Fransız şeker ve etanol üreticisi Tereos, 2020’de Fransa‘dan Belçika‘ya akan bir nehri kirleterek binlerce balığın ölümüne neden olduğu gerekçesiyle 9,5 milyon Euro’dan (10,2 milyon dolar) fazla ceza ödemeye mahkum edildi.
Tereos’un kuzey Fransa’da bulunan Escaudoeuvres’teki fabrikasında 100.000 metreküplük bir çökeltme havuzunda bir sızıntı tespit edilmiş ve atık suyun Escaut olarak da bilinen Scheldt nehrinin bir koluna yayıldığı ortaya çıkmıştı.
Firmanın sözcüsü, “Şirket olarak olayda payımıza düşen sorumluluğu üstleniyoruz, ancak mahkemenin çok sayıda kayıptan sorumlu olanları dikkate almamasından dolayı üzgünüz” dedi.
Sınırın her iki yanında da toplu ölümler
Belçika’nın Valon bölgesindeki yetkililer, Scheldt’in kendi topraklarındaki 36 km’lik bölümü boyunca 50 ila 70 ton balığın öldüğünü açıkladı. Belçikalılar Fransız yetkilileri uyarı yapmakta çok yavaş olmakla da suçladı.
Sınırın Fransa tarafında da yaklaşık 13 ton ölü balık bulundu.
Tereos sözcüsü, mahkemenin 500 bin Euro para cezası ve 9 milyon Euro’dan fazla tazminata hükmettiğini, bunun yaklaşık 9 milyonunun Valon bölgesi için olduğunu belirtti. Sözcü, grubun karara itiraz edip etmeyeceğine henüz karar vermediklerini de sözlerine ekledi.
Fabrikada üretilen şeker pancarının kalıntıları organik madde açısından zengin oldukları için nehirlerdeki oksijen seviyelerini düşürmesi de şaşırtıcı değil.
Birleşik Krallık hükümeti, İngiltere‘de çatal bıçak ve tabak gibi tek kullanımlık plastik ürünlerin yakında yasaklanacağını duyurdu.
Hükümetin tahminlerine göre, ülkede her yıl yaklaşık 1,1 milyar tek kullanımlık tabak ve 4,25 milyar çatal bıçak takımı kullanılıyor, ancak bunların sadece yüzde 10’u geri dönüştürülüyor.
Ülkede tek kullanımlık plastik pipetler, karıştırıcılar ve pamuklu çubuklar 2020’de yasaklanmıştı.
Çevre Bakanı Thérèse Coffey, bu tür eşyanın İngiltere’de de yasaklanacağını duyurdu. Hali hazırda benzer yasaklar İskoçya ve Galler‘de yürürlükte.
‘Yok olmaları 200 yıl sürüyor’
Araştırmalar, paket yiyecek ve içecek için kullanılan plastik nesnelerin (kaplar, tepsiler ve çatal bıçak takımları dahil) dünya okyanuslarının en büyük kirleticileri olduğunu gösteriyor. İngiltere’de her yıl milyarlarca tek kullanımlık plastik ürün geri dönüştürülmek yerine atılıyor.
Coffey, “Plastik bir çatalın ayrışması 200 yıl, yani çöplükte iki yüzyıl veya okyanuslarımızı kirletmesi anlamına gelebilir” dedi.
Karar, Çevre, Gıda ve Köy İşleri Bakanlığı’nın (Defra) Kasım 2021’den Şubat 2022’ye kadar gerçekleştirdiği istişarenin ardından geldi. Sorunu doğrudan çözmek için harekete geçmeye kararlı olduğunu belirten Coffey, “Son yıllarda önemli adımlar attık – ancak daha yapılacak çok şey olduğunu biliyoruz ve halkın çağrılarına bir kez daha kulak verdik. Bu yeni yasağın, milyarlarca plastik parçasının yarattığı kirliliğin önüne geçmek ve gelecek nesiller için doğal çevrenin korunmasına yardımcı olmak için büyük bir etkisi olacak” diye konuştu.
Kapsam çok dar tutulmuş
Ancak plastik üretimine karşı çalışan kampanyacılar, yasağı sınırlı kapsamı nedeniyle, yeni karara eleştirel bakıyor. Zira yasak, süpermarketler veya mağazaları değil, sadece restoranları kapsıyor. Tek kullanımlık plastik su şişeleri ve plastik poşetler de kapsam dışı, ayrıca plastik atıkların yakılmasına ilişkin bir öneri de taslakta yer almıyor. İçecek kapları için hala bir depozito iadesi planı ve yoksul ülkelere plastik atık ihracatına yönelik herhangi bir kısıtlama da taslakta bulunmuyor.
Coffey’in taslağında herhangi bir mali teşvik veya yemek endüstrisini veya hane halkını daha fazla geri dönüşüm yapmaya teşvik edecek herhangi bir madde de yok. Plajlara veya yol kenarlarına dökülen plastiği temizlemek için yerel yetkililere hiçbir şekilde yardım edilmeyecek, tek kullanımlık plastik üretimine herhangi bir sınırlama getirilmeyecek, sadece belirli yerlerde bazı kötü tanımlanmış ürünlerin üretimine sınırlama getirilecek.
Taslağa uygun oluşturulacak mevzuatın boşluklarla dolu olacağına işaret ediliyor.
Greenpeace UK‘den Megan Randles, “Genellikle çöpe atılan milyarlarca öğenin kaldırılması asla kötü bir şey olmasa da – bu çok gecikmiş bir hareket ve plastik dalgasını durdurmak için gereken eylemle karşılaştırıldığında hala okyanusta bir damla” dedi.
Whilst the removal of billions of commonly littered items is never a bad thing – this is a very long overdue move and still a drop in the ocean compared to the action that's needed to stem the plastic tide. https://t.co/jBPC4P6MKD
Yasağın ayrıntıları henüz açıklanmadı. Önümüzdeki hafta daha fazla ayrıntı açıklanması ve hangi maddelerin yasak kapsamına gireceği ve nerede uygulanacağının duyurulması bekleniyor.
Karar, AB ülkelerindeki uygulamaların da epey gerisinde kalıyor. AB’de pipetler, plastik şişeler, kahve bardakları ve paket servis kapları da dahil olmak üzere çok sayıda yaygın kirletici hali hazırda yasak. AB dışındaki Norveç de aynı uygulamayı sürdürüyor.
Avrupa Yeşil Mutabakatı‘nın ambalaj atıklarıyla mücadelesinin bir parçası olarak, otellerdeki minyatür banyo malzemelerinin konduğu plastik kapların da yasaklanması gündemde.
Almanya’da da plastik üreticileri 2025’te çöp toplama için ödeme yapmaya başlayacak.
Plastik 70 yıldır durdurulamayan devasa bir sektöre dönüşmüş durumda. Hükümetler tarafından kısıtlanmayan petrokimya endüstrisi, yeni pazarlar yaratmak için, yeni plastik fabrikaları ve yakma tesisleri inşa ediyor, gelişmekte olan ülkelere plastik atık ithalatı engellenemiyor. Fosil yakıt endüstrisi, yenilenebilir enerjiye geçişten kaynaklanan gelecekte beklenen kayıpları dengelemek için en çok plastikten elde edilen kârlara güveniyor.
Hükümetler tarafından iyi bilinmesine rağmen, özellikle deniz ortamındaki plastik kirliliğinin ölçeği artık çok büyük. Tüm plastiğin kabaca yarısı, yaklaşık %40’ı ambalaj olmak üzere tek kullanımlık ürünlere gidiyor.
İklim krizinin sonuçları Türkiye’nin bir bölgesinde kuraklığı hakim kılarken bir bölgesinde aşırı yağışlara neden oluyor. İstanbul‘un barajlarında kalan su, kentin su ihtiyacı üzerindeki tehlikenin boyutunu gözler önüne sererken Antalya’da evleri sular basıyor. İstanbul’un içme suyunu karşılayan barajlardaki toplam doluluk oranı her geçen gün düşerken bugün İSKİverilerine göre yüzde 31,5 oranında kalmış durumda.
Antalya‘da 11 Ocak gecesinden bu yana etkili olan yağmur ise kentte hayatı durma noktasına getirdi. Şehirde fırtına hızı zaman zaman 120 kilometreyi geçti. Dağbeli‘de, son 24 saatte metrekareye toplam 173 kilogram yağış düştü. Meteoroloji 4. Bölge Müdürlüğü, Antalya’nın batı ilçeleri için ‘turuncu kod‘lu yeni bir uyarı paylaştı. Lara‘da çok sayıda iş yerinin camı kırıldı, yollarda kalan araçlar trafiği kilitledi. Zemin katlardaki evleri su bastı.
İstanbul’un barajları boşalırken Antalya’da sağanak ve fırtına…
Türkiye genelinde ise derin bir kuraklık hakim. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre; Türkiye’nin birçok bölgesinde Eylül, Ekim ve Kasım’da şiddetli bir kuraklık yaşandı. Kasım’da bu kuraklık derinleşti. Aralık’ta ise Türkiye son 52 yılın en sıcak Aralık’ını yaşadı. Birçok baraj dip seviyesini gördü ve mevcut durumda İstanbul‘un suyunu karşılayan barajların doluluk oranları gün geçtikçe düşmeye devam ediyor:
Kaynak: İSKİ
Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün verilerine göre; Eylül, Ekim ve Kasım 2022 Türkiye’nin birçok bölgesinde şiddetli kuraklık hakimdi. Ülkenin su kaynakları 2022’de dip seviyeleri görmüştü.
Meteoroloji 4’üncü Bölge Müdürlüğü’nün ‘turuncu kod’ uyarısında bulunduğu 11 ilden Antalya ise 10 Ocak’tan bu yana yağmur ve fırtınanın etkisi altında.
Meteoroloji’nin verilerine göre son 24 saatte metrekareye Kumluca‘da 145, Manavgat‘ta 114,2, Kaş‘ta 113, Elmalı’da 110, Döşemealtı‘nda 106, Aksu‘da 91, Serik‘te 90, kent merkezinde ise 81 kilogram yağış düştü. Son 24 saatte fırtınanın hızı ise Kemer‘de 122, Konyaaltı‘nda 100, Finike‘de 88, kent merkezinde 82 kilometreye ulaştı.
Fotoğraf: DHA
DHA‘nın aktardığına göre; Lara Kundu bölgesinde fırtına nedeniyle çok sayıda iş yerinin camı kırıldı. Yoğun sağanak nedeniyle araçlar yollarda kalırken, şehir trafiği kilitlendi.
Şirinyalı Mahallesi‘nde su baskını nedeniyle kapanan yolda mahsur kalan bir okul servisindeki öğrenciler, itfaiye ekipleri tarafından su olmayan bölgeye kucakta taşındı.
Fotoğraf: DHA
Kent merkezinde en çok yağışın düştüğü noktalardan biri de Konyaaltı ilçesi oldu. İlçede bazı kavşaklarda oluşan su birikintilerine giren araçlar yolda kaldı. Caddelerde oluşan su birikintisinde araçlar güçlükle ilerledi. Bazı noktalarda su birikintisinin yüksekliği nedeniyle trafik durdu.
Fotoğraf: DHA
Trafiğin durduğu noktada ise vatandaşlar kendi imkanlarıyla giderleri açmaya çalıştı. Yağmura ve fırtınaya aldırmayan bir turist, Konyaaltı sahilinde spor yaptı. Dev dalgaların oluştuğu sahilde bazıları dedektörle ziynet eşyası ararken, bazıları ise dev dalgaların fotoğrafını çekti.
Antalya’da kar yağışı
Antalya’nın en yüksek noktalarından Saklıkent Kayak Merkezi ve Feslikan Yaylası’na çıkılan yollar dün akşam saatlerinde başlayan kar yağışı nedeniyle gece saatlerinde kapandı.
Beydağları Saklıkent Konut Yapı Kooperatifi Başkanı Emin Altıner, Saklıkent Kayak Merkezi’nin olduğu bölgede dün akşam saatlerinde başlayan kar yağışının gece boyu devam ettiğini ve halen sürdüğünü belirterek, sabah saatlerinde kar kalınlığının 45 santimetreye ulaştığını söyledi.
Fotoğraf: DHA
Saklıkent ile birlikte Feslikan Yaylası’na çıkılan ve kar nedeniyle kapanan yollarda gece belediyeye ait ekipler, iki bölgede karla kapanan yolları trafiğe yeniden açtı.
Vali Yardımcısı Suat Seyitoğlu, Antalya Uluslararası Havalimanı’nın açık olduğunu söyledi. İptal edilen uçuş olmadığını belirten Seyitoğlu, “Şu an pistlerimiz normal seviyede çalışıyor. Şiddetli yağış, fırtına ve şimşek çakmaları nedeniyle dün gece 4 civarında uçak Antalya Havalimanı’na iniş yapmaktan vazgeçerek geri dönüş yaptı” dedi. Seyitoğlu, inemeyen uçakların şimşek çarpmalarına maruz kaldığını, havalimanında pistler açık olmasına rağmen kendi istekleri doğrultusunda inişlerini iptal ettiklerini açıkladı.
Fotoğraf: DHA
Antalya Büyükşehir Belediyesi Antalya Ulaşım A.Ş., kent merkezinde etkili olan yağış nedeniyle, raylı sistem seferlerinde aksamalar yaşanabildiği duyurusunda bulundu.
Kumluca ilçesine bağlı Kuzca Mahallesi Söğüt Cuması Yaylası‘nda kar yağışı etkili oldu. Salı (10 Ocak) öğleden sonra başlayan yağmur, çarşamba (11 Ocak) akşamı yüksek kesimlerde kar yağışına dönüştü.
Fotoğraf: DHA
‘Ocak yarısında Toroslarda kar yoktu’
Kuzca Mahalle Muhtarı Ali Okur, “Dün akşam Söğüt Cuması Yaylası’nda kar yağışı başladı. Çok mutlu olduk. Ocak ayı yarı oldu. Toroslarda hala kar yoktu. Kar demek, su demek. Kar demek, bereket demek. Yaklaşık beş santim kar yağdı. İnşallah gerisi gelir” dedi. Elmalı ilçesinin yüksek kesimlerinde de kar yağışı etkili oldu.
Fotoğraf: DHA
Şiddetli yağış ve fırtına, Kemer’de hayatı olumsuz etkiledi. İlçenin bazı bölgelerinde ağaçlar devrildi, yola kaya parçaları düştü. Kemer Belediyesi fen işleri, temizlik, park ve bahçeler müdürlükleri ekipleri, Kesme Boğazı mevkisinde dağdan yola düşen kaya parçalarını kaldırarak kapanan yolu tekrar trafiğe açtı.
Kemer Belediye Başkan Vekili Recep Yılmaz, belediye olarak tüm tedbirleri aldıklarını belirterek, herhangi bir olumsuzluk yaşayan vatandaşların belediyeyi arayabileceklerini ifade etti.
Fotoğraf: DHA
Antalya’da Elmalı-Korkuteli, Elmalı-Seki, Sütleğen-Elmalı, Tefenni yolunda kar yağışının etkili olduğu, Burdur’un Çeltikçibeli‘nde karla karışık yağmur, Isparta’nın Eğirdir-Sütçüler yolunda da kar yağışının etkili olduğu belirtilerek, bu yolları kullanacakların dikkatli olması istendi.
Dereler taştı, ekinler su altında kaldı
Manavgat‘ın Beşkonak Orman Sahası’nda bulunan Sağirin Mahallesi yakınlarındaki bazı enerji nakil hatları devrildi. Beşkonak bölgesinde bulunan kırsal mahallelere elektrik verilemezken, arızanın giderilmesi için çalışma başlatıldı. Bölgeye Alanya’dan da takviye ekiplerin gönderildiği öğrenildi. Antalya’da saatteki hızı 122 kilometreye ulaşan fırtına ile sağanak, Aksu ilçesinde de etkili oldu. Sağanak nedeniyle çok sayıda dere taştı, ekili alanlar su altında kaldı.
Fotoğraf: DHA
Turizm bölgesi Kundu‘daki beş yıldızlı bir otelin çatısının dış kaplaması fırtına nedeniyle uçtu. Oteller bölgesindeki alışveriş mağazaları da zarar gördü. Fırtına nedeniyle bazı iş yerlerinin camları patladı. İlçede oluşan hortum ise domates ve çilek seralarına zarar verdi.
Antalya’yı Konya’ya bağlayan Akseki- Seydişehir kara yolunun bin 825 metre rakımlı Alacabel mevkisinde, saat 2.00 sıralarında başlayan kar yağışı sürüyor. Kar kalınlığı yer yer 10 santimetreye ulaştığı bölgede, ulaşım kontrollü sağlanıyor.
Fotoğraf: DHA
Meteoroloji 4. Bölge Müdürlüğü de bölgedeki kayak merkezlerinde an itibariyle ölçülen kar yüksekliklerini Antalya- Saklıkent 48 cm, Isparta- Davraz 55 cm ve Burdur- Yeşilova- Salda 36 cm olarak açıkladı.
Narenciyeler sular altında kaldı
AFAD İl Müdürü Necmi Erçin, Antalya’nın sahil kesiminde yağmur, yüksek kesimlerde ise kar şeklinde olan yağışların şu ana kadar büyük bir sıkıntı vermediğini, su baskınları dışında ciddi bir ihbarın gelmediğini söyledi.
Fotoğraf: DHA
Antalya’da dünden bu yana süren sağanak nedeniyle Konyaaltı ilçesindeki bazı narenciye bahçelerini su bastı. Fırtına ve yağmur nedeniyle ağaçlardan dökülen narenciyeler, biriken suya karıştı.
Öte yandan Antalya Dağbeli mevkisinde, son 24 saatte metrekareye toplam 173 kilogram yağış düştü. Bu miktarın, dünden bugüne bölgede ve Antalya’da gerçekleşen en yüksek yağış değeri olduğu kaydedildi.
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Abdulaziz bin Selman, ülkesinin, iç piyasada kullanım ve ihracat için nükleer yakıt üretmeye çalıştığını söyledi. Ülkenin ilk ticari nükleer santralini inşa etmek için ticari lisans verme süreci eylül ayında başlatılmıştı.
Geçen haziran ayında inşaat için Güney Kore, Fransa, Çin ve Rusya’dan gelecek teklifler incelemeye alınmıştı. Aralık ayında da Rusya Devlet şirketi Rosatom, ülkenin ilk nükleer santralinin inşası için teklif verdiğini açıklamıştı.
Başkent Riyad’da düzenlenen madencilik konulu konferansta konuşan bin Selman, son keşiflerin ülkede çeşitli uranyum portföylerini ortaya çıkardığını söyledi. Suudi Bakan, ülke içinde Cebel Said ve Medine dahil olmak üzere uranyum açısından zengin çeşitli jeolojik alanlar olduğunu kaydetti.
Riyad, 2014’te belirlediği her biri yaklaşık 1.000 MW’lık 16 birim inşa etme hedefini bu yıl küçültmüş ve 1.400 MW’lık iki nükleer enerji santrali inşa etmeye yönelmişti. 5.000 $/kW’dan iki reaktörün maliyetinin her birinin 7 milyar dolar (7.2 milyar Euro) olması bekleniyor. Tesislerin nereye inşa edileceği ise henüz belli değil.
Suudi Arabistan’ın herhangi bir ticari nükleer santrali yok, ancak 2040’tan sonra yaklaşık 17 GW nükleer enerji inşa etme hedefi dile getiriliyor. Ülke yöneticileri, petrolden bağımsız hale gelebilmek için rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerjilerdense nükleer enerjiyi de içeren hibrit bir enerji modeline yönelmek istiyor.
Yenileri de eklenecek
Süreci Suudi ArabistanUlusal Atom Enerjisi Programı’nın yürüteceğini belirten Bakan, ilk aşamada inşa edilecek iki büyük ticari nükleer reaktörün daha sonra çoğaltılacağını bildirdi.
Bakan Bin Selman daha önce de ülkesinin büyük miktarlarda uranyum rezervine sahip olduğunu ve bunları ticari olarak en iyi şekilde değerlendireceklerini söylemiş; uranyum rezervlerini tam şeffaflıkla ele alacaklarını ve uygun ortakları arayacaklarını da eklemişti.
Suudi Arabistan barışçıl kullanım hedefiyle yaklaşık altı yıl önce ulusal atom enerjisi projesi kurma fikrini gündeme getirmişti.
Ülkede hali hazırda Kral Abdülaziz Bilim ve Teknoloji Şehri’nde küçük bir nükleer araştırma reaktörünün inşasına devam ediliyor. Arjantin tasarımı reaktör, Suudi Arabistan’ın ihtiyaç duyduğunun çok küçük bir kısmı olan sadece onlarca kilovat enerji üretecek.
Uluslararası silahlanma alanında çalışan kimi uzmanlar, Suudi Arabistan’ın nükleer enerji emellerinin, halihazırda nükleer bomba üretimine yardımcı olabilecek çift kullanımlı teknolojiye sahip olan İran’la süregelen rekabetinin bir parçası olabileceğine işaret ediyor.
New York merkezli, insan hakları ihlallerini araştıran İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 2023 raporunu açıkladı. Kurumun bu yılki raporunda Türkiye’deki durum, eifade özgürlüğü, kadın hakları, muhalefete baskı ve LGBT hakları gibi başlıklar altında inceledi. Raporun Türkiye bölümünün giriş kısmında 2023’ün ilk yarısında yapılması planlanan seçimlere atıfta bulunuldu.
VOA Türkçe‘nin aktardığına göre, seçimlerden önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “otoriter hükümetinin düzenli olarak hükümet karşıtı olarak algılanan kişileri hedef aldığı, medya ve yargı üzerinde güçlü denetim uyguladığı” tespitine yer verildi.
Rapordaki başlıklar ve saptamalar özetle şöyle:
İfade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü
Türkiye’de yazılı basın ve özel televizyon kanallarının hükümetle yakın ilişkileri bulunan şirketlerde olduğu ve bu durumun haber ve yayın içeriklerine de yansıdığı belirtilen raporda, bağımsız medyanın daha çok online platformlar aracılığıyla faaliyet gösterdiği ancak yetkililerin düzenli olarak eleştirel içeriğin kaldırılması talebinde bulunduğu kaydedildi.
Yürürlükte olan Terörle Mücadele Yasası kapsamında gazeteciler hakkında kovuşturma açıldığı kaydedilen raporun hazırlandığı sırada en az 65 gazetecinin ve medya çalışanının yargılama öncesi gözaltında olduğu ve gazetecilik faaliyetleri sebebiyle terör suçlarından hapis cezası aldıkları belirtildi.
2019’da yürürlüğe giren ve internette faaliyet gösteren medya şirketlerinin ve platformların Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndan (RTÜK) lisans almalarını zorunlu tutan yasanın hatırlatıldığı raporda kurumun sık sık, hükümeti eleştiren az sayıdaki televizyon kanallarının yayınlarına keyfi cezalar verdiği ve bu kanalların yayınlarının zaman zaman geçici olarak durdurulduğu kaydedildi. Voice of America ve Deutsche Welle’nin de buna benzer orantısız cezalar ve sansürle karşı karşıya kalabilecekleri gerekçesiyle RTÜK lisansına başvurmadıkları ve bu nedenle her iki medya kuruluşunun Türkçe yayın yapan sitelerine mahkeme kararıyla erişim yasağı getirildiği anımsatıldı.
HRW’nin raporunda ekim ayında yapılan yasa değişiklikleriyle devreye giren ve tartışma yaratan dezenformasyon yasasının 2023 seçimlerinden önce özellikle endişe yarattığı belirtildi.
Yerel yetkililerin sık sık hükümeti eleştiren toplulukların gösterilerini ve toplanmalarını yasakladığı kaydedildi.
Kadın Hakları ve İstanbul Sözleşmesi
Raporun kadın hakları bölümünde Türkiye’nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi‘nden çıktığı ve itirazlara rağmen Yüksek Mahkeme‘nin bu tasarrufu onayladığı hatırlatıldı.
Kararın kadına şiddet faillerini güçlendirdiğini ve şiddet riskini arttırdığı kaydedilen çalışmada, Türkiye’de kadınlara etkili koruma sağlama konusunda yaşanan zorlukların aile içi şiddet verilerine de yansıdığı kaydedildi. Raporda, İçişleri Bakanlığı verilerine göre 2021 yılında 307 kadının öldürüldüğü, toplanma özgürlüğü başlığı altında da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadın hakları yürüyüşünün yasaklandığı belirtildi.
Osman Kavala davası
Hükümeti devirmeye teşebbüsle suçlanan ve tutukluluğu hala devam eden hak savunucusu ve iş insanı Osman Kavala davasına da yer verilen raporda, Kavala ve Gezi davasında yargılanan diğer kişilerle ilgili yaptırımlarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararının uygulanmaması sonucu Türkiye hakkında Avrupa Konseyi’nin ihlal prosedürü başlatmasının hiçe sayıldığı vurgulandı.
PKK ile çatışmalar ve HDP’ye kapatma davası
Raporda, TSK ile PKK arasındaki çatışmalar önemli ölçüde azalsa da Türkiye’nin askeri operasyonlarını Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde yoğunlaştırdığı belirtildi. 13 Kasım’da altı kişinin hayatını kaybettiği İstanbul’daki bombalı saldırıdan hükümetin PKK’yi sorumlu tuttuğu ancak örgütün bunu yalanladığı hatırlatıldı.
TBMM’de 56 sandalyeye sahip HDP’nin eski milletvekillerinin ve belediye başkanlarının cezaevinde olmaya devam ettiği ve bu kişilerin konuşma ve sosyal medya paylaşımı gibi şiddet içermeyen meşru siyasi faaliyetleri sebebiyle terör suçlarıyla suçlanarak hapis cezası aldıkları hatırlatılan raporda AİHM’in derhal serbest bırakılmasına ilişkin kararı olmasına rağmen Demirtaş’ın hala cezaevinde olduğu vurgulandı; HDP hakkındaki kapatma davasının da Anayasa Mahkemesi’nde olduğu belirtildi.
Cinsel yönelim ve cinsel kimlik
Erdoğan hükümetinin 2023 seçimleri öncesinde gittikçe artan bir dozda ve toplumu da kutuplaştıracak şekilde LGBT karşıtı nefret söylemini desteklemeye hazır olduğunu gösterdiği görüşü raporda yer aldı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun en az beş kez doğrudan LGBT karşıtı içeriğe sahip konuşmalar yaptığı belirtildi.
İstanbul Onur Haftası etkinliklerinin sekizinci kez üst üste yasaklandığı hatırlatılan raporda, eylül ayında RTÜK’ün LGBT karşıtı bir platformun İstanbul’daki etkinliğinin reklamını yapmak üzere yapılan kamu spotunun yayınlanmasına onay verdiği de anımsatıldı.
Göçmen karşıtlığı
Raporun Suriye bölümünde de Türkiye ile bilgilere de yer verildi. Suriye’deki güvensiz ortama karşın Türkiye ve Lübnan‘daki Suriyeli göçmenlerin 2022 yılında ülkelerine dönmeye çalıştığına dikkat çekildi. Türkiye’de yaklaşık 4 milyon Suriyelinin bulunduğunun anımsatıldığı raporda, geçen yıl içerisinde özellikle göçmen karşıtı ve göçmenlerin ülkelerine gönderilmesi yönünde söylemlerin arttığı kaydedildi. Raporda, “Göçmen karşıtlığının bu denli arttığı bir ortamda Türkiye, yüzlerce Suriyeliyi hukuka aykırı bir şekilde sınır dışı ediyor” denildi.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu‘na “ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla yeni bir dava açıldı.
İBB Başkanı’na Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde yapılan bir ihaleyi kaybeden şirketin itirazı üzerine soruşturma açılmıştı. İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı raporu işleme alan Büyükçekmece Cumhuriyet Bavcılığı, ihalenin kazanan şirkete haksız yere verildiği gerekçesiyle soruşturmayı davaya dönüştürdü.
Savcılık, İmamoğlu için üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası, ayrıca siyaset yasağı istiyor. Davanın ilk duruşması 15 Haziran‘da görülecek.
İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, Sözcü gazetesine davanın savcı tarafından “Danıştay’ın Ekrem başkanın ihale süreçleriyle ilgili olarak dahli, talimatı, yönlendirmesi, yetkisi, imzası vb bulunmadığını tespit etmesine rağmen” açıldığını söyledi.
Soylu’nun raporları işleme konuyor
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, İBB’de işe alınan bin 668 kişinin kendileri veya yakınlarının ‘terörle iltisaklı’ olduğunu iddia etmiş, Bakanlık müfettişlerinin hazırladığı raporlar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘na sunulmuştu.
Geçen aralık ayında Ekrem İmamoğlu YSK üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla 2 yıl 7 ay 15 gün hapse mahkum olmuş; TCK 53/1 maddesi uyarınca da siyasetten yasaklanmasına karar verilmişti. Dava, istinafta.
Davayla ilgili suçlamaları reddeden İmamoğlu sosyal medya hesabından “zorlamayla suç yaratıldığını” söyledi.
Hakkımızda illa bir şey bulmak isteyenler şimdi konuyu yargıya taşımış. Her ne hikmetse 2 yıldır savcılıkta bekleyen dosya, bir anda davaya dönüşmüş. Bu kötülüklerin nerelerde planlandığını artık 86 milyon çok iyi biliyor.
Not: Bu oyunun görünen imzası yine malum müfettişe ait.
Dosyanın yıllar önce müfettişlerce incelenip Danıştay’a gönderildiğini, Yüksek Mahkeme’nin incelemesinin ardından bir sorun görmediğini belirten İBB Başkanı, “İhale işlemlerinde imzam dahi mevcut değil. Ayrıca gerek İçişleri Bakanlığı gerek Danıştay 1. Dairesi kararında hakkımda herhangi bir tespit, suçlama ya da değerlendirme yapmadı. İki yıldır savcılıkta bekleyen dosya, bir anda davaya dönüşmüş” dedi.
“Hakkımızda illa bir şey bulmak isteyenler şimdi konuyu yargıya taşımış. Her ne hikmetse 2 yıldır savcılıkta bekleyen dosya, bir anda davaya dönüşmüş. Bu kötülüklerin nerelerde planlandığını artık 86 milyon çok iyi biliyor” diye yazan İmamoğlu, bir de not ekleyerek, soruşturma yapan müfettişin, daha önceki davada görevlendirilen aynı kişi olduğuna dikkat çekti.
Ne olmuştu?
Beylikdüzü Belediyesi, Kültür Merkezleri’nde Personel Çalıştırılması ve Kültür Sanat Organizasyonları Hizmet Alım İşi için 29 Aralık 2015’te ihaleye çıkmıştı. İhaleyi kaybeden firma, kazanan firmanın yeterliliğinin bulunmadığını öne sürdü ve itirazda bulundu . Ancak bu itiraz belediye yetkilileri tarafından reddedildi.
Konu, İçişleri Bakanlığı gündemine geldi. Bakanlık, ihale süreciyle ilgili inceleme başlattı. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği, inceleme sonucunda hazırladığı raporu Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.
Başsavcılık, soruşturma izni istedi. Bakanlık izin verdi, izne itiraz edilince dosya Danıştay’a taşındı. Danıştay, 20 Ekim 2020’de soruşturma izni verilmesini yerinde buldu. Savcılığın aldığı bilirkişi raporunda, söz konusu firmanın ihale şartlarını taşımadığı belirtildi.
O dönemde İmamoğlu ile yedi ismin ifadesini alındı. Avukatının ifadesinde İmamoğlu’nun söz konusu ihale sürecinin hiçbir aşamasına dahil olmadığı, talimat veya yönlendirme yapmadığı vurgulanarak “cezai sorumluluk yüklenemeyeceği” belirtildi. Savcılık savunmaların alınmasının ardından soruşturmasını tamamladı.
Şimdi, İmamoğlu dahil yedi isim hakkında “ihaleye fesat karıştırma” suçlamasıyla üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi. Savcılık, İmamoğlu ve yedi isim hakkında kamuoyunda “siyasi yasak” olarak bilinen Türk Ceza Kanunu’nun “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlıklı 53. maddenin uygulanmasını da talep etti.
İddianamede, “Beylikdüzü Belediye Başkanlığı’nın 250 bin TL fazladan para ödemesine ve kamu zararına neden olan şüphelilerin üzerlerine atılı ihaleye fesat karıştırma suçunu işledikleri anlaşılmıştır” denildi.
Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi‘nin (ADNOC) CEO’su olan Sultan Ahmed Al Jaber, ilk kez bir BM iklim zirvesine bir petrol şirketinin CEO’su olarak ev sahipliği yapacak.
BM İklim Zirvesi 28. Taraflar Konferansı (COP28) yaklaştıkça Al Jaber‘in rolü ve hedefleri üzerinde yoğun tartışmalar bekleniyor ve birçok gözlemci ve uzman Al Jaber’in görevi süresince ADNOC CEO‘luğundan istifa etmesi beklentisi içerisinde.
‘Kenara çekilmesini ya da istifa etmesini talep ediyoruz’
Uluslararası İklim Eylem Ağı‘nın (Climate Action Network) İcra Direktörü Tasneem Essop Al Jaber’in başkanlığına ilişkin şunları söylüyor:
“COP28’e ev sahipliği yapan BAE’nin Ekselansları Sultan Ahmed Al Jaber’i COP28 Başkanı olarak atadığını duyurmasıyla birlikte, Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’nin CEO’luğu görevinden istifa edeceği konusunda tüm dünyaya güvence verilmesi zorunludur. İklim krizini ele almakla görevli bir sürece böylesi bir çıkar çatışmasıyla başkanlık edemez, krizden bizzat sorumlu olan bir sektörün başındadır.”
CAN (İklim Eylem Ağı) İcra Direktörü Tasneem Essop, Mısır’daki COP27 sırasında bir tartışmaya katılıyor – Fotoğraf: Emilie Madi/Reuters
“CEO’luk görevinden istifa etmezse, bu durum BM iklim görüşmelerinin bir petrol şirketi ve ona bağlı fosil yakıt lobicileri tarafından tamamen ele geçirilmesiyle eşdeğer olacak” diyen Essop, şu değerlendirmelerde bulunuyor:
“Glasgow‘daki COP26’ya 500 fosil yakıt lobicisi katılmıştı, Mısır’daki COP’ta bu sayı yüzde 25 artmıştı, COP28 ise iklim müzakerelerini iklim eylemi konusunda kaydedilen ilerlemeyi baltalamak için kullanacaklarına şüphe olmayan çıkar çevreleri için açık sezon gibi görünüyor. Sivil toplum olarak Al Jaber’den doğru olanı yapmasını ve ya kenara çekilmesini ya da istifa etmesini talep ediyoruz.”
‘İleriye giden başka bir yol yok’
Christiana Figueres
2010-2016 BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Genel Sekreteri Christiana Figueres, petrol, gaz ve kömürün kullanımının aşırılığına dikkat çekere COP28’in bu gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini şu ifadelerle dile getiriyor:
“Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), atmosferde yeni petrol, gaz ya da kömür için yer kalmadığı konusunda son derece nettir. Bu politika netliği, bilimin bulgularını ve kamuoyunun artan taleplerini yansıtmaktadır. COP28 sadece bu gerçekliğe uyum sağlamakla kalmamalı, aynı zamanda küresel karbonsuzlaştırmayı hızlandırmalıdır. İleriye giden başka bir yol yoktur.”
Uganda‘dan bir iklim adaleti aktivisti olan Vanessa Nakate ise COP28’in Mısır’da kararlaştırılan kayıp ve zarar fonuna gerçek para yatırıldığını görmesi gerektiğini ifade ederek “Ancak bunun yanı sıra, COP28 fosil yakıtların küresel olarak kullanımdan kaldırılmasını hızlandırmalıdır – fosil yakıt çıkarlarının birkaç yıl daha kar elde etmek için geleceğimizi feda etmesine izin verilen başka bir COP’a daha sahip olamayız. Ve son olarak, sivil toplumun ve genç aktivistlerin sesleri hükümetlerin hesap vermesini sağlamada çok önemlidir – BAE’de gözdağı verilmeden sesleri duyulmalıdır” ifadelerini kullanıyor.
Rachel Kyte
Tufts Üniversitesi, Fletcher Hukuk ve Diplomasi Fakültesi Dekanı Rachel Kyte ise “Yeni COP başkanının önünde bir ikilem var” diyerek şu ifadeleri kullanıyor:
“BAE, IPCC ve IEA yolları doğrultusunda enerji dönüşümü ile küresel üretimin azalması gerektiğinden, en verimli ve en düşük maliyetli fosil yakıt kaynağı olmak için yarışıyor. Fosil yakıtların daha fazla geliştirilmesi söz konusu olamaz. COP Başkanı olarak ülkeleri daha agresif eylemler etrafında birleştirmek ve aynı zamanda diğer üreticilere üretimi durdurmalarını önermek zor olacak çünkü BAE sizi koruyor. Karışık mesajlar için gezegende yerimiz yok.”
Maria Mendiluce
We Mean Business Kolasiyonu CEO’su Maria Mendiluce de Al Jaber’in başkanlığının kritik bir önem taşıdığını şu sözlerle dile getiriyor:
“BAE’nin yeni COP28 Başkanı Sultan Al Jaber’in güçlü hırsı ve liderliği, getireceği yeni istihdam, sağlık ve ekonomik faydalarla birlikte temiz bir enerji sistemi sağlamak için küresel çapta ihtiyaç duyulan önemli yatırımların hızlandırılması açısından kritik önem taşımaktadır. Bilim bize 1.5C sınırının ötesine geçmenin tehlikelerini anlatıyor: Uluslararası Enerji Ajansı’na göre yeni fosil yakıt projeleri olamaz.”
Mendiluce, COP27’de küresel iş dünyasının, küresel sıcaklık artışının 1,5C ile sınırlandırılması çağrısını güçlü bir şekilde desteklediğine ve 80’den fazla ülke fosil yakıtların aşamalı olarak azaltılması çağrısını desteklediğine dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulunuyor:
“Basitçe ifade etmek gerekirse: fosil yakıtların yerini kaçınılmaz olarak temiz enerji alacaktır. İş dünyası, fosil yakıtlara yeni yatırımları durdururken temiz enerji yatırımlarını önemli ölçüde arttırmak için iddialı hükümet politikalarını ve finansmanı harekete geçirmek üzere COP28 başkanlığına ihtiyaç duymaktadır. Bu, şirketlerin emisyonları hızla azaltmasını ve daha güvenli, daha istikrarlı ve gelişen bir küresel ekonomi inşa etmesini sağlayacaktır.”
Manuel Pulgar-Vidal
Son olarak COP20 Başkanı, Peru eski Çevre Bakanı ve şu anki WWF Küresel İklim ve Enerji Lideri Manuel Pulgar-Vidal ise şunları aktarıyor:
“Zaman içinde 2021-2022’nin kritik bir dönüm noktası olduğunu anlayacağız. COP’ta iklime zarar veren fosil yakıtların bir an önce sonlandırılması için yapılan birkaç çağrının inkar edilemez bir yaygaraya dönüştüğü andır. BAE’deki COP28’in, tüm dünyanın temiz enerjiye tam bir geçişi hızla benimsemesini sağlayacak iyi düşünülmüş bir yaklaşımla bu temel üzerine inşa edilmesine ihtiyacımız var. Kaybedecek daha fazla zamanımız yok. Başarılı sonuçlar elde etmek için COP28’i desteklemeyi dört gözle bekliyorum.”
Muğla‘nın Milas ilçesi İkizköy mevkiinde kömür sahasını genişletmek isteyen Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ’ye (YK Enerji) karşı bir buçuk yıldan uzun süredir Akbelen Ormanı‘ndaki ağaçlar için direnen yaşam savunucuları, hala nöbetlerine devam ediyor.
İktidarın desteklediği kömürlü termik santraller, kömür madeni ocakları vatandaşları yerinden etmeye devam ediyor. Milas‘ta bir zamanlar yaşamın hüküm sürdüğü Işıkdere‘de yaşayan vatandaşların da hal-i pür melali bundan farksız değil. Akbelen Ormanı için verilen mücadele ile birlikte bu gerçek daha çok görünür bir hale geldi. Nöbetler tutuldu, TBMM koridorlarında doğa mücadelesi verildi, kepçelerin önünde duruldu. Ama tehdit değişmedi. İkizköylülerden Akbelen’in sınırındaki tehdidi konuştuk:
Akbelen’in hikayesini de her zamanki gibi en iyi anlatanlardan, Akbelen’de birebir bu ekokırıma şahit olmuş nöbetçilerinden dinliyoruz. Akbelen’de nöbet tutan ve eskiden Işıkdere’de yaşayan bir yerinden edilen Aytaç Yakar şöyle anlatıyor hissettiklerini:
“Kimse benim gibi yerinden olmuş mu acaba? Ben yerimden oldum. Vatanımdan oldum. Toprağımdan oldum. Havamdan oldum. Suyumdan oldum. Bütün arkadaşlarımdan, komşularımdan oldum.”
Işıkdere‘deki yerinden olduktan sonra taşındığı yakın bir bölgedeki evinde de ihtarname aldığını söyleyen Yakar sözlerine şöyle devam ediyor:
“‘Buradan da kalkacaksın’ diye ihtarname geldi. Ben ‘kalkmıyorum’ dedim. ‘Ben gerekirse burada kendimi imha ederim, asla ve asla ben yerimi vermeyeceğim’ dedim. Yine de vermiyorum. Ölene kadar, kara toprağa girene kadar ben yerimden olmuyorum. Çünkü bir kere oldum. Yerinden kalkan taş yosun tutmaz, ben bunu bildim.”
‘Toplumsal destek yoksa kuru dava açmayın, AKP’nin hakimleri davanızı reddedecektir’
İkizköy’deki hukuki mücadeleyi İkizköylüler adına yürüten gönüllü avukat İsmail Hakkı Atal ise siyasi parti ve barolara şöyle sesleniyor:
“Artık baroların, siyasi partilerin şunu net bir şekilde telaffuz etmesi gerekiyor; Türkiye‘de hukuk, yargı ancak halk harekete geçerse bir toplumsal harekete dönüşmesi endişesiyle karar çıkıyor. Kuru kuruya dava açmanın halktan taban desteği yoksa, toplumsal desteği yoksa kuru dava açmayla boşuna uğraşmayın, AKP’nin hakimleri davanızı reddedecektir.”
Ne olmuştu?
Akbelen Ormanı’ın 740 dönümlük bölümündeki ağaçlar, Limak Holding ve İÇTAŞ ortalığıyla kurulan YK Enerji tarafından işletilen Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine linyit sağlayacak maden ocağı açmak için kesilmek isteniyor. Şirketin bunun için gerekli izinleri de almış ve ocak ÇED Yönetmeliği’nden muaf tutulmuştu ancak İkizköylüler, çevre aktivistleri ve hukukçular karara itiraz etti. Kesimleri önlemek için 22 Nisan’da başlatılan nöbet sürüyor.
Geçen yaz, Türkiye‘nin Ege ve Akdeniz sahilleri başta olmak üzere pek çok bölgesinde çıkan yangınlardan etkilenen Muğla‘da, bölge halkı yangınlara müdahale ederken, şirket tarafından yangın bahanesiyle 105 ağaç kesilmiş; İkizköy halkının direnmesi üzerine jandarma sert müdahalede bulunmuştu.
Maden ocağına karşı, KARDOK Derneği‘nin açtığı davalarda Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi ve Muğla 1’inci İdare Mahkemesiyürütmeyi durdurma kararı verdi. Muğla Valiliği de kömür taşıma bandının yapımını durdurdu.
Muğla İkizköy’de yer alan ve termik santrale yakıt sağlayan linyit madeni sahasının genişletilmesi için Akbelen Ormanı’nın kesim izninin iptali için açılan davada mahkeme tarafından atanan bilirkişi heyeti 7 Eylül 2021’de bölgede keşif gerçekleştirmişti.
7 Eylül 2021: Akbelen’de ilk keşif
İlk keşif sırasında Murat Yüksel isimli hakimin davacı avukatlara ‘ruh hastası’ diyerek hakaret etmesi, hem bölgedeki hukukçular hem de aktivistler tarafından tepkiyle karşılanmıştı.
Bölgede ilk yapılan keşifte hakimin avukatlara hakaret etmesi nedeniyle avukatlar Arif Ali Cangı, İsmail Hakkı Atal ve Şiar Rişvanoğlu reddi hakim başvurusunda bulunmuştu.
1 Mart 2022: Akbelen’de ikinci bilirkişi keşfi
İkinci inceleme öncesi Resmi Gazete‘de yayınlanan maden yönetmeliğindeki değişiklikle birlikte tapuda zeytinlik olarak kayıtlı olan alanlarında madencilik faaliyetlerinin önü açılmıştı. Sosyal medyada yankı uyandıran değişiklik, #ZeytinİçinAdalet ve #AkbelenİçinAdalet etiketleriyle birçok paylaşım yapılmıştı.
Bilirkişi keşfi sonrası, İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı şöyle demişti:
“Daha önceki keşifte hakarete uğramıştık, yok sayılmıştık. İtirazlarımız üzerine keşif tekrar edildi. Şu anki işletilen maden sahasının alanı ne hale getirdiğini gösterdik bilirkişilere.”
Bilirkişilerden dördü kömürün bölgeye geri dönülmez zararlar vereceği görüşünü verirken; ikisi ekolojik yıkım olacağını ancak enerji ihtiyacı nedeniyle madene açılması gerektiği yönünde görüş bildirmişti.
Üçüncü bilirkişi raporu
Akbelen’de üçüncü bilirkişi raporu da 24 Kasım 2022’de çıktı. Akbelen Ormanı’nda üçüncü kez yapılan bilirkişi keşfinden madencilik şirketinin lehine, Akbelen Ormanı için nöbetine devam eden İkizköylüler’in aleyhine bir karar çıktı.
Raporda bir önceki keşiflerin aksine “Madencilik yapılabilir” yönünde bir sonuç çıktı. İkizköylüler bilirkişi heyeti hakkında suç duyurusunda bulundu.
Rapor ormanın kömür madenciliğine açılabileceğine uygun olduğu konusunda kanaat bildirdi. İkizköy Çevre Komitesi, bilirkişi raporuna gerçeği yansıtmayan bilgiler içerdiğini belirterek itiraz etti.
2022, dünya okyanuslarında şimdiye dek en yüksek sıcaklıkların kaydedildiği yıl oldu. Okyanus sıcaklıklarında kaydedilen bu artış, insan kaynaklı emisyonların gezegenin ikliminde yaptığı derin ve yaygın değişiklikleri gözler önüne seriyor.
Sera gazı emisyonları nedeniyle tutulan fazla ısının yüzde 90’ından fazlası okyanuslar tarafından emiliyor. 1958’den başlayan kayıtlar, 1990’dan sonra ısınmanın hızlanmasıyla birlikte okyanus sıcaklıklarında amansız bir artış olduğunu gösteriyor.
Deniz yüzeyi sıcaklıkları, dünyanın hava durumu üzerinde önemli bir etkiye sahip. Daha sıcak okyanuslar, havanın aşırı ısınmasına katkıda bulunarak daha yoğun kasırga ve tayfunlara ve havada daha fazla neme yol açarak daha yoğun yağmur ve sellere neden oluyor. Daha sıcak sular da genişleyerek deniz seviyelerini yükseltiyor ve kıyı şehirlerini tehlikeye atıyor.
Okyanusların sıcaklığı, doğal iklim değişkenliğinden atmosfer sıcaklığına kıyasla çok daha az etkileniyor ve bu da okyanusları küresel ısınmanın inkar edilemez bir göstergesi haline getiriyor.
2022, yüzey hava sıcaklıkları için kaydedilen en sıcak beşinci yıl olarak açıklandı. Küresel hava modellerini etkileyen Pasifik merkezli iklim döngüsünün daha soğuk aşaması olan La Niña’nın üst üste üçüncü kez kaydedildiği görülüyor. El Niño geri döndüğünde ise küresel hava sıcaklıkları daha da yükselecek.
Yeni okyanus ısısı analizini ortaya koyan uluslararası bilim insanları ekibi şu sonuca vardı:
“Dünyanın enerji ve su döngüleri, insan faaliyetleri kaynaklı sera gazı salımları nedeniyle derinden değişti ve Dünya’nın iklim sisteminde yaygın değişikliklere yol açtı.”
Guardian‘ın aktardığına göre, analizi yürüten ekibin bir parçası ve ABD’nin Minnesota eyaletinde yer alan St Thomas Üniversitesi‘nden Prof. Dr. John Abraham, şunları kaydetti:
“Küresel ısınmayı ölçmek istiyorsanız, ısınmanın nereye gittiğini ölçmelisiniz; yüzde 90’ından fazlası okyanuslara gidiyor. Okyanusların ölçülmesi, gezegenimizin dengesinin ne kadar bozulduğunu anlamanın en isabetli yolu. Isınan okyanuslar nedeniyle daha şiddetli hava olayları yaşıyoruz ve bunun tüm dünya üzerinde korkunç etkileri var.”
Ekibin bir başka üyesi, Pennsylvania Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Michael Mann da “Daha sıcak okyanuslar, daha büyük yağış olayları için daha fazla potansiyel olduğu anlamına geliyor, tıpkı geçtiğimiz yıl Avrupa‘da, Avustralya‘da ve şu anda ABD’nin batı kıyısında gördüğümüz gibi” dedi.
Analizin okyanus yüzeyinde her zamankinden daha derin bir ılık su tabakası gösterdiğini söyleyen Mann, “Bu, geçen yıl da şahit olduğumuz gibi, kasırgaların daha fazla ve daha hızlı yoğunlaşmasına yol açıyor çünkü rüzgarlar artık yoğunlaşmayı azaltan artık soğuk yüzey altı suyuyla karışmıyor” değerlendirmesini yaptı.
ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi tarafından pazartesi günü yayınlanan araştırma, Çad, Nijer ve Nijerya‘da yıkıcı sellere neden olan şiddetli yağmur gibi, 2022’deki birçok aşırı hava olayının iklim krizi tarafından daha olası ve daha yoğun hale getirildiğini gösterdi.
Okyanuslar, son iki bin yıldakinden daha hızlı ısınıyor
Güvenilir okyanus sıcaklık ölçümleri 1940 yılına kadar uzanıyor, ancak okyanusların son bin yıldır en yüksek sıcaklıklara ulaşmış ve son iki bin yıldaki herhangi bir zamandan daha hızlı ısınıyor olması muhtemel.
Advances in Atmospheric Sciences dergisinde yayımlanan analiz, okyanuslardan çeşitli gereçler kullanılarak toplanan sıcaklık verilerini kullandı ve ısınmanın büyük kısmının gerçekleştiği en üstteki iki bin metrenin ısı miktarını hesaplamak için Çin ve ABD ekiplerinin ayrı ayrı ortaya koyduğu analizleri bir araya getirdi.
Okyanuslar, 2022’de 2021’e kıyasla yaklaşık 10 zettajoule daha fazla ısıyı hapsetti. Bu, dünyadaki herkesin, her gün, tüm gün 40 saç kurutma makinesi çalıştırmasına eşdeğer bir sıcaklık.
Okyanusların tuzluluk seviyesi de alarm veriyor
Araştırmacılar ayrıca, sıcaklıkla birlikte suyun yoğunluğunu belirleyen ve okyanus sirkülasyonu için hayati bir faktör olan tuzluluğu da analiz etti. Okyanuslardaki tuzluluk değişkenliği endeksi, 2022’de rekor seviyeye ulaştı ve küresel hidrolojik döngünün artmaya devam ettiğini gösterdi.
Okyanusların bir diğer önemli özelliği olan tabakalaşma, yoğunluğa göre suyun katmanlaşmasının artmasıyla ortaya çıkıyor. Tabakalaşma, daha derin, daha soğuk ve besin açısından daha zengin suların yüzey sularıyla karışmasını kısıtlıyor.
Bilim insanları, tabakalaşmadaki uzun vadeli artış eğiliminin 2022’de devam ettiğini keşfederek, “önemli bilimsel, toplumsal ve ekolojik sonuçlara sahip” bir tespitte bulundu.
Bu sonuçlardan birini dile getiren Abraham, okyanusların daha az karışmasının, yüzey tabakasının atmosferden daha az karbondioksit emdiği ve küresel ısınmayı artırdığı anlamına geldiğini söyledi. Araştırmacılar şunları ekledi:
“Kuzey yarımkürede, rekor seviyede sıcak dalgaları ve kuraklık olayları artıyor. Bu bu olaylar orta enlem Pasifik ve Atlas okyanuslarındaki yoğun okyanus ısınmasıyla paralellik gösteriyor.”
Okyanusların ısınması ve aşırı hava koşulları üzerindeki etkileri, insanlık net sıfır emisyona ulaşana kadar artmaya devam edecek.
Ekim ayında, Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ), başlıca sera gazlarının (karbondioksit, metan ve nitröz oksit) atmosferik konsantrasyonunun rekor seviyelere ulaştığını bildirdi. DMÖ başkanı Prof. Dr. Petteri Taalas, “Yanlış yöne gidiyoruz” diye uyarmıştı.
Muğla, İkizköy‘e bağlı Akbelen‘de ağaçları, kültür miraslarını ve canlı yaşamını tehdit eden maden faaliyetlerinin işletmecisinin hissedarlarından LİMAK‘ın sponsoru olduğu ve hayvanlara bağış için gerçekleştirilen bir konserin Zorlu PSM‘de sahne aldığını duyan İkizköylüler soluğu sanat merkezinin kapısında aldı. LİMAK nedeniyle İkizköy’de yaşamın tehdit edildiğini ancak yaşamı tehdit etmezmişçesine konserle hayvanlara bağış yapılacağının söylenmesini ‘yeşil badana‘ olarak değerlendiren İkizköylüler, protesto sırasında gözaltına alındı. Gece saatlerinde yaklaşık beş saat süren gözaltının ardından vatandaşlar serbest bırakıldı.
Protestoya ilişkin açıklamada bulunan İkizköylüler, şu ifadeleri kullandı:
“İkizköy’de yok ettiği koca bir yaşamın parasıyla lüks AVM’lerde konser düzenliyor. Gelirin bir kısmını Hayvanları, Doğayı, İnsanları Koruma ve Yaşatma Derneği’ne bağışlayacakmış. Önce Akbelen Ormanı’ndaki canlılardan, nesli tehlikede hayvanlardan ellerini çek!”