Ana Sayfa Blog Sayfa 494

Deprem bölgesinde OHAL 9 Mayıs’ta kaldırılıyor

6 Şubat’ta meydana gelen depremlerden etkilenen 11 şehir için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından ilan edilen olağanüstü halin (OHAL) 9 Mayıs’ta sona ereceği açıklandı.

TBMM tarafından 8 Şubat 2023’te depremden etkilenen bölgeler –Kahramanmaraş, Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa- için alınan OHAL kararının 90 günlük süresi 9 Mayıs 2023 tarihinde sona eriyor.

AKP Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz da deprem bölgesindeki OHAL’in 9 Mayıs’ta sonlanacağını açıkladı.

CNN TÜRK‘te Dicle Canova‘nın sorularını yanıtlayan Ali İhsan Yavuz, “OHAL 9 Mayıs’ta bitecek. Ortaya herhangi handikaplar çıkmasın diye önlemler alınmıştı, bir sorun olmayacak” dedi.

TÜİK: Zirvedeki yüzde 20, toplam gelirin yarısının sahibi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2022 yılına ilişkin Gelir Dağılımı İstatistiklerini açıkladı. Buna göre; en yüksek eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirine sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 1,3 puan artarak yüzde 48,0’a çıktı.

En düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun aldığı pay  ise 0,1 puan azalarak yüzde 6 oldu.

Gini katsayısı azaldı

Gelir dağılımı eşitsizliği ölçütlerinden olan Gini katsayısı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade ediyor.

En son yapılan araştırma sonuçlarına göre Gini katsayısı bir önceki yıla göre 0,014 puan artış ile 0,415 olarak tahmin edildi. Bu da gelir dağılımındaki adaletsizliğin arttığını gösteriyor. Tüm sosyal transferler hariç tutulduğunda Gini katsayısı 0,487, emekli ve dul yetim maaşı dahil diğer tüm sosyal transfer gelirleri hariç tutulduğunda ise 0,423 olarak tahmin edildi.

Toplam gelirden en yüksek payı yüzde 46,2 ile maaş ve ücret geliri aldı

Toplam gelir içerisinde en yüksek payı, yüzde 46,2 ile bir önceki yıla göre 0,9 puan azalan maaş ve ücret geliri aldı. İkinci sırayı yüzde 21,0 ile önceki yıla göre 3,5 puan artan müteşebbis geliri alırken üçüncü sırayı yüzde 20,2 ile önceki yıla göre 3,7 puanlık azalış gösteren sosyal transfer geliri oluşturdu.

Tarım gelirinin müteşebbis geliri içindeki payı yüzde 19,8 olurken, emekli ve dul-yetim aylıklarının sosyal transferler içindeki payı ise yüzde 89,8 olarak gerçekleşti.

[Seçim Günlüğü] Seçime yönelik propaganda yasakları başladı

14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinden önceki 10 günü kapsayan seçim ve propaganda yasakları bugünden (4 Mayıs) itibaren yürürlüğe girdi.

Bu kapsamda yazılı, sözlü ve görsel basın ve yayın araçları ile kamuoyu araştırmaları, anketler, tahminler, bilgi ve iletişim telefonları yoluyla mini referandum gibi adlarla, adayın lehinde veya aleyhinde veya seçmenlerin oyunu etkileyecek biçimde yayın ve herhangi bir surette dağıtım yapılamayacak.

BBC Türkçe‘nin aktardığına göre, bu sürenin dışında yurt içinde yapılacak kamuoyu araştırmaları, anketler, tahminler ve mini referandum gibi yayınlarda; tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine uyulması gerekecek.

Yurt dışında hiçbir şekilde kamuoyu araştırmaları, anketler, tahminler ve mini referandum gibi yayınlar yapılamayacak.

Kamuoyu araştırmaları ve anketlerin yayınlanması sırasında, araştırmanın hangi kuruluş tarafından yapıldığının, denek sayısının, araştırmanın kim tarafından finanse edildiğinin açıklanması gerekecek.

Bu kurallara aykırılığın tespiti halinde, konu Cumhuriyet Başsavcılıkları, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile Erişim Sağlayıcıları Birliği‘ne bildirilecek.

‣ Oylarınız hangi hallerde geçersiz sayılacak?
Seçim günü uygulanacak yasaklar

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçimlerde uygulanacak yasakları da açıkladı.

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 79’uncu ve 80’inci maddesi kararı gereğince YSK tarafından açıklanan yasaklar şöyle:

  • Seçim günü saat 06.00’dan gece 24.00’a kadar alkollü içki satışı yasak olacak.
  • Emniyet ve asayişi korumakla görevli olanlar dışında yerleşim yerlerinde kimse silah taşıyamayacak.
  • Seçim günü kahvehane, kıraathane ve internet kafe gibi bütün umumi eğlence yerleri kapalı olacak.
  • Eğlence yeri niteliğindeki lokantalarda yalnızca yemek verilebilecek.
  • Seçim günü saat 18.00’dan sonra düğünler yapılabilecek.

YSK kararlarına göre saat 18.00’a kadar basın yayın organlarında seçimler ve sonuçlarına ilişkin haber tahmini ve yorum yapılması yasak olacak.

Saat 18.00 ile 21.00 arasında ise YSK tarafından seçime ilişkin verilecek haber ve tebliğler yayımlanabilecek.

Saat 21.00’den sonra ise bütün yayınlar serbest olacak, YSK bu saati daha erkene alabilecek.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması halinde aynı hükümler 28 Mayıs’ta da uygulanacak.

Bir sandıkta oy kullanacak seçmen sayısı il ve ilçelerde 360 ila 380 kişi olacak. Köylerde seçmen sayısının 400’ü aşmaması halinde bir sandıkta oy kullanılabilecek.

‣ Seçim Güvenliği Platformu’ndan ‘dezenformasyon yasası’ uyarısı

Yurtdışında yaşayan 1 milyondan fazla seçmen oy kullandı

YSK tarafından yapılan açıklamaya göre, 14 Mayıs seçimleri için yurtdışında 1 milyon 7 bin 165 seçmen oy kullandı.

Yurtdışı seçmen kütüğüne kayıtlı 3 milyon 416 bin 98 seçmen, 27 Nisan’dan bu yana 73 ülke ve 156 noktada bulunan yurt dışı temsilciliklerinde oy verme işlemine devam ediyor.

Oy verme işlemi gümrük kapılarında ve yurt dışı temsilciliklerinde 9 Mayıs’a kadar devam edecek.

‣ Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilmeyen İnce’den Kılıçdaroğlu’na: Hoş geldiniz, güle güle

İnce: Babacan ve Davutoğlu masadan kalkarsa Millet İttifakı’nı desteklerim

Cumhurbaşkanı adayı ve Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Millet İttifakı‘nı Demokrasi ve Atılım Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu‘nun ittifaktan ayrılması koşuluyla destekleyeceğini açıkladı.

‣ İnce: Millet İttifakı kurulurken yok sayıldık

Sözcü TV ekranlarına canlı yayın konuğu olarak katılan İnce, ittifaka ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Babacan ve Davutoğlu ittifaktan çıksın o zaman destekleyeceğim. Cumhurbaşkanı yardımcılığı filan istemiyorum. At ikisini kenara. Var mı bundan daha iyi teklifÜç tane cumhurbaşkanı yardımcısı olsun [Meral] Akşener, [Ekrem] İmamoğlu ve [Mansur] Yavaş. Ben gereğini yapacağım.

‣ Kılıçdaroğlu-İnce arasında ‘teklif’ belirsizliği

İnce, kendisine video ile Kemal Kılıçdaroğlu‘nu destekleme çağrısında bulunan Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş‘a seslenerek “Kaale almadığı bir adama neden ‘destekle’ diyor. Ben de kendisini kaale almıyorum. Ben de ona bir teklifte bulunayım. O da üçüncü bölgede adaylıktan çekilsin bizim adayımızı desteklesin” dedi.

Erkekler Nisan’da 24, son dört ayda 89 kadını öldürdü

2023’ün ilk dört ayında erkekler 89 kadını öldürdü, 15 kadını taciz etti, 31 çocuğu istismar etti, 234 kadına şiddet uyguladı, dört kadına tecavüz etti. Erkekler en az 115 kadını seks işçiliğine zorladı. 73 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansırken, erkekler 11 çocuğu öldürdü. Nisan’da ise erkekler en az 24 kadını öldürdü.

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlerle oluşturulan ve Evrim Kepenek‘in kaleme aldığı Erkek Şiddeti Çetelesi’ne göre; erkekler, en 56 kadına şiddet uyguladı, en az dört kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az beş kadını taciz etti. Nisan 2023’te basına yansıyan bir tecavüz vakası oldu. Nisan’da basına seks işçiliğine zorlama vakası yansımadı.

Erkekler, en az 24 kadını öldürdü; geçen yıl da aynı ay bu sayı 29 idi. Erkekler, kadınların yanındaki üç erkeği de öldürdü. Erkekler, en az altı kadını koruma kararına rağmen öldürdü.

Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org

Erkeklerin bir kadını öldürme gerekçesi: Gürültü yapması

Erkekler beş kadını “ayrılmak istediği”, bir kadını “gürültü yaptığı” için öldürdü. Erkekler, üç kadını “miras” için öldürürken, erkeklerin en az 15 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler, Urfa’da bir, Edirne’de üç kadını “öldürmekle” tehdit etti.

12 kadını kocası, eski kocası, sevgilisi erkekler, dört kadını oğlu, üç kadını komşusu, bir kadını meslektaşı, bir kadını arkadaşı, bir kadını çalışanın oğlu, bir kadını akrabası öldürdü. Bir kadını öldüren erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler, altı kadını sokak, park, iş yeri gibi ev dışı alanlarda, 17 kadını ev içinde öldürdü. Erkeklerin bir kadını nerede öldürdüğü bilgisi basına yansımadı.

Fotoğraf: Emre Orman/ csgorselarsiv.org

Erkekler beş kadını taciz, bir kadına tecavüz etti

Nisan 2023’te erkekler en az beş kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı ay 14 idi.

Erkekler, dört kadını sözlü ve fiziki yollarla taciz etti. Bir kadının da görüntüsünü çekti. Erkekler, beş kadını da sokak, durak ve toplu taşıma araçlarında taciz etti.

Nisan’da erkekler basına yansıyan bilgilere göre bir kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı iki idi.

Kadına cinsel saldırıda bulunan erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Fotoğraf: Hale Güzin Kızılaslan / csgorselarsiv.org

Erkekler 56 kadına şiddet uyguladı

Erkekler, Nisan’da 56 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl, aynı ay bu sayı, 52 idi.

Erkeklerin şiddet uyguladığı en az altı kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az yedi kadına “koruma kararını” ihlal ederek şiddet uyguladı.

En az 47 kadını kocası, sevgilisi erkekler yaraladı. Bir kadını oğlu, bir kadını hasta yakını iki erkek, bir kadını akrabası, iki kadını arkadaşı, bir kadını da oğlu yaraladı. Bir kadını da bir erkek sürücü yaraladı. Üç kadını yaralayan erkeklerin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler, 14 kadını “ayrılmak istediği” barışmak istemediği için altı kadını da kıskandığı için yaraladı. Erkeklerin 36 kadını yaralama bahanesi basına yansımadı.

Fotoğraf: Gülnaz Bingöl / csgorselarsiv.org

Erkekler 39 kadını ev içinde yaraladı

Erkekler, 39 kadını ev içinde, sekiz kadını ormanlık alan, gazino ve sokak gibi ev dışı alanlarda yaraladı. Erkeklerin dokuz kadını nerede yaraladığı bilgisi basına yansımadı.

Nisan’da basına erkeklerin kadınları seks işçiliğine zorlama vakası yansımadı.

Fotoğraf: Ozan Mercan / csgorselarsiv.org

Erkekler üç çocuğu öldürdü

Erkekler Nisan’da en az üç çocuğu öldürdü. Geçen yıl aynı ay sayı bir idi. Bir çocuğu iki komşusu, iki çocuğu da babası öldürdü. Öldürülen çocuklardan biri Suriyeliydi.

Çocukları öldüren dört fail vardı. Sadece iki fail tutuklandı. Bir fail intihar etti, bir failin hukuki süreci basına yansımadı.

Erkekler, Nisan’da en az dört kız ve oğlan çocuğunu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı 18 idi. Çocuklardan biri Suriyeliydi.

Erkekler, dört çocuğu da sokak, okul etrafı gibi ev dışı alanlarda istismar etti. Üç çocuğu istismar eden erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı, bir çocuğu da market sahibi istismar etti.

Fotoğraf: Emre Orman / csgorselarsiv.org

Kazdağları’nda orman ve arkeolojik SİT alanlarına RES projesine aktivistlerden tepki: Ormanda RES olmaz!

Kazdağları Kardeşliği, Kazdağları ekosisteminin en önemli parçalarından biri olan Ağı Dağı’nda hem biyoçeşitlilik ve ekosistem açısından ekolojik yıkım getirecek, hem de bölge halkının önemli bir geçim kaynağını yok edecek bir rüzgar enerjisi santrali (RES) projesi yapılması planlandığını aktarıyor.

Aktivist grubu sosyal medya platformu Twitter üzerinde yaptığı paylaşımda, “Bu fotoğraflarda gördüğünüz yerler yok edilerek yapılacak rüzgar türbinleri ile üretilecek enerji ‘temiz enerji’ midir?” sorusunu yönelterek Yel Elektrik Üretim Limited Şirketi’nin kestane ormanını, bal ormanını, meraları, arkeolojik sit alanları, doğal meşe ormanlarını içeren bu devasa karbon yutak alanına metrelerce genişlikte yollar açıp betona boğarak rüzgar türbini dikmek istediğini bildiriyor.

Ekoloji savunucuları, Çanakkale’nin Bayramiç ilçesine bağlı Osmaniye, Yeşilköy ve Karaköy ile Çan ilçesine bağlı Söğütalan köylerinin yaşam kaynağına yapılmak istenen bu projeye asla izin vermeyeceklerini kaydederek “Ormanda RES olmaz!” diye hatırlatıyor.

Yeşil Gazete, Kazdağları Kardeşliği’nden Ferzan Aktaş’ın yapılması planlanan RES projesinin detaylarına ve yapılması durumunda çevre üzerinde yaratacağı tahribata dair değerlendirmesini aktarıyor.

‘Projeden dört köy etkilenecek’

Aktaş, Yel Elektrik Üretim Limited Şirketi’nin Çanakkale bölgesinin belli alanlarında da RES projeleri olduğunu ifade ederek şirketin şimdi de yeni bir RES projesi için Kaz Dağları’nın ekosisteminin bir parçası olan Ağı Dağı için bakanlıktan RES ilanı çıkardığını belirtiyor.

Bugün (3 Mayıs) Osmaniye Köyü’nde Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecinin bir parçası olan Halkı Bilgilendirme Toplantısı yapıldığını ancak yöre halkının toplantıya katılmayarak toplantının yapılamadığına dair tutanak tutturduğunu kaydeden Aktaş, “Sadece Osmaniye değil aynı zamanda yanındaki Karaköy, Söğütalan, Yeşilköy köylerinde de türbin kurmayı planlıyorlar. Altı tane türbin olarak başlamışlar ama santral sahaları çok daha büyük” diyor.

Kazdağları Kardeşliği aktivisti Ferzan Aktaş, “Bu projenin ruhsat alanları aynı zamanda bizim mahkemeyle kazandığımız fakat tekrar başvuru yapan Cengiz Holding’e ait bakır madeni projesiyle de kesişiyor” diye ekliyor.

‘Proje, ormanları ve arkeolojik SİT alanını kapsıyor’

Projenin altı türbininden ikisinin şahıs arazileri üzerinde, diğerlerinin orman arazisinde yapılması planlanıyor. Aktaş’ın aktardığına göre türbinlerden bir tanesi Orman Genel Müdürlüğü‘nün “bal ormanı” olarak tahsis ettiği ve tabelasını koyduğu, aynı zamanda yılda 2 binin üzerinde balcının ziyaret ettiği, Muğla’dan bile birçok balcının gelip kovan koyduğu bir bal ormanı üzerinde bulunuyor.

“Bir diğer tanesi de taa Troya medeniyetinden kalma antik kalıntıların olduğu bir yer üzerinde kurulmak isteniyor” diyen Aktaş, söz konusu bölgenin bir Arkeolojik SİT alanı olduğunu vurguluyor ve ekliyor:

“Burası çok sık ve doğal bir meşe ormanı. RES projesi için bu buranın yolları 10’ar metre olarak açıldığında çok ciddi bir tahribat söz konusu olacak. Biz bu projeyi yöre halkı olarak itiraz ediyoruz. Asla yaptırmayacağız. Bugün Halkı Bilgilendirme Toplantısı‘nda da gelen yetkililere de durumun böyle olduğunu söyledik. Toplantıya katılmadık.”

‘Biyoçeşitlilik açısından çok zengin, bakir bir ormanı korumaya çalışıyoruz’

RES’lerin yapılmasının planlandığı araziler, biyolojik çeşitlilik açısından da büyük önem taşıyor. Ferzan Aktaş bölgenin ekolojik önemine dikkati çekerek “Kaz Dağları’nın el değmemiş bir bölgesi burası” diyor.

Öte yandan çok fazla projenin bölge için ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade eden Aktaş, “Şu anda bu bölge için çok sayıda ruhsat planı var. Aynı zamanda Alamos Gold’un ve Cengiz Holding‘in de ruhsat almaya çalıştığı bölgelerden bir tanesi” diye ekliyor.

Aktaş arazinin biyoçeşitlilik açısından önemine dair şu bilgileri paylaşıyor:

“Bölgenin biyolojik çeşitliliği çok zengin. 300’ü aşkın kuş türünün hem geçiş bölgesi, hem de yuvalama ve beslenme bölgesi. Kaz Dağları zaten kuş göç yolları üzerinde ve bu bölge de Afrika’dan gelerek Avrupa’ya doğru göç eden kuşların bile durak noktası. Burada yaşayan kuşların haricinde çok ciddi sayıda kuş türüne de ev sahipliği yapıyor. RES’ler kuş göçüne de izin vermiyor. Çok büyük türbinler olduğu için kuşlar ya gelmiyor ya da pervanelerin çarpmasıyla ölüyor. Kuşlar artık buradan göç edecek. Çok vahim bir durum.

Aynı zamanda ayı, kurt, karaca, çakal… aklınıza ne gelirse birçok memeli hayvanın da yaşadığı, gerçekten elde edilmiş, bakir, doğal bir orman. Aynı zamanda bitkisel olarak da, endemik bitkilerin çok yoğun olduğu bir bölge. Burayı madenlerden ve RES’lerden korumaya çalışıyoruz.”

‘Yöre halkının geçim kaynakları bu ormanlar’

Bölgede halihazırda kurulu halde 20’ye yakın rüzgar türbini bulunuyor. Projenin yapılmak istendiği bölge ise bu türbinler ile yöre halkının yapımını engellemeye çalıştığı bakır madeni arasında yer alıyor.

Ferzan Aktaş, “Bu türbinler de yapılırsa bu civardaki köyler iki RES türbinlerinin ve madem sahasının arasında sıkışmış konumda kalacaklar” diye belirtiyor. Civardaki köylerin tarımla, hayvancılıkla, kestane toplayarak ve mantarcılıkla geçindiğini ifade eden Aktaş, “Zaten yöre halkının geçim kaynakları bu ormanlar. Yani bu kıskaçta kaldığında buradaki insanlar, tahrip edildiğinde bu ormanlara giremeyecek. RES’lerde türbinlerin çevresi de büyük bir alanda çitle çevriliyor ve insanlar sokulmuyor oraya, çünkü çok tehlikeli” diye belirtiyor.

Aktaş, RES’lerin bölgenin geçim kaynakları üzerinde yaratacağı etkiyi şöyle değerlendiriyor:

“Arıcılık tamamen bitiyor; bunlar çok büyük türbinler olduğu için çok fazla uğultu olması nedeniyle arılar oradan kaçıyor. RES’lerin buraya yapılması durumunda buranın ekosistemi ciddi anlamda zarar görecek. Böyle bir durumda RES’ler kurulduğunda ne balcılık ne arıcılık yapılabilecek, buranın geçim kaynaklarıdan bir tanesi yok olacak.”

Bölge ormanlarla kaplı olması nedeniyle mevcut yolları çok dar iken, RES’lerin türbin kanatları gibi büyük parçalarının lojistiği, çok sayıda ağacın kesilmesi suretiyle yol açılmasını gerektiriyor. Aktivist Ferzan Aktaş, “Bu da bir orman tahribatı aslında” diyor. “Ayrıca türbinlerin altında da bildiğim kadarıyla bir dönüm kadar alanı da betona boğuyorlar.”

Aktaş şunları ekliyor:

“Her türbinün olacağı alanı da gittik, gördük. Bir tanesi bal ormanın üzerinde, bir tanesi arkeolojik sit alanının üzerinde, diğerleri çok ciddi ekolojik çeşitliliği olan alanların üzerinde. Yani burada bu projeye izin verilmesinin aslında mümkün olmaması gerekiyor ama yine de bir şekilde lisans almış ve ÇED süreci başlamış. Bizim de itirazlarımız bu yönde oldu.”

Depremin vurduğu Adıyamanlı tütüncüler: Devlet bizi birinci sınıf insan görmüyor

Video haber: Şenol BALI

*

ADIYAMAN- 6 Şubat’ta yaşanan yıkıcı depremlerden, yaklaşık 50 bin ailenin geçimini sağladığı Adıyaman’daki tütüncülük de zarar gördü. Tonlarca tütün enkaz altında kullanılamaz hale geldi. Bir  yılın hasadı olan bu kurutulmuş tütünlerin enkazda kalması üreticiyi ve satanı da zor durumda bıraktı.

Ürettiğini paraya çeviremeyen üreticiler, yeni sezon ekimi için de oldukça zorlanıyor. Artan mazot, ilaç ve gübre fiyatları nedeniyle bu yıl ekilen tütünler hali hazırda azalmışken, depremde evi yıkılan, yakınlarını kaybeden üreticilerin bir kısmı hem çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor hem de tek geçim kaynakları ve uğraşları olan tütüncülüğü sürdürmeye çalışıyor.

Kent genelinde tonlarca kurutulmuş tütün enkaz altında kaldı

Enkazdan kurtardığı tütünü alan yok

Merkeze bağlı Kayalık mahallesinde kaldığı bir çadırın yanında daha önce kiraladığı araziye tütün fidesi eken Mehmet Ali Doğan da bunlardan biri.

“Tütün bizim gelir kaynağımız. O olmadan biz yokuz“ diyen 65 yaşındaki  Doğan, enkazlarda kalan tütünlerinin bir kısmını komşularının yardımıyla kurtarabilmiş ama bu sefer de satmakta zorlanıyor. Doğan, bu yıl zaten geçtiğimiz yılların oldukça altında bir kapasitede ekim yapmak zorunda kalmış.

Mehmet Ali Doğan- Tütün üreticisi

Tütüncülüğün zorlukları ve artan maliyetler karşısındaki satış fiyatlarından şikayet eden Doğan şunları söylüyor:

“Tütünün dünya kadar emeği var. Bir kutu ilacı geçtiğimiz yıl 30 TL’ye aldık, şu an olmuş 85 TL. Ortada kalmışız biz de, keşke büyükler bunu görse. Keşke gelip bir iki gün bizimle tarlada çalışsa… Hatta yediğimizi yese belki akşama kadar dayanamazdı. O güneşte, o sıcakta çalışmak zor ama yapıyoruz, ne yapalım? Başka çaremiz yok. İşçiliği çok zor ve masraflı. Ürettiğimiz tütünün bir kısmını masraflarımıza harcardık, bir kısmını da yeni sezon için bırakırdık. Eskiden aldığımız parayla çocuğunu bile evlendirirdin. Ama şimdi enkazın altında kaldı. İnsanlarımız çok perişan oldu.”

Yetki belgesi, yasaklar ve kota

Tütüncülerin yaşadığı sorunların depremin çok öncesine dayanan bir geçmişi var. 3 Ocak 2002’de Meclis’ten geçen Tütün Yasası’yla, tütün üreticilerinin yetki belgesi almadan ve bildirimde bulunmadan ticaret yapması, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu‘nda yapılan düzenlemeye yasaklanmıştı.

Tütüncüler yıllardır bu yasaya karşı itiraz ediyor ve kentin temel geçim kaynağı olan tütüncülüğün bitirilmek istendiğine dikkat çekiyor. Çiftçiler Sendikası(Çiftçi-Sen) verilerine göre, 2000’lerin başında 583 bin 474 olan Adıyaman’daki üreticisi sayısı 50 bine kadar düşmüş durumda.

Ürettiğini satamayan üreticiler ya üretmeyi bırakmaya ya da az üretmeye başladı

Depremle beraber mevcut sorunlar daha yakıcı bir hal aldı.

Tütün satışı üzerinde devam eden yasakların kalkması gerektiğini ifade eden Doğan, depremin de etkisiyle üretimin daha çok azalacağını söylüyor:

“Kooperatif dediler, açtılar ama tütün almadılar. Tütüncülük rezil bir hal aldı. Ekim serbest, satış yasak. Şu an belki seçim arifesi diye ses etmiyorlar ama daha önce bırakmıyorlardı. Satmak yasaksa bırakma ekmesinler. Madem ektiriyorsun bırak satsınlar. Seçimden sonra satmaya müsaade eder mi etmez mi onların vicdanına kalmış. Daha doğrusu devlet, bizi birinci sınıf insan görmüyor. Çektiğimizi bir biz bir de bizi yaratan bilir. Üretim azalacak. Tütünlerin yarısı enkazda kaldı. Birazını da duvarlar yıkılınca komşular toplandı çıkarıp buraya getirdi. 20 gün önce ekime başlamamız lazımdı, onun için de geciktik.”

Üreticiler, enkazda zarar görmeyen tütünleri satmakta zorlandıklarını anlatıyor.

Çadırlarda tütüncülük yapmak sektörü zorlaştırdı

Depremin ardından çadırlarda kalan tütüncüler, bu koşullarda üretim yapmakta zorlandıklarını söylüyor:

“Çadırlara mahkum kaldık. İşçiler geldiğinde nerede otursun? Birkaç gün öncesine kadar banyo yoktu, lavabo yoktu. Hem tütünle uğraşmak hem çadırda olmak rezalet. Akşam işten geldiğinde çadırda nasıl banyo yapabilirsin? Suyu nasıl ısıtabilirsin ki?

Tütün üreticileri, çadır hayatının üretim sürecindeki zorlukları katladığını söylüyor

Esnaf da dertli: Satışlar üzerindeki yasaklar kalkmalı

Tütüncülüğün geldiği aşama, aracıları ve tütün satışı yapan esnafı da kötü etkilemiş durumda.  Kentteki birçok iş yeri ya yıkıldı ya da hasar gördü. Tütüncü esnafı şu sıralar ya kendi imkanları ile yaptıkları çadır barınaklarda tütün satıyor ya da işportacılık yoluyla. Çok küçük bir kısmı da hasar almayan dükkanlarına geri dönmüş.

Tütün üreticileri için 1 Temmuz 2021 yılında yürürlüğe giren tütün satışına yetki belgesi zorunluluğu getirilmişti. Yasaya göre, tütünler kooperatifler üzerinden satılacak. Bu yüzden en az üreticiler kadar, satıcılar da dertli.

Ercan Pulat isimli tütün esnafı, tütün satıcılarına getirilen bandrol uygulamasının kalkmasını istiyor.  Pulat, “Tütün, Adıyaman’ın temel taşı. Zaten depremle 10 yıl geriye gittik. Kentin bir daha kalkınması için yasaklar kalkmalı. Adıyaman tütün sayesinde ayaktaydı. Tek geçim kaynağı bu. Buna yasak geldiği zaman mağdur oluyor insanlar. Felaketin en büyüğünü de yaşadı. Yeni bir il, yapı ve gelecek için emeğimize sarılmamız lazım” diyor.

Yüzlerce bina ve iş yerinin yıkıldığı kentte, brandadan barınaklarda tütün satılıyor.

Kentteki büyük miktarda tütünün enkaz altında kaldığını dile getiren Pulat, kentteki tütüncülerin deprem öncesinde de yaşadığını sorunlara değiniyor:

“Örneğin şimdi bu tütünü 200 TL’ye satıyorum. Bunun fabrikadan işlendikten sonraki fiyatı 500 TL’ye çıkıyor. Üreticiler, çiftçiler bu kotasız sistemden razı. Bunu bandrolle yapın diyorlar. Devletin vergi almasını veya kazanmasını insan ister ama şu an kent halkının bu yasakların kalkmasına ihtiyacı var. Şu an başka iş yok, fabrika yok. Toprakta yetişecek başka ürün de yok. Millet Adıyaman’ı terk etti, böyle giderse geri kalanı da terk edecek. Yetkililerin sesimizi duyması lazım.”

Ercan Pulat- Tütüncü esnafı

Ruanda ve Uganda’daki sellerde 115 kişi yaşamını yitirdi

Doğu Afrika ülkesi Ruanda‘nın batı ve kuzey bölgelerinde yaşanan şiddetli yağış ve sellerde en az 109 kişi hayatını kaybetti. Komşusu Uganda‘nın Ruanda sınırına yakın bölgelerinde de etkili olan yağış ve sellerde de en az altı kişi yaşamını yitirdi.

Yetkililer, seller ve aralıksız yağmurlarda evlerin ve ekinlerin de zarar gördüğünü söylüyor

Reuters’ın aktardığına göre, şiddetli yağışlar, her iki ülkede toprak kaymalarına da sebep oldu. Arama-kurtarma ekipleri evlerinde mahsur kalan kişiler için çalışma başlattı. Ruanda’nın Batı Vilayeti Valisi François Habitegeko, “Önceliğimiz, mahsur kalmış ve kurtarabileceğimizi herkesi kurtarabilmek için zarar görmüş her eve ulaşmak” dedi.

Mayıs yağışları mevsim normallerinin üzerinde bekleniyor

Bazı kişilerin kurtarıldığını ve hastaneye kaldırıldığını açıklayan Habitegeko, yaralı sayısı hakkında bilgi paylaşmadı.

Acil durum yönetimi bakanı Marie Solange Kayisire ise özellikle batı ve kuzey Ruanda’yı etkileyen felakette evsiz kalanlara geçici barınma sağlamak için yardım çalışmalarının sürdüğünü söyledi.

Batı Ruanda’da bulunan Rubavu bölgesinde yaşayan Geoginah Mutabazi, AA‘ya Sebeya Nehri‘nde taşkınlara yol açan şiddetli yağmuru, tüm Batı Ruanda’daki selleri tetiklediğini anlattı.

Ruanda Meteoroloji Ajansı, mayıs ayının ilk 10 günü boyunca ülkenin bazı bölgelerinde ortalamanın üzerinde şiddetli yağmur ve aşırı hava olayları olabileceği tahminini yapıyor.

Resmi verilere göre, bu yıl ocak ayından 20 Nisan’a kadar Ruanda’da iklim değişikliği kaynaklı felaketlerde 60’tan fazla kişi öldü ve 158 kişi yaralandı.

Aşırı yağışlardan etkilenen komşu ülke Uganda’da da Uganda Kızılhaçı’na göre, batı Kisoro bölgesinde bir toprak kayması sonucu bir ailenin beş üyesi de dahil olmak üzere sekiz kişi öldü.

Uganda mart ayının sonundan bu yana şiddetli ve sürekli yağmurlara maruz kalıyor ve son günlerde Rwenzori dağlarının yakınındaki Kasese gibi bölgelerde sel ve toprak kaymaları meydana geldi.

Kisoro bölgesi mukim komiseri Safiq Ssekandi, şiddetli yağmurun 100’den fazla evi de yıktığını söyledi: “Dün gece saat 21:00 ile 03:00 arasında yağan çok şiddetli yağmur, evleri ve bahçeleri yok etti. Ayrıca birçok evcil hayvanı da öldürdü ve artık tüm yollar geçilmez hale geldi.”

 

Brezilya’da Lula yönetimi, Amazonlardaki altı yerli bölgesini koruma altına aldı

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, yasadışı ağaç kesimini, madenciliği ve arazi gaspını durdurmak amacıyla yaklaşık 5 bin 200  kilometrekarelik yerli toprağını kullanıcılarına iade etti.

Selefi, aşırı sağcı Jair Bolsonaro, Brezilya Amazonlarında yer alan söz konusu toprakları yasal ve yasadışı madenciliğe açmış, kaçak çiftlikler de dahil olmak üzere doğayı tahrip eden ve bölgede yaşayan yerlilere yönelik şiddeti körükleyen bir politika izlemişti.

Bolsonaro yönetimi altında Brezilya Amazonlarının ormansızlaştırılmasında yüzde 56’lık bir artış yaşanmış, yaklaşık 34 bin  kilometrekelik  yağmur ormanı yok edilmiş ve 2 bin 600 kilometrekarelik yerli toprağı zarar görmüştü.

Brezilya Amazonları’nda ormansızlaştırma beş kat arttı
Brezilya Amazonları’nda ormansızlaşma nisan ayında da rekor kırdı
Brezilya Amazonları son 10 yılda emdiğinden daha fazla karbondioksit yaydı

‘Karbon yutmak yerine salıyorlar’

Lula  geçen hafta sonu bölgeyi ziyaretinde yaptığı konuşmada “Yerli topraklarını yasal zemine kavuşturacağız. Hükümetim sırasında hiçbir yerli bölgesinin sınırsız talana açılmasını istemiyorum” dedi.

Brezilya’da 2. Lula dönemi: Amazon’da ormansızlaşmaya son verilecek

Hindistan’ın iki katı büyüklüğünde bir alanı kaplayan Amazon yağmur ormanları, korumasız alanlara göre hektar başına yüzde 50 daha fazla karbon tutuyor ve iklim değişikliğine karşı çok önemli bir tampon görevi görüyor.

Araştırmalar, yerlilerin kontrolündeki ormanların Brezilya Amazon’unda en iyi korunan ormanlar olduğunu gösterse de örneğin Doğu Amazon‘daki yıkım o kadar yaygın ki bölge bir karbon yutağı yerine bir karbon kaynağı haline gelmiş durumda.

Brezilya liderinin yeni kararına göre, söz konusu yerli topraklarında madencilik faaliyetleri yasaklandı ve endüstriyel çiftçilik ile ağaç kesme, hükümetin özel iznine bağlı kılındı.  Ayrıca yerli olmayan kişilerin yerli topraklarında herhangi bir ekonomik faaliyette bulunmasına da yasak getirildi.

Brezilya’da üç binden fazla korunan alan ve 490 tanınmış yerli bölgesi bulunuyor. 265 milyon dönümden fazla alanı kaplayan bu bölgeler, toplam Brezilya topraklarının yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturuyor.

Rainforest Foundation Norveç Direktörü,  Toerris Jaeger, Lula’nın kararıyla ilgili, “Yerli bölgeleri, dünyanın biyolojik çeşitlilik için merkez bankası olan Amazon’u korumak için çok önemlidir. Bugünkü duyuru aynı zamanda yerli halkın bu zenginliği en iyi koruyabilenler olduğunun önemli bir kabulü anlamına geliyor” dedi.

[COP27] Brezilya, Endonezya ve Kongo, Amazon ormanlarını korumak için ittifak kurdu

‘Olumlu ama yeterli değil’

Lula’nın duyurusu, yaklaşık dört bin yerliye ev sahipliği yapan altı bölgenin yasal koruma altına alınmasını sağlayacak. Örneğin, koruma altına alınanlar arasında bulunan Amazonas eyaletindeki Nadöb halkının yaşadığı Uneiuxi Bölgesi, yüzde 37 oranında, yaklaşık 5 bin 500 kilometrekarelik “birincil yağmur ormanı” kapsamına alındı.

Ancak bu kararlar, yağmur ormanlarının korunmasını tamamen garanti etmiyor. Eski başkan Bolsonaro yanlıları hala Amazon eyaletlerinin çoğu iktidarda ve yerli halkların topraklarına yönelik saldırıları sürdürüyor ve bu federal hükümetle karşı karşıya gelmelerine yol açıyor.

Karar çevre korumacıları ve örgütleri tarafından genellikle olumlu karşılanırken,  bazı yerli topluluklar ise yetersiz buldu. Geçen ocak ayında Lula hükümeti 14 yeni bölge oluşturma sözü vermişti. 733 bölge daha federal hükümetin kararının kapsamına girmek istiyor. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Socio-Environmental Institute’a göre, yeni tanınan bölgeler bu sayının yalnızca yüzde 6’sını oluşturuyor.

Lula’nın duyurduğu bölge sınırları dışında kalan Bahia eyaletinin güneybatısındaki Pataxó halkınin lideri olan Renato Atxuab, AP’ye hükümetin yabancıların daha fazla istila etmesini önlemek için topraklarını mümkün olan en kısa sürede  korumaya alması gerektiğini söyledi. Axtuab, geçen yıl boyunca tarım ticareti, toprak gaspçıları ve uyuşturucu kaçakçılarının dahil olduğu şiddetli çatışmaların yaşandığını da bildirdi.

Greenpeace Brezilya sözcüsü Danicley de Aguiar da, “Şu anda ülkede tanınma süreçleri bekleyen yüzlerce yerli toprağı var. Birkaç bölge, resmi olarak tanınmasına rağmen, yasadışı altın madencileri tarafından işgal ediliyor ve bu topraklarda yaşayan insanları aşırı şiddete maruz bırakıyor” dedi.

 

Araştırma: Hayal dahi edemeyeceğimiz sıcak dalgalarına karşı hazırlık yapmalıyız

Küresel sıcaklıklar endişe verici bir oranda artıyor ve bu da daha sıklıkla aşırı sıcak dalgaları yaşanabileceği anlamına geliyor. Birleşik Krallık’ın farklı bölgelerinden araştırmacılar, gelecekte yaşanacak afetlere daha iyi hazırlanılabilmesi için sıcak dalgaları riskinin en yüksek olduğu ülkeleri bir çalışmada ortaya koyuyor.

Nature Communications‘da yayımlanan araştırma, yalnızca sıcak dalgalarının görülmesi ihtimalini değil, aynı zamanda sosyoekonomi, nüfus artışı, enerji ağlarının istikrarı ve sağlık hizmetlerinin mevcudiyeti gibi faktörleri de göz önünde bulunduruyor.

Çalışma, Afganistan, Papua Yeni Gine ve Orta Amerika gibi bölgelerin sıcak hava dalgalarının zararlı etkilerine karşı en yüksek risk altında olduğu sonucuna varıyor.

Büyük nüfuslarının nispeten çok sayıda insanı riske atması nedeniyle Çin‘in başkenti Pekin ve Orta Avrupa‘nın da oldukça savunmasız durumda olduğu kaydediliyor.

‣ El Niño zamanı geliyor: Benzeri görülmemiş sıcak dalgaları görülebilir
‣ Güney Asya’daki ‘erken sıcak dalgaları’, tüm dünya için alarm işareti

‘Sadece deneyimlere göre hazırlıklar yeterli olmayabilir’

Araştırmayı yürüten ekip, gelecekteki potansiyel yıkıcı sıcak dalgalarına hazırlanmak için daha fazlasının yapıldığını görmek istiyor.

Araştırmacılar yayımladıkları makalelerinde, “Genellikle bölgeler, geçmişte yaşanan felaketler sonrasında başlanan planlamayla, sadece deneyimledikleri ölçüde aşırı olaylara hazırlanır” diye belirtiyor.

Ancak insanlığı neyin beklediğinin tam olarak bilinmiyor olması sorunun önemli bir kısmını oluşturuyor; zira gelecekte yaşanacak sıcak dalgaları muhtemelen bu noktaya kadar gördüklerimizden daha yıkıcı olacak.

Bilim insanları, çalışmalarında “Politika yapıcılar ve hükümetler, mevcut kayıtların ötesindeki olaylara, özellikle de insan kaynaklı iklim değişikliğinin neden olduğu aşırılık olasılığını artıran eğilimlere karşı hazırlık yapmalıdır” tavsiyesine yer veriyor.

sıcak dalga

‣ Aşırı sıcak dalgaları, hava kirliliğiyle birleştiğinde ölüm riski önemli ölçüde artıyor
‣ İklim krizi: Avrupa’da erken sıcak dalgası, orman yangınları; Asya’da sel

‘Son 60 yılda istatiksel olarak “mantıksız” sıcak dalgaları yaşandı’

Araştırmacılar, değerlendirmelerini yapmak için en son iklim modelleri ile küresel nüfus verilerinin yanı sıra, aşırı değer istatistikleri olarak bilinen ve aşırı iklim olaylarının tekrarlanma olasılığını belirlemek için kullanılan bir yönteme başvuruyor.

Bilim insanları, son 60 yılda çalışmanın kapsadığı 136 bölgenin yüzde 31’inde istatistiksel olarak mantıksız (modeller tarafından tahmin edilemeyecek kadar aşırı) sıcak dalgalarının meydana geldiğini açıklıyor. Bu durum, şu anda neredeyse hayal dahi edilemez gibi görünen olaylara fazlasıyla hazırlanmak için daha da fazla neden ortaya koyuyor.

sıcak dalga
Bir sıcak dalgası sırasında Teksas, ABD. Fotoğraf: Gabriel C. Pérez

Birleşik Krallık’taki Bristol Üniversitesi‘nden İklim Bilimci Vikki Thompson, “Isı dalgaları daha sık meydana geldiği için daha iyi hazırlanmamız gerekiyor” diye uyarıyor:

Şimdiye dek şansı yaver giden bölgeleri belirliyoruz – bu bölgelerin bazılarının nüfusu hızla artıyor, bazıları gelişmekte olan ülkeler, bazıları ise halihazırda çok sıcak. Bu alanlar için ısı eylem planlarının yeterli olup olmadığını sorgulamamız gerekiyor.

Buenos Aires, Arjantin. Fotoğraf: Arjantin Milli Meteoroloji Servisi
‣ Şahin: Sıcak hava dalgaları bu yıl iklim krizi sebebiyle erken geliyor
‣ Hindistan’da sıcak dalgasıyla termometreler 49’u gördü: Ne anlama geliyor?

‘Hâlâ atabilecek adımlar ve umut var’

Yüksek sıcaklıklara katlanmak insanların doğrudan ölümüne sebep olabildiği gibi, günlük hayatı ve çalışmayı çok daha zorlaştıran bir etkiye de sahip. Aynı zamanda tarım ve çiftçiliğin gelişimi açısından yıkıcı olabilirken orman yangını riskini artıran zincirleme etkilerde de bulunuyor.

Yine de iyi haberlerden söz etmek mümkün: Hazırlıklı olmak ölüm sayısını kayda değer ölçüde azaltıyor. Bu hazırlıklar, kentsel ortamlarda mekanların soğutulması, vardiyaların değiştirilmesi veya çalışma saatlerinin azaltılmasını kapsayabiliyor.

sıcak dalga

Bilim insanlarına göre, gelişmekte olan ülkeler kapsamlı ısı planları uygulama olasılığı en düşük olan ülkeler. Küresel ısınmayı kontrol altına alma çabaları devam ederken, yaşanacak olan aşırı hava olaylarının zararlarınını sınırlamak için hâlâ atılabilecek adımların olması umut verici.

Bristol Üniversitesi’nden Atmosfer Bilimci Dann Mitchell, “Hazırlıklı olmak hayat kurtarır” diyor:

Dünyadaki en beklenmedik sıcak dalgalarından bazılarının on binlerce insanda ısıya bağlı ölümlere yol açtığına şahit olduk. Bu çalışmada, bu tür rekor kıran olayların her yerde meydana gelebileceğini gösteriyoruz. Dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin hazırlıklı olması gerekiyor.

Modeller ve iklim aktivistleri, Met Gala’yı protesto etmek için sokaklara döküldü

Manhattan‘da gerçekleştirilen moda dünyasının Oscar’ı olarak bilinen Met Gala‘da iklim aktivistleri Paris Hilton‘un arabasının önünü kesti. İklim aktivistleri “Yüzde birlik kesim iklimi katlediyor” yazılı pankartları açarak devasa tutarlarda yapılan ve dünyanın seçkin zengin isimlerinin katılımıyla gerçekleştirilen Met Gala’yı protesto etti.

Eylemde 15 protestocu ünlülerin Met Gala’ya gittiği Maddison Caddesi‘ni kapattıkları için göz altına alındı. New York Değişim Toplulukları, yaşananları şöyle özetledi:

“Bilet başına 50 bin dolar olan #MetGala , sıradan insanların iki yakayı bir araya getirmek için mücadele ettiği ve gezegenin yandığı bir zamanda berbat bir savurganlık gösterisidir.”

Ayrıca Met merdivenlerinde oturan aktivistler ve modeller, kadınların bedenleri üzerine sıkça konuşan, kadın mücadelesinin sembollerinden biri haline gelen #MeToo dayanışmasının karşısında durarak tecavüz faillerini aklayan nam-ı diğer ünlü modacı Karl Lagerfeld‘in onuruna atfedilen Met Gala’yı protesto etti.

2023 Met Gala, New York City‘deki Metropolitan Sanat Müzesi’nde korna sesleriyle başladı. Met Gala, yılın en abartılı moda organizasyonlarından biri ve seçkin kişilerin dahi katılamadığı, birkaç 50 bin dolarlık biletin dışında girişi satın alınamayan, içeriye girebilenlerin ise dışarıyla paylaşım yapmasının birçok yolunun yasaklandığı bir etkinlik olarak biliniyor.

‣Met Gala: Dönüşüm ne zaman?

https://twitter.com/jimmyphl/status/1653184195106070529?s=61&t=q6pTOTTGTfWHV7xGEvdtig

Met Gala’da her yıl, en güçlü ve etkili ünlüler tarafından giyilen kıyafetler, benzersiz bir temaya bağlı kalıyor ve bu yılki katılımcılardan “Karl’ın onuruna” giyinmeleri istendi. Bu tema Karl Lagerfeld’in kişiliğinden dolayı oldukça çok eleştirildi. Nihayetinde Met Gala’ya damgasını vuran da aktivistlerle dolu sokakları oldu.

2019’da ölen Karl Lagerfeld, #MeToo hareketi ve kadınlara yönelik saldırgan yaklaşımlarıyla yıllar boyunca manşetlerde yer aldı.

Çevreciler eylemde: Yüzde 1 iklimi öldürüyor

Moda endüstrisinin büyük balosunu iklim aktivistleri protesto etti.

Paris Hilton‘un arabası Pazartesi öğleden sonra Met Gala‘nın yüksek sosyete merdivenlerine doğru ilerlerken, realite yıldızı Met Gala açılışına birkaç dakika kala, iklim protestocuları sokağa fırladı.

Los Angeles Times‘ın aktardığına göre; birkaç protestocu, Lagerfeld’i onurlandırmak adına Lagerfeld gibi inciler takmış ve beyaz yakalı siyah gömlekler giymiş film yıldızlarını getiren konvoyu engellemek için oturma eylemi gerçekleştirdi.

Kavşağın ortasından sloganlar atıldı, mitingler yapıldı ve Hilton’un arabasının önüne “yüzde 1 iklimi katlediyor” yazılı pankart asıldı.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı‘na göre tekstil endüstrisi, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 10’undan sorumlu ve havacılık ve denizciliğin toplamından daha fazla enerji tüketiyor. Ayrıca hızlı moda tek başına bu rakamların yükünü taşımıyor.

Modeller de eylem yaptı: Kadınlara karşı sorunlu tavrından bahsetmeyecekler

Model Alliance’ın kurucusu Sara Ziff, Pazartesi günkü Met Gala öncesinde Metropolitan Museum of Art’ta Pazar günü düzenlenen bir mitingde konuştu. Kaynak: LA Times

Model Alliance‘ın kurucusu Sara Ziff, Met Gala’nın öncesinde gerçekleştirilen eylemde protestoculara, “Uluslararası İşçi Günü‘ne denk gelen bu yılki Met Gala, Karl Lagerfeld’in yaratıcı dehasını onurlandıracak” şeklinde seslenmiş ve şunları aktarmıştı:

“Düzenli olarak model olarak çalıştığım Lagerfeld hakkında şüphesiz söylenmeyecek olan şey, onun zararlı ve modası geçmiş standartlarına uymayan kadınlara karşı sorunlu tavrından bahsetmek olacaktır.”

Model Alliance, modelleri sektörde uzun süredir yaygın olan suistimalden korumak için model yönetim şirketlerini düzenleyerek modeller için temel korumalar getiren bir yasa tasarısı olan New York’taki Moda İşçileri Yasası’nı geçirmeye çalışıyor.

Lagerfeld, 2009’da bir Alman dergisine, zayıf modellere itiraz eden tek kişinin “cips torbalarıyla televizyonun önünde oturup zayıf modellerin çirkin olduğunu söyleyen şişman anneler” olduğunu söylemişti.