Ana Sayfa Blog Sayfa 871

TMMOB: Çevre Kanunu’ndaki değişiklikler, kamu kaynaklarının şirketlere aktarılmasının önünü açıyor

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odası, ‘Torba Kanun ile Getirilen Kamu ve Çevre Yararına Aykırı Düzenlemeler İptal Edilmelidir!’ başlıklı basın açıklamasında, kamusal hizmetlerin özelleştirilmesine karşı çıktı.

Teklifin pek çok kanunda değişiklik getirdiğine dikkat çeken TMMOB, Bu değişikliklerin önemli bir bölümünün de, çevre ve kıyı alanlarının kamu denetiminden çıkarılarak yap-işlet-devret modeliyle özelleştirilmesini içerdiğine dikkat çekti:

Kâr etme amacıyla faaliyet gösteren özel şirketlerin, kamusal hizmetleri toplum, doğa ve çevre yararını dikkate alarak yerine getirmesi beklenemez.

Kamunun denetiminden çıkarılarak ticarileştirilen kıyılar, bilimsel yeterliliği olmayan özel şirketlerce yönetilmesi sonucu örneklerine sıkça rastladığımız şekilde ekosistemlerinin bozulmasıyla karşı karşıya kalacaktır.

Açıklamada ayrıca Anayasa ve Kıyı Kanunu’na göre kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğuna dikkat çekilerek “Kıyıların öncelikle kamu yararı gözetilerek korunması ve herkese eşit ve serbest olarak kullandırılması esastır. Yapılan düzenlemeler açıkça, Anayasa ve Kıyı Kanunu’nun ilgili hükümlerine aykırıdır” denildi.

Firma sahiplerinin lehine değişiklikler

Teklifin “Yapı Denetimi Hakkında Kanun”da yaptığı düzenlemelerin uygulamadaki sıkıntıları gidermek yerine, kâr amacıyla faaliyet gösteren firma sahiplerinin lehine değişiklikleri içerdiğini belirten TMMOB, mimar ve mühendislerin düşük ücretlerle çalıştırılmaları, denetleme esnasında yanlış uygulamaları görmezden gelmeye zorlanmaları ve yanlış uygulamaların tek sorumlusuymuşçasına cezalandırılmaları gibi sorunlarla karşılaştığını belirtti:

“Yapılan değişiklikler, sistemin sağlıklı işlemesine yönelik bir düzenleme içermemekte ve sayılan sorunları da çözümsüz bırakmaktadır.

Cumhurbaşkanı‘na Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından inşa edilen baraj, gölet ve diğer depolama tesislerinin -önceden mühendislik hesaplarıyla belirlenen- maksat oranlarını belirleme yetkisi verilmesine ise “Maksat oranları bilimsel verilere dayandırılmaksızın artırılabilecek, azaltılabilecek veya sıfırlanabilecektir. Bu uygulama, kamu kaynaklarının özel şirketlere aktarılmasının önünü açmaktadır” sözleriyle karşı çıkıldı.

Çevre ve kıyı alanları; kâr amaçlı özel şirketlerin küresel ve bölgesel ölçekteki kriz döneminde ekonomik sürdürülebilirliğinin sağlanması için ranta açılmaktadır.

Uzmanların görüşleri alınmadı

Kanunun tarafların, meslek odalarının, üniversitelerin ve kamu kurumlarının katılımı olmaksızın, görüş ve önerileri alınmaksızın hazırlandığı söylenen açıklamada şöyle denildi:

“Mimarlar Odası olarak; merkezi politikalarla oluşturulan Kanunun, kıyı ve çevre alanlarını tehdit eden, yaşanabilir çevre hakkını engelleyen ve kamu yararına aykırı düzenlemelerinin iptali için çağrıda bulunuyoruz.

Torba Yasa ile neler gelmişti?

13 ayrı kanunda değişiklik öngören torba yasa teklifi, Marmara’da müsilaj tedbirleri ve imara dair düzenlemelerin yanında, devlete ait kıyı işletmelerinin özel sektöre verilmesinin önünü açan maddeler içeriyor.

  • Çevre Kanunu’na getirilen düzenlemelerle; Belediyelerin çevre kirliliğini önleyici tesisleri verilen süre içerisinde kurmamaları durumunda, bu tesisleri yapma yetkisi Bakanlığa devredildi.
  • Kıyı Kanunu kapsamındaki korunan alanlarda da atık su, atık bertaraf ve atık geri kazanım tesisleri ile mapa ve şamandıraların yapımı, işletilmesi ve bakımının özel sektör eliyle gerçekleştirilmesi düzenlendi; bu faaliyetleri özel şirketler kurarak gerçekleştirme yetkisi de Bakanlık tarafından Türkiye Çevre Ajansı’na verilerek  depozito düzenlemeleri yapabilme hakkı tanındı.
  • Boğazlar ve Susurluk Havzası dahil Marmara Denizi Hidrolojik Havzası ve bu havzada yer alan illerden İstanbul, Bursa ve Kocaeli‘nin tamamında ileri atıksu arıtım tesisi, arıtma çamuru işleme ve bertaraf tesisi ile atık geri kazanım ve bertaraf tesislerinin kurulmaması sebebiyle çevre kirliliği riski oluşması veya halk sağlığının tehdit edilmesi halinde, bu tesisleri kurmayan mahalli idarelere söz konusu altyapı yatırımlarının iş termin planlarını Bakanlığa sunmaları için altı ay süre verilecek.

  • Denize atık bırakmayla ilgili cezalar, özellikle Marmara Havzasında artırılacak. Atık alım, ön arıtma, arıtma veya bertaraf tesislerini kurmayanlar veya kurup da çalıştırmayanlara verilen para cezası, İstanbul, Bursa ve Kocaeli illerinde iki misli olarak uygulanacak.
  • Tamamlanan yapıların izlenmesinin kolaylaştırılması için bina kimlik sertifikası uygulaması getiriliyor. Buna göre, Yapı Denetimi Hakkında Kanun’a, “Bina kimlik sertifikası” tanımı eklenecek.
  • Tamamlanan yapıların teknik ve genel bilgilerine, Bakanlıkça farklı modüllerde yapılan yetkilendirmelerle hem yapı sahibi ve ilgili vatandaşlarca hem de kamu görevlileri tarafından ulaşılması amacıyla yapıya bu sertifika asılacak.

300 kilogramlık dev vatoz, kaydedilen en büyük tatlı su balığı oldu: Tatlı su balıklarının nesilleri tehlikede

Bilim insanları, dünyanın kaydedilmiş en büyük tatlı su balığının Kamboçya‘daki Mekong Nehri‘nde keşfedildiğini açıkladı.

Kamboçya-ABD ortak araştırma projesi Wonders of the Mekong (Mekong Mucizeleri) tarafından yapılan açıklamaya göre dev vatoz, burnundan kuyruğuna yaklaşık 4 metre ve 300 kilogram ağırlığında.

Bir tatlı su balığı için önceki rekor, 2005 yılında Tayland‘da keşfedilen 293 kiloluk ‘Mekong devi kedi balığı’ydı.

Büyük balıkların nesilleri tehlikede

Rekor büyüklükteki vatozun 13 Haziran akşamı Koh Preah adasında bir yerli balıkçı tarafından yakalanmasından sonra nehre geri bırakmadan önce incelemeleri için bir bilim insanı ekibi çağrıldı.  Suya geri bırakılan balığa takip cihazı takıldı.

Mekong Mucizeleri’nden Zeb Hogan, Nevada Üniversitesi ile yaptığı bir röportajda, vatozun yakalamasının sadece yeni bir rekor kırmakla ilgili olmadığını; ‘Balığın bu kadar büyüyebilmesinin Mekong Nehri için umut verici bir işaret olduğunu’ söyledi:

Çin, Myanmar, Laos, Tayland, Kamboçya ve Vietnam‘dan geçen ve birkaç dev tatlı su balığı türüne ev sahipliği yapan Mekong Nehri’nde baskılarla karşı karşıya.

Bilim insanları, özellikle son yıllardaki büyük baraj inşaatı projesinin yumurtlama alanlarını ciddi şekilde bozmasından endişe ediyor.

 

Hogan, “Dünya çapında büyük balıkların nesli tehlikede. Yüksek değerli türler ve olgunlaşmaları uzun zaman alıyor. Yani olgunlaşmadan önce avlanırlarsa üreme şansları olmuyor” diyor ve şunları söylüyor:

“Bu büyük balıkların çoğu göçmendir, bu yüzden hayatta kalmak için geniş alanlara ihtiyaçları vardır. Barajlardan kaynaklanan habitat parçalanmasından, aşırı avlanmadan etkilenirler. Yani dünya çapındaki dev tatlı su balıklarının yaklaşık yüzde 70’i ve Mekong’un tamamı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Vatozun kuyruğuna takılan takip cihazı, gelecek yıllar için Kamboçya’daki dev vatozların davranışı hakkında önemli veriler sağlayacak.

Everest eriyor, ana kamp 400 metre aşağıya taşınacak

İklim değişikliği yüzünden eriyen buzullar ve insan faaliyetlerinin güvensiz hale getirdiği Everest Dağı‘ndaki ana kamp, Nepal hükümetinin talebiyle 400 metre aşağıya taşınacak.

Dünyanın en yüksek dağında iki ana kamp bulunuyor ve  en popüleri de Nepal’deki güney bölgesi. 5.364 metre yükseklikte yer alan kamp, zirveye çıkmak isteyen dağcılar için bir başlangıç noktası görevi görüyor.

Kamp, iklim değişikliğinin etkisini en yoğun gösterdiği yerlerden olan Khumbu buzulunda. Buradaki buz, hızla inceliyor. Dağcılar gece uyurken, kamp etrafında yarıkların açılmaya başladığını söylüyor. Artan kaya düşmeleri ve buzul yüzeyinde ortaya çıkan su, kampı her geçen yıl daha da güvensiz hale getiriyor.

Birleşik Krallık‘taki Leeds Üniversitesi‘nden bilim insanlarının 2018’de yapılan bir araştırmaya göre, bölgedeki buzulun bir bölümünün yılda 1 metre oranında inceliyor. Uzmanlara göre bu, buzulun her yıl yaklaşık 9,5 milyon metreküp su kaybettiği anlamına geliyor. Sıcaklığı ölçmek için yapılan  sondajlarda da buzulun düşünülenden çok daha sıcak olduğu belirtiliyor.

Aşırı insan faaliyeti de etken

Buzulun dengesini bozan sadece iklim değişikliği değil. Her yıl kampa gelen çok sayıda insanın da olumsuz etkisine dikkat çekiliyor. Özellikle ilkbahar aylarında zirveye tırmananlardan çok daha fazla, yaklaşık 1500 ziyaretçi bu kampa konuk oluyor. 

Dağdaki insan hareketliliğini takip eden komitenin bir üyesi olan Khimlal Gautam, BBC‘ye “İnsanların ana kampta her gün yaklaşık 4.000 litre idrar yaptığını gördük” dedi.

Ayrıca yemek pişirmek veya ısınmak için kullanılan gaz ocaklarında kullanılan yakıtların da buzul üzerinde etkisine dikkat çekiyor. Nepal hükümeti dağcılar tarafından dağda bırakılan ekipman ve atıkları temizlemek için, her tırmanış mevsimi sonunda haftalar harcamak zorunda kalıyor.

2004’te taşınacak

Nepal hükümeti ana kampın yerini değiştirme kararını Everest’teki dağcılık faaliyetinin etkilerini izlemek üzere kurulan bir komitenin tavsiyesi üzerine aldı. Nepal, yıl boyunca buzun olmadığı daha düşük bir rakımda bir yer bulmayı umuyor. Ekip, yeni bir yerin teknik ve çevresel gerekliliklerini değerlendirdikten sonra, yetkililer taşınmayı yerel topluluklarla tartışacak.

Yetkililer, mevcut kampın üç ila dört yıl daha amacına hizmet edebileceğini,  yer değiştirmeyi 2024’te gerçekleştireceklerini belirtti.

 

Sit alanı İzmir Dikili yapılaşma ve maden faaliyetine açılıyor

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, İzmir’in Dikili ilçesinde doğal güzelliğiyle ünlü Denizköy, Bademli Köyü ve Karagöl‘ün ikinci derece sit niteliğini değiştirdi.  Böylece hem yapılaşmanın hem de maden ve taş ocaklarının önü açıldı.

Bölgenin tamamına yakınında asırlık zeytin ağaçları ve endemik bitki türleri yer alıyor, ayrıca başta flamingolar olmak üzere çok sayıda deniz kuşunun üreme, birçok göçmen kuşun da konaklama alanı.

Kıyıların sırtlarında ise volkanik Karadağ yer alıyor. Krater gölü Karagöl de aynı bölgede. Ayrıca, antik dönem ve Helenistik dönem kalıntıları barındıran bölgenin bir bölümü arkeolojik sit alanı kapsamında.

Çevre Bakanlığı’nın kararı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün söz konusu bu bölgedeki doğal sit alanlarına ilişkin değişiklikle, birinci derece sit alanları haritalandırmaya alınmadı, ancakikinci derece sit niteliğinde olan yerlerin kapsamı genişletildi. Resmi Gazete’de yayınlanan kararlar askıya çıkarılırken, bir aylık itiraz süreci başladı.

 

Sözcü’den Gökmen Ulu’ya konuşan Ege Çevre Platformu (EGEÇEP) Sözcüsü Doğu Işık, bölgenin yapılaşmaya ve madenlere açılması kararını “dehşet verici” olarak niteledi. Avukat Işık şunları söyledi:

“Bademli Mahallesi’nde Killik Koyu, Deçemko Koyu, Zindancık Koyu, Pisa Koyu, Kalem Adası‘nın büyük kısmı, Bademli liman alanı ve Hayıtlı Koyu‘ndan Denizköy Mahallesi‘ne ve Karagöl’e kadar büyük bir alan ‘Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak tescil edilmiş durumda. Bu alanlarla  ilgili olarak şu anda mevzuatımızda halen yürürlükte olan “109 sayılı Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı” mevcut. Bu ilke kararına göre; söz ettiğimiz bölgelerde madencilik faaliyetleri yapılabilecek, turizm tesisleri kurulabilecek. Bademli’den Denizköy’e kadar tescil edilen bölgede madencilik faaliyetinin yapılması o bölgenin sonu demektir.

“Buna karşı önlem olarak ya tekrar sit statüsü değişikliği yapılmalı ya da ilke kararında madencilik faaliyetlerini engelleyen değişiklikler getirilmelidir” diye belirten Işık, EGEÇEP olarak bölgenin talan edilmesini önlemek ve söz konusu değişiklikleri iptal ettirmek için hukuk mücadelesi başlatacaklarını söyledi. Başta Şehir Plancıları Odası olmak üzere, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İzmir İl Koordinasyon Kurulu’nun da karara itiraz etmek amacıyla inceleme başlattığı öğrenildi.

‘Ne toplum ne de doğa yararına’

Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi de bölgenin yapılaşma ve madenciliğe açılmasına tepki gösterdi: “Gerçekleştirilen koruma statüsü değişikliklerinin özellikle yerleşim alanı çeperlerinde ve turizm alanı sınırları içinde yer alan bölgelerdeki doğal sit alanlarında yapılmış olması ayrıca düşündürücü bir durumdur. Düzenlemeyi yapan bakanlığın bir pafta dışında herhangi bir veri paylaşmaması bu alanların kaybedilmesine yol açacaktır. Toplum ve doğa yararına aykırı düzenlemelere karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Ukrayna Meclisi, İstanbul Sözleşmesi’ni onayladı

Ukrayna parlamentosu, “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni (İstanbul Sözleşmesi) onaylama kararı aldı.

Ukrayna, sözleşmeye 7 Kasım 2011’de imza atmıştı.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, karardan memnuniyetlerini dile şöyle ifade etti:

“Bu, Ukrayna’daki kadın hakları için tarihi bir zafer ve kültür ile toplumsal cinsiyet temelli şiddete yönelik tavır ve davranışlara bir katkı. Bu, nihayetinde ülkedeki her kadının yaşamını etkileyecek. Bugünkü oylama, diğer kadınların da aynı şeyleri yaşamak zorunda kalmamasına yardımcı olan [şiddete maruz kalmış] kadınların yıllarca sürdürdüğü kampanyaların canlı bir kanıtı.”

Sözleşmenin onaylanmasının cinsiyet temelli şiddetle mücadele adına kararlı bir adım olduğunu kaydeden Callamard, şunları söyledi:

” Bu [adım], yasaların ve kurumsal prosedürlerin şiddete maruz kalanlar için güvenlik ve adaleti ve failler için adil yargılamayı geliştirecek şekilde değiştirileceğini haber veriyor. Rusya’nın işgali altındaki bölgelerde Ukraynalı kadınlara yönelik cinsel saldırılara dair rahatsız edici bildirimler ve iddialar düşünüldüğünde, bu karar daha uygun bir zamanda alınamazdı.”

Ukrayna, bugün (21 Haziran) itibariyle 118 gündür Rusya işgali altında.

Türkiye Sözleşme’den çıkan tek Avrupa ülkesi

Türkiye, İstanbul’da imzaya açılmış olması nedeniyle “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen sözleşmeden, Cumhurbaşkanlığı kararı gereği 1 Temmuz 2021 itibariyle resmen çekilmişti. Karara karşı başlatılan yasal süreç halihazırda Danıştay’da devam ediyor.

İlgili haber: İstanbul Sözleşmesi davası: Burada köle mi yoksa yurttaş mı olduğumuza karar vereceksiniz
İlgili haber: İstanbul Sözleşmesi için kadınlar yeniden Ankara’da: Vazgeçmiyoruz!

Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında sözleşmeyi imzalayıp onayladıktan sonra geri çekilen tek ülke.

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleme ve bununla mücadelede temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen ilk uluslararası insan hakları sözleşmesi.

Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine dayalı sözleşmenin temel amaçları ise şu şekilde:

  • Kadınları şiddetten korumak, şiddet olaylarını kovuşturmak ve ortadan kaldırmak,
  • Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak;
  • Kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak,
  • Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbiriyle etkili bir biçimde işbirliği yapmalarına destek ve yardım sağlamak.

Sözleşme, psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, tecavüz, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja zorlama, zorla kısırlaştırma, tecavüz, taciz, cinsel şiddet dahil kadına yönelik şiddetin tüm türlerini kapsıyor.

 

 

Aydos Ormanı’nda iş makinaları: Bitki örtüsünü bir bir sökmüşler

İstanbul Anadolu yakasında, Kartal ile Sultanbeyli ilçeleri arasında uzanan Aydos Ormanı‘nda Millet Bahçesi projesine karşı doğa mücadelesi devam ediyor. Aydos’tan gelen son görüntüler ormana üç iş makinasının girdiğini ve orman içindeki bitki örtüsünün kaldırıldığını gözler önüne seriyor. Aydos Ormanı Savunması’ndan Gönül Gümüşoğlu Özer ormanda yaşananları şöyle anlatıyor:

“Bütün alandaki devasa bitki örtüsünü bir bir sökmüşler.”

İlgili haber: Aydos Ormanı’nda Millet Bahçesi: Ağaç sayısından çok tahribat var

Aydoslular adeta ormanın bekçileri konumuna gelmiş durumda; her gün alanda bir çalışma yapılıp yapılmadığını takip ediyorlar. Bugün ormana giren iş makinalarının olduğu bölgedelerde ormandaki bitki örtüsünün kaldırıldığı ve yapılaşmalara başlandığı görülüyor:

“Aydos ormanı şantiye alanına çevrilmiş”

Ormanda Millet Bahçesi: İş makinaları kreş yapılan noktada çalışıyor

Ormanda TOKİ tarafından ihalesi yapılan Millet Bahçesi projesi ile 25 hektarlık alanın, ormanın bütünlüğünü kaybetmesine yol açarak yerini betona ve restoran, kafe, büfe, kıraathane, kreş gibi yapılara terk etmesi planlanıyordu. Ormana kreş çalışmaları için iş makinalarının girdiğini belirten Gönül Gümüşoğlu Özer, bugün yaşananlara dair şunları söyledi:

“İş makinalarının çalıştığı alan aslında kreş yapılan bir nokta. Ormanın hemen dibinde. Kreş var, soyunma giyinme kabinleri var… Bütün oralarda bitki örtülerini almışlar. Bütün o alandaki devasa bitki örtüsünü bir bir sökmüşler.”

İlgili haber: Aydos Ormanı’nda kepçeye karşı doğa mücadelesi

Yeşil Gazete’ye konuşan Özer, bölgede ağaç kesimi yapılıp yapılmadığına ilişkin soruya şöyle yanıt veriyor:

“İçinden tabii ağaç kesimi oluyordur. Ağaç kesimi olmadığına inanmıyorum. Örneğin macera parkı yaptıkları alan, bizim daha önceden fotoğraf/video çekerken ağaçlardan görünmüyordu. Geçen gittiğimizde epey açıktı her taraf.”

İlgili haber: Aydos’taki millet bahçesi projesine itiraz edildi: Mahalleyi yılanlar bastı

‘Gizli gizli yerlerde çalışıyorlar’

Ormanda kuytu yerlerde çalışmalar yapıldığını söyleyen Gönül Gümüşoğlu Özer, “Şimdi tellerle çevirdiler. Bazı noktaları göremiyoruz. Onların çalıştığı noktalar içte kalan kısımlar anladığım kadarıyla. Gizli gizli yerlerde çalışıyorlar” dedi.

Belediyeden ‘ücretsiz giriş’ vaadi

Millet Bahçesi proje alanının içerisinde bulunan kreş çalışmalarına ilişkin konuşan Özer, bu alanın daha sonra okula çevrilmesinin de muhtemel olduğunu ekleyerek bölgedeki vatandaşların ormandaki çalışmalara yaklaşımını şöyle anlatıyor:

Sancaktepe Belediyesi bu konuda vatandaşlara yanlış bilgi vermiş. Millet Bahçesi için girişin ücretsiz sunulacağı belirtilerek insanları ikna etmişler. Aydos’ta mesire alanına ücretli giriş var. Millet Bahçesi’ndeki girişin ise ücretsiz sunulacağı söyleniyor. İnsanlar hala anlayabilmiş değil yanlışı.”

İlgili haber: TOKİ ve Millet Bahçesi ihalesine karşı: Aydos bahçe değil, ormandır

‘İnsanlar gözaltına alınmaktan çekiniyorlar’

İnsanların ormanda yapılan yanlışa polisin gözaltına almasından çekindikleri için tepki gösteremediklerini söyleyen Gönül Gümüşoğlu Özer, yurttaşların korkularını şöyle anlatıyor: 

“Daha önceden yaşanan şeylerden çekiniyorlar. İnsanlarda şu var: Onlar zaten yapacaklarını yapacaklar, biz de işimizden gücümüzden oluruz. 

Böyle bir endişe var. Zaten yol iz bilmiyor, ‘Orada ne yapabilirim’ diyorlar. İmza atmaktan bile çekiniyor insanlar.”

En az 650 ağaç işaretlenmişti

Aydos Ormanı’nı geçtiğimiz aylarda ormandaki yıkıma karşı bir doğa mücadelesi ortaya koymak için hayata geçirilen Aydos Ormanı Savunması’ndan Ahmet Taha Türk de, söz konusu kreş inşaatını şu sözlerle anlatmıştı:

Ormanın içinde bir kreşin inşaatı başlandı. Ormanın içinde iki apartmanın temeli büyüklüğünde alan kazıldı ve haftalar sonrasında sebebini bilmediğimiz bir şekilde temel toprakla dolduruldu. Ormanın içinde macera parkı “oyuncağı” için birçok ağacın gövdesine platformlar sabitlendi birkaç gün sonra platformlar söküldü fakat ağaçların gövdeleri zarar gördü. En az 650 ağaç işaretlendi.”

Aydos Ormanı’nın mücadelesi

Aydos Ormanı yalnızca millet bahçesi değil, ayrıca yoğun odun üretimi, yangınlar, otopark inşası, macera parkı, kreş inşaatı, mesire alanları ve atıklara karşı mücadele ediyor. 

Aydoslular bu haftasonu da “Aydos Ormanı muhafaza ormanı ilan edilsin” taleplerini yineledi. Aydos Ormanı Savunması çağrısıyla bir araya gelen vatandaşlar bölgede eylem yaparak “Bu orman günlerdir hallaç pamuğu gibi altüst ediliyor. İş makilerinin gürültüsünden geçilmiyor. Dere yatağını doldurdular. Temizlik adı altında ağaçların arasındaki bodur bitkileri katlediyorlar. Aydos Ormanı 1. derece SİT alanıdır. Tek bir çivi çakılamayacağına dair bilirkişi raporu mevcut olup, buna istinaden hem idare mahkemesinde hem Danıştay’da kazanılmış davalar mevcuttur” dedi. Eyleme CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal da destek vermişti. 

Aydos Ormanı Savunması’ndan Ahmet Taha Türk, Millet Bahçesi projesiyle ilgili olarak ormandaki yıkımları da şöyle sıralamıştı:

Ağaç sayısından çok tahribat sayımız var ne yazık ki. Bunları beş başlık (orman çevresinin şehirle kuşatılması, mesire alanları, mandıraların atıkları, yoğun odun üretimi ve yangınlar) ile kategorilendirebiliriz; çok değil yaklaşık 35 yıl öncesine gittiğimizde Aydos Ormanı, Kuzey Ormanları ile fiziken bağlıydı. Günümüzde ise çevresi şehir ile çevrelenerek sıkıştırılmış ve Kuzey Ormanlarındaki yabani yaşamdan çoğunlukla eser kalmamış durumda.

Çevresini betonla örmek az gelmiş(!) olsa gerek ki son birkaç yıldır Kartal ve Sancaktepe sınırları içinde kalan orman bölgelerini de doğa dostu faaliyet göstermeyen mesire alanları betonla hemhal edilmiş durumda. Özellikle Aydos Gölü etrafını 49 yıllığına kiraya verilerek oluşturulan sözümona mesire alanı, işletmecileri tarafından yoğun tahrip edilmekte; zaman zaman ağaçlar kesilerek alan açılmakta ve göl üzerinde ekolojik olmayan faaliyetler yapılmaktadır.”

 

2022 Dünya Kupası için ‘evlilik dışı ilişki uyarısı

Bu yıl Kasım ayında Katar’da başlayacak FIFA Dünya Kupası‘na gidecek seyircilerin, ‘evlilik dışı cinsel ilişkide bulunurken yakalanması’ durumunda ülkedeki sert yasalar uyarınca ceza alabileceği gündeme geldi.

FIFA yetkilileri, Katar’ın evlilik dışı ilişkiyi yasaklatan yasalarının Dünya Kupasını izlemeye gelen seyirciler için de geçerli olacağını belirtildi.

Turnuvanın yapılacağı Katar’da evlilik dışı seks ve eşcinsellik suç sayılıyor ve 7 yıla kadar hapis cezası var.

Katar Yüksek Komitesi, yasalar konusunda uyarıda bulunurken “Katar muhafazakar bir ülke ve cinsel yönelim ne olursa olsun kamuya açık yerlerde bu tarz şeyler hoş karşılanmaz” açıklaması yaptı.

2022 Dünya Kupası için evlilik dışı ilişki uyarısı

Katar Futbol Federasyonu Genel Sekreteri Mansoor Al Ansari, maçlarda gökkuşağı bayraklarını yasaklamayı düşündüklerini söyledi ve “LGBTİ+’ya desteğinizi göstermek istiyorsanız, bunu kabul edecek bir toplumun içinde yapın” ifadelerini kullandı.

Daily Star gazetesine konuşan bir kaynak, “Karı koca olarak gelmiyorsanız, seks menü dışı. Bu turnuvada kesinlikle tek gecelik ilişkiler olmayacak” dedi.

 

Ankara dahil 32 il için uyarı: Sağanak geliyor

Ankara‘da günlerdir devam eden yağışlar  bugün de sürecek. Ankara Valiliği, ani sel, dolu ve fırtınaya karşı vatandaşları uyararak önlem almalarını istedi.

Valilikten yapılan açıklamada bugün öğle saatleri itibariyle Ankara genelinde sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışların beklendiği ve yağışların yerel kuvvetli olabileceği belirtildi ve “Meydana gelebilecek ani sel, su baskını, yıldırım, yerel dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgâr ve fırtına ile ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır” açıklaması yapıldı.

İstanbul‘da da bugün aralıklarla Anadolu yakası ve boğaz çevresinde gök gürültülü sağanak yağışların kuvvetli olması bekleniyor.

32 il için uyarı

Günlerdir pek çok kenti etkisi altına alan kuvvetli yağışlara dair bilgilendirme yapan Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) bugün de 32 kent için sarı kodlu uyarı verdi.

Marmara’nın doğusu, Batı Karadeniz‘in batısı, İç Anadolu‘nun kuzeybatısı ve güneyi, Toroslar ve Doğu Karadeniz’de kuvvetli gök gürültülü sağanak uyarısı yapan MGM ;yetkililere, ani sel, su baskını, yıldırım, heyelan, yerel dolu yağışı ve yağış anında kuvvetli rüzgar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması konusunda çağrısı yaptı.

Öte yandan hava sıcaklıklarının iç ve batı kesimlerde mevsim normalleri civarında iken, doğu kesimlerde mevsim normallerinin üzerinde seyretmeye devam edeceği belirtildi.

İklim krizi ani yağışları artıracak

Ani ve aşırı yağışlar, tüm dünyada iklim değişikliği sebebiyle daha sık yaşanır hale geliyor.

İlgili haber: İklim değişikliği, Güney Afrika’da aşırı yağış riskini iki kat artırıyor
İlgili haber: Seller ve ‘kırılgan’ kentler: Türkiye şehirleri aşırı yağışa neden hazırlıksız?
İlgili haber: Bozkurt’ta sel felaketinin ardından: Hayal kırıklığı, iklim adaletsizliği ve alınmayan dersler

Boğaziçi Üniversitesi İklim Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, DHA’ya verdiği röportajda bu durumu şöyle özetliyor:

“Havanın normal bir değişkenliği var. Bazen sıcak olur, bazen serin olur. Ne giyeceğimizi bilmeyiz. Ancak iklim değişikliği bütün bu bir uçtan bir uca gidişleri hızlandırıyor ve daha sıklaştırıyor. Eskiden bu kadar sert yaz yağışları iki üç senede bir olurken şimdi her sene oluyor. Bunun üzerine şehircilikte yaptığımız altyapı hataları da binince bu sefer ortalığı sel götürüyor. Geçen sene Bozkurt felaketini yaşadık. Dolayısıyla bir gece yağan yağmurda Kastamonu ve Sinop’ta epey sayıda can kaybı oldu. Bu sene Ankara’da oldu. Aynı yere aynı anda olacak değil ama bölgemizde bütün bu problemler gittikçe artan şekilde karşımıza çıkacak.”

 

 

Kanada’da son 134 yılın sıcaklık rekoru kırıldı

Kanada Meteoroloji Hizmetleri‘nin verilerine göre, ülkede bir süredir mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar son 134 yılın rekorunu kırdı.

Manitoba eyaletindeki 21 şehirde rekor sıcaklık kaydedilirken ve eyaletin başkenti Winnipeg‘de hava sıcaklığı 37 dereceye yükselerek, 134 yıl önce ölçülen 33,3 derecelik rekoru kırdı.

Carman kentinde kaydedilen 36,9 derecelik sıcaklık, 1911’deki 32,8 derecelik 111 yıllık rekoru geride bıraktı.

Sprague kentinde kaydedilen 34,8 derece, 1933’teki 34,4 derecenin biraz üzerine çıkarak rekor yeniledi.

Kanada’nın en büyük metropolü Toronto’da da bu ay başında 32,1 derece ile rekor sıcaklık kaydedilmiş ve bu sıcaklığın, yılın bu döneminde 1944’te kaydedilen 31,1 santigrat dereceye göre yeni rekor olduğu açıklanmıştı.

Eyalet genelindeki birçok şehirde hafta sonu rekor sıcaklıkların görülmesi üzerine uzmanlar uyarılarda bulunarak, güneş ışınlarına doğrudan maruz kalınmaması çağrısı yaptı. Aşırı sıcakların, özellikle yaşlılar, bebekler, küçük çocuklar ve kronik hastalıkları olan kişiler için sağlık riski oluşturabileceği belirtilerek, bolca su içilmesi tavsiye edildi.

Sadece Kanada değil: Aşırı sıcaklar dünyayı etkisi altına alıyor

Akdeniz‘den Kuzey Denizi’ne uzanan sıcak dalgası, geçen hafta sonu Birleşik Krallık’tan Fransa, İspanya ve Almanya‘ya kadar pek çok Batı Avrupa ülkesini zorladı.

Dünya Meteoroloji Örgütü sözcüsü Clare Nullis, “Sıcak dalgaları artık çok daha erken tarihlerde başlıyor. Atmosferdeki rekor seviyedeki sera gazı konsantrasyonları nedeniyle daha sık ve daha şiddetli hale geliyor. Bugün tanık olduğumuz şey, ne yazık ki, geleceğin bir fragmanı” diye konuştu.

Son haftalarda görülen aşırı sıcaklıkların dünyanın diğer bölgelerini de etkiliyor. ABD’nin yaklaşık üçte biri geçen haftayı sıcak dalgası altında geçirdi. Kansas Sağlık ve Çevre Departmanı Sözcüsü Matthew Lara, aşırı sıcaklık ve nem nedeniyle en az 2 bin büyükbaş hayvanın öldüğünü bildirdi.

İki hafta önce 50 dereceyi aşan kavurucu sıcaklıklarla boğuşan Hindistan ve Bangaldeş‘i ise bu kez sel bastı. İki ülkede şiddetli muson fırtınalarının neden olduğu yıldırım çarpmaları ve toprak kaymalarında en az 59 kişinin öldüğü açıklandı.

Milyonlarca insan ise aşırı hava olayları nedeniyle evlerinde mahsur kaldı. Meteoroloji, selin gelecekteki birkaç gün içinde daha da kötüleşmesinin beklendiği konusunda uyardı. Bangladeş hükümet yetkilileri, son sel felaketini ülkede 2004’ten bu yana yaşanan “en kötü sel” olarak nitelendirdi.

 

 

Gizli mahkemeler iklim krizinin büyümesine nasıl yardım ediyor?

Yazan: Damien Carrington

Çeviren: Yeşil Gazete

*

Bazı kampanyacılar, gizli mahkemelerin Paris İklim Anlaşması‘na yönelik en büyük tehdit olduğunu söylüyor: Ve gerçekten de bunlar aba altından gösterilen büyük bir sopa.

Petrol fiyatına bağlı son değerlendirmeler, geliştirilmekte olan projeleri sona erdirmenin hükümetlere gelecekteki maliyetlerini 340 milyar dolara kadar çıkarıyor.

2050’ye yönelik ayrı bir analiz, hükümetlerin ve dolayısıyla vergi mükelleflerinin 1,3 trilyon Euro ödemek durumunda kalabileceğini düşünüyor: Oysa temiz, yeşil bir dünyaya hayati geçişi finanse etmek için bu paraya umutsuzca ihtiyaç var.

Küresel ısınmayı 1,5 derece  ile sınırlandırma ve iklim krizinin en kötü etkilerinden kaçınma umuduna sahip olmak için çoğu fosil yakıt rezervinin yerin altında kalması gerektiğini biliyoruz.

‘Karbon bombası’, yani petrol ve gaz şirketleri tarafından planlanan projeler, ben ve meslektaşım Matthew Taylor tarafından yakın zamanda yapılan bir soruşturmada ortaya konduğu gibi, bu umutları havaya uçuracaktı.

İlgili haber: ‘Karbon bombaları’ korkunç bir iklim çöküşünü tetikleyecek

Uzmanlar, mevcut bazı fosil yakıt sahalarının bile kapatılması gerekeceğini söylüyor. Fosil yakıt şirketleri ve petrostatlar muazzam bir güce sahipken bunu gerçekleştirmek ise zor. Muazzam büyüklükte mali cezalar getirmek, karbon bombalarını etkisiz hale getirmeyi daha da zorlaştırıyor.

Özel mahkemeler resmen bu göreve çağrıldığı gibi, bu yatırımcı-devlet anlaşmazlık çözümleri (ISDS) hakkında uyarıda bulunanlar sadece kampanyacılar değil: BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) son raporu da, ISDS’nin fosil yakıt şirketleri tarafından “varlıklarının kullanımını aşamalı olarak durdurmayı amaçlayan ulusal mevzuatı engellemek” için kullanılabileceğini ve emisyonları azaltmak için “ülkelerin bu eylemden kaçınmasına veya geciktirmesine yol açabileceğini” söylüyor.

Adalete hakaret

Fosil yakıt sektöründeki ISDS vakalarının en son analizine göre, bugüne kadar 231 süreç yaşandı; ancak bu, şirket mahkemelerinin gizliliği nedeniyle mütevazı bir tahmin.

Fosil yakıt şirketleri genellikle çok büyük kazanıyor, nihai sonucun açıklandığı vakalardan yüzde 72’si lehlerine ve ödeneklerin ortalaması 600 milyon dolar.

ABD başkanı Joe Biden‘in Keystone XL boru hattını iptal etmesinin ardından Kanadalı TC Energy firması 15 milyar ABD Doları  talep etti. 2021’de ise Avrupa enerji sektöründen RWE ve Uniper şirketleri, kömürü aşamalı olarak bırakma politikaları nedeniyle Hollanda‘ya karşı milyarlarca avroluk davalar açtı.

Araştırma ekibinin bir parçası olan ve  Boston Üniversitesi Politika Merkezi’nde çin çalışan Rachel Thrasher, şöyle diyor:

İklim eylemi için en önemli bu on yılda, uluslararası toplum, temel iklim çabalarından dolayı fosil yakıt şirketlerine tazminat ödemeyi göze alamaz.

Araştırmacılar, ISDS’den en büyük potansiyel kayıp yaşayacak beş ülkenin İngiltere, Rusya, Venezuela, Guyana ve Mozambik olduğunu buldu.

Thrasher, “En sorunlu kısım ise Enerji Şartı Anlaşması’dır (ECT)” diyor.

1994 yılında imzalanan anlaşma, Rusya‘daki ve Sovyet sonrası cumhuriyetlerdeki yabancı yatırımcıları korumayı amaçlıyordu. Ancak 2014’ten bu yana ECT davalarının üçte ikisinden fazlası AB şirketlerinin AB hükümetlerine açtığı davaları içeriyor. 

Global Justice Now‘dan Jean Blaylock, Birleşik Krallık‘taki konuya ilişkin son protestolara katıldı:

Fosil yakıt endüstrisi, iklim eylemini geciktirmek ve caydırmak için zaten elinden gelen her şeyi yapıyor.

İhtiyacımız olan son şey, hükümetlerin bu şirketlere iklim çöküşünden maksimum kâr elde etme savaşlarında gizli bir silah vermeleri. Fakat Enerji Şartı Antlaşması’ndan (ECT) çekilmezsek olacak şey bu.

Blaylock, “Bu demokrasiye ve adalete hakarettir” diye ekliyor.

Global Justice Now, Almanya‘nın kömürden çıkış maliyetinin, dava edilme riski nedeniyle büyük ölçüde şişirildiğini tahmin ediyor.

Avrupa çıkış yolu düşünüyor

Meslektaşım Jennifer Rankin, ECT hakkında mükemmel açıklayıcı bir yazı yazdı ve Kasım ayında, son on yılda dava sayısının üç kattan fazla arttığını açıkladı.

Çarpıcı bir şekilde, duruşmalar gizli olarak yapıldığı için ve yatırımcıların davanın varlığını ECT sekreterliğine bile bildirme  zorunluluğu olmadığı için gerçek dava sayısı bilinmiyor.

Ancak değişim yaklaşıyor olabilir.

Avrupa ülkeleri, ECT’de reform yapma çabalarından giderek daha mutsuz oluyor.  Euractiv tarafından görülen ve sızdırılan diplomatik yazışmalar Almanya, Hollanda, Polonya ve İspanya‘dan gelen hayal kırıklığını gösteriyor ve İspanya “ECT’nin Paris Anlaşması’na nasıl uyarlanabileceğini bilmediği için bir çıkış senaryosu düşüneceğini’ açıkça belirtiyor.

Avrupa parlamentosunun çevre komitesi başkanı Pascal Canfin ve yakın zamanda diğerleri, 27 AB ülkesine toplu olarak ECT’den çekilmeleri çağrısında bulundu: “Şirketlerin iklime zarar veren yatırımları süresiz olarak korumalarına izin veren bir anlaşma.

Thrasher üç olası çözüm öneriyor:

“İlk olarak, ülkeler ISDS davalarından kaçınmak için anlaşmalarını – tek taraflı bile olsa – feshetmelidir. Güney Afrika ve Hindistan, Endonezya ve Ekvador dahil bunu yabancı yatırım akışları üzerinde önemli bir etki yaratmadan yaptı. Ülkeler ayrıca, kendi aralarında ISDS’nin sonlandırılmasını müzakere edebilir veya fosil yakıtları içeren herhangi bir ISDS davası için onayını geri alabilir”