EnerjiManşetTürkiye

Yenilenebilir enerjiye de zam geldi: Şirketlerin varlıklarını sürdürmesi zorlaşacak

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK),  5 bine yakın küçük enerji şirketini ve 400 bin bireysel yatırımcıyı, finansman şirketini, yabancı yatırımcıyı ve binlerce çalışanı etkileyecek bir düzenlemeye imza atmış ve geçtiğimiz günlerde güneş enerjisi üreticilerinin dağıtım şirketlerine ödeyecekleri dağıtım bedelinin yüzde 398 oranında artırıldığını açıklamıştı.

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Ayşe Ceren Sarı, dağıtım bedelinde yaşanan bu artışın yenilebilir enerjiye olacak etkileriyle ilgili Yeşil Gazete‘ye açıklamalarda bulundu. Sarı, “Bu düzenlemenin küçük güneş enerji şirketleri için finansal dengeleri değiştirmesi nedeniyle bu şirketlerin varlıklarını sürdürmesini zorlaştırması bekleniyor” ifadelerini kullandı.

‘Dağıtım şirketlerine ödedikleri tutar beş katına çıkarıldı’

Ayşe Ceren Sarı, 2018 öncesinde kurulan lisanssız santrallere 10 yıl süre ile dağıtım şirketlerine ödeyecekleri dağıtım bedelindeki artışın yüzde 75’inin yansıtılmayacağı yönündeki kurul kararı sonrası şirketlerin yatırımlar gerçekleştirdiğini, ancak aralık ayında yeni bir kararlar da bu durumun iptal edildiğini şöyle anlattı:

EPDK’nın yeni düzenlemesi ile lisanssız güneş enerjisi üreticilerinin dağıtım şirketlerine ödeyecekleri dağıtım bedeli artırıldı.

2016 yılında GES yatırımı yapan şirketlerin ödediği dağıtım bedeli 01 Ocak 2017’de EPDK’nın 6838 nolu kurul kararı ile 13,6 kat artırarak 0,75 krş/kWh’ten, 10,25 krş/kWh’e çıkarılmıştı. Bununla beraber artış sebebi ile oluşan mağduriyeti kısmen gidermek ve yatırımların iptal edilmesini önlemek amacıyla 2018 öncesinde kurulan lisanssız santrallere 10 yıl süre ile bu artışın yüzde 75’inin yansıtılmayacağı yönündeki kurul kararı yayınlandı.

Bu tebliğ sonrası şirketler 31.12.2017 öncesine yatırımlarını gerçekleştirdi. EPDK’nın yatırımlar öncesi dağıtım bedellerinin 10 yıl boyunca nasıl hesaplanacağı ile ilgili kurul kararı 30.12.2021 tarihli yeni bir EPDK kararı ile iptal edildi ve dağıtım bedelleri üzerine ek yüzde 24 oranında zam uygulanacağı açıklandı.

Bu düzenleme ile 2018 öncesi devreye alınan GES’lerin dağıtım bedelleri 5,6882krş/kWh’ten 28,2765 krş/kWh’e yükseldi. Yani lisanssız üreticilerin dağıtım şirketlerine ödedikleri tutar yüzde 398 artırılarak 5 katına çıkarıldı.

Bu düzenlemenin küçük güneş enerji şirketleri için finansal dengeleri değiştirmesi nedeniyle bu şirketlerin varlıklarını sürdürmesini zorlaştırması bekleniyor. Ayrıca, daha öngörülebilir bir yatırım ortamı oluşması için enerji sisteminin daha verimli çalışmasına ve enerji dönüşümü kapsamında yenilenebilir enerji kaynaklarının en etkin şekilde kullanılmasına fırsat verecek orta ve uzun dönemli planların yapılması da kilit öneme sahip.

Gerçek şebeke maliyetlerinin tüm aktörlere doğru şekilde yansıtılması sistem esnekliği için son derece önemli dağıtık güneş enerjisi yatırımlarının önünü tıkamaması şartıyla gerekliyken, bu konudaki düzenlemelerin tüm etkilerinin analiz edilerek gerçekleştirilmesi oldukça elzem.”

‘Teşvik mekanizmaları önemli etkiye sahip’

Bu konuda dünyadan örneklere de yer veren Sarı, Avrupa ülkelerinde mevzuat altyapısı ve yol haritaları oluşturulmuş durumda olduğunu kaydetti:

Avrupa’da dağıtık üretimin gelişmesi için hayata geçirilen toplam yatırımlar sayesinde ulaşılan kapasite miktarı küresel ölçekteki toplam kurulu gücün yaklaşık üçte birini karşılayarak dünyadaki dağıtık üretim kapasitesinin artışında önemli bir yer edindi.

Almanya, İtalya, İspanya ve Belçika’da uygulanan teşvik mekanizmaları bu sonucun oluşmasında önemli bir etkiye sahip. Dağıtık enerji kaynaklarını sisteme daha fazla entegre etmeyi hedefleyen ülkeler (örneğin diğer Avrupa Birliği ülkeleri), tüketicilere daha aktif rol yükleyen enerji piyasası düzenlemelerine gün geçtikçe daha fazla önem veriyor. Bu ülkelerde öz tüketim ve tüketici toplulukları, aktif tüketicilerin hakları, dengeleme yükümlülükleri, şebeke kullanım ücretleri ve dağıtım şebekelerinin planlanması gibi konularda mevzuat altyapısı ve yol haritaları oluşturulmuş durumda.”

‘Yeni düzenlemelere ihtiyaç var’

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de elektrik sisteminin dağıtık enerji kaynakları sayesinde tüketicilerin daha aktif rol aldığı ve elektriğin tüketime yakın noktalarda üretildiği merkezi olmayan bir yapıya doğru dönüştüğünü kaydeden Sarı, bunun için bir düzenleme altyapısına ihtiyaç duyulduğunu da şöyle ifade etti:

Son yıllarda dağıtık enerji kaynakları küresel çapta hızlı bir artış gösterirken; dağıtım şebekesi seviyesinden sisteme bağlanan dağıtık üretim, talep tarafı katılımı ve sayaç arkası batarya sistemlerinden oluşan bu kaynakların sunduğu çok yönlü faydalar, yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme daha kolay entegre olmasında ve tüm elektrik sisteminin esnekliğinin artmasında kilit rol oynuyor.

Dağıtık üretimle birlikte sayaç arkası uygulamaların, şebeke ve piyasa koşullarına göre hareket etmesini sağlayacak fiyatlamaların oluşturulduğu, izlenebilirlik ve kontrol edilebilirlik koşullarının sağlandığı, dağıtım şirketlerinin yeni rollerinin ve gelir gereksinimlerinin dağıtık üretim artışına destek olacak şekilde performansa dayalı teşvik edildiği bir düzenleme altyapısına ihtiyaç duyuluyor.

Türkiye’de dağıtık üretimin şebeke ve piyasa entegrasyonu için temel önceliklerin anlaşılması, uygulamaların ve politikaların belirlenmesi, kısa/orta/ uzun dönemli planlamalar yapılması oldukça elzem.

Bu sayede, 15 gigavat’lık (GW) çatı-üstü güneş fotovoltaik (FV) potansiyelinin ve diğer dağıtık enerji kaynaklarının şebeke ve piyasa entegrasyonu sağlanabilir. Bu potansiyelin hayata geçirilmesi yeni iş fırsatları yaratılmasının, enerji güvenliğinin artırılmasının ve iklim değişikliğinin önlenmesinin yanı sıra maliyetlerin en aza indirilmesi konusunda da büyük faydalar sağlayacak. Dağıtık üretimin yaygınlaşmasını hızlandırmak için mevzuatın yanı sıra finansman mekanizmaları ve iş modellerinin uygulanması da önem arz ediyor.”

Yenilenebilir enerjiyi destekleyecek uygulamalar gerek

EPDK’nın yeni düzenlemesi ve Türkiye’nin mevcut kömürlü termik santraller konusundaki politikasıyla kömürden çıkışın mümkün olup olmayacağıyla ilgili soruya da Ayşe Ceren Sarı şöyle yanıt verdi:

Türkiye, 2021 yılının sonunda Paris Anlaşması’nı onayladı ve 2053 yılına kadar
karbon emisyonlarında net sıfır taahhüdünü verdi. Şimdi bu hedeflere ulaşması için hayati önem taşıyacak ayrıntılı strateji ve eylem planlarının hazırlanması ve uygun politikaların uygulanması büyük önem taşıyor. Etkin olarak uygulanması elzem öneme sahip. Bu sürecin enerji dönüşümünün tüm ayaklarının (yenilenebilir enerji kapasite kurulumlarının desteklenmesi, enerji verimliliği ve dijitalleşme) etkin bir şekil gerçekleştirilmesi gerçekleştirilmesi, hedefleri içermesi gerekiyor.

Bu ayakları yenilenebilir enerji kapasite kurulumlarının desteklenmesi, enerji verimliliği ve dijitalleşme oluşturuyor. Bu üç ayağın güçlendirilmesi, bunun için Paris Anlaşması ve net sıfır karbon emisyonları hedefleri doğrultusunda orta ve uzun vadeli enerji dönüşümü stratejilerinin belirlenmesi, uygun politika araçlarının, iş ve finansal modellerin geliştirilip uygulanması, sistem güvenliği için esneklik seçeneklerinin desteklenmesi gerekiyor.

Farklı elektrik üretimi kaynakları kapasite kurulumlarına dair seviyelendirilmiş
maliyetlerin ve aynı şekilde operasyonel maliyetlerin yenilenebilir enerji kaynaklarını destekleyecek şekilde yapılandırılması bu süreçte özellikle ayrıca önemli.

Karbon fiyatlaması gibi mekanizmaların özellikle kömürlü termik santraller ve enerji yoğunluğu yüksek son kullanıcıları kapsayacak şekilde uygulamaya geçirilmesi Türkiye’nin kömürden çıkış sürecinde önemli bir etkiye sahip olacaktır. Aynı şekilde kömürlü termik santraller ve yenilenebilir enerji kaynakları kaynaklı elektrik üretimine dair teşvik seviyelerinin yenilenebilir enerji lehine düzenlenmesi, seviyelendirilmiş maliyetler açısından kömürden çıkışı destekleyecek yatırımların yapılmasını daha cazip hale getirecektir.”

Kategori: Enerji