Ana Sayfa Blog Sayfa 1050

Dünyada henüz keşfedilmemiş 9 bin 200 ağaç türü tespit edildi

Ağaç türleri ve çeşitliliği üzerine yapılan yeni bir araştırmaya göre dünyada sandığımızdan yaklaşık yüzde 14 oranında fazla ağaç türü olduğu tespit edildi.
Araştırmacılar, bu konuda ilk defa bilimsel olarak güvenilir bir değerlendirme yapıldığını ifade ediyor.

Dünyada bugüne kadar 73 bin 300 ağaç türü tespit edildi, ancak araştırmacılar henüz keşfedilmeyen 9 bin 200 tür olduğunu tahmin ediyor. Ancak ne yazık ki nadir türlerin büyük çoğunluğu tropikal ormanlarda yetişiyor, ve bu ormanlar iklim krizi ve ormansızlaşma yüzünden hızla yok oluyor.

Keşfedilmemiş ağaç türlerinin yüzde 43’ü Güney Amerika‘da

Yaklaşık 140 araştırmacının katkıda bulunduğu araştırma, dünyada 100 binden fazla ormanlık alanda bulunan milyonlarca ağacın kaydedildiği bir veri tabanından faydalanarak yapıldı.

Helen Briggs’in BBC Türkçe‘den aktardığına göre, araştırmacılar, insanların özellikle gıda, yakıt, kereste ve ilaç için ihtiyaç duyduğu, ve aynı zamanda iklim krizi ile mücadelemizde bize destek olan bu müthiş canlıları korumak için daha çok çabalamamız gerektiğiniz söylüyor.

Minnesota Üniversitesi Orman Kaynakları Bölümü‘nde çalışan ve bu araştırmayı yürüten Dr. Peter Reich’a göre bu çalışmanın bulguları bize küresel orman biyoçeşitliliğinin ne kadar hassas bir konumda olduğunu gösteriyor.

BBC’ye konuşan Reich, “Edindiğimiz veriler bize biyoçeşitliliğin en çok hangi noktalarda tehlikede olduğunu göstermekte çok faydalı olacak” dedi ve devam etti:

“Güney Amerika, Afrika, Asya ve Okyanusya bölgelerinde hem tanıdığımız ağaçların, hem de hiç bilinmeyen nadir türlerin yoğun şekilde görüldüğünü tespit ettik. Bu bölgelerin farkında olmamız ileride yapılacak koruma çalışmalarına da destek olacaktır.”

Ulusal Bilimler Akademisi Bildirileri (PNAS) dergisinde yayımlanan çalışmaya göre henüz keşfedilmemiş ağaç türlerinin yaklaşık yüzde 43’ü Güney Amerika‘da bulunuyor. Sıralama şu şekilde devam ediyor:

  • Avrasya bölgesi (%22)
  • Afrika (%16)
  • Kuzey Amerika (%15)
  • Okyanusya bölgesi (%11) 

‘Tropikal ormanlar sandığımızdan çok biyoçeşitlilik barındırıyor’

Dünyada en sağlıklı ve verimli ormanlar tür çeşitliliği yüksek olanlar, bunların büyük çoğunluğu da tropikal ülkelerde bulunuyor.

Ancak bu ormanlar günümüzde Batılı ülkeler tarafından tüketilen gıda ürünlerinin üretimi, iklim değişikliği ve orman yangınları sebebiyle tehdit altında

Oxford Üniversitesi‘nden Dr. Yadvinder Malhi, tropikal ormanların atmosferi karbondioksitten temizlemek için önemli olduğunu ve bu ormanlık alanların aynı zamanda birer “biyolojik çeşitlilik hazinesi” olduğunu söyledi.

Malhi, “Bu çalışma bize tropikal ormanların ağaç türü bakımından sandığımızdan da çok çeşitlilik barındırdığını gösterdi” dedi.

AİHM: 40 HDP’li vekilin dokunulmazlıklarının kaldırılması Anayasa’ya aykırı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) aralarında HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da bulunduğu 40 HDP’li milletvekilinin dokunulmazlıklarının Anayasa’ya aykırı olarak kaldırıldığına ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi.

HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıkları 20 Mayıs 2016’da kaldırılmıştı.

Mahkeme ayrıca başvuru sahiplerine beşer bin euro tazminat verilmesine hükmetti.

Demirtaş’ı mahkemede temsil eden avukatlardan Ramazan Demir Twitter mesajında “AİHM, HDP’li 40 milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ile ilgili ihlal kararını açıkladı. Tutuklu milletvekillerinin de derhal tahliye edilmesi gerekir” dedi.

HDP: Derhal uygulanmalı, Demirtaş ve Üstündağ serbest bırakılmalı

HDP’den konuyla ilgili yapılan açıklamada, AİHM’in kararının derhal uygulanmasını ve ‘rehin siyasetçiler’in serbest bırakılmasını istendi.

Partinin Merkez Yürütme Kurulu’ndan yapılan açıklama şöyle:

“Bugün açıklanan kararla AİHM, Anayasaya da aykırı olan bu değişikliğin öngörülemez olmasından kaynaklı yasa niteliğinde dahi olmadığını belirterek dokunulmazlığı kaldırılan tüm milletvekillerinin Sözleşme’nin 10. maddesinde korunan ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

AİHM’in verdiği bu karar, kesin nitelikli bir karar olup derhal uygulanmalıdır. Bugünkü kararla dokunulmazlıkların kaldırılması sonrası başlayan davalar derhal durdurulmalı, cezaevinde bulunan tutuklu arkadaşlarımız tahliye edilmeli, hükümlülerin infazları durdurularak arkadaşlarımız serbest bırakılmalıdır. “

Julien Assange Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi

Birleşik Krallık‘ta tutuklu bulunan ve ABD‘ye iade edilmesi gündemde olan Wikileaks kurucusu Julian Assange, Nobel Barış Ödülü‘ne aday gösterildi.

Alman Milletvekili Martin Sonnenborn, Assange’ı insan hakları, demokrasi ve basın özgürlüğü mücadelesi için ödüle aday gösterdiğini duyurdu.

Ödülü veren Norveç Nobel Enstitüsü de Assange’ın adaylık prosedürünün başarıyla tamamlandığını doğruladı. Önceki Nobel Barış Ödülü komitesi başkanı ve eski Norveç Başbakanı Thorberg Jagland, ödülün Assange’ın serbest bırakılması ve gizli NSA belgelerini medyaya sızdırdığı için casuslukla suçlanan Edward Snowden‘in affedilmesi talepleri üzerindeki baskıyı artıracağını umduğunu ifade etti.

BM özel raportörü Nils Melzer ise Assange’ın tutulduğu koşulları işkence olarak nitelendirdi.

Assange’ın adaylığı için çağrı yapan partneri Stella Moris  “Julian Assange savaşın sislerini ortadan kaldırarak barışa benzersiz ve inkar edilemez katkılarda bulundu” demişti.

ABD’ye iade edilirse 175 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya

Julien Assange, Wikileaks üzerinden Afganistan’da ABD’nin işlediği savaş ve insanlık suçlarını ifşa eden gizli belgeleri yayınladığı için casusluk ve bilgisayar korsanlığı da dahil 18 suçtan yargılanmak üzere Birleşik Krallık’taki Belmarsh Hapishanesi’nde tutuluyor. ABD, aralık ayında Assange’ın ABD’ye iadesini reddeden Yüksek Mahkeme kararına karşı temyiz davasını kazanarak, Assange’ın ABD’ye iadesine kapı aralamıştı.

Wikileaks’e sızarak muhbirlik yapan FBI ajanı Sigurdur Ingi Thordarson ise Julien Assange iddialarının doğru olmadığını kabul etmiş; iddianamede yer alan ‘büyük bir bölümünün’ kendisi tarafından uydurulduğunu açıklamıştı. 

İadenin gerçekleşmesi durumunda Assange, 175 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya.

 

Latin Amerika’da yoğun yağış: Ekvator’da en az 11, Brezilya’da 21 kişi hayatını kaybetti

Latin Amerika ülkelerinde yoğun yağışlar can kayıplarına yol açıyor. Dün Brezilya’da yaşanan sel felaketinden sonra Ekvador‘da son 20 yılın en şiddetli sağanak yağışı sonucunda meydana gelen heyelanda en az 11 kişi hayatını kaybetti.

Ekvador’un başkenti Quito‘da yaşanan sağanak yağış sırasında şehrin tepesindeki Pichincha yanardağının yamaçlarından akan çamur ve kaya parçaları bir parkı ve sekiz evi tamamen kapladı.

Yetkililer, Quito’da en az 32 kişinin yaralandığını düşünüyor. Bölgedeki evler ve sokaklardaki araçlar hasar gördü.

Meteoroloji uzmanları, bölgede beklenen yağış miktarının neredeyse 40 katı yaşandığını belirtti.

Brezilya’da da son haftalarda yaşanan aşırı yağış olayları ülkenin farklı bölgelerinde en az 40 kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu.

Uzmanlar, iklim krizinin yaşanan aşırı hava olaylarının üzerinde büyük bir etkisi olduğunu söylüyor.

‘2003’ten beri benzeri görülmedi, rekor seviye’

BBC Türkçe‘nin aktardığına göre, Quito Belediye Başkanı Santiago Guarderas, Pazartesi günü yaşanan yağışın “rekor serviyede” olduğunu, 2003’ten beri benzerinin görülmediğini söyledi.

Ordunun felaket bölgesinde arama kurtarma çalışmalarına destek vermesi bekleniyor.

Quito’da yaşayan Belen Bermeo, Ekvador’da El Universo gazetesine gözlemlerini “Bir adam ve çocuğun sele kapılıp yok olmasını izledim, korkunçtu” diye anlattı.

Bölgede çalışmalarını sürdüren kurtarma ekipleri ise sel anından görüntüler paylaştı.

https://twitter.com/ECU911Quito/status/1488312827676962821?s=20&t=kJHtTakUhkUX4SnX65AoUw

 

Brezilya’da en az 21 kişi hayatını kaybetti

Dün de Brezilya’nın Sao Paulo eyaletinde sağanak yağış sonrasında yaşanan sel ve heyelan felaketleri yüzünden en az 21 kişinin hayatını kaybettiğini açıklanmıştı.

Dokuz kişinin yaralandığı, birçok kişinin kayıp olduğu ve yaklaşık 600 ailenin de evsiz kaldığı belirtildi.

Sao Paulo Valisi Joao Doria, sele maruz kalan bölgelerin havadan incelemesini yaptıktan sonra 2,8 milyon dolarlık acil durum fonu sağlanacağını söyledi.

Sao Paulo eyaletinde en kötü etkilenen bölgelerden bir tanesi Franco da Rosha mahallesi oldu. Burada heyelan yüzünden dört kişi hayatını kaybetti, altı kişi ise kurtarıldı.

Bölgedeki itfaiyeciler ve sağlık çalışanları saatlerce çamurlu alanlarda kayıp insanları aradı, ancak yetkililer hala 14 kişinin bulunamadığını belirtti.

Franco da Rocha Belediyesi, sel riski olan bölgelerde yaşayanların evlerinden ayrılmasını; aileleri ve arkadaşları ile kalmasını önerdi.

Sao Paulo’da olumsuz etkilenen bazı diğer bölgeler ise Caieiras, Aruja, Francisco Morato ve Embu das Artes oldu.

Bölgede yaşanan şiddetli fırtınaların da olumsuz etkisi oldu.

Federal Bölgesel Kalkınma Bakanlığı durumu izlemeye devam ediyor.

İklim krizinin büyük bir etkisi

Birkaç aydır yaşanan sağanak yağışlar onlarca kişinin ölümüne sebep oldu ve binlerce kişi yaşadıkları yerlerden ayrılmak zorunda kaldı.

Brezilya’da yağış sezonu başladığından bu yana, Bahia ve Minas Gerais eyaletlerinde sağanak yağışlar sebebiyle 40’tan faza kişi hayatını kaybetti.

Geçtiğimiz ay Minas Gerais eyaletindeki bir madende yaşanan sel, en az 15 kişi hayatını kaybetmesine neden oldu.

Meteorologlar, yaşanan aşırı yağışın olaylarının her yaz gerçekleşen ve sağanak yağışa neden olan Güney Atlantik Yakınsama Bölgesi (SACZ) hava olayından kaynaklandığını söylüyor.

Uzmanlar iklim krizinin de aşırı hava olayları üzerinden büyük bir etkisi olduğunu belirtiyor.

Danıştay’dan 606 maden ihalesi için iptal kararı: İlan değil, öğrenme tarihinden itibaren dava açılır

606 maden ihalesinin ilanının iptali davasında Danıştay 13. Dairesi, Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin ret kararını bozdu. Karar,  ihale ve ihalenin ilanının iptali davalarında dava açma süresinin ilan tarihinden değil, öğrenme tarihinden itibaren başlayacağı yönünde davacılar lehine içtihat oluşturdu.

Ezebağı Köyü Doğa ve Çevre Koruma Derneği, Çerkezfındıcak Köyü Doğa ve Çevre Koruma Derneği, Çan Çevre Derneği, Ordu Çevre Derneği, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Erbaa Çevre ve Kültür Derneği, Yeşil Artvin Derneği, Kozlu Köyü Tüzel Kişiliği, İskenderun Çevre Koruma Derneği, Adana Tabib Odası, Antakya Çevre Koruma Derneği, Egeçep Derneği, Çevre ve Tüketiciyi Koruma Derneği,  Türk Tabipler Birliği Çanakkale Tabip Odası Başkanlığı, Ziraat Mühendisleri Odası  ve Ayvalık Tabiat Derneği ile vatandaşların açtığı davada, “zaman aşımı nedeniyle davayı reddeden İdare Mahkemesi’nin kararı, son tarihin tatil günü olması nedeniyle  kabul edilmedi.

Danıştay’ın kararla ilgili hukuki değerlendirmesinde şu ifadeler yer aldı:

“Anayasa’nın 125. ve 2577 sayılı Kanun’un 7. maddelerinde, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlayacağı belirtilmek suretiyle dava açma süresinin başlamasında, “yazılı bildirim”in esas alınması öngörülmüş olup hak arama özgürlüğünün kullanılması bakımından, idarî işlemlerin idare tarafından ilgililere açık ve anlaşılabilir biçimde bildirilmesi gerekmektedir.

Düzenleyici işlemler dışında kalan bireysel nitelikteki idarî işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda, dava açma sürelerinin hesabında, idarî işlemin ilgilisine tebliğ edildiği tarihin esas alınması gerekmekte ise de, idarece tesis edilen işlemin doğrudan tarafı olmayan ve bu nedenle de idarece yazılı bildirim zorunluluğu bulunmayan kişilerin açacakları davalarda, bu kişilerin idarî işlemi öğrenme tarihinin belirlenebildiği durumlarda, öğrenme tarihinin esas alınması gerekmektedir. ”

Av. Atal, MAPEG ülkeyi madencilerin talanına açıyor

Davanın savunmanlığını üstlenen Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri gönüllü avukatı Av. İsmail Hakkı Atal, ihaleyi açan Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) ‘milli güvenliği” tehdit edecek, Türkiye topraklarının tamamını zehirleyecek, akıl ve bilimden uzak ihale ve ruhsatlarla ülkeyi madencilerin talanına açtığını söyledi.

MAPEG, OGM, EPDK gibi kurumlara açtıkları çevre, ekoloji, yaşam hakkına ilişkin davalarda Ankara İdari mahkemelerinin her seferinde ret kararı verdiğini hatırlatan Atal, Danıştay kararının önemine dikkat çekti.

Atal şunları söyledi:

“Hesapsız, plansız, cahilce yönetilen MAPEG’in neredeyse yoldan geçene ruhsat verdiği madenler yüzünden Türkiye’de kanser patlamıştır. Sağlık Bakanlığı’nın 2002-2016 verilerine göre, erkeklerde prostat kanseri üç kat, lenf kanseri beş kat, troid kanseri 12 kat, akciğer kanseri 1.5 kat arttı. Kadınlarda ise aynı yıllarda meme kanseri 1.5 kat, tiroid kanseri 6.5 kat, akciğer kanseri iki kat artı.

Yakın zamanda bu hesapsızlık ve öngörüsüzlüğün sonucu Giresun Şebinkarahisar ve Ayvalık’ta maden atık havuzları çöktü. Türk halkını zehirleyerek öldüren, denetlenmeyen özel teşebbüs madenciliği yasaklanmalı, madencilik ticari kazanç amacıyla değil, halkın zaruri ihtiyaçları için devlet tekelinde yapılmalıdır.

İklim krizi, hastalıklar, orman yangınları, gıda ve su krizi çağında ekolojik dengeyi korumak, devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğünü sağlamanın ön koşuludur. Bu perspektiften MAPEG’in cahilce idaresi altında şirketlerin yaptığı vahşi madencilik, açık bir milli güvenlik sorunudur.”

Meteoroloji’den şiddetli yağış ve kar uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, bugün öğle saatlerinden sonra İstanbul, İzmir, Aydın ve Çanakkale illerinin batı kesimlerinde, illerin geneli ile Balıkesir‘in batı kesimlerinde kuvvetli, Gökçeada‘da çok kuvvetli ve şiddetli sağanak yağış ve Çarşamba gününden itibaren de kar yağışı beklendiğini belirterek 45 il için sarı, iki il için de turuncu kodlu uyarıda bulundu. Meteoroloji şiddetli yağış, fırtına, dolu, kar gibi doğa olaylara karşı vatandaşların tedbirli olması gerektiğini belirtti.

Kıyı Ege‘de etkili olacak yağışların perşembe günü öğle saatlerinde etkisini kaybetmesi bekleniyor.

Muğla‘da bugün öğle saatlerinden itibaren sağanak ve gök gürültülü sağanak şeklindeki yağışların etkisini artırmasının beklendiği ve perşembe öğle saatlerine kadar aralıklı ve yerel olarak şiddetli olacağı tahmin ediliyor.

Sel uyarısı yapıldı

Meteoroloji’nin açıklamasında, toplamda metrekareye yer yer 100-200 kg yağış düşmesi beklendiği de aktarıldı.

Yetkililer, yağışların oluşturabileceği ulaşımda aksamalar, sel, su baskını, kuvvetli rüzgar, dolu yağışı, kıyı kesimlerde hortum, yıldırım gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması konusunda uyardı.

Trakya‘da ise bugün öğleden sonra etkisini artırması beklenen sağanak ve zaman zaman gök gürültülü sağanağın, Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli çevrelerinde kuvvetli olacağı, çarşamba günü karla karışık yağmur ve kar yağışına döneceği tahmin ediliyor.

Yağışların, çarşamba gece saatlerinden sonra etkisini kaybetmesi bekleniyor.

Ege ve Marmara’ya fırtına uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, bugün sabah saatlerinden itibaren Kıyı Ege’de, İç Ege ve Marmara‘nın güneyinde güney ve güneydoğu yönlerden kuvvetli rüzgar ve yer yer kısa süreli fırtına bekleniyor.

Rüzgar ve fırtına nedeniyle ulaşımda aksama, soba ve doğal gaz kaynaklı zehirlenmeler, çatı uçması gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekiyor.

Kuzey Ege’de ise rüzgarın bugün sabah saatlerinden itibaren güney ve güneydoğu yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde fırtına, açıklarında güneybatı yönlerden 9 kuvvetinde kuvvetli fırtına şeklinde eseceği tahmin ediliyor. Fırtınanın, aynı gün akşam saatlerinden sonra etkisini kaybetmesi bekleniyor.

Güney Ege’de de rüzgarın yarın öğle saatlerinden itibaren güney ve güneydoğu yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde fırtına, açıklarında güneybatı yönlerden 9 kuvvetinde kuvvetli fırtına şeklinde eseceği tahmin ediliyor. Fırtınanın, çarşamba akşam saatlerinden sonra etkisini kaybedeceği öngörülüyor.

Çanakkale‘de ise lodos fırtınası bekleniyor.

Meteoroloji 4. Bölge Müdürlüğü Bölge Tahmin ve Uyarı Merkezi‘nden yapılan açıklamaya göre, Bodrum ile Kaş arasında, denizde rüzgarın, bugün öğle saatlerinden itibaren güney ve güneydoğu yönlerinden 6 ila 8 kuvvetinde (50-75 km/sa) fırtına şeklinde eseceği tahmin ediliyor.

Fırtınanın yarın gece saatlerinden itibaren etkisini yitireceği öngörülüyor.

Ayrıca, fırtınanın yol açabileceği olumsuzluklara karşı balıkçılar ve gemiciler başta olmak üzere bölgede bulunanların tedbirli olması gerekiyor.

Çarşamba günü kar yağışı başlayacak

İstanbul Bölge Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi‘nce yapılan açıklamada, Trakya’nın yarın öğleden sonra kuvvetli yağışların etkisi altına gireceği belirtildi. Yağışların Edirne, Tekirdağ çevrelerinde kuvvetli olması, metrekareye 20-50 kilogram düşmesi bekleniyor. Yağışların çarşamba günü zamanla karla karışık yağmura ve kar yağışına döneceği tahmin ediliyor.

Çarşamba gece saatlerinden sonra etkisini kaybetmesi beklenen yağışların neden olabileceği ulaşımda aksama, su baskını, yıldırım, sel gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması uyarısında bulunuldu.

Başta İstanbul olmak üzere ülkenin birçok noktasında etkili olan kar yağışı bu sefer de Balkanlar üzerinden geliyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü resmi internet sitesi verilerine göre Çarşamba günü Edirne ve Kırklareli’nde başlaması beklenen kar yağışının aynı gün Tekirdağ’da da etkili olması bekleniyor.

Trakya’yı etkisi altına alması beklenen kar yağışının, İstanbul-Tekirdağ sınırına kadar etkili olacağı tahmin ediliyor.

Yenilenebilir enerji yatırımında rekor, net sıfır için ise finansman artırımı gerekiyor

Araştırma şirketi BloombergNEF (BNEF) tarafından yayınlanan Enerji Dönüşümü Yatırım Trendleri Raporu’na göre; enerji dönüşümüne yönelik küresel yatırım 2021’de toplamı 755 milyar doları buldu.

Yenilenebilir enerji, enerji depolanması, elektrikli ulaşım, elektrikli ısı, nükleer, hidrojen ve sürdürülebilir materyaller dahil olmak üzere raporda yer alan hemen her sektörde yatırımların arttığı bildirildi. Yıl içinde duyurulan birçok yeni proje olmasına rağmen, yalnızca karbon yakalama ve depolama (CCS) yatırımlarında düşüş kaydedildiği belirtildi.

‘Elektrikli ulaşım sektörü yatırımları yenilenebilir enerjiyi geride bırakabilir’

Rapora göre; yenilenebilir enerji, bir önceki yıla göre yüzde 6,5 artışla 2021’de 366 milyar dolarlık yeni bir rekora ulaşarak yatırım açısından en büyük sektör haline geldi.

Elektrikli araçlar ve ilgili altyapı harcamalarını içeren elektrikli ulaşım ise 273 milyar dolarlık yatırımla ikinci en büyük sektör oldu. Elektrikli araç satışlarının artmasıyla birlikte, bu sektör 2021’de yüzde 77’lik oranda büyüdü. Rapora göre; elektrikli ulaşım 2022’de dolar bazında yenilenebilir enerjiyi geçebilir.

Bölgesel rekor, Asya Pasifik’te, en çok yatırım Çin’de

Asya Pasifik, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika ve Amerika bölgelerinin incelendiği rapor, Asya Pasifik’in hem 368 milyar dolar ile en büyük yatırım bölgesi hem de 2021’de yüzde 38 ile en yüksek büyümeye sahip bölge olduğunu ortaya koydu. Afrika’daki enerji geçiş yatırımı ise 2021’de yüzde 16 artarak 236 milyar dolara ulaştı. Amerika’da yatırımlar yüzde 21 artarak 150 milyar dolara ulaştı. Çin ise 2021’de 266 milyar dolara ulaşarak en büyük yatırıma sahip ülke oldu.

Sektörlerde yıllara göre enerji geçişindeki küresel yatırım.

Karbon yakalama ve depolamaya 24 milyar dolar

Nükleer enerjiyi de kapsamına alan temiz enerji ve yenilenebilir kaynaklar; enerji depolama, elektrikli ulaşım ve elektrikli ısıyı kapsayan elektrifikasyonla birlikte, 731 milyar dolarlık yatırımın büyük çoğunluğunu oluşturdu. Geri kalanını ise 24 milyar dolarlık yatırımla hidrojen, karbon yakalama ve depolama ve sürdürülebilir malzemeler oluşturdu.

BloombergNEF Analiz Başkanı Albert Cheung, raporla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Küresel emtia krizi, güneş modülleri ve rüzgar türbinleri gibi temel teknolojiler için girdi maliyetlerini yükselterek temiz enerji sektörü için yeni zorluklar yarattı. Fakat, 2021’de enerji geçiş yatırımında yüzde 27’lik bir artış, yatırımcıların, hükümetlerin ve işletmelerin düşük karbonlu geçişe her zamankinden daha fazla bağlı olduklarının ve bunu enerjide piyasalarındaki mevcut kargaşanın çözümünün bir parçası olarak gördüklerinin cesaret verici bir işaretidir.”

‘Net sıfır için daha çok finansman gerekecek’

BNEF Enerji Ekonomisi Başkanı Matthias Kimmel ise Paris Anlaşması’na dikkat çekerek şunları söyledi:

“Dünya, Paris Anlaşması’nın hedeflerini karşılamak için karbon bütçesini hızla tüketiyor. Enerji geçişi devam ediyor ve her zamankinden daha hızlı ilerliyor ancak 2050’ye kadar net sıfır için yola devam etmek istiyorsak, hükümetlerin önümüzdeki birkaç yıl içinde çok daha fazla finansmanı seferber etmesi gerekecek.”

Almanya ZAD Rheinland Direnişi üzerine Sadık Çelik ile söyleşi

Gün geçmiyor ki iklim krizi ve alınacak önlemler konusunda, çeşitli hükümetlerden bir riyakarlık örneği daha gelmesin! Bu sefer ki ikiyüzlülük örneği Almanya’dan. Almanya, kömürden çıkacağım derken Kuzey Ren – Westfalya bölgesinde maden açma derdinde. Almanya’nın bu girişimine ve RWE şirketinin sınır tanımaz doğa yıkımcılığına karşı Lützerath Bölgesi’nde bir direniş başladı. Alakır Vadisi’nde tanışıp, Dünya İkinci Sosyal Ekoloji Konferansı’na, Bilbao’ya birlikte gittiğimiz ve arkadaş olduğumuz Sadık Çelik de şu an bu direnişin içerisinde. Şimdi ona bağlanıyoruz.

Erol Malçok: Merhaba Sadık, -4 derecelere varan soğuk ve aşırı rüzgar altında, ağaç evinde bu söyleşiyi bizimle yaptığın için teşekkür ederim. Lützerath’da neler oluyor, neden bir direniş başlattınız ve orayı ZAD (Savunulması Gereken Bölge) ilan ettiniz? Biraz anlatır mısın?

Sadık Çelik: Almanya ZAD Lützerath’dan herkese merhaba! 2018’de ekolojik zaferle sonuçlanan Hambach Ormanı direnişinden beş yıl sonra Almanya’da yeni bir ZAD mücadelesindeyiz. Öncelikle, bildiğiniz üzere Almanya kömürden çıkacağını vaat eden ilk ülkelerden biriydi. Bu vaat, biyosferin rahat bir nefes alması için önemli bir adımdı. Ancak işin aslı sonradan anlaşıldı. Meğerse, Almanya kömürden çıkacağım derken 2038 yılına kadar “azaltarak” çıkmayı planlıyormuş. Çünkü, toprağın altındaki linyit rezervleri Almanya enerji devi RWE´nin iştahını kabartıyor. 2018’de Hambach Ormanı’nı keserken durdurduğumuz aynı şirket, geçen kasım ayında ekskavatörleri ve ağır kaldırma araçlarıyla Hambach Ormanı yakınlarındaki Lützerath Köyü’nü yok etmeye, deyim yerindeyse kemirmeye başladı.

2038 yılına kadar beş köy daha bu açık ocak madenciliği ile ekolojik yıkımın kurbanı olacak. Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Hükümeti buna izin veriyor, ancak günlük inşaatın genişletilmesi Paris İklim Anlaşması ile uyumlu değil. Paris İklim Anlaşması’na uyulacaksa eğer, açık ocak madenciliği genişletilemez. Bu nedenle Lützerath’taki biz yaşam savunucuları 1,5 derecelik küresel ısınma sınırını, kapitalist kar çıkarlarına karşı savunuyoruz. Ancak, geçen zaman içinde görülen şu ki, kapitalist endüstrinin dünya ölçeğindeki ilerleyen ekolojik yıkım hızı, artık bu sınırın korunmasını da yıkıp geçmek istiyor. İste bu koşullarda İklim Adaleti Hareketi‘ni oluşturan  bileşenler, endüstri devi RWE’ye karşı Almanya’da ekosistem için doğrudan harekete geçtiler ve Lützerath’da ZAD Rheinland’ı ilan ettiler. 

2018’deki Hambach Ormanı Direnişi’nden.

Hambach Ormanı da oraya yakın ve yine aynı şirket orada linyit çıkarmak istemiş ve büyük bir direniş olmuştu. Okuyucularımız için bu başarılı direnişten de biraz bahseder misin?

Hambach Ormanı yaşam savunması, gezegenimizin esenliğini tehdit eden endüstri haydutluğuna karşı en önemli ekoloji hareketlerinden biri oldu. Bütün kapitalist endüstri devletleri gibi Alman Devleti’nin de ekosistemle olan ilişkisi son derece kusurlu ve insan merkezli bir yağmacılığa dayalıdır. Son yıllardaki, sözde fosil yakıt enerji azaltımı ile ilgili tedbirlerinin ve vaatlerinin sahteliği, korunması gereken 12.000 yıllık Hambach Ormanı’nı, RWE Şirketi linyit kömürü için katlederken ortaya çıktı. 2018’de RWE’nin Hambach Ormanı’nın son %10’nu için çok acelesi vardı. 1 Ekim’e kadar olağanüstü polis gücüyle ormandaki bütün yaşam savunucularını alan dışına çıkarıp bütün teknolojik aygıtlarıyla ormanı çabucak kesip biçip büyük bir oldu bitti ile kömüre ulaşmak istiyordu. İşte bu koşullarda yaşam alanımıza karşı, eylül ortalarında saldırıya geçtiler. Alman yasalarına göre ağaçlarda canlı olması halinde kesilmeleri yasaktır.

Bu nedenledir ki ağaçlardaki barınakların tahliyesine ne enerji şirketinin mülkiyet hakları ne de ormanın altındaki linyit yatakları gerekçe gösterilebiliyordu. O halde gerekçe Alman yasalarına göre değil RWE’nin yasalarına göre düzenlenecekti. Buna göre ağaç evlerimizin yangına karşı korunmamış olması gerekçe gösterildi. Böylece İçişleri Bakanlığı “sakinlerinin can güvenliği sağlanamadığı” gerekçesiyle ağaç evlerimizin derhal kaldırılması gerektiği sonucuna vardı. Altı yıldır tek bir yaşam savunucusunun ve hayvan canın, devlet ve RWE şiddetinden başka güvenlik sorunu yaşamadığı Hambach Ormanı’nda devlet, birden bire “can güvenliği ” sorunu tespit etmişti! Dolayısıyla artık her şey, RWE’nin linyit cevherleri uğruna insansız ve hayvansız bir ormansızlaştırma için meşru hale getirilmişti. Ancak bütün bu kitabına uydurulmuş ekokırım harekatı için daha başka teknik, fiziki, psikolojik militarize araç – gerece ve politik dezenformasyona da ihtiyaç vardı. Aylar öncesinden başlayan “devlet-RWE lobisi” bu son operasyon için adeta seferberlik başlatmıştı. Ve nihayet medya-parlamento ekseninde tamamlanan bu RWE menşeili ekokırım seferberliği, eylül ortalarında Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti İçişleri Bakanı Herbert Reul’un kumandasında olağanüstü militarize bir organizasyonla, Hambach ormanına ve biz yaşam savunucularına karşı çok büyük bir teknolojik kuşatmaya dönüştürüldü.

Militarist Alman devlet geleneği, nihayet Hambach Orman savaşını başlatmıştı. Yüzlerce polis ve özel eğitimli silahlı birimler yanında onlarca teknolojik araç ve gereçleriyle geldiler. Helikopterler, dronlar, son model insan odaklı operasyon vinçleri, ağaçlara her türlü ulaşıp kesip biçen özel orman vinçleri, barikatları kaldıran özel buldozerler, panzerler, itfaiye araçları, ambulanslar, arazi uyumlu küçük gözaltı jipleri, sorgulama ve toplu gözaltı araçları telsiz ve telefonlarımıza karşı getirilen özel parazit araçları ve çoğunluğu Türkiyeli islamcı-faşist güvenlik elemanlarından oluşan ekstra bir haydutlar ordusu eşliğinde 12.000 yıllık tarihi doğal orman yaşam alanını tarumar etmek için işgal ettiler.  Operasyon, düzinelerce yaşam savunucusunun ağaç evlerine yönelik saldırılarla son derece şiddetle ve ağır bir stres sarmalı ile devam ederken ağaç evlerden birinde benim gibi aktivist gazetecilik yapan arkadaşımız Steffen Meyn 19 Eylül 2018 günü yirmi metrelik ağaç evinin asma köprüsünden geçip, gözaltına alınan arkadaslarımızı görüntülemek isterken asma köprünün çökmesi sonucu ölüme düştü.

Bu eko kırım operasyonu ile ilgili  sonradan ortaya çıkan gerçeklerle birlikte Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Hükümeti’nin, 2018’deki Hambach Ormanı’nın tahliyesinde RWE’nin yardımcısı olduğu ortaya çıktı.

Yine ayrıca çeşitli mahkemeler, Hambach Ormanı kararı da dahil olmak üzere, çeşitli davalarda ilgili hükümetlerin ve şirketlerin icraatlarının yasal uyumluluğunun eksikliğini belgeledi. Bu rezaletten kısa bir süre sonra, Kuzey Ren-Vestfalya Hükümeti’nin, Datteln 4 Kömür Santrali’nin şebekeye bağlanmasına izin verdiğini de eklemeliyim. Sonuç olarak bütün bu olağanüstü yıkım seferberliğine karşı Almanya tarihinin en büyük ve en radikal ekoloji direnişi ( tıpkı 2014’de Fransa’daki Sivens Barajı direnişimizde olduğu gibi  [resmi adı Freisse] bir canımıza mal olsa da  (Steffen Meyn) kazanılan zaferimizle sonuçlandı. RWE Hambach Ormanı’ndan kovuldu. Ağaç kesimi yasaklandı.

Bize biraz ZAD’ın Fransa’da nasıl başlayıp yayıldığını anlatabilir misin? ZAD ile tanışık olmayan okurlarımız için iyi olacaktır.

Benim de içinde yer aldığım Fransa kökenli bir sosyal hareket  olan ZAD (Zone A Defendre – Savunulması Gereken Bölge), Fransa’da büyük hava alanı projesine karşı işgal edilen (Notre-Dame-des-Land/2009-2018) başta olmak üzere halen devam etmekte olan irili ufaklı pek çok ekolojik sosyal direnişe dayanmaktadır.

ZAD Hareketi, Fransız Devleti’nin ekolojik yıkım projelerine karşı alternatif yaşam projeleri ile direnen birbirinden bağımsız yaşam savunucularının karşılıklı dayanışma esasıyla kolektif, doğrudan eylem ve yaşam hareketidir. 

Fransa’daki ZAD direnişleri, özellikle Sivens Baraj Direnişi ve NDDL Hava Alanı direnişleri, işgalden çok daha büyük bir şeyi ortaya çıkardı. Avrupa’daki birçok insan için ZAD hareketi, devletlerin ekolojik sosyal yıkım projeleri ile birlikte baskıya ve itaat  ettirmeye dayalı kısıtlamalarından uzak bir yaşamın gerçekleştirildiği yeni ve “başka bir yaşam alanı” haline geldi. 

Baraj ve havaalanı projeleri işgal direnişi sayesinde  hiçbir zaman inşa edilemedi. Bu başarıdan sonra ZAD Avrupa’daki ekoloji hareketlerine ilham kaynağı oldu.  

“ZAD partout!”( ZAD her yerde)  sloganı ile birlikte ZAD hareketi, gerçek anlamına kavuştu. Fransa’daki ZAD’lardan sonra Belçika’da ZAD Keel Beek, Yunanistan’da  ZAD Kastelii, İsviçre‘de Zad de la Colline ve şimdi ise Almanya Lützerath’da ZAD Rheinland. Bu son oluşum da, kömür üretimini ve dolayısıyla enerji politikalarını protesto etmekten çok daha fazlası olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Kömür üretimi için Ren bölgesinde onlarca köy yok edildi, evler kamulaştırıldı ve binlerce insan evlerinden sürüldü.

Bu arada kömürden erken çıkış için milyarlarca euro tazminat, enerji şirketinin kasasına akacak. Bunu bütün hükümetler on yıllardır olduğu gibi koşulsuz olarak kabul ediyor. “Kömürle çalışan elektriği sona erdirme yasası” ile – halk dilinde ve daha sonra kömürden çekilme yasasında – Federal Hükümet köylerin yıkılmasını yasalaştırdı. Enerji politikası ve enerji ekonomisi zorunluluğu, prensip olarak, mevcut madencilik yasalarına göre güvenli bir enerji kaynağı için gerekli olduğu ve böylece ortak iyiliğe hizmet ettiği takdirde, evlerin altındaki kömürü çıkarmak için insanların evlerini kamulaştırmayı mümkün kılmakta. Ancak konu ile ilgili bazı eleştirel kaynaklar üzerinde yaptığım incelemeler bu enerji ihtiyacında en başından beri makul şüpheler olduğunu işaret ediyor. Örneğin, “İnsan Hakları vor Bergrecht” girişimi, Kömürden Çıkış Yasası’nın açıklanmasının ardından “Madencilik yasasından önce insan hakkı, sakinlerden oluşur” diyerek şikayette bulunmuş.

Lüneburg Leuphana Üniversitesi‘nin resmi bir  raporunda, açık ocak madenini genişletmek için enerji hukukuna gerek duyulmadığı ve bu nedenle kamulaştırmaların yasal dayanağının eksik olduğu belirtiliyor. Doğanın ve köylerin daha fazla tahrip edilmesi sadece gereksiz değil, aynı zamanda yasa dışıdır. Lüneburg Üniversitesi’nden saygın profesör Thomas Schomerus‘un  görüşü de davacıların eylemlerini destekliyor: Schomerus, çevre, planlama ve anayasa hukuku konusunda uzmandır ve bir dönem Yüksek İdare Mahkemesi’nde yargıçlık da yapmıştır. Schomerus, Almanya iklim İttifakı tarafından yaptırılan rapora göre, Gardner paragrafının yasal bir incelemeye dayanamayacağını söylemekte.

Lützerath direniş alanı.

Bütün bunlara, şunu da eklemem gerek: Aralık 2020’de, Almanya Federal Ekonomi Bakanlığı adına uzun zamandır gizli tutulan bir rapor ortaya çıktı ve yerleşim tehdidi altındaki Keyenberg, Kuckum, Yukarı ve Aşağı Batı Berverath köylerinin kazılması gerekmediği sonucuna varıldı. Çünkü Kömür Komisyonu’nun tavsiyelerine uyulması halinde Garveller II‘ deki linyitin yaklaşık üçte biri yeraltında kalacaktı. Rapor Kasım 2019’da sunuldu. Ancak Kömürden Çıkış Yasası’nda açıkça dikkate alınmadı ve halktan saklandı. Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü ve Kuzey Ren-Vestfalya Yeşiller Meclisi Grubu daha önce hesaplamalar yapmış ve kamuya açık hale getirmişti, böylece köylerin yıkılmasının enerji ekonomisi açısından gerekli olmadığı sonucuna varılmıştı. 

Hükümetin içerisinde Yeşiller Partisi de var. Bu gelişmeler karşısında nasıl bir tutum aldılar?

Yaşanan bu süreç ayni zamanda Yeşillerin ekoloji hareketiyle olan ilişkisini de test etmekte. Genel olarak RWE üzerinden kömüre dayalı enerji politikalarına karşı görünseler de fiili iktidar ortağı olarak RWE’yi durduracak  mevcut bir politikaları yok. Sanki  mevcut geçiş yasasının etrafında sessiz kalmayı tercih ediyorlar gibi. Bu Almanya’daki ekoloji hareketi açısından sorgulanması gereken bir durum. Oysa iktidar öncesi süreçte Almanya’daki kömüre dayalı enerji politikalarını deşifre eden raporlar hazırlamış bir grupken bugün RWE’ye karşı neden daha etkin bir yaptırım için hareket etmiyorlar bu düşündürücü bir durumdur.

Bölgede şu ana kadar gerçekleşen bir orman yıkımı oldu mu?

Lützerath Köyü’nün yıkımı geçen sonbahar da başladı. Bütün evler insansızlaştırıldı ve ekskavatörlerin yolunu temizlemek için birçok ağaç kesildi. Şu anda RWE’ nin satın aldığı evler çitlerle çevrilidir ve gece gündüz şirketin çoğunlukla Türkiye kökenli özel güvenlik birimleri tarafından korunmaktadır. (Bu Türkiye kökenli milliyetçi ve İslamcı güvenlik birimlerinin Hambach Ormanı direnişinde polisle birlikte, direnişçilere nasıl saldırdığına bizzat tanık oldum.) Mülksüzleştirmeye tek bir köy sakini;  Eckardt Heukamp karşı çıktı ve köyünde kalmaya karar verdi. Eckardt’ın bu  tarihi kararı ile birlikte “İklim Adaleti  Hareketi” ve “Köyünde Kal” Kolektifi, Eckardt ‘ın etrafında büyük bir dayanışma ve direniş hareketi başlattı.

Rheinland ZAD’ında nasıl bir kolektif anlayış var? Bir saldırı bekliyor musunuz devlet güçlerinden?

Çok çeşitli insan gruplarının bir arada yaşadığı bu yeni köyde günlük yaşam kolektif mutfakta hazırlanan kahvaltı, bulaşıkların yıkanması, kabin tuvaletlerin temizliği ve hijyeni, çöplerin toplanması, free shop’un (giyimle ve hijyenle ilgili ihtiyaçların karşılandığı yer) düzenlenmesi ile başlıyor. Her öğün öncesi ve sonrası kolektif mutfak personeli gönüllülük esasına göre organize oluyor. Şiddetli rüzgar, soğuk ve yağışlı iklim koşulları nedeniyle kamptaki  gündelik hayatımızın bir parçası olan rüzgar, soğuk ve çamurla mücadele hem biz ZAD yaşayanlarının hem de hafta sonu dayanışma ziyaretçilerinin dolaşımını kolaylaştırmak için önemle üzerine eğildiğimiz bir konu. Benim “çamura karşı ağaç yaprakları, rüzgara ve soğuğa karşı ateş çadırları” dediğim, çamura karşı çevredeki köylülerin ve dost belediyelerin getirdiği orman yapraklarını dökerek, rüzgara ve soğuğa karşı ise tente çadırlarda kuyu ateşleri etrafında yan yana ısınarak sıcak çay ve kahveler eşliğinde mücadele etmekteyiz. Kısacası RWE’ye karşı mücadele de rüzgara, çamura ve soğuğa karşı da mücadele etmekteyiz. Ama aynı zamanda çamur ve ateş ZAD’ın ve ZAD’cının en yakın yaşam ortağıdır.

ZAD Meclislerinde köy için inşaat projeleri ve savunma stratejilerinin tartışıldığı bu günlerde, Lützerath’ın tahliyesi ve yıkımı gün sayıyor maalesef.

Geçtiğimiz aylarda birçok ağaç evi, platform ve altyapı inşa edildi. Çayırlardan birinde bir kulübe köyü ortaya çıktı. Önceki hafta ise, Lützerath’da RWE’nin kontrolündeki büyük çiftlik, sürpriz bir doğrudan işgal eylemi ile  ele geçirilip yeni bir ortak yaşam alanı haline getirildi. Şimdi burada hafta sonları halka açık etkinlikler düzenleniyor. Meclislerde gündelik işleyişe yönelik kararların yanında her türlü konu tartışılıyor. ZAD’a yardım etmek için daha fazla insan geliyor. Lojistik destekle birlikte pek çok şey inşa ediliyor. Akşamları filmler izleniyor ya da müzik dinleniyor. Kısacası bütün ZAD’ larda olduğu gibi Lützerath’ta da kapitalist yaşam yanılgısına karşı alternatif bir yaşamla birlikte direniyoruz. Hambach Ormanı Direnişinde uyguladığımız gibi yine ağaç evlerde “ağaç ağaç savunma” stratejisini takip ediyoruz.

Nitekim bu söyleşiyi de her an müdahale beklediğimiz Rheinland ZAD’ında  bir ağaç evde yapıyorum şu anda.

Verdiğiniz mücadelede sizi desteklemek isteyen insanlara söylemek istediğin bir şey var mı?

Lützerath Direnişi, kendi potansiyel kararlılığı ve dayanışma biçimleri yanında uluslararası dayanışmaya da ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla yeryüzü dostlarımızın direnişimize destek olması genel ekoloji mücadelemize katkı bakımından çok önemli. Bulunduğumuz coğrafyalardan direnişimizle dayanışmak için yapacağınız her türden katkı çok değerli olacaktır. Unutmayalım ki Sivens’de, Notre dame de Landes‘da ve Hambach’da olduğu gibi Lützerath’da da yine dayanışma ile kazanacağız.

Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı Sadık?

Bir ağaç ve su koruyucusu olarak, Lützerath´da kendi adıma son söz yerine, felsefi olarak beni ağaç ekosistemine bağlayan şu dizeleri bırakıyorum.

Derler ki; ağaç, ateşte yandığında, karınca ağacı bırakmaz, kaçmazmış. O da ağaçla birlikte yanarmış. Zamanın birinde, derler, ağaca ikrar vermiş karınca;‘beni kendinde sakla, ateşinde sakla, külünde.’ derler.” (M. Çetin) 

AB’nin fosil yakıt harcamaları iklim hedeflerini tehdit ediyor

Avrupa Sayıştayı, “Enerji Vergilendirmesi, Karbon Fiyatlandırması ve Enerji Sübvansiyonları” raporunu yayınladı. Rapor, AB ülkelerindeki enerji vergilendirme politikalarının AB’nin iklim hedeflerini tehdit ettiğini ortaya koydu.

Komisyon, Avrupa Birliği’nin (AB) iklim hedeflerine ulaşmak için fosil yakıt sübvansiyonlarını taahhüt edildiğinin aksine uygulandığını bildirdi.

AB ülkeleri fosil yakıt için bir yılda 56 milyar euro harcadı

Reuters‘in aktardığına göre; rapor AB ülkelerinin 2019’da fosil yakıt sübvansiyonlarına 56 milyar euro harcadığını ortaya koydu. Buna göre 15 eyalette fosil yakıtlara yeşil enerjiden daha fazla harcama yapıldı.

Komisyon AB’nin iklim değişikliğiyle mücadele politikalarını baltaladığına da dikkat çekti. Raporda, ayrıca çevreye zararlı enerji kaynaklarının, karbon verimli enerji kaynaklarına kıyasla vergi avantajına sahip olabileceğine değinildi.

Yeşil Mutabakat ve karbon vergisi

2019 tarihli Yeşil Mutabakat kapsamında Avrupa Birliği’nin iklim kriziyle mücadele konusunda mevcut taahhütlerinin daha geniş ve etkili bir şekilde hayata geçirilmesi planlanıyor.

Taahhütler 2050’ye kadar Avrupa’yı iklim nötr hale getirme hedefi çerçevesinde çeşitli politikaları içeriyor. Avrupa Komisyonu ise AB’nin hedefleri üzerindeki incelemeleri artırmak istiyor. Uluslararası alanda çevreye zararlı enerji tüketimini azaltmak için karbon vergisi politikası da uygulanıyor. Ek olarak iklim kriziyle mücadele kapsamında çevreye zararlı enerji tüketimini azaltmak amacıyla tüketilen fosil yakıtlardaki karbon içeriğinden karbon vergisi alınıyor.

27 uluslararası basın örgütünden Türkiye’ye Sedef Kabaş’ı serbest bırakın çağrısı

Aralarında Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Avrupa Gazeteciler Derneği (AEJ), Gazetecileri Koruma Komitesi(CPJ), Freedom House‘un da bulunduğu 27 uluslararası basın örgütü Türkiye’ye 22 Ocak’ta tutuklanan gazeteci Sedef Kabaş’ın derhal serbest bırakılması ve bağımsız medyaya yargı tacizine son verilmesi çağrısında bulundu.

Yapılan çağrıda, “Sedef Kabaş’ın ve tüm tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını, Alican Uludağ’ın aldığı ölüm tehditleri hakkında tam kapsamlı bir soruşturma yürütülmesini ve gazetecinin güvenliğinin ve korunmasının yetkililerce sağlanmasını, RTÜK’ün TELE 1’e verdiği yayın yasağı ve para cezalarının geri çekilmesini ve kurumun bağımsız yayın kuruluşlarına yönelik taraflı ve ayrımcı tutumuna bir son vermesini talep ediyoruz” denildi.

Uluslararası basın örgütlerinin yayımladığı çağrı metni şöyle:

TELE 1’de 14 Ocak’ta yayımlanan programda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştiren sözlerinin ardından Kabaş, 22 Ocak Cumartesi gece yarısı polis baskını ile İstanbul’daki evinden gözaltına alındı. Tutuklanmasına sebep olan televizyon programında Kabaş bir Çerkez atasözünden alıntı yaparak “Büyükbaş hayvan saraya girdiği zaman kral olmaz, o saray ahır olur” ifadelerini kullanmış ve eklemişti: “Çok meşhur bir söz vardır; taçlanan baş akıllanır diye, ama görüyoruz ki gerçek değil.” Kabaş’ın sözlerinin yetkililer tarafından Cumhurbaşkanına hakaret olarak algılanmasının ardından hakkında soruşturma açıldı. Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesi, suçlu bulunması halinde sanık için bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörüyor.

Programın yayımlanmasının ardından pek çok siyasetçi ve hükümet yetkilisi Kabaş’ın ifadelerini kınadı. Tepki gösterenler arasında yer alan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Kabaş’ın ifade işlemleri sürerken, Kabaş’ın sözlerinin “haset ve nefretten doğan hadsiz ve hukuksuz ifadeler” olduğunu ve “adalet önünde hak ettiği karşılığı bulacağını” belirten bir açıklama yaptı. Gül’ün açıklamasının ardından aynı Kabaş “cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması ile tutuklandı.

Kabaş’ın avukatı 26 Ocak’ta verdikleri tutukluluğa itiraz dilekçesinin mahkeme tarafından reddedildiğini açıkladı. Kabaş’ın avukatı ayrıca, Kabaş’ın sorgusu sırasında Gül’ün açıklamalarıyla yargıyı etkilemeye teşebbüs ettiğini öne sürerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesince garanti altına alınan “adil yargılanma hakkının” ihlal edildiğini söyledi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ekim 2021’de açıklanan Vedat Şorli kararı, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan cumhurbaşkanına hakaret suçunun ifade özgürlüğü ile uyumsuz olduğunu belirtti. Yüksek mahkeme, ayrıca Facebook’ta Erdoğan hakkından eleştirel içerik paylaşan bir kişinin gözaltına alınmasının veya ona hapis ceza verilmesinin hukuki bir dayanağı olamayacağına kanaat getirdi.

Kabaş’ın tutuklanması öncesi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin Kabaş’ın sözleri nedeniyle TELE 1’e soruşturma başlatıldığını açıkladı. 24 Ocak’ta yapılan üst kurul toplantısında TELE 1’e yıllık reklam gelirinin yüzde 5’i oranında idari para cezası ve beş kez program durdurma cezası verildi. RTÜK’ü TELE 1’e yapılan soruşturma sebebiyle eleştiren gazeteci Uğur Dündar’ın eleştirileri sebebiyle de kanala yüzde 3 daha idari para cezası verildi.

Gazeteci Alican Uludağ ise, Kabaş’ın tutukluluk kararını veren hâkimin 2020’de Osman Kavala’nın tutukluluk kararını veren aynı hâkim olduğunu ortaya çıkararak haberleştirmesinin ardından Twitter’da ölüm tehditleri aldı.

Bu gelişmeler ışığında, aşağıda imzası bulunan kuruluşlar olarak;

Sedef Kabaş’ın ve tüm tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını,
Alican Uludağ’ın aldığı ölüm tehditleri hakkında tam kapsamlı bir soruşturma yürütülmesini ve gazetecinin güvenliğinin ve korunmasının yetkililerce sağlanmasını, RTÜK’ün TELE 1’e verdiği yayın yasağı ve para cezalarının geri çekilmesini ve kurumun bağımsız yayın kuruluşlarına yönelik taraflı ve ayrımcı tutumuna bir son vermesini talep ediyoruz.

İmzacılar:

International Press Institute (IPI)
Association of European Journalists (AEJ)
Articolo 21
Cartoonists Rights Network International (CRNI)
Committee to Protect Journalists (CPJ)
Danish PEN
English PEN
European Centre for Press and Media Freedom (ECPMF)
European Federation of Journalists (EFJ)
Freedom House
German PEN
Index on Censorship
International Federation of Journalists (IFJ)
Osservatorio Balcani e Caucaso Transeuropa (OBCT)
PEN America
PEN Centre of Bosnia-Herzegovina
PEN International
PEN Iraq
PEN Melbourne
PEN Norway
PEN Turkey
PEN Québec
Reporters Without Borders (RSF)
San Miguel PEN
South East Europe Media Organisation (SEEMO)
Swedish PEN
WAN-IFRA

Ne olmuştu?

Tele 1’de yayınlanan Uğur Dündar’ın sunduğu ‘Demokrasi Arenası’ programına katılan gazeteci Sedef Kabaş, “Çok meşhur bir söz vardır. Taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz. O saray ahır olur. Yani tam tersini ifade eder” diye konuşmuştu.

Kabaş’ın kullandığı bu sözler nedeniyle hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Sedef Kabaş, 22 Ocak 2022 tarihinde gece saat 02.00’de evinden gözaltına alındı.

Polis nezaretinde evinden alınan Kabaş, İstanbul Emniyet Müdürlüğü‘ne götürüldü. Sedef emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Kabaş, ifadesi alındıktan sonra tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edilirken, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.