Ana Sayfa Blog Sayfa 870

Seçim Güvenliği Platformu’ndan ‘dezenformasyon yasası’ uyarısı

Sendika ve sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesiyle oluşan Seçim Güvenliği Platformu (SGP), kamuoyunda “Dezenformasyon Kanunu” ya da “Sosyal Medya Düzenlemesi” olarak bilinen “Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” konusunda uyarı yaptı.

Kanun tasarısının Genel Kurul’da bugün görüşülmesi bekleniyor.

İlgili haber: Dezenformasyon Yasası Adalet Komisyonu’nda kabul edildi
İlgili haber: Kılıçdaroğlu: Dezenformasyon yasası geçerse AYM’ye gideceğiz

“Sansürcü bir seçim düzenlemesi” olarak nitelendirilen kanun teklifinin, sosyal medyadan, medyaya kadar pek çok konuyu düzenlediği ve 40 madde ile eşit propaganda hakkını yok ettiği belirtilen açıklamada, teklifle seçim düzenlemesinin tek elde toplandığı, burada da basından sosyal medyaya kadar her türlü iletişim aracına müdahale edilerek bir anlamda dezenformasyon ve sansürün artırılmasının önü açıldığı vurgulandı.

SPG, Seçim Kanunu üzerinde yapılan değişikliklerin ilk kez 15 Mart’ta TBMM‘ye geldiğini ve bu ilk düzenlemede “Cumhurbaşkanına seçimler konusunda yasaksız yetkiler verildiğini” hatırlattı.

‘Muhalefet rehavet içinde’

“Seçim kanunu TBMM’de görüşülürken muhalefet partileri yeterince ilgi göstermemiş, 14 Parti’nin sadece altısı komisyon toplantılarında yer almış, Genel Kurul görüşmelerine milletvekili katılımı ise sınırlı kalmıştı. İncelediğimiz tutanaklardan ‘zaten gidecekler’ diyen bir rehavetin hakim olduğu görülmüştü. Nitekim kanun teklifi elektronik oylama bile yapılmadan geçmişti” denilen yazıda şu ifadelere yer verildi:

“Seçimlerin düzenlemesine dair yetkileri yasaksız bir şekilde Cumhurbaşkanı’na veren ve önceki seçimlerde yapılan eşitsizlikleri yasal hale getiren bu kanunun devamında basına ve sosyal medyaya müdahale yetkisi verilerek daha adaletsiz bir seçim için bir adım daha atılıyor.

‘Dezenformasyon Kanunu’ teklifi tali komisyon olarak Dijital Mecralar Komisyonu’nda 1 Haziran günü görüşüldü ama toplantının raporu henüz paylaşılmadı. Esas komisyon olan Adalet Komisyonu’nda 9, 14 ve 15 Haziran’da 22 saat 59 dakika süren 3 toplantı ile görüşüldü. Komisyon raporu 21 Haziran’da TBMM sayfasında paylaşıldı.

TBMM komisyonlarında 37 saat 5 dakika görüşülen teklifle ilgili partilerin şerhlerine dair birkaç haber basında yer aldı. Ancak, seçim sürecini ve özgürlüğü bu denli etkileyecek olan teklife karşı parti teşkilatlarını ve seçmeni bilgilendiren etkili bir çalışma görmedik.”

Üçüncü dalga seçim düzenlemesi

Teklifin geleceğinin çok önceden belli olduğunu, içeriğine dair medyada çok sayıda haber çıktığını kaydeden Platform,” Seçim için iki önemli adımın arkasının geleceğini de biliyoruz. Üçüncü dalga düzenlemesinin bağımsız bilgi üreten kurumlara yönelik olacağını, örneğin TÜİK’e alternatif bağımsız ENAG gibi yapılara izin verilmeyeceğini önceki haberlerden öğrenmiştik” dedi.

‘Medya emekçileri ile aynı yerde duruyoruz’

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Seçim kurallarının bir kişi tarafından belirlendiği bir seçim düzenlemesine kuralsız, kısıtsız bir sansür ve engelleme hakkı veren bir basın düzenlemesi de eklenirse 2018 seçimlerinden daha adaletsiz bir seçim ile karşı karşıya kalacağımız açıktır. Partilerin, milletvekillerimizin bu kanun teklifini önlemek için Genel Kurul oturumlarına tam kadro katılmalarını talep ediyoruz, bekliyoruz. Seçim Güvenliği Platformu olarak dezenformasyonun önünü açacak, seçimde halkın bilgilendirilmesine sınır getirecek bu düzenlemeye dair basın örgütleri ve medya emekçileri ile aynı yerde durduğumuzu belirmek istiyoruz.

Bizler sessiz bir seçim istemiyoruz, adil bir seçim, adil bir propaganda ve bilgilenme hakkının da olduğu demokratik bir seçim istiyoruz.”

Seçim Güvenliği Platformu, şu sendika ve sivil toplum kuruluşlarından oluşuyor:

DİSK, KESK, TMMOB, TTB, SODEV, Alevi Bektaşi Federasyonu,  Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Hak İnisiyatifi Derneği, İnsan Hakları Derneği

Mülkiyeliler Birliği, ODTÜ Mezunları Derneği, Anıtpark Forum, Anti Kapitalist Müslümanlar

Demokrasi İçin Birlik, Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Platformu,  Hak ve Adalet Platformu, Seçim 2023 Yerel Medya Koordinasyonu,  Sensiz Olmaz Hareketi 

Yurttaş Girişimi, Yurttaşlık Derneği

15 Temmuz davasında 66 askeri öğrenciye verilen müebbet hapis cezası bozuldu

Yargıtay, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Sultanbeyli dosyası kapsamında tutuklanan ve müebbet hapis cezası verilen 66 askeri öğrenci hakkındaki kararı bozdu.

15 Temmuz’da “darbe girişimi”ne katıldıkları gerekçesiyle 116 Hava Harp Okulu öğrencisi hakkında müebbet hapis cezası verilmişti. Tahliye kararı bu öğrencilerin bir bölümünü kapsıyor.

Yakınları tutsak öğrencilerin tahliyesine başlandığını sosyal medyada paylaştılar.

‘Görmeden inanmam’

Uzun zamandır oğlu Furkan Çetinkaya‘nın  serbest bırakılması için sosyal medyadan kampanya yürüten Melek Çetinkaya Twitter’dan “Emin değilim ama oğlum tahliyeymiş. Görmeden inanmam” mesajı paylaşıp Silivri Cezaevi önüne gitti.

HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da “67 askeri öğrenci hakkındaki hukuksuz cezalar Yargıtay’da bozulmuş. Bozulacak tabi! Yıllardır askeri öğrenciler masumdur, boşuna zulmediyorsunuz diye boşuna mı haykırıyoruz. Annelerin, babaların gözü aydın, cezaevi önünde bekleyen @MelekCetk ile görüştüm Foto bekliyoruz :)” paylaşımını yaptı.

Bir süre sonra Melek Çetinkaya yine Twitter’dan cezaevi önünde, tahliye edilen oğluyla çekilmiş fotoğrafını yayınladı.

Avukat Ayça Çiçek de “Sayı 66, bildiğimiz kadarıyla 50 öğrenci hakkında tahliye yok şu an. Kararı görene kadar şimdilik aldıklarımıza sevineceğiz. Tahliye için Silivri’deyiz..” mesajı paylaştı.

 

Tüketici güveni en düşük seviyede

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Haziran’a ait Tüketici Güven Endeksi’ni açıkladı. Buna göre tüketicinin güveninde tarihi bir gerileme yaşandı. Haziran’da endeks bir önceki aya oranla yüzde 6,2 azaldı. Mayıs’ta 67,6 olan endeks, Haziran’da 63,4’e geriledi.

Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan endeks verilerine göre;

  • Mevcut dönemde hanenin maddi durumu yüzde 8,1 ,
  • Gelecek bir yıllık dönemde hanenin maddi durumu beklentisi yüzde 10,
  • Gelecek bir yıllık dönemde genel ekonomik durum beklentisi yüzde 7,1 geriledi,

Bloomberg HT’nin aktardığına göre yüzde 63,4’lük oran tarihin en düşük güven endeksi oranına işaret ediyor.

Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu gösteriyor.

Dünya Gıda Programı’ndan G7 ülkelerine çağrı: Somali’de açlığı bitirmek için destek verin

Almanya‘da Bavyera Alpleri‘ndeki Schloss Elmau‘daki üç günlük G7 zirvesi 26-28 Haziran’da gerçekleşecek. Almanya; Kanada, Fransa, İtalya, Japonya, ABD ve Birleşik Krallık liderlerini ağırlayacak.

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın (WFP) Doğu Afrika Bölge Direktörü Michael Dunford,  G7 liderlerine gönderdiği mesajda, ‘hükümetlerin, eğer dünyada bir felaketten kaçınma umudu varsa, Afrika Boynuzu ülkeleri için acil ve cömert bir şekilde bağış yapması gerektiğini’ söyledi ve Beş Eylem Çağrısı’nı başlattı.

Dünyanın benzeri görülmemiş boyutlarda küresel bir açlık kriziyle karşı karşıya kaldığını ve 45 ülkede 50 milyona yakın insanın kıtlığın eşiğinde olduğuna dikkat çeken WFP; “Ya uzun vadeli dayanıklılık oluşturan programlarını destekler ve acil ihtiyaçları geniş ölçekte karşılarız ya da milyonlarca insan felaketle karşı karşıya kalır” dedi.

WFP’nin 2022’de 152 milyon insanın gıda krizine karşı direncini artırmak için 22,2 milyar dolara ihtiyacı olduğunu belirten örgüt, G7 ülkelerine destek çağrısında bulundu.

Ukrayna‘daki çatışmadan kısa bir süre önce WFP, 2022’nin rekor düzeylerde gıda güvensizliği sunacağı ve çatışmalar, iklim değişikliği, COVID-19 pandemisi ve artan gıda ve yakıt maliyetlerinin kesişmesi nedeniyle milyonlarca insanı ölümcül tehlikeye sokacağı ve Afganistan, Etiyopya, Somali, Güney Sudan ve Yemen gibi ülkelerde yıkıma neden olacağı konusunda uyarmıştı.

İhtiyacımız olan şey eylem: G7 ülkeleri bunu yapabilir

WFP, G7 liderlerine mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Kelimeler ne kadar önemli de olsa 345 milyon insan akut gıda güvensizliği ile karşı karşıyaykengerçekten ihtiyacımız olan şey eylemdir. G7 ülkeleri, insanları açlığın eşiğinden çekme ve muazzam insan ıstırabına ve kitlesel göçe son verme potansiyeline sahip.

Geriye bunun nasıl olacağı sorusu kalıyor: Biz politikacı değiliz. Ancak 120’den fazla ülkede hayat kurtarmak için çalışırken, küresel toplumu tanık olduklarımız konusunda uyarmak bizim görevimizdir.”

WFP bu mesajın ardından ülkelerden şu beş eylemi gerçekleştirmelerini istedi:

  1. Tüm Karadeniz limanlarının derhal yeniden açılması da dahil olmak üzere, çatışmaları sona erdirmek için siyasi çözümlere şimdiden karar verin.
  2. Tahıl, yağ ve yakıt dağıtımını güvence altına aldığınızdan emin olun.
  3. Küresel açlık ve gıda güvensizliği ile mücadele etmek için küresel ve bölgesel girişimleri destekleyin ve bunlara katılın.
  4. Bugünkü krizlerin dünyada açlıkla karşı karşıya kalan insan sayısını artırmamasını sağlamak için WFP’nin mevcut finansman boşluğunu doldurun.
  5. İnsani yardım ve kalkınma kuruluşlarının dayanıklı toplumlar oluşmasına yardım eden; iklim eylemlerini, sosyal korumayı ve sürdürülebilir gıda sistemlerini teşvik eden stratejik kalkınma çözümlerine yatırım yapın.

Geçen yıl  G7 liderleri, ülkelerin kıtlığı önlemesine yardımcı olmak için 7 milyar dolar  sağlama sözü vermiş ancak  yeterli fon toplayamamıştı.

Afrika Boynuzu, art arda dört yağışsız mevsimin ardından son kırk yılın en kötü kuraklığını yaşıyor.

Rusya‘nın Ukrayna’yı işgalinin neden olduğu fiyat artışları tarafından şiddetlenen bir iklim şoku nedeniyle Doğu Afrika’nın tamamında 89 milyon insan WFP tarafından “akut gıda güvensiz” olarak kabul ediliyor ve bu sayı geçen yıl neredeyse yüzde 90 arttı.

2011’de Somali, çoğu çocuk olmak üzere 250 binden fazla insanın ölümüne neden olan bir kıtlık yaşadı.

The Guardian‘a konuşan Save the Children‘ın insani yardım direktör yardımcısı Claire Sanford, tanıştığı insanların çoğunun koşulların şimdi daha da kötü olduğunu söylüyor:

“23 yıllık kariyerimde dürüstçe söyleyebilirim ki bu, özellikle çocuklar üzerindeki etki düzeyi açısından gördüğüm en kötü durum. Meslektaşlarım ve benim Somali’de tanık olduğumuz açlık, korktuğumuzdan daha hızlı tırmandı. Durumun şu anda olduğu boyuta ulaşmasına izin verdiğimiz uluslararası bir topluluk olarak gerçekten başarısız olduk.”

WFP Direktörü Dunford, yetersiz finansmanın 2011 kıtlığından ders alma çabalarını da engellediğini şu sözlerle belirtiyor:

“Gözümüzün önünde ölen çocukları, geçim kaynaklarını kaybetmiş insanları görüyoruz. 2011’in derslerini almadığımızdan değil; bu krizden çok iyi dersler alındı: Sadece finansman yetersizliğinden dolayı gerekli ölçüde uygulayamadık.”

Marmaris’teki orman yangınına havadan müdahele başladı

Muğla Marmaris‘te Amazon Koyu Bördübet mevkinde akşam saatlerinde kızılçam ormanında çıkan yangın henüz kontrol altına alınamadı.

Orman Genel Müdürlüğü (OGM) yangına sabah itibariyle 20 helikopter 14 uçakla havadan da müdahaleye başlandığını açıkladı.

Alevlerin yerleşim yerlerini tehdit etmeye başlamasıyla Bördübet ve Değirmenyanı‘nda  30 ev tahliye edildi. Yaklaşık 200 hektarı etkisi altına alan yangın, gece boyunca yerleşim yerlerine 4 kilometre mesafeye kadar yayıldı.

İlgili haber: Yangın sezonuna ne kadar hazırız? Cihan Erdönmez: Ormanlar lunapark gibi işletiliyor

Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi, Twitter hesabından yangınla ilgili yaptığı açıklamada,yangının 20.02’de başladığını, 144 arazöz, 13 dozer, 576 personel ile müdahele edildiğini duyururken Milli Savunma Bakanlığı da Muğla Valiliğinin talebi üzerine yangın söndürme çalışmalarına destek için iş makinesi, yangın söndürme araçları ve personel görevlendirildiğini açıkladı.

Bölgeden çok sayıda gönüllü vatandaşın da dağlık ve engebeli bölgede ekiplere yardım ettiği bldirildi.

İlgili haber: 30 OGM yetkilisi hakkında suç duyurusu: Yangınların söndürülmesini imkansız hale getirdiler
İlgili haber: Geçen yıl ‘hurda’ denilen THK’nin yangın söndürme uçakları bu yıl kullanılacak

Kirişçi ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu daha sonra helikopterle yangın bölgesinde incelemede bulundu.

Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay, gece saatlerinde son durumu, Yangına tüm ekipler havadan ve karadan müdahalede bulunuyor. Tek amacımız bir an önce kontrol altına almak. Maalesef ki en büyük olumsuzluğumuz şu anda rüzgarın oldukça şiddetli olması” açıklamasıyla aktardı. CHP Muğla milletvekili Burak Erbay da gece saatlerinde yangın bölgesine giderek ‘gece görüş helikopteri’ çağrısı yaptı.

AFAD’dan yapılan açıklamada da “Burdur, Aydın, Denizli ve Antalya‘dan AFAD ekiplerinin görevlendirildiği ve Afyonkarahisar, Kütahya, İzmir ve Uşak‘taki ekiplerin teyakkuz haline geçirildiği belirtildi.

İlk belirlemelere göre üç farklı noktada çıktığı saptanan yangının nedenine ilişkin henüz net bir açıklama yapılmadı.

İnci kefallerine bir engel de kum ocaklarından

Video-haber: Kadir CESUR

*

Dünyanın en büyük sodalı gölü olan Van Gölü‘nde yaşayan, endemik inci kefalinin göç yolculuğu devam ediyor. Üremek için tatlı su kaynaklarına göç etmek zorunda olan inci kefali, sadece kaçak avcıların değil kum ocaklarının da kurbanı oluyor.

Her yıl 15 Nisan ile 15 Temmuz arasında avlanması yasak olan, Van Gölü’nde yaşayan endemik inci kefali, yumurtalarını bırakmak için göle dökülen tatlı sulara göç ediyor. Balıklar bu zorlu göç yolculuğunda insanın yarattığı pek çok engelle baş etmek zorunda kalıyor. Bunlardan biri de kenti çevreleyen kum ocakları. Van‘ın Tuşba ilçesine bağlı Kasımoğlu, Otluca ve Gülsünler köylerinde bulunan çok sayıdaki kum ocağı Karasu Çayı‘nın üzerine kurulmuş durumda. Ocakların bu çayın suyunu bulandırması ve akarsuların dibini taraması binlerce balığın ölümüne neden oluyor.

Ocakların çoğu ruhsatsız

Karasu Çayı, Van’ın Özalp ilçesi kuzeyinde, yer alan Pirreşit ve Ahta dağlarının kaynak sularının birleşmesiyle oluşuyor. 130 kilometre uzunluğundaki çay, Sarımehmet baraj göleti’ni de oluşturuyor. Barajın ardından Değirmenözü, Koçköy ve Satıbey köylerine hayat veriyor. Bu köylerin ardından Adıgüzel, Kasımoğlu, Otluca ve Gülsünler köylerine ulaşan akarsu, burayı geçtikten sonra suyu kararmış şekilde akmaya devam ediyor. İnci kefalinin üreme alanı olan Karasu; siraz balığı, çöpcü balığı ve aynalı sazanın da doğal yaşam alanı. Menderesler çizerek ilerleyen Karasu Çayı, Çitören köyü sazlığından Van Gölü’ne dökülüyor.

Yöre halkı tarafından Mermit Çayı olarak adlandıran Karasu üzerine kurulan kum ocaklarının bir çoğu ruhsatsız olarak faaliyet gösteriyor. Kum ocakları sadece göç yolundaki inci kefali balıklarına değil, su ihtiyacını buradan karşılayan diğer hayvanlara, tarım arazilerine ve Van Gölü’ne de zarar veriyor. Küresel ısınmadan kaynaklı suyu her geçen gün daha da çekilen Van Gölü’nde bu kum ocaklarının etkisi ile dip çamuru da oluşuyor.

Konu ile ilgili olarak Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi çalışmalar yürütüyor. Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fazıl Şen kum ocaklarının verdiği tahribatı “Suyun dibine çöken kil, silk ve milin balık yumurtalarının üstünü 6-7 cm kadar kapatıyor ve bu durum binlerce balığın yok olmasına sebep veriyor” diye anlatıyor.

Şen ayrıca İnci kefalinin göç dönemiyle inşaat sezonunun aynı zamana denk geldiği için kum ocaklarının daha aktif çalıştığının altını çiziyor.

Karasu Çayı’nın bu durumunun doğal yaşama ciddi zararlar verdiğini belirten yurttaşlar ise şikayette bulundukları halde sorunun çözülmediğini belirtiyor. Konunun muhatabı olan yetkililere seslenen yurttaşlar yaşanan bu kirliliğe bir çözüm bulunmasını bekliyor.

Pınar Gültekin kararına çifte itiraz

Pınar Gültekin cinayetine ilişkin davanın dün yapılan duruşmasında verilen indirimli hapis cezası kararı hem Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı hem de ailenin avukatı Rezan Epözdemir tarafından istinafa taşındı. Sanık Cemal Metin Avcı, dünkü karar duruşmasında  önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış, ardından da ‘haksız tahrik’ indirimi uygulanarak cezası 23 yıla düşürülmüştü.

İlgili haber: Pınar Gültekin için 13 duruşmadır beklenen adalet, gelmedi: Katile ‘haksız tahrik’ indirimi, kardeşine beraat

Gültekin Ailesi’nin avukatı Rezan Epözdemir, sosyal medya hesabında bugün yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Pınar Gültekin ile ilgili hukuk garabeti mahiyetindeki bu karara, bugün itibariyle hem katılan vekili olarak biz hem de esas hakkındaki mütalaasında tüm sanıkların cezalandırılmasını talep eden Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı istinaf mahkemesi nezdinde itiraz etti. Yargılamanın safahatı sırasında, mahkemenin tarafsızlığına halel geldiğinden bahisle üç defa reddi hâkim istedik, tamamı reddedildi. İtiraz ettik, itirazlarımız reddedildi. Mahkeme heyeti hakkında HSK’ya şikâyet dilekçesi verdik, hiçbir tasarrufta bulunulmadı.

Birçok duruşmada ve nihai olarak da dünkü duruşmada, müvekkiller ve biz, mahkemenin adalet dağıtmaktan uzak olduğu, hakkaniyeti tesis edemeyeceği ve tarafsız olmadığını vurguladık ve duruşma tutanaklarına geçirdik. Hukuk devletinin gereği olarak hak arama özgürlüğümüzü sonuna kadar kullanacağız, hukuki dayanaktan yoksun ve mesnetsiz olan bu kararın kanun yolu aşamalarında düzeleceği ve adaletin tecelli edeceğini umut ediyoruz.”

 

Kılıçdaroğlu: Dezenformasyon yasası geçerse AYM’ye gideceğiz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,  partisinin grup toplantısında,  AKP-MHP tarafından hazırlanan ve yarın TBMM Genel Kurulu‘na gelmesi beklenen “dezenformasyon yasası” teklifine tepki gösterdi:

“Getirilen düzenleme sansür uygulaması. Bu teklif bu şekliyle yasalaşırsa parlamentoda da mücadele edeceğiz, parlamento dışına çıktığında da alacağız Anayasa Mahkemesi‘ne götüreceğiz”

CHP lideri Muğla’da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’i öldüren Cemal Metin Avcı‘nın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının “haksız tahrik” gerekçesiyle 23 yıla indirilmesine de tepki gösterdi.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından önemli başlıklar şöyle:

“Bütün vatandaşlarımızı hiçbir ayrım yapmadan kucaklıyorum. Gazeteciler özgürce yazsınlar, eleştirsinler istiyoruz, İstanbul Sözleşmesi yürürlükte olsun istiyoruz, kadın erkek eşit olsun istiyoruz, herkesin işi gücü olsun istiyoruz.

Her alın terinin değerli olduğunun kabul edilmesini istiyoruz, çatısı altında olduğumuz parlamento toplumun sorunlarına çözüm üretsin istiyoruz. Bir yerlerden, Saray’dan talimat alan bir parlamento istemiyoruz. Milli Kurtuluş Savaşı’nda dik duran parlamento yine aynı şekilde durabilmeli. Bunları söylüyorum ama büyük sorunlarımız var bunun farkındayız.

SANSÜR KANUNU GETİRMİŞLER, NE OLDUĞUNU DA BİLMİYORLAR:  Bir sansür kanunu getirmişler, saray da imzalamış. Ne olduğunu da bilmiyorlar. Kimse sarayı, AKP’yi MHP’yi eleştirmesin, herkesin ağzına bant geçirelim güllük gülistanlık geçinelim. Yutmayız! Bu millette yutmaz. Basın özgürlüğü, ülkeyi sağlıklı yöneten idarenin vazgeçilmez koşuludur.

‘SANSÜR YASASI’ GEÇERSE AYM’YE GÖTÜRECEĞİZ: Anayasa’da der ki basın hürdür sansür edilemez. Ama getirilen düzenleme sansür uygulaması. Bu teklif bu şekliyle yasalaşırsa parlamentoda da mücadele edeceğiz, parlamento dışına çıktığında da alacağız Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğiz, iyi bir gerekçeyle bunun demokrasiye aykırı olduğunu, düşünceyi ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu, yürütme organının denetlenmesine engel olduğunu, dolayısıyla yürütme organının yolsuzluklarının kamuoyu tarafından bilinmesi için basının özgür olması gerektiğini detaylarıyla ifade edeceğiz.

NE SÖYLÜYORLARSA AKSİNİ YAPIYORLAR: Sanıyorlar ki biz bunları söylemeyeceğiz. Ya biz Kuvayi Milliyeci’yiz. Yargı vesayet altında. Adalet dağıtılamıyor. Basın özgürlüğü ülkeyi sağlıklı yöneten bir yönetimin vazgeçilmez koşuludur. Biz ülkeyi yönettiğimizde medya özgürlüğü olacak, herkes istediğini yazacak. Özgür medyanın olmadığı yerde demokrasi olmaz, düşünce özgürlüğü olmaz. Bunlara yasak getirmeye çalışıyorlar, beyler rahatsız oluyor. İstediğiniz kadar rahatsız olun biz inandığımız yolda yürüyeceğiz ve devam edeceğiz. Herkesin bunu bilmesini isterim. Diyorlar ki, ‘Bu teklif yasalaştığında basın özgürlüğü daha da güçlenecek’ Bunu söylüyorlarsa tam aksini yapıyorlar demektir.

HAKSIZ TAHRİK İNDİRİMİNİ HANGİ VİCDAN KABUL EDER? Pınar Gültekin davasında haksız tahrik indirimi sağlandı. Hangi vicdan hangi ahlak kabul eder? Kadın erkek dayanışması içinde kadınlara yapılan tüm haksızlıkların karşısında birlikte olmak zorundayız. Bir devletin itibarı, saygınlığı vardır. Bunu koruyacak olan yönetimdir.

DAVAYI PARA UĞRUNA SUUDİLERE VERİYORSUNUZ: (Cemal Kaşıkçı cinayeti) Eğer İstanbul’da Suudi konsolosluğunda bir cinayet işleniyorsa o cinayetin bütün ayrıntılarını sorgulamak ve gerçeği halkla paylaşmak artı gerekli cezayı vermek devletin görevidir. Eğer siz para uğruna Türkiye’yi kötü yönettiğiniz dilencilik yapıp birilerinden para istemeye gidiyorsunuz ve Türkiye’de görülmekte olan bir davayı ve işlenen bir cinayeti birilerinin talebi üzerine para uğruna Suudilere veriyorsunuz.

TAMAMINI EMEKLİ EDECEĞİM: Sandığa gideceğiz, ben bunların tamamını emekli edeceğim. Hiç kimse endişe etmesin. Türkiye’nin nasıl yönetildiğini görün. Bu kadar güzel bir ülkeyi bu kadar kötü yönetemezsiniz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin başındaki kişi, katille kucaklaşacak. AK Parti’ye oy vermiş ve vicdanını sorgulayan kardeşlerime ve ülkücü kardeşlerime sesleniyorum; bu ülkenin itibarını, hakkı, hukuku savunan biziz. Artık dur demenin zamanı geldi. Sandığa gideceksiniz, elinizi vicdanınıza koyun.

Basın Konseyi Başkanı CHP Grubu’nda: Biz Silivri’ye alışığız, o kılıç sizin üzerinizde de sallanacak

CHP grup toplantısına katılan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç de  “Basını cendereye sokanların akıbetini hepiniz gayet iyi biliyorsunuz” dedi.

Türenç konuşmasında yasa teklifiyle herkesin sesinin boğulacağını söylerken, gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kalınacağını belirtti. İktidara seçimin ardından ortak bir teklif hazırlama önerisinde bulunan Türenç “Biz alışığız Silivri’de yatmaya. Ama sizlerin de üstünüzde sallanacak o kılıç” dedi.

Türenç’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“AKP ve MHP’nin hazırladığı yeni yasa taslağının iptalinin şart olduğunu sizlere söylemek için geldim. Yalan ve yanıltıcı haberin önlenmesinin hedeflendiği bu çalışmayla aslında halkın sesi kesilecek. Basın yasası deniyor ama hepinizin sesi bu yasanın içinde boğulacak. Halkın gerçeğe ulaşması engellenecek. En büyük endişemiz ve korkumuz masummuş gibi sulan yasa tasarısıyla iktidara karşı eleştirel haber yayınında yasaklamalar, gözaltılar, tutuklamalarla karşı karşıya kalacağız. Sadece gazeteciler değil. Biz alışığız Silivri’de yatmaya. Ama sizlerin de üstünüzde sallanacak o kılıç. Bu şekliyle yasa çıkarılırsa dün akşam öğrendik cumhurbaşkanının maaşının 141 bin liraya yükseltileceğini acaba yazabilecek miyiz?

Gelin yanlıştan dönelim. Yapılacaksa seçimden sonra hep beraber oturup öncelikle basın kurumlarının desteği alınarak bu yeni yasa hazırlansın, düzenleme yapılsın ve eğitici kanallarla halkı, internet kanallarını eğitelim. Yasama yürütme yargıdan sonraki dördüncü gücün basının üzerindeki eller çekilsin. Bu vahim çabaların düzenlemenin özgür düşünceye indirilen darbe olduğunu lütfen unutmayın. Bu korku ikliminin otosansürü büyüteceğini unutmayın. Özgür olamayacaksınız. Korkunun ecele faydası yok. Basını cendereye sokanların akıbetini hepiniz gayet iyi biliyorsunuz. Bu yüce çatı altında sizlerden tüm basın adına bu gerçeği hatırlatmayı bir görev biliyorum.”

Basın meslek örgütleri temsilcileri açıklama

Yedi basın meslek örgütünden açıklama: Sansür yasasına hayır

Basın meslek örgütleri  de tasarıya karşı bir araya gelerek ortak açıklama yaptı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Konferans Salonu’ndaki toplantıya Toplantıya Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkan Turgay Olcayto, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkan Gökhan Durmuş, Basın Konseyi Genel Sekreter Mustafa Eşmenç, Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Genel Başkan Adnan Özyalçıner, DİSK Basın İş Sendikası Genel Sekreteri Özge Yurttaş, PEN Yazarlar Derneği adına 2.  Başkan Halil İbrahim Özcan, Türkiye Yayıncılar Birliği (TÜRKYAYBİR) Başkanı Kenan Kocatürk katıldı.

İktidarın Türkiye’yi tek sesli, tek düşünceyi içeren bir topluma dönüştürme çabalarının son halkasını bu tasarının oluşturduğunu söyleyen  TGC Başkanı Turgay Olcayto, “İktidarın baskıları zulmü yetmezmiş gibi birde sosyal medyadaki kapıları kapatmak istiyorlar. Korkuyorlar, korkmasalar böyle bir şey yapmazlar korkuyorlar.  Demokrasi arpa boyu bir yol alamadık” diye konuştu.

TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, yasa tasarısının bürokratlar ve avukatlar tarafından hazırlandığını belirterek, “Bu  kanun tasarısının içerisinde gazeteciler yok. Gazetecilerin menfaatleri yok. Gazetecilerin haber ve yapmasını kolaylaştıracak bir düzenleme yok. Tam tersi, Türkiye’nin tarihinin belki de en büyük sansür yasası” dedi.

“Dezenformasyon ve yalan haberle mücadele edeceğiz derken, savcılara, hâkimlere neyin yalan, neyin doğru olduğunu kararını verme yetkisi veriliyor” diyen Durmuş, Basın İlan Kurumu’nun ikinci bir RTÜK’e dönüştürülmek istendiğine vurgu yaptı.

Tasarının hukuki bir metin olmadığını, kafa karıştırıcı bir muğlaklık olduğunu belirten Basın Konseyi Genel Sekreteri Mustafa Eşmen,  seçim ortamına  giderken bu gelişmenin olmasının anlamına dikkat çekti; TYS Genel Başkanı Adnan Özyalçıner de “Sosyal medya yasası, insanın anayasal hakkı olan temel hak ve özgürlüklerine düpedüz el koymak demektir. Yalnız gazete, gazeteci ve okur arasındaki özgürce haber verme, haber almadaki düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlamış olmakla kalmıyor, insanlar arasındaki serbestçe iletişim kurma ve konuşma özgürlüklerini de düşüncelerini söyleme ve ifade etme özgürlüklerini de yasaklıyor” dedi.

Düşünce ve ifade özgürlüğünü savunacaklarını belirten Özyalçıner, “Sürdürmek zorundayız. Bütün bu meslek örgütleri ile birlikte bu işin peşindeyiz, peşinde olacağız. Sosyal medya yaptırımlarında her zamanki gibi karşısında olmakta devam edeceğiz” dedi.

DİSK Basın İş Sendikası Genel Sekreteri Özge Yurttaş, yasanın Meclise geldiğinde Diyarbakır’da gazetecilerin gözaltına alınıp tutuklandığını hatırlattı: “Gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle hedef haline geldi. Hukuk, ifade özgürlüğünün halkın haber alma özgürlüğünü korunmadı. Bilakis bu alanlarda faaliyet yürüten meslek icra edenlere karşı bir saldırı aracına dönüştürüldü.”

PEN Yazarlar Derneği 2. Başkanı Halil İbrahim Özcan, basının sürekli susturulmasıyla bir yere varılmayacağını; Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk de gazetecilerin yanında olacaklarını kaydetti: “Yayıncılar olarak da biz de bundan çok etkileneceğiz. Çünkü artık düşünce ve ifade özgürlüğü ya da insanların fikirlerin sosyal medya içinde yazarlarımızı da yayıncıların da fikirlerini beyan ettikleri şeyin içinde hangisinin mutlak anlamda suç olup olmayacağını bilmiyoruz.” 

Örgüt temsilcileri, özgür basını için hep birlikte mücadele etmeye devam edeceklerini bildirdi.

Gökçeada Lagünü’nde taş ocağı projesine halktan itiraz: ÇED sürecini durdurun

Kazdağları Ekoloji Platformu, flamingoların ve ada martılarının beslenme ve yuvalama alanı Gökçeada Lagünü‘nün taş ocağı projesiyle yok edilmesine itiraz ediyor.

Çanakkale Valiliği ve Bakanlık’a sunulanitiraz dilekçelerinde halk; tarım, balıkçılık ve turizm ile geçinen yöre halkının ekonomik ve sağlık açısından oldukça olumsuz etkilenecek olması ve adadaki canlıların yaşam alanlarını yok etmesi sebebiyle Asmas Organik Tarım Ürünleri Turizm İnşaat Madencilik ve Enerji Sanayi İthalat İhracat Ltd. Şti’nin projesine uygunluk verilmemesini ve ÇED sürecinin sonlandırılmasını talep etti.

Tüm vatandaşlara, Gökçeada’nın korunması için itiraza destek vermeleri çağrısı yapıldı.

Gökçeada’da 20 bin hektarlık alanda andezit ocağı işletmesi için başlatılan ÇED sürecine yapılan itirazda, alanın ada merkezine kuş uçuşu 3 km, Eşelek Köyü‘ne 2 kilometre mesafede,  en yakın hanenin 780 metre ötede olduğuna dikkat çekildi:

“Proje alanı civarındaki hassas alanlar çok yakın mesafdeki 3491 hektar koruma lanına sahip Gökçeada Lagünü ve Tuz Gölü’dür. Taş ocağı projesini Tuz Gölü’nü de içine alan Gökçeada’nın doğu kıyı bölgesi, önemli doğa alanıdır.”

Kuş göç yolları üzerinde bulunan Gökçeada Lagünü, flamingoların mola ve beslenme yeri, ada martılarının da yuvalama üreme alanıdır.

Lagün, Ulusal Sulak Alan koruma statüsüne sahip olmasına rağmen kontrolsüz ve plansız turizm faaliyetleri, sörf etkinlikleri, evsel atık, kanalizasyon, böcek ilaçları, küresel ısınma gibi tehditler altındadır ve  taş ocağı ile daha da kuruyacaktır.

Ada canlılarının yaşam alanında dinamit patlatılacak

Dinamitle patlatma da yapılacağı belirtilen projenin başta Eşelek Köyü sakinleri ve Tuz Gölü’nde beslenme ve yuvalama yapan kuş türleri için gürültü, toz ve kirlilik tehlike oluşturduğunu belirten vatandaşlar, proje dosyasında atıkların bertarafı konusunda yeterli ve tatmin edici bilgi verilmediğine de vurgu yaptı.

Tuz Gölü’nde karasal floraya ait 194 tür, sucul floraya ait toplam 134 tür yaşıyor. Flamingo popülasyonu aylık 0-965 birey arasında değişiyor.

Susuzluk tehlikesi yaratacak

Proje dosyasında Tuz Gölü flora ve fauna araştırmasının yetersiz olduğu ve eksik bilgi içerdiği belirtilen dilekçede; yılda 55 bin ton üretim planlanan projede günde 19 bin litre su kullanılacağına da yer verildi:

“Tarımsal amaçlı, ada halkı ve ada canlılarının yaşamsal ihtiyaçları için kullanılan Gökçeada su kaynaklarının taş ocağı kullanımına verilmesi ada için ciddi susuzluk tehlikesi yaratmaktadır. Proje dosyasında işlemler sırasında kullanılacak bu suyun hangi kaynaktan temin edileceği bilgisi yer almamaktadır.”

İlgili haber: Gökçeada direnişi zaferle sonuçlandı: Altın madeni aramasına iptal!
İlgili haber: Gökçeadalıların protestoları, oldu bittiyle yapılmak istenen inşaatı durdurdu
İlgili haber: “Sakin şehir” Gökçeada’da taş ocağı için ÇED başvurusu iptal!

Gıdaların soframıza gelişinin maliyeti: Karayolu kaynaklı doğrudan emisyonların neredeyse yarısı

Gıda tedarik zinciri, küresel gıda güvenliğinin sağlanmasında kilit bir rol oynuyor.

Nature‘da yayımlanan yeni bir çalışmada, ‘gıda millerinin’, yani gıdaların iki nokta arasında arasında taşınırken salınan sera gazının, tüm gıda emisyonlarının yüzde 19’unu oluşturduğunu ortaya çıkardı. Bu, önceden düşünülenden yaklaşık dört kat daha fazla.

Araştırma ayrıca, tüm gıda taşımacılığının ulaşım, üretim ve arazi kullanımı değişikliği nedeniyle küresel gıda sistemlerinin insan kaynaklı toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 30’unu oluşturduğunu gösterdi.

Küresel sebze ve meyve taşımacılığı, gıda mili emisyonlarının yüzde 36’sına katkıda bulunuyor: Bu da, bu gıdaların üretimleri sırasında salınan sera gazı miktarının neredeyse iki katına denk geliyor.

Çalışmanın baş yazarı, Sydney Üniversitesi çevre modelleme araştırmacısı Mengyu Li; “ Gıda taşımacılığı – yaklaşık yüzde altı – genel emisyonların yüzde 6’sını kapsıyor, oldukça büyük bir oran. Gıda taşımacılığı emisyonları, karayolu taşıtlarından kaynaklanan doğrudan emisyonların neredeyse yarısını oluşturuyor” diyor.

meyve sebze market

Herkes yerel üretimle beslenirse ne olur?

Ekip 74 ülkede, hayvancılık, kömür, meyve ve sebze gibi 37 ekonomik sektörü ve tüm küresel tedarik zinciri ağını içeren bir model oluşturmak için FoodLab adlı bir çerçeve kullandı.

Araştırmacılar ayrıca, herkesin yerel üretimle beslendiği bir modeli de inceledi. Ekip, bunun gıda mili emisyonlarını 0,27 milyar ton (yalnızca yüksek gelirli ülkeler için 0,24 milyar ton) ve gıda üretimi emisyonlarını 0,11 milyar ton azaltacağını hesapladı.

Araştırma sonucunda gıdanın çevresel etkisini azaltmak için çözüm önerileri şöyle sıralandı: bitki bazlı beslenmeye geçiş ve  yerel üretimin artırılması.

Dünya nüfusunun sadece yüzde 12,5’ine sahip olan yüksek gelirli ülkeler, dünyanın gıda mili emisyonlarının yüzde 46’sını üretiyor.

Sydney Üniversitesi‘nden beslenme ekoloğu David Raubenheime, The Guardian‘a verdiği demeçte şunları söylüyor:

“Çevremizdeki bilgileri ‘et kötüdür ve sebzeler iyidir’ gibi basit terimlerle yorumlama eğilimindeyiz ama çok daha kapsamlı bir resim görmek istedik. Çalışmamız, bitki bazlı bir diyete geçmenin yanı sıra, özellikle zengin ülkelerde yerel gıda tüketiminin ideal olduğunu gösteriyor.”

meyve sebze market

Gıda mili nedir?

Gıda mili kavramı, gıdanın yetiştirildiği yerden nihai olarak satın alındığı veya son kullanıcı tarafından tüketildiği yere kadar kat ettiği mesafeyi ve bunun karbon ayak izini tanımlamak için kullanılır.

Gıda üretimi, dağıtımı ve tüketim kalıpları son 50 yılda büyük bir dönüşüm geçirdi. Perakendeciler her zamankinden daha kapsamlı ve sofistike satış noktaları ve dağıtım sistemleri geliştirmeye; ve çok daha fazla miktarda ürün ithal etmeye başladı. Tüketiciler de konforlu alışveriş olanaklarına ve çok çeşitli kaliteli ürünlere alıştı.

Ancak, yiyeceğin “tarladan tabağa” kat ettiği geniş mesafeler, bu sistemi petrol tedariğine karşı savunmasız, kalori başına verimsiz ve uzun vadede sürdürülemez hale getiriyor. Adil ticaret sistemleriyle birleştiğinde, yerel ürünleri öne çıkaran ve kullanan bölgesel ve yerel gıda sistemleri geliştirmke ise buna çözüm olarak gösteriliyor.