Türkiye’nin şu anda önünde iki harita var. Biri fay hatlarını gösteren bir harita. Diğeri ise 2023’ün son kuraklık haritası. İlki binlerce, belki milyonlarca yıllık doğal süreçlerin karşımıza çıkardığı verileri gösteriyor. İkincisi ise daha çok son iki yüz yıl içerisinde insan eliyle küresel iklimi krize sokmamızın sonuçlarını bize sunuyor. İster doğal olan ilki, ister insan eliyle yaratılan ikincisi olsun farketmez. Bu coğrafyada yaşamaya devam edeceksek bu haritaların gereğini yaparak yaşayacağız.
Bu iki harita da bize aynı mesajı veriyor: Bizi ciddiye alın. Bize uygun yaşayın. Hayatınızı, evlerinizi, kentlerinizi, ekonomik düzeninizi bize uygun kurun. Yoksa 6 Şubat Depremleri‘nde olduğu gibi bazen aniden, bazen de kuraklık ile daha zamana yayılan şekilde sizin hayatınızı doğrudan etkileyecek sonuçlarla karşılaşırsınız. Peki karar alıcılar ne yaptılar şimdiye kadar? Depremler hala canlar aldığına, kuraklık haritaları da giderek korkutucu bir boyuta geldiğine göre pek bir şey yapmamışlar. Üstüne üstlük hala da yapmaya niyetleri yok.
Öncelik sıralaması
Yeşiller Partisi olarak 2020’nin Eylül’ünden beri aynı şeyi söylüyoruz. İnsanlık için kritik zamanlardan geçiyoruz. Bu yüzden de karşılaştığımız sorunları tek tek çözmeyi değil; bütüncül bir şekilde çözmeyi başarmalıyız. Herhangi bir sorunu bir çözümün arkasına sıralayamayız. Öncelik sıralaması yapamayız. İki harita örneğinden gidersek depremin ne zaman olacağını bilmiyoruz. İklim krizinin etkilerini ise yaşıyoruz ve geleceğini öngörebiliyoruz. Yeterli ya da değil her devletin, her kurumun, her şirketin bu noktada hedefleri var.
Eğer bütüncül bir çözümde, her soruna yanıt veren olabildiğince geniş çözümler bulmakta anlaştıysak, bu anlaştığımız yerden deprem bölgesine ve deprem bölgesinin yeniden kurulmak istenmesine bakabiliriz. Şu anda her şeyden önce gelen, depremi yaşamın insanların başlarını sokacakları bir evlerinin olması. Bu birinci önceliğimiz. Fakat tek önceliğimiz olmamalı. Örneğin iktidarın önceliği belli: Seçimden önce temellerin atılmaya başlanması ve her temel atma töreninin bir seçim mitingine çevrilerek her gün yeni bir tanesini örendiğimiz deprem öncesi ve sonrası zafiyetlerin unutturulması. Kırılan kolonlara karşı yükselen kolonlar…
Bizim önceliğimiz ise bu kadar basit siyasi hesaplara sığmıyor. Sığmamalı. Bizim önceliğimiz şimdi başlayacak olan ve uzun yıllar oturulacak olan bu evlerin, ayağa kaldırılacak ya da baştan kurulacak kentlerin tüm sorunlara yanıt verir şekilde hayata geçirilmesi. Sadece bir haritadan değil, tüm haritalardan etkilenmeyecek şekilde kurulması.
Sadece depreme değil, iklime de dirençli kentler kurulmalı
Biz şimdiye kadarki deneyimlerimizden biliyoruz ki peyzaj için ağaç dikince orman yarattık zannedenler, dağa taşa ev yapınca da şehir kurduk zannediyorlar. Hemen çıkartılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi de bunun bir göstergesi. Yine bilimi, yine meslek odalarını, yine yöresel hafızayı, yine sosyolojiyi, yine çevreyi dışlayarak hareket edeceklerini gösterdiler bize. Zaten orman açısından çok zengin olmayan şehirlerde ilk iş ormanlara göz diktiler. Büyük çevre felaketleri yaşandığında o evler orada olsa ne? Olmasa ne?
Şehirleri yeniden kurmalıyız. Hatta deprem bize gösterdi ki deprem tehlikesi altında olan her şehri yeniden kurmalıyız. Fakat sadece depreme yönelik değil; iklim krizine yönelik de kurmalıyız. Kentsel dönüşümde sadece depreme dirençlilik değil; iklim krizinin etkilerine de dirençlilik aramalıyız. A4 kağıtlara plan yapanlar, eldeki TOKİ şablonlarıyla hareket edenler ve şehirleri kimliksizleştirenler bunları yapamaz. Fakat biz yaparız.
Dünyanın iki farklı yerinde iki yol hikayesi. Oğlan çocuğu, yanında annesi. Kız çocuğu, yanında babası. Biri lunapark, diğeri savaşın olmadığı bir yer için evlerinden çıkıyor. İkisi de sevdiği bir şeyi bırakıyor arkasında. Kız çocuğu fanusta balığını, oğlan çocuğu birlikte uyuduğu oyuncak ayısını. Şehir farklı, koşullar farklı ama anne ve baba benzer cümleler kuruyor çocuklarına: “Oraya basma!”
Biri tel örgülerle çevrili mayınlı bir alan, diğeri hayvan dışkısı. “Dikkat et!” Biri hafriyat alanı, diğeri yıkılmış evler, yollar. “Acele etme!”. Biri akan trafik, diğeri savaş tankı.
Yanına aldıkları ile değil geride bıraktıkları ile yürüyorlar. Anne ve baba benzer cümleler kurmaya devam ediyor: “Burası yabancılarla dolu.”
Yollarının kesiştiği yer ise bir dönme dolap; birinin mutlaka diğerinin yerini alacağı yer.
Görece barış ortamının kırılganlığı
Doğan Yayınları’ından çıkan, Tülin Kozikoğlu’nun yazdığı resimlemelerini Hüseyin Sönmezay’ın yaptığı Dönme Dolap kitabı, savaş-barış, çocuk-yetişkin ikilikleri üzerinden her birinin diğerine dönüşme potansiyeline vurgu yapıyor. Görece barış koşullarında yaşayan annenin baba ile benzer uyarıları, yaşadıkları ‘barış’ ortamının ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bu görece ‘barış’ dünya ve doğayla barışık olmayan bir varoluşun işaretlerini taşıyor. Yabancı korkusu, dış dünyanın tehdit dolu potansiyeli… Çocuk – yetişkin ilişkisinde bu kodlar, anne baba aracılığı ile çocuklara aktarılıyor. Her birinin diğerine dönüşme mekanizması yavaş yavaş işliyor.
Dönme dolap kitabında görseller ikilikleri görünür kılıyor, detaylar üzerinden sözcük ihtiyacını minimuma indiriyor. Titizlikle seçilmiş kısa cümleler görsellere rehberlik ediyor. Kız çocuğunun geride bıraktığı küçük balık sayfalarda büyüyerek ona eşlik ediyor. Balığın neyi simgelediği okurun yorumuna bırakılırken, çizerin renk tercihi ve balığın kattığı hareket canlılık veriyor sayfalara.
Dönme Dolap kitabı Türkiye ve Suriye’de deprem felaketinin yaşandığı şu günlerde bulunduğumuzun yerin kalıcı olmadığını ve en üsttekinin en alta inmesinin an meselesi olduğunu hatırlatıyor:
‘Ve dönme dolap döndü döndü döndü.. ve döndü ta ki her biri kendini ötekinin yerinde kendini bulan dek işte o zaman herkes aynı Dönme Dolap’ta olduğunu anladı.’
Tülin Kozikoğlu
Boğaziçi Üniversitesi, Psikoloji Bölümü’nü 1990’da bitirdi. Ardından ABD’deki Duquesne Üniversitesi‘nin İşletme Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. 2007 yılında TRT‘nin çocuklar için radyo oyunu yarışmasında ikincilik elde etmesiyle çocuklarla ilgili işler üretmeye odaklandı. 2010’da ilk kitapları Lili ve Yedi Çocuğu adlı yedi kitaptan oluşan seri İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Serideki “Hayvanları Çooook Seviyorum!” isimli kitap, 2010’da En İyi Resimli Çocuk Kitabı Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Pittsburgh Üniversitesi’nden “Çocuklara Yazı Nasıl Öğretilir?” konulu 140 saatlik eğitim aldı. 2011 yılından bu yana ilköğretim seviyesindeki çocuklarla “Keyifle Okuyorum- Özenle Yazıyorum” adı altında yaratıcı yazma atölyeleri düzenlemektedir.
Ada yalıtılmışlıktır; bir nevi çoklu münzeviliktir, uçsuz bucaksızlıkta kaybolma arzusunun ilk adımlarından biridir.
Herkesle ve her şeyle araya mesafe koyma isteğinin cisimleşmesidir.
Herkese ve her şeye siktir çekerek çekip gitme isteğinin en çekici ve en son durağıdır.
Dış etkilere en az maruz kalarak yaşama isteğinin coğrafyasıdır.
Sınırı deniz olduğu için sınır karakolları, duvarları ve anlaşmazlık potansiyeli taşıyan komşu devletleri de yoktur.
Otoyolları, nükleer santralleri, gökdelenleri, hayvanat bahçeleri, endüstriyel tarım alanları, çokuluslu bankaları, devasa tapınakları, görgüsüz sarayları da mevcut değildir.
Anakaradaki yabandan daha organik ve daha ulaşıl(a)mazdır.
Anakarada yaşanan büyük savaşlardan, toplu katliamlardan, toplama kamplarından, idam sehpalarından artakalan acı adada bir sızı olarak varlığını sürdüremez.
Bu yüzden…
Bu yüzden acı şimdiyi ve geleceği biçimlendiremez.
Bu yüzden ada topraktan değil de denizden ve gökyüzünden (yeniden) başlamaya daha yatkındır.
Bu yüzden ada “minör”ü, anakara “molar”ı esinlendirir.
Bu yüzden ada varlık ve yokluk arasındaki yerimizi (tekrar) düşünebileceğimiz en uyarıcı ve esin verici ortamdır.
Bu yüzden ada toprağın nesneyi, deniz ve gökyüzünün imgeyi esinlendirdiğini bilerek on beş yaşında ev’den kaçanların buluşma noktasıdır.
Bu yüzden ada boşluktan, yabandan, başlangıçtan (yeniden) başlama isteğini daha çok kışkırtır.
Bu yüzden ada bu dünyaya ait olma duygusunu anakaradan çok daha fazla biriktiren ve hissettiren bir coğrafyadır.
Bu yüzden ada düşünceyi öncesine; boşluğa, imgeye, henüz ad konulmamış olana; ilk sese, ilk görüntüye, ilk kokuya, ilk tada, ilk dokunuşa da taşıyan bir hatırlatıcıdır.
Bu yüzden ada tarihe değil coğrafyaya dikkat çekerken düşünenin düşünceye hükmetmesinin esin verici boyutuna da zemin hazırlar; böylece hem yaratıcılığın hem de erotizmin anlamını genişletir.
Bu yüzden ada yaratıcılığa erotik bir çekicilik de yükleyerek hem onu sır’lı ve ele geçirilemez kılar hem de bu dünyaya ait olmayı öngörülemez bir boyuta taşır.
Bu yüzden ada, “Tanrı boşluktan önce de varsa boşluğu neden yarattı? Ya da boşluktan sonra zuhur ettiyse boşluk mu onu yarattı?” gibi soruları çağıran bir içedönük çarpışma alanıdır.
Bu yüzden ada boşluğun temsil edilemez bir yoğunluk içerdiğini fark ve kabul ederek kendisiyle buluşanların dudaklarında bir gülümsemeyle dolaştıkları bir esin dünyasıdır.
Bu yüzden, “Sevinçle ya da kaygıyla adalar düşlemek, ayrıldığımızı, zaten ayrı olduğumuzu, kıtalardan uzakta, yalnız ve kayıp olduğumuzu düşlemektir –veya sıfırdan başladığımızı, yeniden yarattığımızı, yeniden başladığımızı düşlemek[tir.]” [2]
Bu yüzden ada; yaşamanın etkin bir özelliği olarak esin sahibi olmanın, başkasına esin vermenin, esini beraberce çoğaltmanın hazzına gülümsemenin de eşlik ettiği, öngörülemez bir yok-yer coğrafyasıdır.
Bu yüzden ada dil hapishanesi içerisinden şekillenen “din ve din dışı”, “milli ve gayrı milli”, “çağdaş ve çağdışı”, “aydınlık ve karanlık”, “uygar ve ilkel” gibi ikilemlerin dışarısından düşünenlerin buluşma noktasıdır. Çünkü “din ve din dışı”, “milli ve gayrı milli”, “çağdaş ve çağdışı”, “aydınlık ve karanlık” gibi “uygar ve ilkel” de birbirine muhtaçtır; biri diğeri üzerinden var olur. Ada, bu saçma sapan döngünün dışarısını arayanların konaklama yeridir.
Bu yüzden ada tüm kapatılma mekanizmalarını ait olduğu yere (= kendisine) hapsedebilmek için Abdûlgaffar el Hayatî’nin yüzyıllar öncesinden yankılanan sorusuna da kulak verenlerin toplandığı yerdir. –Tekrar etme pahasına soruyu hatırlatalım: “Ne oldu da yabanıl, varoluşunun kaynağını kendi dışında aramaya başladı?”
Bu yüzden ada sevgilinin yüzüne hükmetmek için bakanlardan tiksinerek “sevgilinin yüzünde kaybolmayı” seçenlerin buluşma noktasıdır. Çünkü imgenin tinsel bir içerik edinerek görünür olduğu tek hakikat sevgilinin yüzüdür.
Bu yüzden ada her su damlasının aynı zamanda bir ada, her adanın aynı zamanda su damlası olduğunu idrak edenlerin kulaç attığı bir (iç) deniz coğrafyasıdır.
Bu yüzden ada yalnızlığın “maruz kalmaya”, tek başınalığın ise “razı olmaya” kayıtlı olduğunu bilenlerin en çok tercih ettiği buluşma noktalarından biridir.
Bu yüzden ada yaralarını bıçaklayan Çok Kalpli Asi’nin bir su damlasına dönüştüğü haritasız bir uçsuz bucaksızlıktır. [3]
*
[1] Kıtaların ve hatta dünyanın da ada olduğundan söz etmek mümkün. Burada düzenli ordu, nükleer bomba, endüstriyel tarım, hayvanat bahçesi, Çernobil Faciası ve Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarıyla tarihe sahne olan “anakara” ile bunların dışarısında kalan “ada” arasındaki farka dikkat çekmek istiyorum. [2] Deleuze, G., Issız Ada ve Diğer Metinler, s. 18. [3] Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlanan Yarabıçak adlı deneme kitabından bir bölüm.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener‘in, masadaki eski ortaklarına yönelik ağır açıklamaları ve Mansur Yavaş ile Ekrem İmamoğlu‘nu göreve davet etmesi ardından CHP MYK olağanüstü toplantı.
Toplantıya verilen arada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaoğlu, sosyal hesabından bir video paylaştı.
İttifak masasını bir sofraya benzeten CHP lideri şunları söyledi:
‘SOFRAYA TÜRKİYE’NİN BÜTÜN RENKLERİ OTURMALI: Sevgili halkım biz bu yola çıkarken hep Halil İbrahim Sofrası’ndan bahsettik. Çünkü ‘bu sofraya bu ülkenin tüm renklerini davet etmemiz gerekir’ dedim. ‘Yoksa bu ülke iflah olmaz’ dedim. Türkiye’nin bütün renklerini birleştire birleştire kazanmak için yola çıktık. Soframız böylece gittikçe genişledi. Çünkü amaç sadece ceberut sarayı göndermek ya da değiştirmek değildi. Amaç aynı zamanda yeni güzel bir Türkiye oluşturmaktı. Bu sofraya ‘o oturmasın bu oturmasın’ diyerek sofrayı toparlayamayız. Birilerini hor görerek, göz ardı ederek Türkiye’yi değiştiremeyiz. Bu Türkiye’yi 20 senedir yaşıyoruz zaten.
SORUMLU DAVRANACAĞIZ: ‘Erdoğan gitsin ama Erdoğanizm gelsin’ bu da olmaz. Tarihi sorumluluğumuz var bizim. İttifakımızın diğer ortakları medyaya çıkıp hakaretler etmiyor. İttifaka zarar veren demeçler hiç vermiyor. Hiçbirinin ittifak içinden oy devşirmeye çalıştığını da görmedim. Sürekli aynı olgular birbirini tekrar eden hamleler. Biz ülkeyi siyasal operasyonlarla yönetmeye talip olmayacağız. Hepimizin sorumluluğu var ve sorumlu davranacağız.
ERDOĞAN DİLİNİN, YERİNİN OLMAMASI GEREKİRDİ: Bana gelince, ben bu saatten sonra değişmem. Ben birleştiririm ve birleştirmeye de devam edeceğim. Sofra büyümek zorunda. Bunu da kimse durduramaz. Bu sofrada siyasi oyunların, nezaketsizliğin, Erdoğan dilinin, yerinin olmaması gerekirdi. Bu sofraya oturanlar böyle oturdu. Kalkan da ancak bu sebepten kalkacaktır.
GERGİNLİĞE İZİN VERMEYECEĞİZ: Umudum, niçin bir araya geldiğimizin farkındalığıyla sakin olmamız. Bu sofraya herkesi davet etmemizdir. Birilerinin kalkması yerine, bütün renklerimizin oturmasını sağlamamızdır. Onun için ne ben ne de partimdeki yol arkadaşlarım, herhangi bir gerginliğe izin vermeyeceğiz, alet olmayacağız. Biz sorumlu davranmaya devam edeceğiz. Kimseyi geride bırakmayacağız. Türkiye’nin tüm vatandaşları bu sofraya davetli olacak. Halkımız kaygılanmasın. Biz her şekilde Erdoğan’ı da Erdoğan’ın propaganda makinesini de yeneriz, yeneceğiz. Emin olun, yeneceğiz.
MERSİN – Yenişehir’e bağlı Deniz Mahallesi’nde yapı yoğunluğunun 0.35’ten 0.90’a çıkarılması kararına karşı vatandaşlar, ülkeyi enkaz haline çeviren depreme işaret ederek 21 kata kadar çıkan binalara izin verilmiş olmasını protesto ediyor. Yurttaşlar, müstakil ve bahçeli yapıların öneminin deprem felaketinin ardından bir kez daha ortaya çıktığını belirtip imar değişikliği iptal talebini Yenişehir Belediyesi’ne iletmek üzere imza topluyor.
İmar planındaki değişiklik, genelde müstakil evlerin ve villaların olduğu bölgede 15 ila 21 katlı binaların yapılmasının önünü açtı. Deprem felaketinden sonra az katlı, müstakil binaların öneminin bir kez daha anlaşıldığını söyleyen mahalle sakinleri, “Depremin olduğu gün, insanlar apartmanlardaki evlerini bırakıp bizim mahallemize geldi. Evlerimizin yanında yüksek katlı binalar istemiyoruz” diyor. Mahalle sakinleri, yapı yoğunluğunu artıran imar değişikliğinin iptal edilmesi için imza topluyor.
Fotoğraf: Abidin Yağmur
Yenişehir’in kuzey kesiminde bulunan Deniz Mahallesi ve Kocavilayet Mahallesi bugüne kadar 0.35 yapı yoğunluğuna izin verilen nadir bölgelerden biriydi.
Yapı yoğunluğunun düşük olması nedeniyle bölgede genellikle vatandaşların kendi olanaklarıyla yaptıkları bahçeli, müstakil evler ile kooperatif veya özel şirketler eliyle yapılan villalar bulunuyor. Antik Kent, Emre Konutları, Palamut Kent, Zeytin Kent gibi villa sitelerinin bulunduğu bölgede çok katlı apartman şimdilik yok.
‘Müteahhitler, villa sahiplerine teklif sunmaya başladı’
Ancak bölgedeki yapı yoğunluğu, geçen aylarda AKP ve MHP’li meclis üyelerinin oylarıyla 0.35’ten 0.90’a çıkarıldı. Bu plan değişikliğinin ardından bölgedeki birçok parselin imar durumu değişti.
Fotoğraf: Abidin Yağmur
İmar planının değişmesinin ardından mahalledeki birçok parselin sahibinin çok katlı bina projeleri için müteahhitlerle görüşmeye, müteahhitlerin de uygun arsaları birleştirmeye çalıştığı konuşuluyor. Bölgede daha önce 0.35 yoğunluk izni alınmış çok sayıda boş parsel var. Bu parseller üzerinde villa, müstakil ev planlayan arsa sahipleri, imar planının değişeceğini öğrenince projeleri yapmadı. Arsa sahipleri imar planı değiştiği için şu o an o parsellere 2 katlı değil, 15 ila 21 katlı bina yapma hakkını elde etmiş oldu. Mahallede iki katlı bina projesine başlamış bir arsa sahibi, imar planı değişince projeyi tadil ederek 5 kata çevirdi. Bu inşaat mahallede yüksekliğiyle göze çarpar belirginlikte.
Fotoğraf: Abidin Yağmur
Öte yandan mahallede müteahhitlerle arsa sahipleri arasında, parsel birleştirme pazarlıklarının başladığı konuşuluyor. Hatta bazı müteahhitlerin, Antik Kent adlı villa sitesinin bitişik parselinde çok katlı bir apartman yapmak için 4 villa sahibine “Sizin evlerinizi de proje alanına dahil edelim, evlerinizi yıkalım, size de kat payı verelim” teklifinde bulunduğu belirtiliyor. Benzer tekliflerin, cadde cepheli villaların sahiplerine yapıldığı da ifade ediliyor.
Mahalleli yüksek bina istemiyor
Mahalle sakinleri ise müstakil villalarını kat karşılığı yeni projelere vermeye de mahallenin boş parsellerine çok katlı apartman yapılmasına da karşı çıkıyor.
Mahallenin çeyrek asırdır kendi dokusunu oluşturduğunu, insanların nefes alabildiği bir mahalle olduğunu ifade eden mahalle sakinleri, dokunun yapılaşmayla bozulmasını istemiyor.
Fotoğraf: Abidin Yağmur
‘Deprem günü insanları misafir ettik’
Şu ana kadar onlarca mahalle sakininin imzaladığı metinde şu ifadelere yer veriliyor:
“Büyükşehir Belediye Meclisi’nde yakın zamanda imar planında yapılan değişiklikle inşaat yoğunluğu birçok bölgede 0,35’ten 0,90’a çıkarılmıştır. 21 kata kadar da inşaat yapılmasına müsaade edilmiştir. Son yaşadığımız ve sürekli artçılarını da hissettiğimiz depremin çok katlı binalarda nasıl bir yıkıma neden olduğunu hep birlikte acıyla gördük. Bizler Deniz Mahallesi sakinleri, deprem sonrası birçok insanı daha güvenli olduğu için evlerimizde misafir ettik. Müstakil evlerimizin yakınında çok katlı bina yapılmasını istemiyoruz. Özellikle 17. Cadde ile 21. Cadde arasının yeniden değerlendirilip tekrar inşaat yoğunluğunun 0,35 olarak düzenlenmesini ivedilikle talep etmekteyiz. Zira insan hayatı her şeyin önündedir.”
Fotoğraf: Abidin Yağmur
Depremden sonra cazibesi arttı
Deniz Mahallesi, peş peşe yaşanan büyük depremlerin ardından binlerce Mersinlinin akınına uğramış. Mahalle sakinlerinden Hüsniye Çelik, “Bu bölgede müstakil evi olan herkes evlerinde birkaç aileyi misafir etti. Burada tanıdığı olmayanlar araçlarıyla buraya gelip araçlarında uyudular. Çünkü etrafta çok katlı bina yok. İnsanlar kendilerini burada güvende hissettiler. Bunun korunması lazım. Bu bölgede yüksek binalara izin verilmemesi lazım. Burada yapı yoğunluğunu 0.90’a çıkaran belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, merak ediyorum, depremin olduğu gün plazalarda mı uyudular yoksa buralara mı geldiler. İmza kampanyamıza ilgi yoğun. Yenişehir Belediye Meclisine katılarak talebimizi ileteceğiz” dedi.
Mersin’in Yenişehir ilçesinde son yıllarda 20 kat ve üstü yapılar yayılıyor. Yapılaşma, şehrin kuzeyindeki Deniz Mahallesi’ne doğru ilerliyor.
Türkiye deprem felaketi ile sarsılırken, şirketlerin köyler üzerindeki çalışmaları sürüyor. Kuraklık sıkıntısının yaşandığı zamanlarda köylerin sularını maden şirketlerine tahsis etmeye çalışan Devlet Su İşleri (DSİ) tepki çekiyor.
O köylerden birisi olan Kumarlar’da DSİ tarafından köye yapılan Altınzeybek Göleti,Kirazlı bölgesinde 2019 yılında yapılan büyük çevre direnişi sonucu ruhsatı iptal edilen Doğu Biga Madencilik için tahsis edildi.
Fotoğraf: Muhammet Yavaş
600 yıllık tarihi bir köy olan ve tarım ve hayvancılık ile geçinen, yaşanan kuraklık sıkıntısı nedeniyle tarımdaki verim oranının eskiye oranla çok düştüğü Kumarlar Köyü’nde çevre köylerinin su ihtiyacını karşılayacak göletin suyu şirkete verildi.
Konuya tepkiler sürerken 2 Mart 2023 Perşembe günü ise Çan Çevre Derneği’nin Çanakkale İdare Mahkemesi’ne açtığı davanın bilirkişi keşfi yapıldı. Gerçekleşen keşfe, Çanakkale İdare Mahkemesi heyetinin yanı sıra, Çanakkale Belediye Başkan Yardımcısı İrfan Mutluay, CHP Çanakkale İl Başkanı Güler Koçer, CHP Çanakkale eski il başkanı İsmet Güneşhan, CHP Çanakkale milletvekili aday adayı Metin Ümit Ural, Çan Çevre Derneği, Biga Ekoloji Platformu, Lapseki Çevre Derneği ve Kumarlar Köyü sakinleri katıldı.
Fotoğraf: Muhammet Yavaş
‘Maden işletmesinin su ihtiyacını karşılamak üzerine yapılmış planlama çöpe gitmeli’
Gerçekleşen keşifte, karşılıklı itirazlar sunuldu. Konuya dair açıklamada bulunan Çanakkale Belediye Başkan Yardımcısı İrfan Mutluay, “Bu göletin suyunun yaklaşık yüzde 29’u, madenin işletme ihtiyaçlarını karşılamak üzere şirkete tahsis edilmiş durumda. Planlama raporunda, 1 milyon 918 bin metreküp suyun tahsisi öngörülüyor. Bu suyun 48 bin metreküpü, Cazgırlar, Kirazlı, Kumarlar ve Yukarı Şapçı köylerinin içme ihtiyacını karşılamak üzere tahsis edilecek. 550 bin metreküpü şirketin işletmesinde kullanılacak ve 1 milyon 320 bin metreküpü ise yöre köylerin tarımsal sulamasında kullanılacak” dedi ve ekledi:
“Şirkete verilen 550 bin metreküp suyun karşılığı yüzde 29! Yani, neredeyse su rezervinin üçte biri şirkete verilmiş durumda. Eğer bu su şirkete verilmezse, bin 368 dekar tarım alanı daha sulanabilir. Burada bilirkişi heyetinin aklın, bilimin ve halkın çıkarlarını gözeterek, gerçekçi bir rapor vereceklerini düşünüyorum.
İdare Mahkemesi’nin de bilirkişi raporuna dayanarak DSİ ile şirket arasında yapılan bu protokolü ve planlamayı iptal edeceğini ve suyun tamamen tarımsal sulamada ve köylerin içme suyu ihtiyacını karşılamak üzere kullanılması yönünde karar vereceğini umuyorum. Orman izinleri de iptal edildi. İzinleri iptal edilmiş bir maden işletmesinin su ihtiyacını karşılamak üzerine yapılmış planlamanın da çöpe gitmesi gerekiyor. Ama bakıldığında bunun böyle olmadığı, arka planda bir takım da devirlerin söz konusu olabileceği gibi bir şüphe düşüyor içimize, umarım böyle bir girişim olmaz.”
Fotoğraf: Muhammet Yavaş
‘Su, bizim. Suyumuzu alacağız’
Köy sakinlerinden ve nam-ı diğer ‘Kocabaş’ı kurtaran kadın’, Naide Tokgöz‘ün, açıklamasında, “Suyumuzun mücadelesini veriyoruz, süreci takip ediyoruz, davaya Kumarlarlı olarak müdahil olacağım. Biz sadece sulu tarım yapmak istiyoruz, bizim köydeki içme sularımız da gitti, göletten pompalanan suyu kullanıyoruz. Muhtarımız ve başımızdaki beylere de sesleniyorum, bizim yanımızda olsunlar, düzgün iş yapsınlar, bu devran böyle sürüp gitmeyecek. Biz burada ilk eylem yaparken onlarca insan vardı, şimdi herkes kaderine razı olmuş durumda, mücadele etmezsek rahata kavuşamayacağız, bu bizim kaderimiz değil, mücadele edeceğiz, su bizim, suyumuzu alacağız” dedi.
‘Çan’ın ortasında bir beton yığını var, akmayan bir çay var’
Fotoğraf: Muhammet Yavaş
Çan Çevre Derneği’nden Mehmet Öz de göletin suyunun kazanılmasının Çan’ın içinden geçen tarihi Kocabaş Çayı’nı da etkilediğini belirtti. Öz, Kumarlar Köyü’nün camisiyle anıtsal bir köy olduğunu ifade ederek köyün tarihine ilişkin şunları anlattı:
“600 yılı aşkındır yaşantısını sürdüren, geçmişi olan ve 600 yıldır tarım hayvancılık ile geçindiği için suya ihtiyacı olan bir köy. Kocabaş’ı da destekliyor içindeki gölet. Kocabaş Çayı şu anda akmıyor. Kocabaş Çayı, Granikos’tur ve tarihi öneme sahiptir. Mücadelemiz farklı noktalarda devam ediyor. Köydeki baraj altın madeni şirketi ve DSİ tarafından ortak yapıldı, köyden ziyade şirkete tahsis edildi. Barajın kapağını kapatırsanız ilçemizin içinden geçen çay akmaz. Bu çayın beslediği 32 köy mevcut. Kumarlar Barajı’nın kapaklarını kapatıp suyu köylüye vermezseniz 32 köy su sıkıntısı çeker. Çan’ın artezyen kuyuları, yeraltı kaynakları beslenemez.”
Fotoğraf: Muhammet Yavaş
“Kocabaş Çayı akmamaya devam edecek, eğer baraj köylüye bırakılmazsa, köylerimizdeki göletler madenlere peşkeş çekilirse bizim Kocabaş Çayı’mız, tarihi çayımız tarihe karışacak” diyen Mehmet Öz, son olarak şu ifadeleri kullandı:
“Kocabaş Çayı’nın suyunun bol aktığı, gençlerin yüzdüğü, balık avladığın dönemler var, kümülatiflere bakmadan, Çan’a yararını hesaplamadan çalışmalar yapılıyor. Kaynakları göz ardı ederek, Kocabaş Çayı’nın tarihini önemsemeden sadece madenler için barajlar yapılıyor ve bunun sonucunda Çan’ın ortasında bir beton yığını var, akmayan bir çay var.”
Erkekler Şubat 2023‘te en az 11 kadını öldürdü. Erkekler, en az 40 kadına şiddet uyguladı, en az iki kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az bir kadını taciz etti. En az dokuz kadının ve iki çocuğun ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı. Şubatta basına yansıyan bir tecavüz vakası oldu.
Erkekler, kadınların yanındaki iki erkeği de öldürdü. Erkekler, en az iki kadını koruma kararına rağmen öldürdü. Erkekler altı kadını “ayrılmakistediği”, “barışmakistemediği” bahaneleriyle öldürdü. Erkeklerin beş kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı.
bianet’in Erkek Şiddeti Çetelesi‘ne göre; sekiz kadını kocası, eski kocası, sevgilisi, bir kadını babası, bir kadını damadı, bir kadını da arkadaşı öldürdü.
Erkekler, üç kadını sokak, park, iş yeri gibi ev dışı alanlardan, yedi kadını ev içinde öldürdü. Erkeklerin bir kadını nerede öldürdüğü bilgisi basına yansımadı.
Erkekler, altı kadını kesici silahlarla, beş kadını ateşli silahla öldürdü.
Taciz
Şubat 2023’te erkekler en az bir kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı ay, yedi idi.
Erkekler, kadını sözlü ve fiziki yollarla taciz etti.
Erkekler bir kadını işyerinde taciz etti. Bir kadını, patronu taciz etti.
Çocuk İstismarı
Erkekler, Şubat’ta en az iki kız ve oğlan çocuğunu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı 26 idi.
Erkekler, bir çocuğu okulda bir çocuğu da sokakta istismar etti. Bir çocuğu öğretmeni istismar ederken, bir çocuğu kimin istismar ettiği bilgisi basına yansımadı.
Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org
Cinsel Saldırı/ Tecavüz
Şubat’ta erkekler, basına yansıyan bilgilere göre bir kadına tecavüz etti.
Zihinsel engelli bir kadına tecavüz eden erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.
Şiddet / Yaralama
Erkekler, Şubat’ta 40 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl da aynı ay bu sayı, 78 idi.
Erkeklerin şiddet uyguladığı en az dört kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. İki kadın depremzedeydi. Erkekler en az altı kadına “koruma kararını” ihlal ederek şiddet uyguladı.
En az 33 kadını kocası, sevgilisi erkekler yaraladı. Beş kadını, abi, baba gibi aile üyeleri yaraladı. İki kadını yaralayan erkeklerin yakınlık derecesi basına yansımadı.
Fotoğraf: Beyza Kural /csgorselarsiv.org
Erkekler, 12 kadına boşanmak istediği/barışmak istemediği için şiddet uyguladı. Bir kadına “gasp etmek” için şiddet uygulayan erkekler, bir kadını da “izin almadan evden çıktığı” için şiddet uyguladı. Erkeklerin 26 kadına şiddet uygulama bahanesi basına yansımadı.
Erkekler, 33 kadını darp ederek üç kadını ateşli silahlarla, üç kadını kesici aletlerle yaraladı. Erkekler, bir kadına yakıcı madde attı.
Erkekler, 34 kadını ev içinde, altı kadını ormanlık alan, gazino ve sokak gibi ev dışı alanlarda yaraladı.
Seks İşçiliğine Zorlama
Şubat’ta basına yansıyan seks işçiliğine zorlama vakası olmadı. Basına yansımaması olmadığı anlamına gelmiyor.
Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org
Bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, Şubat 2023’te basına yansıyan erkek şiddeti, kadın cinayetleri, çocuğa yönelik şiddet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakalarının gün gün tam listesi:
1 Şubat
Cinayet
Giresun‘da Ali Tetik (70), eşi Sevim Tetik‘i (65) keserle başına vurarak öldürdü, intihar etti.
Aydın‘da C.T. (69) isimli erkek, 32 yıl önce boşandığı eski eşi Yeter Zorba’yı bıçaklayarak öldürdü. Erkek tutuklandı.
İstanbul’da E.S. isimli erkek, Türkiye vatandaşı olmayan Leyla Seyidova’yı bıçaklayarak öldürdü, kadının cesedini kolonya ile yaktı. Olay yerinden kaçan erkek yakalandı.
Şüpheli Ölüm
Antalya’da A.U. (68) isimli kadın yaşadığı binanın giriş kısmında boynundan iple asılmış halde ölü bulundu.
Şüphelİ Çocuk Ölümü
Uşak‘ta Yaman D. (5) isimli oğlan çocuğu evde ölü bulundu.
Şiddet / Yaralama
Edirne’de M.F. isimli erkek, sevgilisi N.Ç. isimli kadını darp etti, hakaret etti. Kadın önleyici tedbir kararı talep ederek şikâyetçi oldu.
Edirne’de L.A. isimli erkek, eşi T.T.’yi darp etti. Kadın şikâyetçi oldu.
Sakarya‘da Y.Ö. (33) isimli erkek, barışma isteğini kabul etmeyen dini nikâhlı eski eşi G.Ç.’yi (31) yüzünden bıçaklayarak yaraladı. Kadın hastaneye kaldırıldı.
2 Şubat
Şiddet / Yaralama/ Tehdit
Edirne’de T.T. isimli erkek, eşi F.T.’yi darp ve tehdit etti, evdeki eşyalara zarar verdi. Kadının talebi üzerine önleyici tedbir kararı uygulandı.
Şiddet / Yaralama
Edirne’de N.D. isimli erkek, dini nikâhlı eşi N.D.’yi darp etti, hakaret etti. Kadın şikâyetçi oldu.
İntİhar
Kayseri’nin Melikgazi ilçesinde bunalıma girdiği iddia edilen Y.S. (24) kadın, kayalıklardan atladı.
Cinsel Saldırı/Tecavüz
İstanbul’da K.K. isimli erkek, zihinsel engelli Y.T. (28) isimli kadına tecavüz etti. Erkek, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
3 Şubat
Cinayet
Manisa’da E.S. (25) isimli erkek, beraber yaşadığı eski eşi Bahar Kırbaş’ı evde bıçaklayarak öldürdü. Kadın kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti, olay yerinden kaçan katil erkek gözaltına alındı.
4 Şubat
Şİddet / Yaralama
Edirne’de Y.M. isimli erkek, eşi N.Ü.’yü darp etti, hakaret etti. Kadın şikâyetçi oldu.
Bursa’da C.A. isimli erkek, boşanma aşamasındaki eşi T.A.’yı (40) evde tabancayla vurarak ağır yaraladı. Kadın hastaneye kaldırıldı, erkek tutuklandı.
Şİddet / Yaralama/ Tehdİt
Edirne’de F.C. isimli erkek, dini nikâhlı eşi S.C.’yi kadının evinde darp ve tehdit etti, hakaret etti. Kadın şikâyetçi oldu.
Tehdit
Edirne’de F.C. isimli erkek, uzaklaştırma kararını ihlal ederek eşi Y.E.’yi evinde tehdit etti. Kadın şikâyetçi oldu.
5 Şubat
Şiddet / Yaralama
Kocaeli’de bir kahvehanede pusu kuran A.T. isimli erkek, yolda yürüyen G.Y. (45) isimli kadını tabanca ile vurarak yaraladı. Yaralanan kadın tedaviye alındı, erkek olay yerinden kaçtı.
7 Şubat
Şiddet / Yaralama
Edirne’de T.M. isimli erkek, eşi Ö.M.’yi darp etti. Kadın şikâyetçi olmadı.
Edirne’de G.K. isimli erkek, eşi G.K.’yi darp etti. Kadın şikâyetçi olmadı.
Şırnak’ta A.K. (24) isimli erkek, babası Ahmet K.’yi (57) bıçaklayarak öldürdü, annesi V.K. (51), abisi M.K. (27) ile ablası Z.K.‘yi (25) yaraladı.
8 Şubat
Şiddet / Yaralama
Edirne’de H.K. isimli erkek, eşi T.K.’yi darp etti. Kadın şikâyetçi oldu, erkeğe uzaklaştırma kararı verildi.
Şüpheli Ölüm
Denizli’de Dudu A. (90) evinde yanarak öldü.
10 Şubat
Şiddet / Yaralama
Edirne’de M.A. isimli erkek, eşi M.A.’yı darp ve tehdit etti, hakaret etti. Kadının talebi üzerine önleyici tedbir kararı uygulandı.
Antalya’da M.E. isimli erkek, eşi S.E.’yi darp etti. Kadın şikâyetçi oldu.
Tehdit
Edirne’de B.K. isimli erkek, eşi S.A.K.’yi tehdit etti, hakaret etti. Kadının talebi üzerine önleyici tedbir kararı uygulandı.
11 Şubat
Şiddet / Yaralama
Edirne’de A.K. isimli erkek, ayrı yaşadığı eşinin evinin camlarını kırdı, kaçtı. Kadın şikâyetçi oldu.
Şiddet / Yaralama/ Tehdit
Edirne’de İ.B. isimli erkek, eşi B.B.’yi darp ve tehdit etti, hakaret etti. Kadın şikâyetçi oldu, tedbir kararı talep etti.
13 Şubat
Cinayet
Antalya’da hakkında uzaklaştırma kararı bulunan E.O.E. (40), eski eşi Ayşegül Şimşek‘i (33) sokakta bıçaklayarak öldürdü. Olay yerinden kaçan erkek yakalandı, kadın kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Şüpheli Ölüm
Antalya’da Zeynep Ö. isimli kadın evlerinin yanında bulunan kulübede iple asılı halde ölü bulundu.
14 Şubat
FaİLİ Belirlenmemiş Cinayet
İzmir’de Emine M. dağlık alanda karnından tabancayla vurulmuş halde ölü bulundu.
Şiddet / Yaralama
Edirne’de S.K. isimli erkek, eşi S.K.’yi evinde darp etti. Erkek hakkında önleyici tedbir kararı uygulandı.
Edirne’de Y.Ç. isimli kadın, kocası R.Ç.’nin kendisini darp ettiğini söyledi, şikâyetçi oldu.
Fotoğraf: Fatoş Sarıkaya / csgorselarsiv.org
15 Şubat
Şiddet / Yaralama
Hatay’da L.D. isimli erkek, depremzede E.Z. (70) isimli kadını darp etti. Kadın hastaneye kaldırıldı.
Edirne’de B.Ç. isimli kadın, kocası G.Ç.’nin kendisini darp ettiğini söyledi, şikâyetçi oldu.
Edirne’de C.P.D. isimli erkek, eşi E.D.’yi darp etti. Kadın şikâyetçi olmadı.
16 Şubat
Şiddet / Yaralama
Kayseri’de kimliği henüz belli olmayan bir erkek, eşini rehin aldı.
17 Şubat
Cinayet
Kocaeli’de E.K. (26) isimli erkek, kendisinden ayrılmak isteyen sevgilisi Cansu Güneş‘i (26) konuşmak için aracıyla götürdüğü ormanlık alanda tabancayla vurarak öldürdü, kadının bedenini otoyola attı. Olay yerinden kaçan erkek tutuklandı.
Şüphelİ Ölüm
Urfa’da Fatma İ. (35) gölün içinde ölü bulundu.
Şİddet / Yaralama
Edirne’de G.A. isimli erkek, boşanma aşamasında olduğu eşi M.A.’yı darp etti. Kadın şikâyetçi oldu, erkek hakkında önleyici tedbir kararı uygulandı.
Çocuk İstİsmarı
Zonguldak’ta Y.O. isimli erkek, 15 yaşındaki bir oğlan çocuğunu birçok kez istismar etti. Erkek tutuklandı.
18 Şubat
Şİddet / Yaralama/ Tehdit
Edirne’de H.A. isimli erkek, eşi A.A.’yı darp ve tehdit etti, hakaret etti. Kadın şikayetçi oldu.
Edirne’de T.M. isimli erkek, eşi G.M.’yi darp ve tehdit etti.
Edirne’de A.K. isimli erkek, sevgilisi M.Y.’yi darp etti, parasını ve eşyalarını gasp etti. Kadın şikayetçi oldu.
19 Şubat
Şİddet / Yaralama
Hatay’da İ.K. isimli bir erkek, çocuğunu görmeye gelen boşanma aşamasındaki depremzede eşi Ş.K.’yi darp etti.
İzmir’de T.K. (43) isimli erkek, tartıştığı eski sevgilisi Ş.C. (41) isimli kadını ve araya girmeye çalışan M.U. (43) isimli erkeği tabancayla yaraladı, aynı silahla intihar etti.
Cİnayet
Ankara’da havacı astsubay B.U. (50) isimli erkek, boşanma aşamasındaki eşi Filiz U. (46), kızı Melis (23), erkek kardeşi Ediz U. ve oğlu Erdem’i (20) beylik tabancası ile öldürdü, intihar etti. Erkeğin, kadını sürekli “seni bırakmam” diyerek tehdit ettiği öğrenildi.
20 Şubat
Şİddet / Yaralama
Edirne’de K.Ö. isimli erkek, E.Ö. isimli kadını darp etti. Erkek hakkında önleyici tedbir kararı uygulandı.
Şİddet / Yaralama/ Tehdİt
Edirne’de K.Ç. isimli erkek, eşi E.S.’yi tehdit ve darp etti, hakaret etti. Erkek hakkında önleyici tedbir kararı uygulandı.
21 Şubat
Cİnayet
İstanbul’da, 11 ayrı suç kaydı bulunan V.Y. (30) isimli erkek, eşi Gülistan Y.’yi (27) bıçakla öldürdü, annesi Ü.Y.‘yi yaraladı. Olay yerinden kaçan erkek gözaltına alındı.
Şİddet / Yaralama
Edirne’de M.İ. isimli erkek, eşi H.İ.’yi darp etti. Kadın şikayetçi oldu, erkek hakkında önleyici tedbir kararı uygulandı.
Tehdİt
Edirne’de G.B. isimli erkek, eşi A.B.’yi tehdit etti, hakaret etti. Kadın şikayetçi oldu.
Edirne’de U.Ş. isimli erkek, eski eşi B.K.’yi tehdit etti, hakaret etti. Kadın şikayetçi oldu.
Tacİz
Bursa’da çalıştığı iş yerinde müdür olan P.Z. isimli erkek, aynı iş yerinde işçi olan C.G. isimli kadını taciz etti, mobbing uyguladı. Kadın şikayetçi oldu.
22 Şubat
Cİnayet
Afyon’da M.T. (81) isimli erkek, eşi B.G.T.‘yi (51) ruhsatsız silahla vurarak öldürdü, intihar etti.
Şİddet / Yaralama/ Tehdİt
Edirne’de V.Ç. isimli erkek, sevgilisi Ö.G. isimli kadını darp ve tehdit etti, hakaret etti. Kadın şikayetçi oldu.
Şİddet / Yaralama
Edirne’de A.G. isimli erkek, eşi F.G.’yi darp etti.
23 Şubat
Şİddet / Yaralama
Konya’da B.G. isimli erkek, eski eşi S.T.’yi bıçakla rehin aldı. Erkek gözaltına alındı.
24 Şubat
Cİnayet
Denizli’de A.A. isimli erkek, boşanma aşamasında olduğu eşinin annesi Sultan Duran‘ı av tüfeği ile öldürdü, olay yerinde bulunan A.D. (14) isimli oğlan çocuğunu yaraladı. Erkek, eşi ile yaşadığı sorunlardan Sultan Duran’ı suçlayarak etki altında kaldığını söyledi.
Şİddet / Yaralama
Hatay’da S.A. isimli erkek, depremde evi ağır hasar aldığı için iki çocuğuyla birlikte S.A.’nın evine gelen eski eşi A.A.’yı (25), uyuduğu sırada üzerine kaynar su dökerek ağır yaraladı. Erkek “dua et seni öldürmedim” dedikten sonra, çocuklarını ve cüzdanındaki parayı da alıp olay yerinden kaçtı, kadın yürüyerek eve gitmeye çalıştı. Erkek, sıcak suyun “artçı depremler nedeniyle” üzerine döküldüğünü söyledi, tutuklandı.
Şİddet / Yaralama/ Tehdit
Edirne’de R.Ç. isimli erkek, kendisinden “izin” almadan dışarı çıktığı gerekçesiyle eşi K.Ç.’yi darp ve tehdit etti, hakaret etti. Kadın şikayetçi oldu.
25 Şubat
Şüphelİ Ölüm
Konya’da Zeliha D. (84) evinde ölü bulundu.
Elazığ’da Saliha N. (65) evinde ölü bulundu.
Şİddet / Yaralama
Edirne’de R.Ç.isimli erkek, eşi A.Ç.’yi darp etti, hakaret etti. Kadın şikayetçi oldu.
Tehdİt
Edirne’de hakkında uzaklaştırma kararı olan İ.H. isimli erkek, eşi Ç.H.’nin evine gelerek kapıyı tekmeledi, tehdit etti, hakaret etti.
26 Şubat
Şüphelİ Ölüm
Konya’da kimliği belirsiz bir kadın, bir mezarlıkta vücudunun yarısı toprağa gömülü halde ölü bulundu.
Çocuk İstİsmarı
Antalya’da A.A. (18) isimli lise öğrencisi kız çocuğu, okuldaki İngilizce öğretmeni K.D. (43) isimli erkeğin kendisini 18 yaşından önce birçok kez istismar ettiğini söyledi. Erkek tutuklandı.
27 Şubat
Şüphelİ Ölüm
Bursa’da Minnet Ş. evinde ölü bulundu.
Şİddet / Yaralama
İstanbul’da M.C.K. isimli erkek ile yanındaki erkek, Y. T. isimli kadını kimyasal madde ve silahla yaraladı. Erkekler olay yerinden kaçtı.
Şİddet / Yaralama/ Tehdİt
Edirne’de S.G. isimli erkek, oğlunun eşi Y.S.’yi darp etti, tehdit ve hakaret etti.
28 Şubat
Şüphelİ Çocuk Ölümü
Kayseri’de V.E.H. (3) isimli çocuk beşiğinde ölü bulundu.
Şİddet / Yaralama
Adana’da ormanlık alanda Z.D. (24) isimli kadın başından vurulmuş halde yaralı bulundu, yanındaki Abdülsamet K. başından vurulmuş halde ölü bulundu. Kadın ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı, erkek olay yerinde hayatını kaybetti.
İstanbul‘daki Kadıköy-Tavşantepe metrosunda, 24 Kasım 2021’de tartıştığı kadın ve annesine bıçak çekerek hakaret ve tehdit ettiği gerekçesiyle yargılanan Emrah Yılmaz, İstinaf Mahkemesi‘nin karar bozması nedeniyle yeniden yargılandı.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi, kararda usul ve esasa ilişkin herhangi bir aykırılığın bulunmadığını belirterek, “kasten yaralama” ve “hakaret” suçları yönünden yerel mahkemenin kararını onamış; “silahla tehdit” ve “halk arasında korku ve panik yaratacak şekilde tehdit” suçları yönünden ise hükmün bozulmasına karar vermişti.
Yılmaz, ilk derece mahkemesinde “hakaret”, “silahla tehdit”, “kasten yaralama” ve “halk arasında korku veya panik yaratacak şekilde tehdit” suçlarından toplamda 11 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmış; kararın ardından dosya İstinaf’a taşınmıştı.
İstinaf Mahkemesi’nin iki suç yönünden bozma kararının ardından Emrah Yılmaz’ın Anadolu 27. Asliye Ceza Mahkemesi‘nde yeniden yargılandığı davanın bugünkü duruşmasına başka suçtan tutuklu sanık Emrah Yılmaz cezaevinden getirildi.
‘Halka tehdit suçu oluştu’
Duruşmada söz alan müşteki avukatı Birsen Baş Topaloğlu, sanığın olaya müdahale etmeye çalışan metrodaki kalabalığa karşı elindeki bıçağı sallayarak ‘hepinizi doğrarım’ şeklindeki sözlerini tehdit içerikli olduğunu belirterek, “Kanaatimizce, burada halka karşı tehdit suçu oluşmuştur. Sanığın bu eylemden ötürü de cezalandırılması gerekmektedir” dedi.
Son sözü sorulan sanık Emrah Yılmaz, suçlamaları kabul etmedi; kendisinin mağdur olduğunu öne sürdü. Sanık avukatı ise müvekkilinin beraatini istedi.
‘Tehdit’ten beş yıl üç ay hapis cezası
Davayı karara bağlayan mahkeme, sanık Emrah Yılmaz’ın, Senanur Damgacı, Mihdiye Damgacı ve Azize Nur Kaya’ya yönelik “silahla tehdit” suçundan beş yıl üç ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmetti.
Öte yandan mahkeme, sanık Emrah Yılmaz’ın üzerinde bulunan bıçağı mağdurlara yönelik sallayarak “O suratını keserim” şeklinde sözler sarf ettiği eylemin belirli kişilere yönelik olduğunu belirterek, bu nedenle bilinmeyen kişilere yönelik tehdit olmadığı gerekçesiyle “halk arasında korku ve panik yaratacak şekilde tehdit” suçundan hüküm verilmesine yer olmadığına karar verdi.
Toplam yedi yıl 2 ay 15 gün hapis
Mahkeme 11 Ekim 2022’deki karar duruşmasında, sanık Yılmaz hakkında “hakaret” suçundan 1 yıl 5 ay 15 gün, “kasten yaralama” suçundan 6 ay, “silahla tehdit” suçundan 5 yıl 3 ay, “halk arasında korku ve panik yaratacak şekilde tehdit” suçundan da 4 yıl hapis cezasına hükmetmişti.
Yeniden görülen davada, “halk arasında korku ve panik yaratacak şekilde tehdit” suçundan hüküm verilmesine yer olmadığı kararı verildi. Sanığın cezası yedi yıl iki ay 15 güne düştü.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 20 Aralık 2013’te dünyadaki yabani bitki ve hayvan türlerine dikkat çekmek ve koruma çabalarına dair farkındalık yaratmak amacıyla 3 Mart’ı Dünya Yaban Hayatı Günü ilan etmişti.
3 Mart, 1973’te Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme‘nin (CITES) imzalandığı gün olması nedeniyle önem taşıyor.
Dünya üzerinde 8 milyon civarındaki hayvan ve bitki türünün yaklaşık yüzde 25’i, beşeri unsurlar nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.
Fotoğraf: UNWTO
Konunun farklı boyutlarına dikkat çekilmesi amacıyla her yıl farklı bir tema ile kutlanan Dünya Yaban Hayatı Günü’nün bu yılki teması “Yaban Hayatını Korumak için Ortaklık“. Tema, dünya çapında kritik düzeyde nesli tükenmekte olan yabani canlıların durumuna dikkati çekmek ve onları korumak için çözümler üreterek farkındalık yaratmak amacıyla belirlendi.
Tema kapsamında, bu yıl çok sayıda ortak çalışma çıkarmak için uluslararası, ulusal ve yerel olmak üzere üç düzeyde ortaklıklara odaklanılacak.
İstilacı türlerin 50 yılda ikiye katlanması ekosistemleri üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyor. Rapora göre, iklim değişikliği, kirlilik ve istilacı yabancı türlerin yayılması gibi faktörler, ekosistemleri doğrudan ve dolaylı yollarla etkileyerek 50 yılda kötü gidişi hızlandırdı.
Dünya yüzeyinin yaklaşık beşte biri, biyolojik çeşitliliğin fazla olduğu yerler dahil istilacı yabancı tür canlıların riski altında. İstilacı canlı türlerinin sayısı 50 yılda ikiye katlandı. Bu artış da hem yerel canlılara hem de ekosistemlere karşı ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Fotoğraf: UNWTO
Ekonomik büyümenin bedelini diğer canlı türleri ödüyor
Son 50 yıl içerisinde ekonominin büyümesi ve insan nüfusunun ve küresel ticaretin artması nedeniyle dünyadaki biyoçeşitlilik büyük tahribata uğradı. Özellikle denizlerdeki plastik kirliliği 1980’den bu yana 10 kat artarak en az 267 türü etkiledi.
Deniz kaplumbağalarının yüzde 86’sı, deniz kuşlarının yüzde 44’ü ve deniz memelilerinin yüzde 38’i, yıllar içerisinde plastik kirliliğinden etkilendi.
Hem karada hem de suda yaşayabilen amfibi türlerin yüzde 40’ından fazlası, resif oluşturan mercanların ise neredeyse yüzde 33’ü tehlike altında bulunuyor.
Nesli tükenmekte olan türlerin yok olma hızı, 10 milyon yılda kaydedilen ortalama hızın en az yüzlerce kat üzerine çıktı. Böceklere ilişkin net verilere ulaşılamıyor ancak mevcut veriler böcek türlerinin de yüzde 10’unun tehlikede olabileceğine işaret ediyor.
İnsan tahribatı, doğal habitatları haritadan siliyor
Rapor, insan tahribatı nedeniyle deniz ve kara ekosisteminin ciddi şekilde etkilendiğinin altını çiziyor. Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 70’ini kaplayan okyanusların yüzde 97’sinin beşeri unsurlardan etkilendiğine değinen raporda, çevrenin dörtte üçünün insan eylemleri sonucu önemli ölçüde değiştiği, sulak alanların da yüzde 85’inin yok olduğu kaydediliyor.
Küresel ısınma, okyanusların asitlenmesi, radyasyon, kirlilik ve kentleşme gibi unsurlar deniz ekosistemine önemli ölçüde zarar verirken çevreye olan etkilerin yoğunluğu konuma göre değişebiliyor.
Ayrıca karada yaşayan, tatlı su ve deniz omurgalıları, omurgasızlar ile bitki gruplarının yüzde 25’i de nesli tükenme tehdidiyle karşı karşıyayken, habitat kaybı ve bozulmasının neden olduğu küresel karasal habitat bütünlüğünde de yüzde 30 azalma olduğu görülüyor.
Fotoğraf: UNWTO
‘Yürüyen ölü türler’
Raporda karada yaşayan, uçamayan memelilerin yaklaşık yüzde 47’sinin ve iklim değişikliğinden olumsuz etkilenmiş olabilecek kuşların yüzde 23’ünün tehdit altında olduğu belirtiliyor.
Dünya üzerinde bulunan 8 milyon canlı türünün yaklaşık 2 milyonunun denizde yaşadığı belirtilen raporda, yaklaşık 500 bin karada yaşayan canlı türünün “yürüyen ölü türler” olduğunu ve habitatlarının zamanında iyileştirilmemesi halinde tamamen yok olabileceği uyarısı yapılıyor.
‘Umutlarımız yeniden yeşerdi’
BM Genel Kurulu Başkanı Csaba Körösi, 3 Mart 2023’ün CITES’ın kabulünün 50. yıl dönümüne ilişkin yaptığı basın açıklamasında, “Son zamanlarda, Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesini kabul ederek muhafaza ve koruma alanında büyük bir ilerleme kaydettik. Bu anlaşma, insanlığın gelecek nesilleriyle olduğu kadar çevremiz, floramız ve faunamız için de güçlü bir dayanışma duygusu gösteriyor. Umutlarımız yeniden yeşerdi” dedi.
This year we're celebrating #PartnershipsforConservation. As the UN General Assembly President puts it so well, "Partnership is the key to rebuilding degraded areas and restoring healthy environments." Listen to/read his entire message: https://t.co/t2Pz9fG0vC#WWD2023
“Taraflar, 2050 yılına kadar tüm türlerin yok olma oranının ve riskinin on kat azaltılacağını taahhüt etti. Sadece bu taahhüdün kararlılığını takdir edebilirim, ancak şimdi şöhretimize güvenmemeliyiz. Bunu elimizden geldiğince uygulamak için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Bunun için, geniş ağlar oluşturan ve geniş kapsamlı ortaklıkları teşvik eden en güçlü araçlarımıza başvurmamız gerekiyor. Ortaklık, bozulmuş bölgeleri yeniden inşa etmenin ve sağlıklı ortamları eski haline getirmenin anahtarıdır.
Biyoçeşitliliği başarılı bir şekilde korumak için vahşi yaşamla ilgili suçları engellemek de büyük önem taşıyor. Yerli topluluklar bu ortaklıklara dahil edilmelidir. Ancak gerçekten değişiklik görmek istiyorsak, muhafaza ve koruma fonlarını da artırmalıyız. Finans kuruluşları ve özel sektörle işbirliğimizi geliştirmek zorundayız.”
Türkiye’den farkındalık sesleri yükseliyor
Türkiye’de çevre bilinci ve duyarlılığına sahip birçok kişinin yanı sıra kurum, kuruluş ve çevre örgütleri de yaban hayatının önemine dikkati çekmeye ve farkındalık uyandırmaya çalışıyor.
Doğa Derneği, sosyal medya platformu Twitter üzerinde yaptığı paylaşımda “Gündem yine avcılık. Av Komisyonları toplanıyor. Nerede, hangi hayvanın, kaç tane vurulacağına karar veriyor. Av turizmi adı altında sayılar belirleniyor” diyerek yaban hayatının korunması için avcılığın yasaklanması çağrısında bulundu:
“Avcılık yasaklansın, demekten vazgeçmiyoruz! Tüm hayvanların yaşama hakkı anayasal güvence altına alınana kadar…”
Dünya Doğayı Koruma Vakfı-Türkiye (WWF), Yaban Hayatı Gününün anlamına binaen logosunda yer alan pandayı sildi. Vakıf, bu sembolik eylemle “doğası olmayan dünyanın nasıl boş kalacağına dikkat çekmeyi” amaçlıyor. WWF, yaptığı paylaşımlarda “Doğası olmayan dünya, dünya değil” diyerek doğayı birlikte koruma çağrısı yaptı:
“Yaşadığımız kayıplar, doğa ile uyumlu hareket etmemiz ve onu korumamız gerektiğini gösteriyor. İnsanın ve doğanın sağlığı bir bütün. Doğası olmayan dünya, dünya değil. … Dünyanın geleceği için tek yol, birlik olmak ve doğayı korumak. Sadece bir gün değil, her gün!”
3 Mart #YabanHayatıGünü’nde, WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı)’nın logosundaki panda kayboldu. Amaç, doğası olmayan dünyanın nasıl boş kalacağına dikkat çekmek. pic.twitter.com/JsrsRC7FmU
— Türk Veteriner Hekimleri Birliği (@merkezkonseyi) March 3, 2023
Ankara Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası (AVHO), paylaştığı videoda “Birbirimizi görmesek de yaşam alanlarımız iç içe. Yaban hayatına muhtacız” dedi. “Doğayı tamamen kendi ihtiyaçlarımıza göre şekillendirdiğimizin farkında mıyız?” diye soran Oda, insan faaliyetleri nedeniyle bir milyon türün habitat tahribatı, fosil yakıt kirliliği ve kötüleşen iklim krizi nedeniyle yok olma eşiğinde olduğunu aktardı. “Doğaya karlı bu savaşı bitirmeliyiz” ifadelerine yer veren videoda, sürdürülebilir bir dünya için ortak eylem çağrısı yapıldı.
Sosyal İklim Derneği, Ege bölgesindeki yaban hayatının aşırı kentleşme, avcılık, kirlilik, orman yangınları ve insan faaliyetleri nedeniyle artan iklim krizi gibi nedenlerle tehlike altında olduğunu kaydetti:
“Yaban hayatının korunması için ciddi adamlar atılmalı, bizlerin de talebiyle. avcılığı desteklememeyi, güzel gördüğünüz her bitkiyi koparmamayı, hayvanların derilerini süs eşyası olarak gören ya da yaşam alanlarını tahrip eden ürünleri kullanmamayı tercih edebilirsiniz.”
Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi (DEKAMER), Dünya Yaban Hayatı Gününün, yabani bitki ve hayvan türlerine dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak için kutlandığını ifade ederek, “Yok olma tehlikesi olan türlerin korunmasına dikkat çekilmesi, bu türlerin korunması için çözüm üretilmesi sürdürülebilir bir ekosistem için gereklidir” dedi.
3 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü, yabani bitki ve hayvan türlerine dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak için kutlanıyor. Yok olma tehlikesi olan türlerin korunmasına dikkat çekilmesi, bu türlerin korunması için çözüm üretilmesi sürdürülebilir bir ekosistem için gereklidir. pic.twitter.com/tyAfUMgIKb
Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yürütme Kurulu (MYK), olağanüstü toplanma kararı aldı.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti genel merkezine geçtiği öğrenildi.Altılı Masa’nın son toplantısından sonra bugün (3 Mart) açıklamada bulunan Meral Akşener,“Şahsi hırslar Türkiye‘ye tercih edilmiştir” dedi.
İYİ Parti lideri, Genel İdare Kurulu‘nu toplamasının ardından yaptığı açıklamada, partisinin dayatmayla karşılaştığını söyledi; “Ya tarih olacağız, ya tarih yazacağız” ifadelerini kullandı. CHP MYK Akşener’in masadan kalktığını duyurmasının ardından toplanma kararı aldı.
Akşener’in açıklamasının ardından CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu yaptığı ilk açıklamada, “Hiç merak etmeyin bütün taşlar yerine oturacak” dedi. Gazetecilerin “Bundan sonrası için düşünceleriniz nedir?” sorusuna ise Kılıçdaroğlu şöyle yanıt verdi:
“Yolumuza devam ediyoruz arkadaşlar”
Özdağ’dan Yavaş’a: Mansur Başkan Göreve
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a sosyal medya hesabından, cumhurbaşkanı adayı olması için çağrı yapmıştı. Özdağ, çağrısına yanıt gelmemesi üzerine sosyal medya hesabından yeni bir açıklamada bulundu. Açıklamalarda şunları ifade etti:
“Türk halkının iradesi ile siyasetçi pazarlıkları arasında mücadelede gerçekleşiyor. Artık halkın Mansur Yavaş’ı sahaya davet etme zamanı geldi. 5 Mart Pazar günü saat 15.00’te Türk halkını Ankara Büyükşehir Bel. önüne ‘Mansur Başkan Göreve’ çağrısında bulunmaya davet ediyorum.”
Türk halkının iradesi ile siyasetçi pazarlıkları arasında mücadelede gerçekleşiyor. Artık halkın Mansur Yavaş’ı sahaya davet etme zamanı geldi. 5Mart Pazar günü saat 15.00’te Türk halkını Ankara Büyükşehir Bel. önüne “Mansur Başkan Göreve” çağrısında bulunmaya davet ediyorum.
An itibariyle İyi Parti İzmir Güzelbahçe ilçe kurucu yönetim kurulu üyeliğinden istifa ediyorum. CHP ye katılacağım.
— salgam20111951 Adnan Turgut (@salgam20111951) March 3, 2023
İyi Parti Sarıyer üyeliğinden istifa ettim. Bundan böyle vatan,ülke içinde gizli emel besleyenlerle aynı ortamda olmak yerine,karşılarında mücadele vermem gerektiği inancıyla hareket edeceğim. pic.twitter.com/xx8YwPubwS
AKP içinde çok etkili konudaki arkadaşım 4 hafta önce RTE yine başkan bu iş bitti Akşener masayı devirecek anlaşma sağlandı dediğinde işiniz gücünüz trolluk o sizin hayaliniz demiştim,bu gün itibariyle İyi parti den istifa ettim pic.twitter.com/WRI6tQwqyR
‘Millet ittifakı’nın dünkü (2 Mart) toplantısının ardından altı liderin imzasıyla yayınlanan açıklamada ortak adayda uzlaşıldığı değil, ‘ortak bir anlayışa ulaşıldığı’ belirtilmiş, nihai açıklamanın 6 Mart’ta yapılacağı kaydedilmişti.
Toplantı sonrası CHP’liler Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı kabul edilmişçesine memnunken İYİ Partililer ise sosyal medyadan kızgınlıklarını iade etmişti.
Olağanüstü toplantı
Çok geçmeden Akşener, kurmaylarını ve Ankara’da bulunan milletvekillerini olağanüstü toplantıya çağırdı.
İYİ Parti Grup Başkan Vekili Erhan Usta altılı masa toplantısında aday üzerinde bir mutabakat sağlanmadığını söyledi. Milletvekili Ümit Dikbayır ise diğer beş partiyi kastederek, “Millet beşten büyüktür” diye tweet atıp sildi.
Az daha masadan kalkıyormuş
Toplantı sürerken T24 yazarı Murat Sabuncu yazısında şunları aktardı:
“Toplantıda Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu ev sahibi Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu tarafından gündeme getirildi.
Diğer liderler bu konuda olumlu görüş verirken Meral Akşener, ‘Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş olsun, partim bana bu iki ismi öner yoksa çık gel dedi’ diye konuştu.
Bunun üzerine Kılıçdaroğlu ‘Onlar belediye başkanlığı görevine devam edecek’ dedi. Akşener ‘O zaman ben bunu partimin yetkili kurullarına, il başkanlarıma danışayım’ diye yanıt verdi. Bunun üzerine ne yapılacağı düşünülürken Kılıçdaroğlu ‘Gerekirse beş parti imzasıyla bir açıklama yapılır’ deyince Akşener ‘Ben kalkıp gideyim mi yani’ karşılığını verdi.
Diğer liderler devreye girdi ve pazartesi gününe kadar herkesin kendi partisiyle istişare ederek tekrar bir araya gelinip açıklama yapılması noktasında arabuluculuk yapıldı.”
Yaklaşık dört saatlik toplantıdan çıkışta yüzleri gülen İYİ Partililer gazetecilerin sorularına “Türkiye iyi olacak” diye yanıt verdi. Gazetecilerin atıp sildiği tweet’i sorduğu Dikbayır’sa “Evet, millet beşten büyüktür” diyerek sözlerini tekrarladı.