Ana Sayfa Blog Sayfa 633

İsviçre’de aşırı sağcı parti, iklim yasasını engellemeye çalışıyor

İsviçre‘de iktidar koalisyonunun bir üyesi olan muhafazakar, popülist İsviçre Halk Partisi (SVP), İsviçre’yi 2050 yılına kadar karbonsuz hale getirecek bir yasaya karşı kampanya yürütmeye başladı. Şimdiye kadar diğer partilerden destek alamasa da parti, iklim yasasını engellemeyi amaçlayan bir referandum çağrısı yapmak istiyor.

Sera gazı emisyonlarının azaltılmasına ilişkin yasa tasarılarını engellemek isteyen parti yetkilileri, önümüzdeki birkaç gün içinde oylama yapacak.

SPV’nin karşı çıktığı tasarı, CO2 emisyonlarını azalmayı ve ve 2 milyar İsviçre frangı (2.05 milyar Euro) finansmanla desteklenen yenilebilir enerji kaynaklarının, özellikle de güneş enerjisinin desteklenmesini hedefliyor.

Reuters’in aktardığına göre sağcı parti, Ukrayna’daki savaş ve Moskova’nın Avrupa‘ya gaz tedarikini durdurmasıyla tetiklenen mevcut enerji krizi sırasında daha fazla fosil yakıt azaltımının ters tepeceğini iddia ediyor.

Referandum süreci

İsviçre, siyasetçilerin uygulayacağı politikaları halk oylamasına sunma konusunda uzun bir geleneğe sahip. Geçen yıl, endüstriyel çiftçiliği kısıtlayan ve hayvanlar üzerinde test yapılmasını yasaklayan önergeler de referandum sonucu reddedilmişti. Ülkede referanduma gidilmesi için 50 bin imza toplanması yeterli oluyor.

SVP enerji sözcüsü Monika Rueegger, sayıların söz konusu rakamın “çok üzerinde” olduğunu ve partinin referandum ilan etmesinin güç olmayacağını söyledi.

İklim yasalarına karşı referandum başarılı olabilir mi?

Zürih‘teki Sotomo Enstitüsü tarafından yapılan araştırmada İsviçre vatandaşları,  sera gazı emisyonları da dahil olmak üzere iklim değişikliğini  en önemli öncelik olarak tanımlamıştı. İklim yasalarına karşı bir referandum, ülkede başka hiçbir parti tarafından desteklenmiyor.

Euronews‘in aktardığına göre, bu partinin iklimi ve aktivistleri hedef aldığı ilk girişim değil. Bir kampanya afişlerinde, İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg‘i İsviçre’de güvenlik için bir tehdit olarak tasvir etmişler ve parti adına yapılan yakın tarihli bir Twitter paylaşımında iklim aktivistleri “iklim teröristleri” olarak damgalanmıştı.

Aynı zamanda göç ve göçmen karşıtı da olan parti, 2015-19 programında da şunları yazmıştı:  “Çevremiz iyi durumda. Kirletici madde ve emisyon seviyesi sanayileşme öncesinden bu yana hiç bu kadar düşük olmamıştı ve nehirlerimiz ve göllerimiz de her zamankinden daha temiz.

“Göç nedeniyle büyük bir nüfus artışına rağmen… İsviçre, yalnızca çevre açısından uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmeyi başarmakla kalmadı, aynı zamanda, zayıf coğrafi ve iklimsel ön koşullara rağmen, kişi başına en düşük emisyon seviyesine sahip sanayileşmiş ülkelerden biri. ”

 

Lützerath maden ocağı mücadelesi: Almanya’nın iklim politikasının turnusolu

Batı Almanya’daki Lützerath köyünün yakınlarında bir linyit madeninin genişletilmesinin planlanmasının ardından, köy iklim aktivistlerinin son mücadele alanı haline geldi. Almanya’nın ‘ideal’ senaryoda 2030’a kadar kömürü bırakma ve 2045’e dek iklim nötr duruma ulaşma hedefleri nedeniyle Lützerath’ın kaderi hararetle tartışılıyor.

Enerji krizi hükümeti kömürlü termik santralleri yeniden çalışır duruma getirmeye ve diğer santrallerin ömrünü uzatmaya itse de, birçok rapor arz güvenliğini garanti altına almak için iklim aktivistleri tarafından işgal edilen terk edilmiş köyün yıkılmasının gerekliliğini sorguluyor. Polisin ocak ayı ortasına kadar birkaç yüz kişilik aktivist grubunu köyden tahliye etmeyi planlanlamasıyla, bu günlerde Lützerath’taki gerilim tırmanıyor.

Lützerath
Polisler, Lüzerath’ın madenin genişletilmesi için tahliye edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Fotoğraf: Fotoğraf: Ina Fassbender / AFP

Lützerahth’ın ardındaki hikaye

Oldukça küçük bir köy olan Lützerath, ülkenin üç linyit madenciliği bölgesinden biri olan batı Almanya Ren maden bölgesinde yer alıyor. Garzweiler adlı açık ocak linyit madeni ile sınır komşusu olan köyün, kömür çıkarımına yol sağlamak için yıkılması planlanıyor.

 Kömür karşıtı mücadele sınırları aştı: Almanya, Polonya ve Çekya’da sınır ötesi insan zinciri
‣ Almanya’da eylemciler kömür madenini işgal etti
‣ Almanya ZAD Rheinland Direnişi üzerine Sadık Çelik ile söyleşi
Almanya’da, kömür için yok edilmek istenen Lützerath köyü yine karıştı: Polisle aktivistler karşı karşıya geldi
Lützerath
Birçok aktivist direnişe devam etmek isterken, polis ilk şiddet olaylarının yaşandığını bildirdi. Fotoğraf: Ina Fassbender / AFP

Kömür madenciliği ve ilişkili sanayi, 100 yılı aşkın bir süre içerisinde Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin coğrafyasında belirleyici rol oynadı. Genişleyen açık ocak madenlerine yer açmak için bugüne dek yaklaşık 50 köyden tamamen veya kısmen vazgeçilmesi gerekti.

Uzun yıllardır devam eden, madencilik kapasitesinin genişletilmesi için en iyi yolu belirleme tartışmalarında, eyalet hükümeti Lützerath’ın yıkılmasını da içeren planları kabul etmişti. 2021’de gözden geçirilen kararda, hâlâ madene yer açması planlananlar arasında yaklaşık bir düzine evden oluşan mezra da bulunuyordu. Federal hükümet, Kuzey Ren Vestfalya hükümeti ve enerji şirketi RWE arasında geçen yıl sonbaharda imzalanan bir anlaşma, bölgedeki madencilik faaliyetlerini sonlandırma tarihinin 2038’den 2030’a çekileceğine işaret ediyor. Bu, birkaç köyün kurtarılacağı anlamına gelse de, Lützerath hâlâ yıkılması planlananlar arasında yer alıyor.

2023’ün ilk günlerde Lützerath’da neler oluyor?

2006’da yeniden iskan başladığından beri, aslen Lützerathlı olan köy sakinlerinin tamamı köyü terk etti. Şimdi ise kömür karşıtı aktivistler,   terk edilmiş evlerde kamp kurdu. Deutsche Welle’nin aktardığına göre, arazinin yeni sahibi enerji şirketi RWE oldu. Çiftliği uzun süredir aslen Lützerathlı olan köy sakinlerinin yaşadığı tek bina olan çiftçi Eckhardt Heukamp, arazisini ​​2022’nin sonlarında RWE’ye satarak taşınmaya zorlandı Şu anda binden fazla aktivist, köyün yıkımını aktif bir şekilde önlemek için mücadele ediyor. Boş evlerde direniş gösteren aktivistler, son iki yılda çok sayıda ağaç evin yanı sıra yakındaki bir tarlada bir iklim kampı inşa etti.

Lützerath
Yüzlerce polis memuru, Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki Lützerath linyit sahası yakınında aktivistlerin işgal ettiği alanı temizlemeye başladı. Fotoğraf: Ina Fassbender / AFP

Kamu yayın kuruluşu ARD‘nin aktardığına göre, polis,  11 Ocak 2023’ten itibaren Lützerath’ı tahliye etmeyi planladıklarını ve tahliye operasyonunun dört hafta kadar sürebileceğini ifade etti. ARD, aktivistlerin tahliyeyi engellemeyi amaçladığını, polise göre ise bazı protestocuların şiddetli çatışmalar için hazırlık yaptığını belirtti. Polis, yaklaşık 300 aktivistin doğrudan Lützerath’a ve diğer 250 aktivistin komşu bir köye yerleştiğini söyledi. ARD’nin bildirdiğine göre, operasyonlardan sorumlu polis memuru Wilhelm Sauer, polisin barışçıl gösterilerin yanı sıra şiddetli protestolara karşı da hazır. Sauer, polis güçlerinin Almanya’nın her yerinden konuşlandırılacağını sözlerine eklerken, iklim aktivistleri 14 Ocak’ta Lützerath’ta “birkaç bin” protestocunun katılması beklenen büyük bir gösteri olacağını duyurdu.

Lützerath
10 Ocak sabahı Lützerath’ta direnişe devam eden iklim protestocuları. Fotoğraf: Oliver Berg / Picture Alliance/dpa

Yıkılması şart mı?

Lützerath’ın madene yer açmasının gerekliliği konusunda çelişkili görüşler ve raporlar bulunuyor.

Kuzey Ren-Vestfalya eyalet hükümeti 2030’da kömür madenciliğini sona erdirme kararını sunarken, köyü korumanın birkaç nedenden dolayı mümkün olmadığının yapılan bağımsız değerlendirmelerle doğruladığını iddia etti. Hükümet, “Lützerath’ın korunması durumunda, önümüzdeki sekiz yıl için arz güvenliğini sağlamak için gerekli üretim hacmine ulaşmak, açık madenin istikrarını garanti etmek ve gerekli üretimi tekrar gerçekleştirmek mümkün olamaz” dedi.

Aktivistler birkaç nedenden dolayı bu tür iddialara şüpheyle yaklaşıyor: Eski Enerji şirketi RWE’nin Yönetim Kurulu Başkanı Rolf Martin Schmitz, o dönemde güç bir durumda olan Hambach Ormanı’nı ayakta tutmanın imkansız olduğunu söylemişti. Aynı maden bölgesinde yer alan ormanlık alan, ülkedeki kömür karşıtı protestolar için başlıca mücadele alanı niteliğindeydi. Schmitz, Frankfurter Rundschau’ya yaptığı açıklamada “Hambach’tan gelen kömür olmazsa operasyon durma noktasına gelecek” demişti. Ancak ağaçların kesilmesi kararının iptal edilmesine rağmen bir duraklama olmadı ve bu nedenle Lützerath için de bir  başka çözüm olup olmayacağı belirsiz durumda.

Lützerath
Enerji şirketi RWE, yerleşim yerinin sökülmesinin Çarşamba günü başlayacağını duyurdu – şimdiden bir inşaat çiti dikiliyor. Fotoğraf: Ina Fassbender / AFP

Ayrıca Spiegel, Kuzey Ren-Vestfalya hükümetinin 2022 raporlarının son derece kısa sürede hazırlandığını ve önümüzdeki sekiz yılın arz güvenliği için köyün altında bulunan linyite ihtiyaç olup olmadığı sorusunun tartışmalı olduğunu bildirdi.

Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü‘nün 2021’de yayımlanan bir raporu, ülkenin 1,5°C hedefine ulaşma amacı doğrultusunda üzerine düşeni yapması için bölgedeki madenciliğin kısıtlanması gerektiğini ve bu nedenle Lützerath’ın kurtarılabileceğini öne sürmüştü. Rusya‘nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü çatışmaların körüklediği enerji krizi, 2022’deki enerji politikasının genel görünümünü değiştirdiğinde, kömürün rolü ve ne kadarına ihtiyaç duyulduğu hakkındaki tartışma yeniden su yüzüne çıktı.

Aurora Energy Research adlı bir danışmanlık şirketi tarafından hazırlanan bir rapor, kömür üretiminin yalnızca elektrik üretimi için yapılacağı düşünüldüğünde, Lützerath’ın yıkılmamasının mümkün olabileceğini söyledi. Ancak bazı linyitlerin arıtma için (örneğin tuğla yapımında veya sanayi için toz haline getirilmiş kömür olarak) kullanılması nedeniyle bu hesap değiştirebilir. Spiegel, arıtma için ihtiyaç duyulan kömür miktarına dair verilerin de tartışmalı olduğunu bildirdi.

Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü’nün de yazarlar arasında yer aldığı 2022 yılına ait bir başka rapor, doğalgaz sıkıntısı nedeniyle daha fazla kömür kullanılacak olması durumunda bile Lützerath’ı yıkmadan yeterli kömür rezervinin mevcut olduğunu belirtti.

Lützerath
Polis, aktivistlerin tahliyeye barikatlar ve insan zincirleriyle direndiğini belirtti. Fotoğraf: Ina Fassbender / AFP

Siyasi sonuçları

Lützerath’ın yıkımı özellikle de Yeşiller Partisi başta olmak üzere bazı politikacılar için hassas bir konu. Federal ekonomi bakanı Robert Habeck ve Kuzey Ren-Vestfalya eyaleti ekonomi bakanı Mona Neubaur, köyün kaderini belirleyen 2030 kömür çıkış anlaşmasını ortaklaşa sundu. O sırada Neubaur şu ifadeleri kullandı:

“Aksini diliyor olsam da, gerçeğin farklı olduğunu ve bu anlaşmanın gerekli olduğunu kabul etmek durumundayız.”

Deutsche Welle, iklim aktivistlerinin “şüpheli rakamlara” dayanarak politikacıları enerji şirketi RWE ile “kirli bir anlaşma” yapmakla suçladıklarını bildirdi.

Lützerath
Polis memurları Lützerath’taki çevre koruma kampında. Fotoğraf: Ina Fassbender / AFP

Almanya’nın enerji planı

Almanya 2045’te iklim nötr olmayı hedefliyor ve tıpkı diğer ülkeler gibi küresel ısınmanın Paris İklim Anlaşması’nda belirtilen maksimum sıcaklık artışıyla sınırlanmasına yardımcı olmak için kömürü çok daha erken bırakması gerekli. Hükümet koalisyonu, ülkenin daha önce kararlaştırılan 2038’e kadar aşamalı kömürden çıkış tarihi yerine ‘ideal’ senaryoda 2030’a kadar kömürden çıkmayı hedeflediğini söyledi. Bu nedenle, daha fazla kömür madenciliğine yer açmak için köylerin yıkılması, özellikle iklim aktivistleri arasında son derece tartışmalı hale geldi.

Enerji krizinde doğalgaz kapasitesini ikame etmek için hükümet, halihazırda kapatılan veya yakında kapıtılacak olan kömürle çalışan elektrik santrallerini geçici olarak yeniden kullanıma açtı.

Almanya’da enerji krizine acil yanıt: Kapatılan kömür santrali tekrar faaliyete geçti

Pek çok iklim aktivisti ve hükümetin bir kısmı için bunu kabul etmek güç olsa da, ekonomi bakanlığı kömürün 2022-2024’teki enerji kıtlığını hafifletmeye yardımcı olabileceğini ve toplam emisyonları Avrupa çapındaki emisyon üst sınırını aşmayacağını veya Almanya’nın iklim hedeflerini tehlikeye atmayacağını savunuyor. 

Ormana, dereye, kaleye sondaj: Jeotermal projesi Anamur’un huzurunu kaçırdı

Haber: Abidin YAĞMUR

*

Mersin’in seracılığa dayalı tarımla büyümüş ilçelerinden biri olan Anamur son günlerde bir şirkete jeotermal kaynak arama ruhsatı verilmesi nedeniyle çalkantılı günler yaşıyor. Valilik, jeotermal kuyusu açmak isteyen şirkete üç farklı nokta için ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir’ kararı vermiş, kuyu açma ruhsatları düzenlenmiş. Ancak bu üç noktadan biri Mamure Kalesi’nin bitişiğindeki alan ve burası hem arkeolojik hem doğal sit alanı.

Diğer iki noktadan biri Bozdoğan köyüne 30 metre, diğeri 500 metre mesafede. Yöre köylüsünün tepkisiyle şirket çalışmalara henüz başlayamadı. Ancak resmi haklar hala devam ediyor. Yöre köylüsü, “Bizim sıcak suya ihtiyacımız yok. Bizim tarımsal sulama suyuna ihtiyacımız var. Sonuna kadar karşı çıkacağız” diyor.

Anamur

Alanya merkezli Öz Şimşek adlı bir şirket, tüm yasal şartlarını tamamladığını bildirerek üç farklı noktada kuyu açmak için çalışmalara başlamak istedi ancak yöre halkının tepkisiyle karşılaşınca şimdilik geri adım attı. Şirket fiilen geri adım atmış, çalışmalara birkaç gün ara vermiş olsa da elinde ‘yasal şartları yerine getirdiğine dair’ dosyası var.

Dere yatağında ve ormanlık alanda kuyu açma izni

Dosyanın en tartışmalı kısmı, Türkiye’nin en önemli tarihi yapılarından biri olan Mamure Kalesi’nin hemen yanındaki alan için de kuyu açma izni verilmiş olması. Hem arkeolojik sit alanı hem doğal sit alanı olan bölgede çalışma yapma izni verilmiş.

Şirket ayrıca Bozdoğan köyünün içinden geçen bir dere yatağında ve köyün kuzeyindeki ormanlık alanda da kuyu açma izni almış.

Şirketin bu izinleri alabilmiş olması ilk olarak Anamur Belediyesi‘nin sorumluluğunu gündeme getiriyor.

Anamur

ÇED dosyasında yer alan Anamur Belediyesi’nin resmi yazısına göre, belediye projeye onay vermiş görünüyor.

Anamur Belediyesi’nin resmi yazısında sondaj kuyusundan çıkabilecek zehirli gazlara karşı önlem alınması, bitki örtüsüne zarar verilmemesi ve gürültünün önlenmesi şartıyla “kaynak arama çalışmalarında sakınca olmadığı” belirtiliyor.

Zaten şirket de ‘ÇED gerekli değildir’ raporu alabilmek için yaptığı başvuruda “bu çekincelere dikkat edeceğini, önlem alacağını” kağıt üzerinde taahhüt ediyor. Böylece Anamur Belediyesi projeye olumlu görüş vermiş oluyor.

Anamur Belediyesi: Mahkeme kararına karşı olumsuz görüş veremezdik

Ancak MHP’li Anamur Belediye Başkanı Hidayet Kılınç’ın açıklamaları daha farklı. Konu ile ilgili ilk başvuru geldiği andan itibaren Anamur Belediyesi olarak üç kez olumsuz görüş verdiklerini ileri süren Kılınç, firmanın mahkeme kararı ile konuyu yasal hale getirdiğini ileri sürdü.

Anamur Belediye Başkanı Hidayet Kılınç
Anamur Belediye Başkanı Hidayet Kılınç

Kılınç “Konu ile ilgili bize ilk başvuru geldiği andan itibaren Bozdoğan mahallemizde yapılacak olan jeotermal araştırma çalışmaları ile ilgili bir araştırma gerçekleştirdik ve yapılacak olan çalışmaların bölgede yaşayan vatandaşlarımızın menfaatine olmadığını tespit ederek konu ile ilgili belediyemize gelen görüş yazılarının tamamına olumsuz cevap verdik. Bu aşamada ilgili firma projede değişikliğe giderek konuyu da yargıya taşımış” dedi ve ekledi:

“Mahkeme kararına göre Anamur Belediye Başkanlığının olumsuz cevap verme durumu yoktu. Ancak biz yine de bölgede yaşayan vatandaşlarımızın bu konuda rahatsız olduğunu göz önünde bulundurarak yazı yazdık. Burada yapılacak olan jeotermal sondajlar sırasında akışkan ile beraber dışarı çıkabilecek gazların çıkıp çıkmayacağı, çıkması durumunda koku ve zehirli gazlara karşı nasıl bir önlem alınması gerektiği, çıkan akışkanın yerel bitki örtüsüne zarar verip vermeyeceği ve ayrıca faaliyet sırasında oluşacak gürültü hesaplamalarında, kamyon, çamur mikseri, çamur pompası gibi makinelerden kaynaklı gürültünün de değerlendirilip proje dosyasına eklenmesi şartıyla mahkeme kararından doğan mecburiyet nedeniyle çalışma yapılsın dedik.”

“Bu yazının Türkçesi, buradan zehir gaz çıkarsa, bitki örtüsü ve canlılar zarar görürse, vatandaşlarımızı olumsuz yönde etkileyecek bir durum olursa biz Anamur Belediyesi olarak çalışmaları durdurmak için elimizden geleni yaparız demektir” diyen MHP’li Belediye Başkanı Hidayet Kılınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Evet, mahkeme bir karar vermiştir. Kanunlar karşısında kimsenin bir şey söyleme durumu yoktur ancak bizim önceliğimiz Bozdoğanlı hemşehrilerimizdi. Hemşehrilerimizin zararına olan hiçbir durumun yanında yer almamız mümkün değildir.”

Eski Başkan: Olumlu görüş verilmesi doğru değil

Önceki dönem Anamur Belediye Başkanı Mehmet Türe ise mevcut başkan Kılınç gibi düşünmüyor. Türe, “jeotermal enerjiye değil, yerine karşıyız” diye vurguladıktan sonra şunları söylüyor:

“Bozdoğan mahallemizde jeotermal enerji sondaj çalışmaları denizin çok yakınında, dünyada ve Türkiye’de en eski tarihli, sağlam, ayakta kalan kalelerden biri olan Mamure Kalesi’nin hemen yanında, birinci derece sit alanı içinde, tarım alanlarında, yerleşim alanlarının ve ormanlık alanların içinde olduğundan ve ÇED raporu istenmediğinden karşıyız. Bu konuda Anamur Belediyesi’nin olumlu rapor vermesini uygun bulmuyoruz.”

Mamure Kalesi

Halk karşı çıktı, şirket kolluk kuvvetlerinden yardım istedi

Anamur’un Bozdoğan köyü sakinleri, devlet kurumları arasındaki bu yazışmalardan, ruhsat girişimlerinden tesadüfen haberdar olmuş. Ancak bu zamana kadar yöre köylüsüne ne kaymakamlıktan ne belediyeden ne Çevre Müdürlüğü’nden bilgi veren olmamış.

Bozdoğan köyünün eski muhtarı Gaffar Şen, vatandaşın çok tedirgin, tepkili olduğunu söylüyor.

Şirket çalışmalara başlamak üzere Anamur’a gelince karşısında ilk olarak vatandaşı görmüş. Şirket yetkilileri, “Çalışma ruhsatımız var” deseler de yöre halkı ikna olmamış.

Şirket yetkilisi de jandarma karakoluna giderek çalışmaların yapılacağı sahada güvenliğin sağlanmasını talep etmiş.

Yöre köylüsü de şirketin ruhsatını o vesileyle görebilmiş. Gaffar Şen, “Ellerindeki ruhsat, burayla ilgili kararın askıya çıkarılma tarihinden 20 gün önce verilmiş. Vatandaşın görüşü alınmadan, kimsenin haberi olmadan kuyu açma ruhsatı almışlar” diyor.

‘Bizim arazilerimiz biterse biz nereye gideceğiz?’

Köylülerle şirket yetkilileri arasındaki tartışmalar üzerine şirket Mamure Kalesi ile Bozdoğan köyü içindeki alanda kuyu açma çalışmasını ertelediğini ancak orman alanı içinde çalışmalara başlayacağını belirterek kolluk kuvvetlerinden “güvenliğin sağlanmasını” talep etmiş.

Gaffar Şen, “Ormanlık alanda da çalışma yapmalarını istemiyoruz” diye başlıyor söze ve şunları söylüyor:

“Köy içindeki kuyu alanı evlere 30 metre mesafede. Orman içindeki alan ise evlere 500 metre mesafede. Orada da çalışma yapılmasına karşı dururuz. Bizim bölgemizde dar alanda tarım yapılır. Öyle çok geniş arazilerimiz yok. Jeotermal tesisleri kurarlarsa bizim arazilerimiz tamamen biter. O zaman biz ne yağacağız? Nereye gideceğiz? Ben Aydın’da gördüm. Bir tesis yedi kilometre, sekiz kilometre alanı etkiliyor. Bizim zaten arazilerimiz dar. Mamure Kalesi’nin oradan, deniz kıyısından bizim köyün zirvesine kadar mesafe en fazla beş kilometredir. Bu alanda jeotermal kurulursa, zaten küçük arazilerde, zor şartlarda tarım yapan insanların arazileri ne olacak?”

‘Sıcak suya değil tarımsal sulama suyuna ihtiyacımız var’

Yörede başta çilek olmak üzere dar alanda yetişen ürünler yetiştirdikleri, geçimlerinin tamamen tarıma dayalı olduğunu ifade eden Şen, “Biz hiçbir şey istemiyoruz arkadaş. Bizim sıcak suya ihtiyacımız yok. Sıcak suya değil tarımsal sulama suyuna ihtiyacımız var bizim. Ne köyün içinde ne ormanlık alanda jeotermal kuyusu istemiyoruz. Karşı çıkarız. Bunu söylüyoruz. Muhtarlarımız resmi makamlara gidip geliyor, derdini anlatmaya çalışıyor. Şu ana kadar hiçbir yetkili merci bize bir açıklama yapmadı” diyor.

RTÜK’ten Halk TV’ye ‘espri’ cezası

Halk TV’de Ayşenur Arslan ve Emin Çapa’nın Medya Mahallesi programına verilen Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) cezasını Çapa’nın maske takarak eleştirmesi, bu kez de kanala espri cezası verilmesiyle sonuçlandı.

21 Aralık’ta Halk TV’de yayımlanan program, RTÜK tarafından ‘mimikle terörü övme’ iddiasıyla üç kez durdurularak yüzde 3 para cezasına çaptırıldı.

RTÜK Üyesi İlhan Taşçı’nın cezayı duyurmasının ardından, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin ceza verme gerekçesinin bu olmadığını iddia ederek karşı çıktı. 

Bunun üzerine Taşçı kuruldaki görüşme kayıtlarının incelenmesini ve açıklanmasını talep etti ancak talebi yanıtsız kaldı.

Ceza üstüne ceza

Cezaya yönelik eleştirisini programa maskeyle katılarak ifade eden Çapa, programda şunları söyledi:

“Mimiklerimiz anlaşılmasın diye artık yayına böyle çıkacağız. Mimik yok, ceza yok. Sayın RTÜK başkanı mimik yok. Haksızlık var ülkede, adaletsizlik var ama biz hiç itiraz etmiyoruz ve mimik yapmıyoruz. Biz de salağız, ahmağız, bilmiyoruz ve duymuyoruz. Ülkedekiler tek akıllılar sizlersiniz”

RTÜK, bunun üzerine ‘espriyle’ eleştiri gerekçesiyle bir kez daha ceza uygulayarak kanalı yüzde 1 idari para cezasına çarptırdı.

2022 en sıcak beşinci yıl oldu

Avrupa Komisyonu’na bağlı Copernicus İklim Değişikliği Servisi, 2022 yılında küresel olarak öne çıkan iklim verilerini yayımladı. Rapor, hem Avrupa’da hem de dünya çapında yüksek sıcaklık rekorlarının kırıldığını, kuraklık ve sel gibi diğer aşırı  olayların geniş bölgeleri etkilediğini gösteriyor.

2022’de Avrupa, şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yazını gördü ve birkaç kez  yaşanan uzun süreli ve yoğun sıcak dalgası, Batı ve Kuzey Avrupa‘nın çok sayıda bölgesini etkiledi. C3S, Avrupa sıcaklıklarının son 30 yılda küresel ortalamanın iki katından fazla arttığını ve ölçümlerinin dünyadaki herhangi bir kıtadaki en yüksek artış oranına sahip olduğu konusunda yaygın olarak kullanılan diğer sıcaklık veri kümeleriyle paralel olduğunu belirtti. 

Açıklanan verilere göre, 2022 yılı ‘sıcaklık kayıtlarının tutulmasından bu yana ölçülen en sıcak beşinci yıl’ oldu. Son sekiz yılsa ‘en sıcak sekiz yıllık dönem’ olarak kayıtlara geçti.

Şimdiye kadar, küresel olarak kaydedilen en sıcak yıllar sırasıyla 2016, 2020 ve 2019 ve 2017.

2022’de sıcaklıklar orta kuzey Sibirya’nın bazı kısımlarında ve Antarktika Yarımadası boyunca 1991–2020 referans dönemi ortalamasının 2°C üzerinde oldu. ERA5 veri setine göre ise, bazı bölgeler kaydedilen en sıcak yılı gördü. Bunlar arasında Batı Avrupa’nın büyük bölümü ve Orta Doğu, Orta Asya ve Çin, Yeni Zelanda, kuzeybatı Afrika ve Afrika Boynuzu’nun bazı kesimleri yer alıyor.

Copernicus’un elde ettiği veriler şöyle:

küresel olarak
  • 2022 en sıcak beşinci yıl oldu ancak en sıcak dördüncü ve sekizinci yıllar arasındaki fark birbirine çok yakın.
  • Son sekiz yıl, kayıtlardaki en sıcak sekiz yıl olarak ölçüldü.
  • Yıllık ortalama sıcaklık, 1991-2020 referans döneminin 0,3°C üzerindeydi, bu da 1850-1900 döneminden yaklaşık 1,2°C daha sıcaklık yüksek anlamına geliyor.
  • Atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonları son yıllardaki oranlara benzer şekilde yaklaşık 2,1 ppm arttı. Atmosferdeki metan konsantrasyonları da 12 ppb’ye yakın artarak ortalamanın üzerinde, ancak son iki yılın rekor seviyelerinin altında kaldı.
  • La Niña koşulları, üst üste üçüncü yıl boyunca yılın büyük bölümünde devam etti.
Avrupa
  • Avrupa şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yazı yaşadı
  • Sonbahar, kaydedilen en sıcak üçüncü mevsimdi
  • Uzun süreli ve yoğun sıcak dalgaları batı ve Kuzey Avrupa‘yı etkiledi.
  • Kalıcı düşük yağış seviyeleri, yüksek sıcaklıklar ve diğer faktörlerle birlikte yaygın kuraklık koşullarına yol açtı.
  • Son 15 yılda AB ve Birleşik Krallık‘ta, yaz döneminde yaşanan orman yangınları  için tahmin edilen en yüksek yangın emisyonları, bu yıl Fransa, İspanya, Almanya ve Slovenya’da en yüksek seviyesine ulaştı; son 20 yılın  en yüksek yaz orman yangını emisyonları ölçüldü.

diğer bölgeler
  • Uzun süreli sıcak dalgası koşulları ilkbaharda Pakistan ve kuzey Hindistan‘ı, yaz aylarında ise orta ve doğu Çin‘i etkiledi.
  • Pakistan’da kuraklığın ardından bastıran aşırı yağış nedeniyle ağustos ayında bütün ülkeyi kaplayan yaygın bir sel yaşadı.
  • 2022’de doğu Avustralya’da nispeten düşük sıcaklıklar ve yüksek yağış, tipik olarak La Niña koşullarıyla ilişkilendirilen iklimsel özellikler olarak kayda geçti.
  • Şubat ayında Antarktika Denizi buzu, 44 yıllık uydu kaydındaki en düşük, minimum boyutuna ulaştı.
  • Altı ay boyunca Antarktika Denizi buzunun rekor veya rekora yakın düşük değerlere ulaştığı saptandı.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktör Yardımcısı Samantha Burgess şunları söyledi: “2022, Avrupa’da ve dünya genelinde iklim aşırılıklarının yaşandığı bir başka yıl oldu. Bu olaylar, ısınan dünyamızın yıkıcı sonuçlarını şimdiden deneyimlediğimizi vurguluyor. Bu rapor, en kötü sonuçlardan kaçınmak için toplumun hem acilen karbon emisyonlarını azaltmasını hem de değişen iklime hızla uyum sağlamasını gerektireceğine dair net kanıtlar sunuyor.”

 

Şebnem Korur Fincancı için tahliye kararı!

Türk Tabipleri Birliği (TTB)Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın 7 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle yargılandığı, Kuzey Irak‘ta kimyasal silah kullanıldığına ilişkin davanın üçüncü duruşması bugün görüldü. Şebnem Korur Fincancı’ya ‘silahlı örgüt propagandası’ suçundan iki yıl sekiz ay 15 gün hapis cezası verildi. Fincancı hakkında tahliye kararı alındı.

Fincancı’nın üçüncü duruşması, saat 10.00’da Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Mahkeme başkanı, Milli Savunma Bakanlığı‘nın bir kez daha katılma talebinde bulunduğunu belirterek iddia makamına esas hakkındaki mütalaasını sordu.

Savcı, Şebnem Korur Fincancı’nın üst sınırdan cezalandırılmasını ve tutukluluk halinin devamına karar verilmesini talep etti.

Duruşmada konuşan Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, duruşma düzeni, taleplerin gerekçesiz reddini örnek göstererek davada adil yargılanma hakkına saygı duyulmadığını belirtti.

‘Korkunun ecele faydası yok malum’

Av. Eren, mahkemenin ara kararlarından rücu etmesini ve duruşmanın büyük salonda yapılmasını talep etti. Av. Özkan Yücel de davanın başından itibaren adil yargılanma hakkına saygı duyulmadığını belirterek üç avukat sınırlamasının hukuki bir dayanağı olmadığını söyledi. Mahkeme başkanı, bu itirazların daha önce değerlendirilerek reddedildiğini belirterek taleplerin oy birliği ile reddine karar verdi.

Şebnem Korur Fincancı, yargılamadaki asıl hedefin TTB olduğunu söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

“Ne karar verdiğinizden bağımsız olarak bu dayanışmayı görmüş olmak buna tanıklık etmek çok önemli. (TTB) Ve bu yıl yasayla kuruluşunun yetmişinci yılını kutlayacağız biz. Tabii ki 1929’dan itibaren Ankara’da, İstanbul‘da kuruldular. Ama anayasada yerini bulup böyle bir çerçeve dahilinde oluşumu 1953 sonrası diye düşünüyorum. Bir de ben geçtiğimiz duruşmalarda da ifade etmiştim. Yani beyanlarımda dile getirmiştim aslında bu saldırının tabii ki bana dönük yanı var. Tabii ki ifade özgürlüğüne, bilimsel özgürlüğe dönük yanı var. Toplumu susturmaya yönelip korku yaratmak konusunda irade koydukları muhakkak. Yani adliyenin önü bile bize bunu gösteriyor ki zaten ben röportaj verdikten sonra bir daha kimsenin ağzına hani kimyasal silah sözcülüğünü alamaması ve siyasi bu korku ikliminin yaratıldığını gösteriyor. Ama korkunun ecele faydası yok malum.”

Ne olmuştu?

Türkiye’nin Kuzey Irak‘taki operasyonları sırasında kimyasal gaz kullanıldığı iddialarını değerlendiren Dr. Şebnem Korur Fincancı, görüntülerini incelediğini belirterek, “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz” demişti.

‣ Kimyasal gaz iddiaları Meclis’te: Etkin soruşturma istendi

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğuna dikkat çeken Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor” diye konuşmuştu.

İddialar Meclis gündemine getirilmiş; HDP‘den Meral Danış Beştaş ve CHP‘li Sezgin Tanrıkulu bağımsız soruşturma istemişti. Edirne F Tipi Cezaevi‘nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak, görüntülere ve  iddialara TBMM’nin sessiz kalamayacağını söylemişti.

İktidar kanadı ise iddiaları reddetmiş, MSB‘dan yapılan açıklamada, TSK’nin envanterinde kimyasal gaz bulunmadığı duyurulmuştu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Irak‘taki Federal Kürdistan Bölgesi’nde yürütülen askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin açıklama yapan TTB Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlatmıştı. Soruşturmanın ardından Fincancı 27 Ekim’de tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Soruşturma başlatılmasının ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fincancı’yla ilgili şunları söylemişti:

“Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yürüttüğü sınır ötesi harekatlara iftira atan Tabipler Birliği Başkanıyla ilgili yargı harekete geçmiştir. Ayrıca bu ismin üzerinde de çalışmalarımızı yürütecek, gerekirse yasal düzenlemeyle bu ismin de değiştirilmesini sağlayacağız. Terör örgütünün diliyle konuşarak ülkesine ve ordusuna alçakça bühtan eden böyle bir şahsın, adı Türk ile başlayan bir kurumun başında olmasının milletimizin her bir ferdini rahatsız ettiğine inanıyorum.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızın yürüttüğü soruşturmanın sonuçlarına ve mahkemelerin vereceği kararlara göre hem bu kişiyle hem de bu kurumla ilgili gereken adımlar atılacaktır. Bu çerçevede kabine toplantımızda ilgili bakanlarımıza Tabipler Birliği başta olmak üzere meslek örgütlerinde yeni bir yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatını verdik.

Meslek örgütlerini ideolojik saplantılarının borazanı haline getiren terör örgütü destekçilerini, buralardan temizleyerek bu yapıları kuruluş amaçlarına uygun faaliyetlere yoğunlaştırmakta kararlıyız.”

TTB Fincancı’nın gözaltına alınmasının ardından destek açıklamasında bulunmuş, Şebnem Korur Fincancı’nın ifadelerinin suç unsuru olmadığını belirtmişti.

Fincancı 26 Ekim’de, avukatları aracılığıyla ulaştırdığı notunda şunları yazmıştı:

“Sevgili yol arkadaşlarım,

Bu gerçek dışı durum ile karşı karşıya kaldığınız için üzgünüm. Ancak dayanışma ile bu gerçek dışı süreci aşacağımızı biliyorum.

Sizlere kaynaklarıyla bilimsel görüş sürecini aktaracaktım, fırsat olmadı. Bu süreç bitince delillendirme üzerine bir toplantı yapalım.

Sizlerin kesinlikle çok yoğunluğunuz vardır, bu yoğunluğa maalesef ben de katkı sunmuş oldum. Bu karalama kampanyasını da aşıp birlikte mücadele edeceğiz. İnsanca bir sağlık sistemini hep birlikte kuracağımız günlere dayanışmayla…

Şebnem.”

Brezilya’da darbe girişimi: Gözaltı kararı verilen eski adalet bakanı ABD’ye kaçtı

Jair Bolsonaro, Lula’nın Brezilya’daki yemin töreni sırasında gittiği Florida’da bir restoranda tek başına tavuk yerken görüntülenmişti.

Bolsonaro: Geri döneceğim

Seçimleri kaybetmesinin ardından Florida’ya giden ve hâlâ ABD’de bulunan eski Başkan Bolsonaro’nun Brezilya’ya iadesi için de ülke halkının Joe Biden yönetimi üzerindeki baskısı artıyor. Bolsonaro ise CNN Brasil kanalına  yaptığı açıklamada, yakında ülkesine geri dönmeyi planladığını söyledi. Tedavi gördüğü hastaden taburcu olan Bolsonaro, “Bu ay sonuna kadar burada kalmak için gelmiştim. Ama geri dönüşümü erkene çekeceğim” dedi.

Ne olmuştu?

Brezilya’da 30 Ekim 2022’de düzenlenen ikinci tur devlet başkanlığı seçiminde sol görüşlü Lula da Silva yüzde 50,9, aşırı sağcı Bolsonaro ise yüzde 49,1 oy almış; seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Bolsonaro destekçileri önce ülkede günlerce süren otoyol kapatma eylemleri yapmış, ardından da ordu karargahları önünde düzenledikleri gösterilerde silahlı kuvvetleri Lula’nın devlet başkanlığı görevini devralmasına karşı müdahaleye çağırmıştı.

Ülkede cumhuriyetin ilanının 123. yıl dönümü olan 15 Kasım’da Bolsonaro yanlıları, başkent Brasilia, Sao Paulo, Rio de Janeiro, Recife ve Belen şehirlerinde yine aynı taleple askeri karargahların yakınında gösteriler düzenlemişti.

Aşırı sağcı grup, 8 Ocak’ta da ordunun müdahalede bulunması talebiyle slogan atarak polis bariyerini aşıp Ulusal Kongre binasına girmişti. Protestocuları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ile müdahale eden polis, grupların daha sonra Devlet Başkanlığı Sarayı ve Yüksek Mahkeme binasına zorla girmesine engel olamamıştı.

Ulusal Kongre, Devlet Başkanlığı Sarayı ve Yüksek Mahkeme’yi basan Bolsonaro destekçileri, güvenlik güçlerince bu binalardan çıkartılarak kontrol sağlandı.

Devlet başkanlığı seçiminin ikinci turunu kazanan eski Devlet Başkanı Lula da Silva, 1 Ocak 2023’te parlamentoda yemin etmişti.

Pakistan’a taahhüt edilen destek sekiz milyar Euro’ya ulaştı

Geçen yıl Pakistan‘ı yerle bir eden sellerden sonra ülkenin kendini yeniden inşa etmesini desteklemek için birçok ülke önümüzdeki üç yılda sekiz milyar Euro’nun (161 milyar lira) üzerinde bağış yapacaklarını taahhüt etti.

Ülkenin başbakanı Şahbaz Şerif, bugün İsviçre‘nin Cenevre kentinde ‘İklim Dirençli Pakistan‘ konulu uluslararası konferansa katılan 40 ülkenin temsilcilerinden bir “cankurtaran halatı” istedi.

Pakistan, kasım ayında Mısır’da düzenlenen COP27‘de varlıklı ülkelerin kırılgan ülkelerin iklim değişikliğinin etkileriyle başa çıkmalarına yardım etmeleri için yapılan çağrılara öncülük etmişti.

Pakistan
Yerinden edilmiş bir çocuk, ailesi Pakistan’ın Sehwan kentindeki bir kampa sığınırken, yakınlardaki karaya oturmuş sel sularından doldurduğu bir şişe suyu taşıyor, 30 Eylül 2022 – Fotoğraf: Akhtar Soomro / Reuters
‣ Pakistan’da ‘küçük kıyamet’: Ülkenin üçte biri sular altında kaldı
‣ Pakistan sel felaketini ‘iklim felaketi’ ilan etti

Euronews‘ten Rosie Frost‘un aktardığına göre; kKonferans neticesinde tarihi öneme sahip bir karara varılarak, kuraklık, sel, yükselen deniz seviyeleri ve diğer iklim kaynaklı afetlerden etkilenen ülkeleri desteklemek adına bir fon kuruldu. Pakistan’ın bu fondan faydalanıp faydalanamayacağı ise henüz netleşmiş değil.

Öte yandan bu toplantı iklim değişikliğinin neden olduğu kayıp ve zararları kimin ödemesi gerektiği konusundaki ilk test olarak değerlendirildi.

BM, ülkeleri kayıp ve zarar fonu ağlamaya çağırıyor

Geçtiğimiz yıl rekor seviyesindeki muson yağmurları ve eriyen buzulların yol açtığı seller en az bin 700 kişinin ölümüne yol açarken 8 milyon kişiyi yerinden etti.

Yaptığı açılış konuşmasında BM Genel Sekreteri Antonio Guterres “Kendi çabalarımızla, Pakistan toplumlarını gelecek için güçlendirmek adına, verdikleri kahramanca mücadeleye layık muazzam yatırımlar yapmalıyız” dedi.

Guterres, Pakistan
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres (solda), Pakistan’ın İklim Değişikliğine Direnç Konferansı’nın başlangıcında Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ile konuşuyor. – Fotoğraf: Fabrice Coffrini / AFP

Guterres, söz konusu miktarın sel kurtarma ve rehabilitasyon çabalarının yanı sıra sosyal, çevresel ve ekonomik zorlukların üzerine eğilecek girişimleri de kapsadığını belirtti.

Kadınlar, insanı krizlerin ön saflarında yer alıyor ve bir afet sırasında hayatlarını kaybetme olasılıkları erkeklere kıyasla 14 kat daha fazla.

‣ BM’den Pakistan için ‘büyük’ destek çağrısı: Selin maliyeti 30 milyar dolar

BM Genel Sekreteri, “Kadınların her düzeyde lider ve katılımcı olarak üzerlerine düşenleri tam olarak yapmaları ve kendi iç görü ve çözümleriyle katkıda bulunmaları hayati önem taşıyor” dedi.

Guterres, gazetecilere yaptığı açıklamada, Şarm El-Şeyh‘te düzenlenen COP7’de kayıp ve zarar konusunda alınan kararların uygulanması gerektiğinin altını çizerek “Kayıp ve zarar konusunda herhangi bir şüpheniz varsa, Pakistan’a gidin. Kaybı göreceksiniz, zararı göreceksiniz ve ortak geleceğimizi göreceksiniz” ifadelerini kullandı.

Hangi ülkeler destek taahhüdü verdi?

Avrupa Birliği, Pakistan’ın “iddialı yeniden inşa planı” için, 172 milyon avroluk (3.2 milyar lira) insani yardım da içeren 500 milyon avroluk (9.3 milyar lira) bir yardım için taahhütte bulundu.

Fransa Başkanı Emmanuel Macron da Paris‘in finans kurumlarıyla görüşmelerde yardıma hazır olduğunu söyledi. Konferansta konuşan Macron, “Pakistan’da, dirençli yeniden yapılanma ve dolayısıyla iklim uyumu sorununu çözmek için başlatılacak projeler için toplam 360 milyon avroyu (6.7 milyar lira) seferber etmeye karar verdik” dedi.

Almanya da kurtarma çabalarına yardımcı olmak için 84 milyon avro (1.5 milyar lira) taahhüt etti.

Pazartesi günü, Pakistan Enformasyon Bakanı Marriyum Aurangzeb, Twitter üzerinde yaptığı bir paylaşımda taahhütlerin şimdiden 8,57 milyar dolara (160 milyar lira) ulaşarak, ülkenin başta talep ettiği rakamı aştığını belirtti.

En büyük bağışçılar arasında 3,92 milyar avro (79 milyar lira) ile İslam Kalkınma Bankası, 1,9 milyar avro (38 milyar lira) ile Dünya Bankası ve 1,4 milyar avro (28 milyar lira) ile Asya Kalkınma Bankası yer alıyor. Katkıda bulunan diğer ülkeler arasında Çin, ABD ve Japonya bulunuyor.

Trakya’da istanbul’un suyunu karşılayan iki barajın doluluk oranı yüzde 5’in altında

İstanbul‘un Trakya‘dan su ihtiyacını önemli oranda karşılayan Kazandere ve Pabuçdere ile Istrancalar barajlarındaki doluluk oranları, her geçen gün düşüyor.

Kazandere’nin doluluk oranının yüzde 4,74’e, Pabuçdere’nin yüzde 4,77’ye, Istrancalar’ın ise yüzde 37, 07’ye düştüğü belirlendi. Pabuçdere ve Kazandere barajları, kuruma noktasına geldi.

Meteorolojiden kuraklık alarmı: Marmara ve İç Ege’de kritik seviyede

Ardı ardına sıcaklık rekorları kaydedilirken kışa ne oldu?

Yanlış su yönetimi ve kuraklıkla tamamen kuruyan Marmara Gölü’nde tarım…

Kuraklık: Konya Ovası, obruklardan sonra yarıkların tehditi altında

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin (İSKİ) internet sitesindeki verilere göre, Kırklareli‘nin Vize ilçesi sınırlarında bulunan, Trakya’dan İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan Kazandere, Pabuçdere ile Istrancalar’da geçen yıl eylülde yüzde 50 olan doluluk oranları, büyük oranda geriledi.

Kuraklık sürüyor

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Biyosistem Mühendisliği Arazi ve Su Kaynakları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Halim Orta, son verilere bakıldığında Trakya başta olmak üzere Türkiye’nin çok ciddi bir kuraklığın etkisi altında olduğunu söyledi.

Türkiye genelinde yağışlar son üç ayda, uzun yıl verilerine göre yüzde 40,6, geçen yıla göre yüzde 31 azalma gösterdi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, geçen hafta mevsim normallerinin dışında sıcak bir kışa giriş yapan Türkiye’de, özellikle Marmara ve İç Ege bölgelerinde yaşanan kuraklığın ‘ileri derecede’ olduğunu açıklamıştı.

İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan barajların genel doluluk oranı ise yüzde 31,56 oldu.

Barajların doluluk oranları şöyle:

Ömerli: 35,43
Darlık: 28,39
Elmalı: 29,8
Terkos: 37,73
Alibey: 17,61
Büyükçekmece: 34,48
Sazlıdere: 37,1
Istrancalar: 37,07
Kazandere: 4,74
Pabuçdere: 4,77

AB’nin petrol yasağı, Rusya’ya günlük 160 milyon euroya mal oldu

Avrupa Birliği’nin (AB) petrol yasağı ve tavan fiyat sınırlaması Rusya‘ya günde 160 milyon euroya mal oluyor, ancak atılacak adımlar bu etkiyi katlayabilir. AB’nin Rusya‘dan ham petrol ithalatını yasaklaması ve petrol fiyatlarını sınırlaması Rusya’ya tahmini olarak günde 160 milyon euroya (3,2 milyar TL) mal oluyor ve bu rakamın 5 Şubat’a kadar uygulanacak ek tedbirlerle günde 280 milyon euroya çıkması bekleniyor.

AB’nin 5 Aralık 2022’de yürürlüğe giren Rus deniz petrolüne yönelik yasağının etkisini değerlendiren Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi‘nin (CREA) bulguları, Rusya‘nın fosil yakıt ihracatından elde ettiği gelirin, büyük ölçüde yasak nedeniyle önemli ölçüde düştüğünü ortaya koyuyor.

‣AB’nin Rusya’ya yönelik petrol yaptırımları yürürlüğe girdi
AB, Rusya petrolüne yüzde 90 ambargo için uzlaştı
Rus petrolü terk ediliyor

AB’nin Rus petrolüne getirdiği yasak, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘in savaşını finanse eden Avrupa fonlarını ortadan kaldırmak için atılmış sıra dışı bir adımdı.

Aralık 2022’de Rusya’nın kazancı yüzde 17 düşerek ülkenin Ukrayna‘yı işgalinin başlamasından bu yana en düşük seviyeye geriledi. AB’nin ham petrol ithalat yasağı ve daha geniş fiyat sınırı, Rusya’nın ham petrol ihracatında yüzde 12’lik bir azalmaya ve satış fiyatlarında yüzde 23’lük bir düşüşe neden olarak Aralık ayında Rus ham petrol gelirlerinde yüzde 32’lik bir düşüşe neden oldu. Bu önlemlere ek olarak, Aralık sonunda Almanya‘nın boru hattıyla petrol ithalatını durdurması da yüzde 5’lik bir düşüşe neden oldu.

Gelirdeki düşüşe rağmen Rusya’nın fosil yakıt ihracatı günlük 640 milyon euro kazandırmaya devam ediyor ve AB’nin rafine petrol ithalatına getirdiği yasağın ve rafine petrole uygulanan fiyat sınırlamasının yürürlüğe girmesiyle Şubat ayına kadar bu rakam yaklaşık 520 milyon euro’ya düşecek. CREA, Rusya’nın gelirini günde 200 milyon euro daha azaltabilecek başka adımlar da tanımlıyor.

Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA) Baş Analisti Lauri Myllyvirta, “AB’nin petrol yasağı ve petrol fiyat sınırı nihayet devreye girdi ve etkisi beklendiği kadar büyük oldu. Bu da Ukrayna’nın Rusya’nın saldırganlığına karşı galip gelmesine yardımcı olacak araçlara sahip olduğumuzu gösteriyor. Fiyat tavanını Kremlin‘in vergilendirilebilir petrol karlarını engelleyecek bir seviyeye indirmek ve Rusya’dan kalan petrol ve gaz ithalatını kısıtlamak çok önemlidir” diyor.

Mevcut tavan fiyat uygulaması kapsamında Rusya şimdiye kadar tavan fiyat kapsamındaki gemilerle ham petrol sevkiyatından 3,1 milyar euro kazandı.

Doğrudan Rus hükümetine giden vergi geliri yaklaşık iki milyar euro. Bu vergi geliri, tavan fiyatın Rusya’nın üretim maliyetlerine çok daha yakın bir seviyeye revize edilmesiyle neredeyse tamamen ortadan kaldırılabilir.

Petrol arzında herhangi bir kesinti yaşanmaması için tavan fiyat başlangıçta Rusya’nın üretim maliyetlerinin çok üzerinde, varil başına 60 ABD doları olarak belirlenmişti. Ham petrol fiyat üst sınırının, Rusya’daki üretim ve nakliye maliyetlerinin hala çok üzerinde olan 25-35 ABD dolarına düşürülmesi, Rusya’nın petrol ihracat gelirini günde en az 100 milyon euro azaltacak.

AB, boru hattı ham petrolü ve tüm petrol ürünleri dahil olmak üzere Aralık ayında Rusya’dan en büyük petrol ithalatçısı olmaya devam etti. Almanya’nın Aralık ayı sonunda Rus boru hattı petrolünü ithal etmeyi durdurması ve AB petrol ürünleri yasağının Şubat ayında yürürlüğe girmesiyle bu durum değişecektir. Bu önlemlere ek olarak, fiyat sınırlamasının aşağıya çekilmesi AB’nin kesenin ağzını daha da sıkılaştıracak ve Rusya’nın savaş için sağladığı finansmanı daha da kesecektir.

Razom We Stand Kurucusu ve Direktörü Svitlana Romanko, ambargonun ilk ayının, işgalin başından beri söylediklerini kanıtladığını ve fosil yakıt ihracatından elde edilen gelirin Putin’in savaşının mali kan damarı olduğunu belirtiyor. Romanko şu ifadeleri kullanıyor:

“AB ve G7 bu kan bağını kesecek güce ve tüm araçlara sahiptir. Kremlin’le sadece güç ve para konuşur. Tavan fiyatın aşağı çekilmesi ve ambargonun uygulanmasının güçlendirilmesi gerekiyor. Fosil yakıt ihracat geliri olmadan Rusya’nın uluslararası hukuk, insan hakları ve çevreye yönelik acımasız saldırısı çökecektir. Tavan fiyat koalisyonunun daha fazla eyleme geçmesine ihtiyacımız var – sadece tavan fiyatın düşürülmesi değil, aynı zamanda boşlukların kapatılması için ek yaptırımların getirilmesi de gerekiyor.”

Pasifik‘te Rusya, petrolün piyasa fiyatı tavan fiyat seviyesinin üzerinde olmasına rağmen, Çin‘e petrol satmak için Birleşik Krallık sigortalı tankerleri kullanmaya devam ediyor.

Rusya’nın savaşlarını finanse etmesini engellemenin artan aciliyeti ışığında, Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA) aşağıdaki politika önerilerini sunuyor:

  • Enerji verimliliği, enerji tasarrufu ve temiz enerjiye daha fazla yatırım yaparak fosil yakıt talebindeki azaltımı ekonomik ve sosyal açıdan daha sürdürülebilir hale getirilmesi; zira bu azaltım ithalat yasaklarının uygulanmasını ve etkili olmasını sağladı.
  • Petrol fiyatı üst sınırını ham petrol varili başına 25-35 ABD doları ve rafine ürünler için beş ABD doları/varil daha yüksek olacak şekilde revize edilmesi. Bu seviye, Rus petrol üretimini ekonomik olarak uygulanabilir tutarken Rus mineral vergi gelirlerini önemli ölçüde azaltıyor.
  • Tavan fiyatı ihlal eden tankerlere yönelik cezaları artırmanın yanı sıra açıklama gerekliliklerini güçlendirerek veya ödemelerin bir aracı vasıtasıyla yapılmasını zorunlu kılarak tavan fiyat uygulamasının güçlendirilmesi.
  • Rusya’nın deniz yoluyla petrol ticaretini sınırlandırmak için ek yaptırımlar getirilmesi. Buna Rusya’nın, müttefiklerinin ve ilgili tüccarların sınırı aşmak için kullanmak üzere eski tankerler edinmesini engellemek için tanker satışlarına kısıtlamalar getirilmesi ve Rus petrolünün fiyat sınırı koalisyonu ülkelerinin karasularında ve münhasır ekonomik bölgelerinde aktarılmasının yasaklanması da dâhildir. Yeterli sigorta teminatı olmayan tankerlerin kullanımının kısıtlanması ve Baltık Denizi ve Karadeniz’deki tankerler için çevre normlarının uygulanmasının sağlanması.
  • Rusya’dan AB’ye giden boru hattı petrolü, boru hattı gazı ve LNG için fiyat sınırlamaları ve/veya ithalat kısıtlamaları getirilmesi.