Bazı Avrupalı ülkelerin kaptanlarının Katar’da düzenlenen Dünya Kupası’ndaki maçlarda insan hakları ihlallerini protesto etmek için gökkuşağı renkli ‘OneLove’ kol bandı takma planı FİFA‘dan döndü. Takımlar, FIFA’nın tehditlerinden sonra geri adım attı.
Dünya Kupası’nın Katar’a verilmesi, insan hakkı ihlalleri, eşcinseller konusundaki olumsuz tutumu, göçmen işçilere yapılan kötü muamele gibi gerekçeler nedeniyle tepki çekmişti. İnsan hakları örgütleri, ülkelerin katılmamasını istemiş, reklam yüzü olan, destek veren isimleri eleştirmişti.
Bazı Avrupalı takımlar, Katar’daki insan hakkı ihlallerini protesto etmek için, kaptanlarının gökkuşağı rengindeki ‘OneLove’ kol bandı takacağını duyurmuştu. BBC‘nin aktardığına göre FİFA, bu karardan sonra Avrupalı takımların federasyonlarıyla toplantı düzenledi. FIFA, para cezası, kaptanların doğrudan sarı kart görmesi ve çeşitli sportif yaptırımlarla Avrupalı takımları tehdit etti.
Avrupalı takımlarsa, FIFA’nın tehdidinden sonra geri adım atarak gökkuşağı renkli kol bandı takmayacaklarını açıkladı. Takımlardan yapılan açıklamada, para cezası gibi yaptırımları göze aldıklarını ama oyuncularını kişisel olarak yaptırımların hedefi haline getiremeyecekleri belirtildi.
Bandı takmaktan vazgeçen ülkeler şöyle: İngiltere, Galler, Belçika, Danimarka, Almanya, Hollanda, İsviçre.
FİFA Başkanı içki yasağını da savunmuştu: İki saat içmezseniz ölmezsiniz
Katar, FIFA’ya, 8 Dünya Kupası stadında bira satışını durdurması için istekte bulunmuş; FIFA da ev sahibi ülke yetkilileriyle yapılan görüşmeler sonrası, stadyumların içinde ve çevresinde içki satışının yapılamayacağını, satışın stadyumlara uzak noktalarda yapılabileceğini belirtmişti. Stadyumlarda ise ‘alkolsüz bira’ denilen içecekler satılabileceği duyurulmuştu.
FIFA Başkanı Gianni Infantino, Katar’la ilgili yoğun eleştirilere, önceki gün Doha’da düzenlediği basın toplantısında yanıt verdi; maçlarda içki içilmesinin yasaklanmasına ilişkin “Günde üç saat boyunca bira içemezseniz, hayatta kalacağınızı düşünüyorum” dedi.
Infantino, Katar’ın hazırlıklar sırasında insan haklarını hiçe saydığı yönündeki eleştirilere karşı da şunları söyledi: “Ben Avrupalıyım. Dünyanın dört bir yanında 3 bin yıldır yaptıklarımız için, ahlak dersi vermeden önce özür dilemeliyiz. Eğer Avrupa, bu insanların kaderini gerçekten önemsiyorsa, bu işçilerin bir kısmının çalışmak üzere Avrupa’ya gelebilmesi için yasal yollar oluşturabilir. Onlara biraz gelecek ve umut verebilirler.”
İngiltere ve Galler, Dünya Kupası’ndaki ilk maçlarına bugün çıkacak. İngiltere İran’la, Galler ABD’yle oynayacak.
Ceyport Limanı Kapasite Artış Projesi, ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu’ kararına ilişkin, Tekirdağ 1. İdare Mahkemesi tarafından itiraz yolu kapalı olmak üzere verilen yürütmeyi durdurma kararına uyulmadığı ve çalışmaların devam ettiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunuldu.
Trakya Platformu Tekirdağ Yönetim Kurulu Üyesi Bedia İlerler ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Başkanlığı (TMMOB) adına Cemal Polat tarafından suç duyurusunda bulunuldu.
Tekirdağ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürü Kaan Sinan Tohumcu da mahkeme kararına ilişkin mühürlenen alanlarda çalışma yapılması durumunda, gerekli işlemlerin yapılacağını belirtti.
Yapılan suç duyurusunda, ‘ÇED Olumlu’ kararının iptaline ilişkin açılan davada, kesin yürütmeyi durdurma kararı verildiği fakat, Tekirdağ 1. İdare Mahkemesi tarafından verilen kararın uygulanmasına yönelik denetlemenin yapılmadığı belirtiliyor.
Mahkeme kararı yok sayılıyor
Firmanın inşaat çalışmalarına hala devam ettiğinin aktarıldığı suç duyurusunda, söz konusu durumun Tekirdağ 1. İdare Mahkemesi kararında belirtilen tüm hususları yok sayma ve görevi kötüye kullanma niteliğinde olduğu vurgulanıyor.
Bakanlığın kararı mevzuata uygun değil
İdare Mahkemesi’nin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen ‘ÇED Olumlu’ kararını, hukuka ve mevzuata uygun bulmadığı hatırlatılırken, yapılacak işlemlerin çevreye telafisi güç ve imkansız zararlar vereceğine dikkat çekiliyor.
Tekirdağ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürü Kaan Sinan Tohumcu da limanın kapasite artış projesine yönelik ‘ÇED Olumlu’ kararına ilişkin, yürütmeyi durdurma kararı gereği belirlenen kısımların mühürlendiğini ifade ederek şunları söylüyor:
“Ceyport’un liman faaliyetleri tamamen durdurulmadı. Gemiler yanaşarak, elleçleme çalışmaları devam ediyor. Kapasite artışı ve RO-RO iskelesi inşaatı, ilave dolgu alanları durduruldu. Durdurulmuş bir yerde çalışma yapılması ise suç. ÇED Olumlu kararı olmadan önce de firma tarafından çalışmalar yapılmıştı. Ceza kesip, işlem gerçekleştirmiştik. Şu an mahkeme kararı ile durdurulan yerlerde çalışma mevcut ise yine gereken işlemlerin yapılması yönünde çalışma gerçekleştireceğiz”
İran‘da Mahsa Amini‘nin gözaltında hayatını kaybetmesi üzerine başayan hükümet karşıtı protestolara destek veren kadın oyuncular Hengameh Ghaziani ve Katayoun Riahi gözaltına alındı. İran’ın resmi haber ajansı IRNA‘nın verdiği bilgiye göre, savcılık iki oyuncuyu “İran yetkililerine karşı komplo kurmakla” suçladı.
Başörtüsünü çıkararak protestolara destek veren Ghaziani, gözaltına alınması öncesi sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Bu benim son paylaşımım olabilir. Şu andan itibaren başıma ne gelirse gelsin, bilin ki her zaman olduğu gibi son nefesime kadar İran halkının yanındayım” demişti.
Ghaziani’nin videoda konuşmadan kameraya baktığı, daha sonra da arkasını dönerek saçını at kuyruğu şeklinde bağladığı görülüyor.
« PEUT-ÊTRE EST-CE MON DERNIER post (…) mais sachez que jusqu’à mon dernier souffle, je serai auprès du peuple iranien », écrit l’actrice iranienne Hengameh Ghaziani qui sort sans voile dans l’espace public, se retourne, et attache ses cheveux à la manière d’une manifestante ⬇️ pic.twitter.com/6LV7Shpg5j
Ghaziani geçen hafta yaptığı bir paylaşımda da, “50’den fazla çocuğu öldürdüklerini belirterek” İran yönetimine “çocuk katili” diye seslenmişti. İran devlet medyası Ghaziani’nin “ayaklanmaları teşvik etmek ve desteklemek ile muhalefet medyasıyla temas kurmak” suçlamalarıyla gözaltına alındığını belirtti. Riahi de daha sonra aynı soruşturmada gözaltına alındı.
Rejim karşıtı protestolar üçüncü ayına girerken, İran hükümetinin daha önce de ünlü isimler üzerinde baskı kurduğu ve zorla itiraf aldığı biliniyor. Son olarak hafta sonunda İran’ın en tanınan futbol takımlarından Persepolis FC‘nin teknik direktörü Yahya Golmohammadi de yorumları nedeniyle ifade vermek için savcılığa çağrıldı.
İran’ın Boks Federasyonu Başkanı Hossein Soori de “Artık çok kolay insan kanı döken ülkeme hizmet edemem” diyerek bir turnuva için gittiği İspanya’dan geri dönmeyeceğini açıklamıştı.
Tahran‘da 13 Eylül’de “ahlak polisi” olarak bilinen İrşad devriyeleri tarafından “başörtüsü kurallarına uymadığı gerekçesiyle” gözaltına alındıktan sonra fenalaşarak hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin, 16 Eylül’de yaşamını yitirmesi, ülke yönetimine karşı üç aydır süren protestolara yol açmıştı.
Resmi kaynaklardan, olaylarda sivillerin ve güvenlik güçlerinin öldüğüne dair açıklamalar yapılıyor. ancak ölü sayısı hakkında net bilgi verilmiyor.
Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü, 19 Kasım’da yaptığı açıklamada, gösterilerde 378 kişinin öldüğünü duyurdu. İran medyasına yansıyan haberlere göre, gösteriler sırasında 50 civarında güvenlik görevlisi yaşamını yitirdi. Protestolara katılan beş kişi hakkında da idam cezası verildi.
Suriye’nin kuzeyinden atıldığı aktarılan beş roketin Gaziantep Karkamış ilçe merkezinde bir tır, bir ev ve bir liseye isabet etmesi sonucu biri çocuk üç vatandaş yaşamını yitirdi, on kişi de yaralandı.
Roketli saldırılar sonrası sınır hattında önlemler artırıldı. Güvenlik güçleri teyakkuza geçirildi.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, dün gece Kilis’in Öncüpınar sınır kapısının yanındaki Özel Harekat yerleşkesine çok namlulu roketatar atıldığını, 8 güvenlik personelinin yaralandığını belirtti.
Gaziantep’te sınır bölgelerine gece de atılan havanların isabet etmediğini söyleyen Soylu, bugün öğle saatlerinde yine sınır ötesinden yapılan üç havan atışı sonucunda bir mahalleli, bir çocuk ve bir öğretmenin hayatını kaybettiğini duyurdu. Gaziantep Valisi Davut Gül, 10 kişinin yaralandığını, yaralılardan iki kişinin durumunun ağır olduğunu belirtti.
İlçede eğitime bir gün süreyle ara verilirken Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, roketin Nigar Tiryakioğlu Çok Programlı Anadolu Lisesi’ne isabet ettiğini, sınıf öğretmeni Ayşenur Alkan‘ın öldüğünü açıkladı.
Hayatını kaybeden çocuğun, CHP İzmir milletvekili Mahir Polat‘ın beş yaşındaki yeğeni Hasan Karataş olduğu belirtildi.
Özer, top atışlarından dolayı Kocatepe İlkokulu ve Karkamış Anaokulu‘nun da camlarında kırıklıklar oluştuğunu söyledi.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Sivilleri hedef alan hain saldırının bedelini bölücü terör örgütü PKK/PYD/YPG en ağır şekilde ödeyecektir” dedi. Milli Savunma Bakanlığı, “Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), saldırılara misliyle karşılık veriyor” açıklaması yaptı.
İstiklal Caddesi‘nde 13 Kasım Pazar günü düzenlenen ve altı kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırının ardından yakalanan zanlının”PKK/PYD/YPG terör örgütü üyesine mensup olduğunu itiraf ettiği” açıklanmış, PKK ise saldırıyı üstlenmemişti.
Saldırının ardından TSK bu hafta sonu ‘Pençe Kılıç’ operasyonu adı altında Suriye ve Irak‘ın kuzeyinde çeşitli hedeflere hava saldırıları düzenledi. Suriye Savunma Bakanlığı, Türkiye’nin gece geç saatlerde ve bu sabah çeşitli noktalara düzenlediği bombardıman sonucu çok sayıda askerin öldüğünü duyururken, Rojava‘ya düzenlenen saldırıda farklı kaynaklar 13 veya 19 kişinin öldüğünü aktarıyor.
Gelişmeler sonrasında MİT Başkanı Hakan Fidan‘ın Suriye savaşının ilk yıllarında “Gerekirse Suriye’ye dört adam gönderirim. Türkiye’ye 8 füze attırıp savaş gerekçesi üretirim” sözleri yeniden gündeme getiriliyor.
İnsan hakları savunucuları, TSK’nın operasyonunun başlamasından bu yana barış çağrılarını yineliyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın sokakta yaşayan köpeklerle ilgili yaptığı “Belediyeler, barınaklar inşa ederek sahipsiz, başıboş sokak hayvanlarını toplamalı” açıklamasına barolardan yanıt var.
Erdoğan 17’nci G20 Liderler Zirvesi kapsamındaki Endonezya ziyareti sonunda gazetecilerin sorularını yanıtlarken, konuyla ilgili iki bakanlığa talimat verdiğini belirterek şunları söylemişti: “Öncelikle hayatını kaybeden yavrumuza Allah’tan rahmet diliyorum. Sahipsiz hayvanların yeri sokaklar değil, barınaklardır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığına gerekli talimatları verdim. Bakanlarım çalışıyor. Bu işi boş bırakmamalıyız. Konuyla ilgili atılacak adımlar neyse, ne tedbir gerekiyorsa yerine getirilecek.”
“Öncelikli olarak belediyelerin barınaklar inşa ederek sahipsiz, başıboş sokak hayvanlarını toplaması gerektiğini” söyleyen Cumhurbaşkanı Konya ve İstanbul Beykoz barınaklarını örnek göstermiş; hayvanların toplanıp barınaklara konulacağı uygulamanın bütün illere uygulamayı düşündüklerini kaydetmişti.
‘Sadece güçten düşmüş hayvanlar bakımevinde tutulabilir’
Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin yasalara aykırı, bağlayıcılığı bulunmayan bir talimat olduğunu belirten 21 baro, ortak açıklamalarında bunun uygulanamayacağını kaydetti.
21 baronun imzasının olduğu açıklamada şöyle denildi:
“Hukuka ve vicdana aykırı söylemlerle köpekleri barınaklara hapsetmek isteyen zihniyetin karşısındayız!
“Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17.11.2022 tarihinde bir basın mensubunun sorusu üzerine ‘Sahipsiz hayvanların yeri sokaklar değil, barınaklardır. Öncelikli olarak belediyeler, barınaklar inşa ederek sahipsiz, başıboş sokak hayvanlarını toplamalı’ şeklinde bir açıklama yapmıştır.
Cumhurbaşkanı’nın 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na, Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği’ne açıkça aykırı bu açıklamasına karşı aşağıdaki hususları kamuoyunun dikkatine sunma zorunluluğu doğmuştur.
5199 sayılı Kanun’un 6/4 ve Uygulama Yönetmeliği’nin 7/1-a maddeleri gereği sokak hayvanları sadece aşılanmak, tedavi edilmek, kısırlaştırmak; yani rehabilite edilmek amacıyla toplanarak ‘geçici’ bakım evlerine alınabilir. Daha sonra alındıkları ortama bırakılır.
Sadece güçten düşmüş ve sokakta yaşayamayacak durumda olan hayvanlar, mevzuatta nitelikleri detaylı olarak açıklamış bulunan geçici bakım evlerinde tutulabilir.
Açıklamada, sokaktaki köpek sayısının artmasının tüm sorumluluğunun yasanın yürürlüğe girdiği 2004 yılından bugüne kadar kısırlaştırma yapmayan belediyelerin belediyeleri denetlemeyen bakanlıkların ve il hayvan koruma kurullarının, hayvan hakları konusunda yayın yapma zorunluluğuna uymayan yayın kuruluşlarını denetlemeyen RTÜK’ün ve yıllardır yaptıkları çağrılara rağmen hayvan üretimi ve satışını yasaklamayan siyasi iktidarların olduğu kaydedildi.
‘Üretimi yasaklayın’
Cumhurbaşkanının, yasal sorumluluklarını yerine getirmeyen belediyelere ve kurumlara karşı gerekli hukuki süreçlerin işletilmesi yerine, masum ve savunmasız hayvanların doğal yaşam alanı olan sokaklardan toplatılıp barınağa dönüştürülmek istenen bakım evlerine kapatılması ve yerleşimden uzak alanlarda hapsedilmesi için verdiği talimatın yasaya aykırı olduğu için bağlayıcılığının bulunmadığı ve uygulanamayacağı vurgulanan açıklamada öneriler de yer aldı:
“Eğer bir çalışma yapılacaksa hayvanların etolojik özelliklerine uygun, yaşam hakkına saygılı çözümler üzerinde durulmalıdır. Bu minvalde:
Köpek üretimi ve satışı ivedilikle yasaklanmalıdır.
Ülke çapında, acilen belediyeler, ilgili bakanlıklar, sivil toplum Kuruluşları, Veteriner Hekimler Odaları ve hayvan severlerle işbirliği yapılarak kısırlaştırma seferberliği başlatılmalıdır.
Başta Belediyeler olmak üzere sorumluluklarını yerine getirmeyen tüm kişi ve kurumlar hakkında etkin, caydırıcı adli ve idari yaptırımlar düzenlenerek derhal hayata geçirilmelidir.
Hayvan hakları ve hayvan sevgisi okullarda zorunlu ders kapsamına alınmalı; çocuklara çok erken yaştan itibaren hayvanların yaşam hakkı, hayvan sevgisi ve hayvanlarla doğru iletişim kurulması konularında eğitim verilmelidir.
Yayın kuruluşlarına hayvan sevgisi, hayvanların yaşam hakkı ve hayvanlarla doğru iletişim konularında zorunlu kamu spotu yayınlama yükümlülüğü getirilmek suretiyle toplumda bilinç ve farkındalık yaratılmalıdır.
Etkin medya desteği ile barınaklardan sahiplenme kampanyaları başlatılmalıdır.
‘Hukuk Devleti ilkelerine aykırı’
Baroların açıklamasında, “Yukarıda sıralanan nedenlerle Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıklamasının kabul edilebilir olmadığının altını çizerek tüm demokratik kurum ve kuruluşları ‘Hukuk Devleti’ ilkelerine aykırı söylem ve eylemlere karşı tepki vermeye çağırıyoruz.
Yasaya aykırı tüm uygulamaların takipçisi olacağız. Kamuoyuna saygıyla duyururuz” denildi:
İmzacı barolar şöyle: Adana Barosu, Amasya Barosu, Ankara Barosu, Aydın Barosu, Burdur Barosu, Bursa Barosu, Çanakkale Barosu, Denizli Barosu, Gaziantep Barosu, Hatay Barosu, Isparta Barosu, İstanbul Barosu, İzmir Barosu, Kahramanmaraş Barosu, Ordu Barosu, Sakarya Barosu, Samsun Barosu, Şanlıurfa Barosu, Tekirdağ Barosu, Van Barosu, Zonguldak Barosu.
Türkiye’den otuzun üzerinde ekoloji örgütü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) İstiklal’deki bombalı saldırıdan günler sonra kuzey Suriye ve Irak‘ta başlattığı hava saldırısına karşılık ‘Savaş en büyük ekolojik yıkımdır’ başlıklı ortak bir açıklamada bulundu. “Doğa ve yaşam savunusunun sınır tanımayan anlayışıyla, yeryüzünün bir bütün ve tüm canlıların yaşam hakkı olduğunun altını bir kez daha çiziyoruz. İnsanlığın ve doğanın ihtiyacı daha fazla bomba, daha fazla kimyasal, daha fazla ölüm değildir” denilen açıklamada mevcut sürece kapitalizmin savaş politikalarıyla gelindiği vurgulandı.
Yakın tarihte tüm dünyada yüz milyona yakın insanın öldüğü ve silah üretiminin ortaya çıkardığı ekolojik yıkımın büyük sorunsalıyla karşı karşıya olunduğunun belirtildiği açıklamada İstiklal Caddesi’nde gerçekleştirilen bombalı saldırıya ilişkin şunlar kaydedildi:
“13 Kasım 2022’de İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde patlatılan bomba sonrası ortaya çıkan bulgulara ve çelişkilere rağmen, gerçeklerin açığa çıkmasına olan direnç, iktidarın açlık ve yoksulluk artarken dahi savaş ve saldırma politikasındaki inadını gösteriyor.”
“Seçimlere yaklaşırken, iktidarın, 2015 sürecindeki gibi “Suriye tarafından buraya 8 füze atar, savaş gerekçesini üretiriz” anlayışında olduğunu büyük bir endişeyle görmekteyiz” ifadelerinin yer aldığı ortak metinde, iktidarın her kaybediş sürecini savaş politikalarıyla ve halklara bombalar yağdırarak geçiştirme çabasında olduğu belirtildi. Açıklamada şunlar aktarıldı:
‘Halklara soykırım denemeleri yapan iktidara karşı hakikatten yana kullanmakta kararlıyız’
“19 Kasım gecesi Rojava’ya karşı başlatılan ve devam eden hava saldırılarında şu ana kadar hastanelerin, sağlık ocaklarının ve elektrik tesislerinin vurulduğunu, onlarca sivilin hayatını kaybettiğini, yüzlerce insanın yaralandığını ve tabi ki sayısı belirsiz hayvanın zarar gördüğünü öğrenmiş bulunuyoruz.
İktidarını kanlı savaş politikalarıyla ayakta tutmaya çalışan ve ezmeyi gözüne kestirdiği halklara soykırım denemeleri yapan bu iktidara karşı, sesimizi hakikatten yana kullanmakta kararlıyız.”
‘İktidarın bu kirli politikalarına karşı, barışı savunuyoruz’
İktidarın özellikle sosyal medyada savaş karşıtı açıklamaları trol ordusuyla baskılayarak, işlenen savaş suçlarını saklamaya çalıştığının vurgulandığı açıklamada “Doğanın ve yaşamın en temel ihtiyacının barış olduğunu bilen biz doğa ve yaşam savunucuları, iktidarın savaş politikalarının ve bugün gerçekleştirilen Rojava saldırısının karşısında, barışın ve halkların kardeşliğinin yanındayız” denildi ve eklendi:
“Barıştan yana söz söylenilmesinin önüne geçmeye çalışan iktidarın bu kirli politikalarına karşı, muhalefet partilerini, sendikaları, demokratik kitle örgütlerini, meslek odalarını, ekoloji örgütlerini, ulusal ve uluslararası alandaki tüm doğa ve yaşam savunucularını cesaretle hakikati ve barışı savunmaya çağırıyoruz.”
COP27, kayıp ve hasar için bir finansman yapısı oluşturmaya yönelik bir “dönüm noktası niteliğindeki anlaşma” ile sona erdi.
İklim hareketi, kayıp ve hasar konusunda kazanılan zaferi kutlarken diğer yandan nihai metnin 1,5 derece hedefi konusunda zayıf bir dil içerdiği, “emisyonları azaltma taahhüdünün tüm fosil yakıtları kapsayacak şekilde genişletilmediği yönünde eleştirilerini dile getiriyor.
Uluslararası İklim Eylemi Ağı (CAN International) çıktıları değerlendirdiği açıklamasında “COP27, iklim krizinin sonuçlarını ele alırken, krizin temel nedenini ele almayı başaramadı: Fosil yakıtlar” dedi:
“Kömür, petrol ve gaz gibi tüm fosil yakıtlardan adil ve hakkaniyetli bir şekilde vazgeçilmesi konusunda bir anlaşmaya varmadan, bu sürecin fosil yakıt lobicileri ve çıkar sahipleri tarafından ele geçirildiğini gözler önüne serdi. Bu süreçte ilk kez yenilenebilir enerjiye yatırımı artırma anlaşması memnuniyetle karşılanıyor, ancak tüm fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması konusunda güçlü bir sonuç alınmazsa, hükümetler 1,5°C’yi aşma riskiyle karşı karşıya.”
COP27’yi ‘yeşil yıkama’ yapıldığı gerekçesiyle protesto eden ve konferansa katılmayan ünlü iklim aktivisti Greta Thunberg, “Sera gazlarını hızla ve derhal azaltmak için herhangi bir bağlayıcı taahhüt olmaksızın, dünyanın 1,5°C sınırını tutturma şansı yok. Bunu yaparak hepimizin bağlı olduğu yaşam destek sistemlerini kökünden sökülmesi ve sayısız insanın yaşamını tehlikeye atılması konusunda riskler en aza indirilebilir” paylaşımında bulundu.
Without any binding commitments to rapidly and immediately reduce greenhouse gases, the world stands no chance to deliver on the 1,5°C limit, and by doing so minimising risks of uprooting the life supporting systems we all depend on and endangering countless human lives.#COP27
İklim örgütlerinden uzmanlar ve aktivistler, kayıp ve hasar fonunun kazanımını kutlarken, fosil yakıt lobicilerinin COP27’deki güçlü varlığının altını çiziyor ve 1,5 derece hedefini tutturmak için daha azimli azaltım sözleri verilmesi gerektiğini vurguluyor.
Sivil toplumdan görüşlerin bazıları şöyle oldu:
Mohamed Adow, Power Shift Africa Direktörü:
“Cop27, başka hiçbir COP’un başaramadığını yaptı. Bu, savunmasız ülkelerin 1992 Rio Dünya Zirvesi‘nden beri talep ettiği bir şeydi.
COP27’nin gözden kaçan büyük hikayesi, ülkelerin ilk kez çok uluslu yatırım bankalarının iklim uyumlu kalkınmayı desteklemek için reform yapması çağrısında bulunan açık bir sinyal göndermesidir. Bu önemli karar, yatırımların riskten arındırılması, sermayenin karşılanabilir hale getirilmesi ve iklim finansmanında trilyonlarca doların kilidinin açılması konusunda uzun bir yol kat edecek.”
Fosil yakıt endüstrisinin etkisi her alanda kendini gösterdi
Laurence Tubiana, Avrupa İklim Vakfı CEO’su:
“COP26’da bir hayal olan Kayıp ve Zarar fonu 2023’te faaliyete geçme yolunda ilerliyor. Detaylar üzerinde hala yapılması gereken çok iş var, ancak ilke yerinde ve bu, iklim etkilerinin derin kayıplara neden olduğu bir dünyayla uğraşırken önemli bir zihniyet değişimi.
“Fosil yakıt endüstrisinin etkisi her alanda kendini gösterdi. Bu COP, ülkelerin yeni ve daha iddialı taahhütlerde bulunmasına ilişkin gereklilikleri zayıflatmıştır. Metinde fosil yakıtların aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasından hiç bahsedilmemekte, bilime ve 1,5 derece hedefine çok az atıfta bulunulmaktadır. Mısır Dönem Başkanlığı, petrol ve doğalgaz zengini devletleri ve fosil yakıt endüstrilerini açıkça koruyan bir metin hazırladı. Bu eğilim önümüzdeki yıl Birleşik Arap Emirlikleri’nde devam edemez.”
Şarm El Şeyh’in başka bir yerinde, birçok aktivist için sessiz ve korku dolu bir COP yaşandı. Sivil alan ve insan hakları için mücadele edenlerin mirası kalıcı olacaktır.
Catherine Abreu, Kurucu ve Direktör, Destination Zero:
“Fosil yakıt endüstrisi ve bağlantılı elitleri COP27’yi ele geçirmek için toplandı.
Bu, önce iklim bilimini inkar eden, sonra iklim politikasını erteleyen ve şimdi de gerçek iklim çözümlerini sahte çözümlerle gasp etmek isteyen çaresiz adamların son hamlesidir. Bu COP’un, iklim krizlerinin temel nedeni olan kömür, petrol ve doğalgazı ele alarak 1,5 derecenin bilimine uygun hareket edememesi talihsizliktir. Ancak bu durum sizi yanıltmasın: Onların eylemleri, fosil yakıtlardan uzaklaşarak verimli ve yenilenebilir enerjiye doğru ilerleyen kaçınılmaz gelişmeyi durdurmayacaktır.”
Önlemlerin radikal şekilde uygulanmasına ihtiyacımız vardı
– May Boeve, 350.org İcra Direktörü:
“ Artımlı değişim için zaman kalmadı, bir derecenin her kesri önemlidir. 1,5 derece hedefi ve iklim kaosunun en kötü tahribatını önlemek için önlemlerin radikal bir şekilde uygulanmasına ihtiyacımız vardı; fosil yakıtların hızlı, adil ve hakkaniyete uygun bir şekilde aşamalı olarak kaldırılmasına ihtiyacımız vardı. Bunu bu yıl COP’ta alamadık.
Ancak BM iklim görüşmeleri yolun sonu değil, oyun değil, puan tablosu. Liderlerimiz bizi hayal kırıklığına uğratırken, şiddetli ve durdurulamaz, sürekli büyüyen bir iklim hareketimiz var. Ve başkalarının neden olduğu etkilerin yükünü taşıyacak kimse kalmayana kadar pes etmeyeceğiz. Biz mağlup olmadık, asla da mağlup olmayacağız.”
Fosil yakıt lobicileri odadaki fildir
Joab Okanda, Pan-Afrika Politika Danışmanı, Christian Aid:
Bu zirvenin başlangıcında dünya liderlerinin iklim acil durumunun ciddiyeti hakkındaki tüm sıcak sözlerine rağmen, ülkelerin tüm fosil yakıtları aşamalı olarak azaltma taahhüdünde bulunmaması hayal kırıklığı yaratıyor. Kömür, petrol ve gaz, COP27’deki çok sayıda fosil yakıt lobicisi göz önüne alındığında, bazı durumlarda kelimenin tam anlamıyla, odadaki fildir. İklim krizinin nedenlerini aşamalı olarak ortadan kaldırmamız gerektiğini herkes biliyor ve ülkeler bunu gerçekten yapmaya başlayana kadar dünya tehlikeli bir yolda kalmaya devam edecek.”
Fotoğaf: Peter Djong / AP
Bundan sonra verdikleri zararın bedelini ödemek zorunda kalacaklar
–Harjeet Singh, Climate Action Network International Küresel Siyasi Strateji Başkanı:
“Yeni bir Kayıp ve Hasar Fonu’nun oluşturulmasıyla, COP27, çevreyi kirletenlere, iklim tahribatıyla artık sıfırdan hareket edemeyecekleri konusunda bir uyarı atışı yaptı.
Bundan sonra verdikleri zararın bedelini ödemek zorunda kalacaklar ve şiddetli fırtınalar, yıkıcı seller ve yükselen denizlerle karşı karşıya kalan insanlara karşı sorumlu olacaklar. Ülkeler, yeni fonun tam olarak faaliyete geçmesini ve iklim krizinin en ağır darbesiyle karşı karşıya kalan en savunmasız insanlara ve topluluklara yanıt verebilmesini sağlamak için şimdi birlikte çalışmalı.”
Ya tüm cephelerde ilerleme kaydederiz ya da hepimiz kaybederiz
Yeb Saño, Greenpeace Güneydoğu Asya İcra Direktörü ve COP27 Greenpeace delegasyonu Başkanı:
“Fonun ayrıntılarının tartışılmasına devam ederken, iklim krizinden en çok sorumlu olan ülke ve şirketlerin en büyük katkıyı yapmasını sağlamamız gerekiyor. Gelişmiş ülkeler, düşük gelirli ülkeleri karbon kesme politikaları uygulamak ve iklim etkilerine karşı dayanıklılığı artırmak için desteklemek için mevcut yılda 100 milyar ABD Doları tutarındaki taahhüdünü yerine getirmelidir. Ayrıca uyum için en az iki kat finansman taahhüdünü yerine getirmelidirler.
“İklim değişikliğiyle mücadele etmek ve iklim adaletini desteklemek sıfır toplamlı bir oyun değil. Bu kazananlar ve kaybedenlerle ilgili değil. Ya tüm cephelerde ilerleme kaydederiz ya da hepimiz kaybederiz. Unutulmamalıdır ki doğa pazarlık etmez, taviz vermez.”
Cesaret verici bir şekilde, kuzeyden ve güneyden çok sayıda ülke, Paris Anlaşması’nın uygulanmasını gerektirecek olan tüm fosil yakıtların -kömür, petrol ve gaz- aşamalı olarak kaldırılmasına güçlü desteklerini dile getirdi. Ancak Mısır COP Başkanlığı tarafından görmezden gelindiler.
Petrol devletleri ve fosil yakıt lobicilerinden oluşan küçük bir ordu, bunun olmamasını sağlamak için Şarm El-Şeyh’te işbaşındaydı. Sonunda, tüm fosil yakıtlar hızla ortadan kaldırılmazsa, ortaya çıkan kayıp ve hasarın maliyetini hiçbir para miktarı karşılayamayacaktır. Bu kadar basit. Küvetiniz taştığında musluğu kapatırsınız, hiç beklemezsiniz ve daha büyük bir paspas alırsınız!”
Bunun gibi bir başka iklim zirvesi yapmayı göze alamayız
Manuel Pulgar-Vidal,WWF Küresel İklim ve Enerji Lideri ve COP20 Başkanı
“Kabul edilen kayıp ve hasar anlaşması olumlu bir adım, ancak ülkeler emisyonları azaltmak ve ısınmayı 1,5°C’nin altında sınırlamak için daha hızlı hareket etmezlerse, ‘dünyanın sonu için bir fon’ olma riski taşıyor. Bunun gibi bir başka iklim zirvesi yapmayı göze alamayız. Müzakerecilerin geçen yıl Glasgow’da kararlaştırılandan daha iddialı bir anlaşmaya varamamaları kabul edilemez.
Gelecekteki COP başkanlıkları bu fırsatı israf edemez. Bu sonuca rağmen, hükümetler emisyonları azaltmak için çabalarını iki katına çıkarmalı ve ısınmayı 1,5ºC’nin altında tutmak için gerekli dönüştürücü eylemi yapmalıdır. Gelecek yıl yapılacak COP28 iklim zirvesi, iklim güvenilirliğinin COP’u olmalıdır. Ve ülkeler bunu sağlamalıdır.”
Polonya Başbakan Yardımcısı Jacek Sasin, ülkenin enerji güvenliği için gerekli adımların atıldığını belirterek, “Enerji güvenliğinin temeli olduğu sürece kömür çıkarmaya uzun yıllar devam edeceğiz” dedi.
Polonya Radyosu’na konuşan Sasin, Polonya’nın yatırım yapmak için güvenli bir ülke olduğunu söyledi.
Güney Kore ve ABD ile yapılan nükleer santral anlaşmalarına değinen Başbakan Yardımcısı, bu anlaşmaların Polonya’nın güvenilir bir ülke olduğuna örnek teşkil ettiğini vurguladı.
Sasin, Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle enerji krizi yaşandığını hatırlatarak şunları söyledi: “Enerji krizi dönemi, devletin piyasa mekanizmalarına müdahale etmesi gerektiği anlamına gelir. Aksi takdirde bireysel tüketiciler ve işletmeler için enerji fiyatı o kadar yükselir ki bu karşılanamaz hale gelir. Bu nedenle gerekli önlemleri aldık.”
‘Kömür ithalatını artırmaya başladık’
Kömürün ihtiyaç duyulan her yerde bulunmasını sağlamak için adımlar attıklarını vurgulan Jacek Sasin, savaşın patlak vermesinden hemen sonra devlete ait şirketler aracılığıyla kömür ithalatını artırmaya başladıklarını bildirdi: “Enerji güvenliğinin temeli olduğu sürece kömür çıkarmaya uzun yıllar devam edeceğiz. Yerel yönetimler de ülkede kömür dağıtım sürecine katkıda bulunuyor. Gerekli adımlar atılıyor.”
Rusya’dan doğal gaz alımını tamamen durduran Polonya’nın enerji sepetinde kömür önemli yer tutuyor. İklim hedeflerine uygun adım atmamakla suçlanan Polonyalı yetkililer, kriz döneminde emisyon endişelerinin ertelenmesi gerektiğini ve hedeflere sadık olduklarını savunuyor.
Geçen haftanın ortasında başka bir sosyal hesabımda şunları yazmıştım:
“Kısır döngü: Mısır‘ın Sharm El-Sheikh şehrinde süren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 27. Taraflar Konferansında, “Küresel iklim diplomasisinde hem iyimserlik diz boyu hem de parayı veren düdüğü çalar ve parayı alan sesini keser” anlayışı egemenliğini ilan etmiş durumda.”
Evet ne yazık ki öngörüm tam tuttu: Gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinin olumsuz etkileri nedeniyle karşı karşıya kaldıkları ‘kayıp ve zararlar’ için bir finans düzeneği (para fonu) oluşturulması AB’nin desteğiyle kabul edildi.
Öte yandan insan kaynaklı iklim değişikliği ve küresel ısınmanın ana sorumlusu olan fosil yakıtlardan, kömürden başlanarak vazgeçilmesi (2021 Glasgow Paktı’nda vardı), ülkelerin Paris Antlaşmasının 1.5-2.0 oC küresel ısınma hedefinin 2030 yılına kadar gerçekleştirilmesine yönelik daha kuvvetli sera gazı azaltımlarını içeren yeni ve daha azimkar yükümlülüklere ve 2025 yılına kadar zirve yapan (sonra azalması beklenen) küresel sera gazı salımlarına atıfta bulunulmadı.
Bunlar şu anlama geliyor: “Paris Antlaşması’nın 1.5-2.0 derece küresel ısınma hedefi yüzyılın sonuna ya da bir başka yüzyıla kaldı!”
Diyanet İşleri Başkanlığınca “İman ve İstikamet” başlığıyla hazırlanan bu haftaki cuma hutbesinde, 13 Kasım 2022 tarihinde İstanbul’da yapılan bombalı saldırıdan da bahsedildi.
KaosGL‘den Sibel Yükler‘in aktardığına göre; Cuma namazından önce okunan hutbenin sonunda İstiklal Caddesi‘nde düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenler anılarak, “Vatanımıza, milletimize, değerlerimize saldıranlar dün olduğu gibi bugün de yarın da asla kirli emellerine ulaşamayacaktır. Terör örgütleri ve arkalarındaki şer odakları, birlik ve beraberliğimize, kardeşlik ve dayanışmamıza asla zarar veremeyecektir” denildi.
Ancak İstanbul’daki bir cami imamı, Diyanet’in cuma hutbesinden önce cemaate verdiği kendi vaazında nefret söyleminde bulundu.
Kasımpaşa Kulaksız mahallesindeki Haşimi Emir Osman Camii’nin imamı, hutbeden önce verdiği vaazda siyasete ve gündeme ilişkin konuşmaya başladı. Sözü birden LGBTİ+’lara getiren imam, “Gençlerin işi daha zor. İhtiyarlar onlara iyi bir dünya bırakmadı. Gençlere açık açık eşcinsellik dayatılıyor” diyerek, cemaate “eşcinsellikle mücadele etmeleri” gerektiğine dair öğütler verdi.
Vaazında dünya siyasetinden de bahseden imamın, bu kez Yahudileri hedef alarak, “Aman Avrupa, kurtar bizi Avrupa! Yahu üç Yahudinin peşine takılmış gidiyoruz” dediği belirtildi.
KaosGL’nin görüştüğü mahalle sakinleri, aynı imamın daha önce de birçok kez LGBTİ+’ları hedef aldığını ve camiye gelenlere “çocukları eşcinsellikten korumaları” konusunda vaaz verdiğini söyledi.