İklim için Kadınlar

Aşağıdaki fotoğraf 2014’ün Eylül ayında New York’ta gerçekleştirilen Halkın İklim Yürüyüşü’nden. 

İklim değişikliği ile mücadele aynı zamanda bir sosyal adalet mücadelesi; çünkü sonuçlarından en çok etkilenen topluluklar, iklim değişikliğine etkisi en az olanlar. Bu yüzden, halkların iklim yürüyüşlerinde eylemciler, iklim değişikliğinden en fazla etkilenenleri en öne alarak sıralanıyorlar:  Yerli halklar, mülteci ve göçmenler, sendika ve çevreci örgütler… 400.000’nin üzerinde iklim eylemcisi, o yıl dünya liderlerine “Laf değil; Eylem”çağrısında bulunmuştu.  Yürüyüşe katılan Ömer Madra,Türkiye’ye döndüğünde yazdığı İlginç Zamanlar yazısında uluslararası iklim hareketinin doğuşuna şahitlik ettiğimizi yazmış, “Halkların İklim Yürüyüşü, kritik kitleyi bulur ve büyük bir iklim hareketine dönüşmeyi başarırsa, o zaman, söz konusu dev enerji, silah, kimya şirketlerinin muazzam para ve gücüne karşı koyacak momentumu yakalamış olacağız” demişti. 

Bugünden geriye doğru bakarsak, halkların iklim yürüyüşlerine katılan bütün topluluklar,Madra’nın ifade ettiği anlamda iklim hareketinin kritik kitleye ulaşmasına dair ciddi mesajlar verdiler, veriyorlar. Sadece bu yıl içerisinde,

  • Fransa’daki işçiler akaryakıt zammına yaptıkları protestolarla karbon vergisinin sorumluluğunun gerçek kirleticilerden ezilenlere transfer edilemeyeceğini gösterdi.
  • Avusturalya’da ilk gençlik çağlarını yaşayan çocuklar, İsveç’li iklim aktivisti Greta Thunberg’in çağrısıyla, iklim değişikliğini durdurmak için hiçbir şey yapmayan yetişkinlerin sorumsuzluklarının bedelini ödemeye niyetli olmadıklarını bütün dünyaya duyurdular.

İklim değişikliğinden etkilenen yerli halklardan; şehirli, çalışan sınıflara kadar hareketin her kademesinde kadınlar var. Çünkü kadınlar, iklim değişikliğinin sonuçlarından gezegenin farklı yerlerinde farklı biçimlerde etkilenirken, toplumsal cinsiyet rollerinden dolayı bu etkilerle başa çıkma konusunda erkeklere göre dezavantajlı durumdalar. Bununla beraber, Birleşmiş Milletler’in geçen yıl yayınladığı raporda gösterdiği üzere bütün seviyelerde erkeklerin karbon ayak izi daha yüksek.

Kadınlar iklim değişikliğinin sonuçlarından her adımda etkileniyor ve hareketin her alanında mücadele ediyorlar. Dolayısıyla karar alma süreçlerinde de her alanda ve her adımda yer almaları gerekir.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’ndaki kadınların katılım oranları nelere işaret ediyor?

Şu anda Polonya’nın Katowice kentinde devam etmekte olan Taraflar Konferansı’na katılan tüm ülkelerin toplam delegelerinin cinsiyet oranı %63 erkek – %37 kadın oranında dağılıyor.

Geçen yıl Bonn’daki Taraflar Konferası’nda Yeşil Gazete muhabirlerinden Elif Cansu İlhan’ın Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) cinsiyet çalışmaları danışmanı Natalie Elwell ile yaptığı söyleşide Elwell, kadın katılımının nasıl olmaması gerektiğini örneklendirerek anlatmış,

“Kadınlara gelip burada kadınlar adına konuşun diyorlar, bu mantıksız. Kadınların tüm süreçlere dahil edilmesi gerekiyor. Mesela toplu taşıma üzerine çalışırken… Bir kadına gidip kalabalık bir durakta hiç toplu taşımada tacize uğradın mı diye soramazsınız ya da bir ülkeden bir kadını getirip o ülkedeki bütün kadınlar adına konuşmasını isteyemezsiniz.”

Elwell’in rapora dayanarak verdiği somut öneri, kadın katılımının karar alım süreçlerinin bütün aşamalarında en az yüzde otuz olması.Bunu gerçekleştirmeye yaklaşan bir ülke olup olmadığını bilmiyoruz ama Elwell şöyle söylüyor, “Ben yaşarken bu olur mu bilmem ama bir gün olacak.”

COP24’teki Türkiye delegasyonunda kadınların oranı %28. Elwell’in dikkat çektiği her aşamaya Türkiye’nin iklim alanında çalışan resmi kurumlarında baktığınızda, kadınların görünürlüğü açısından aşılacak daha çok engel olduğunu söyleyebiliriz, söylüyoruz.  

Geçtiğimiz ay Menekşe Kızıldere, Yeşil Gazete’deki makalesinde kadınların tarih boyunca ekolojik mücadelelerin aktörü olduğunu yazdı. Yaşam savunucusu kadınların başarı hikayelerini anlattı. Ve gezegeni kurtarma görevi de mi kadınlara verildi, diye sordu. Menekşe’nin sorusu meşru bir soru çünkü iklim değişikliği ile mücadele, bir sosyal adalet mücadelesi. Yani neden olmadığı bir sorunun sonuçlarını kadınlar, hayatlarının her alanında üstleniyorlar:  Güney Afrika’da su taşıma yolu 10 km. daha fazla uzuyor. Bangladeş’te göç etmek zorunda kalıyor. Katrina kasırgasından sonra New Orleans’da kadınların geliri %7 düşerken, çalışanları daha çok erkek olan inşaat ve satış sektöründeki gelirler %23 oranında artıyor.

Bu günlerde gerçekleşen iklim zirvesinden Ümit Şahin’in aktardığına göre, felaketlere uğrayan toplumlara destek aşamasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin gözetilmesi maddesi engellenmek istenebiliyor. Acaba kaç kadın vardı bu madde görüşülürken? Gördüğünüz gibi iklim değişikliğiyle mücadele, patriarkiyle – erkek egemenliği –  mücadeleye de dönüşüyor kendiliğinden.

Kadınların iklim hareketine verdiği mesaj da buradan geliyor, haklılıklarından. Kadınlar iklim değişikliğiyle mücadele biçimlerini, taleplerini ve eylemlerini; Menekşe’nin dediği gibi eşit haklar, eşit liderlik ve eşit üstlenilmiş yükümlülükle anlatmaları gerekir. İklim politikalarının değişmesine yönelik bu kritik kitlenin haklılığına karşı politikacılar, iklim meselesinde kadınların taleplerini geçiştiren ya da itibarsızlaştıran tutumlarından vazgeçmek zorunda kalacaklardır.  Ve buna ömrü yetmesi için harekete geçen kadınlar biliyorum, tanıyorum.

***

İlginç Zamanlar makalesine geri dönüyorum tekrar. Hint kökenli politikacı Kshama Sawant’tan alıntı yapmış Ömer Madra. “Şiddete başvurmayan radikal militan bir iklim hareketine ihtiyacımız var ve onu kuracağız” demiş Sawant. 

Amerikan halkı, kadınları meclise taşıyarak Washington’da gerçekleşen büyük kadın yürüyüşleri, #metoo ve #timeisup hareketlerine şimdiye kadar ne yapıyorsanız iyi yapıyorsunuz, yapmaya devam edin dedi. Meclise seçilen en genç kadın vekil Alexandria Ocasia – Cortez, iklim değişikliğiyle mücadelenin bizim kuşağımızın sivil haklar hareketi olduğunu söyledi.

YeşilGazete’den de okuduğunuz gibi Greta COP24’te muhteşem bir konuşma yaptı. Dünyakurallarına göre oynayarak kurtarılacak aşamayı çoktan geçti, dedi.

Sawant hareketin bugünü için ne derdi bilemiyoruz ama şöyle bariz bir durum olduğunu onaylar sanıyorum: daha fazla Alexandra, Kshama, daha fazla Greta…

Kaynaklar:

.

Bahar Topçu