İklim KriziManşetSağlıkYaşam

Eko-anksiyete ile nasıl başa çıkılır?

Yok olan doğa, sıcak hava dalgsı, kasırgalar, seller, yangınlar gibi ekstrem afetler gibi iklim değişikliği etkilerini görmezden gelmek çok zor olabilir.

Araştırmalar iklim krizinin yalnızca bedenimizi değil, ruh sağlığımızı da etkilediğini gösteriyor. Özellikle gelecekle iligili kaygı duyan genç kuşakta eko-anksiyete, yani iklim kaygısı çok daha yaygın. Gençler, çevrenin durumu nedeniyle daha sıkıntılı hissedebiliyor.

Deutsche Welle‘den Natalie Muller ve Neil King‘in konuştuğu, ‘İklim Psikologları’ grubunun kurucuları Megan Kennedy-Woodard ve Patrick Kennedy-Williams; eylemsizlik, keder ve öfkeye sebep olabilecek bu kaygıyı eyleme geçme motivasyonuna dönüştürmek için ipuçları veriyor.

Eko-anksiyete nedir?

Eko-kaygı, eko-anksiyete veya solastalji olarak adlandırılan bu duygu, iklim değişikliğinin, küresel ekolojik felaketlerin veya belirli bir aşırı hava olayının etkilerinden çok endişelenmek ve bu tür endişe ve korkuların sürekli veya geçici olarak bunaltıcı olması, günlük hayatı çok fazla etkilemesi olarak tanımlanabilir.

İklim tehditlerinin ve görünürlüğünün artmasıyla dünyada artan sayıda insanda ortaya çıkan eko-anksiyete, tanınmış bir tıbbi durum değilse de anksiyete öyledir ve eko-anksiyete de aynı özelliklerin çoğuna sahiptir.

Öte yandan, ekolojik yas da iklim değişikliğine verilen tepkilerden biri olabilir. bu, doğal çevremizin mevcut ve gelecekteki tahmini kaybını ve iklim değişikliğinin etkileri karşısında duyulan üzüntü ve yas hissini ifade eder. Ekolojik yas (eco-grief) de tıpkı diğer ys süreçleri gibi aşamalardan oluşur ve tıpkı anksiyete ve yasın farklılığı gibi ekolojik ya ve eko- anksiyete de  farklıdır.

Eko-anksiyetede eyleme geçmek bir çare bile olabilir, ancak ekolojik yas ve keder, bir  kabul etme sürecidir ve ileriye dönük yeni yollar bulunmalıdır.

Unutulmamalıdır ki hem eko-anksiyete hem de ekolojik yas, mevcut küresel  iklim sorunlarına verilen geçerli yanıtlardır.

Zor duyguların normal olduğunu kabul edin

Birleşik Krallık Bath Üniversitesi‘nde psikoloji alanında kıdemli öğretim görevlisi olan Liz Marks da bu duygularla başa çıkmanın ilk adımının, bunların varoluşsal bir tehdide doğal ve sağlıklı bir yanıt olduklarını kabul etmek olduğunu söylüyor.

“Eko-anksiyete hakkında konuşurken, onu patolojikleştirmemek önemlidir” Bu tedavi etmemiz ya da kurtulmamız gereken bir şey değil. Daha çok birlikte bizi bunaltmasına izin vermeden nasıl birlikte yaşayacağımızı öğrenmemiz gereken bir şey.”

Marks’a göre bu, ister keder, ister öfke, ister korku ya da endişe olsun, ne hissettiğimizi görmek, kendimize ve diğer insanlara alan vermek ve aynı zamanda bu duyguların gelip gideceğini kabul etmekle mümkün: “En kötü anlardaki duygular bile geçicidir.”

Marks ayrıca, stres veriyor olmasına rağmen, bu duyguların “insan olmanın güzel bir parçası” olduğunun ve kişinin dünyadaki diğer canlıları, doğayı ve insanları derinden umursadığının olumlu bir işareti olduğunun altını çiziyor.

Diğer insanlarla bağlantı kurun

İklim koçluğu psikoloğu Megan Kennedy-Woodard, iklim krizinden bunalmış hissedenlerin, gerçek hayatta veya sosyal medyada topluluklarla tanışmanın ve bu düşüncelerinizi benzer düşünen insanlarla paylaşmanın yardımcı olabileceğini söylüyor

İklim Psikologları grubunun eş direktörü olan Kennedy-Woodard, insanlara “Aslında burada çok fazla şey oluyor. Bunların hepsi benim omuzlarımdaymış gibi hissetmiyorum” veya “Bu kişi de kederden bahsediyor ve ben de bunu hissediyordum. Bu normal ve bunu hissetmemde sorun yok” dedirtebilecek çok fazla mecra olduğunu belirtiyor.

 Ara verin

Çevre sorunlarıyla ilgilenen biriyseniz, sosyal medyanız tür kaybı ve doğal afetler hakkında kasvetli haberlerle dolu olabilir.

Liz Marks, iyi ollmanıza öncelik vermenin ve sıkıntıya neden olan bu medyalara ara vermenin önemli olduğunu söylüyor:

“Bu, meselede tamamen uzaklaşmakla ilgili değil. Haberdar olmak  isteyebilirsiniz, ancak belki de iklim krizi hakkında okumaya harcadığınız zamanın sıklığını ve miktarını azaltmak ve endişede büyük bir artışa neden olmayacak güvenilir bilgi kaynakları seçmeye çalışmak çözüm olabilir.”

Farkındalık ve meditasyon gibi çalışmalar, iklim değişikliği için bir çözüm olmasa da, sakin hissetmenizi ve başkalarıyla bağlantı kurmanızı sağlayan düzenli egzersiz ve aktivitelerle birlikte stresi hafifletmeye yardımcı olabilir.

İklim Psikologlarının diğer eş direktörü klinik psikolog Patrick Kennedy-Williams, öz bakımın hayati olduğu konusunda hemfikir:

Hepimiz uzun vadede bu işin içindeyiz ve bu krize rağmen hayatımızdan doyum ve keyif alabilmemiz gerekiyor… Eğlenmekte sorun yok.

Kaygı günlük olarak hayatınızı, işinizi ve ilişkilerinizi etkileyecek bir noktaya gelirse, profesyonel yardım almanızı da tavsiye ediyor.

Kaygıyı eyleme dönüştürün

Araştırmalar, eko-endişenin genç insanlarda daha yaygın olduğunu ve çoğunun önceki nesillerin ve hükümetlerin iklim krizine yanıt vermede başarısız olduğunu düşündüğünü gösteriyor.

Marks, örneğin çevresel tahribatla mücadele etmek için küçük de olsa önlemler almanın, birçok gencin karşılaştığı güçsüzlük duygusunun üstesinden gelmeye yardımcı olabileceğini ifade ediyor:

“Bu konuda bir şeyler yaptıklarını hissettiklerinde, eko-kaygıları daha az ezici oluyor. Sizin işe yarayacak bir yol ne olabilir mesela? Bazı insanların çok az zamanı, çok az kaynağı var ama yine de bir fark yaratabiliyorç Bu, geri dönüşüm gibi yeşil davranışlardan milletvekillerine mektup yazmaya kadar her şey olabilir.”

Kennedy-Williams, eko-kaygısı olan çocukların ebeveynlerine, “temizlik günü” gibi aile etkinlikleri planlamalarını öneriyor:

“Çocuklarda  korku ve endişe yaratan şey belirsizliktir. Üstlerine düşeni yaptıklarını hissetmeleri endişeyi çok ciddi biçimde gideriyor.”

Sadece olumsuz gelişmelerden ziyade olumlu, çözüme dayalı iklim haberlerini hayatınız katmak  da yardımcı olabilir: Ozon tabakasındaki deliği kapatmaya, CFC’leri (klorofluorokarbon) yasaklamaya vb. başlamak için nasıl harekete geçtiğimize bakın. Harika örnekler var.”

Her üç psikolog da, umutlu ve iyimser olmanın önemi olduğunu vurgulasa da, iklim krizinin krizinin tek tek bireylerden kaynaklanmadığını vurguluyor – bu, kendi içinde çok daha fazla suçluluk ve endişe uyandırabilecek bir yüke dönüşebiliyor.

Kennedy-Woodard, “Bu bireyin sorunu değil. Hepimiz, yarattığımız sistemin parçasıyız. Bunu yaratan, bu daha geniş sistemler” eklemesini yapıyor.

 

Kategori: İklim Krizi