Ana Sayfa Blog Sayfa 1046

İklim krizi bitkilerin çiçek açma takvimini bir ay önce çekti

Cambridge Üniversitesi araştırmacılarının yeni bir çalışması, Birleşik Krallık‘ta bitkilerin ortalama olarak neredeyse bir ay erken çiçek açtığını tespit etti.

Araştırmacılar, 400’den fazla tür için 1793’e dayanan 420.000 kayıtlı ilk çiçeklenme tarihini inceledi. Buna göre, ilk çiçeklenme için ortalama tarih 1986’ya kadar yaklaşık 12 Mayıs’ta görülüyordu, ancak o zamandan beri tarih 16 Nisan’a çekildi. Kaydedilen en son yıl olan 2019’da bahar, 1986 öncesi ortalamadan 42 gün önce geldi.

Birleşik Krallık’ın kuzeyindeki, Stoke-on-Trent‘in yakınlarında çiçeklenme zamanları arasındaki fark, 1986’dan önceki dokuz günken, şimdi dört güne düştü.

Araştırmaya göre, otsu bitkiler, ortalama 32 gün önce, ağaçlar 14 gün daha erken çiçek açtı ve çalılar 10 gün daha erken çiçeklendi. Bilim insanları, daha hızlı üreyen otsu bitkilerin ısınan iklime daha kolay uyum sağlayabileceğini düşünüyor.

En büyük risk, ekolojik uyumsuzluk

Araştırmanın başında yer alan, Cambridge Üniversitesi’nden Prof. Ulf Buntgen, erken çiçek açma olgusunun devam etmesi durumunda bir noktada ekolojik uyumsuzluğun başlayacağını, bunun “doğa ve çiftçilik uygulamalarının veriminde çok büyük etkisi olacağını” söyledi: “Bitkiler çok erken çiçek açtığında, çoğu bahçıvanın bir noktada deneyimleyeceği bir fenomen olarak geç don onları öldürebilir. ”

Büntgen, daha büyük olan riskin ise bitkiler ve kış uykusuna yatan veya göç eden böcekler, kuşlar ile  diğer vahşi yaşam artık senkronize olmadığında ortaya çıkan “ekolojik uyumsuzluk”tan kaynaklandığını söyledi: “Bu, türlerin yeterince hızlı uyum sağlayamazlarsa ortadan kalkmasına neden olabilir. Söz konusu uyumsuzluklar, orkideler ve arılar ile büyük baştankaralarla onların önemli besin kaynağı olan tırtıllarda şimdiden görülmeye başladı.”

Kraliyet Bahçecilik Derneği‘nde (RHS) Bitki Sınıflandırma Başkanı olarak çalışan Dr. John David de şöyle konuştu: “Bu araştırma şimdilik İngiltere’deki yerel bitkilere odaklandı, o yüzden henüz bahçelerimizdeki bitkiler üzerindeki etkileri bilmiyoruz, ancak benzer değişiklikler olacağını tahmin ediyoruz. Örneğin, RHS bahçelerinde elma ağaçlarının erken çiçek açtığına tanık oluyoruz.”

Araştırmacılar, Birleşik Krallık’taki bitkilerin daha erken çiçek açmaya devam etmesi ve aşırı iklim koşullarının daha da artması halinde “biyolojik, ekolojik ve tarımsal sistemlerin eşi görülmemiş bir risk altında olacağı” sonucuna vardı.

Büntgen, 1C’lik ortalama küresel ısınmanın önemini insanlar için anlamak zor olsa da, bitkilerin bir ay erken çiçek açmasının açık bir değişim gösterdiğini kaydetti: “Bu, artık soyut bir şey değil. Özellikle bir sonraki maaş ödemenizi beklemeniz gerekiyorsa, hepimizde bir ay hissi var.”

Proceedings of the Royal Society B dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, yüzlerce kardelen, karaca otu, çuha çiçeği,  kurtboğan otu ve kırlangıçotu da yılbaşından önce çiçek açtı.

Daha fazla kişinin araştırmalara katılması çağrısı yapan Büntgen, “Bu, dünyanın en büyük veri seti ve mükemmel, ancak yeterli değil. Bunu her yıl güncellemek son derece değerli, çünkü iklimin ekosistemlerimizi nasıl etkilediğini gerçekten anlamak için elimizdeki tek araç bu. Bu bizim modelleyebileceğimiz bir şey değil” dedi.

Çanakkale’de aşırı yağışlar nedeniyle Kocabaş Çayı taştı

Çanakkale‘nin Biga ilçesinde sağanak nedeniyle çayın taşması sonucu bazı araçlar su altında kaldı.

İlçe merkezinden geçen Kocabaş Çayı‘nın debisi, gece başlayan şiddetli yağıştan dolayı arttı.

Çayda sabaha karşı taşkın meydana geldi. Taşkın, çayın çevresindeki araçlardan bazılarının su altında kalmasına neden oldu.

Şiddetli yağışın sürdüğü ilçede, bu araçların kurtarılması için çalışma başlatıldı.

Bu arada, Biga’da sağanağın ilerleyen saatlerde yoğun kara dönüşmesi beklendiğinden tüm kamu kurum ve kuruluşlarında hamile ile engelli çalışanlar bugün idari izinli sayıldı.

Sıfır Enerji Binalar Deklarasyonu için imza çağrısı

Avrupa Birliği’nde geçen yıl zorunlu hale getirilen “Sıfır Enerji Binalar”ı Türkiye gündeminde tutmak amacıyla, 23-26 Mart 2022 tarihlerinde 44. Yapı Fuarı TurkeyBuild İstanbul ev sahipliğinde gerçekleştirilecek ZeroBuild Summit’22 öncesinde sektör temsilcilerine deklarasyon çağrısı yapıldı.

Sıfır karbon binalar için yol haritası talebi zirvenin web sitesinde imzaya açılan deklarasyonda; Türkiye’nin Sıfır Karbon Binalar İçin Yol Haritası’nın çıkarılması, Sıfır Enerji Binaları yaygınlaştırmak üzere teşvik planları geliştirilmesi gibi talepler dile getirilirken, bu alanda faaliyet gösteren sektörlerin de çalışmalarını gözden geçirmeleri ve iyileştirme yapmaları öneriliyor.

Net Sıfır Emisyon hedefi

Paris İklim Anlaşması’nın imzalanmasının ardından 2053’e kadar “Net Sıfır Emisyon” hedeflerinin belirlenmesiyle Türkiye’nin iklim politikalarında da yeni bir döneme girildi. Bu kapsamda ‘Sıfır Enerji Binalar’a geçiş büyük önem taşırken, Uluslararası Sıfır Enerji Binalar Zirvesi– ZeroBuild Summit’22, tüm sektör paydaşlarına imzaya açtığı bir deklarasyonla bu dönüşümün aciliyetine vurgu yaptı.

‘Sıfır Enerji Binalar ile Geleceği İnşa Et’

“Sıfır Enerji Binalar ile Geleceği İnşa Et” sloganıyla yayınlanan deklarasyona; yapı malzemeleri, yalıtım, havalandırma, ısıtma-soğutma, ev otomasyonu, aydınlatma, ev aletleri ve mimarlık gibi bu alandaki tüm ilgili sektörlerin temsilcilerinin imza vermesi hedefleniyor.

‘Tüm paydaşların sorumluluğunu hatırlatıyoruz’

Dr. Gamze Karanfil

Geçtiğimiz iki yıl boyunca dijitalde gerçekleştirilen ZeroBuild Türkiye’nin ardından bu yıl fiziksel olarak 44. Yapı Fuarı TurkeyBuild İstanbul ev sahipliğinde düzenlenecek ZeroBuild Summit’22’nin direktörlüğünü yürüten Dr. Gamze Karanfil, deklarasyonla sadece merkezi yönetimin değil tüm paydaşların üzerine düşen sorumluluğu hatırlatmak istediklerini söyledi.

Deklarasyonun, “2053 Net Sıfır Hedefi”ne ulaşmada gerekli aksiyonları almak üzere bu alanda çalışan paydaşların benimsedikleri yaklaşımları içerdiğini aktaran Dr. Karanfil, amaçlarını ise şu sözlerle açıkladı:

 

“Paris İklim Anlaşması’nın yüklediği sorumluluklar dışında, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından açıklanan On Birinci Kalkınma Planı’nda (2019-2023) daha verimli ve kendi enerjisini üreten binaların yaygınlaştırılacağı belirtildi. Deklarasyona imza veren paydaşların merkezi yönetimden beklentileri; 2053’e kadar bina sektörünün karbonsuzlaştırılmasına yönelik ulusal yol haritalarının geliştirilmesi ve bu konuda yasal düzenlemelerdeki eksikliklerin giderilmesidir.”

Karanfil, söz konusu deklarasyonun imzacılarının, yeni binaların 2030’a, tüm binaların ise 2053’e kadar Net Sıfır Enerji Bina olması için oluşturulacak stratejik plana katkıda bulunmayı benimsediklerini belirtti.

12 maddelik deklarasyon web sitesinde imzaya açıldı. Karanfil, deklarasyonun ZeroBuild Summit’22 açılış oturumunda tüm kamuoyu ile paylaşılacağını vurgulayarak, yaşanası bir dünya için Sıfır Enerji Binalara dönüşümü destekleyen herkesi www.summit.zerobuild.org/tr adresinde yayınlanan deklarasyonu imzalamaya davet etti.

Sıfır Enerji Binalar ile Geleceği İnşa Et” Deklarasyonu’nun 12 maddesini şunlar oluşturuyor;

  1. “Türkiye’nin Sıfır Karbon Binalar İçin Yol Haritası”nın çıkarılmasına destek olmak.
  2.  Stratejik eylem planları hazırlamak / hazırlanmasına katkı sunmak.
  3. Sıfır Enerji Binaları yaygınlaştırmak üzere teşvik planları geliştirmek.
  4. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile 2053 Net Sıfır Hedefi’ne yönelik mevzuat çalışmalarına destek olmak.
  5.  Merkezi ve yerel yönetimlerin hazırlayacağı strateji ve eylem planlarına destek olmak.
  6. Sıfır Enerji Binalarla ilgili yeni teknoloji, ürün ve hizmet geliştirmek için başta üniversiteler olmak üzere konunun paydaşlarıyla birlikte AR-GE, bilgilendirme ve eğitim faaliyetlerine katkı sağlamak.
  7.  Binalarda enerji verimliliği ve emisyonlarla ilgili periyodik çalışmalar/raporlamalar yapmak.
  8.  Sıfır Enerji Binalar ve binalarda enerji verimliliği ile ilgili farkındalığı artırmak üzere tüketici odaklı eğitimler düzenlemek.
  9.  Sıfır Enerji Binalar ile ilgili iletişim çalışmaları yapmak.
  10.  Her kurum ve kuruluşun kendi bünyesindeki binalar için enerji ve CO2 emisyonlarını azaltma hedeflerini belirlemek.
  11.  Sürdürülebilirlik Faaliyet Raporlarını yıllık olarak yayınlamak.
  12. Bina sektöründe Sıfır Enerji Binalar için uluslararası standartlarda malzeme üretimine ve
    geliştirmesine ağırlık vermek.

Erdoğan’dan Osman Kavala açıklaması: Mahkemelerimizi tanımayanları biz tanımayız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ukrayna ziyareti öncesi Esenboğa Havalimanı‘nda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi‘nin oy çokluğuyla Osman Kavala dosyasının AİHM’e havale edilmesi kararıyla ilgili soruyu da yanıtlayan Erdoğan, “Bizim mahkemelerimizi tanımayanları biz tanımayız” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kararı, “Özellikle Türkiye’nin başta ilk derece mahkemeleri olmak üzere açık ve net söylüyorum bizim mahkemelerimizi tanımayanları biz tanımayız. Bizim mahkemelerimizin bu konuda vermiş olduğu bir karar var. Bu konuda AİHM ne demiş, Avrupa Konseyi bu konuda ne demiş bu da bizi çok ilgilendirmiyor. Biz kendi mahkemelerimize saygı duyulmasını bekliyoruz, bu saygıyı duymayanlara da kusura bakmasınlar bizim saygımız olmayacaktır” sözleriyle değerlendirdi.

Ne olmuştu?

2013’te Taksim Gezi Parkı’nda başlayan ve Türkiye geneline yayılan olaylarla ilgili dava, 8 yıl sonra sil baştan, üstelik torba dava halinde yeniden görüldü. Gezi’yi organize ettikleri iddia edilen aralarında tutuklu Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’nın da bulunduğu 16 sanık hakkındaki beraat kararının bozulmasından sonra dava torba davaya dönüştü.

Kavala’nın serbest kalmasını engellemek amacıyla daha önce tahliye edildiği, Türkiye’nin AİHM’de mahkum edilmesine yol açan iddialar, Türk Ceza Kanunu’ndaki farklı maddelerden yeniden dava konusu yapıldı. Bu dava, Gezi davası ile birleştirildi. Altı yıl önce beraatle biten Çarşı davası da Yargıtay tarafından bozuldu ve bu dosya da Gezi davasına eklendi. Böylece, Gezi davası, her biri daha önce yargılama konusu yapılan, iddiaları defalarca tartışılan ayrı dosyaların birleştiği bir torba dava haline geldi. Mahkeme heyeti avukatların dosyaların ayrılması talebi dahil tüm taleplerini reddetti. Bunun üzerine Çarşı avukatları duruşmadan çekilme kararı alarak salonu terk etti. Salonda bulunan seyirciler de avukatlara alkışlarla destek verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın kendisi hakkında “Soros artığı” ifadesini kullanmasının ardından duruşmalara katılmayacağını duyuran Osman Kavala 26 Kasım’daki duruşmaya katılmadı. Geçtiğimiz duruşmada hukuki durumda değişiklik olmadığı gerekçesiyle Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verildi.

Avrupa Komisyonu 19 Ocak’a kadar süre tanımıştı

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala kararını yerine getirmediği için yaptırımlarla karşı karşıya. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, ‘ihlal prosedürü’nü başlatma kararı almıştı.

Üçte iki çoğunluk sağlanması halinde Türkiye’ye yaptırıma varacak bir süreç başlamış olacak. Bu durumda Türkiye, Azerbaycan’dan sonra bu prosedüre tabi tutulan ikinci ülke olacak.

Avrupa Konseyi ihlal prosedürünü başlattı

Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin (AİHM) “hak ihlali var, derhal serbest bırakılmalı” kararına ve yapılan sayısız uyarıya rağmen tahliye etmediği Osman Kavala dosyasını görüşen Avrupa Konseyi’nin icra organı Bakanlar Komitesi, ihlal prosedürünü başlattı.

AİHM kararlarının icrasını denetleyen Komite’nin Osman Kavala dosyasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gönderilmesine ilişkin oylama sonucu aldığı ara karar, oy çokluğuyla kabul edildi.

Prosedür Türkiye’ye karşı ilk, Avrupa Konseyi tarihinde de ikinci ihlal uygulaması olarak (ilki Azerbaycan için alınmıştı) tarihe geçti.

2021’de farklı doğal afetlerin sayısı arttı

Gazi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Özmen, doğa kaynaklı afetlerin sayısı, şiddeti ve yarattığı hasarların, son yıllarda hem iklim krizine hem de hızlı nüfus artışı, çarpık kentleşme, yanlış yer seçimi, risk azaltma çalışmalarının etkin uygulanıp uygulanmaması gibi birçok farklı nedene bağlı olarak hem dünyada hem Türkiye’de hızla arttığını söylüyor.

Türkiye’nin son yıllarda başta deprem olmak üzere, sel, orman yangını, heyelan, çığ, hortum, fırtına, kuraklık, aşırı sıcak havalar, yoğun kar yağışı, kum fırtınası, obruk ve kaya düşmesi gibi afetlerle yoğun olarak karşı karşıya kaldığını belirten Özmen, şunları kaydetti:

“2021, orman yangınlarından sellere, müsilajdan (deniz salyası) fırtınaya kadar son yılların en farklı doğal afetlerinin meydana geldiği bir yıl oldu. Geçen yıl ülkemizde orman yangınları ve sel başta olmak üzere çok sayıda afet yaşandı. Bu afetlerin en önemlisi, 28 Temmuz’da başlayıp, 10 Ağustos’a kadar süren Antalya’da Manavgat, Muğla’da Marmaris, Milas, Bodrum’da yaşanan 133 bin hektar orman ve 26 bin hektar tarım alanındaki yaşamın yok olmasına, 9 kişi ve milyonlarca canlının hayatını kaybetmesine neden olan Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangınlarıdır.”

Afetlerde 127 kişi hayatını kaybetti

Doç. Dr. Bülent Özmen, geçen yıl yaşanan bir diğer büyük afetin de 11 Ağustos’ta meydana gelen 82 kişinin hayatını kaybetmesine, 228 kişinin yaralanmasına ve 16 kişinin kaybolmasına neden olan Kastamonu, Sinop ve Bartın‘da yaşanan seller olduğunu anımsattı.

Artvin ve Rize‘de 22 Temmuz’da meydana gelen seller, 11 Şubat’ta Çeşme‘de yaşanan hortum ve 29 Kasım’da başta İstanbul olmak üzere Marmara Bölgesi’ndeki fırtınanın 2021’in diğer önemli afetleri arasında sayılabileceğini aktaran Özmen, şöyle konuştu:

“Türkiye’de 2021’de meydana gelen doğa kaynaklı afetler nedeniyle 127 kişi hayatını kaybetti, 672 kişi yaralandı. Bunların yüzde 89’u sel, yüzde 7’si orman yangını ve yüzde 4’ü fırtına nedeniyle yaşamlarını yitirdi. Yaralanmaların ise yüzde 54’ü orman yangını, yüzde 34’ü sel, yüzde 8’i fırtına, yüzde 3’ü hortum ve yüzde 1’i deprem nedeniyle gerçekleşti.”

2021 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında orman yangınları, Şubat ve Ağustos’ta seller, Kasım’da depremler, Mayıs, Kasım ve Aralık’ta şiddetli fırtına ve rüzgar, Şubat ve Aralık’ta da hortumun etkili olduğunu anlatan Özmen, bunların yanı sıra çok sayıda heyelanın meydana geldiğini söyledi. Özmen, “2021 yılında meydana gelen afetlere baktığımızda en fazla afetin Şubat, Mart, Mayıs, Temmuz ve Ağustos aylarında meydana geldiği görüldü” diyor.

‘Risk azaltma odaklı çalışmalar bir plan kapsamında yürütülmeli’

Özmen, geçen yıl yaşanan kuraklık nedeniyle Van Gölü, Tuz Gölü, Acı Göl ve Meke Gölü’ndeki çekilmeler ile Marmara’da yaşanan müsilaj tehdidine de dikkati çekti.

Olası bir afet tehlikesinden, afete maruz kalma olasılığı olan kişilerin, yerleşim yerlerinin hiç etkilenmemesi veya en az şekilde etkilenmesi için mutlaka afet yönetiminin etkili bir şekilde uygulanması gerektiğine dikkati çeken Özmen, “Afet yönetimi çalışmalarının da afet yönetiminin risk yönetimi (zarar azaltma ve hazırlık) ve kriz yönetimi (müdahale ve iyileştirme) aşamalarını kapsayacak şekilde, risk azaltma odaklı yapılması gerekir. Risk azaltma odaklı çalışmalar ise bir plan kapsamında yürütülmelidir” dedi.

‘İl Afet Risk Azaltma Planları etkin bir şekilde uygulanmalı’

Bu kapsamda Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından 2021 sonu itibarıyla bütün iller için İl Afet Risk Azaltma Planları’nın hazırlanmış olmasının çok önemli bir gelişme olduğuna işaret eden Özmen, şunları kaydetti:

“Afet Risk Azaltma Planı, afetlerin olası etkilerini ortaya koyan ve bu etkileri en aza indirebilmek için afetler olmadan gerçekleştirilmesi gerekenleri bir süreç dahilinde tarif eden, sorumluları ve sorumlulukları tanımlayan, sürdürülebilir bir plandır. Afet risklerini azaltma planlamasında temel amaç sürdürülebilir, güvenli ve afete dirençli toplum ve yerleşim alanları oluşturmaktır. Yaşanması olası büyük bir afette meydana gelebilecek can ve mal kayıplarını minimum seviyeye indirebilmek için İl Afet Risk Azaltma Planlarının etkin bir şekilde ve burada belirtilen eylemlerin de ilgili kurum kuruluş ve yerel yönetimler tarafından eksiksiz olarak uygulanması gerekmektedir. Bu eylemlerin uygulanabilmesi için mutlaka ek bütçeler yaratılmalı ve gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.”

Ocak ayında Amazonlarda orman tahribatı rekoru kırıldı

Brezilya Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü‘nün (INPE), ormansızlaşmanın önüne geçmek için kurduğu Ormansızlaşmanın Gerçek Zamanlı Tespiti (DETER) verilerine göre, Amazonlar’da 1-21 Ocak’ta 360 kilometrekarelik yeşil alanın tahrip oldu.

Bu, DETER sisteminin kurulduğu 2015 yılından bu yana ocak ayında görülen en yüksek orman tahribatı. Bölgede ocak 2021’de 83, ocak 2020’de de 283 kilometrekare ormansızlaşma tespit edilmişti.

Çevreci grupların oluşturduğu İklim Gözlemevi‘nden Claudio Angelo,  “Tüm ayın yağışlı geçtiği, yılın en yağışlı aylarından biri olan ve genelde en düşük ormansızlaşma ortalamasına sahip olan bir ocakta bu kadar yüksek orman tahribatı görüyorsak bu çok endişe verici bir işarettir” dedi.

Çevre örgütleri, 2022nin, aşırı sağcı Devlet Başkanı Jair Bolsonaro‘nun 2019’da göreve başlamasından bu yana ormansızlaşmanın arttığı Brezilya Amazonları için bir başka yıkıcı yıl olmasının yüksek bir risk olduğuna dikkat çekiyor.

Bu, korunan yağmur ormanı arazilerini tarım işletmeciliğine ve madenciliğe açmaya zorlayan Bolsonaro yönetimindeki üst üste üçüncü artış.

Brezilya’nın yüzde 59’una denk gelen Amazonlar’da, Ağustos 2020-Temmuz 2021 aralığında görülen, neredeyse Karadağ‘ın yüz ölçümüne eşit olan 13 bin 235 kilometrekarelik ormansızlaşma, son 15 yılda 12 aylık dönemde görülen en yüksek kayıp olarak kayda geçmişti.

Jair Bolsonaro, küresel ısınmanın hızını yavaşlatan hayati bir karbon deposu olan  Amazon’un artan yıkımı nedeniyle hem ülke içinde hem de uluslararası tepki görüyor.

İklim Gözlemevi salı günü, Brezilya’nın devlete bağlı çevre koruma ajansı Ibama‘nın 2021’de uygulama bütçesinin sadece yüzde 41’ini harcadığını açıklamıştı.

Bolsonaro yıkımı

Amazon yağmur ormanlarındaki yıkımın ölçeğini kesin olarak tespit etmek  oldukça zor. Özellikle Bolsonaro yönetimindeki Brezilya’da sığır otlatma ve soya ekimi için her 1 dakikada bir futbol sahası büyüklüğündeki ormanlık alanın yok edildiği belirtiliyor.

2019 yılında meydana gelen  son on yılın en büyük yangınları ise tahribatı çok daha büyük ölçeklere çıkardı. O dönem Brezilya medya organlarında alan açmak için çiftçilerin çıkardığı yangınların, felaketin başlama vuruşu olduğu yönünde haberler çıkmıştı.

Çevreci gruplar da yangınları hükümetinin Amazonlar’ı endüstriyel tarım, madencilik ve kerestecilikle ekonomik faaliyete açma politikasına bağlıyor, Brezilya liderinin bu çabalarının tarım ve çiftlik arazisi açmak için ormanların yakılmasını teşvik ettiğini söylüyor.

Bolsonaro’nun Ocak 2019’da  iktidara gelmesinden sonra çevre tahribatı konusunda kesilen cezalar da önemli oranda azaldı. Brezilya liderinin görev süresi boyunca ülkede ormansızlaşmanın üç kattan daha fazla arttığı tahmin ediliyor.

 

Ocak’ta 26 kadın öldürüldü; 28 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun yayınladığı rapora göre, Ocak ayında 26 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 28 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu.

Rapora göre, Ocak ayında öldürülen 26 kadının 13’ü evli olduğu erkek, beşi tanıdık, üçü eskiden birlikte olduğu erkek, ikisi oğlu, biri birlikte olduğu erkek ve biri de akrabası tarafından öldürüldü. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 58’i evlerinde öldürüldü. Kadınların yüzde 50’si ateşli silahla öldürüldü.

‘Şüpheli ölümler bir an önce açığa çıkarılmalıdır’

Platform tarafından yapılan açıklamada, “Ocak ayında öğrendiğimiz 28 kadının şüpheli ölümleri bir an önce açığa çıkarılmalıdır. Yapılacak şey bellidir; İstanbul Sözleşmesi fesih kararı geri çekilmeli, 6284 sayılı koruma kanunu ve İstanbul Sözleşmesi tüm kurum ve kuruluşlarla beraber etkin ve bütünlüklü uygulanmalıdır. Şüpheli kadın ölümlerinin soruşturmaları dikkatli bir şekilde incelenmeli ve hızlıca sonuçlandırılmalıdır” denildi.

Yıllık enflasyon TÜİK’e göre yüzde 48,69 ENAG’a göre yüzde 114,87

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ocak ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. TÜİK verilerine göre aylık enflasyon yüzde 11,1 oranında artış gösterdi. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) verileri ise TÜİK verilerinin aksine daha yüksek bir orana işaret ediyor. ENAG verilerine göre, ocak ayı enflasyonu, yüzde 15,52 arttı.

ENAG verilerine göre; TÜİK alt grupları gösterge olarak alındığında en az aylık artış yüzde 4,13 ile giyim ve ayakkabıda en fazla yükseliş ise yüzde 34,28 ile konut kaleminde gerçekleşti.

En yüksek artış elektrik yakıt ürünlerinde

ENAG’a göre aylık en fazla düşüş yaşanan grup yüzde 6,71 ile kırtasiye olurken en fazla yükseliş görülen grup ise yüzde 73,82 ile elektrik yakıt ürün grubu oldu.

EN
ENAG Ocak 2022 enflasyon göstergeleri

TÜİK’e göre yıllık artış yüzde 48,69 ENAG’a göre; yüzde 114,87

ENAG verileri E-TÜFE’deki 12 aylık artış oranının yüzde 114,87 olduğunu ortaya koydu. TÜİK verileri ise yıllık bazda enflasyonun yüzde 48,69 olduğunu gösterdi.

TÜİK verileriyle yıllık enflasyon artışı

TÜİK verilerine göre; yıllık en düşük artış yüzde 10,76 ile haberleşme ana grubunda gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu diğer ana gruplar sırasıyla yüzde 18,67 ile eğitim, yüzde 25,32 ile giyim ve ayakkabı ve yüzde 28,63 ile sağlık oldu.

TÜİK verilerine göre harcama gruplarına göre yıllık değişim oranları

TÜİK verileri bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana grupların ise sırasıyla, yüzde 68,89 ile ulaştırma, yüzde 55,61 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 54,53 ile ev eşyası olarak gösteriyor.

Nilüfer Çayı’nda ‘kalite kodu değişikliği’, suyu temizledi!

Haber: Eylem YILMAZ

*

Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın “Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği’nde Değişiklik yapılmasına Dair Yönetmeliği” 2021 yılında yapılan bir değişiklikle su kalite sınıfı renk kodlarından “çok kirlenmiş su”ya karşılık gelen ve “kırmızı” renkle ifade edilen 4. sınıf su kalitesi, ilgili tablodan çıkarıldı.

Bursa Su Kolektifi, zaman zaman siyah ve mor renkte akan Nilüfer Çayı‘nın da yapılan değişiklikle 3. Sınıf (orta) kalitede su olarak sınıflandırıldığını belirterek analiz sonuçlarının bunun aksini kanıtladığına dikkat çekiyor.

Kolektif, yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “Kirletici parametreler için ulusal çevresel kalite standardı(ÇKS) değerlerinin Bakanlıkça belirleneceği ve herhangi bir kirletici ve/ve ya öncelikli maddeye ait tekil izleme verisi bakımından maksimum izin verilebilir çevresel kalite standardı (MAK-ÇKS) ile karşılaştırılacağı ifadelerinin yer aldığı su kütlesinin nihai durumu orta seviyeye (kirli su) düşürülür ibaresi ile durumun vahametinin sözel dönüşlerinden başka bir şey ifade etmemektedir. Bahse konu yönetmelik değişikliğiyle Bursa ve diğer kentlerdeki kirlilik kriterleri için değerler III. sınıf-orta kalite sınıfı ile sınırlandırılmış olup böylece çok kirli tanımı ortadan kaldırılarak çok kirli sular yok sayılmıştır”

page2image42448960
page3image43045760page3image42282048

Kolektif’ten Çevre Mühendisi Sultan Gülsün, yapılan değişikliğin ve çalışmaların şeffaf olmadığını belirterek, “Bu şekilde biz suyun çok kirli olup olmadığını bilemeyeceğiz. Çünkü hep orta kalite olarak geçecek” diyor:

“Düzenlemeden önce Nilüfer Çayı dördüncü sınıf olarak çok kirli sular kategorisinde yer alıyordu. Bu suyun her hangi bir yerde kullanımı mümkün değildi. AB’nin Su Çerçeve Direktifi‘ne göre uyumlandırıldığı için yönetmeliğin değiştiği belirtiliyor. Bu kapsamda üçüncü sınıf yani orta kalite su olarak derecelendirildi. Böylece uygun arıtım yapıldıktan sonra bu suların kullanımının önü açıldı. Fakat şöyle bir problem var, orta kalitedeki bir suyun parametresine baktığımızda, örneğin 50 ppm’den yüksek değerler için orta kalite geçiyor ama Nilüfer Çayı’nın her hangi bir noktasından alınan örnek ölçüldüğünde 400 ppm çıkabiliyor. Bu dokuzuncu ay yapılan ölçümün sonucudur. Sekiz kat fark çıkıyor.

Yönetmelikte de şöyle bir ifade geçiyor: ‘Kimyasal kirleticilerin değerleri yüksek olsa bile ekolojik tanımı yani kalite sınıflaması çok iyi, iyi ve orta olduğu için sadece bu üç sınıfa göre değerlendirilir.’ Bu su ‘orta kalitede’ bir su diyor. Hayır, bu su, kirli bir su. Biz de bu yönetmelik değişikliğiyle beraber aslında bir arıtma, bir iyileştirme gerçekleştirilmeden çok kirli sular için orta kalite ifadesinin gelmesini eleştiriyoruz. Yönetmelikte orta kalite derecelendirmesinin yanına kirli su diye de yazılmış. Kirlenmiş bir su, orta kalite olarak geçiyor.

Yine yönetmelikte Bakanlık şöyle bir ifade kullanıyor: ‘Yüksek değerler için asgari olarak orta kaliteye düşürülecektir.’ Düşürülmesi için sorumluluklarının olduğunu söylüyor. Fakat baktığımızda düşürülmemiş oluyor. Üçüncü sınıf derecelendirmesi çok şeffaf olmamış oluyor. Biz çok kirliden orta kaliteye geçtiğini anlayamayacağız. Suyun çok kirli olup olmadığını bilemeyeceğiz. Çünkü hep orta kalite olarak geçecek. Bu suyun standardize bir şekilde denetlenmesi gerekiyor. Yapılan bu çalışmaların ve bu yönetmeliklerin şeffaf olmadıklarını düşünüyoruz.”

Bursa Su Kolektifi üyesi Caner Gökbayrak ise sorularına yanıt alamadıklarını söylüyor. “Eğer üçüncü derece kirliyse, bu su neden kirli akıyor? Kirliliği azaltmak, firmaların üzerine gitmek yerine böyle Alicenaplıklar yaparak göz boyamış oluyorlar” diyor:

“BUSKİ’nin sitesinde normalde deşarj edilen noktanın kirlik derecesi ölçülür ve yazılır. Diğer belediyelerde de böyledir. BUSKİ’nin sitesinde biz şunu gördük. Dördüncü düzey görünen su değeri üçüncü düzey gösterilmişti. Altında yönetmelik değişikliği nedeniyle bu değerin verildiği yazıyordu. Bu şekilde yönetmelik değişikliğini fark etmiş olduk. Biz de geç fark ettik. Diğer akademik odalar da bunu fark etmemişler. Bir dava konusu olmamış. AB mevzuatına uyum olarak lanse ediliyor ama AB mevzuatındaki nitelikler sağlanmıyor.

Su derece değiştirilerek temizlenmez. Ne yazık ki sadece Nilüfer Çayı değil, Türkiye’nin çoğu deresi, akarsuyu bu şekilde çok kirli akıyor. Biz her ay Çevre ve Şehirlik İl Müdürlüğü önünde basın açıklaması düzenliyoruz. İki ay önceki basın açıklamamızda şunu sorduk. Nilüfer Çayı’nın dördüncü düzey kirliliği her yerde yazıyor. Gerekli denetimi yaptınız mı? Şirketlerin suyu arıttıktan sonra deşarj ettiğine inanıyorsanız o zaman firmalar için tanınan sınır değerler, ÇED raporunda geçen sınır değerlerin yüksek olduğu anlamına gelir. Bu konuda bakanlığa geri bildirim yaptınız mı? Bunu bilgi edinme hakkı kapsamında da sorduk. Halen yanıt vermediler. Eğer üçüncü derece kirliyse bu su neden kirli akıyor? Kirliliği azaltmak, firmaların üzerine gitmek yerine böyle alienaplıklar yaparak göz boyamış oluyorlar. Suyun kirliliği derece düşürerek düzelmeyecek. Bunun için gerekli denetimlerin yapılması lazım.”

Nilüfer Çayı, Bursa’nın önemli bir yerüstü su kaynağı. Çarpık ve kontrolsüz sanayileşme ve evsel atıklar nedeniyle yaklaşık 35 yıldır kirli akıyor. Arıtma tesisi olan işletmelerin arıtma tesislerini düzenli çalıştırmamaları, ek olarak Bursa Ovası’ndaki tarım arazileri üzerinde bulunan sanayi kuruluşlarının atık sularını doğrudan Nilüfer Çayı’na deşarj etmeleri ile kirlilik düzeyi arttı. Dönem dönem siyah aktığı da görülen Çay’ın orta kalite su düzeyine çekilmesine Doğa Derneği‘nden Murat Demir de itiraz ediyor.

Nilüfer Çayı’nın kirletilmesini engellemek için çalışmalar yürüten Demir, çaya temas eden insanlarda cilt sorunları oluştuğunu, bölgeden alınan sütlerde ağır metal tespit ettiklerini hatırlatarak, “Bütün bu sanayinin ve nüfusun evsel atık kirliliği Nilüfer Çayı’na deşarj ediliyor. ‘Arıtılarak’ kısmı da tartışılır. Çünkü ne biyolojik ne de kimyasal arıtma tesisi var. 30 yıldır Nilüfer Çayı siyah akıyor. “Burada çok fazla ruhsatsız ve geçici ruhsatla çalışan fabrikalar var. Denetleme yok. Atığını en yakın dereye deşarj ediyorlar. Şu an Bursa’da çok kontrolsüz ve denetimsiz bir sanayi kitlesi var. Bunlar Nilüfer Çayı’nı aralıksız kirletmekte” diyor.

AB Su Çerçeve Direktifi nedir?

Bakanlık, değişikliği AB Su Çerçeve Direktifi ile uyumlu hale getirilmesi için gerçekleştirdiğini belirtiyor. Peki, AB Su Çerçeve Direktifi nedir?

AB Su Çerçeve Direktifi (2000/60/EC), Avrupa Birliği’ndeki tüm su ortamlarının (kıta içi sular, sulak alanlar, kıyı suları ve yeraltı suları) kalitesini korumayı ve iyileştirmeyi belirli bir takvim çerçevesinde hedef alan ve buna ulaşmak için havza bazında yönetim, katılımcılık, suyun gerçekçi bir biçimde fiyatlandırılması, sınıraşan suların yönetiminde koordinasyon gibi ilke ve unsurları içinde barındıran ve üye devletler nezdinde bağlayıcılığı bulunan yasal bir düzenlemedir.

 Direktifin amacı nedir?

Direktifin başlıca ilkesi suyu “bir ticari ürün değil, aksine korunması, savunulması ve gereğince davranılması gereken bir miras” olarak tanımlamaktadır. Direktif, bu temel ilkeden hareketle yeni ve bütüncül bir yaklaşım öngörülüyor (Madde 10). Avrupa’daki bütün suların korunması ve durumlarının iyileştirilmesi amaçlanıyor. Direktif, farklı sektörler için farklı politikalar geliştirmekten çok, Avrupa su politikasını tek bir yasal çerçeveye oturtuyor. Dolayısıyla, su durumu değerlendirmesine bütüncül ve ekolojik bir bakış açısı getiriyor.

Direktifin değindiği temel kavramlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Nehir havzası planlaması,
  • Nehir havzaları bölgesi’ yaklaşımı
  • Entegre su yönetimi
  • Tehlikeli maddelerin yarattığı kirliliğin önlenmesi
  • Halkı bilgilendirme ve istişare
  • Ekolojik durum
  • Sürdürülebilir su kaynakları
  • Tehlikeli atıklar
  • Ekonomik analizler
  • Finansal enstrümanlar
  • Maliyetin karşılanması

Bakanlığın yönetmelik değişikliğinin kapsamı

Resmi Gazete‘de 16 Ocak 2021 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmeliğe göre, belirli kirleticiler için çevresel kalite standartları ulusal düzeyde Bakanlıkça belirlenecek.

Yer üstü su kaynaklarında iyi su durumuna ulaşılabilmesi için söz konusu kirleticiler ve öncelikli maddeler için verilen çevresel kalite standartları sağlanacak.

Herhangi bir belirli kirletici ve/veya öncelikli maddeye ait tekil izleme verisi ise maksimum izin verilebilir çevresel kalite standardı (MAK-ÇKS) ile karşılaştırılacak.

Su kütlesinin nihai durumu, ekolojik ve kimyasal durumlarının birlikte değerlendirilmesi neticesinde tespit edilecek. Durum tespitinde belirleyici olan ekolojik durum olacak. Kimyasal kalite parametreleri izleme neticelerinin, çevresel kalite standartlarını aşması halinde tespit edilen kimyasal durum, nihai durumu asgari orta seviyeye düşürecek.

Yer üstü su kütlelerinin nihai durumu ile ekolojik ve kimyasal durumlarını gösteren haritalar Bakanlıkça hazırlanacak.

Baraj göllerinde minimum su kotundaki rezervuar alanının Bakanlıkça özümleme kapasitesi belirlenene kadar, en fazla yüzde 3’üne kadar alanda Bakanlığın uygun görüşüyle balık yetiştiriciliği tesislerinin kurulmasına izin verilecek.

Göl, gölet ve baraj göllerinin trofik seviyeleri istenen sınıflandırmaya göre belirlenecek.

Su kalite sınıfı renk kodlarından “çok kirlenmiş su”ya karşılık gelen ve “kırmızı” renkle ifade edilen 4. sınıf su kalitesi, ilgili tablodan çıkarılacak.

Yurtiçi Kargo eylem yapan çalışanlarına ‘kötü niyetli küçük bir grup’ dedi

Covid-19 pandemisi süresince çevrimiçi alışverişin artmasıyla birlikte en çok ihtiyaç duyulan çalışma grupları arasında yer alan kurye ve depo çalışanlarının düşük ücretlere isyanı devam ediyor.

Kontak kapatan Yurtiçi Kargo çalışanları da hak arayışlarına devam ederken dün gece şirket tarafından yapılan açıklamada eylemdeki işçiler için “kötü niyetli küçük bir grup” ifadeleri kullanıldı.

Kargo şirketi tarafından yapılan açıklamada, “Son iki gündür kötü niyetli küçük bir grubun ortaya attığı iftiralar, bizi konu ile ilgili hukuki bir önlem almaya yöneltmektedir. İlgili kişiler, ne dağıtım faaliyetlerinde yer alan tedarikçilerimizi ne de personelimizi temsil etmektedir. Ayrıca dile getirdikleri iddialar gerçekleri çarpıtmaya yöneliktir” ifadeleri kullanıldı.

Yurtiçi Kargo çalışanları şirket tarafından yapılan açıklamaya Twitter üzerinden şöyle yanıt verdi:

Ne olmuştu?

24 Ocak’ta Trendyol Express çalışanları, yüzde 11’lik zamma boyun eğmeyerek eylem başlatmıştı. Ardından kontak kapatan kuryeler, 3 günlük iş bırakma eylemiyle birlikte yüzde 38,8 zammı sağlamıştı. Sektörün diğer çalışanlarına örnek olan bu eylemliliğin sonrasında Aras Kargo, Sürat Kargo, Yurtiçi KargoScotty, Dijitürk, Yemeksepeti, Hepsijet ve Banabi çalışanları üst üste eylem kararı aldı ve kontakları kapattı.