Ana Sayfa Blog Sayfa 277

[COP28] İmamoğlu: İstanbul iklim krizine karşı en savunmasız şehir’

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Birleşik Arap Emirlikleri’nde süren COP28 İklim Zirvesi’nde düzenlenen Yeşil Şehirler: Sürdürülebilir Kentleşme için Finansın Artırılması konulu panele katıldı.

İmamoğlu sosyal medyadan yaptığı açıklamada “kuraklık, ani yağışlar ve iklim değişikliğinin diğer sonuçlarına karşı yeşil yatırımlar ve çözümleri konuşuyoruz.” dedi.

Panele, İmamoğlu ile birlikteVarşova Belediye Başkanı Rafal Trzaskowski, Fas Guelmim Ouned Noun Bölgesi Başkanı Mbarka Bouaida, Küresel Altyapı Tesisi Başkanı Astrid Manroth ve Meridiam CEO’su Thierry Deau gibi isimler de katıldı.

‘Vizyonumuz İstanbul’u ray odaklı bir altyapıya kaydırmak’

İstanbul’un Yeşil Şehir Eylem Planı ve İklim Değişikliği Eylem Planı olmak üzere iki stratejik plan geliştirdiğini söyleyen İmamoğlu’na göre “bu girişimler, çevresel anlamda daha bilinçli bir kent peyzajına yol açmayı” hedefliyor ve İstanbul’un iklim hedefleri için finansmana erişimini kolaylaştırmada kritik bir rol oynuyor.”

İstanbul’u 2050 yılına kadar karbon nötr ve iklim dirençli bir şehre dönüştürme hedefi için, sürdürülebilir kentsel hareketliliği başarmak gerektiğini belirten İmamoğlu, “vizyonumuz İstanbul’u ray odaklı bir altyapıya kaydırmaktır” dedi.

Ekrem İmamoğlu COP28

‘Yeşil tahvilde rekor kırdık’

Şehirlerin iklim hedeflerini başarmaları için yeşil tahvilin bir finans aracı olduğunu belirten İmamoğlu kasım ayında, beş yıl vadeli, toplam 715 milyon ABD doları tutarındaki Türkiye’nin ilk belediye yeşil tahvilini Londra Borsası’nda ihraç ettiğini söyledi:

“Bu sayede Türkiye’nin ‘2023 Yeşil Tahvil’ hedefinin yarısını, bağımsız şekilde başarmış bulunduk. Bu, rekor kıran bir milattır. 200’den fazla küresel yatırım kurumunun ilgisini çeken yeşil girişimlerimiz, uluslararası tanınırlık kazanmaktadır. Bu başarılı girişim, daha yeşil ve çevresel anlamda sürdürülebilir İstanbul vizyonumuzun doğrudan sonucudur. Finansman açısından bakacak olursak, daha çok azaltmaya odaklanan projeler, özellikle merkezinde elektrik girişimleri bulunan projeler, daha kolay finansman bulmaktadır. Fakat İstanbul gibi mega şehirler için adaptasyon projelerine öncelik vermek, gün geçtikçe daha çok önem kazanmaktadır. Bu girişimler; sele, susuzluğa ve iklim değişikliğinin gündelik etkilerine karşı altyapının güçlendirilmesini kapsamaktadır. Parklara yapılan yatırımlar, vatandaşlarımızı korumayı hedeflemektedir, ancak mevcut altyapının güçlendirilmesi için finansal desteğe acil bir ihtiyaç vardır.”

Ekrem İmamoğlu - COP28

‘İklim adaletini sağlamak için daha geniş ölçekli çaba gerekli’

Bazı ülkelerin ve şehirlerin iklim krizine karşı daha savunmasız olduğunun altını çizen Ekrem İmamoğlu, İstanbul’un da 2023 yılı boyunca iklim değişikliğine bağlı aşırı hava olayları yaşadığını hatırlattı:

“İstanbul, Avrupa’daki şehirler arasında iklim değişikliğinin kıyısal etkilerine karşı en savunmasız şehir olarak tespit edilmiştir. 2023 yılı boyunca, şiddetli kuraklıklara sebep olan tarihi yüksek sıcaklıklar gözlemlenmiştir ve eş zamanlı olarak sellerle mücadele etmiştir. İklim değişikliğine bağlı ekstrem hava koşulları, çoktan İstanbul’un kapısına gelmiştir. İstanbul, iklim değişikliği etkisini azaltmak için önlemler alsa da iklim adaletini sağlamak için daha geniş ölçekli kolektif bir çabanın gerekli olduğunu fark etmemiz gerekmektedir.”

‘Yeşil İstanbul vizyonu’

‘Yeşil İstanbul’ vizyonuyla çok sayıda yeni kent ormanı ve kent parkı açıldığını belirten İBB Başkanı, kurumunun projelerine de değindi:

“İBB, 15 Yaşam Vadisi inşası dahil olmak üzere, 10 milyon metrekareyi aşan bir alanı kaplayan projelere başlamıştır. Ayrıca, 4 milyon metrekareden fazla yeşil alanı yakın zamanda geliştirdik ve kamu kullanımına açtık. 2019 yılında, kentsel yeşil alanlardaki biyolojik çeşitliliği korumak ve arttırmak adına, ‘Yaban İstanbul’ projesi geliştirildi. Yaban hayatını kapsayıcı bu tasarım ve koruma yaklaşımı, vahşi türlerin barındırılması ve korunması gibi ekosistem hizmetleri sağlamayı amaçlamaktadır.”

13. Hangi İnsan Hakları Film Festivali’nde ekoloji günleri: Başka Dünya Yok!

Bu sene 13’üncü yılına giren Hangi İnsan Hakları? Film Festivali 9 Aralık’ta başlıyor. 13 Aralık 2023’e kadar sürecek festivalin ana teması;  “Barınma ve Kent Hakkı.”

Barınmadan kente, çevreden mahpus haklarına kadar günümüze dair pek çok meseleye odaklanan 30’dan fazla filme yer verilen festivalde, ekolojik sorunlara da önemli bir yer ayrıldı.

‘Başka Dünya Yok!’ sekiz kenti dolaşacak

Avrupa Birliği CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı tarafından desteklenen seçki, ‘Başka Dünya Yok!’: Gezici Ekolojik Belgeseller Gösterimleri adı altında ve Documentarist organizasyonuyla önümüzdeki bir yıl boyunca sekiz kenti dolaşacak.

Orman yangınlarından mikroplastiklere, hızla eriyen buzullardan okyanuslardaki kirliliğe gezegenimizi tehdit eden pek çok sorunun ele alındığı sekiz filmlik programda insanlığın eriyen buzullara ve dünyanın yaklaşan sonu karşısındaki kayıtsızlığına ironik bir dille yaklaşan Liliana Colombo imzalı “Icemeltland Park” (2020), Norveç’in en uzak adalarından birinde karaya vuran bir Alman bira şişesinin izini süren Steffen Krones imzalı “Kuzey Akıntısı” (The North Drift, 2022) ve Steffen Meyn’in Almanya’daki Hambach Ormanı’nın olaylı işgalini belgelediği kamera kayıtlarından Kilian Kuhlendahl, Fabiana Fragale ve Jens Mühlhoff tarafından oluşturulan “Yalnız Meşeler” (Vergiss Meyn Nicht) gibi filmler yer alıyor.

Bu bölüm kapsamında düzenlenecek ‘Kuzey Kutbu’ndan Türkiye’ye Mikroplastikler’ başlıklı forum yazarımız, Çukurova Üniversitesi‘nden Doç. Dr. Sedat Gündoğdu ve Özyeğin Üniversitesi’nden Dr. Mine B. Tekman‘ın  katılımıyla gerçekleşecek. Forum, 13 Aralık saat 19.00’da Postane binasında.

Özel gösterimler

Festivalin özel gösterimler kısmında ise iki film yer alıyor. Güliz Sağlam’ın 2015’te çektiği “Tepecik Hayal Okulu”, geçtiğimiz Eylül ayında hayata veda eden görüntü yönetmeni İlker Berke anısına gösterilecek. Belmin Söylemez’in ilk gösterimini Altın Portakal’da yapan ödüllü filmi “Ayna Ayna” (2022) da bu kapsamda seyirciyle buluşacak.

Festivalin bu yılki afişini Volkan Ölmez tasarladı.

Her sene olduğu gibi bu yıl da dolu dolu bir program sunan festivalde filmler Bangladeş’ten İtalya’ya, Danimarka’dan Lübnan’a, Brezilya’dan İrlanda’ya, Almanya’dan Küba’ya ve Filistin’e kadar uzanıyor. ‘Kent ve Barınma Hakkı’ temalı filmler arasında İmre Azem imzalı “Hatay: 1- 11 Eylül 2023″, ilk kez festival kapsamında gösterilecek. Türk Tabipleri Birliği’nin şubat depremlerinin ardından bölgede yürüttüğü çalışmaları anlatan Sibel Tekin imzalı “Duvarsız Odalar: Dayanışmadan Süzülen Umut” belgeselinin de yer aldığı seçkide Karel Ducasse Manzano imzalı “Geleceğin Cenneti” (Futuro Paraíso, 2021), Luke McManus imzalı “The North Circular” (2022), Mehedi Mostafa‘nın filmi “Beton Ormanında Düşler” (Fantasy in a Concrete Jungle, 2022) ve Danielle Khoury Gregorio imzalı “Amazon Sularında Yaşam” (Life on the Amazon Waters) gibi belgeselleri izlemek mümkün olacak.

Gösterimlerin yanı sıra çeşitli sivil toplum örgütleri, bu alanda çalışan hak savunucuları ve barınma hakkı için mücadele eden yerel inisiyatiflerin katılımıyla ‘Kent ve Barınma Hakkı’ temalı bir forum düzenlenecek.

Şehrazad’ın Günlükleri.
Festivalin Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’yle (CİSST) ortaklaşa hazırlandığı ‘Mahpus Hakları İnsan Haklarıdır’ adlı bölümünde gösterilecek filmler arasında Beyrut’ta bir kadın hapishanesinde drama terapisi gören kadın mahpusların hikâyeleri üzerinden Arap dünyasında kadınların hangi haklardan yoksun olduklarını tartışmaya açan Zeina Daccache imzalı “Şehrazad’ın Günlükleri” (Yawmiyat Scheherazade, 2013), Grönland’da dünyanın en yüksek güvenlikli ve en güzel manzaralı hapishanesinin inşa edilme sürecini takip eden Ole Stenum imzalı “Görünüm” (The View, 2022) ve Türkiye’deki cezaevlerinde bulunan hasta ve engelli mahpusları konu alan Büşra Taşkıran‘ın filmi “Elimi Bırakma” (2022) yer alıyor.

Tamamı ücretsiz olan gösterimler ve etkinliklere İstanbul’da Beyoğlu Sineması, Aynalı Geçit ve Postane ev sahipliği yapıyor. Program takvimine festivalin internet sitesi üzerinden ulaşabilirsiniz.

[COP28] İklim finansmanı için kim, ne kadar taahhüt etti?

Bu yıl Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai kentinde gerçekleştirilen BM İklim Zirvesi’nde ülkeler, kalkınma kurumları ve işletmeler, enerji dönüşümünden sağlık girişimlerine, teknoloji yatırımlarından afet yardımlarına kadar her şey için daha fazla para sözü veriyor.

Ev sahibi Birleşik Arap Emirlikleri, etkinliğin ilk beş gününde 83 milyar dolardan fazla finansmanın harekete geçirildiğini açıkladı. İşte COP28‘in öne çıkan finansman vaatlerinden bazıları:

İklim finansmanı

Reuters‘ın aktardığına göre; COP28’in en büyük anlaşması, ev sahibi Birleşik Arap Emirlikleri’nin 5 milyar doları Küresel Güney için olmak üzere, dünya genelinde iklim dostu projelere yatırım yapacak yeni bir fona 30 milyar dolar taahhüt etmesiydi.

Dünya Bankası, iklim finansmanını toplam kredilerinin yüzde 45’ine çıkarmayı hedeflediğini ve bunun da yıllık 9 milyar dolarlık bir artışa denk geldiğini bildirdi.

Latin Amerika ve Karayipler Kalkınma Bankası (CAF), iklim değişikliğiyle mücadele için Latin Amerika’da 2030 yılına kadar yılda 2 milyar dolardan fazla yatırım yapacağını açıkladı.

Asya Kalkınma Bankası (ADB) 2024-2029 yılları arasında Filipinler‘de iklim yatırımları için 10 milyar dolar ayıracağını açıkladı.

Japonya ve Fransa, Afrika Kalkınma Bankası ve Inter-Amerikan Kalkınma Bankası‘nın iklim ve kalkınma için IMF Özel Çekme Hakları’ndan yararlanma planını destekleyeceklerini söyledi.

BAE bankaları yeşil finansman için 1 trilyon dirhem (yaklaşık 8 trilyon TL) sağlama sözü verdi.

Bezos Dünya Fonu‘nun da aralarında bulunduğu bağışçılar, gelişmekte olan ülkelere 11 milyar dolarlık yatırım sağlamak amacıyla bir iklim finansmanı girişiminde Dünya Bankası’nın özel yatırım kolu ile güçlerini birleştirdi.

Amr Alfiky_Reuters_COP28
Fotoğraf: Amr Alfiky/Reuters

Kayıp ve hasar fonu

Etkinliğin ilk gününde yoksul ülkelerin iklim değişikliğinin etkileriyle başa çıkmalarına yardımcı olacak bir fonun başlatılması konusunda anlaşmaya varılmasının ardından bu kayıp ve hasar fonuna Çarşamba gününe (6 Aralık) kadar yapılan toplam katkı 726 milyon dolara ulaştı.

Katkıda bulunan ülkeler arasında 100 milyon Avro (3 milyar TL) ile İtalya ve 15 milyon Avro (468 milyon TL) ile Hollanda da yer aldı.

[COP28] Gelişmekte olan ülkeler için kayıp-hasar fonunda uzlaşma sağlandı

Yeşil iklim fonu

Gelişmekte olan ülkelerde iklim eylemini desteklemeye adanmış dünyanın en büyük uluslararası fonu, etkinliğin açılış günlerinde ABD‘den gelen yeni fon da dahil olmak üzere 3,5 milyar dolarlık (101 milyar TL) taahhüt aldı.

Yenilenebilir enerji

Danimarkalı yatırım şirketi Copenhagen Infrastructure Partners, gelişmekte olan ve orta gelirli ülkelerde sıfırdan yenilenebilir enerji projeleri inşa etmeye odaklanan yeni bir fon için 3 milyar dolar (86 milyar TL) sağlamaya çalışacağını söyledi.

Teknoloji

Orta Doğu ve Kuzey Afrika odaklı çok taraflı kredi kuruluşu Arap Enerji Fonu, önümüzdeki beş yıl içinde karbonsuzlaştırma teknolojilerine 1 milyar dolara kadar yatırım yapacağını açıkladı.

Amerika Birleşik Devletleri, çok taraflı kredi veren İklim Yatırım Fonlarına (CIF), yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde düşük karbon teknolojilerinin geliştirilmesini desteklemek için Temiz Teknoloji Fonuna (CTF) 568 milyon dolar kredi sağladı.

Karbon yakalama gibi teknolojilere olumlu yaklaşım ve finansman sağlanması, sera gazı salımlarını durdurmak yerine fosil yakıtları kullanmaya devam ederek salınan emisyonların teknoloji yardımıyla azaltılmasını hedeflediği için oldukça eleştiriliyor. İklim çevrelerinden fosil yakıtların tamamen durdurulması talep ediliyor.

Metan

BAE, 100 milyon dolarlık bir katkıyla, güçlü sera gazı salımını ve emisyonlarını azaltmaya yardımcı olmayı amaçlayan yeni bir Dünya Bankası metan güven fonunun destekçileri arasında yer aldı.

Yaklaşık bir düzine hayırsever, ülkelerin metanla mücadele için ulusal eylemler başlatmasına yardımcı olmak üzere önümüzdeki üç yıl içinde 450 milyon dolar yatırım yapacaklarını söyledi.

Gıda

Bill & Melinda Gates Vakfı ve BAE, Sahra altı Afrika ve Güney Asya’daki küçük çiftçilerin iklim değişikliğine karşı direnç kazanmalarına ve uyum sağlamalarına yardımcı olmak için toplam 200 milyon dolar taahhüt etti.

[COP28] 130’un üzerinde devlet başkanı Gıda Sistemleri Deklarasyonu’nu imzaladı

Doğa

Brezilya’nın ulusal kalkınma bankası, 2030 yılına kadar Amazon‘da bozulmuş veya tahrip edilmiş ormanlık alanların 60 bin kilometrekare restore edilmesi için 205 milyon dolarlık bir çalışma başlattı.

Sağlık

BAE ve çeşitli yardım kurumları, sıcaklıklar arttıkça daha da kötüleşmesi beklenen ihmal edilmiş tropikal hastalıkların ortadan kaldırılması için 777 milyon dolar finansman teklif etti.

[COP28] 120’nin üzerinde ülke sağlık deklarasyonunu imzaladı

Afet yardımı

Dünya Bankası, doğal afetler meydana geldiğinde borçların geri ödenmesini durduran İklim Dirençli Borç Maddelerinin (CRDCs) kapsamını, en savunmasız ülkeler için mevcut tüm Dünya Bankası kredilerini kapsayacak şekilde genişleteceğini söyledi.

BAE, İngiltere, Almanya ve ABD yeni bir iklim felaket fonuna 300 milyon doların biraz üzerinde katkıda bulunacak ülkeler arasında yer aldı.

Zorava Çayı’nda ikinci HES’e mahkemeden bir ret daha

Haber: Metin YOKSU

*

Siirt‘in Eruh ilçesi sınırları içinde bulunan ve 2015’te yapılan HES nedeniyle büyük bir tahribat meydana gelen Zorava Çayı’nın ikinci koluna yapılmak istenilen ikinci HES’e karşı köylüler bir hukuk zaferi daha kazandı.

Yerel mahkemenin verdiği “baraj yapılabilir” kararının Danıştay tarafından iptal edilmesiyle barajın yapımı dururken Siirt İl Meclisi bölgede AKP‘li meclis üyelerinin çoğunluğuyla imar planı değişikliğine gitmişti. Siirt İl Özel İdaresi de barajın yapılabilmesi için yeni bir nazım imar planlaması düzenledi. Köylüler ise İl Özel İdaresi’ne dava açarak nazım imar planının iptalini istemişti.

AKP ısrarcı, köylüler direniyor: Zorava’yı HES’e kurban etmeyeceğiz
Zorava Çayı’nda HES karşıtı hukuk mücadelesini köylüler kazandı

‘Ekolojik öneme sahip alanda imar olmaz’

Davayı karara bağlayan İdare Mahkemesi, “Çevre Düzeni Planı’na uygun olmadığı”,  dava konusu alanın tamamının “Ekolojik Öneme Sahip Alan” olarak tanımlandığı gerekçesi ile imar planını iptal etti. Gerekçede ayrıca HES projesi için yapılan imar planı hazırlanırken bölgenin sürdürebilir ekolojik, tarihi ve kültürel kaynakların rasyonel kullanımının da göz ardı edildiği vurgulandı.

Davanın avukatı Fatma Elçiçek sosyal medya hesabından “Umarım iptal edilen ilk davamız gibi bu haklı davamız da üst mahkemelerde onanır” dedi.

Ne olmuştu?

1990’lı yıllardaki çatışmalı süreç nedeniyle boşaltılan Eruh’a bağlı Kuşdalı ile Bilgili köylerinin arasından geçen Zorova, burada Botan Çayı’yla buluşuyor. Yaklaşık 100 kilometre uzunluğundaki çay etrafı ve vadisi, ormanlık alanlarında bulunan meşe ağaçlarının yanı sıra bıttım, fıstık, nar vb. ağaçlarına ev sahipliği yapıyor. Yükselti farklılıkları dolayısıyla zengin bir fauna ve floraya sahip olan bölge, çatışmaların azalmasıyla birlikte yaban keçisi, ceylan, çizgili sırtlan, oklu kirpinin yanı sıra “Anadolu Leoparı” olarak adlandırılan leoparın da geçiş güzergahı.

Aynı zamanda Koçerlerin yayla yolculuklarında da kullanılan bölgede 2010’lu yılların başında yerleşimler ve tarımsal faaliyetler yeniden başlamıştı. 2015’te  Zorava’nın yukarı kotlarında tüm itirazlara rağmen bir HES inşa edildi. Köylülere danışılmadan ve etkileri anlatılmadan inşa edilen HES kısa sürede bölgenin su kaynaklarına ve doğal yapısına büyük zarar verdi. Yaşanan ekokırım nedeniyle çayın ikinci kaynağını korumak isteyen köylüler, ilkinin hemen ardından, ikinci ana kaynağın hemen başına inşa edilmek istenen ikinci HES’e karşı hukuk mücadelesi başlattı.

Copernicus: 2023 kayıtlara geçen en sıcak yıl olacak

Avrupa İklim Değişikliği Servisi Copernicus‘un yeni raporuna göre, Kasım 2023 üst üste rekor kırılan altıncı ay oldu. Kasım ayında ortalama günlük sıcaklık 14.22C derece ile 2020’nin rekorunu 0.32 derece aştı.

Rapora göre 2023 sıcaklık kayıtlarının tutulmasından bu yana ölçülen en sıcak yıl olma yolunda ilerliyor. Copernicus Müdür Yardımcısı Samantha Burgess, arka arkaya altı ay sıcaklık rekoru kırıldığını ve bu durumun 2023’ün kayıtların tutulmaya başlamasından bu yana en sıcak yıl olacağı anlamına geldiğini söylüyor.

copernicus - sıcak
Kaynak: Copernicus

Euronews‘ün aktardığına göre, Copernicus, ocak ve kasım ayları arasında ortalama sıcaklığın sanayi öncesi dönemde kaydedilen ortalamaların 1.46 derece üzerinde olduğunu bildirdi. Bu artış şimdiye kadar rekoru elinde tutan 2016 yılına kıyasla 0.13 derece fazla.

Küresel sıcaklık anomalisi ilk kez 2°C eşiğini aştı: Ne anlama geliyor?

Rapor, COP28 İklim Zirvesi devam ederken geldi

Copernicus’un yeni raporu, Dubai‘deki müzakerecilerin COP28‘deki görüşmelerin ilk haftasını tamamlamaya hazırlandıkları sırada geldi.

COP28’de bugün (6 Aralık) elektrikli araç şarj altyapısının oluşturulması ve kentsel yük taşımacılığının karbonsuzlaştırılması konulu panellerde karbondioksit emisyonlarında ikinci sırada yer alan ulaştırma sektörüne odaklanılacak.

copernicus - sıcak
Kaynak: Copernicus

Bazı ülkelerde elektrikli araçların hızla artmasına rağmen, Uluslararası Enerji Ajansı‘na göre petrol hala ulaştırma sektöründe kullanılan enerjinin yaklaşık yüzde 91’ini oluşturuyor.

Havacılık ve denizcilik gibi karbondan arındırılması zor sektörleri de içeren bu sektörde emisyonların azaltılması, uçaklar için sürdürülebilir havacılık yakıtı ve gemiler için hidrojen gibi alternatif yakıtların üretiminde büyük artışlar gerektiriyor.

2023 Eylül’ü resmi olarak ‘en sıcak ay’: Olağanüstü bir rekor

İklim değişikliği itici güç

Copernicus kayıtları 1940 yılına kadar uzanıyor. Buz çekirdekleri, ağaç halkaları ve mercan gibi verileri kullanan bilim insanları, insan uygarlığından öncesine dayanan yaklaşık 125 bin yıl içinde dünyanın gördüğü en sıcak on yılı yaşadığımızı söylüyor. Son birkaç ay ise, son on yılın en sıcak ayları oldu. Bilim insanları altı aylık rekorun ardındaki itici gücün insan kaynaklı iklim değişikliği olduğunu söylüyor.

2022 en sıcak beşinci yıl oldu

 

Akdeniz’de toplu pina popülasyonu kalmadı

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, iklim değişikliğine bağlı deniz suyu sıcaklıklarındaki artışın Akdeniz’deki pinaların toplu ölümüne neden olduğunu söyledi.

Akdeniz havzasına özgü endemik bir kabuklu midye türü olan pinalar, kıyıdan 60 metre derinliğe kadar dağılım gösteriyor. Ortalama ömürleri 50 yıl olan ve boyları 120 santimetreye kadar ulaşabilen pinalar, saatte 6 litre deniz suyunu filtre ederek arıtılamayan atıkları temizleme özellikleri sayesinde deniz ekosisteminin doğal filtresi olarak nitelendiriliyor.

Bir ekolojik dayanışma örneği: Pina ve Marmara Denizi
Pina için dostluk halkası: Temiz çevre, temiz Marmara

Canlı pina popülasyonunun sadece Marmara Denizi’nde kaldığını belirten Sarı,  İspanya kıyılarında 2016’da başlayan toplu pina ölümlerinin 2019’a gelindiğinde Çanakkale Boğazı‘na kadar ulaştığını aktardı: “Biz bugün itibarıyla Çanakkale Boğazı ile Cebelitarık Boğazı arasında kalan Akdeniz’in bütün bölgelerindeki pina popülasyonlarını kaybettik.”

AA‘ya konuşan Sarı, pina ölümlerinin nedenlerine ilişkin de şu bilgileri verdi:

“Pinaların toplu ölümünde esas itibarıyla etkili olan faktör; iklim değişikliğine bağlı deniz suyu sıcaklıklarındaki artış. Bu artış tuzluluğu da beraberinde getirdi ve buna bağlı başka zamanlarda, başka yerlerde toplu ölümlere neden olmayan bir parazit pinalara bulaşarak toplu ölümlere neden oldu. Bu parazitin bulaşmasıyla pinanın bağışıklık sistemi zayıflıyor. Bağışıklık sistemi zayıfladığında ortamda bulunan diğer organizmalar devreye giriyorlar, bakteriler, virüsler gibi. Eğer suda kirlilik ve plastik atıklar da mevcutsa ölüm oranı daha da hızlanıyor ve artıyor. Yani üç yıl içerisinde bütün pinaları topluca kaybetmiş olmamızda bu çoklu etkinin mutlaka payı var. Lakin tetikleyicilerin en başında iklim değişikliği geldiğini vurgulayalım.”

‘Deniz çayırlarının sökülmesi popülasyonu etkiliyor’

Akdeniz havzasındaki deniz suyu sıcaklıklarının 50 yıllık ortalamadan 2 derece daha yüksek olduğunu belirten Sarı, suların enerji ve ısı depolama kapasitelerinin topraktan beş kat fazla olduğunu, bu nedenle deniz sularının toprak gibi hızlı soğuyamadığını ve birikme etkisinin zamanla artarak pinaları olumsuz etkilediğini anlattı.

Ekosistemin devamı için önemli olan pinalar, Ege’de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya

Sarı, pinaların doğal yaşam alanı olan deniz çayırlarının sökülmesinin de popülasyonun azalmasına yol açan önemli sorunlardan biri olduğunu; kıyıların yanlış kullanımı ve doldurulması, deniz dibini kazıyan balıkçı ağları ve demirleme faaliyetlerin de pina popülasyonunun azalmasına neden olduğunu bildirdi: 

“Şu anda pinaya en büyük tehdit insandan geliyor. Pinalar, iklim değişikliğine bağlı toplu ölümlerle karşılaştı ama Marmara Denizi’nin özel yapısı onu korudu. Şimdilik Marmara’da canlılığını koruyor, gayet sağlıklı şekilde popülasyon devam ediyor ama biz kıyıları tahrip etmeye devam edersek pinanın yaşayacak yeri kalmayacak.”

‘Müsilajsız Marmara istiyorsak pina bizim umudumuz’

Marmara Denizi’nin etrafında yaşayan 25 milyon kişinin evsel atıklarının sadece yarısının arıtılabildiğine, geri kalan kısmının ise arıtılmadan doğrudan denize boşaltıldığına dikkati çeken Prof. Sarı, bu kirliliğin de pinaları olumsuz etkileyebileceği öngörüsünde bulundu.

Sadece Marmara Denizi’nde kalan pinna nobilis türünün Akdeniz’de 20 milyon yıl boyunca yaşadığından bahseden Sarı, Marmara Denizi’nde pinaların yok olması durumunda daha kirli bir denizle karşı karşıya kalınacağı uyarısında bulundu.

Pinalar, deniz suyundaki plankton denilen mikroskobik bitkisel ve hayvansal organizmaları süzerek besleniyor ve  bu esnada bulunduğu bölgelerde suyu berraklaştırıyor. Sarı, “Marmara’nın kirlilik yükünü azaltmada pinalar bize yardımcı, suları filtre ediyor. Pinanın son sığınağı Marmara Denizi, diğer taraftan da biz müsilajsız Marmara istiyorsak pina bizim umudumuz” dedi.

Çalışmalara göre, Erdek Körfezi’nde 100 metrekarede 70’in üzerinde pina popülasyonu bulunuyor ve toplu yaşam alanlarına zarar verilmesi durumunda a  16 bin 561 TL para cezası kesiliyor.

Mustafa Sarı, pinaların korunması için yapılması gerekenlerle ilgili şu tavsiyelerde bulundu:

“Denizel kıyıları kullanırken, bizim hiç önem vermediğimiz o sığ kıyısal alanın, pina başta olmak üzere bir sürü deniz canlısı için hayati önemde olduğunun farkına varıp doldurmaktan vazgeçmeliyiz. Tabii ki turizm faaliyetleri başta olmak üzere hiçbir nedenle deniz çayırlarını sökmemeliyiz, zarar vermemeliyiz. Denizi, kirletmediğimiz gibi var olan kirliliği azaltacak unsurları ortadan kaldırmamalıyız ve tabii ki yanlış avcılık tekniklerinden, kıyıdaki pinaya zarar verecek demirleme ve dalış faaliyetlerinden de olabildiği kadar uzak durmamız gerekiyor.”

Ayvalık’ın kalem kabukluları ‘pinalar’ ölüyor

 

İklim krizi: 2090’a kadar 2,8 milyar insan sıcak dalgalarına maruz kalabilir

Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) Küresel Veri Enstitüsü‘nün (GDI) yeni analizine göre, yüksek ısınma senaryosunda 2090 yılına kadar 2,8 milyara kadar insan sıcak dalgalarına maruz kalabilir. Bu rakam düşük ısınma senaryosunun etkileceği insan sayısının iki katından da daha fazla. 

IOM analizinde öncelikli olarak, iklim değişikliğinin dünya çapındaki nüfus hareketleri üzerindeki etkileri nedeniyle yerinden edilmelere ilişkin öngörü kabiliyetinin oldukça sınırlı olduğunu bildirdi.

Ancak yine de Ülke İçi Yerinden Edilme İzleme Merkezi’ne göre; sıcak dalgalarından potansiyel olarak etkilenecek insanların neredeyse yarısının da (yaklaşık 1,3 milyar), zaten son on yılda iklimle bağlantılı olarak 59,7 milyon insanın yerini terk etmek zorunda kaldığı Güney Asya‘da yaşayacağı tahmin ediliyor. 

Fotoğraf: Amanda Nero/IOM

Analizde işaret edilen düşük ve yüksek ısınma senaryoları, sera gazı konsantrasyonlarında gelecekteki farklı rotaları temsil ediyor. İlki (düşük) 2100 yılına kadar 2°C’nin altında bir Dünya senaryosu kurarken ikincisi (yüksek) 3-4°C’lik bir küresel sıcaklık artışının olduğu bir senaryoya temellendiriliyor. 

GDI, iklim tehlikeleri, nüfus yoğunluğu ve dünya genelindeki toplulukların sosyo-ekonomik kırılganlığı arasındaki ilişkiye mercek tutuyor. Bu değişkenler, Göç Veri Portalında bugün (6 Aralık) başlatılan açık erişimli interaktif bir araç olan yeni İklim Hareketliliği Etkileri gösterge tablosunda insanların iklim tehlikelerine maruz kalma düzeyini gösteriyor. Ayrıca söz konusu veriler, iklim kaynaklı yerinden edilme riski altındaki topluluklar için ileriye dönük ve proaktif destek önlemlerinin nerede önceliklendirileceğine dair ayrıntılı bilgiler sağlıyor.

Analizde işaret edilen söz konusu aracın (Göç Veri Portalı) öngörülerine göre; küresel ısınma 2090 yılına kadar 39 milyon insanı yüksek ısınma senaryosu altında nehir taşkınlarına maruz bırakacak ve Sahra Altı Afrika‘nın en çok etkilenen bölge olacak.

Yüksek ısınma senaryosunda 2030'da dünyadaki bölgelerin ve nüfusların etkilenme oranını gösterir harita - Kaynak: IOM
Yüksek ısınma senaryosunda 2030’da dünyadaki bölgelerin ve nüfusların etkilenme oranını gösterir harita – Kaynak: IOM

’10 yılda 200 milyon insan aşırı hava olayları nedeniyle yerinden oldu’

IOM GDI Direktörü Koko Warner, “Son on yılda, 200 milyondan fazla insan seller, fırtınalar ve orman yangınları nedeniyle yerlerinden oldu” dedi ve şunları aktardı:

“İklim değişikliğinin bu etkilerin ne zaman ve nerede ortaya çıkacağını nasıl etkileyeceğini anlamak, etkili önleyici eylem ve çözümler sunmak için çok önemli.”

2023 yılı kayıtlara geçen en sıcak yıllardan biri olurken, iklim değişikliğinin etkileri Afrika Boynuzu‘ndan Pasifik Adaları’na kadar uzanan topluluklar üzerinde giderek daha görünür hale geliyor.

Yeni araç, tehlikeye maruz kalma, yüksek nüfus yoğunluğu ve ekonomik kırılganlığın gelecekte çakışacağı öngörülen yerleri tanımlıyor. Bu veriler, iklim kaynaklı yerinden edilme riski altındaki topluluklar için ileriye dönük ve proaktif destek önlemlerinin nerede önceliklendirileceğine dair ayrıntılı bilgiler sağlamaktadır.

Sıcak dalgalarına ek olarak, insanların karşı karşıya olduğu diğer riskler arasında nehir taşkınları, kuraklık, mahsul kıtlığı, orman yangınları ve tropikal siklonlar yer alıyor.

IOM GDI Veri ve Araştırma Analisti Robert Beyer, “Küresel insan hareketliliğinin iklim değişikliğinin etkilerine nasıl yanıt vereceği konusunda henüz bir fikir birliği yok” dedi ve ekledi:

“Ancak veriler ve modeller geliştikçe, bu fikir birliğine giderek daha fazla yaklaşılıyor. Bu durum, iklim değişikliğinin insan hareketliliği üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirecek somut eylemlerin hayata geçirilmesi açısından büyük önem taşıyor.”

TTB: Enkaz kaldırma çalışmaları ne mevzuata uygun, ne de bilime

Türk Tabipleri Birliği İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu, Hatay‘da 2 ve 3 Aralık tarihlerinde yaptıkları gözlemleri paylaştı. Buna göre; binaların yıkımı, enkaz kaldırma ve geçici depolama alanlarına taşınması ve ayrıştırılması basamaklarının hiçbiri mevzuata ve bilimsel kriterlere uygun yapılmıyor.

TTB’nin yapmış olduğu ve bölgedeki vatandaşların ifadelerine dayandırdığı raporundan dikkat çekenler ise şöyle:

  • Bölgedeki inşaat ve moloz iş sahalarının tamamında ciddi bir iş yetiştirme baskısı bulunuyor. Bu baskı ortamı, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) tedbirlerinin uygulanmasını ve denetlenmesini zorlaştırıyor. Bu ortamda çalışmak zorunda kalan İSİG çalışanlarının ciddi stres yükü bulunuyor.
  • Yaklaşan yerel seçimin beraberinde getirdiği politik kaygıların işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin göz ardı edilmesine yol açması kabul edilemez. İSİG tedbirlerinin uygulanmadığı bu ortamda, meydana gelecek kazaların ve ölümlerin sorumluluğu İSİG çalışanlarında değil, işverenlerin ve devletindir.

‘Şehir merkezinde toz yoğunluğu bulunuyor’

  • Çok sayıda inşaat işinin, moloz kaldırma çalışmasının devam ettiği şehir merkezinde gözle görülür bir toz yoğunluğu bulunuyor.
  • Kısa, orta ve uzun vadede en önemli tehlikelerden biri olacağı öngörülen hava kirliliğine bağlı sağlık sorunlarının önlenmesine ilişkin ortam ve sağlık gözetimlerinin yapıldığı herhangi bir iş sahası görülmemiştir.
  • Hiçbir çalışma sahasında Tozla Mücadele Yönetmeliği gereği tozdan kaynaklı sorunların önlenmesi amacıyla ortam ölçümleri ve buna bağlı olarak çalışanların tozun etkilerinden korunmalarını sağlamak için herhangi uygulamaya rastlanmamıştır.
Fotoğraf: TTB- Saha çalışmaları

Enkaz kaldırma çalışmalarında yaklaşan seçimin etkisi

  • Yıkım ve moloz ayrıştırma süreçlerinin hiçbirinde Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Yönetmeliği’nin gereklerinin yerine getirildiğine dair bir gözlem yapılamamıştır. Çalışma sürecinin hızlandırılması ve özellikle yerel seçimlere kadar bitirilmesi yönündeki yaklaşım sebebiyle bunun yapılamayacağı, konuşulan bütün yetkililer tarafından açıklıkla ifade ediliyor.
Koçören Moloz Döküm ve Ayrıştırma Sahası - Fotoğraf: TTB
Koçören Moloz Döküm ve Ayrıştırma Sahası – Fotoğraf: TTB

‘En basit tedbirlerden biri olan sulama bile yapılmıyor’

  • Bina yıkımı ve moloz ayrıştırma işlemleri sırasında uygulanabilecek en basit ve somut tedbirlerden biri sulama yapılmasıdır. Hem bizim gözlemlerimizde hem de bölgedeki insanların aktardığına göre bu işlemler sırasında sulama yapılmıyor. Bu işlemler sebebiyle şehirde gözle görülür toz bulutları oluşmaktadır. Sulama yapılmayan işlemler konusunda yasal otoritelere şikâyet edilmesine rağmen, hiçbir sonucun alınmadığı bölgedeki insanlar tarafından aktarılmıştır.
Koçören Moloz Döküm ve Ayrıştırma Sahası - Fotoğraf: TTB
Koçören Moloz Döküm ve Ayrıştırma Sahası – Fotoğraf: TTB

‘Hizmetler sadece kağıt üzerinde…’

  • Bölgedeki inşaat ve moloz iş sahalarının, gözlemlendiği kadarıyla tamamında işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri (OSGB) eliyle yürütülüyor. Sahada iş yapmakta olan yüzlerce taşeron ve bunların anlaştığı bir o kadar OSGB’nin bulunduğu bu ortamda, İSİG hizmetlerinin sadece kâğıt üzerinde görüldüğü, sahada herhangi bir etkisinin olmadığı gözlenmektedir.
  • İş makineleri operatörleri çoğunlukla şantiyelerde günübirlik çalışıyor. İnşaat sahalarına çalışmak üzere giren bu operatörlerin İSİG eğitimi alıp almadıklarına, sağlık gözetimlerinin yapılıp yapılmadığına ve uygun kişisel koruyucu ekipmanlarının bulunup bulunmadığına dair kontroller yapılmıyor.
  • İnşaat sahalarında, yüksekten düşme gibi gerçekleşmesi durumunda yüksek ihtimalle ölüme yol açacak iş kazalarını önleyecek toplu koruma tedbirlerinin uygulanmadığı gözlemlenmiştir.
Samandağ Sahili Moloz Döküm ve Ayrıştırma Sahası - Fotoğraf: TTB
Samandağ Sahili Moloz Döküm ve Ayrıştırma Sahası – Fotoğraf: TTB

‘İş ayakkabısı/eldiveni bile olmayan işçiler var’

  • İnşaat ve moloz iş sahalarındaki işçilerin kişisel koruyucu ekipman kullanımında eksiklikler göze çarpıyor.
  • İş ayakkabısı bulunmayan, uygun iş eldiveni kullanmayan işçiler gözlemlenmiştir.
  • Hiçbir iş sahasında solunum koruyucu maskelerin kullanıldığı gözlemlenmemiştir.
  • İş makineleri operatörlerinin, sahada çalışırken araç içinde olmalarından ötürü tozdan etkilenmeyeceklerine dair yaygın bir yanlış bilgi olduğu görülmüştür. Bu durum, İSİG eğitimlerinin içeriği, niteliği veya gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda kuşku uyandırmaktadır.
TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu – Fotoğraf: TTB

‘İş kazaları ve meslek hastalıkları öngörülemez ya da engellenemez değil’

  • Gözlemlediğimiz iş sahalarında, gerçekleşmesi muhtemel iş kazaları ve meslek hastalıkları bizim açımızdan öngörülemez ve önlenemez değiller.
  • Denetim sorumluluğu dahil bu iş sahalarının nasıl güvenli hale getirileceği bilinıyor.
  • Gerekli tedbirlerin alınmadığı ve denetimleri yapılmayan bu çalışma ortamlarında gerçekleşecek ölümlerin iş cinayeti olacağı unutulmamalıdır.

Bilim insanları: Dünya tehlikeli devrilme noktalarının eşiğinde

Exeter Üniversitesi tarafından koordine edilen bugün yayınlanan Global Tipping Points (Küresel Devrilme Noktaları) Raporu’na göre, daha önce yüksek etkili, düşük olasılıklı olaylar olarak kabul edilen doğal dünyadaki feci devrilme noktaları, hızla “yüksek etkili, yüksek olasılıklı olaylar” haline geliyor.

Devrilme noktalarına ilişkin bugüne kadar yapılmış en kapsamlı değerlendirme olan Küresel Devrilme Noktaları Raporu, insanlığın şu anda feci bir yörüngede olduğunu söylüyor.

Kaynak: Küresel Devrilme Noktaları
Kaynak: Küresel Devrilme Noktaları Raporu

Bulgular bir milata işaret ediyor

Fosil yakıtların kullanımdan kaldırılma hızı ve sıfır-karbon çözümlerinin büyümesi artık milyarlarca insanın geleceğini belirleyecek.

Rapor, mevcut küresel yönetişimin sorunun boyutları karşısında yetersiz kaldığını belirtiyor ve olumlu dönüm noktalarını tetikleyecek koordineli eylemler de dahil olmak üzere, gidişatı hızla değiştirmek için altı temel tavsiyede bulunuyor.

Devrilme noktası, küçük bir değişimin genellikle hızlı ve geri döndürülemez bir dönüşüme yol açmasıyla ortaya çıkar ve etkileri olumlu ya da olumsuz olabilir.

Grafik: Kişi başına düşen ortalama karbon ayak izinin bazı ülkeler için dökümü- Kaynak: Küresel Devrilme Noktaları

‘Her zamanki gibi iş yapmak artık mümkün değil’

Rapor, 26 olumsuz Dünya sistemi devrilme noktasının değerlendirilmesine dayanarak, “her zamanki gibi iş yapmanın” artık mümkün olmadığı sonucuna varıyor – doğada ve toplumlarda hızlı değişiklikler zaten oluyor ve daha fazlası da geliyor.

Küresel ısınmanın 1,5°C’yi aşma yolunda ilerlemesiyle birlikte, büyük buz tabakalarının çökmesi ve sıcak su mercan resiflerinin yaygın ölümleri de dahil olmak üzere en az beş yeryüzü sisteminin devrilme noktasının tetiklenmesi muhtemel görülüyor.

Yeryüzü sisteminin devrilme noktaları çoğaldıkça, temel ürün yetiştirme kapasitesinin felaket boyutunda, küresel ölçekte kaybedilmesi riski ortaya çıkıyor.

İllüstrasyon: Angus Mauire
İllüstrasyon: Angus Mauire

İklim ve ekolojik krizi durdurmak için acilen harekete geçilmezse, doğal dünya parçalandıkça toplumlar da bunalacak.

Alternatif olarak, şu anda COP28’de bir araya gelen liderler tarafından hızlandırılan acil küresel eylem, olumlu devrilme noktalarını harekete geçirebilir ve dünyayı gelişen, sürdürülebilir bir geleceğe doğru yönlendirebilir.

Rapor, bunu yapmak için bir plan ortaya koyuyor ve cesur, koordineli politikaların enerji, ulaşım ve gıda dahil olmak üzere birçok sektörde olumlu devrilme noktalarını tetikleyebileceğini söylüyor.

Bir dizi olumlu devrilme noktası milyonlarca hayatı kurtaracak, milyarlarca insanı sıkıntıdan kurtaracak, iklimle ilgili trilyonlarca dolarlık zararı önleyecek ve hepimizin bağımlı olduğu doğal dünyayı restore etmeye başlayacak.

‘Devrilme noktaları, insanlığın daha önce hiç karşılaşmadığı büyüklükte tehditler oluşturuyor’

Rapor, Bezos Earth Fund ortaklığında Exeter Üniversitesi koordinasyonunda 200’den fazla araştırmacıdan oluşan uluslararası bir ekip tarafından hazırlandı.

Exeter Küresel Sistemler Enstitüsü‘nden Profesör Tim Lenton, “Dünya sistemindeki devrilme noktaları, insanlığın daha önce hiç karşılaşmadığı büyüklükte tehditler oluşturuyor” dedi.

‘Devrilme noktaları aynı zamanda en iyi umudumuzu da sunuyor’

“Tüm ekosistemlerin ve temel ürün yetiştirme kapasitesinin kaybı da dahil olmak üzere yıkıcı domino etkilerini tetikleyebilir, kitlesel yerinden edilme, siyasi istikrarsızlık ve mali çöküş gibi toplumsal etkileri olabilir” ifadelerini kullanan Lenton, ayrıca şunları aktardı:

“Ancak devrilme noktaları aynı zamanda en iyi umudumuzu da sunuyor: toplumlarımızda ve ekonomilerimizde olumlu devrilme noktalarına öncelik vermemiz ve bunları tetiklememiz gerekiyor. Bu, yenilenebilir enerji ve elektrikli araçlardan toplumsal hareketlere ve bitki temelli diyetlere kadar çeşitli alanlarda halihazırda gerçekleşiyor. Şimdi, insanlık için güvenli, adil ve sürdürülebilir bir gelecek sağlamak üzere bir dizi olumlu devrilme noktasını serbest bırakma zamanıdır.”

Takviye kuvvet çağrısı

Oslo Üniversitesi‘nden Dr. Manjana Milkoreit, “Şu anda küresel yönetişim sistemimiz, yaklaşan tehditlerle başa çıkmak ve acilen gerekli çözümleri uygulamak için yetersiz” dedi.

“Bazı Dünya sistemi devrilme noktalarının artık tetiklenmesi ve uluslar içinde ve arasında ciddi ve orantısız etkilere neden olması muhtemeldir” diyen Milkoreit, şunları dile getirdi:

“Bu durum, uyum ile kayıp ve zarar yönetişiminin güçlendirilmesi, mevcut çerçevelerin düzenlenmesi ve kaynakların devrilme noktası tehditlerini hesaba katacak şekilde arttırılması için acil bir ivme sağlamaktadır. Bu krizi önlemek – ve bunu adil bir şekilde yapmak – COP28’in ve devam eden küresel işbirliğinin temel hedefi olmalıdır. İyi bir küresel yönetişim, özellikle olumlu dönüm noktalarını tetikleyerek bunun gerçekleşmesini sağlayabilir.”

‘Pozitif devrilme noktaları birbirlerini güçlendirmek/hızlandırmak üzere birleşebilir’

Exeter Üniversitesi’nden Dr. Steve Smith şunları söyledi:

“Tıpkı Dünya sisteminin devrilme noktalarında olduğu gibi, pozitif devrilme noktaları da birbirlerini güçlendirmek ve hızlandırmak üzere birleşebilir. Örneğin, elektrikli araçların karayolu taşımacılığının baskın biçimi haline gelmesini sağlayacak dönüm noktasını geçerken, batarya teknolojisi daha iyi ve daha ucuz hale gelmeye devam ediyor. Bu, yenilenebilir enerjinin depolanması için bataryaların kullanımında bir başka olumlu dönüm noktasını tetikleyebilir, evlerimizde ısı pompalarının kullanımında bir diğerini güçlendirebilir ve bu böyle devam edebilir.

Siyaset, sosyal normlar ve zihniyetler de dahil olmak üzere toplumun pek çok alanı bu şekilde ‘eğilme’ potansiyeline sahiptir. İnsanlık tarihi, ani sosyal ve teknolojik değişim örnekleriyle doludur. Bu örneklerden ders alarak, odağımızı aşamalı değişimden dönüştürücü eyleme çevirmeli ve olasılıkları kendi lehimize çevirmeliyiz.”

 

Ek olarak raporda altı temel tavsiyeye yer verildi:

  • Fosil yakıtları ve arazi kullanımı emisyonlarını 2050’den çok önce durdurarak şimdi aşamalı olarak azaltın.
  • Ülkeler arasındaki ve içindeki eşitsizliği tanıyarak uyum ve “kayıp ve zarar” yönetişimini güçlendirmek.
  • Devrilme noktalarını, Küresel Durum Değerlendirmesine (dünyanın iklim “envanteri”) ve Ulusal Katkı Beyanlarına (her ülkenin iklim değişikliğiyle mücadele çabalarına) dahil edin
  • Olumlu devrilme noktalarını tetiklemek için politikaları koordine edin.
  • Devrilme noktalarına ilişkin acil bir küresel zirve düzenleyin.
  • Devrilme noktaları hakkındaki bilgileri derinleştirin. Araştırma ekibi, devrilme noktalarına ilişkin bir IPCC Özel Raporu hazırlanması çağrılarını destekliyor.

‘İklim değişikliği çağımızın belirleyici meselesi’

Bezos Earth Fund Bilim, Veri ve Sistem Değişikliği Şefi Kelly Levin rapora ilişkin olarak şunları söyledi:

“İklim değişikliği çağımızın belirleyici meselesidir; önümüzdeki tehditleri ve fırsatları ele almak için küresel devrilme noktalarına ilişkin bilimi ilerletmemiz elzemdir. Şu anda seçtiğimiz yol insanlığın geleceğini belirleyecek ve bu olağanüstü rapor, önlememiz gereken Dünya sistemi devrilme noktalarını, acilen uygulamamız gereken yönetişimi ve kritik olarak toplumumuzu ve dünyamızı dönüştürmek için tetiklememiz gereken olumlu devrilme noktalarını ortaya koyuyor.”

‘Küresel Devrilme Noktaları Raporu yolu açıyor’

Kelly Levin, “İklim ve doğa krizlerinin çözümü, beslenme düzeninin değiştirilmesinden ormanların yenilenmesine ve içten yanmalı motorların kullanımdan kaldırılmasına kadar pek çok sektörde büyük dönüşümler gerektirecektir” dedi ve ekledi:

“Gerekli eylem ölçeği göz önüne alındığında, değişimin durdurulamaz bir şekilde başlaması için en faydalı olumlu devrilme noktalarını hedeflemeliyiz. Bezos Earth Fund olarak kendimizi bu belirleyici on yılda olumlu dönüm noktalarını tespit etmeye ve tetiklemeye adadık. Küresel Devrilme Noktaları Raporu yolu açıyor.”

Küresel Devrilme Noktaları Raporu’nun bazı bölümleri Earth System Dynamics dergisinin özel bir sayısında yayınlanacak.

[COP28] İklim zirvesinde kadın çok, sesi yok

Bu haber Aposto ve Yeşil Gazete’nin COP28 işbirliği kapsamında oluşturulmuştur.

*

Çevre ve iklim konularında çalışmalarda bulunan Avukat Özlem Altıparmak, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai kentinde gerçekleştirilen COP28’in altıncı gününde değerlendirmelerini paylaştı.

Aposto İş Dünyası Editörü İdil Ertürk’ün sorularını yanıtlayan Özlem Altıparmak, Birleşmiş Milletler 28. Taraflar Konferansı’nda toplumsal cinsiyet odaklı konuları özellikle takip eden bir isim.

COP28’e kadınların yoğun olarak katıldığını gözlemlediğini belirten Altıparmak, görüş bildirme ve oy verme gibi karar alma mekanizmalarında kadınların oranının ne yazık ki düşük boyutta olduğunu belirtti.  Altıparmak şu ifadeleri dile getirdi:

“Geldiğimiz noktada bir buçuk derecelik hedefi yakalayıp yakalayamayacağız konuşuluyor. Fosil yakıtlardan çıkış en önemli gündem; bazıları fosil yakıtlardan çıkış, bazıları fosil yakıtların kullanımının azaltılması gibi şeyler söylese de tabii ki fosil yakıtların en çok kullanıldığı yani petrolün en çok çıkarıldığı/kullanıldığı bir ülkede yapılıyor; Dubai’de Birleşik Arap Emirlikleri’ndeyiz. Buradaki toplantılar fosil yakıttan çıkış gibi değil de ya da fosil yakıtların sonlandırılması gibi değil de biraz daha kayıp zarar fonu odaklı başladı. Zararların tazminin yapılması ya da fosil yakıtların kullanılmaya devam edilmesi ama karbon yakalama ve tutma teknolojileri gibi; hani mevcut düzeyini değiştirmeden aslında sadece tazminatla, telafi edici önlemlerle ya da yeni bir teknoloji geliştirip fosil yakıtları kullanmaya devam etmekle gibi geçiyor. Ben bir hukukçuyum, insan hakları savunucusuyum, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında da çalışıyorum. Benim için aslında buradaki tartışmaların çoğu biraz göz boyamadan ibaret gibi geliyor.”

Av. Altıparmak, COP28’e kadın katılım oranına ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

“Ben şimdi etrafıma baktığımda çok fazla kadın olduğunu görüyorum COP’a katılımda ama bunların liderlik pozisyonunda kaç tanesi var, derseniz; çok az kişi olduğunu görüyorsunuz. Oylamalara geldiğinde ya da karar alma süreçlerine katılıma geldiğinde… Diğer boyutu da adil dönüşüm meselesi. Adil dönüşüm dediğimizde de aslında yenilenebilir enerji sektörüne geçiş, fosil yakıtların kullanılmasının bırakılması… Ama bunun da toplumsal cinsiyet boyutları var.”