Ana Sayfa Blog Sayfa 1738

Kabus bitiyor mu?

Bitmiyor; 2020 yılı ile beraber yaşadığımız pandemi günlerinin de biteceğini düşünenlerdenseniz, yanılıyorsunuz… Özellikle 2020 son günlerinde Covid-19’a karşı geliştirilen aşılarla ilgili medyaya yansıyan haberler dünyanın her tarafında bir iyimserlik yarattı. Fakat 2021’in daha ilk gününde gelişmelerin bu yönde olmadığı, üstelik bu aşılardan şu ana kadar başta ABD’nin saygın bilimsel kuruluşu FDA olmak üzere dünyanın çeşitli yörelerinde acil kullanım onayı alan Pfizer/BioNTech firmasının aşını geliştiren Prof. Dr. Uğur Şahin’in sözleriyle ortaya çıktı.  

Şahin ünlü Alman dergisi Der Spıegel’in yılın yayınlanan ilk sayısına verdiği röportajla herkesi pembe rüyalarından uyandırdı. Ona göre mevcut onaylı aşıların eksikliği nedeniyle üretim ve dağıtım sürecinde büyük bir boşluk oluşması kaçınılmaz. Prof. Şahin diğer aşıların doğru düzgün faz 3 çalışmasının ara sonuçlarını bilimsel ölçütler içinde yayınlayamadıklarını ve bu nedenle uluslararası saygın bilimsel kuruluşlardan henüz ‘acil kullanım onayı’ alamadıklarının altını çiziyor ve bu durumun kendi aşılarının tedariğinde talep yoğunluğu nedeniyle boşluklar oluşturabileceğini belirtiyor. 

Prof. Dr. Şahin’e göre diğer aşılar faz 3 çalışmasının ara sonuçlarını tartışmaya yer vermeyecek şekilde yayınlayamadıkları ve bu nedenle başta Dünya Sağlık Örgütü’nden olmak üzere acil kullanım onayını alamadıkları takdirde tüm dünyada aşı sıkıntısı yaşanması kaçınılmaz.

Aslında bunun ilk belirtileri geçtiğimiz yılın son günlerinde ortaya çıkmıştı; bile… Başta İngiltere olmak üzere bütün ülkelerde aşı sıkıntısı başladı. Bu sıkıntı nedeniyle ikinci doz aşının yapılma aralığı iki haftadan, bir aya hatta 1.5 aya kadar yükselebileceğinin işaretleri ortaya çıktı. İngiltere’de bazı bilim insanları iki doz aşının iki farklı aşıyla yapılmasının nasıl sonuç vereceğini tartışmaya bile başladılar. ABD’li bilim insanları ise bunun kesinlikle denenmemesi konusunda hemfikir…

Diğer bir görüş ise; ‘herkesi hiç olmazsa bir doz aşılayalım; hiç yoktan iyidir’ görüşü… Üstelik bu tartışmalar 2020 içinde gereksinimlerinin üzerinde sipariş verip; parasını da peşin ödeyen zengin ülkelerde yaşanıyor. Bu ülkelerde geçen yıldan itibaren aşı temininde öncelik almalarına rağmen hem temininde güçlük çekiyorlar hem de aşılama organizasyonu zorluklarıyla boğuşuyorlar. İsrail gibi küçücük ve dümdüz bir coğrafyada bile bir ayda ulaşılabilen aşılama sayısı ancak bir milyon…

Sinovac aşısında soru işaretleri

Ülkemize gelince, diğer ülkeler tarafından pek fazla tercih edilmeyen Çin’in Sinovac firmasının ürettiği aşıya talip ülkemizin Sağlık Bakanlığı… Öncelikle belirtelim; bu aşının bilimsel ölçütlere uygun faz 3 ara raporu hala yok… Şu ana kadar ise bu aşıdan sadece 3 milyon doz ülkemize getirilmiş ve biyogüvenlik testleri başlamış durumda. Ölü virüs aşısı olan aşının aslında faz1 ve 2 çalışmaları çok iyi yapılmıştı ve sonuçları umut vericiydi. Faz 3 çalışmaları ve onun ara dönem sonuçları merakla beklenen aşının bu aşama çalışmaları üreticisi tarafından dört ülkede; Türkiye, Brezilya, Endonezya ve Şili’de başlatıldı. 

Ancak şu ana kadar ana üretici Sinovac firması tarafından faz 3 çalışmaları ara sonuçlarıyla ilgili bilimsel açıdan doyurucu bir paylaşım yapılmadı. Oysa bir aşının yan etki ve koruyuculuğuna; dolayısıyla yaygın olarak kullanılıp kullanılmayacağına karar vermek için en kritik bilgiler faz-3 çalışmasının sonuçlanması ile elde ediliyor. Halen Covid-19’a karşı geliştirilen hiçbir aşı adayının faz-3 çalışması tamamlanmadı. Normalde faz 3 çalışmaları ortalama iki yıllık bir zaman alıyor. Çünkü aşının koruyuculuğuna ve ne kadar süreyle tekrarlanması gerekeceğine karar verebilmek için gönüllülerin en az bir yıl süreyle izlenmesi gerekiyor. Fakat yaşadığımız pandemi günlerinde faz-3 çalışmalarının tamamlanması beklenmeden ara dönem sonuçları ile ‘acil kullanım onayı’ ile aşılar kullanıma veriliyor. Yetkili kurumlar aşı firmalarının bazı kurallar içinde sunduğu bu ara dönem sonuçlarına göre acil kullanım onayı veriyorlar.

Ara dönem sonucunun açıklanabilmesi için en önemli nokta, aşı ve plasebo gruplarını içeren gönüllüler grubunda asgari sayıda vaka gözlenmesi gerekliliği; bu gereklilik Sinovac Firmasının ürettiği aşının faz 3 çalışmaları için Brezilya’da 60, ülkemizde ise 40 vaka… Ancak ülkemizde koruyuculuk oranını %91.25 olarak verdiği tarihte, 14 gün arayla iki kez aşı yapılmış ve aldığı ikinci dozdan sonra en az iki hafta süre geçmiş gönüllü sayısı yalnızca 1.322 idi.  Üstelik bu grup içinde hastalananların sayısı da sadece 29’du.  Yani Türkiye asgari vaka sayısına bile ulaşmadan, sadece 29 vaka ile koruyuculuk oranı açıkladı. Bu nedenle ülkemizde açıklanan veriler Türkiye’ye özel bir ara dönem sonucu olarak bile görülemez ve güvenilir değil. Üstelik faz-3’ün kesin ya da ara dönem sonucu denildiğinde anlaşılması gereken şey, faz-3 çalışmasını yürüten ülkelerin (Türkiye, Brezilya, Şili, Endonezya) verilerini içeren ortak bir sonuç; diğer aşıların ve aşı adaylarının şu ana kadar açıkladıkları ara dönem sonuçları bu ilkeler içinde açıklandı, açıklanmaya da devam ediyor.

Yaş grupları ve ikinci dozda belirsizlikler

Önemli bir diğer noktaysa 60 yaş ve üstü gruba aşı uygulamasının hedeflenmesidir. Bilindiği gibi ülkemizde yürütülen faz-3 çalışması 18-59 yaş grubundaki gönüllüler üzerinde yürütüldü. 60 yaş ve üzerindekileri kapsayan araştırmalar ise küçük gruplar halinde Brezilya ve Şili’de yürütülüyor. Şu ana kadar 60 yaş ve üzerindeki grupla ilgili gerek firma gerekse bu ülkeler tarafından hiçbir sonuç paylaşılmadı. Durum böyleyken Türkiye’nin aşıyı yaşlılara uygulamasının bilimsel hiçbir dayanağı yok…

Ayrıca bugünlerde yetkililer iki doz arasındaki sürenin 14 günden 28 güne çıkarılacağını belirtiyor.  Oysa faz 3 çalışmaları sırasında gönüllülere hep 14 gün ara ile yapılmıştı ikinci doz aşı adayları…

Bu harita 2022’de de aşıyı tartışacağımızı gösteriyor.

Tarih boyunca çok sayıda pandemi yaşadık. Fakat ilk defa bir pandemi yaşanırken geliştirilen aşılarla durdurulmaya çalışılıyor. O nedenle bazen yıllar süren aşı geliştirilme süreçleri mümkün olduğunca kısaltılmaya çalışılıyor. Tüm dünyada özellikle faz 3 çalışmalarının ara raporlarının yayınlandığı az sayıdaki aşının talebi karşılayamaması nedeniyle İngiltere ve ABD gibi ülkelerde kullandıkları mRNA aşılarının ikinci doz uygulama arasını açmayı (Pfizer-BioNTech aşısı için 3 hafta yerine 12 hafta arayla iki kez uygulama) tartışıyorlar.

Bu durumu ülkemizdeki durumla karıştırmamak gerekiyor. Çünkü sözü edilen ülkelerin kullandıkları mRNA aşılarının faz-3 ara dönem sonuçları bilimsel ölçütlere uygun olarak yayınlandı ve bu aşılar bu sonuçlarla pek çok ülkeden onay da aldılar. Yani faz-3 çalışmasıyla o aşıların iki doz uygulamadan sonra ne düzeyde antikor oluşturdukları ve oluşan antikorun yaklaşık kaç hafta varlığını sürdürdüğü gösterilmiş durumda. Pfizer-BioNTech aşısına FDA acil kullanım izni verdiğinde iki doz aşı yapılmış gönüllüler ortalama 3 ay izlenmiş durumdaydılar.

Toplum bağışıklığı 2022’yi bulabilir

Üstelik Pfizer firması İngiltere ve ABD’nin iki doz arasındaki süreyi uzatma düşüncelerinden duyduğu rahatsızlığı ifade etti ve böyle bir uygulamanın aşının koruyuculuk düzeyini ne şekilde etkileyeceği konusunda ellerinde yeterli veri olmadığını bildirdi. Oysa Sinovac firmasının ürettiği aşı ile ilgili gerek faz 3 çalışmasının gerek güvenilir ara sonuçlar gerekse iki doz arasındaki süreyi uzatma ile ilgili güvenilir bir bilgi yok ve bu tamamen bu aşının teminindeki güçlükle ilgili olduğu açık…

Kabus gerek dünya için gerekse ülkemiz için henüz bitmedi, en azından 2021 yılının sonuna kadar bitmeyecek… Aşı ile toplum bağışıklığının sağlanması şimdilik 2022 yılına kadar uzayacak gibi görünüyor. Zengin ülkeler aşı alımı konusunda elini çabuk tuttular ama Prof. Dr. Uğur Şahin’in de belirttiği gibi gerek aşı onayındaki sorunlar gerekse uygulama zorlukları 2021 yılının da pandeminin gölgesinde geçeceğini gösteriyor. Tüm bunlara ek olarak ülkemizde gerek salgın yönetiminde gerekse aşı seçim ve yönetiminde yapılan hatalar aşılama açısından ülkemizin daha da zor bir süreçten geçeceğinin bir habercisi gibi…

Çözüm, bilimin aydınlattığı yoldan inatla yürümekten geçiyor.

Boğaziçi Üniversitesi’nde AKP’li kayyım rektöre tepki: Kabul etmiyoruz

Boğaziçi Üniversitesi’ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kararıyla üniversite dışından rektör olarak atanan AKP Milletvekili aday adayı Melih Bulu’ya yönelik tepkiler devam ediyor.

12 Eylül döneminden bu yana ilk kez kurum dışından kayyım atanan üniversite öğrencileri ve öğretim üyeleri rektörün okul içerisinde yapılan seçimler ile belirlenmesi gerektiğini söylüyor.

Güney Kampüs’te basın açıklamasına davet

Boğaziçi Dayanışması‘nın sosyal medya hesabından yapılan duyuruda, Güney Kampüs‘te bugün saat 14.00’deki basın açıklamasına katılım çağrısı yapıldı.

Ayrıca, online olarak devam eden derslerin bugün boykot edileceğini duyuran Dayanışma, “Salı gününden itibaren ise tüm Boğaziçi öğrencilerini kameralar kapalı ve profil görselinde #KayyumaGeçitYok hashtag’i yazılı biçimde derse girmeye davet ediyoruz” açıklamasını yaptı.

‘Kamusal alanlarımızı savunalım’

Kayyım atanmasına tepki gösteren öğrenciler tarafından çekilen videoda kayyımın antidemokratik bir kültürün tesis edilmesinden başka bir şey olmadığı belirtilen açıklamada “Boğaziçi var olabilmek, konuşabilmek, özgür olabilmek ve gerektiğinde karşı çıkabilmektir” ifadeleri kullanıldı.

Videoda “Biliyoruz ki demokratik alanların inşası en küçük birimlerden başlar. Kayyım atamaları ise demokratik alanlara bir saldırıdır. Herkesi özerk kamusal alanlarımızın savunusuna davet ediyoruz” çağrısında bulunuldu.

Öğretim üyelerinden açıklama: Kabul etmiyoruz

Öğretim üyeleri tarafından yapılan açıklamada “Rektör seçimlerini ortadan kaldıran antidemokratik uygulamaların bir devamıdır. Üniversitemizin akademik özerkliğini, bilimsel özgürlüğünü ve demokratik değerlerini açıkça ihlal eden bu uygulamayı kabul etmiyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Öncesinde rektörün kurum içerisinde yapılan seçimle belirlendiği belirtilen açıklamada bu durumun oyların çoğunu alan Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu yerine Prof. Dr. Mehmed Özkan’ın göreve getirildiği 2016 yılından bu yana baskının arttığı söylendi.

‘İlkelerden vazgeçilmeyecek’

Öğretim üyeleri yaptıkları açıklamada, üniversite senatosunun 2012 yılında kabul ettiği ilkelerden vazgeçmeyeceklerini vurgulayarak ilkeleri şu şekilde sıraladı:

  • Üniversitelerin herhangi bir kişi ya da kuruluşun etki veya baskısına maruz kalmaması ve siyaset aracı olarak kullanılmaması, bilimsel ve toplumsal gelişim açısından vazgeçilmezdir.
  • Üniversitelerde karar alma yetkisinin demokratik yöntemlerle seçilmiş kurullarda ve akademik yöneticilerde olması özerklik için şarttır. Rektör, dekan, enstitü müdürü, yüksekokul müdürü, bölüm başkanı gibi akademik yöneticiler atamayla değil seçimle belirlenmelidir.
  • Üniversitelerin, özerk anayasal kurumlar olarak, akademik programlarını ve araştırma politikalarını öğretim elemanlarınca ve/veya üniversite kurullarınca kararlaştırılarak belirlemesi, bilimsel özgürlüğün ve yaratıcılığın şartlarındandır.

20 AKP Milletvekili adayı kayyım atandı

Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne AKP milletvekili adayı Prof. Melih Bulu‘nun atanmasıyla birlikte, üniversitelerde eski AKP’li milletvekili ve aday adayı olanların sayısı 20’yi buldu.

Sözcü gazetesinin haberine göre 2017’de Ege Üniversitesi Rektörlüğü’ne AKP eski vekil Prof. Necdet Budak atanmıştı. Aynı yıl, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörlüğüne ise AKP Terme belediye başkanı adayı Mustafa Alişarlı getirildi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne AKP eski Milletvekili Cevdet Erdöl atanmıştı. AKP eski Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar ise halen 9 Eylül Üniversitesi Rektörlüğü görevinde bulunuyor.

2018’de Yalova Üniversitesi Rektörü olan Suat Cebeci, AKP Sakarya Milletvekili aday adayıydı. Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörlüğü’ne AKP Milletvekilli ise Öznur Çalık‘ın kız kardeşi Aysun Bay Karabulut atandı. Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörlüğüne getirilen Cem Zorlu da AKP Konya eski milletvekiliydi. Kars Kafkas Üniversitesi atanan Hüsnü Kapu da AKP’den Kars milletvekili aday adayı olmuştu.

AKP eski Milletvekili Vural Kavuncu halen Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörlüğü görevini sürdürüyor. 2019’da Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğüne getirilen Hamdullah Şevli de, AKP vekil adayıydı. AKP eski Milletvekili Necdet Ünüvar, 2020’de Ankara Üniversitesi rektörlüğüne atandı. AKP Kayseri eski Milletvekili Havva Talay Çalış‘ın eşi Mustafa Çalış da 2018’de Kayseri Erciyes Üniversitesi rektörü olmuştu.

AKP Ankara eski Milletvekili Aşkın Asan, Avrasya Üniversitesi’ne, AKP Şanlıurfa eski Milletvekili Mazhar Bağlı Nevşehir Hacı Bektaş Üniversitesi’nde rektör oldu. 2007’de AKP’nin Milletvekili aday adayı Ömer Çomaklı, Atatürk Üniversitesi’nde rektörlük görevine devam ediyor.

 

 

[2020’nin ardından] Nükleer enerjinin maskesi düştü, zirvede nükleer enerjiyle sıvanamayan güneş!

2020, nükleer santrallerin promosyoncuları tarafından bile “yenilenebilir enerji” şeklinde lanse edilmesinden vazgeçtiği, güneş enerjisinin maliyet ve verimlilik hesaplarıyla zirveye oturduğu bir yıl oldu. Uzunca bir süre “karbonsuz enerji” olarak tanıtılan, direkt karbon salmasa dahi direkt radyasyon salan, gerek denizin gerekse atmosferin sıcaklık artışını tırmandıran etkileriyle nükleer yakıt çevrimi  içinde küresel negatif etkilere haiz olan atık sorunu genel anlamda yani dünya çapında deneyimlenmediği için yeterince anlaşılamayan  nükleer enerji, bu açılardan değilse de kârlılık planlarını desteklemediği için sınıfta kaldı.  Nihayet nükleer karşıtlarının yıllardır haykırdığı bir gerçeği iş insanları da kaçınılmaz şekilde ve yüksek sesle kabul etti: Nükleer enerji tesisinin inşaatı maliyetlidir, pahalıdır, uzun sürer; nükleer enerji üretimi  maliyetlidir, verimli değildir, risklidir, öngörülemeyen maddi manevi maliyetlere enerji üretimi dışındaki motivasyonlar için katlanmak demektir.

Buna ek olarak 2020, özellikle yaz aylarında günümüzün bir gerçeği olan iklim değişikliği şartlarında soğutma suyunu göl ve nehirlerden alan nükleer santrallerin devreden çıkarıldığı, enerji üretiminin durdurulduğu bir yıl oldu.  Otuz kırk yıl önce yüksek maliyetlere, uzun inşaat sürelerine katlanılarak inşa edilen santrallerin yılda iki üç ay üretimin durduruldu. Özetle nükleer santrallerin verimliliği bırakın zararına yatırım anlamına geldiği anlaşıldı. “Ne için, kim için  nükleer enerji? ” sorusu yatırımcılar tarafından da sorulur oldu.

Aralık ayında, Uluslararası Enerji Ajansı (UEA)Başkanı Fatih Birol Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) tarafından organize edilen benim de katıldığım sanal toplantıda yeni dönemin rüzgarının yenilenebilir enerji kaynaklarından özellikle güneş enerjisinden yana eseceğini ilan ederek nükleer enerjiye ekonominin değil, devlet(ler)in ilgi ve motivasyonunun  olduğunu açıkça teslim etti.

Güneş enerjisinin maliyeti yüzde 89, rüzgar enerjisinin maliyeti yüzde 70 azalırken nükleer enerjinin maliyetleri yüzde 26 arttı.

Nükleer enerjinin çoktan geriye düştüğünü geçmiş yıllarda da aktardığımız gibi bu sene de Yeşil Gazete okurları için Eylül ayında Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu‘nu değerlendirme yazımızla paylaşmıştık. Raporda nükleer enerji santrallerinin kurulum ve işletim süreçlerinin, kaynağını doğadan alan ve doğada sınırsız bulunan rüzgar ve güneş enerjilerine göre çok geriye düştüğü şu cümleyle özetleniyordu: Güneş enerjisinin maliyeti yüzde 89, rüzgar enerjisinin maliyeti yüzde 70 azalırken nükleer enerjinin maliyetleri yüzde 26 arttı.

Mart 2020’de TENMAK kuruldu

Dünya ve Türkiye’deki yatırımcılar yüzünü güneşe dönerken 2020, hükümetin ve hükümetin açtığı yasal zeminde yükselen şirketlerin madencilik ve kirli enerji yatırımlarına yöneldiği bir yıl oldu. Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Resmi Gazete’de yayımlanarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile ilgili özel bütçeli Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) kuruldu.

2019’da Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmeden bir ay önce, KHK ile kurularak başkanının Cumhurbaşkanı olduğu Nükleer Düzenleme Kurumu‘nun (NDK) kurulmasıyla Türkiye’nin nükleer enerji yatırımlarının hafızası  sayılan ve hiç bir bakanlığa bağlı olmayan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) lağvedilmişti. TENMAK’ın kurulmasıyla birlikte de tekrar ve tamamen kapatıldı. TAEK çalışanlarının bir kısmının TENMAK bünyesine alındığı açıklandı. Mart ayında yapılan bu kurumsal değişimi müteakip belli  şirketlerin madencilik faaliyetleri, yatırımları agresifleşti.

 Akkuyu NGS inşaatı engel tanımadı

2020, güneş enerjisi dünya genelinde zirveye tırmanırken ironik şekilde yılda 300 gün güneş alan Mersin‘de Akkuyu Nükleer Güç Santrali‘nin (NGS) inşaatına devam edilen bir yıl oldu. Bir yıl önce başlanan reaktör inşaatı hızla tamamlanarak üçüncü reaktör için de inşaat lisansı verildi.

Akkuyu NGS’de işçilerle üst fotograflarda yöneticilerin yemekhane koşulları

Birinci reaktörün Cumhuriyet’in ilan edilişinin 100. yılına denk getirilecek şekilde 2023’te operasyona başlatılması hedefi doğrultusunda, işçilerin Covid 19’a yakalanması riskine karşı şantiyenin yemekhanesinde bir önlem alınmadığına şahit olduk. Çalışanlar mesafesiz  koşullarda yemek yerken aynı işletmede üst düzey yöneticilere özel koşulların tasarlandığını görmek Akkuyu NGS’de emekçilerin hayatlarının hiçe sayılmasının yanı sıra ayrımcılık yapıldığının da ispatı oldu. Üst düzey yöneticilerin içinde Rusların varlığı Ruslara ait bir işletmede çalışan Türk emekçilerin milliyetçilik üzerinden de ayrımcılığa maruz kalmış olabileceğini düşündürdü.

Bir önceki yıl iki defa vuku bulan temel çatlamasının geçiştirildiği Akkuyu NGS şantiyesinde emekçilerin sağlık ve selametinin  önemsenmemesi,  olur da üretime geçilirse halk sağlığının da hiçe sayılacağının emaresiydi.

VVER 1200’ün teknik sorunları 

2020’de ucu Akkuyu NGS’ ye dokunan bir olay da Belarus‘ta yaşandı. Akkuyu NGS’de kullanılacak olan aynı tip VVER 1200 reaktörü Ostravetz Nükleer Santrali‘nin inşa edilmiş tek reaktörü elektrik iletim hatlarında oluşan bir problem nedeniyle operasyona başladıktan bir ay sonra devreden çıkarıldı.

Tekrar devreye alındıktan hemen sonra da soğutma suyu sistemi arızalanan bu reaktör, komşu ülke Litvanya’yı alarma geçirdi. Litvanya tepki olarak Belarus’tan elektrik ithalatını durdururken başkentte halka valilik tarafından evlerden çıkmamaya hazırlıklı olunacak şekilde gıda stoklaması söylendi. Belarus’ta ise devletin kendi yurttaşları için herhangi bir önlem almaması ve acil durum çağrısı yapmaması nükleer santraller söz konusuysa devletlerin istikrarı korumak için halk sağlığını yok saymasının diğer bir örneği oldu.

Sinop NGS ÇED’i onaylandı, yurttaşlar davacı

2020’de Akkuyu NGS’nin ardından Türkiye’nin ikinci nükleer santralinin kurulması için seçilen Sinop’ta hareketli günler yaşandı. İki yıl önce 6 Şubat’ta halkın katılamadığı halkın katılımı toplantısına tepki olarak Valilik önündeki protestolara katılan Sinop Nükleer Karşıtı Platform üyelerine karşı açılan dava geçen yıl bu zamanlarda görüldü ve iki ay sonra da beraatle sonuçlandı.

Beraat haberinden iki ay sonra ise Sinop Nükleer Santrali için Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanarak askıya çıkarıldığı öğrenildi. Böylece 2018 yılında Türkiye ile imzaladığı Hükümetlerarası Anlaşmadan çekilmiş olan Japonya ile yapılmış bu anlaşmaya dayandırılarak projeyi inşa edecek şirket dahi belli olmaksızın “farazi bir reaktör tipine yönelik” hazırlanmış olan ÇED, skandal şekilde onaylanmış oldu. ÇED’e karşı dava açan Sinop Nükleer Karşıtı Platform, sivil toplum örgütleri ve yurttaşlar son bir yıldır yoğun şekilde yaşanan ekonomik darboğaza rağmen bilirkişi ücretini karşılamak üzere yeni yılda hukukun tecelli etmesini umarak dayanışma gösterdiler.

Çernobil ve Fukuşima ekosistemi zehirlemeye devam ediyor

Dünyaya baktığımızda 2020, nükleer enerji üretim tesislerinin tüm dünya için nasıl bir tehdit anlamına geldiğini, 34 yıl önce meydana gelen Çernobil felaketi ve 9 yıl önce başlayan Fukuşima nükleer felaketiyle anıldığı bir diğer yıl oldu. Çernobil bölgesindeki kızıl ormanda çıkan yangınlar radyoaktivitenin ekosisteme yine yeniden karışma riskini gündeme getirirken, Fukuşima nükleer felaketi de onlarca belki yüzlerce yıl boyunca her yangın, tayfun, sel gibi doğa olaylarının eşliğinde bölgedeki radyoaktif kirliliğin hareketlenerek ekosistemde yayılımına, dolayısıyla  riskin yeniden üretimine yol açtı.

2020’de Fukuşima Nükleer Santral sahasındaki silolarda biriktirilmiş olan 1 milyon 200 bin ton radyoaktif suyun denize boşaltılması ihtimali  tekrar  gündeme geldi. Fukuşima santral arazisinde bu siloların depolanacağı alan kalmayacağı gerekçesiyle mevcut miktarın denize boşaltılma girişimi 2021’de de devam edecek görünüyor.

Covid 19 Tokyo 2020 Olimpiyat Oyunları’nı 2021’e erteledi

Fukuşima’da, Japon hükümetinin inkar ettiği radyoaktivite gerçeği açısından yegane olumlu gelişme, tüm bu radyoaktif kirlilik ve risklere rağmen “Fukuşima’da radyasyon yoktur” iddiasının teyidi  için gerçekleştirilmek istenen Olimpiyat oyunlarının Covid- 19 nedeniyle 2021 yılının Haziran ayına ertelenmesi oldu.

Arap yarımadası’nın ilk reaktörü

2020, enerji yatırımlarına nükleerle devam etmenin mantıksızlığını ortaya koyarken Birleşik Arap Emirlikleri‘nin Barakah Nükleer Enerji Santrali‘nin faaliyete geçtiğini duyurmasıyla Arap yarımadası nükleer yarımada oldu.  Arap dünyasının ilk nükleer santrali olma özelliğini taşıyan bu santral, Güney Kore Elektrik Şirketi (KEPCO) ve Emirates Nuclear Energy Corporation (ENEC) ortaklığıyla kuruldu.

Arap yarımadası nükleer yarımadaya dönüşürken Basra Körfezi’nin karşı yakasındaki İran‘ın Natanz Uranyum Zenginleştirme Tesisi‘nde İran haber kaynaklarınca ABD ve İsrail tarafından düzenlenen bir sabotaj olarak değerlendirilen bir patlama meydana geldi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı‘nın (IAEA) açıklaması, sabotaj ihtimalini destekler şekilde; “İran’ın nükleer anlaşmanın dışına çıkarak %3,5 yerine %4,5 civarındaki uranyum zenginleştirmesi rahatsızlık vericiydi” şeklinde oldu.

İran’ın nükleer çalışmalarına verilen yanıt bu kadarla da sınırlı kalmadı. İran nükleer programının mimarı Mohsen Fakhrizadeh, suikaste uğrayarak yaşamını yitirdi. Misilleme endişeleri yükselirken  2020 ABD seçimlerinin galibi Joe Biden yeni yılın 20 Ocak’ında görevine başladığı zaman ilk olarak Trump’ın bozduğu İran’la nükleer anlaşmayı onaylayarak “normalleştirme” sağlayacağını duyurdu.

Bu dünyanın sahibi siz değilsiniz, onu mahvetmenize izin vermeyeceğiz”

Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması yürürlüğe girdi

2020 yılında nükleer enerjinin “güç”değil “güçsüzlüğün” ispatı sayılabileceği pek çok olay yaşanırken nükleer silahlanmaya karşı dev bir adım atıldı. Honduras‘ın da imzalamasıyla 196 ülkeden 50’si, nükleer silah sahiplerine ‘Bu dünyanın sahibi siz değilsiniz, onu mahvetmenize izin vermeyeceğiz‘ mesajını verdi ve Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması (TPNW) yürürlüğe girdi. Resmi olarak malumun; yani  nükleer silahlanmanın “yasal ve de etik olmadığının” ilamı anlamına gelen bu anlaşma nükleer silah sahibi olmayı ‘suç’ ilan etmesiyle çok kıymetli. Bu ön kabul  nükleer silahlanma süreçlerini beslediği açıkça kabul edilen nükleer enerji üretimi için de yakın gelecekte  tartışmalı bir sürecin başlamasına evrilebilir.

Rashid Alimov Foto: Greenpeace Rusya

 

2020, Covid 19’un Rusya vatandaşı Nükleer karşıtı aktivist Rashid Alimov‘u 40 yaşında hayattan kopardığı bir yıl oldu. Yaşamını nükleer risk ve tehlikelere karşı mücadeleye adamış olan Alimov, Rusya’nın başta Almanya olmak üzere farklı ülkelerden seyreltilmiş  uranyum atığı ithal ettiğini kamuoyunun öğrenmesi için çalışmış, bu atıkların ham madde girdisi sayılma olasılığına karşı  toplum ve çevre sağlığı açısından daha katı kurallara tabi olmasını gerektirecek şekilde, “nükleer atık” kabul edilmesi yolunda mücadele vermişti.

Greta Thunberg 18 yaşına girdi

2018 yılında başlattığı iklim için okul grevleri dünya çapında bir hareketin doğmasını sağlayan, Fridays for Future’un kurucusu İsveçli Greta Thunberg 3 Ocak tarihi itibariyle 18 yaşına girdi.

Kendisine gelen kutlamalara yaptığı paylaşımla yanıt veren Thunberg, “18’inci doğum günümdeki tüm iyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.

Eleştirilere sarkastik cevap: Sonunda özgürüm

Gelen eleştirel yorumlara da cevap veren genç aktivist, “Bu gece beni yerel bir barda iklim ve okul grevleri komplosunun arkasındaki tüm karanlık sırları ve beni artık kontrol edemeyen yöneticilerimi açığa çıkarırken bulacaksınız. Sonunda özgürüm” dedi.

Doğum günü hediyesi

Thunberg, doğum gününde için Sunday Times magazine ile bir röportaj gerçekleştirdi. Genç aktivist kendisi için en iyi doğum günü hediyesinin “Herkesin gezegen için elinden gelen her şeyi yapacaklarına dair bir söz vermesi” olacağını söyledi.

Daha somut bir hediye isteyip istemediği sorulan Thunberg, bisikleti için bir far alabileceğini belirterek “İsveç’te kışın çok karanlık oluyor” ifadelerini kullandı.

 

Önceki depremlerin yaralarını saramayan Elazığ’da yine deprem meydana geldi

Elazığ Sivrice‘de dün saat 17.17 sıralarında deprem meydana geldi. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) depremin büyüklüğünü 4,2 olarak açıklarken, depremin derinliğinin ise 8,5 kilometre olduğu kaydedildi.

Öte yandan 27 Aralık günü de yine Sivrice’de 5,3 büyüklüğünde bir deprem meydana gelirken, 24 Ocak 2020 tarihinde de yine aynı kent ve bölgede 6,8’lik bir deprem meydana gelmiş, toplam 41 kişi hayatını kaybetmişti.

Bölgedeki bazı binalar yıkılmış, bazılarında da ciddi hasarlar meydana gelmişti. Meydana gelen bu depremlerin ardından binalarda oluşan hasarlarla ilgili devletin ciddi bir çalışması olmamıştı.

Fotoğraf: Yasin Kobulan

Artçı deprem

Sözcü’nün haberine göre, Deprem uzmanı Prof. Dr. Naci Görür yaşanan bu depremin kentte ocak 2020’de meydana gelen depremin artçı halkası olduğunu söyledi:

Daha önce dediğim gibi 2020 depremi temizlik hareketine devam ediyor. Endişe yok. Bunu da artçı deprem zincirinin son halkaları gibi düşünebilirsiniz”

Fikri Sağlar hakkında soruşturma başlatıldı

Halk Tv‘de  katıldığı bir programda türban ile ilgili ifadeleri tepki toplayan Eski Devlet ve Kültür Bakanı Fikri Sağlar hakkında ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçundan soruşturma başlattı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklama şöyle:

30.12.2020 tarihinde katıldığı bir televizyon programında, ‘Türbanlı hâkim karşısına gittiğimde adaleti savunacağı konusunda kuşkum var. Bazıları militanca ve ideolojik takılıyor, bununla mücadele edilmeli’ şeklindeki sözleri nedeniyle Durmuş Fikri SAĞLAR hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 216. maddesi kapsamında Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama suçundan, re’sen soruşturma başlatılmıştır.”

Kılıçdaroğlu Sağlar’ı, Cumhurbaşkanı Kılıçdaroğlu’nu eleştirdi

Fikri Sağlar, programda başörtüsü hakkındaki görüşlerini dile getirmişti. “Sorun başörtüsü değil, sorun türbandır” diyen Sağlar şunları söylemişti:  “Türban irticai faaliyetlerin, şeriat isteyenlerin üniformasıdır. Başörtüsü yüzyıllar boyunca Anadolu’da bir geleneksel giysidir. Arada fark var. Ben kendimden söylüyorum, yargılandığım zaman türbanlı bir hâkimin karşısına gittiğimde, benim haklarımı koruyacağına, adaleti yerine getirebileceği doğrultusunda kuşkum var. Nitekim de başıma geldi” 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Sağlar’ın görüşünü paylaşmadığını belirterek “Ya çağın neresindeyiz biz ya? Kişi başörtüsü takar takmaz o onun tercihidir. Benim görevim onun tercihine saygı duymaktır. Böyle bir ayrımcılığı asla kabul etmiyorum ve doğru bulmuyorum” demiş; ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili Kılıçdaroğlu’na da yüklenmişti: ” Bay Kemal yanına iki tane başörtülü alıp milleti aldatma sürecini de bıraksın. Yanına 20 tane başörtülü koysan, artık senin kim olduğunu, ne olduğunu gayet iyi biliyorlar.  Oy almak için bazı yerlerde başörtülü birkaç kişiyi adeta vitrin mankeni gibi getirip koymak kimseyi aldatmıyor, geçti o işler. Bugün parlamentoda nice başörtülü bayanlarımız var. Bay Fikri, görmüyor musun bunları? ” 

Erdoğan’ın bu sözleri ise başörtülü kadınların büyük tepkisine neden oldu. 

 

Birleşik Krallık’ta koronavirüs vaka sayıları patladı: Daha sıkı önlemler alınabilir

Birleşik Krallık’ta koronavirüs kaynaklı vaka sayısı hızla artmaya devam ediyor. Dün açıklanan rakamlara göre, ülkede son 24 saatte 57 bin 725 koronavirüs vakası tespit edildi.

Böylece ülkede toplam vaka sayısı 2 milyon 599 bin 789 olurken, virüs sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 74 bin 57o’e çıktı. Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson, daha sıkı önlemlerin alınabileceğine dikkat çekti.

‘Gittikçe daha fazla vaka göreceğiz’

Ülkede hastaneye yatış sayıları bahar ayındaki yoğunluğun üzerine çıkarken, Sağlık Bakanlığı verilerine göre de hastanelerin şimdiye kadarki en yoğun kışı geçirdiği belirtildi.

Kraliyet Doktorlar Koleji‘nden Prof. Dr. Andrew Godard, katıldığı BBC Breakfast programında konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

Noel’in büyük bir etkisi olacağına şüphe yok. Yeni varyantın da büyük bir etkisi olacak, bunun daha bulaşıcı olduğunu biliyoruz. Bu yüzden Güney Doğu’da, Londra’da ve güney Galler’de gördüğümüz büyük rakamların iki ay içinde ülkenin geri kalanına yansıyacağını düşünüyorum. Birleşik Krallık’ta insanlar nerede çalışırsa çalışsın, gittikçe daha fazla vaka göreceğiz ve buna hazırlıklı olmamız gerekiyor.”

Londra ve güneydoğu İngiltere‘deki hastanelerde yoğunluğun artmasından dolayı bazı hastalar başka bölgelerdeki hastanelere sevk edildi.

Galler‘de yoğun bakım danışmanı olan Dr. Ami Jones, hastanelerdeki hasta sayısının çok yüksek olduğuna vurgu yaparak “Salgın orman yangını gibi büyüyor ve hastanelerde çok fazla yerimiz kalmadı.” dedi.
Fotoğraf: AA

‘Daha sıkı önlemler almamız gerekebilir’

Başbakan Boris Johnson, rekor düzeyde artan koronavirüs vakalarını önlemek için önümüzdeki günlerde daha sıkı tedbirlere gerek duyulabileceğini söyleyerek konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:
Ülkenin bazı kısımlarında önümüzdeki birkaç hafta içinde daha sıkı önlemler almamız gerekebilir. Bu yaklaşımla kesinlikle hemfikirim. Hatta bence vatandaşlarımız da buna katılırlar çünkü aşı kitlesel ölçekte etki gösterene dek virüsle mücadele yöntemlerimiz değişmeyecek.”
Başkan Johnson, önümüzdeki üç ay içerisinde on milyonlarca kişinin koronavirüs aşısı olmasını umduğunu da ekledi.

İstanbul’da kuraklık alarmı: Baraj doluluk oranı yüzde 19’a düştü

Sonbahar ve kış aylarının yağışsız geçmesi ve hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi nedeniyle İstanbul’da barajlardaki doluluk oranı kritik seviyeye geldi.

İSKİ verilerine göre; bugün İstanbul’daki barajların doluluk oranı yüzde 19.91’e indi.

Konuya ilişkin DHA’ya açıklamada bulunan İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, şunları söyledi:

Elimizde var olan su kaynaklarını sanki barajlarımızda su bitmişçesine veya yarın bitecekmiş gibi çalışma yapmamız gerekiyor. Kendi çapımızda suyu nasıl tasarruflu kullanırız diye hızlı bir şekilde çalışmalara devam etmemiz gerekiyor.

’30 milyon metreküp su kazancı’

İstanbul sularının bir kısmının İSKİ barajlarından bir kısmının da Melen Çayı veya Yeşilçay, Istranca derelerinden geldiğini belirten Toros, ” Geçtiğimiz 2020 yılı boyunca Aralık harici önceki aylara baktığımız zaman 477 milyon metreküp suyun İstanbul dışından geldiğini görüyoruz. Ve Aralık ayındaki değerlere baktığımız zaman, her ne kadar Aralık ayında alması gereken yağışı almasa da kısmen de bir yağış aldık. Bu yağışın ciddi anlamda İstanbul barajlarına etkisi oldu. Yaklaşık olarak benim yaptığım hesaplara göre 30 milyon metreküp su kazancımız oluştu, su tüketimi azaldı. Sebepleri ise, hafif yağış da olsa buharlaşma azalıyor” dedi.

Düşen sıcaklıklar nedeniyle hafif yağışların dahi daha çok tutulduğuna vurgu yapan Toros, “Dün bir yağış aldık, 2021 yılına aslında yağışla girmiş olduk. Tabii ki bunun bir etkisi var, barajlarda olumlu yönde bir etkisi var. örneğin İstanbul barajlarında günlük su tüketimi binde 24’ken, bugün baktığımızda binde 11 olduğunu görüyorum” ifadelerine yer verdi.

‘Önümüzdeki haftalarda yağış gözüküyor’

Önümüzdeki haftalarda yağış beklendiğini söyleyen Toros, “Ümit ediyorum ki 2021 yılı ocak ayında beklenen yağışı alırız. Beklenen yağışı aldığımız takdirde barajlardaki su seviyesi hızla yükselmeye başlayacak. İstanbul’da uzun yıllar ortalamasında yıllık yağış değişimi miktarlarına baktığımız zaman Ocak ayında yıllık yağışların yüzde 13’ü, Şubat’ta 11, Mart’ta yüzde 9’u, Nisan’da 7’si, Mayıs’ta 5’i, Haziran’da 4, Temmuz’da 3. Yani yüzde 51’i İstanbul yağışlarının önümüzdeki 7 ay boyunca yağmış oluyor” dedi.

Küresel anlamda bir iklim değişikliği yaşandığına dikkat çeken Toros, “Su kıtlığının önümüzdeki yıl daha da artacağından bahsediyoruz, dünyamızın hızla ısınmaya devam ettiğinden bahsediyoruz. Bizler de bu iklim değişikliğine kendi çapımızda yavaş yavaş uyum yaparak olumsuz etkileri azaltabiliriz” ifadelerini kullandı.

Bir günde beş sağlık çalışanı daha koronavirüsten öldü

Türkiye Tabipler Birliği (TTB) koronavirüs salgını sebebiyle pazar günü iki eczacı, bir sağlık memuru, bir iş yeri doktoru ve bir onkoloji uzmanı olmak üzere toplamda beş sağlık çalışanının daha vefat ettiğini duyurdu.

Yapılan açıklamada vefat edenlerin ismi şu şekilde duyuruldu: Gaziantep’te çalışan eczacı Mehmet Çinpolat, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde çalışan eczacı Halit Usluel, Kayseri Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan sağlık memuru Oğuzhan Özkan ve İzmir’de özel bir hastanede görev yapan tıbbi onkoloji uzmanı Prof. Dr. A. Uğur Yılmaz ve Mersin’de işyeri hekimliği yapan genel cerrahi uzmanı Dr. Doğan Yıldırım.

Bu ölümlerin ardından koronavirüs pandemisi nedeniyle vefat eden sağlık çalışanlarının sayısı 326’ya yükselmiş oldu. TTB, sağlık camiasına ve sağlık emekçilerinin ailelerine başsağlığı diledi.

Bakanlık, ‘Büyülü Gökkuşağı’ isimli çocuk kitabını ‘muzır yayın’ ilan etti

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, “Ben De Okuyorum Öykü Dizisi 3-Büyülü Gökkuşağı” adlı kitabı muzır yayın ilan etti. Karar sonrası kitap, içi görülmeyen zarf veya poşet içerisinde 18 yaştan büyüklere satılabilecek.

Bakanlık’tan yapılan yazılı açıklamada, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu kararının Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandığı belirtildi.

‘Cinsiyet değiştirme özendiriliyor’

Açıklamada kitabın içerisinde yer alan bazı ifade ve tasvirlerin 18 yaşından küçüklerin maneviyatı ve gelişimleri üzerinde muzır tesir yapacak nitelikte olduğunun tespit edildiği öne sürüldü. Muzır içerikten ne kast edildiği ise şu cümlelerle aktarıldı:

Kitap çocuk iken gökkuşağının altından geçince kızlar erkek, erkekler de kız olur hikayesinden etkilenen Yılmaz’ın rüyasında arkadaşı Dilek’le gökkuşağının altından geçtikten hemen sonra ikisinin de cinsiyetinin değişmesi, daha sonra tekrar gökkuşağının altından geçerek eski hallerine geri dönmeleri anlatılıyor. Söz konusu kitapta cinsiyet değiştirmeyi özendirici bazı ifadelere yer verilmesinin kitabı okuyan farklı yaş gruplarındaki çocukları cinsel kimliklerini sorgulamaya yönelteceği bununla birlikte kitapta yer alan ifadelerin çocukların ruh ve duygu sağlığı ile dengeli gelişimine zarar verebilir; ayrıca çocukların kişisel gelişimleri ve maneviyatları üzerinde olumsuz tesir oluşturabilir.

12 bin üzerinde yayın incelendi

​Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nca bugüne kadar gazete-dergi gibi 12 bin 790 yayın ve 26 kitabın değerlendirildiği aktarıldı.

19 kitabın küçükler için zararlı olduğunun kararlaştırıldığı bildirilen açıklamada müstehcenlik suçuyla ilgili 4 bin 957 adli bilirkişi raporunun hazırlanıp adli makamlara gönderildiği duyuruldu.