Ana Sayfa Blog Sayfa 1049

Cumhurbaşkanı’ndan iki yer için, iki ayrı karar

Alanya-Gazipaşa-Kahyalar Kıyı Bandı Doğal Sit Alanı’nın ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı kararı Resmi Gazete’de yayınlandı. Yayımlanan bir başka kararla da Sinop’un Erfelek ilçesinde bir taşınmazın acele kamulaştırılmasına karar verildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayınlanan karara göre, Antalya‘nın Alanya ve Gazipaşa ilçeleri sınırları içerisinde bulunan Alanya-Gazipaşa-Kahyalar Kıyı Bandı Doğal Sit Alanı, koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucu kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edildi.

Kararda, kesin korunacak hassas alanın krokisi ile coğrafi sınır ve koordinatlarına ilişkin bilgiler de yer aldı.

Erfelek’te bir taşınmaz acele kamulaştırılacak

Resmi Gazete’de yer alan bir başka Cumhurbaşkanı kararı ile Sinop’un Erfelek ilçesi Merkez mahallesinde bulunan 76 ada, 1 parsel numaralı taşınmaz, otogar ve itfaiye hizmet binası yapılması amacıyla Erfelek Belediye Başkanlığı tarafından acele kamulaştırılması kararı verildi.

Avrupa Konseyi’nde kritik Kavala oylaması

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Osman Kavala hakkında kritik bir karar almaya hazırlanıyor. Komite bugün Strasbourg‘da toplanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Kavala kararıyla ilgili ihlal prosedürü başlatma konusunda yeni bir oylama yapacak.

Bakanlar Komitesinde yeterli çoğunluk sağlanması halinde Osman Kavala dosyasıyla ilgili ihlal prosedürü resmen başlatılmış olacak. Bu prosedür Türkiye’ye karşı ilk, Avrupa Konseyi tarihinde de ikinci ihlal prosedürü olarak tarihe geçecek. Daha önce benzer bir prosedür sadece Azerbaycan’a karşı bir davada gündeme gelmişti.

Kayhan Karaca‘nın DW‘den aktardığına göre, AİHM kararlarının uygulanışının denetleyicisi olan Komite, 2 Aralık 2021 tarihinde düzenlediği toplantıda, Strasbourg Mahkemesi’nin Mayıs 2020’de kesinleşen Kavala kararını nasıl uygulayacağı konusunda görüş belirtmesi için Ankara’ya 19 Ocak 2022 tarihine kadar süre vermiş, konuyu 2 Şubat 2022 tarihli toplantıda yeniden ele alacağını bildirmişti.

Ankara’nın yanıtı: Başka suçlardan tutuklu

Ankara 19 Ocak’ta Strasbourg’a ilettiği belgede, daha önce olduğu gibi, “Türkiye AİHM’nin ihlal kararını Kavala’yı serbest bırakarak tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırmıştır, Kavala şu anda başka suçlardan tutukludur” mesajı verildi.

Ankara’nın mesajında, “Kavala’nın AİHM’de ihlal kararına neden olan tutukluluk sürecinin 18 Şubat 2020 tarihinde sonlandığı, şu an Türk Ceza Kanunu’nun siyasal ve askeri casuslukla ilgili 328’inci maddesi temelinde başka bir dava kapsamında tutuklu olduğu” kaydedildi.

İstanbul 30’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Şubat 2020 tarihli duruşmada, Gezi Davası olarak bilinen dosyada oy birliği ile Osman Kavala’nın beraatine karar vermiş, ancak Kavala hakkında, aynı gün Silivri Cezaevi’nden çıkmadan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, daha önce re’sen tahliye kararı verilen bir soruşturma kapsamında gözaltı kararı vermiş ve Kavala 19 Şubat’ta yeniden tutuklanmıştı.

Kavala’nın da yargılandığı davada 17 Ocak 2022 tarihinde düzenlenen son duruşmada, Kavala’nın tutukluluk halinin devamına oy çokluğu ile karar verilmiş, bir sonraki duruşmanın 21 Şubat 2022’de düzenleneceği açıklanmıştı.

Ankara’nın itirazı kabul edilmemişti

AİHM kararında Kavala’nın “bir suç işlediğine dair makul şüphe olmadığı”, Kavala hakkında “Anayasa Mahkemesi‘nin ivedi bir yargı denetimi gerçekleştirmediği”, Kavala’nın özgürlüğüne getirilen kısıtlamanın “suç işlediğine dair makul şüphe nedeniyle yetkili bir adli makam önüne çıkarılma amacından başka bir amaç ile uygulandığı” ve bu durumun “insan hakları savunucularının çalışmaları üzerinde caydırıcı etkiye sahip olduğu” sonucuna varılmıştı.

AİHM bu sonuçlardan yola çıkarak, 1’e karşı 6 oyla, “Kavala’nın tutukluluğunun sona erdirilmesi ve bir an önce serbest bırakılması için Türk hükümeti tarafından tüm önlemlerin alınması gerektiğine” hükmetmişti. AİHM’nin bu kararına Ankara’nın yaptığı itiraz kabul edilmemişti.

Kavala bu hüküm kapsamında tahliye edilmediği için Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi AİHM kararını “yerine getirilmemiş” olarak değerlendiriyor. Komite, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Kararların Bağlayıcılığı ve İnfazı”yla ilgili 46’ncı maddesinin kendisine verdiği yetkiye dayanarak, Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkenin en az 3’te 2’sinin oylarıyla, Ankara’nın bu maddede öngörülen yükümlülüğünü yerine getirmediği meselesini AİHM’ye intikal yetkisine sahip.

Bakanlar Komitesi’nde 2 Aralık 2021’de yapılan oylamada 47 ülkeden 35’i Kavala dosyasının AİHM’ye intikal ettirilmesi doğrultusunda oy kullanmıştı.

AİHM, Kavala hakkındaki kararının yerine getirilmediği tespitinde bulunursa, davalı devlete karşı alınacak olası önlemleri değerlendirmesi için davayı yeniden Bakanlar Komitesine gönderecek. AİHM kulislerinde bu işlemin en az altı ay alacağı söyleniyor.

Ne olmuştu?

2013’te Taksim Gezi Parkı’nda başlayan ve Türkiye geneline yayılan olaylarla ilgili dava, 8 yıl sonra sil baştan, üstelik torba dava halinde yeniden görüldü. Gezi’yi organize ettikleri iddia edilen aralarında tutuklu Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’nın da bulunduğu 16 sanık hakkındaki beraat kararının bozulmasından sonra dava torba davaya dönüştü.

Kavala’nın serbest kalmasını engellemek amacıyla daha önce tahliye edildiği, Türkiye’nin AİHM’de mahkum edilmesine yol açan iddialar, Türk Ceza Kanunu’ndaki farklı maddelerden yeniden dava konusu yapıldı. Bu dava, Gezi davası ile birleştirildi. Altı yıl önce beraatle biten Çarşı davası da Yargıtay tarafından bozuldu ve bu dosya da Gezi davasına eklendi. Böylece, Gezi davası, her biri daha önce yargılama konusu yapılan, iddiaları defalarca tartışılan ayrı dosyaların birleştiği bir torba dava haline geldi. Mahkeme heyeti avukatların dosyaların ayrılması talebi dahil tüm taleplerini reddetti. Bunun üzerine Çarşı avukatları duruşmadan çekilme kararı alarak salonu terk etti. Salonda bulunan seyirciler de avukatlara alkışlarla destek verdi.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın kendisi hakkında “Soros artığı” ifadesini kullanmasının ardından duruşmalara katılmayacağını duyuran Osman Kavala 26 Kasım’daki duruşmaya katılmadı. Geçtiğimiz duruşmada hukuki durumda değişiklik olmadığı gerekçesiyle Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verildi.

Kadınlardan Aysel Tuğluk için özgürlük çağrısı

Kocaeli F Tipi Cezaevi’nde 2016’da beri tutuklu bulunan ve demans tanısına rağmen tahliye edilmeyen eski HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, Adli Tıp Kurumu‘nda (ATK) gözlem altında tutuluyor. Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi bugün bir basın açıklaması yapacak. Ayrıca “Aysel Tuğluk’a Özgürlük için 1000 Kadın” kampanyasına altı bini aşkın kadının imza verdiği çağrı metni 5 Şubat Cumartesi günü ATK ve Adalet Bakanlığı‘na gönderilecek.

Kronik ve ilerleyen demans teşhisi konulan Kürt siyasetçi Tuğluk’un “cezaevinde kalamayacağı” yönündeki hastane raporunun dikkate alınmamasına tepki gösteren Yeşil Sol Kadınlar, “Bizler Yeşil Sol Partili kadınlar olarak Aysel Tuğluk’un ve onun vesilesi ile tüm hasta mahpusların cezaevlerinde tutulmalarına, sağlık ve bakım hizmetlerine, tedavi olanaklarına erişimlerinin engellenmesine, artık yeter diyoruz. Hukuk ve tıp gibi binlerce yılın ve insanlığın ortak değerleri üzerine inşa edilmiş, insanların ve toplumların sağlığı için yararlı olduğu müddetçe saygınlık vemeşruluk kazanan, etik değerlerle çevrelenmiş kurumların daha fazla yıpratılmaması için sorumluları göreve davet ediyoruz” çağrısında bulunuyor.

‘Cezaevlerinde ölümler dikkat çeken bir düzeyde artmıştır’

Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi, bugün saat 15.30’da Kızılay Atatürk Bulvarı‘nda yapacağı basın açıklaması için de çağrıda bulunuyor. Aysel Tuğluk ve cezaevlerindeki hasta mahpusların haklarını savunma çağrısında bulununan Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi, son dönemde cezaevlerinde ölümlerin arttığını vurguluyor:

“Cezaevlerinde şiddet, sürgün, tecrit, intihara sürüklenme, ağır hastalıklar, kanser ve ölümler son yıllarda dikkat çeken bir düzeyde artmıştır. Hükümet yetkilileri, Adalet Bakanlığı ve yetkisi olan adli görevliler cezaevlerindeki sağlık sorunları konusunda suskun kalmakta, içeride olanlar konusunda bir rahatsızlık duymamaktadır.

Cezaevleri, ancak içerideki nüfusun, dışarıda sesini duyurabilecek olanakları oluşursa ve bu kişilerin sorunları toplumun vicdanında derin yaralar açarsa konuşulmaktadır. Hasta tutsaklar çoğu zaman kaderine terk edilmekte, mahpuslar ancak artık tedavi edilemez noktalara geldiği zaman yoğun kamuoyu baskısı olursa fark edilmekte, bir kısmı ise içeride sağlık ve bakım hizmeti olanaklarından mahrum bir şekilde yaşamlarını yitirmektedirler. Çoğu mahpus, bir daha asla eski sağlığına yeniden kavuşamayacak bir şekilde zarar görmektedir.

‘Adalet kurumlarını Tuğluk’un haklarını savunmaya çağırıyoruz’

Aysel Tuğluk milletvekilliği yapmış, siyasi partilerin üst düzey organlarında görev almış Kürt bir kadın hukukçu ve siyasetçidir. İnsan hakları, demokrasi ve barış mücadelesi için çalışmıştır. Kapatılma ile birlikte annesinin cansız bedenine karşı yürütülen yıkıcı ve kirli siyasi manevralarla sınanmıştır. Şimdi de hasta bedeni, bu durumuna rağmen tutsak edilmeye devam edilmektedir. Cezaevinde kalamayacağına dair verilen sağlık raporları tahliye edilmesine yetememektedir. Aysel Tuğluk ve onunla benzer koşullarda ısrarla tutulan diğer hasta mahpuslar bir an önce serbest bırakılmalı ve kapatma cezası, politik tutsakları rehineleştirmek amacıyla kullanılmamalıdır. Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi olarak tüm adalet kurumlarını ve kamuoyunu Aysel Tuğluk ve diğer hasta mahpusların haklarını savunmaya ve korumaya davet ediyoruz.”

‘Aysel için geç olmadan en yüksek sesi çıkarmanın vakti’

Aysel Tuğluk için ayrıca 5 Şubat Cumartesi günü dilekçeli bir eylem de yapılacak. “Aysel Tuğluk’a Özgürlük için 1000 Kadın” imza kampanyasına altı bini aşkın kadının imza verdiği metin dilekçe olarak ATK ve Adalet Bakanlığı’na gönderilerek Tuğluk’un cezaevinde kalamayacağına dair kapsamlı bir kurul raporunun gereğinin yerine getirilmesi talep edilecek.

Kadınlar yaptıkları çağrıda şu ifadeler yer verdi:

“Aysel için geç olmadan en yüksek sesi çıkarmanın vakti. Gelin 6 bini aşkın kadının imzalarıyla Aysel Tuğluk’a Özgürlük için çağrımızı, imza metnimizi hep birlikte Adli Tıp Kurumu’na, Adalet Bakanlığı’na postalayalım, bu kurumları tıp etiğine ve hukuka uygun davranmaya çağıralım! Dilekçelerimizi yollamak için 5 Şubat Cumartesi saat 12.00’de Kadıköy Merkez PTT’de (İskele) buluşalım”

Ne olmuştu?

Aysel Tuğluk, 2018’de  “örgüt yöneticisi olmak” iddiasıyla 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. HDP’li siyasetçi için  6-8 Ekim Kobani eylemlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında da tutuklama kararı bulunuyor.

Cezaevinde hafıza kaybı yaşadığı ve kendi başına ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olduğu ve Tuğluk’un 2016’dan beri bulunduğu Kocaeli 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tek kişilik hücreye alındığı açıklanmıştı.

68 kadın örgütü HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk‘un tahliye edilmesi için ortak çağrı yapmıştı. 68 kuruluşun imzacısı olduğu ortak açıklamada, “Aysel Tuğluk’un cezaevinde kalamayacağına dair, kapsamlı bir kurul raporu ortadayken ısrarla bunun gereği yerine getirilmemesi, başta Adalet Bakanlığı olmak üzere devletin sorumluluğundadır. Ona yaşatılan bu hukuksuz süreçte imzası olan tüm yetkilileri bir kez daha hukuka, bilime ve vicdana uygun davranmaya çağırıyor; Tuğluk’un tedavisinin olması gereken ortamda sürdürülebilmesi için bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerektiğini hatırlatıyor, dayanışma çağrımızı yineliyoruz” denilmişti.

Akbelen Ormanı’nda maden ısrarına suç duyurusu

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy sakinleri, YK Enerji Genel Müdürü Serhat Dinç‘in “Akbelen Ormanı bize teslim edilmezse yakında İzmir, Muğla ve Aydın’da elektrik kesintileri başlar” sözleri üzerine Dinç hakkında suç duyurusunda bulundu.

Yaklaşık 200 gündür Akbelen Ormanı’nın linyit madenine dönüşmesini önlemek için çadır nöbeti tutan İkizköylüler’in direnişi sayesinde, Muğla 1. İdare Mahkemesi, Akbelen Ormanı için verilen açık maden işletme izninin yürütmesini durdurmuştu. Ancak ormana linyit madeni kurmakta ısrarcı olan YK Enerji Genel Müdürü Dinç bir süredir basına, “Akbelen Ormanı bize teslim edilmezse yakında İzmir, Muğla ve Aydın’da elektrik kesintileri başlar” demeçleri veriyor.

Doğu Eroğlu‘nun Medyascope’dan aktardığına göre, enerji uzmanlarının birçoğu, Türkiye’deki elektrik iletim sistemi YK Enerji Genel Müdürü Dinç’in ileri sürdüğü gibi çalışmadığını belirtiyor. Enterkonnekte sistem yerel bir kaynaktan üretilen enerjiyi yerele dağıtmadan ulusal ağa aktardığı için yerel bir elektrik arzı düşüşü ile yerel elektrik kesintileri arasında bağ bulunmuyor. Bazı uzmanlarsa gaz kesintileri ve hidroelektrik santrallerdeki üretim kapasitesinin son dönemde düşük oluşu ve iletim hattındaki eksiklikler birlikte değerlendirildiğinde, kesinti ihtimalinin mümkün olduğunu söylüyor.

İkizköylüler’in avukatları yargı sürecini etkilemeye çalıştığı gerekçesiyle YK Enerji Genel Müdürü Dinç hakkında suç duyurusunda bulundu.

Mahkeme bilirkişi incelemesinin tekrarlanmasına karar vermişti

Köylerinin bir mahallesi 2019’da, Yeniköy ve Kemerköy Termik santrallerine ait linyit madeni tarafından yutulan İkizköy halkı, madenin genişleme rotasındaki Akbelen Ormanı’nı korumak için yıllardır mücadele ediyor. Bu mücadele 17 Temmuz 2021’de Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerin kesim için Akbelen Ormanı’na girmesiyle çadırlı nöbete dönüştü. Yaklaşık 200 gündür Akbelen Ormanı girişindeki çadır nöbetini sürdüren İkizköylüler, Muğla 1. İdare Mahkemesi’nin 11 Ağustos 2021 tarihindeki yürütmeyi durdurma kararıyla sevinmiş ve yargı sürecinin sonuçlanmasını bekliyor.

Ormanda linyit madenciliği yapılmasına olanak tanıyan orman izninin yürütmesi durduruldu ama henüz mahkeme İkizköylüler lehine karar vermiş değil. Eylül 2021’de olaylı geçen keşif ve bilirkişi incelemesi sonrası mahkeme keşfin tekrarlanmasına karar verdi.

‘Yürütmeyi durdurma kararının devamı sıkıntı yaratacak’

İkizköylüler yargı sürecinin sonuçlanmasını beklerken, Milas ilçesindeki Yeniköy ve Kemerköy Termik santrallerini işleten YK Enerji firması da boş durmuyor.

Ekim 2021’den beri ulusal ve yerel birçok basın organına konuşan YK Enerji Genel Müdürü Serhat Dinç, aynı ifadeleri tekrarlayarak Akbelen Ormanı’nda kesintiye uğrayan madencilik faaliyetlerinin elektrik arzını tehlikeye düşürdüğünü, bu durumun öncelikle İzmir, Muğla ve Aydın’da, hatta Türkiye’nin genelinde elektrik kesintilerine yol açabileceğini ileri sürüyor:

“Bugün kömürümüz var ancak yürütmeyi durdurma kararının devamı arzda sıkıntı yaratacak. Yedi-sekiz ay içinde bunun sonuçlarını yaşayabiliriz. İzmir, Muğla ve Aydın başta olmak üzere bu durum tüm Türkiye’yi etkileyebilir. Barajlardaki su seviyesinin de düşük olması da bu riski artırıyor. İthal kömürdeki fiyat artışını da düşünürsek, güvenilir yerli kaynağı kaybetmeyi millet olarak istemeyiz.”

Dinç bu açıklamayı ilk olarak Enerji Günlüğü’ne 25 Ekim 2021’de yaptı. Ardından aynı açıklamayı İzmir merkezli Yeni Asır’a ve yine İzmir merkezli Gözlem Gazetesi’ne yineledi.

‘Santral devreden çıksa da elektrik kesintisi yaşanmaz’

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmış ve Türkiye Elektrik Kurumu’nda da görev almış elektrik mühendisi Teoman Alptürk, Türkiye’deki elektrik iletim hattının yapısı yüzünden, tek bir termik santralin devreden çıkmasıyla, santralin kurulu olduğu bölgede elektrik kesintileri yaşanmayacağını aktarıyor.

‘Santral 23 bin 595 kişinin erken yaşta ölümüne yol açtı’

Health and Environment Alliance (HEAL) tarafından hazırlanan“Kronik kömür kirliliği Türkiye: Kümülatif sağlık etkileri” araştırması Türkiye’de kömürden elektrik üretimine bağımlılığının neden olduğu sağlık etkileri ve maliyetlerini ortaya koydu. Rapora göre, Türkiye’de onlarca yıllık kronik kömür kirliliği, büyük ve kabul edilemez bir sağlık yüküne yol açtı.

Araştırmada Yeniköy Termik Santrali’nin sonuçları da yer verildi. Santralin 1986’dan beri 23 bin 595 kişinin erken yaşta ölümüne yol açtığı belirlendi. 36 yılda santralin yol açtığı toplam sağlık maliyeti 508 milyar TL.

Araştırmanın sonuçlarına göre, kömürden elektrik üretimi 1965-2020 yılları arasında Türkiye genelinde yaklaşık 200 bin erken ölüme, 62 milyon iş günü kaybına, 11 milyon hastaneye yatışa ve 4,8 trilyon TL’ye varan bir sağlık maliyetine yol açtı.

Ne olmuştu?

Akbelen Ormanı’ndaki 740 dönümlük alında bulunan ağaçlar Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerini işleten Limak Holding ve İÇTAŞ ortaklığındaki YK Enerji tarafından kesilmek istenmişti. Nedeni ise termik santrallere linyit sağlayacak açık maden ocağı yapmaktı. Şirket bunun için gerekli izin belgelerini de almıştı ancak İkizköylüler karara itiraz etmiş ve 22 Nisan’dan itibaren nöbet tutmaya başlamıştı.

17 Temmuz’da Orman Genel Müdürlüğü’nün ekipleri Akbelen Ormanı’na gelerek ağaç kesmeye girişmişti. Ancak köylüler ekipleri engellemişti.

28 Temmuz’da başta Manavgat olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde yangınlar çıkmış ve uzun süre havadan destek sağlanmadığı için kontrol altına alınamamıştı. Bu yerlerden biri de Muğla’ydı. Yöre halkı yangınlara müdahaleyle ile uğraşırken bu kez de YK Enerji tarafından tutulan işçiler adeta fırsat bu fırsat diyerek ağaçları kesmişti. Yangınları bahane eden şirket işçileri bir günde 105 ağaç kesmişti.

Yangınlarla boğuşan İkizköy halkı, ağaç kıyımına karşı eylem başlatmış, bölgeye jandarma gönderilmişti. Jandarma erleri nöbet tutan köylülere orantısız müdahalede bulunmuştu.

 

Hem Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi hem de Muğla 1’inci İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma kararı alarak bölgede yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmişti.

Davada sahayı incelemesi kararlaştırılan bilirkişinin keşif tarihi mahkemece son dakikada ertelenmiş, İkizköy KARDOK Derneği’nin açtığı davanın keşfi ise 7 Eylül olarak belirlenmişti.

Mahkeme yapılan bilirkişi incelemesinin tekrarına karar vermişti.

Abdi İpekçi mezarı başında anıldı: Yok etmek isteyenler acaba kimlerdi?

Şişli Nişantaşı’ndaki evinin önünde tetikçi Mehmet Ali Ağca tarafından düzenlenen suikast sonucu öldürülen Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi mezarı başında anıldı.

Abdi İpekçi’nin İstanbul Zincirlikuyu‘daki kabri başında düzenlenen törene kızı Nükhet İpekçi İzet, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Eski İstanbul Baro Başkanı Turgut Kazan , Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mete Belovacıklı, Milliyet Gazetesi Okur Temsilcisi Belma Akçura, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Gökhan Durmuş ve Abdi İpekçi’nin meslektaşları ve sevenleri katıldı.

‘Kurbanın yakınlarına, gelecek kuşaklara bir açıklama gerekiyor’

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş ve İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi konuşma yaptı. “Bütün bu cinayetlerde insana, insanlığa kurbanın yakınlarına, topluma gelecek kuşaklara bir açıklama gerekiyor” diyen İpekçi İzet şöyle konuştu:

“Babamın Milliyet Gazetesi’ndeki varlığı 30 yılı bile bulamamıştı ama Milliyet Gazetesi onu sonradan 43 yıl daha yaşattı. Yakın dostları, sevgili çalışma arkadaşları teker teker hayatını kaybedene kadar hep buradaydılar. Milliyet’ten Sami Kohen, Galatasaray‘dan Selahattin Beyazıt ve ilk avukatlarımızdan Uğur Alacakaplan bu yılın çok sayıdaki acı kayıpları arasındalar. Onların her biriyle birlikte babamdan bir parçanın biraz daha uzaklaştığını hissediyorum.

Bu yıl da onun çocukluğuna gidelim. İkinci Dünya Savaşı yıllarında 12 yaşındaki Abdi İpekçi’ye bakalım. İlkokulu bitirdiği yıl, bir okul defterine yazdığı romanda ‘Bir Türk hiçbir zaman başka birinin yamağı olamaz’. Romanda bir Türk üsteğmeni güçlü bir uçak modeli geliştiriyor ve ABD bu modeli satın almaya talip oluyor. Romanında böyle bir cümle kuran 12 yaşındaki Abdi İpekçi’nin bu türden hayalleri vardı. Görevleri can almak olan tetikçilerin kurdukları pusuda son nefesini verene kadar da hep böyle hayaller kurdu.

Her konuda gelişmiş bir Türkiye hayali besleyen o Abdi’yi yok etmek isteyenler acaba kimlerdi? Biti, pireyi, keneyi, sineği çat diye öldürmemizi biz nasıl bir çerçeveye sığdırabiliyorsak onlar da nefret söylemleri algı yanılsamalarıyla zararlı diye işaretledikleri kurbanlarını öyle yok ettiler. Defalarca söylediğim gibi kin gütmüyorum. Zaten kişinin kendi farkındalığı olmadıkça hangi ceza kime nereye kadar yeter? Bütün bu cinayetlerde insana, insanlığa kurbanın yakınlarına, topluma gelecek kuşaklara bir açıklama gerekiyor. Bunun da resmi bir açıklama olması ve tarihe bütün bağlantıları içerisinde geçmesi gerekiyor.”

‘Neden öldürüldü sorusunu sormaya devam edeceğiz’

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş ise, “Genç meslektaşlarım özellikle bu sürecin nasıl aktığını detaylı olarak mutlaka takip etsinler. Eğer Abdi İpekçi cinayetini gerçekleştiren anlayışı biz anlatabilseydik, daha sonraki dönemde ne faili meçhul cinayetler olurdu ne gazetecilere olan fiziksel saldırılar, gazeteci cinayetleri cezasızlıkla ödüllendirilmezdi” diyerek konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Abdi İpekçi yazılarında üzerinde durduğu en önemli şeyler; bu ülkenin bölünmez bütünlüğü, demokrasi ve barış. Gazetecilikten ödün vermemesi de en önemli özelliklerinden birisi. Abdi İpekçi gazeteciliğine hala çok ihtiyacımız var. Kendisini her zaman sevgi ve özlemle anıyoruz. Abdi İpekçi cinayetinin nasıl gerçekleştirildiği, Abdi İpekçi cinayetinin davasının hem iletişim fakültelerinde hem de hukuk fakültelerinde ders olarak okutulmasına çok ihtiyaç var. Genç meslektaşlarım özellikle bu sürecin nasıl aktığını detaylı olarak mutlaka takip etsinler. Eğer Abdi İpekçi cinayetini gerçekleştiren anlayışı biz anlatabilseydik, daha sonraki dönemde ne faili meçhul cinayetler olurdu ne gazetecilere olan fiziksel saldırılar, gazeteci cinayetleri cezasızlıkla ödüllendirilmezdi. Her 1 Şubat’ta buraya geleceğiz ve Abdi İpekçi neden öldürüldü sorusunu sormaya devam edeceğiz. Abdi İpekçi gazeteciliği bitti diyenlere de bitmediğini ve bu ülkenin ancak Abdi İpekçi gazeteciliği anlayışıyla biz mesleğimizi yapabilirsek daha aydınlık yarınlara çıkacağını söyleyeceğiz.”

43 yıldır gerçek failleri bulunmadı

Gazeteci Abdi İpekçi’nin tetikçisi Mehmet Ali Ağaca, suikastten beş ay sonra yakalanmış ve tutuklanarak Maltepe Askeri Cezaevine gönderilmişti. Mehmet Ali Ağca Abdi İpekçi’yi öldürdüğü gün 21 yaşındaydı. Malatyalı yoksul bir ailenin oğluydu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ikinci sınıf öğrencisiydi. Polis’in yaptığı araştırmalara göre suikastta tetikçi olarak kullanılmıştı. Cezaevinde altıncı ayında beklenmeyen bir açıklama yaparak tüm suçlamaları reddetti. Eğer mahkemeye çıkarsa her şeyi açıklayacağını deklare etti. Bu açıklama bazı çevrelere mesaj olarak algılanırken çok geçmeden Mehmet Ali Ağca Maltepe Askeri Cezaevinden üzerinde asker elbisesi ile firar etti.

Bu firar ile ilgili yıllar sonra açıklama yapan Mehmet Ali Ağca “Eğer içeride kalsaydım bu durum bazı çevreler için yenilgi olacaktı. Bu nedenle firar ettirildim” dedi.

Ağaca daha sonra İtalya’da Papa suikast girişiminde bulundu. Papa yaralı şekilde kurtulurken Mehmet Ali Ağca ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Uzunca bir süre İtalya’da ceza evinde kalan Ağca daha sonra Türkiye’ye iade edildi. Burada cezasının kalanı çektikten sonra 18 Ocak 2010 tarihinde tahliye edildi.

Abdi İpekçi suikastinin emrini kim ya da kimlerin verdiği halen ortaya çıkarılmadı.

Ereğli’de sahile cami tepkisi: Camiye alternatif yer var, sahilime dokunma

Karadeniz Ereğli’de bir “protokol camisi” yapılacağı iddiası uzun süredir gündemdeÇevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı söz konusu caminin yapılması düşünülen Ereğli sahili için imar değişikliği teklifinde bulunmuş, teklif Karadeniz Ereğli Belediyesi tarafından reddedilmişti. Konuyla ilgili olarak 23 sivil toplum kuruluşu toplu bir basın açıklamasında bulundu.

Sivil toplum kuruluşları “Camiye alternatif yer var! Ama sahilin alternatifi yok. Sahilime dokunma.” dedi. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Şehrin en çok kullanılan, en merkezi noktasına Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı protokol camisi olarak anılan bir cami yapmak istemektedir. Caminin bir kısmı amfi tiyatro alanına otururken buradan Alemdar Gemisi’nin olduğu noktaya doğru 700 metrelik bir genişliğe yayılmakta. 15 bin m3 ilave dolgu ile neticede 2 bin 200 metrelik sahilimizin üçte biri camiye tahsis edilmiş olmaktadır.”

“Hem belediye hem halk buna karşı”

Yeşil Gazete’ye konuşan Avukat Yakup Ş. Okumuşoğlu, Karadeniz Ereğli Belediyesi’nin ve halkın buna karşı olduğunu hatırlatarak şu ifadeleri kullanıyor:

“Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı, Ereğli Belediyesi’ne plan teklifi değişikliği talep etti. Ereğli Belediyesi bu teklifi reddetti ve bakanlığa iade etti. Ama bakanlığın resen plan yapma yetkisi var. Bu doğrultuda henüz bakanlıkta bir plan yapılmış değil. Ancak bir ‘protokol’ camisi yapılacağı AKP’liler arasında konuşuluyor. Bakanlığın plan değişikliği yapması durumunda buna karşı elbette hukuki yollara başvuracağız. Hem halk olarak hem de imar yönünden dava açacağız. Çünkü o alan bizim yaşam alanımız ve bu alanın kaybedilmesine sessiz kalmayız.”

“Alana 160 metre uzaklıkta cami var”

Ereğli’de toplamda 300 cami olduğunun belirtildiği basın açıklamasında camilerin alana 160 metre uzaklıkta cami olduğu belirtiliyor. Okumuşoğlu, “Bu camiler de bir tek cuma günleri dolar, onun dışında genellikle boştur. Bu alansa kentin meydanının olduğu bir nokta ve sosyal, kültürel faaliyetlerin yapıldığı bir alan. Ek olarak kentin meydanı olduğu için yaklaşık 30- 35 metrelik bir cami yapılması durumunda kent denizden kopacak” diyor.

Okumuşoğlu son olarak “İhtiyaç varsa cami yapılacak birçok yer var ama bunun yeri sahil değil. Sahilde herhangi bir yapılaşma olamayacağı gibi cami de olmaması gerekir. Ereğli halkı için bu alanın böyle bir devasa yapıyla kaybedilmesi yazık olur.” ifadelerini kullanıyor.

Ne olmuştu?

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde sahildeki yeşil alan içindeki amfi tiyatro ve çevresini yıkarak cami yapılmasını istemişti. CHP’li Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan gelen Ereğli sahilinde, yeşil alan içinde bulunan amfi tiyatro alanına cami yapılmasına dair imar değişikliği talebini meclis gündemine getirmişti.

Ereğli Belediye Meclisi’nin toplantısında konuşan Posbıyık, cami yeri için bakanlığa yedi yer önermelerine rağmen sahile el konduğunu ileri sürmüştü.

Açıklamada imzası bulunan kuruluşlar:

ADD Kdz. Ereğli Şubesi
CHP Kdz. Ereğli İlçe Başkanlığı
ÇYDD Kdz. Ereğli Şubesi
DEVA Partisi Kdz. Ereğli İlçe Başkanlığı
Eğitim İş Kdz. Ereğli Temsilciliği
Eğitim Sen Kdz. Ereğli Temsilciliği
Elektrik Mühendisleri Odası İlçe Temsilciliği
Gönülden Hayvan Severler Derneği
İnşaat Mühendisleri Odası Ereğli İlçe Temsilciliği
İYİ Parti Kdz. Ereğli İlçe Başkanlığı
Kandilli Kültür Derneği
Kdz. Ereğli Doğa Tarih ve Kültürünü Yaşatma Derneği
Kdz. Ereğli Kent Konseyi
Kdz. Ereğli Lisesi Mezunları Derneği
Kdz. Ereğli Sanat Kurumu
Makine Mühendisleri Odası İlçe Temsilciliği
Neşeli Ayaklar Doğa Sporları Topluluğu
Saadet Partisi Kdz. Ereğli İlçe Başkanlığı
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES)
Kdz. Ereğli Temsilciliği SOL Parti
Kdz. Ereğli İlçe Başkanlığı
TEMA Kdz. Ereğli Gönüllü Sorumluluğu
Ziraat Mühendisleri Odası İlçe Temsilciliği

İmamoğlu’ndan Kanal İstanbul tepkisi: Mutlaka engelleyeceğiz, siyasi ömürleri yetmeyecek

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ürdünlü bir emlak şirketinin, Kanal İstanbul güzergâhına kurulması planlanan ‘Yenişehir’le ilgili müşterilerine müjde verdiği videoyla ilgili konuştu. “Bu bir rant projesidir. Bu ihanet projesini mutlaka engelleyeceğiz” dedi.

İBB Başkanı İmamoğlu, “‘Hazırlarız, yaparız, satarız, para kazanırız.’ Kimi satıyorsun? İstanbul’u satıyorsun. İstanbul’un en kıymetli, en hayati damarı dediğimiz, akan damarı, kanı dediğimiz o güzelim soluk aldığımız alanını peşkeş çekiyorsunuz. Kime? Bir avuç zengin olacak insana. Ne için? İstanbul’un geleceğini mahvetmek için” sözleriyle tepki gösterdi.

Kanal İstanbul projesi üzerinden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı eleştiren İmamoğlu, “Ne çevresi ne şehirciliği Allah aşkına? Çevre ve şehircilik değil. Onun için yani bu vahşi durumu takip ediyoruz, içindeyiz. Tek bir gün bile zihnimizden çıkarmadık. Başından beri bu konuya nasıl müdahil olduğumu, nasıl karşıt olduğumu ifade etmeye devam ediyoruz. Bu ihanet projesini mutlaka engelleyeceğiz” dedi.

“İleride sorumluları da bunun hesabını verecek” diyen İBB Başkanı, “Bu emlak projesini hayata geçirmek isteyenlere de buradan ilanımdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tekrar o araziler, İstanbul’un çok sağlıklı tarım arazileri olmaya devam edecek. Aldıkları günkü fonksiyonuyla devam edecek. Yani o gün tarım arazisi olarak aldılar, ileride de tarım arazisi olacak. O gün rekreasyon alanıysa, rekreasyon alanı devam edecek. Yani fırsatçılık yapmalarına müsaade etmeyeceğiz.”

İBB Başkanı İmamoğlu, kentin Anadolu yakasındaki su baskınlarını giderecek ve 14 kilometrelik Kurbağalıdere hattı boyunca yaşam vadisine dönüşecek alanda incelemelerde bulundu. “Ataşehir Kurbağalıdere Göztepe Kavşağı E5 Geçişi Projesi” kapsamındaki çalışmaları, telsiz anonsuyla başlatan İmamoğlu’na, Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı ve İSKİ Genel Müdürü Raif Mermutlu eşlik etti. İSKİ Atık Su İnşaat Daire Başkanı Mahmut Kahraman ve İBB Park Bahçe ve Yeşil Alan Daire Başkanı Yasin Çağatay Seçkin’den proje ve çalışmalarla ilgili bilgi alan İmamoğlu, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Soru üzerine Kanal İstanbul’la ilgili şu açıklamalarda bulundu:

“İBB bünyesinde Kanal İstanbul ya da Beton Kanal diye tariflediğimiz, az önce ifade ettiğim sıfatıyla, çıldırmış projeyle ilgili bir masamız var, bir platformumuz var. Burada, İBB’nin bütün kurum ve kuruluşlarıyla ilişkili hangi husus var ise, orada değerlendirip, o müşterek değerlendirmeden sonra da hukuki süreçleri harekete geçirdiğimiz ve takip ettiğimiz bir zeminde süreci ele alıyoruz. Yani çok ciddi ele aldığımız, takip ettiğimiz, İstanbul’un en büyük tehdidi olarak gördüğümüz, geleceğini ne yazık ki ipotek altına alan, geri dönüşü olmayan, büyük tabiat zararları veren, insanlığa zarar veren unsurlarıyla sıkı bir takibimizde. Bunu bir kere ifade edelim.

‘Burada hesap kitap, birilerinin cebine girecek olan paralardır’

Başından beri ifade ettiğimiz bir şey var. Bu bir rant projesidir. Bunun içinden geçecek tankerin, şilebin veya işte Boğaz’ı tehdit edecek unsurların bertaraf edilmesiyle, uzaktan, yakından ilgisi yoktur. Burada hesap kitap, birilerinin cebine girecek olan paralardır, kazanılacak paralardır. Oradaki zavallı köylülerimiz, oradaki yerlerinden edilen vatandaşlarımızı da ilgilendiren bir husus değildir. Bakın, o kadar çıkarcı davranılmıştır ki; hatırlarsanız en üst perdeden, en üst ağızdan şu söylenmiştir. ‘Güzergahını bile paylaşmıyoruz. Çünkü, buradaki arsa rantına izin vermeyeceğiz’ denildi. Tam tersine bunun altından şu çıkıyor: Güzergahının paylaşılmadığı doğru. Ama kime? Topluma, vatandaşa. Ama birilerine paylaşıldığı da bugün ortaya çıktı. Ama Ürdün’deki emlakçı ama başka ülkelerdeki bu işten para kazanan kişiler. Ve bunların çoğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı da değil.

‘Kanal, İstanbul’a kötülüktür’

İkincisi; bir de para kazanan aracılar var tabii. Bir de bunların tespit edilmesi lazım. Bu aracılar, bu komisyoncular, bu devlet görevlileri kim? Bu siyasiler kim? Bu işe aracılık eden, pazarlamacılık yapan kim? Başından beri tarifim; ‘Bu Beton Kanal işi, bir emlak projesi’ demişimdir. ‘Hazırlarız, yaparız, satarız, para kazanırız.’ Kimi satıyorsun? İstanbul’u satıyorsun. İstanbul’un en kıymetli, en hayati damarı dediğimiz, akan damarı, kanı dediğimiz o güzelim soluk aldığımız alanını peşkeş çekiyorsunuz. Kime? Bir avuç zengin olacak insana. Ne için? İstanbul’un geleceğini mahvetmek için. Yenişehir. Adı bile Yenişehir. Yani adı bile konmuş. Düşünebiliyor musunuz? Ben bu kepazeliği her zaman ifade ettim. Kanal manal, ulaşım mulaşım hikaye. Orada 2 milyon insanın, belki de 2,5-3 milyon insanın İstanbul’a ilave edilmesiyle, İstanbul’un bütün doğal yapısını, bütün kurgusunu bertaraf etmesiyle sonuçlanacak kötülüktür bu, kötülük. Altını çiziyorum. Bunu engelleyeceğiz. Siyasi ömürleri buna yetmeyecek.

‘Yargı mensuplarını da göreve davet ediyorum’

Türkiye Cumhuriyeti’nin dönüşüm hikayesinin en önemli göstergesi olacaktır Kanal İstanbul’a karşıtlık, Beton Kanal projesine karşıtlık. Hem de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan bir avuç insanı zengin etme projesine karşıtlık, simgesi olacaktır ve değişimin, dönüşümün merkezi odağı olacaktır. Karşısındayız. Hukuki süreçlerimiz devam ediyor. Bilirkişilerin atandığı, hukuki süreçlerde yavaşlatılmış adımların sürdürüldüğünü gözetliyoruz. Yargı mensuplarını da bu anlamda göreve davet ediyorum. Bu ihanet projesine, hassasiyetle ve aciliyetle eğilsinler. Bir an önce kararları versinler. Tümden haklı olduğumuz, bir gecede 1/100.000’lik plan, bir gecede 1/5000’lik plan, bir gecede 1/1000’lik plan devreye sokup… Düşünsenize; Ankara‘da birileri oturmuş masanın üstünde; vatandaşın haberi yok, ilçe belediyelerinin haberi yok, Büyükşehir Belediyesi’nin haberi hiç yok; kararlar alıyor.

‘Bu ihanet projesini mutlaka engelleyeceğiz’

Birileri de çıkıyor, ‘Benim adım Çevre ve Şehircilik Bakanlığı…’ Ne çevresi ne şehirciliği Allah aşkına? Çevre ve şehircilik değil. Onun için yani bu vahşi durumu takip ediyoruz, içindeyiz. Tek bir gün bile zihnimizden çıkarmadık. Başından beri bu konuya nasıl müdahil olduğumu, nasıl karşıt olduğumu ifade etmeye devam ediyoruz. Bu ihanet projesini mutlaka engelleyeceğiz. İleride sorumluları da bunun hesabını verecek. Artı, bu emlak projesini hayata geçirmek isteyenlere de buradan ilanımdır ki; tekrar o araziler, İstanbul’un çok sağlıklı tarım arazileri olmaya devam edecek. Aldıkları günkü fonksiyonuyla devam edecek. Yani o gün tarım arazisi olarak aldılar, ileride de tarım arazisi olacak. O gün rekreasyon alanıysa, rekreasyon alanı devam edecek. Yani fırsatçılık yapmalarına müsaade etmeyeceğiz. Ama kimsenin hakkıyla, hukukuyla da işimiz yok. O bakımdan, İstanbul’un kaderini etkileyecek bu sürece karşı dik duruşumuz ve kararlı duruşumuz zerre geri değildir, ileri seviyede devam etmektedir.”

BÜ’nün atanmış rektörü, görevden aldığı dekanın yerine kendini atadı

Boğaziçi Üniversitesi’nin atanmış rektörü Prof. Dr. Naci İnci, görevden aldığı Fen Edebiyat Fakültesi dekanı Özlem Berk Albachten’in yerine kendini vekaleten atadı.

19 Ocak’ta eğitim fakültesi dekanı Prof. Dr. Yasemin Bayyurt, fen-edebiyat fakültesi dekanı Prof. Dr. Özlem Berk Albachten ve iktisadi ve idari bilimler fakültesi dekanı Prof. Dr. Metin Ercan, İnci’nin talebi üzerine YÖK tarafından görevden alınmıştı.

18 Ocak tarihli Yükseköğretim Kurulu (YÖK) toplantısında alındığı belirtilen karar dekanlara elektronik belge sistemi üzerinden bir yazıyla tebliğ edilmişti. İnci’nin dekanlara gönderdiği yazıya söz konusu YÖK toplantısındaki karar eklenmemiş, dekanlara görevden alınma gerekçeleri açıklanmamıştı.

Üniversitenin bir gece yarısı Cumhurbaşkanlığı kararıyla kurulan İletişim Fakültesi’nin dekanlığına vekaleten Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu, Mühendislik Fakültesi’nin dekanlığına ise vekaleten Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fazıl Önder Sönmez vekaleten getirilmişti.

‘Yağışlar yeterli olmadı, Trakya yer altı ve yer üstünde kuraklık yaşıyor’

Dünya Sağlık Örgütü: Koronavirüs on binlerce ton sağlık atığına yol açacak

Dünya Sağlık Örgütü‘nden (DSÖ) yapılan yazılı açıklamada, Covid-19 ile mücadele malzemelerinin sağlık atıklarının çoğalmasındaki payı değerlendirildi.

Açıklamada, Mart 2020 ile Kasım 2021 arasında dünyada yaklaşık 87 bin ton koruyucu elbisenin üretilip Covid-19 ile mücadele kapsamında ülkelere yollandığı, bu elbiselerin geri dönüştürülemediği için kullanıldıktan sonra tıbbi atık yığınına ekleneceği kaydedildi.

Aynı zaman aralığında üretilen 140 milyonun üzerinde test kitinin de 2 bin 600 ton plastik atıkla 731 bin litre kimyasal sıvı atık meydana getireceği bilgisi paylaşılan açıklamada, 8 milyar dozun üzerinde üretilen aşının ise koruyucu kapak, şırınga ve iğneyle birlikte 144 bin tonun üzerinde atık bırakacağı vurgulandı.

Açıklamada, halihazırda dünyada sağlık tesislerinin yüzde 30’unun, Covid-19 ile mücadele malzemelerinin yol açtığı tıbbi atık yığını bir yana, mevcut tıbbi atıkları bile depolamada yetersiz kaldığının altı çizildi.

Tıbbi atık dışında tek kullanımlık maskelerin yol açtığı genel atık yığını ise istatistiklerin dışında tutuldu.

‘Hastaneler güçlü atık yönetimine sahip olmalı’

Konuya ilişkin açıklama yapan DSÖ Sağlık Acil Durumlar Programı Direktörü Dr. Michael Ryan, “Sağlık çalışanlarına koruyucu elbise temin edilmesi hayati önem taşımaktadır fakat bu malzemelerin çevreyi olumsuz etkilemeden kullanılmasını da temin etmek gerekir” dedi.

Ryan, hastane ve polikliniklerin güçlü atık yönetimine sahip olmasının, çevre kirliliğiyle mücadele için önem taşıyacağını vurguladı.

DSÖ Çevre, İklim Değişikliği ve Sağlık Direktörü Dr. Maria Neira ise “Covid-19, atık yönetimindeki boşluklar ve ihmalleri hesaba katmamız gerektiğini bize öğretti” ifadelerini kullandı.

Sağlık atıklarının akışının küresel çapta nasıl yönetildiğine dair her aşamada önemli değişiklikler yapılması gerektiğinin altını çizen Neira, çevre dostu koruyucu elbise ve yüz maskesi üretiminin, Covid-19’un yol açtığı atık fazlalığı krizini asgariye indirebileceğini kaydetti.