Ana Sayfa Blog Sayfa 1048

Belçika elektrikte KDV’yi düşürüp evlere 100 Euro’luk enerji çeki gönderecek

Edirne’de 12 göçmen donarak yaşamını yitirdi

Edirne Valiliği, İpsala ilçesinde donarak ölen dokuz göçmenin cansız bedenine ulaşıldığını açıkladı. Donma riski olan bir göçmen ise Keşan Devlet Hastanesi’ne sevk edildi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise  Yunanistan sınır birlikleri tarafından geri itilen 22 göçmenden 12’sinin donduğunu söyledi.

Valilik açıklaması şöyle:

02.02. 2022 günü İpsala Ilçesi Paşaköy Köyü Mandakoru mevkiinde Yunanlılar tarafından geri itilen ve donarak vefat eden 9 göçmenin cansız bedenine ulaşılmıştır. Donma riski altındaki bir göçmen ise kurtarılarak Keşan devlet Hastanesi’ne sevk edilmiştir. Tıbbi yardım ihtiyacı olabilecek göçmenler için bölgedeki arama tarama faaliyetlerimiz devam etmektedir. Konuyla ilgili adli soruşturmaya başlanmıştır. Kamuoyuna üzüntüyle duyurulur.”

Soylu: 22 göçmenden 12’si dondu

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda donarak ölen göçmenlerin fotoğraflarını paylaşarak, “Tarih: 2.2 2022 Yer: İpsala Yunanistan Sınırı Ayakkabıları çıkarılmış, elbiseleri soyulmuş Yunan sınır birlikleri tarafından geri itilmiş 22 göçmenden 12’si dondu AB çaresiz, cılız ve insanlıktan yoksun. Yunan sınır birlikleri, mağdura cani, FETÖ’ye müşfik Allah rahmet eylesin” dedi.

İklim adaleti: Siyahların yaşadığı mahalleler sel baskını riskine daha açık

Önümüzdeki yıllarda, iklim değişikliğine bağlı sel riskleri arttıkça, siyah topluluklar, can kaybının yanı sıra milyarlarca dolarlık maliyetle, beyazlara oranla orantısız bir şekilde etkilenecek.

Yeni bir araştırmaya göre, Amerika Birleşik Devletleri önümüzdeki 30 yıl içinde sel riskinde yüzde 26’lık bir artışla karşı karşıya. ABD ve Birleşik Krallık’tan araştırmacıların Nature Climate Change dergisinde yayımlanan çalışmasında, ulusal mülk verileri ABD Mühendisler Birliği‘nin her bir binanın sele karşı duyarlılığını listeleyen bir envanterle birleştirdi. Daha sonra muhafazakar bir emisyon senaryosu altında 2050 yılına kadar sel riskini modellediler ve bunu ırk ve yoksulluğa odaklanan son nüfus sayımı verileriyle çapraz kontrol ettiler.

Buna göre, ABD genelinde şu anda 32 milyar dolar olarak hesaplanan yıllık sel maliyeti, 2050 yılına kadar yılda 40 milyar dolara ulaşacak. Araştırmanın sonuçlarına göre, söz konusu felaketlerden “ateş hattında” olarak nitelendirilen yoksul seçmenlerle, ağırlıklı olarak siyah topluluklar en kötü darbeyi alacak.

Maps showing the distribution of US flood risk (expressed as the annual average loss due to flooding) by county, and its projected change by 2050.
ABD sel riskinin (sel nedeniyle yıllık ortalama kayıp olarak ifade edilir) ilçelere göre dağılımını ve 2050 yılına kadar öngörülen değişimini gösteren haritalar. 
NBC‘den Patrick Galey‘in aktardığına göre, iklim adaleti üzerine çalışan uzmanlar, çalışmanın iklim riskinin ABD’deki nüfus yapısı ve ırk popülasyonuyla nasıl yakından bağlantılı olduğunu gösterdiğini ve trilyon dolarlık altyapı faturasının, mevcut Senato çıkmazı aşılsa bile yoksul ve “renkli” insanları zorlayan temel koşulları ele almak için çok az şey içerdiğini söyledi.

Gerçekten de, çalışma yüzyılın ortalarına gelindiğinde siyahların ağırlıklı olarak yaşadığı bölgelerin ilk yüzde 20’sinin, beyazların çoğunlukta olduğu  bölgelerin yüzde 20’sinden iki kat daha fazla sel riski altında olacağını gösterdi.

‘Ayrımcı Readlining halen sürüyor’

Bristol Üniversitesi, Cabot Çevre Enstitüsü‘nün onursal araştırma görevlisi ve çalışmanın baş yazarı Oliver Wing, “Gördüğümüz şey, bu felaketlere müdahale etme kapasitesi en düşük olanlardan yükü omuzlamaları isteniyor. Bu temelde yanlış” dedi. 

Yeni araştırma, Siyah ve Latin mahallelerinin hem şimdi hem de gelecekte çok büyük çevresel tehditlerle karşı karşıya olduğunu öne süren bir dizi araştırmaya katkı yapıyor. 

Science dergisinde 2017’de yayınlanan bir makalede, Afrikalı Amerikalıların yerel nüfusun büyük bir yüzdesini oluşturduğu ABD’nin güney bölgelerindeki kıyı topluluklarının deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle en yüksek risk altındaki alanlar olduğunu belirtmişti. 

2020’de de araştırmalar, tarihi ayrımcı “kırmızı çizgili” (Redlining, ABD’de 1930’larda başlayan ve hala bazı bölgelerde örtülü olarak süren, belirli bölgelerde yaşayanlara ırklarına veya etnik kökenlerine dayalı olarak hizmet vermeyi [tipik olarak finansal] reddeden ayrımcı uygulama) konut politikalarının yarattığı mahallelerin ortalamanın altında bitki örtüsüne sahip olma eğiliminde olduğunu ve bu nedenle aşırı sıcak riskinin daha yüksek olduğunu gösterdi. 

Geçen yıl Çevre Koruma Ajansı tarafından hazırlanan bir raporda , 2 santigrat derece ısınma halinde, Siyah Amerikalıların en yüksek artışları yaşayacak bölgelerde yaşama ve aşırı sıcaktan hayatını kaybetme olasılığının yüzde 40 daha fazla olduğu belirtilmişti. 

“Yaşanılan yeri değerlendirdiğinizde, bir taşkın ovasında mı, yoksa bir elektrik santralinin yakınında mı, ya da o türden bir şey mi? Ve orada yaşamayı kim karşılayabilir ki? Bu, gelirlerle ilgili bir şey. Afrika kökenli Amerikalılar ve Latinler ortalama olarak daha az kazanıyor.  Ve bunun yapısal nedenleri var.” 

Biden’in planı yeterli olacak mı?

Ekim ayında Biden Yönetimi, “Amerikan tarihinde iklim değişikliğiyle mücadele için en büyük çaba” olduğunu söylediği “Build Back Better” planı çerçevesinde, 555 milyar dolar tahsis ettiğini açıkladı. Beyaz Saray’dan yapılan duyuruda, “yatırımın faydalarının yüzde 40’ının dezavantajlı topluluklara sunulması ve çevresel adaletin ilerletilmesi” vaat edildi. 

New York Lawyers for the Public Interest‘te iklim adalet direktörü Anthony Rogers-Wright, artan sel tehditlerine karşı evleri korumak için gereken milyarları sağlayacak tasarının “hızlı bir şekilde sonuçlandırılması” gerektiğini söyledi: “Ancak, felaketlerden ilk ve en kötü etkilenecek toplulukların ihtiyaç duydukları parayı alacaklarının hala bir garantisi yok. Örnek olarak New York‘u alın. Siyahlar ve yoksul ‘renkli insanlar’ ve hatta yoksul beyazlar şehrin en alçak kesimlerinde yaşıyor. Kendimize sormalıyız: Hükümetimizin tüm insanlarını korumasını engelleyen nedir? Cevap, sistemik ırkçılıktır.”

İklim Analitiği düşünce kuruluşunda uluslararası iklim hukuku ve yönetişim uzmanı olan Rueanna Haynes ise Build Back Better tasarısının “birçok övgüye değer sosyal yönü” içerdiğini belirtmekle birlikte iklim etkilerinde ırksal bölünmeyi doğrudan ele alacak herhangi bir şey göremedim” dedi. 

İklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik finansman, tipik olarak iki eylemden oluşuyor: Azaltım – küresel ekonomiyi karbondan arındırmak ve daha fazla zararlı emisyonu önlemek için yeşil teknolojiye yatırım yapmak – ve sıcaklık artışının mevcut veya gelecekteki etkilerine uyum sağlamaya çalışmak. 

Build Back Better bütçesi, uyum için 50 milyar dolardan daha azını öngörüyor. Bu, uzmanların savunmasız toplulukları yaklaşan iklim şoklarına karşı güvenli hale getirmek için yetersiz bulduğu bir miktar.

Çalışmanın yazarı Wing, “Bu bir adaptasyon sorunu. Fosil yakıtları salmayı hemen durdurabiliriz ve bu hiçbir şey değiştirmez. Elbette 2050’den sonra işlerin daha da kötüye gitmesini önlemek için karbondan arındırmak istiyorsunuz ama bu konuda ne yapacaksınız?” diye sordu. 

Parayı felaketten önce mi sonra mı harcayacaksınız?

Kitlesel bir çevre adalet grubu olan Uprose’un yönetici direktörü Elizabeth Yeampierre ise pazartesi günü yayınlanan çalışmanın “şaşırtıcı olmadığını, ancak endişe verici” olduğunu söyledi: “Genellikle karar verme şeklinin çok ‘eski moda’ olduğunu ve gerçekten de iklim değişikliğinden etkilenecek ön saflardaki toplulukların söylemlerin bir parçası olarak kullanıldığını,  ancak bunun topluluklarımızın zorladığı çözümleri onurlandırarak ve saygı duyarak yapılmadığını hissediyoruz.” 

New Orleans’ın Siyah nüfusunun zarar gördüğü Katrina Kasırgası’nı hatırlatan Yeampierre, birçok kişinin harap mahallelere geri dönmeyi göze alamadığını, sel tehdidini ve sonrasının doğru yönetilemediğini anlattı. 

Broady’ye göre ise maliyeti nedeniyle Build Back Better’a karşı çıkan milletvekilleri, iklim direncine yatırım yapmama riskinin en savunmasız kişiler tarafından karşılanacağını doğru bir şekilde anlamıyor: “Geçmişte bir kasırgadan sonra veya herhangi bir iklim olayından sonra paranın harcandığı zamanlara bakın. Parayı daha önce harcamak ve hayatları ve fiziksel altyapımızı kurtarmak istiyor muyuz? Yoksa sonra mı harcamak istiyoruz? Daha sonra altyapıyı düzeltebilirsiniz. Ama bir fırtınada kaybolurlarsa insanları geri getiremezsiniz.”

İSKİ: 2021 Ağustos ayında İstanbul’da su tüketiminde rekor artış yaşandı

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İSKİ), 2021 yılı istatistiklerini açıkladı. Buna göre, İstanbul’a verilen toplam su miktarı 1 milyar 74 milyon metreküp oldu. Şehre günlük ortalama 2 milyon 950 bin metreküp su verildi.

Ağustos ayında rekor kırıldı

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını ve hava sıcaklığına bağlı olarak 6 Ağustos 2021’de şehre verilen su miktarı 3 milyon 484 bin 386 metreküp ile rekor kırdı.

Aynı yılın 13 Ocak tarihinde ise 2 milyon 615 bin 530 metreküp ile su tüketimi en düşük seviyede seyretti. 2021 yılında, İstanbullulara sağlanan suyun yüzde 67’lik kısmı Avrupa Yakası, yüzde 33’lük kısmı ise Anadolu Yakası‘nda tüketildi.

Barajlarda artış olmadı

İstanbul’da etkili olan yoğun kar yağışının ardından baraj doluluk oranlarında beklenen artış olmadı.

İstanbul’un barajlarında kar yağışının başladığı 24 Ocak Pazartesi günü yüzde 54,11 olan doluluk oranı, bugün ise yüzde 56,13 olarak ölçüldü. Son 10 gündeki artış yüzde 2,02 olarak kayıtlara geçti.

Geçen yıl kurak geçmişti

Su Politikaları Derneği‘nin (SPD) 2021 yılı için hazırladığı raporda İstanbul’da kuraklığın süreceğini ve yıl içindeki yağışların yeterli olma ihtimalinin düşük olduğunu belirtmişti.

SPD tarafından hazırlanan raporda, İstanbul’da kuraklığın etkisinin daha da artacağı ve yetersiz yağışlar nedeniyle, barajlarda asgari düzeyde doluluk oranına ulaşılmasının zor olacağı kaydedilmişti.

‘Acilen su kanunu çıkarılmalı’

CHP Doğa Hakları ve Çevreden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç Türkiye’de artan kuraklık tehdidine ilişkin Merkez Yönetme Kurulu (MYK) bilgi notunu paylaşmıştı.

İklim krizinin sebep olduğu yağış rejimlerinin düzensizleşmesi ve önceki yıllara oranla daha sıcak bir kış geçirme sebebiyle İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Samsun gibi büyük kentler başta olmak üzere, birçok kentin içme ve kullanma sularının karşılandığı baraj havzalarındaki su oranlarının azaldığı söylenen metinde Türkiye’nin acil bir şekilde Su Kanunu‘na ihtiyaç duyduğu belirtilmişti.

[2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü] ‘Sulak alanlar yağmur ormanlarından sonra en zengin ekosistemler’

2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü dolayısıyla konuşan Doğa Koruma ve Milli Parklar 1. Bölge Müdürü Fahrettin Ulu, sulak alanların karasal, kıyısal ve denizsel yaşam alanlarını bir araya getiren ekosistemler olduğunu ifade etti.

Yeryüzünde yağmur ormanlarından sonra en zengin ve üretken ekosistemler olan sulak alanların, iklim üzerinde olumlu etkisi olduğunu vurgulayan Ulu, “Sulak alanlar tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak suyu temizler, sediment (Tortu) ve erozyon kontrolü sağlar. Yeraltı sularını beslediği için sel sularını depolayarak taşkınları kontrol altında tutar” dedi.

Ramsar vurgusu

Ramsar Sözleşmesi’nin imzalanmasıyla önemli bir adım atıldığına işaret eden Ulu, korunan alanların sürdürülebilir ve akılcı kullanımı ile gelecek nesillere aktarılmasını sağlamanın kurumlarının en önemli misyonu olduğunu bildirdi.

Ramsar, (Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme) sulak alanların korunması ve sürdürülebilir kullanımını sağlamayı amaçlayan uluslararası bir sözleşme. Adını 2 şubat 1971’de imzalandığı İran‘ın Ramsar kentinden alan sözleşmeyi Türkiye, 1994 yılında onayladı. Yüzey alanı bakımından Avrupa’nın en büyük ülkesi olmasına karşın 2020 yılı itibariyle Ramsar listesinde (toplam genişliği 1.845 km2) uluslararası öneme sahip 14 sulak alanı yer alan Türkiye’de 64 sulak alan ulusal öneme sahip sulak alan ve 10 sulak alan ise mahalli öneme sahip sulak alan olarak belirlenmiş durumda.

Ulu, Meriç Deltası (Edirne) ve Acarlar Longozu’nun (Sakarya) Ramsar kriterlerini taşıyan “Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan” olarak, Büyük Akgöl (Sakarya), Küçük Akgöl (Sakarya), Keremali (Sakarya) ve İzmit Körfezi (İzmit) göllerinin “Mahalli Öneme Haiz Sulak Alan” olarak tescil edildiğini ifade ederek, tescilli sulak alanları daha da artırmak amacıyla çalışmalarının süreceğini açıkladı.

İstanbul’un önemli sulak alanlarından Terkos Gölü‘nün fauna açısından zenginliğine işaret eden Fahrettin Ulu, şu görüşlere yer verdi:

“Dünyadaki ana kuş göç yollarından biri olan İstanbul Boğazı’ndan geçerken kuşların barındığı, beslendiği alandır. Araştırmalara göre, Terkos Gölü ve çevresi, 16’sı alanda üreyen, 140 kuş türüne ev sahipliği yaptığı saptanmıştır. Bu türlerden 57’si Avrupa Ölçeğinde Uluslararası Öncelikli Kuş Türleri Listesi‘nde yer almaktadır. Göl ve çevresinde yaşamını sürdüren 86 kuş türü de, Bern Sözleşmesi Ek Liste II’de yer almaktadır. Terkos Gölü, bu özellikleri sebebiyle 1992 yılında ÖKA (Önemli Kuş Alanı) olarak belirlenmiştir.”

Ancak yüzbinlerce kuşun geçiş alanına inşa edilen İstanbul Havalimanı, hem kuşlar hem de uçaklar için büyük risk yaratıyor. Kuşların göçü ve uçuş güvenliği açısından havaalanının yerini uygun bulmayan uzmanlar ve çevre örgütleri ilkbahar ve sonbaharda yüz binlerce kuşun o bölge üzerinden göç ettiğini, uçakların tırmanması sırasında motora kuş girme olasılığının çok yüksek olacağını açıklamış; ancak uyarılar dikkate alınmayarak havalimanı yapılmıştı.

İsveçli bir şirket, sigara izmaritlerini toplamak için kargaları görevlendirdi

Stockholm yakınında yer alan Södertälje isimli şehirde, kargalar topladıkları izmarit başına küçük bir miktar yiyecek alarak temizleme görevini yerine getiriyor.

Kargalarla temizlik metodunu bulan Corvid Cleaning isimli şirketin kurucusu Christian Günther-Hanssen, “Kargalar, gönüllü bir işe koyulan yabani kuşlar” diyor.

Guardian‘ın aktardığına göre, karga kuşları ailesinin bir üyesi olan Yeni Kaledonya kargaları üzerine yapılan bir araştırma, akıl yürütmede yedi yaşındaki bir insan potansiyelinde olduklarını ortaya koydu. Araştırma sonucunda iş için en zeki kuşlar oldukları ve bu görevi yapabilecekleri belirlendi.

‘Kargalara toplamayı öğretiyor, insanlara yere atmamayı öğretemiyoruz’

Christian Günther-Hanssen, “Kolay öğreniyorlar ve birbirlerinden öğrenme ihtimalleri de yüksek. Aynı zamanda kargaların yanlışlıkla çöp yeme ihtimali de daha düşük” diyor ve maliyetin düşeceğini belirtiyor.

Södertälje Belediyesi’nde atık stratejisti olan Tomas Thernström ise pilot uygulamanın potansiyelinin finansmana bağlı olduğunu söylüyor:

“Bunun başka ortamlarda da işe yarayıp yaramayacağını görmek ilginç olurdu. Ayrıca kargalara sigara izmaritlerini almayı öğretebiliyoruz ama insanlara sigara izmaritlerini yere atmamayı öğretemiyoruz. Bu da ilginç bir durum.”

Kazdağı Koruma Derneği Başkanı’na 50 bin liralık ‘çocuklara yardım’ cezası!

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan’a 51 bin 730 TL’lik idari para cezası kesildi.

Doğan, Edremit Kaymakamlığı tarafından Cumhuriyet Savcılığına yapılan suç duyurusu nedeniyle ifadesi alınmak üzere Küçükkuyu Karakolu’na çağrıldı. Verdiği ifadenin ardından açıklamada bulunan Süheyla Doğan, kendisine Ayvacık’ta 2018’de meydana gelen depremin ardından çocuklara yapılan bot yardımının sorulduğunu bildirdi. Doğan kendilerine, “yardım yapılmasının dernek tüzüğüne aykırı olduğu” şeklinde bir gerekçe bildirildiğini kaydetti.

‘Harcamalar şeffaf, yardımdan onur duyuyoruz’

Süheyla Doğan, “Bizler bir doğa koruma derneğiyiz ve bir doğa felaketinin ardından bölgeye incelemeye gittik. Bu sürede köylüler bizden çocuklar için bot talebinde bulundular. Derneğimize gelen desteklerle bu botları temin ettik” dedi.

Harcamaların şeffaf bir şekilde hesaplarda yer aldığını söyleyen Doğan, yardımı yapmış olmaktan onur duyduklarını söyledi. Dernek tarafından yapılan basın açıklaması şöyle:

“Önce, yerel bir gazetede derneğimize yönelik tamamen mesnetsiz bir karalama kampanyası başlatıldı. Bu kampanya Bergama mücadelesinden bu yana ülkemizin her yanında yaşam savunucularına yapılan saldırının aynısı idi. Kimin/kimlerin bu talimatı verdiğini merak ediyoruz.

Arkasından hızla Edremit Kaymakamlığı tarafından vergi dairesi uzmanları ile birlikte derneğimizin tüm kayıtları sıkı bir denetimden geçirildi. Belli ki haberler etkili olmuştu. Denetim elbette ki olmalı. Hiçbir itirazımız yok. Veremeyecek hiçbir hesabımız da yok. Tüm faaliyetlerimiz ve kayıtlarımız şeffaf. Ancak denetimin amacı mutlaka bir hata bulmak ve cezalandırmak olunca, uyarı ile, ihtar ile düzeltilebilecek ufak tefek işlemler ne yazık ki astronomik cezalara ve savcılığa yapılan suç duyurularına kadar geldi. Alındı belgelerinin bazılarında TCK No’larının yazılmasının unutulması, karar defterinde karar no’larının her sene 1’den başlatılmamış olması, online sistemden beyan edilmesi gereken bir meblağın geç beyan edilmesi gibi nedenlerle dernek başkanımız Süheyla Doğan’a 51.730 TL idari para cezası kesildi. Yanlış okumadınız, evet, 51 bin 730 TL.

Ayrıca, dernek yönetim kurulu başkanımız Edremit Kaymakamlığı tarafından Cumhuriyet Savcılığına yapılan suç duyurusu nedeniyle ifadesi alınmak üzere Küçükkuyu Karakolu’na çağrıldı…Niçin mi?

Gerçekten “pes doğrusu” dedirtecek bir gerekçe ile. Derneğimiz, Ayvacık’ta meydana gelen deprem sonrası doğal afetin etkilerini incelemek ve dayanışmak üzere köy ziyaretleri gerçekleştirmişti. Tanıştığımız köylü kadınlardan birisinin çocuklarının ayaklarının donduğunu ve kışlık bot ihtiyaçları olduğunu söylemesi ve destek istemesi üzerine derneğimiz yönetim kurulu kararı ile dernek bütçesinden 100’ün üzerinde çocuğun bot ihtiyacını karşılamıştı. Son derece insani olan ve bir kez yapılan bu destek, görevlilerce “Derneğin tüzüğüne aykırı bir faaliyet olarak” altın bulmuş gibi bir sevinçle ayrı bir ceza gerekçesi olarak Cumhuriyet Savcılığı’na “suç” olarak bildirildi. Cezası da 50 günden az olmamak üzere adli para cezası…Karakolda ifademizi verdik…Haydi hayırlısı diyelim.

Pandemi koşulları nedeniyle İçişleri Bakanlığı tarafından tüm dernekler gibi kapatılan dernek binamızda çalışma koşullarının olmadığı koşullarda bile süren ekolojik yıkımlara karşı yaşam alanlarını savunmak için canını tehlikeye atarak alanlara çıkan, kendileri ve yakınları kovide yakalanan, en yakınlarını bu mücadeleler sırasında kovid nedeniyle kaybeden dernek yönetici ve üyelerimizin verdiği özverili mücadele karşısında almaları gereken, ceza değil, ödüldür.

Bazı lobilerin yazdırdığı aşikar olan, derneğimizin, dernek başkanımızın ve üyelerimizin itibarını sarsıcı ve kişilik haklarına saldırı niteliğindeki mesnetsiz yalan haberlerin ardından, açık bulmak amacıyla yapılan denetim sonrası kesilen bu astronomik cezalar ve suç duyuruları kesinlikle kabul edilemez. İdari para cezaları için Sulh Ceza Hakimliği’ne gereken itirazımızı yaptık. Adli ceza için ifademizi verdik. Ayrıca, uğradığımız haksızlık ve itibarsızlaştırma için tazminat davası hakkımız saklı olmak üzere yalan haber için noter aracılığıyla tekzip metni gönderdik. Ancak halen yayınlanmayan tekzip metnimizin mahkeme aracılığı ile yayınlanması için de dava açacağız.

2012 yılından bu yana aralıksız bir şekilde ekoloji mücadelesi veren derneğimiz, hem bölgemiz hem de ülke çapında saygın bir sivil toplum örgütüdür. Hem alanlarda, hem de hukuksal olarak verdiğimiz mücadele ile başta altın madenciliği ve termik santrallar olmak üzere bir sürü ekokırım projesini durdurmayı başardık. Bu nedenle de bazı odakların hedefi haline geldik.

Ayrıca Akçay Sulak Alanı’nda yapılmak istenen Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (ETDİOSB) projesiyle bağlantılı olarak çevre düzeni ve imar planlarının ve bu projeye altlık oluşturmak üzere sulak alanın moloz dökülerek doldurulması uygulamalarının iptali için çeşitli davalar açmıştık. Nitekim Balıkesir Büyükşehir Belediyesi aleyhine açtığımız davada talebimiz haklı görüldü ve davayı kazandık. Diğerleri ise devam ediyor. Edremit Kaymakamı aynı zamanda ETDİOSB Yönetim Kurulu Başkanı’dır. Denetime elbette itirazımız yoktur. Ancak andığımız davalarda hukuken karşısında olduğumuz bir kurum tarafından yapılan denetlemede bunca ağır cezaların verilmiş olması denetlemeyi bu anlamda ilginç hale getirmektedir. Bu nedenle “husumet ve cezalandırma” arasında bir bağlantı bulunup bulunmadığı sorusu da kaçınılmaz olarak akıllarda yer etmektedir.

Sermayenin doğayı bir meta olarak gören ‘daha fazla rant ve kar’ anlayışına karşı yaşam alanlarımızı ve doğayı tüm canlı ve cansız varlıkları ile birlikte savunuyoruz. Bu mücadele sırasında diğer ekoloji örgütleri dışında emek hareketi, kadın hareketi ile de dayanışıyoruz.

Barış içerisinde, özgür ve ekolojik bir yaşam için, tüm baskı ve yıldırma politikalarına rağmen, mücadelemizi tüm kararlılığımızla sürdüreceğimizi buradan bir kez daha ilan ediyoruz.

İFTİRALAR, BASKILAR, CEZALAR VE SUÇ DUYURULARI BİZİ YILDIRAMAZ!

KAZDAĞI DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA DERNEĞİ”

Dünya Sulak Alanlar Günü’nde Türkiye’nin sulak alanları ne durumda?

Haber: Cansu ACAR

*

Dünya bugünü “İnsan ve Doğa için Sulak Alanlar Hareketi’ temasıyla kutluyor. 1997’den bu yana kutlanan “Dünya Sulak Alanlar Günü”nün öncelikli amacı ise sulak alanların önemini ve korunması noktasında toplumsal bilinç oluşturmak. Peki Ramsar Sözleşmesi’ne üye 171 ülkeden biri olan Türkiye’nin de kutladığı bu özel günün dışında sulak alanları ne durumda?

Sulak alanların korunması amacıyla 1971’de İran’ın Ramsar kentinde imzaya açılan Ramsar Sözleşmesi’ne Türkiye, 1994’te imza attı. Türkiye bugüne kadar yalnızca 14 Ramsar alanı (Sultan Sazlığı, Seyfe Gölü, Burdur Gölü, Manyas (Kuş) Gölü, Göksu Deltası, Akyatan Lagünü, Kızılırmak Deltası, Uluabat Gölü, Gediz Deltası, Yumurtalık Lagünü, Meke Gölü, Kızören Obruğu, Kuyucuk Gölü ve Nemrut Kalderası) ilan ederek sözleşme kapsamında sınırları dahilindeki tüm sulak alanlarını akılcı kullanmayı kabul etmiş durumda.

Muğla, Tuzla Sulak Alanı

Bir yeri sulak alan yapan nedir?

Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği ve Çevre Kanunu’nda 2006’da yapılan değişiklikle birlikte sulak alanlar, “Doğal ya da yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama ortamı olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyeler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan sulak alan kalan yerler” şeklinde tanımlanıyor.

Menderes Deltası-  Fotoğraf: Michael Gunther

Sulak alanlar, kuraklık ve yönetim ilişkisi

Sulak alanların kuraklıkla ilişkisine dikkat çeken Su Yönetimi Uzmanı Dr. Akgün İlhan, “Kötü su ve tarım yönetimi ve iklim değişikliği tamamıyla insan kaynaklı. Burada daha doğrudan değişen iklimle uyumsuz politikaları hayata geçiren uygulamaları düşündüğümüzde; iki koldan bu sulak alanları hem kurutuyoruz hem de kirletiyoruz” diyor.

Türkiye’nin Ramsar’la tescillenmiş sulak alanlarının dışında 100’ün üzerinde bölgenin de sulak alan olarak önerildiğini belirten Dr. İlhan, “Buraları bakanlıktan çalışanların onaylaması gerekiyor. Ancak yapmıyorlar çünkü yeterli personel yok, bu işi öncelik haline getirmemişler” ifadelerini kullanıyor.

Türkiye’de bu konuda bir organizasyon sorunu olduğuna işaret eden Dr. Akgün İlhan, “Bu tip işlere bütçe de ayrılmıyor. Bütçe ayrılmaması aynı zamanda yetişmiş uzmanların bu işte çalışmıyor olması anlamına geliyor.” şeklinde konuşuyor.

Bir kuş gözlemcisinin gözünden sulak alanlar

Kuş Gözlemcisi Emin Yoğurtçuoğlu, su fakiri olduğu söylenen Türkiye’de sulak alanların korunmasının ciddiye alınmadığını belirtiyor. Yoğurtçuoğlu şöyle konuşuyor: “Gerekli kurumlar bu işi ciddiye almıyor. Bizler bunu gönüllü yapıyoruz. Bu alanların gerekli kurumlar tarafından korumaya alınması lazım. Ama maalesef Türkiye’de bir yerin sulak alan ilan edilmesi bu alanın korunduğu anlamına gelmiyor. Çünkü tamamen denetimsiz. Önüne gelen herkes oraya çöp veya moloz atabilir.”

Sulak alan olarak tescillenen Göksu Deltası’nın aynı zamanda kuş gözlemcileri için de önemli bir yer olduğunu belirten Yoğurtçuoğlu, “Göksu Deltası’na eskiden yabancı kuş gözlemcileri gelirdi. Şu an Göksu Deltası’nda kuştan başka her şey var. Bu kadar önemli bir alan şu an tamamen talan edilmiş bir şekilde kullanılıyor” diyor.

Flamingo ayak izleri

‘Denetim mekanizması nerede?’

“Denetim mekanizması nerede?” diye soran Yoğurtcuoğlu, “Buradaki alanlara gözümüz gibi bakmamız lazım. Hiçbir şekilde gelecek düşünülmüyor. Hiçbir planlamamız da yok. Her şey lafta.” ifadelerini kullanıyor.

Emin Yoğurtcuoğlu, Mahalli Öneme Haiz Sulak Alan ilan edilen Milleyha Sulak Alanı’ndaki koruma sorunlarına da dikkat çekiyor:

“Milleyha Sulak Alanı gözlerimizin içine baka baka taş ve moloz döküyorlar. Artık burada önüne gelen herkes binlerce yıllık ekosistemin üzerine parke taşı döküyor. Türkiye’nin özeti: ‘Kimsenin umrunda değil’. Yerküreye birazcık saygı duyacağımız bir noktada olmak istiyoruz artık. Sulak alanların yaşamın merkezi olduğu, su olmadan yaşamın olmamasından belli değil midir?”

Sulak alanlar için 500 binden fazla imza

Change.org Türkiye de 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’nde vatandaşların ve kurumların başlattığı sulak alan koruma kampanyalarını bir araya getirdi. Sulak alanların korunması için öne çıkan 30 kampanyaya, vatandaşlar 500 bine yakın imza attı.

NASA tarafından kaydedilen Tuz Gölü uydu görüntüleri.

Türkiye’nin farklı coğrafi bölgelerinde yer alan sulak alan ekosistemlerinin ve bu bölgelerde yaşayan canlıların zarar görmesini engellemeye yönelik kampanyalar arasında İztuzu Kumsalı, Seyfe Gölü, Tuz Gölü, Nemrut Krater Gölü, Gediz Deltası, Salda Gölü, Muğla’daki Tuzla Sulak Alanı ve Kuzey Ege Bölgesi’nde bulunan Akçay Sulak Alanı’nı korumak için başlatılan kampanyalar öne çıkıyor.

Kamuoyu sulak alanların korunmasını istiyor

Türkiye’deki hemen hemen her sulak alan için bir veya birden fazla kampanya başlatıldığına dikkat çeken Change.org Türkiye Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi kampanyaların binlerce kişi tarafından imzalandığına dikkat çekerek, “Kamuoyu sulak alanların korunması için daha büyük çaba ve çözüm beklentisi içinde” diyor.

‘Korumazsak kaybederiz: Sulak alanlarımız elden gitmesin!’

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) de “Korumazsak kaybederiz: sulak alanlarımız elden gitmesin!” çağrısında bulunuyor. WWF-Türkiye, çözüm seçenekleri içinde tarımda modern sulamaya geçilmesinin önemine dikkat çekerek bu süreci destekleyecek öneriler getiriyor.

WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli‘nin verdiği bilgiler şöyle:  “WWF’in Yaşayan Gezegen Raporu’na göre, 1970-2016 yılları arasında dünya genelinde omurgalı canlı popülasyonlarında yaşanan büyük azalma yaşadığımız ekolojik krizin en önemli göstergelerinden biri. Ne yazık ki yapılaşma, kirlilik, kurutma, aşırı kullanım gibi faaliyetler nedeniyle en büyük kayıp yüzde 84 ile sulak alanlarda yaşandı. Ülkemizde de ne yazık ki en çok sulak alanlar zarar görüyor. Bu süreci tersine çevirmek mümkün.”

‘Modern sulamayı ivedilikle ele almalıyız’

Tarımda modern sulamaya geçilmesinin aciliyeti üzerinde duran WWF-Türkiye Tatlı Su ve Sulak Alan Programı Müdürü Eren Atak ise “Bugün ülkemizde sulak alan kaybının başlıca sebeplerinden biri tarımsal sulama. Tatlı suyun yüzde 73’ü bu amaçla kullanılıyor. Modern sulamaya geçiş, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve iklim değişiminin yol açtığı kuraklığa karşı en etkili yöntem olmanın yanı sıra, sulak alanlarımızın korunması için de ivedilikle ele almamız gereken hususlardan biri” şeklinde konuşuyor.

Akçay Sulak Alanı

Son 50 yılda 10 bin kilometrekarenin üzerinde sulak alan yok oldu

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, Türkiye’nin en fazla göl ve sulak alanının bulunduğu Burdur, Isparta, Antalya, Denizli, Afyonkarahisar ve Konya il sınırlarındaki Göller Yöresi‘nde son duruma ilişkin detaylı analiz raporu hazırladı.

Dr. Kesici, “Dünya Sulak Alanlar Günü’nde, yörenin susuz kalan sulak alanları kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?” diye soruyor. Sulak alanların doğal yaşamın kaynağı olduğunu belirten Dr. Kesici, 1960’lı yıllarda 15-17 bin kilometrekare irili ufaklı sulak alana sahip Göller Yöresi’nde, bugünkü miktarın yaz aylarında 5 bin kilometrekarenin altına düştüğünü söylüyor. Dr. Erol Kesici sulak alan kaybının büyüklüğünü şöyle açıklıyor:

“Son 50 yılda tarımda aşırı su kullanımı, kirlilik gibi insani sebeplerle 10 bin kilometrekarenin üzerinde sulak alan yok oldu.”

Meteorolojiden İstanbul için kuvvetli yağış uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada İstanbul Avrupa Yakası‘nda başlayan yağışın gün içerisinde il genelinde etkisini arttırarak kuvvetli yağışa döneceği bildirildi.

Sel ve su baskınlarına karşı tedbir alınması uyarısında bulunulan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Yapılan son değerlendirmelere göre; halen İstanbul’da devam eden sağanak yağışın Avrupa Yakası’ndan başlayarak zamanla il genelinde etkisini arttırarak kuvvetli (21-50 kg/m2) olması bekleniyor. Yağışların gece saatlerine Avrupa Yakası’nın batısında karla karışık yağmur yükseklerinde kar yağışına döneceği tahmin ediliyor. Rüzgarın akşam saatlerinden sonra kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (30-60 km/saat) esmesi bekleniyor. Kuvvetli yağışlarla birlikte ulaşımda aksamalar, su baskını, sel gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.”

Danıştay, yaban keçisi avı ihalesini iptal etti

Danıştay 13. Daire, Mersin Barosu’nun, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Mersin bölgesinde 39 yaban keçisinin avlattırılmasına izin verdiği ihalelerin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açtığı davayı kabul etti. İhale Danıştay’ın oybirliğiyle aldığı kararla iptal edildi.

Mersin Barosu, hayvanın zevke ve cinayete konu edilmesinin hukuka aykırı olduğu, cinayetin spor olarak kabulünün mümkün olmadığı, hayvanların yaşam hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle 28 Mayıs 2021 tarihinde ihalenin iptali için dava açtı. Mersin Nöbetçi İdare Mahkemesi davayı reddetti. Karar temyiz edilince dosyayı inceleyen Danıştay 13. Daire, yerel mahkemenin kararını bozarak ihaleyi iptal etti.

ANKA‘nın aktardığına göre, Danıştay 13. Daire’nin oybirliğiyle aldığı iptal kararı şöyle:

“Yaban hayvanlarının sayılarına, avlanacakları sahalara ve avlanmanın sonuçlarına ilişkin somut ihaleler açısından davalı idare tarafından bilimsel, somut ve kapsamlı araştırma ve tespitler yapılmadan gerçekleştirilen dava konusu ihalelerde hukuka uygunluk, ihalenin iptali istemiyle açılan davanın esas yönünden reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır. Mersin 2. İdare Mahkemesi‘nin 9 Temmuz 2021 tarih ve K:2021/728 sayılı kararının davanın esastan reddine ilişkin kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 49. maddesi uyarınca bozulmasına, dava konusu işlemlerin iptaline, 2577 sayılı Kanun‘un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 28 Aralık 2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”