Manşetİklim KriziKöşe YazılarıKültür-SanatYazarlar

[Krizler Çağı ve karşılık verebilme yeteneğimiz] Bana bırakacağınız gelecek…

Bu yıl, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü kapsamında kız çocuklarının iklim krizindeki rolüne dair bir sergi hazırlandı. İstanbul Kadın Müzesi, Meral Akkent küratörlüğünde iklim krizi ve kız çocukları tarihinin belgelenmesi açısından farklı içerik ve aktiviteleri kapsayan bir sanal sergi projesi gerçekleştirdi.

Gelecek için Cumalar (Fridays for Future Turkey), Koşan Kaplumbağa Anaokulu ve Ammonite Digital Art Galery’nin işbirliği ile gerçekleşen “Bana Bıraktığınız Gelecek: Kız Çocukları ve İklim Krizi” sergisi Türkiye’deki iklim aktivisti kız çocuklarının iklim krizine yaklaşımlarını ele alıyor. Serginin Schneidertempel Sanat Merkezi’ndeki fiziksel ayağı 9 – 25 Ekim tarihlerinde ziyaret edilebildi.

İstanbul Kadın Müzesi’nin kalıcı sanal sergilerinden biri haline gelen içeriğine ise yine web sitesinden dilediğiniz zaman ulaşabilme imkânımız var. Sanal serginin kapsamı genel olarak,

  • 28 iklim aktivisti genç kız çocuklarının metinleri,
  • Ammonite Galeri bünyesindeki sanatçıların metinlere dair ürettiği özgün sanat eserlerinin reproduksiyonlarını,
  • Gene aynı metinler bağlamında, Koşan Kaplumbağa Anaokulu’ndaki miniklerin duygularının cizimleri,
  • Eda Çağıl Çağlarırmak’ın illüstrasyonları,
  • Projeye katkı sunan Akgün İlhan, Rana Göksu, Hande Aydın gibi akademisyenlerin yazıları,
  • Aktivist kız çocuklarının mesajlarında dikkat çektikleri konularla bağlantılı bilgiler, günlük yaşam ve çevre krizi arasında ilişki kuran istatistikler, anketler ve video linkleri,
  • Çevrimiçi aktivitelerden oluşuyor.

Bütün bu içerik, farklı katkılarla zenginleştirilerek İngilizce ve Türkçe bir kitaba da çevrilmiş. Kitap, projenin paydaşlarına ücretsiz olarak dağıtılmış ve farklı illerdeki 70 üniversite kütüphanesine de Friedrich Eber Vakfı Derneği tarafından yılsonuna kadar ulaştırılacakmış. PDF’ine de ulaşabileceğiniz kitaba ayrıca genç iklim aktivistlerinin metinleriyle paralellik gösteren BM sürdürülebilir kalkınma hedefleri, karbon ayak izini ölçme ve azaltmaya dair öneriler de eklenmiş.

Projenin farklı faydalarının farkına varan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UN-Women, İstanbul bürosu basım katkısı sunmayı planlıyor. İstanbul Kadın Müzesi’nin önerisi olan 40.000 üzerinde baskı gerçekleşirse,“Bana Bırakacağınız Gelecek: Kız Çocukları ve İklim Krizi” adını taşıyan kitap, Türkiye’nin farklı okullarında, STK ve kütüphanelerinde de fiziksel olarak ulaşılabilir olacak.

Her zaman başvurulabilecek böyle bir kaynağın yazım aşamalarını ve İstanbul Kadın Müzesi’nin projeye yaklaşımını konuşmak için geçtiğimiz günlerde Merak Akkent ile zoom üzerinden bir röportaj gerçekleştirdik.

Kadın tarihi yazımında çok seslilik

Öncelikle kız çocukları tarihinin belgelenmesinin önemine dikkat çeken Akkent, tarihteki kadınlara dair çok sesli, alternatif bir tarih yazımı oluşturmak için İstanbul Kadın Müzesi’nin açıldığını belirtiyor. “Kadın tarihi yazımında, çok sesliliğin nasıl pratiğe dökülebileceğini göstermek için İstanbul Kadın Müzesi’ni kurduk” diyen Akkent bu bakış açısının ilgili sergiye nasıl yansıdığını kız çocuklarının rolünün önemini vurgulayarak açıklıyor.

“Kız çocuk tarihinin, kadınların tarihinin önemli bir parçası olduğunu bilerek yola çıktık. Türkiye’deki iklim aktivisti kız çocukları çok önemli bir rol oynuyorlar. Bu rolü şimdi belgelemezsek sonra çok geç olacak, çünkü belgesi saklanmayan tarih unutulur. Bu önemli rolü görmek, belgelemek ve göstermek gerekiyor. Bu yüzden bu sergiyi çok önemsiyorum” diyen Akkent çevrimiçi bir serginin, yeni iletişim ve tarih yazımı araçlarından biri olabileceğini de ekliyor. Serginin küratörlüğünü Almanya’dan yürüten Akkent, şöyle devam ediyor:  “Çok sesli alan olmak için,  kapsayıcı konseptler uygulamanın yani, İstanbul Kadın Müzesi için Türkiye’yi Türkiye yapan kültürleri göstermenin yanında günümüzün sorunlarını da konu edinmek önemli. Ve bugünün en hayati sorununun da iklim krizi olduğunu biliyoruz. Bu kriz, kız çocuklarının kendi geleceklerini kurtarmak için çalıştıkları bir konu .”

Pandemi koşullarında hazırlanan projenin bir diğer ayağı ise billboard aksiyonuyla, serginin kamusal alandaki bölümü oluşturdu. Farklı eserler İstanbul’un değişik yerlerindeki 100’ün üzerindeki billboardlarda, tanıtım videosu toplum taşıma araçlarında yer aldı. Böylece İstanbullular, gün içerisinde hem İstanbul Kadın Müzesi hem de iklim krizi ve bu krizdeki kız çocuklarının rolüyle karşılaşmış, onlardan haberdar olmuş oldular.

Çalışmalara katkılarını sunan ve sayıları 150’yi aşan bir gönüllü ekip sayesinde serginin çok katmanlı olabildiğini belirtmeyi de unutmamamızı rica ediyor Meral Hanım. Berlin’deki Rosa Luxemburg Vakfı tarafından desteklenen proje, yazım ve editörlük aşamasından kitap tasarımı ve çeviriye kadar pek çok alanda gönüllü desteği ile ilerlemiş. Ayrıca fiziksel sergi süresince gerçekleşen etkinliklerle konunun içeriğine dair farklı katkılar, yaratıcı biçimlerde paylaşılma olanağı da bulmuş. Çalışma biçimi olarak da, 28 iklim aktivisti öncelikle projeye nasıl katkı sağlayabilecekleri üzerine çalışmış ve öneriler sunmuşlar. Örneğin Elif Duru Kireççi’nin önerisi üzerine genç sanatçıların da katkılarını alma yoluna gidilmiş. Başka bir iklim aktivisti Pınar Vatansever de bu ya da başka bir sanat projesinin bir açık hava sergisine dönüşmesini talep etmiş.

Kitapta ayrıca psikolog Hande Aydın’ın gerçek olaylardan yola çıkan “Kuru Su” romanına da yer veriliyor. Romanda, Ordu’nun Mesudiye ilçesinden geçen Melet Nehri’ne kurulan hidroelektrik santralının (HES), çok kısa bir sürede ırmağı kurutması ve bu nedenle oluşan büyük ekolojik yıkım ve bu yıkıma karşı çıkan kadınların direnişi anlatılıyor.

‘Gençlerin birbirini duymaya ihtiyacı var’

Ekolojik yıkım ve iklim krizinin çaresizlik, kaygı, yalnızlık veya gelecek korkusu gibi başa çıkması zor duygularla karşı karşıya bırakabileceğini ifade eden Akkent, gençlerin birbirini duymaya ihtiyacı olduğunu; sanatın ve onun açtığı alanların bu açıdan çok kıymetli olduğunu vurguluyor.

Sergide genç iklim aktivistlerin talep ettikleri gelecek hakkı, iklim krizinin yarattığı nesiller arası adaletsizliği bizlere kız çocukları aracılığıyla iletiyor. Aktivist kız çocukları, yetişkinlerden iklim krizine dair harekete geçmelerini ve ekolojik yıkıma son vermelerini talep ediyorlar. Serginin kitabında, bizleri doğanın da hakları olabileceğine dair düşünmeye teşvik eden Rana Göksu, “İnsanı yüceltme amacı doğrultusunda bilimle, hukukla veya bir şekilde kültürle normalleştirdiğimiz insan dışındaki herkese / her şeye yönelen sistemsel ayrımcılıkları ve adaletsizlikleri fark etmeliyiz” diyor.

Her yaşta kadınlar, iklim değişikliğinin sonuçlarından en fazla etkilenenler oldukları gibi, farkındalığını arttırmak için de çalışıyorlar. Sokakta genç bir iklim aktivistiyle halen tanışmadıysanız ya da pankartını görmediyseniz, iklim krizine dair bilgi ve fikirlerine İstanbul Kadın Müzesi’nin linkinden ulaşabilirsiniz.

Kategori: Manşet