli vakıf, en son gerçekleşen ikiz doğumun 2006 yılında olduğunu kaydetti.

Reuters‘a fillerle ilgili açıklamalarda bulunan vakfın kurucusu Doktor Iain Douglas-Hamilton, ikiz yavrular için kritik bir süreç olduğunu ifade etti.

Anne fillerin çoğu örnekte, iki yavruyu besleyecek kadar sütü olmadığını belirten Dr. Douglas-Hamilton, 15 yıl önce dünyaya gelen yavruların, doğumdan sonra uzun yaşamadığını da ekledi.

Afrika filleri, tüm memeliler arasında en uzun hamilelik yaşayan tür olarak biliniyor. 22 ay kadar hamile kalan filler, dört yılda bir doğum yapıyor.

Filler, yasa dışı fil dişi ticareti ve yaşam alanlarının yok edilmesi yüzünden nesli tehdit altındaki hayvanlar arasında kırmızı listede.

İstanbul’a soğuk ve kar uyarısı: Gelecek hafta ortasına kadar sürecek

İstanbul‘un bugünden itibaren İzlanda üzerinden gelen alçak basınç sisteminin etkisi altına girmesi bekleniyor. Tahminlere göre, sıcaklık akşamdan itibaren hissedilir derecede düşecek, eksi dereceler görülecek.

İstanbul’da hava sıcaklıklarının hissedilir derecede düşmesi ve kuvvetli kar yağışı öngörülüyor. Tahminlere göre sıcaklık ilerleyen günlerde de eksi derecelerde seyredecek. Cumartesi ve pazar da etkili olması beklenen kar yağışının, gelecek hafta ortasına kadar devam edeceği öngörülüyor.

İstanbul’un büyük bölümünde buzlanma ve don olayları yaşanabileceği değerlendirilirken bu kar yağışının geçtiğimiz haftalardaki hafif kar yağışlarının aksine hayatı olumsuz etkileme ihtimali bulunuyor.

İBB: 7 bin 421 personel, 1.582 araç görev başında

Afet Koordinasyon Merkezi’nden (AKOM) yapılan açıklamada ise tüm tedbirlerin alındığı, İstanbulluların soğuk hava ve muhtemel kar yağışı sebebiyle yaşanacak olumsuzluklara karşı hazırlıklı ve tedbirli olması gerektiği belirtildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ise İstanbul’un kar yağışından olumsuz etkilenmemesi için önlemlerini alıyor. Toplam 7 bin 421 personel, bin 582 karla mücadele aracı ve iş makinası ile göreve hazır durumda. İstanbul’un 350 farklı noktasına kurulan istasyonlarda toplam 206 bin 56 ton tuz ve 64 farklı tankta toplam bin 290 ton solüsyon karla mücadele için hazır bekletiliyor.

Metrobüs hattında 33 iş makinası görevde

Köy yollarını açık tutmak için 142 kepçeli traktör görevlendirilirken, 11 vinç ve kurtarıcı da görev başında olacak. Metrobüs güzergahı boyunca da 33 iş makinası ortaya çıkabilecek olumsuzluklara müdahale için hazır bekleyecek.

AKOM’dan yapılan açıklamada, tüm tedbirlerin alındığı, İstanbulluların soğuk hava ve muhtemel kar yağışı sebebiyle yaşanacak olumsuzluklara karşı hazırlıklı ve tedbirli olması gerektiği hatırlatıldı.

Tahiti açıklarında, bozulmamış dev mercan resifi keşfedildi

Fransız Polinezyası‘na bağlı Tahiti kıyılarında 30m  derinlikte “bozulmamış” 3km uzunluğunda dev bir mercan resifi keşfedildi. Misyona öncülük eden Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), resifin bu derinlikte keşfedilen en büyüklerden biri olduğunu açıkladı.

BBC‘ye konuşan Dr Julian Barbiere, muhtemelen bu ekosistemlerde “bilmediğimiz” daha pek çok şey olduğunu belirterek, “Onları haritalamak ve korumak için çalışmalıyız” dedi.

Alacakaranlık Bölgesi

UNESCO Genel Müdürü Audrey Azoulay ise “dikkate değer” keşfin “altımızda ne olduğu” konusundaki bilgimizi genişlettiğini söyledi.

Resif, kasım ayında, okyanusun “alacakaranlık bölgesi” olarak bilinen derinliğe yapılan bir dalış gezisi sırasında bulundu. Dalgıç bilim insanları ve fotoğrafçılar, Seabed2030 Projesi adı verilen küresel bir deniz yatağı haritalama görevini sürdürüyordu.

Mercan resifleri, okyanusun en tehdit altındaki ekosistemleri arasında bulunuyor ve kirliliğe, yükselen deniz sıcaklıklarına ve suda çözünen karbondioksit emisyonlarının neden olduğu değişimlere karşı savunmasız.

Edinburgh Üniversitesi‘nden deniz bilimci Prof Murray Roberts, keşfin okyanus hakkında daha öğrenmemiz gereken ne kadar çok şey olduğunu gösterdiğini kaydetti:

“Mercanları hala en sığ tropik denizlerle ilişkilendiriyoruz, ancak burada daha önce bilinmeyen devasa bir mercan kayalığı sistemi bulduk. Sığ sular daha derin sulardan daha hızlı ısındığından, bunun gibi daha derin resif sistemlerinin gelecekte mercanlar için sığınak olduğunu görebiliriz. Bu özel yerlerin haritasını çıkarmak, ekolojik rollerini anlamak ve onları gelecek için koruduğumuzdan emin olmak için oraya gitmemiz gerekiyor. ”

Deniz türlerinin yüzde 25’i resiflerde yaşıyor

Araştırmacılara göre, şu anda bu resifin bu baskılardan zarar gördüğüne dair hiçbir kanıt bulunmuyor. Dr Barbiere, resiflerin olağandışı derinlikte yer almasının bu kadar iyi durumda kalmasının bir nedeni olduğunu kaydetti:

“Genellikle onları daha sığ derinliklerde buluruz, çünkü mercanların gövdelerinde yaşayan alglerin ışığa ihtiyacı var. Ama burada, okyanusun karadan [daha uzak] bir kısmındayız, bu yüzden burada daha az tortu var.”

Keşfin okyanus biyoçeşitliliği hakkında önemli bir fikir verdiğini belirten Barbiere, “Deniz türlerinin yaklaşık %25’inin mercan resiflerinde bulunabileceğini biliyoruz” dedi.

Resiflerin bulunduğu derinlikte, onların v yosunların  hayatta kalabilmesi için için, “alacakaranlık kuşağı”nda olsalar da hala yetecek kadar ışık bulunuyor.

Dr. Barbiere, bir sonraki aşamanın bu tür resiflerin çevresinde hangi türlerin yaşadığını bulmak olduğunu bildirdi. Bu konuda önümüzdeki aylarda yapılacak araştırmalar derinleştirilecek.

Daha derinde daha iyi korunabilirler

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi‘ndeki uzman dalgıçlardan Dr Laetitia Hedouin de böylesi bir resifin bu derinlikte gelişmesinin yaklaşık 25 yıl süreceğine dikkat çekti:

“Daha derin resiflerin küresel ısınmadan daha iyi korunabileceğini düşünüyoruz. Yani bu resifin böyle bozulmamış bir durumda keşfi iyi bir haber ve gelecekteki korumaya ilham verebilir.”

 

Orman yangınları için kiralanan uçaklara 1.2 milyar lira ödenmiş

Haziranda 40 milyon lirayla başlayan kira ödemeleri eylülde 344 milyon lirayı aştı. Yıl sonuna kadar devam eden ödemeler, kira ödemelerinin taksitlendirildiğini gösteriyor. THK yetkilileri hangarlarda bekleyen yangın uçaklarının 4-5 milyon dolarlık (55-65 milyon TL) harcamayla yangınlara müdahale edebilir hale getirilebileceğini söylemiş; ancak hükümet THK uçaklarına görev vermemeyi tercih etmişti.

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in aktardığına göre, böyle bir tutar Türk Hava Kurumu’na (THK) ödenmiş olsaydı  Türkiye’nin elinde yenilenmiş büyük bir yangın uçağı filosu olacaktı.

Bu yıl beş uçak 19 helikopter alınacak

2022 yılı yatırım programında Orman Genel Müdürlüğü’ne (OGM) 2.4 milyar liralık ödenek verildi. OGM bu parayı 19 adet helikopter ile beş adet yangın uçağı alımı için kullanacak. Yangın helikopteri alımı için geçen yıl OGM’ye sadece bin liralık ödenek verilmesine rağmen, yangınlar üzerine sonradan 5.5 milyar liralık kaynak verildiği de görüldü. Bu yılki harcamayla 2 yılda aktarılan kaynak 8 milyarı bulacak.

OGM’ye orman koruma ve yangınla mücadele kapsamında da 107 milyon liralık ilave kaynak tahsis edildi. Bu parayla bin 250 adet fotokapan , 11 adet kamera, 30 adet laboratuvar cihazı, 250 adet telsiz alınacak. Ayrıca 58 gölet ve 500 km yangın önleme tesisi yapılacak.

Yazar, kitap tasarımcısı Ömer Faruk Yeni İnsan’da!

Ayrıntı Yayınları’nı tasarlayıp 20 yıl yöneten, tahakküm üreten mekanizmalar üzerine düşünerek özgürleştirici bir toplumsallığın dinamiklerini takip eden Ömer Faruk, bütün kitaplarıyla Yeni İnsan Yayınevi‘ne geçti.

Faruk’un Yeni İnsan’dan yayımlanan ilk kitabı,  aynı zamanda Türkçede de ilk ve dolayısıyla tek kitap olan, “Bir Aşağılama Aracı Olarak Çöp.” 

Sadece ürettiklerimize, tükettiklerimize ya da paylaştıklarımıza değil attıklarımıza ve aşağıladıklarımıza da bakmamız gerektiğine işaret eden kitap, türünün klasiği olmaya aday. “Bir Aşağılama Aracı Olarak Çöp”, Besim Dellaoğlu’nun özenli sunuşuyla yakında bütün kitap edinme noktalarında bulunabilecek.

Çemberin dışından…

“Çemberin dışından” söz alan Ömer Faruk, ekolojik, siyasi, kültürel ve ekonomik krizin birikme nedenleri üzerine düşünen ve kamusal hayatı felç eden “seçilmemiş ve seçilmiş tek adam rejimleri”nin kurduğu güncel tuzaklara kapılmayan bir yazar.

Kitap tasarımının üstadı olan Faruk, günümüzde can çekişen deneme türüne yeniden canlılık kazandırmak için bundan sonra Yeni İnsan kadrosunda yer alacak.

Türkiye’de kömürden elektrik üretimi düşse de emisyonlar azalmıyor

Enerji ve iklim üzerine çalışmalar yapan düşünce kuruluşu Ember‘in bugün yayımladığı rapora göre, birçok Avrupa ülkesinin aksine Türkiye’de kömürden elektrik üretimi 2021 yılında da düşüşünü sürdürdü. Bunda, özellikle uluslararası kömür fiyatlarındaki artışın ithal kömür santrallerindeki üretimi düşürmesi oldu. Böylece kömürden elektrik üretimi üç yıl arka arkaya düşüş göstermiş oldu. Ancak kuraklık nedeniyle azalan hidroelektrik üretiminin doğal gaz santralleri ile karşılanmasına yönelinmesi, birim elektrik üretimi başına oluşan karbon emisyonlarının 2021 yılında düşmesine engel oldu.

Rapora göre, Türkiye’de elektrik üretimi sektöründe birim başına düşen karbon emisyonlarına bakıldığında en az 30 yıldır kayda değer bir iyileşme göstermiyor. 2004 yılında elektirik üretimindeki karbon yoğunluğu Almanya, İngiltere, Hollanda, Danimarka gibi ülkelerden daha iyi durumda iken, 2021 yılına gelindiğinde bu ülkelerin gerisinde kalmış durumda.

Yenilenebilir enerjiden üretimi artışı sürdürüyor

Hidroelektrik harici yenilenebilir enerji kaynakları (rüzgar, güneş, jeotermal ve biyokütle), 2017’den bugüne ikiye katlanarak 2021 yılı itibariyle ilk kez hidroelektrik üretimini geride bıraktı. Bunda Türkiye’de geçen bahardan beri görülen kuraklığın yanı sıra özellikle rüzgar ve güneş enerjisindeki artışın da payı bulunuyor. 2021 yılında bir önceki yıla kıyasla %25 artış gösteren rüzgar ve güneşten elektrik üretimi, 44,6 TWh ile toplam elektrik üretiminde payını %13,6’ya ulaştırdı.

Raporda, Türkiye’de son yıllarda hidroelektrik üretimindeki düşüşün doğal gaz santralleri ile karşılandığına dikkat çekiliyor. Buna göre, 2021 yılında hidroelektriğin üretimdeki payı %26’dan %17’ye gerilerken, doğal gazın payı %23’ten %33’e yükselerek fosil yakıtların elektrik üretimindeki payının %65’e yükselmesine neden oldu.

Kömürden elektrik üretimi 2018’den beri her yıl düşüyor

Kömürden elektrik üretimi, termik santrallerin hava kirliliği limitlerine uyum göstermediği için altı aylığına kapatıldığı 2020 yılına kıyasla bile düşüş gösterdi. İthal kömür fiyatlarındaki artış, kömürden elektrik üretiminin bir kez daha düşmesine neden oldu. Böylece 2021 yılında 2018’e kıyasla kömürden elektrik üretimi %8 daha düşük olarak gerçekleşti.

Toplam yenilenebilir enerji üretimi son 10 yılda ikiye katlanmış olsa da, 2011’den bugüne yenilenebilir enerjideki artış (58 TWh) elektrik tüketimindeki artışın (95 TWh) bir hayli gerisinde kaldı. Elektrik tüketimi ile yenilenebilir enerji arasındaki farkın büyük kısmı ithal kömür santrallerinin üretimi ile karşılandı. Oysa, Türkiye’de ithal kömür ile elektrik üretmek rüzgar ve güneşten elektrik üretmekten daha maliyetli. 2021’in son iki ayında elektrik üretimi için kullanılan doğalgaz tarifesine uygulanan zamlarla birlikte, mevcut gaz santralleri ile elektrik üretmenin maliyeti rüzgar ve güneşten daha maliyetli hale geldi. Dolayısıyla artık rüzgar ve güneş, mevcut ithal fosil yakıtlı santrallerden ekonomik olarak daha avantajlı.

Elektrik üretimindeki karbon emisyonu yoğunluğu azalmıyor

Bütün bu gelişmelere rağmen, birim elektrik üretimine düşen emisyonları gösteren karbon yoğunluğu, Türkiye’de en az 30 yıldır iyileşme göstermiyor. 2021 yılında azalan hidroelektrik üretiminin yerini alan doğal gaz nedeniyle karbon yoğunluğu düşüş göstermezken, 2021 yılı öncesine bakıldığında yenilenebilir enerjideki artışın iyileştirici etkisi, aynı dönemde özellikle kömürdeki artış nedeniyle dengeleniyor. Bu nedenle de 2004 yılında kWh başına emisyonu birçok Avrupa ülkesinden iyi durumda olan Türkiye, son 17 yıl içerisinde bu ülkelerin gerisine düşmüş durumda.

Çalışmanın yazarı Ufuk Alparslan şu değerlendirmeyi yaptı:  “Türkiye’de 2018 yılı kömürün pik yaptığı yıl olabilir. Ancak son yıllarda rüzgâr ve güneşteki artış, elektrik tüketimindeki artışı karşılamaya yetmedi. Aradaki fark ithal kömür ile karşılandığı için hem enerji ithalatımız arttı, hem de temiz enerji konusunda önünde olduğumuz ülkeler bizi geride bıraktı. Halbuki rüzgar ve güneş enerjisi ithal kömürden daha ekonomik hale geldi. Şimdi yenilenebilir enerji yatırımlarını daha da hızlandırıp kömüre veda etmeli ve sıramızı geri almalıyız.”