Ana Sayfa Blog Sayfa 456

Yanlış kent politikaları iklim krizinin sonucu olan aşırı yağışları sele dönüştürdü

İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizi nedeniyle değişen yağış rejimleri, dere yatakları çevresinde yapılaşma, ormansızlaşma ve bölgedeki bitki örtüsünün tahrip edilmesi, kentlerde yağmur sularını ememeyen beton ve asfalt yüzey miktarının artması, çarpık kentleşme, altyapısızlık, plansızlık gibi nedenler şiddetli yağışların sel felaketine dönüşmesinde bileşik rol oynuyor.

Karadeniz’de üç gündür etkili olan kuvvetli yağış sonrası birçok kentte cadde ve sokaklar göle döndü, birçok bölgede hallede su baskınları yaşandı.

Samsun ve Amasya‘da sel nedeniyle pazartesi günü (5 Haziran) iki kişi yaşamını yitirdi. Amasya’da selde kaybolan Zilal Şahin’i arama kurtarma çalışmaları ise devam ediyor. Sinop, Samsun ve Kastamonu‘nun bazı ilçelerinde ise dün (6 Haziran) eğitime bir gün ara verildi. Tokat’ta beş mahalleye ulaşımı sağlayan yol göle döndü.

Uzmanların uyarılarına rağmen dere yataklarındaki yapılaşma ve iklim krizi nedeniyle seller felakete dönüyor. Çevre mühendisleri, her yıl yaşanan sel felaketlerine dikkat çekerek “Ekolojik yıkım ve rantsal politikalar sürdükçe ne yazık ki benzer felaketleri her yağmur sonrası yaşayacağız” diyor.

Buna rağmen iklim krizini görmezden gelen karar alıcı ve politika yapıcılar, dere yatıklarını yapılaşmaya açmanın yanı sıra bitki örtüsünü tahrip eden ve ormansızlaşmaya neden olan projelere onay veriyor.

Tokat’ta yollar göle döndü

Tokat’ın Erbaa ilçesine bağlı Gökal beldesinde sağanakta menfezler tıkandı, derenin taşmasıyla 5 mahalleye ulaşımı sağlayan yolun bir bölümü göle döndü.

İlçeye 45 kilometre uzaklıktaki Gökal beldesinde önceki gün etkili olan sağanak yağış sonrası Kanlıca deresinde su seviyesi yükseldi. Yağmur sularıyla gelen ağaç parçalarıyla tıkanan menfez, derenin üstünden geçen yolun suyla dolmasına neden oldu. Kanlıca, Alparslan, Fatih Sultan Mehmet, Gaziosmanpaşa ve Kaplıca mahallelerine giden yol ulaşıma kapandı. Menfezlerin tıkanması sonucu ulaşımda aksamalar yaşandığı, can veya mal kaybı yaşanmadığı belirtildi.

Ordu’da metrekareye 100 kg yağış düştü

Ordu’nun İkizce ilçesinde etkili olan sağanak yağış nedeniyle yollarda heyelanlar meydana geldi, tarım arazileri zarar gördü.

Aralıklarla yağan sağanakta, metrekareye ortalama 100 kilogram yağışın düştüğü ilçede derelerin debisi yükseldi. Yağışla birlikte cadde ve sokaklar göle döndü. Birçok noktada küçük çaplı heyelanlar oldu. Heyelanlar nedeniyle ilçeye bağlı Yoğunoluk, Devecik, Şenbolluk, Başönü ve Kaynartaş mahalle yolları ulaşıma kapandı. Bazı noktalarda fındık bahçeleri de zarar gördü.

Samsun ve Ordu’da taşımalı eğitime ara

Samsun ve Ordu’da sağanak yağış nedeniyle taşımalı eğitime dün bir gün ara verildi. İl Milli Eğitim Müdürlüğü‘nden yapılan açıklamada, Ayvacık, Salıpazarı, Ladik ve Terme ilçelerinde tüm okullarda, diğer tüm ilçelerde de bir gün süreyle taşımalı eğitim yoluyla gelen öğrencilerin idari izinli sayılacakları belirtildi.

Amasya’da heyelan

Amasya’nın Taşova ilçesine bağlı Gökpınar köyünde etkili olan şiddetli sağanağın ardından heyelan meydana geldi. Taşova Kaymakamı Ahmet Gökcecik, yaptığı açıklamada, heyelan sonucu can ve mal kaybının yaşanmadığını belirtti.

İklim krizi sel riskini nasıl artırıyor?

Türkiye İşçi Partisi, vekil Atalay’a özgürlük için 36 kentte eylem düzenledi

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili olarak seçilen ancak Gezi Davası kapsamında aldığı 18 yıl hapis cezası nedeniyle Silivri Cezaevi’nde tutulan Avukat Can Atalay’ın, tahliye edilmesi için 36 şehirdeki 85 ayrı noktada basın açıklaması yaptı.

Hatay’ın Defne ilçesindeki Uğur Mumcu Meydanı‘nda bir araya gelen vatandaşlar, “Can çıkacak halkını savunacak”, “Hukuksuz tutukluluğa son” pankartları taşındı. İskenderun‘daki Güvercinli Park‘ta da onlarca kişi bir araya gelerek “Hukuk ve halkın iradesine saygı istiyoruz!” dedi.

İstanbul‘un Kadıköy, Sarıgazi, Silivri, Büyükçekmece, Beylükdüzü, Esenler, Küçükçekmece, Kartal, Esenyurt, Bağcılar, Avcılar, Tuzla, Beykoz, Nurtepe, Okmeydanı, Maltepe, Bakırköy, Bahçelievler, Kozyatağı ve Beşiktaş‘ın da aralarında bulunduğu 26 noktasında eylem düzenlendi. Parti Sözcüsü Sera Kadıgil, Kadıköy’deki Haydarpaşa Garı‘nda düzenlenen basın açıklamasında “Seçilmiş bir milletvekili aradan üç hafta geçmiş olmasına rağmen Yargıtay tarafından hukuka karşı hile kullanılarak resmen esir tutuluyor” diye konuştu.

TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Ankara‘da TİP İl Binası önünde gerçekleştirilen eyleme katılarak iktidara seslendi.

İzmir‘de Alsancak ve Bergama‘da buluşan eylemciler basın açıklaması düzenledi. Alsancak’ta açıklamanın ardından bir yürüyüş gerçekleştirildi.

Antalya‘da Alanya, Serik ve Manavgat ilçelerinde bir araya gelen eylemciler, basın açıklamasında Can Atalay’ın Meclis’e kaydı yapılmış olmasına ve Yargıtay’a gerekli başvurular yapılmış olmasına rağmen halen tutuklu olmasına tepkilerini dile getirdi.

Sakarya‘da AKM önünde onlarca kişinin katılımıyla yapılan basın açıklamasında da Atalay’a özgürlük talep edildi, “Can çıkacak halkını savunacak!” ifadeleri kullanıldı.

Manisa‘daki Manolya Meydanı‘nda yapılan basın açıklamasında “Hatay halkının iradesi gasp edilemez” vurgusu yapıldı.

Kocaeli‘nin Gebze ilçesinde Kent Meydanı‘nda bir araya gelen ilçe örgütü, Atalay’ın hâlâ tutuklu olmasının hukuğa aykırı olduğunun altını çizdi.

Aydın‘da Atatürk Kent Meydanı‘nda bir araya gelen göstericiler de Hatay Milletvekili Av. Can Atalay’ın hukuksuz tutukluluğunun sona ermesi için bir araya geldiklerini bildirdi.

Eskişehir‘deki göstericiler İsmet İnönü Caddesi‘nde toplanarak yaptığı basın açıklamasında Atalay’ın tutukluluğunun devam ettirilmesiyle halkın iradesinin gasp edildini belirtti.

Denizli‘de Atalay’a özgürlük çağrısı yapan göstericiler, Candoğan Parkı‘nda bir araya geldi.

Bolu‘da Atalay’ın tutukluluğuna son verilmesi çağrısı yapanlar, Kardelen Meydanı‘nda bir araya geldi.

Balıkesir‘de Bandırma Cumhuriyet Meydanı ve Gönen Cumhuriyet Meydanı‘nda bir araya gelen eylemciler, Atalay’ın serbest bırakılmasını istedi.

Muğla‘nın Bodrum, Milas, Köyceğiz, Marmaris, Fethiye, Datça, Ula ve Menteşe ilçelerinde buluşan onlarca kişi, yetkililere yasaları uygulama çağrısı yaptı.

Giresun‘da onlarca gösterici Atatürk Meydanı‘nda bir araya gelerek Atalay için hukukun uygulanmasını istedi.

Düzce‘de Durmazlar Düğün Salonu karşısında toplanan il örgütü, kurumlara görevlerini yerine getirmeleri adına çağrıda bulundu.

Kırklareli‘deki Özgürlük Parkı‘nda da Atalay’ın serbest bırakılması çağrıları yapıldı.

Adana‘daki Atatürk Parkı‘nda gerçekleştirilen basın açıklamasında da göstericiler yetkililere seslendi.

Konya‘da Gedavet‘te bir araya gelen eylemciler, “Halkın seçilmiş vekili Can Atalay’ın yeri meclistir” dedi.

Bursa‘da TİP il binasında gerçekleştirilen basın açıklamasında Atalay’ın hukuksuzca rehin alındığı ifade edildi.

Diyarbakır‘da Koşuyolu Parkı İnsan Hakları Anıtı önünde yapılan basın açıklamasının ardından oturma eylemi düzenledi.

Edirne‘de Saraçlar Caddesi‘nde bir araya gelen göstericiler de Atalay’ın tutukluluğuna tepki gösterdi.

İzmit‘te İnsan Hakları Parkı‘nda yapılan açıklamada Atalay’ın tutukluğunun halkın iradesinin gaspı anlamına geldiği vurgulandı.

Çorum‘da Kadeş Barış Meydanı‘nda gerçekleştirilen basın açıklamasında “Hukuka, halkın iradesine saygı istiyoruz!” denildi.

Sinop‘ta Uğur Mumcu Meydanı‘nda buluşan eylemciler, “Hatay halkının iradesine saygı istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Kayseri‘de yer alan Cumhuriyet Meydanı‘nda yapılan basın açıklamasında Atalay’ın milletvekilliği tescil edilmesine rağmen hukuksuz biçimde tutukluluğu sürdürülmesine karşı çıkıldı.

Tekirdağ‘da Çorlu Heykel Meydanı‘nda gerçekleştirilen basın açıklamasında Atalay’ın cezaevinde rehin tutulduğu belirtildi.

Çanakkale‘de İskele Meydanı‘nda yapılan açıklamada da Atalay’ın tutukluğuna son verilmesi çağrısı yapıldı.

‘Mazbatasını almasına rağmen göreve başlayamadı’

TİP’in tüm eylemlerinde okunan basın açıklamasında Can Atalay’ın mazbatasını aldığı hatırlatılarak, “Yargıtay’da dava süreci devam ederken hukuksuzca cezaevinde tutulan Avukat Can Atalay, 14 Mayıs Milletvekilli Seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’nden Hatay milletvekili seçildi. Seçim sonuçlarının kesinleşmesini takiben Can Atalay, avukatları aracılığıyla milletvekili mazbatasını aldı ve geçen cuma günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekili olarak kaydı yapıldı. Ancak seçilmiş vekilimiz, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde esir tutulduğu için henüz milletvekili yeminini edemedi ve görevine başlayamadı. Can Atalay’ın tahliye edilmesi için avukatlarının Yargıtay’a yaptığı başvuru günlerdir yanıtsız bırakıldı ve yoldaşımız hala cezaevinde tutuluyor” ifadeleri kullanıldı.

Yaşananların Anayasa’ya aykırı olduğu belirtilen açıklamada, “Yaşanan durum her anlamda Anayasa’ya aykırıdır ve Yargıtay, Anayasa’nın emrettiği hükmü uygulamamakta ısrar etmektedir. Seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay’ın tutukluluk hâlinin devamı, hukuka aykırı bir şekilde, kişi hürriyeti ve güvenliğinin engellenmesi ve aynı zamanda seçmenlerin temsil edilme haklarının ihlali anlamına gelmektedir” ifadelerine yer verildi.

‣ 15 hukuk kurumundan Hatay milletvekili Atalay’ın tutukluluğuna son verilmesi çağrısı

Anayasa’nın 83. Maddesi’nde “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz” denildiği hatırlatılan açıklama şöyle devam etti:

“Anlamı apaçık olan Anayasa hükmü ortadayken, buradan başta Yargıtay savcıları olmak üzere yetkililere soruyoruz: Seçilmesinin üstünden 3 hafta geçmesine rağmen Can Atalay neden hala serbest bırakılmadı? Can Atalay neden Meclis’te yemin edip görevine başlayamadı? Can Atalay ne zaman Hatay’a ulaşıp enkaza çevrilmiş olan şehrin imarı için yurttaşla beraber çalışmalarına başlayabilecek? Can Atalay’ın, Hatay’ı ve tüm ülkeyi enkaz altında bırakanların suçlarını yüzlerine vurmasından mı korkuyorsunuz? Milli iradenin yerine gelmesini engellemenin, yani milletin seçtiği vekil sanki seçilmemiş gibi davranmanın, bir suç olduğunu bilmiyor musunuz?

‣ Vekiller yemin etti, TBMM 28’inci Yasama Dönemi resmen başladı

Bu sorularımızla, Anayasal kurumları Anayasa’ya uymaya bir kez daha davet ediyoruz. Artık bu hukuksuzluğa bir son verin! Yetkinizi aldığınız yasaları uygulayın! Can Atalay’ın seçilmiş bir milletvekili olarak yasama faaliyetlerine katılmasının önündeki engellerin kaldırılmasını, T.C. Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile koruma altında olan seçme ve seçilme hakkının derhal yerine getirilmesini bekliyoruz.

Saray’dan talimat beklediğiniz her gün, Anayasa’yı çiğnemeye devam ettiğiniz bir gün olarak kaydediliyor halkın defterine. Bunu unutmayın çünkü biz sizin kanun dışı, keyfi uygulamalarınızı asla unutmayacağız. Başta Mücella Yapıcı, Can Atalay ve Tayfun Kahraman olmak üzere haksız, hukuksuz bir şekilde tutuklanarak özgürlüğü elinden alınan tüm arkadaşlarımız için mücadeleye devam edecek, adaleti mutlaka bu topraklara getireceğiz.

Halkın iradesine saygı istiyoruz! Hukuka, adalete saygı istiyoruz! Hatay halkının iradesine saygı istiyoruz! Can Atalay’a özgürlük istiyoruz!”

Yargıtay’dan dönen Büyükada davasında tüm hak savunucuları beraat etti

İstanbul Büyükada’da 5 Temmuz 2017 tarihinde yapılan toplantıya ilişkin 11 hak savunucusunun yargılandığı ve 2020 yılında karara bağlanan dava Yargıtay’ın mahkumiyet kararını bozmasının ardından yeniden görüldü.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Onursal Başkanı Taner Kılıç “silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasından 6 yıl 3 ay, Günal Kurşun, İdil Eser ve Özlem Dalkıran ise “Silahlı terör örgütüne bilerek veya isteyerek yardım etme” iddiasından ayrı ayrı 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Yedi hak savunucusu ise beraat etmişti.

Yargıtay’ın bozma kararının ardından bugün 35’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada ise mahkeme heyeti, Taner Kılıç, İdil Eser, Günal Kurşun ve Özlem Dalkıran’ın da beraatine karar verdi. Mahkeme karar gerekçesinde ‘delil yetersizliği’ olduğunu söyledi.

‣ Yargıtay Büyükada davasındaki mahkumiyet kararlarını esastan bozdu
‣ AYM’den ‘Büyükada davası’nda haksız tutukluluk kararı

Af Örgütü: Adalet kazandı

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard tarafından yapılan açıklamada, “Bugünkü karar, akıl almaz boyutlarda bir haksızlığa son verdi. Mahkumiyet kararları nihayet bozulduğu için büyük bir rahatlama duyuyoruz; ancak bu kararların verilmiş olması yıllar sonra bile akla mantığa sığmıyor” ifadeleri yer aldı.

Callamard sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugünkü karar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Türkiye tarafından Taner Kılıç’ın 2017-2018’deki tutukluluğunun insan haklarını ihlal ettiğine yönelik kararın AİHM Büyük Daire’de yeniden görülmesi için yapılan temyiz başvurusunu reddetmesinin ardından verildi. Böylece AİHM’in bağlayıcı kararı kesinleşti.

Mayıs 2022’de AİHM, Türkiye yetkililerinin ‘Taner Kılıç’ın suç işlediğine dair makul şüphesi’ olmadığını doğruladı. AİHM aynı zamanda, Kılıç’ın terörle bağlantılı bir diğer suçlama setiyle hapsedilmesinin “insan hakları savunucusu olarak yürüttüğü çalışmalarla doğrudan bağlantılı” olduğuna hükmetti.

“Taner, İdil, Özlem ve Günal açısından çektikleri eziyet bitmiş olabilir; fakat Türkiye’nin dört bir yanında çok sayıda insan hakları savunucusu cezaevinde tutuluyor veya tutuklanma ya da benzeri temelsiz kovuşturmalarla karşı karşıya kalma kaygısıyla yaşıyor” diyen Agnès Callamard sözlerini şöyle sonlandırdı:

Bugünkü zaferden güç alacağız. Türkiye’de insan haklarının sorumsuzca kısıtlanmasına karşı ve hükümetin tehditleriyle susturulmayı reddeden insanlar yararına mücadele etmeye devam edeceğiz.

‣ Büyükada davasında iki yıl sonra mütalaa
‣ Büyükada davası, 3 Nisan’a ertelendi

Ne olmuştu?

İstanbul Büyükada’da 5 Temmuz 2017’de düzenlenen bir atölye çalışması sırasında gözaltına alınan ve haklarında dava açılan 11 insan hakları savunucusunun yargılandığı dava İstanbul 35’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü.

Hak savunucularının yargılandığı davada Taner Kılıç’a “silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasından 6 yıl 3 ay, Günal Kuşun, İdil Eser, Özlem Dalkıran’a “Silahlı terör örgütüne bilerek veya isteyerek yardım etme” iddiasından 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi.

Nalan Erkem, İlknur Üstün, Ali Gharavi, Peter Steudtner, Veli Acu, Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli hakkında beraat kararı verilmiş, mahkeme heyeti kararı oy çokluğuyla almıştı.

Dört kişinin ceza aldığı davadaki mahkumiyet kararları Yargıtay tarafından bozuldu.

Taner Kılıç, Haziran 2017’de gözaltına alınmış ve 14 aydan uzun süre cezaevinde tutulmuştu.

İdil Eser, Özlem Dalkıran ve Günal Kurşun 2017’de “terör örgütüne yardım etmek” suçlamasıyla 25’er ay hapis cezasına çarptırılmış ve üç aydan uzun süre tutuklu kalmıştı.

‣ Büyükada Davası’nda sanıklar çürütülen delillerle yargılanıyor
‣ Büyükada davasında dört hak savunucusuna hapis cezası
‣ Uluslararası Af Örgütü: Büyükada Davası ile ilgili basında çıkan haberler doğru değil

15 hukuk kurumundan Hatay milletvekili Atalay’ın tutukluluğuna son verilmesi çağrısı

Türkiye’den 15 hukuk kurumu, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili olarak seçilen Avukat Can Atalay‘ın tutukluluğuna son verilmesi için çağrıda bulundu.

Adalet İçin Hukukçular, Katılımcı Avukatlar, Avukat Dayanışması, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, Avukat Hareketi, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar, Avukatlar Sendikası, Sol Hukuk, Çağdaş Avukatlar Grubu, Sosyal Hukuk, Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı, Demokrasi İçin Hukukçular, Yurtsever Hukukçular ve Kartal Hukukçular Derneği tarafından yapılan bir ortak basın açıklamasında, Atalay’ın Gezi Davası nedeniyle bir yılı aşkın süredir haksız şekilde Silivri Cezaevi‘nde tutuklu bulunduğu kaydedildi.

Atalay’ın mazbatasının Hatay İl Seçim Kurulu tarafından düzenlenerek avukatlarına teslim edildiğine, milletvekili olarak seçildiğine ilişkin Yüksek Seçim Kurulu kararının da 30 Mayıs 2023’te Resmi Gazete‘de yayımlandığını kaydeden hukukçular, 2 Haziran’da TBMM kaydının da yapıldığını belirtti.

Açıklamada, “Seçilme yeterliliği bulunan, milletvekili olarak seçilen ve mazbatasını alan bir milletvekilinin, seçimin üzerinden on beş günden fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen hala tahliye edilmemiş olması kabul edilemez” ifadeleri yer aldı.

‣ Vekiller yemin etti, TBMM 28’inci Yasama Dönemi resmen başladı

‘Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu işleniyor’

Siyasi iktidarın her türlü hukuka aykırı uygulamayı “milli irade” bohçasına sokarak kendince meşruiyet zemini yarattığını ifade eden hukukçular, iktidarın milli iradenin temeli olarak gördüğü seçim sandığına ve o sandıktan çıkan iradeye saygı duymamasını, açıkça halk iradesinin gasp edilmesi ve Hatay halkının iradesinin yok sayılması olarak değerlendirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası‘nın 83’üncü maddesini hatırlatan hukukçular, “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclis’in kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Milletvekillerinin yasama dokunulmazlığının niteliği ve halkın oyları ile milletvekili seçilen bir kişinin tutukluluğuna ilişkin çok sayıda yargı kararı ve yaklaşık 30 yıllık yerleşik içtihat bulunmaktadır” dedi.

Açıklamada, Anayasa Mahkemesi‘nin daha önce Mustafa Balbay, Sebahat Tuncel, Enis Berberoğlu, Leyla Güven ve Ömer Faruk Gergerlioğlu başvurularına dair verdiği kararlar ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu‘nun tüm bu kararlara atıfla verilen Cumhuriyet Davası’na ilişkin bozma kararının, seçilmiş bir milletvekilinin cezaevinden tahliyesinin hakimin takdir yetkisi içerisinde değerlendirilebilecek bir husus değil, bir anayasal zorunluluk olduğunu ortaya koyduğu vurgulandı. Buna rağmen Can Atalay için hâlâ tahliye kararı verilmediğini aktaran hukuk kurumları, TCK’nin 109’uncu maddesinde düzenlenen “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçunun işlendiğini açıkladı.

Hukukçular, Atalay’ın serbest bırakılması çağrısını yineleyerek şunları kaydetti:

Halihazırda milletvekili olarak seçilmiş olan Can Atalay, seçmenlerinin iradesini parlamentoda temsil etmek, yasama faaliyeti içerisinde yer almak ve deprem bölgesinde olan Hatay için çalışmalarına başlamak üzere derhal serbest bırakılmalıdır.

Atalay

TİP, Atalay’ı Meclis Başkanı adayı gösterdi

Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı adaylığına, mazbatasını almasına rağmen hukuksuz şekilde cezaevinde tutulan TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ı gösterdi.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, kendisinin, TİP Sözcüsü Sera Kadıgil’in ve İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın imzasının yer aldığı dilekçeyi TBMM Genel Sekreteri Mehmet Ali Kumbuzoğlu’na bugün (6 Haziran) saat 15.00’te teslim etti.

Atalay neden göreve başlayamadı?

Gezi Davası kapsamında aldığı 18 yıl hapis cezası nedeniyle Silivri Cezaevi’nde tutulan Atalay’ın mazbatası, 25 Mayıs tarihinde avukatları tarafından alındı ve hemen ardından Atalay’ın tahliyesi için Yargıtay’a başvuruda bulunuldu.

Yargıtay, yapılan başvuruya hala yanıt vermezken TİP Milletvekili Can Atalay henüz edilememesi sebebiyle görevine başlayamadı.

Van’daki Muradiye Şelalesi’nde büyük tehlike: Binlerce yıllık şelale ağaç mezarlığına dönüyor

Video haber: Şenol BALI

*

Tarihi, doğal ve turistik bir öneme sahip Muradiye ilçesindeki Muradiye Şelalesi’nde bulunan binlerce ağaç kuruyor. Farklı yaş aralığındaki bu ağaçların kuruması, şelalenin kurak bir hal alması tehlikesini doğuruyor. Bu tehlike; hem orman fakiri kentte yeşil alanların daha da azalmasına hem de şelalenin uzun vadede cazibesini kaybetmesine neden olacak. Kurumanın yarattığı bir başka tahribat ise orada yaşayan sayısız kuş türünün ve diğer canlıların yaşam alanlarının bozulması.

Yaşanan kurumanın nedeni henüz bilinmiyor. Daha doğrusu konunun muhatabı kurumların bu konuda henüz kesinleşmiş bir çalışması yok. Aradığımız Van Tarım İl Müdürlüğü yetkilileri, konuyla ilgili kendilerine bir şikâyetin gelmediğini söylüyor. Muradiye İlçe Tarım Müdürlüğü’ne ise ulaşamadık.

Ancak ilçede çalışan ve yaşanan tahribatı duyuran Gazeteci Harun Yavruöztürk, kendisinin İlçe Tarım Müdürlüğü’nü aradığını, kendisine kurumanın ağaçların ekonomik ömrünün tamamlanması veya dönemsel hastalıklarla ilgili olabileceğini söylendiğini aktardı.

Yeşil Gazete’ye konuşan Yavruöztürk, kurumanın birkaç yıldır başladığı bilgisini veriyor ve yetkililerin kendisine verdiği bilgiyi şöyle aktarıyor:

“Ağaçların bu şekilde kuruması üzerinde İlçe Tarım Müdürlüğü ve Kaymakamlık’la iletişime geçtik. İlçe Tarım Müdürlüğü bu ağaçların ekonomik ömrünün tamamladığı şeklinde bir bilgi verdi. Buradan kasıt ne bilmiyoruz ama küçük fidanların da on yıllık ağaçların da kuruduğunu görüyoruz. Şu an dünyaca ünlü Muradiye Şelalesi’nde genç yaşlı binlerce ağacın kuruduğunu görüyorsunuz. Belediye denetiminde olan bir yer ve belediye de kayyum tarafından yönetiliyor. Burası son bir iki yıl değil birkaç yıldır tahrip ediliyor.”

şelale,
Şelalede bulunan yüzlerce ağaç kuruyor, kuruma sebebi ise henüz saptanmış değil.

Genç yaşlı binlerce ağaç kuruyor, sebebi bilinmiyor

Şelalenin arkasındaki genişçe alanda bulunan kavak ağaçlarının olduğu yerde Yavruöztürk’ün söylediklerine uygun bir tablo var. Kuruyan ağaçların arasında fidan sayılacak yaşta ağaçların varlığı söz konusu.

şelale,
Kuruyan ağaçların arasında küçük yaştakiler ve tam olarak kurumayanlar da bulunuyor.

Öte taraftan kuruyan ağaçlar, Van Gölü’nü besleyen ana kaynaklardan biri olan Bendimahi Çayı’ndan besleniyor. Muradiye Şelalesi de yine bu çayın üzerinde bulunuyor. Ancak Bendimahi, son yıllarda HES’lerin kurbanı edilmiş durumda. Çay üzerinde, şelalenin aşağısında ve yukarısında olmak üzere iki ayrı HES bulunuyor. Hatta yukarda bulunan HES, kuruyan ağaçların sadece 100 metre uzağında. Bu HES’ler, çaydaki suyun debisini, akış hızını ve yönünü değiştiriyor. Bendimahi’nin de 25 km’yi bulan yatağında değişimlere neden oluyor.

Yavruöztürk de tam bu konuya dikkat çekiyor ve böyle devam etmesi durumunda şelalenin ağaç mezarlığına döneceğini kaydediyor.

“Şelalede bulunan ağaçların yarısından fazlası kurumuş, bunu çıplak gözle de görüyoruz. Bunun derhal çözüme kavuşturulması lazım. Tüm kamuoyu ve yetkili mercileri göreve davet ediyoruz yüz metre ilerde HES var. Ve sadece şelale için kısmi bir su bırakılıyor. Geri kalan kısımlarda su tekrar HES için kullanılıyor” diyen Yavruöztürk şunları aktarıyor:

“Van Gölü’ne akan bu su, balıkların ürediği yerlerden. Balığı koruyalım diye bangır bangır bağıranların balıkların susuzluktan öldüğünü de görmesi lazım. Şelale bölgesinde bir tek yeşil alan sorunu kalmamıştı, artık bu da var. Kuruma, HES’le mi veya polenle mi ilgili bilemiyoruz. Ekonomik ömrünü tamamlamış diyorlar, onu da bilemiyoruz. Fakat binlerce ağacın bu şekilde kuruması ve etraftan geçenlerin üzerine her an düşeceği tehlikesi bizi endişelendiriyor. Şelalenin bu şekilde bir ağaç mezarlığına dönmesi ve çorak kalması bizi üzüyor.”

şelale,
Ağaçların bulunduğu alanda aralarında sayısız kuş türünün de olduğu birçok hayvan yaşıyor.

Orman fakiri kentte hem yeşil alanlar azalıyor hem de orada yaşayan canlılar zarar görüyor

Kuruyan veya kırılarak yere düşen ağaçlar etrafta bulunan köylüler tarafından kesilerek götürülüyor. Kuruduğu halde ayakta duranlar ise çevreyi ziyaret edenler açısından bir tehlike taşıyor. Ağaçların kuruması ile ortaya çıkan bir başka tehlike ise orada yaşayan sayısız kuş türü ile diğer hayvanlarının yaşam alanlarının zarar görmesi. Birçok hayvanın yaşadığı alan, hem kuşların göç yolları üzerinde bulunuyor hem de yumurtalarını bıraktıkları bir alan olarak kullanılıyor.

Işık: Bir ağaçta kuruyan bir dalın bile budanması lazım ki ağaç kurtulabilsin

Van Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Engin Işık da bu tarz alanların canlı zenginliğini koruduğunu dile getiriyor.

Kuruyan ağaçların birtakım tedbirlerle kurtarılması gerektiğine vurgu yapan Işık, herkesin duyarlı olması gerektiğinin altını çiziyor:

“Ağaçlar kurumuşsa da yerine yeni bir fidanın dikilmesi lazım. Kabuğu veya bir kısmı kurumuş diye de ağaçlar kesiliyor olabilir. Çünkü kavak ağaçları elverişli bir ağaç ihtiyaçların giderilmesi konusunda. Ağaçların önemi gerçekten büyük. Bir emisyon görevi görürler ve hava dengesi kurarlar. Yine canlı zenginliği ve bitki örtüsü açısından da çok önemli. Kaldı ki Van, orman fakiri bir kent. Bu yüzden bu tarz yerlerin korunması lazım.

Elbette kavak ağaçların ülkeye ekonomik katkısı tartışılır ama bu yeşil alanın korunması lazım. İnsanlar için bir ihtiyaç. Köylülerin, kurumların duyarlı olması lazım. Bir ağaçta kuruyan bir dalın bile budanması lazım, ağacın kurtarılması için. Bu nedenle ağaçların kesilmesi doğru değil. Bir de burası kuşların göç yolları üzerinde bir yer, yine ürediği alanlardan. Birçok börtü böceğe de ev sahipliği yapıyor. Hastalık var gibi görünmüyor. Ancak kavak ağaçları susuzluk veya hastalıklara karşı dayanıklı ve yetenekli ağaçlar. Kendi kendini de yenileyebiliyor. Şu an sebebi HES olarak belirlemek yanlış olabilir.”

şelale,
Van Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Engin Işık

Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist burayı ziyaret ediyor

Muradiye Şelalesi tarihi, doğası ve kültürel yapısıyla her yıl binlerce yerli ve yabancı turistin uğradığı yerlerden. Bu yönüyle kent için bir ekonomik değer de taşıyor. Bu doğal güzelliği görmek için kente gelenlerden biri de Kamuran isimli yurttaş.

Kentin yüksek rakımı nedeniyle çok az yeşillik alan barındırdığını belirtiyor ve mevcut yeşil alanların korunması gerektiğine vurgu yapıyor:

İzmir’den yöredeki zenginlikleri görmek için geldik. Gerçekten muhteşem bir şelale. Etraftakilerin deniz dediği Van Gölü gerçekten çok güzel. Bu kadar olacağını tahmin etmemiştik. Bu suyun azalmaması, şelalenin kurumaması lazım. Van Gölü’nü besleyen ve balıkların ürediği bir yer. Van da yüksekliği nedeniyle çok az yeşil alana sahip. Bu su da kurursa hiç yeşillik kalmayacak. HES başka yerde de yapılabilir ama bu su kurumamalı, bu yeşillik korunmalı.”

şelale,
Gazeteci Harun Yavruöztürk

‘Şelale kurursa veya çorak kalırsa kaderine terk edilen bu ilçeye bir darbe daha vurulacak’

Gazeteci Yavruöztürk, şelalenin taşıdığı turistik ve ekonomik potansiyeli hakkında dile getirdiği yorumunda bölgede iş sahalarının olmamasını hatırlatıyor ve şu sözleri kullanıyor:

“Bölgemizde iş sahaları yok, sanayi gelişmemiş. Tek alametimiz bu doğa. Doğanın da bu şekilde katledilmesine göz yummak bölgeyi bir kuraklığa ve kötülüğe sevk etmektir. Dışardan birinin işi düşmedikçe ilçemize ve bölgemize gelmesinin tek sebebi bu şelale. Dolasıyla şelalenin olmadığını veya kurak ve susuz olduğunu varsayarsak doğrusu ezelden beri kaderine terk edilen bu ilçeye ve bölgeye daha sert bir darbe daha vurulması demek. Bir de şelale sadece bizim değil. Gelecek nesillerin de hakkıdır. Bu bir vebaldir. Ama maalesef bu doğa harikası gelecek nesillere bu güzellikte bırakmak imkânsız hale geldi.”

şelale,
Muradiye Şelalesi her yıl yerli ve yabancı binlerce turisti ağırlıyor.

Geçtiğimiz günlerde SİT alanı ilan edildi

Muradiye Şelalesi, 12 Mayıs tarihinde Resmî Gazete‘de yayımlanan kararla ‘Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı ve Doğal Sit-Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak tescil edildi. Bu kararla, şelalenin ve etraftaki yeşilliğin korunmasına dönük ne tür adımlar atılacağı henüz bilinmiyor ancak İlçe Tarım ve Orman Müdürü Harun Altun, karardan hemen sonra yaptığı açıklamada ağaçların kurumasına değinmedi ve koruma tedbirleri ile alanda yapıların yapılamayacağı veya vatandaşların alana zarar veremeyeceği şeklinde bir açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Şu an bulunduğumuz Muradiye Şelalesi, ilçemizin en gözde turistik mekanlarından biridir. Şelalemiz uluslararası bir yol güzergahının üzerinde bulunduğundan oldukça yoğun bir ziyaretçi akımına uğramaktadır. Bakanlığımız 13.04.2023 tarihinde aldığı kararla burası doğal sit alanı olarak tescillendi. Böylelikle bunun faydası vatandaşımızın buraya herhangi bir yapı veyahut zarar görebilecek bir şey yapması engellenmek istenmektedir. Bu kararda emeği geçen bütün devlet büyüklerimize çok teşekkür eder, Muradiye halkımıza hayırlı olmasını dileriz”

şelale,
Şelale, Resmi Gazete’de yayımlanan kararla ‘Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı ve Doğal Sit-Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak tescil edildi.

ORÇEV: Ordu Büyükşehir Belediyesi, mahkeme kararına uymamaya devam ediyor

Ordu Büyükşehir Belediyesi‘nin (OBB), Melet Irmağı Balıkçı Barınağı projesine, mahkeme kararıyla Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci iptal edilmesine rağmen devam ettiği bildirildi.

Ordu Çevre Derneği (ORÇEV), Melet Irmağı ağzına yapılmak istenen proje alanında  elektrik altyapı çalışmalarının yapıldığını tespit ederek şikayette bulundu.

ORÇEV tarafından yapılan açıklamada, belediyeye karşı açılan davada Ordu Melet Balıkçı Barınağı’na ait ÇED dosyasının Ordu İdare Mahkemesi’nin 2022/ 563 E. 2023/560 K. Sayılı kararı ile iptal edildiği hatırlatıldı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bu karardan sonra proje alanında bir çivi bile çakılamaz. Ordu Büyükşehir Belediyesi mahkeme kararına uymamış ve çalışmayı sürdürmüştü. Yaptığımız şikayetler sonucunda geç de olsa çalışmalar durdurulmuştu. Şimdi de barınak içinde elektrik altyapı çalışması var. Yani yargı kararlarına uymama devam ettiriliyor.”

‣ Ordu’da belediyenin Melet Irmağı’ndaki projesine yargıdan ikinci ‘dur’ kararı

‘Yargı da nedir ki, deniyor’

Yargı kararına rağmen çalışmalara devam ettirilmesinin yargı kararlarını tanımama anlamına geldiğini belirten ORÇEV, “Bir değil, iki değil. Ordu Çevre Derneği olarak uygunsuz projelere ve ÇED’l

ere açtığımız tüm davaları kazandık. Ancak OBB ve diğer kurumlar mahkeme kararına uymama konusunda ısrar ediyorlar” dedi.

İdarecilerin yasalara ve yargı kararlarına uymak zorunda olduğunu vurgulayan açıklamada, “Uymazlarsa Anayasal suç işlemiş olurlar. Yöneticiler de yargı kararına uymak zorundadır. Sanki yargı da nedir ki, deniyor. Şimdi de kimler emir verdiyse elektrik kuruluşu barınak içinde elektrik altyapı çalışması yapıyor” diye belirtildi.

ORÇEV, şunları ekledi:

Yerinde yaptığımız incele sonucu, fotoğraflarla belgeledik ve Altınordu Kaymakamlığına, Ordu Büyükşehir Belediyesine, Samsun Yeşilırmak Elektrik A.Ş. Müdürlüğüne ve Ordu Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğüne şikayet yazılarımızı teslim ettik. Sorumlular hakkında hukuksal haklarımızı kullanacağız. Kimse keyfi davranış içinde olmaz. Herkes yetkilerini aşamaz. Sürecin takipçisi olacağız.”

‣ ORÇEV: Ordu Büyükşehir Belediyesi anayasa suçu işliyor

Ne olmuştu?

Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından Melet Irmağı azına yapılmak istenen balıkçı barınağı için Ordu Çevre Derneği dava açmıştı.

Ordu İdare Mahkemesi, davada ÇED iptal kararı vermiş, karar Danıştay tarafından da onaylanmıştı.

Ordu Büyükşehir Belediyesi, ÇED üzerinde bazı değişikliklere gittikten sonra yeniden “ÇED gerekli değildir” kararı alarak çalışmaya başlamıştı.

Ordu Çevre Derneği’nin açtığı ikinci davanın da sonuçlanmasıyla mahkeme ikinci kez ÇED iptal kararı vermişti.

‣ Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin Melet Irmağı’ndaki projesine durdurma kararı
‣ Ordu Büyükşehir Belediyesi projesine bir yürütmeyi durdurma kararı daha

Cengiz Holding’in kurduğu RES’ler Mahkeme’den döndü: Kayın ormanları sahipsiz değil

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün hemen öncesinde Mahkeme’den Cengiz Holding‘in dava sürecinde kurduğu Karamürsel RES projesiyle ilgili doğa savunucularını sevindirici karar çıktı.

Samanlı Dağları’nda, Cengiz Holding tarafından yürütülen Karamürsel RES projesine karşı Kayınormanı Derneği ve çevreciler tarafından açılan iki davayı da sonuçlandıran Kocaeli 2. İdare Mahkemesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından Karamürsel RES projesi için verilen ”ÇED olumlu” kararını iptal etti.

Samanlı Dağları İznik ve Bursa ile birlikte; Yalova, Kocaeli, Adapazarı ve Bilecik’in en önemli oksijen ve su kaynaklarından ve Marmara Bölgesi’nde yaban yaşamının son sığınaklarından biri olarak tanımlanıyor.

Kayınormanı Derneği’nce Mahkeme kararına ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer veriliyor:

“Kararda, tarafımızdan ısrarla savunulan ‘projenin bölgedeki orman ekosistemine, yaban hayatına ve özellikle de göç eden kuşlara zarar vereceğine’ ilişkin görüşlerimizi destekleyen uzman bilirkişi raporları etkili oldu.”

Ayrıca dernek daha önce yine Samanlı Dağları üzerindeki Güriş Holding‘in Yuvacık RES projesine karşı mücadele etmiş ve kazanım elde etmişti.

Ancak Dernek Yönetim Kurulu tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada “Cengiz Holding, hukuki süreç devam ederken inşaat çalışmalarını sürdürdü ve toplam altı türbinlik Karamürsel RES projesini, kış koşullarının nispeten hafif geçmesinden de yararlanarak önemli ölçüde tamamladı. Ancak mahkeme kararı gereğince, bundan sonra inşaata devam etmesi ve türbinleri faaliyete geçirmesi hukuken mümkün değil” deniliyor. Açıklamada ek olarak şunlara yer veriliyor:

“Firmanın aleyhindeki bu karara karşı temyize gideceği kesindir ancak bizler İdare Mahkemesi kararlarının temyiz mercii olan Danıştay’ın, kesinleşmiş önceki Yuvacık RES kararı doğrultusunda bu kararı da onaylayacağını umuyoruz.”

Dernek tarafından yapılan açıklamada karar kesinleşinceye kadar firmanın bölgedeki her türlü çalışmalarını durdurması konusunda takipçi ve şikayetçi olunacağı ifade ediliyor. Hem Cengiz Holding’e hem de Bakanlığa noter kanalıyla ihtar çekmeye hazırlanan dernek üyeleri bundan sonraki hedeflerinin Cengiz Holding tarafından bir oldu-bittiye getirilerek yapılmış olan türbinlerin sökülerek bölgeden çıkartılmasını sağlamak olacağını vurguluyor.

Son olarak “Böylece, daha projenin yapım aşamasında Samanlı Dağları ekosistemine verilen zararın, doğanın kendini onarma gücü tarafından zaman içerisinde giderileceğine inanıyoruz” denilen açıklamada şunlar aktarılıyor:

“Samanlı Dağları ve kayın ormanları sahipsiz, üzerinde yaşayan canlılar kimsesiz değildir. Bölgemizin ve ülkemizin doğasını koruma ve geliştirme konusundaki çabalarımız artarak sürecektir.”

[COP28’e doğru] Bonn İklim Konferansı başlarken COP28 gündemi hâlâ belirsiz

Kasım sonunda Dubai’de başlayacak olan Birleşmiş Milletler iklim zirvesine (COP28) yönelik hazırlıklar için delegeler Bonn İklim Konferansı için dün (5 Haziran) bir araya geldi.

Üst düzey bir müzakereci, konferansın teknik görüşmeler için belirlenmiş bir gündemi olmadığını belirtti. Bu durum, 10 gün sürecek olan konferansta COP28 için net bir program oluşturulacağına dair iyimserliğe gölge düşürdü.

Birleşik Arap Emirlikleri‘ndeki düzenlenecek olan COP28’de alınacak kararları hazırlamak amacıyla yapılan Bonn İklim Değişikliği Konferansı, aralık ayındaki zirvede uluslararası iklim müzakerelerinin ne kadar iddialı olacağı konusunda bir belirleyici olarak görülüyor.

Müzakerelerin açılışı sırasında konuşan BM Yardımcı Uygulama Organı (SBI) başkanı Nabeel Munir, Mısır‘da yapılan bir önceki iklim zirvesinden bu yana aylarca süren tartışmalara rağmen, Bonn konferansı için daimi COP yan organları tarafından önerilen gündemlerin kabulüne yönelik bir karar bulunmadığını belirtti.

‘Stiell: COP28, Paris’ten bu yana en önemli konferans’

Reuters’ın aktardığına göre BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) İcra Sekreteri Simon Stiell, pazartesi günü yapılan bir basın toplantısında “Bugün yaşadıklarımız… gündem üzerinde uzlaşılmamış olması arzu edilen bir durum değil, ancak parti güdümlü bir süreçte alışılmadık bir durum değil” yorumunda bulundu.

Stiell, 2015 Paris İklim Anlaşması’nın taahhütlerinin yerine getirilmesi hususunda dünyaya bir ilerleme fırsatı sağladığı için aralıkta yapılacak olan zirvenin Paris’ten bu yana iklim değişikliği konusundaki en önemli konferans olabileceğini belirtti.

Stiell, gelecek 10 gün içinde Bonn’da olabildiğince fazla ilerleme kaydedilmesinin önemli olduğunu, çünkü 200 ülke temsilcisinin yer aldığı konferansın bu yıl Dubai’de alınması gereken siyasi kararlar için teknik zemin hazırladığını sözlerine ekledi.

‣ Ülkeler fosilden çıkış ve karbon yakalama konusunda iki cepheye ayrıldı

‘Asıl mesele fosil yakıtlardan çıkış’

Bağımsız iklim düşünce kuruluşu E3G Politika Danışmanı Tom Evans’a göre ise asıl mesele, iklim değişikliğinin hafifletilmesine yönelik olarak Avrupa Birliği‘nin (AB) önerdiği şekilde fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılmasının Bonn konferansında bir gündem maddesi olup olmayacağı. Evans, “Bu durum, COP28’de karşımıza çıkabilecek soruya dair gerilim için alıştırma oldu” dedi.

Geçen yıl Mısır’da yapılan iklim zirvesinde, AB ve küçük ada ülkelerinin de aralarında bulunduğu 80’den fazla ülke, nihai sonuca tüm fosil yakıtların kademeli olarak azaltılması çağrısında bulunan bir yaklaşım eklemeyi kabul etti. Suudi Arabistan ve Çin’in de aralarında bulunduğu fosil yakıtın ekonomide büyük payının olduğu bazı ülkeler ise Mısır’ı bu yaklaşımı nihai metne dahil etmemeye çağırdı.

Stiell, kendisine COP28 başkanı olarak atanan ve Adnoc adlı fosil yakıt şirketinin CEO’su olan Sultan al-Jaber‘i Dubai’deki zirvenin gündemine fosil yakıtı aşamalı olarak kaldırmaya zorlayıp zorlamadığı sorulduğunda, “Benim görevim ona ne yapacağını söylemek değil” yanıtını verdi.

Öte yandan UNFCCC lideri Stiell, 2030 yılına kadar emisyonları yarı yarıya azaltmak ve 2050’de net sıfıra ulaşmanın önemli kesintilerin yanı sıra fosil yakıtlardan çıkılması veya bunların aşamalı olarak kaldırılmasını da gerektireceğini de ekledi.

Bonn konferansında, 2015’teki Paris Anlaşması’ndan bu yana bu tür ilk prosedürde, COP28’deki küresel durum değerlendirmesi veya  ülkelerin beş yıllık genel ilerlemelerinin gözden geçirilmesi de dahil olmak üzere iklim değişikliği politikası üzerine görüşmeler yapılacak.

‣ COP28’in başkanı petrol şirketi CEO’su Al Jaber oldu: Ya kenara çekilsin ya istifa etsin!
‣ Sivil toplum’dan BM’ye mektup: COP28’i fosil yakıt şirketi CEO’su yönetemez

Ukrayna’da nükleer santral yakınlarındaki barajda patlama: 80 köy sular altında

Bugün (6 Haziran) Ukrayna‘nın güneyinde Rusya ve Ukrayna güçlerini ayıran Dnipro Nehri üzerindeki bir barajda meydana gelen bir patlama nedeniyle savaş bölgesi sular altında kaldı ve civardaki köylüler evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Nova Kakhovka barajı, her ikisi de Rus kontrolü altında olan Ukrayna’nın Kırım yarımadası ile Zaporijya Nükleer Güç Santrali‘ne reaktörlerin soğutulması için su sağlıyor.

Reuters‘ın aktardığına göre, Ukraynalı nükleer enerji şirketi Energoatom, Telegram üzerinde yaptığı bir açıklamada Avrupa‘nın en büyük nükleer santrali olan Zaporijya’daki durumun “kontrol altında” olduğunu belirtti.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı da uzmanlarının sahada durumu takip ettiğini ve “acil bir nükleer güvenlik riski” bulunmadığını” aktardı.

Rusya’nın devlet nükleer enerji kuruluşu Rosatom da, barajdaki patlamanın santral için şimdilik bir tehdit oluşturmadığını ve durumun takip edildiğini söyledi.

Ancak hem güvenlik hem de tesisin önümüzdeki yıllarda tekrar faaliyete geçme olasılığı hususunda uzun vadeli endişeler bulunuyor. Eski bir reaktör operatörü ve santralde vardiya amiri olan Oleksiy, Rus işgalinden sonra güvenlik gerekçeleriyle santralin altı reaktörünün tamamının kapatılmış olduğunu ifade etti.

Fotoğraf: Reuters

Rusya ve Ukrayna birbirini suçluyor

Ukrayna, Rusya’yı kasıtlı bir savaş suçu işleyene barajı içeriden havaya uçurmakla suçladı.

Ukrayna kuvvetleri geçen yıl nehrin kuzey yakasını yeniden ele geçirmiş olsa da, baraj savaşın başından beri Rusya’nın kontrolü altında. Her iki taraf da diğer tarafı uzun süredir barajı yok etmeyi planlamakla suçluyor.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelenskiy, Telegram’da yaptığı açıklamada “Rus teröristlerin” Kakhovka hidroelektrik santrali yıktığını öne sürerek Ruslar, baraj yapılarında “dahili bir patlama gerçekleştirdiğini” aktardı. Zelenskiy, “Yaklaşık 80 yerleşim yeri sular altında” diye ekledi.

Rusya’nın Ukrayna’nın Herson bölgesine atadığı vali ise saldırının Kiev tarafından gerçekleştirildiğini, Ukrayna’nın dikkatleri doğuda gerçekleştirdiği karşı saldırılardaki başarısızlıklarından uzağa çekmek için barajı füzelerle vurduğunu iddia etti.

Bazı Rus yetkililer ise barajın daha öncekiden aldığı hasar nedeniyle kendi kendine patladığını söyledi. Henüz iki taraf da suçlamalarını destekleyen kanıtlar sunmadı.

Dev baraj, bölge için büyük öneme sahip

Nükleer santralin arkasında bulunan muazzam büyüklükteki rezervuar, 240 km uzunluğu ve 23 km genişliği ile güney Ukrayna’nın öne çıkan coğrafi özellikleri arasında yer alıyor.

Taşkının vurduğu ovada ise birçok kırsal yerleşim yeri bulunuyor.

Barajın üzerindeki rezervuar, Kırım Yarımadası da dahil olmak üzere güney kıyılardaki geniş tarım arazilerine tatlı su sağlıyor.

Trakya’da dip temizliği: Denizden araç lastikleri, telefonlar, bıçaklar çıktı

Haber: Serap CÖMERTOĞLU İŞÇAN

*

Tekirdağ Süleymanpaşa Belediyesi ve Tekirdağ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ortaklığında 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlendi. Deniz polisi ve sahil güvenlik ekiplerinin deniz dip temizliğinde çıkardıkları hayalet ağlar, traktör lastiği, demir parçaları, telefon gibi birçok atık sergilendi. Farkındalık oluşturmak ve çevre konusunda bilinç oluşturmak için ise stantlarda, çevreyi korumanın ve ağaçlandırmanın önemi anlatılarak broşürlerle bilgilendirmede bulunuldu.

Etkinlikte konuşan Tekirdağ Valisi Aziz Yıldırım, çöpleri tabiatın değil, insanın ürettiğine dikkat çekti. “Temiz deniz, temiz dünya” sloganına değinen Vali Yıldırım, deniz kirlenmez anlayışının terk edilmesi gerektiğini dile getirerek şunları paylaştı:

“Bildiğiniz gibi dünyanın dört bir tarafı denizlerle kaplı. Denizlerin temiz olması, denizlerin kendi hayatiyetini ve içindekilerin hayatiyetini devam ettirebilmesi biz karada yaşayanlar için hayati öneme sahip. Onun içindir ki hepimizin denizleri temiz tutması lazım. Deniz kirlenmez anlayışının terk edilmesi lazım.”

AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan ise Ergene Havzası Çevre Eylem Planı’nın takip edilmesi gereken ilk konu olduğunu vurguladı.

Gelişmiş Avrupa ülkelerinde şirketler ve fabrikaların çevre ile ilgili sosyal sorumluluk projeleriyle dikkat çektiğini hatırlatan Özcan, “Gelişmiş ülkelerde ticarethane kurmak ve kar amacı gütmek yeterli değil. Sosyol sorumluluk projelerine yer vermek ön planda oluyor” dedi.

Atık ayrıştırma işleminin ise evde başladığına değinen Özcan, Türkiye’de böyle bir kültürün henüz oluşmadığını fakat ne kadar erken başlanırsa o kadar çok yol alınabileceğini belirtti. Dünya genelinde karbon izi konusunda da farklı çalışmalar olduğunu aktaran Özcan, bu konuda da Tekirdağ’ın öncü çalışmalar gerçekleştirebileceğini kaydetti.

Süleymanpaşa Belediye Başkanı Cüneyt Yüksel de ilçenin tamamen sıfır atığa çevrilmesinin hedeflendiğini belirterek Trakya’da sıfır atık belgesine sahip ilk belediye olduklarını dile getirdi.

Özellikle okullarda başlatılan sıfır atık kampanyası kapsamında 20 ton civarında geri dönüşüm malzemesi toplandığını aktaran Yüksel, toplanan geri dönüşümlerin nakte dönerek okul aile birliklerine gelir sağladığını söyledi.

“Atık çıkmayan bir ilçe olmak istiyoruz. Birçok dünya ülkesinde mevcut. Maalesef biz bunu yakalayamadık, geride kaldık” diyen Yüksel, Süleymanpaşa’dan günde 200 ton çöp çıktığını ve tamamını sıfır atığa çevirerek geri dönüşüme kazandırmak istediklerini paylaştı.

En önemli konulardan bir tanesinin de deniz olduğunu belirten Yüksel, hala denizlerin atıklarla kirletildiğini ve kanalizasyondan kaynaklı kirliliğin devam ettiğine dikkat çekti. Şehrin bazı noktalarında denize girilemediğini gerekli çalışmalar ve Büyükşehir Belediyesi’nin yatırımlarıyla sorunun giderilebileceğini söyledi.