Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Akkuyu’da Sinop’ta yargı kamu vicdanına karşı, tek çare dayanışma

Hukuk ve adalet şüphesiz yaşamın her alanında ihtiyaç duyduğumuz, tutunduğumuz, önemini en iyi yokluklarında anladığımız kavramlar. Gezi sonrası dönemde tırmanışa geçen hak ihlalleriyle sıklıkla karşılaşırken son yıllarda buna bir de hukuki  süreçlerin açıkça bağımsız ve tarafsız olmayışı eklendi.
Özellikle güçler ayrılığı ilkesinin tartışmaya açılmasının akabinde Parlamenter rejimin yerini Cumhurbaşkanlığı rejiminin almasıyla yasama yürütme karşısında gücünü yitirirken yargı erki de yürütmenin kontrolüne girdi. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını iki ayrı fakat, birbirini tamamlayan kavramlar olarak ele alan Hukukçu Rıza Türmen bağımsızlığı yargının yürütmeye tabi olmamasıyla, tarafsızlığı ise hakimin karar verirken dış baskılardan etkilenmemesi ve  kararını yasaya dayandırması boyutlarıyla tanımlıyor.
Mersin Akkuyu ve Sinop nükleer santral projeleri de tabi olduğumuz coğrafi sınırlar içinde hukuk sistemimizin bugün maalesef ne bağımsız ne de tarafsız olduğunu gösteren  örneklerden. Ancak kurulması maddi manevi risk, tehlike ve külfet teşkil eden, kalıcı izleri uzamda ve zamanda sınır tanımayan nükleer santraller yargı yoluyla da dayatılırken (üstelik tüm bu etkileri katmerlendirecek olan iklim krizi çağında) bu projelere karşı çıkabilecek bir hukuk ve adalet sistemi işlemiyorsa, gerçek yargı kamu vicdanıdır.  Zira ulusal hukukun da bağlı olduğu  uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelerden oluşan bir ekosistemi vardır ve onu işletecek olan yalnızca kamu vicdanının göstereceği iradedir… Bu bağlamda yargının nükleer santral projelerindeki  tarafgirliğini Akkuyu’daki süreçlerle anımsatabilecek olan bu yazı çok yakında Sinop Nükleer santral Projesi için bilirkişi incelemelerinin başlatılmasına yönelik bir dayanışma çağrısı şeklinde de okunabilir.

Reddi hakim talepleri dikkate alınmıyor

Türkiye’nin ilk nükleer santral projesi olmaya namzet Akkuyu NGS’nin inşasına hukuken geçerli bir ÇED raporu ve üretim lisansı olmaksızın başlanmış ve devam edilirken, yukarıda ifade edildiği üzere yargı ne bağımsız ne de tarafsız oldu. Açılan ve adaletsizliğe mahkum edilen davalar uzun bir liste oluşturur. Nitekim en son DAÇE tarafından 30 Kasım günü açılan davada avukatların reddi hakim talebinde bulunması da yargının bağımsızlığı kadar hakimin tarafsızlığının dert edildiğinin bir ispatı.
Zira 2019  yılında birinci reaktörün temeli atılırken meydana gelen çatlaklara istinaden projenin yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davada, hakimin bu talebi açık değil kapalı şekilde reddetmesiyle davanın bölge idare mahkemesine götürülmesini önlemesi davadaki tarafgirliğinin açık net bir göstergesi sayılıyor. Bu tespitin sağlamasını ise reddi hakim talebine rağmen aynı hakimin davayı görmekten imtina etmemesinde, daha doğrusu hakimin tarafsız olmadığı anlaşıldığına göre “ettirilmemesinde” görüyoruz. 

Dünyanın ilk hükümetlerarası anlaşmasını müteakip ayağa kalkan Türkiye kamuoyunun bir dizi mücadelesine rağmen Akkuyu NGS’de iki reaktörün inşaatının tamamlandığı üçüncü reaktörün de inşaat lisansının alındığı bir aşamaya geliniyorsa, reddi hakim talebinin umursanmaması da çok şey söylüyor. Esasen perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu, 2016-2018 yılları arasında Akkuyu NGS ÇED’ine karşı 13 sivil toplum örgütünün açtığı davaların iki seferde gerçekleştirilen bilirkişi  incelemeleri süresince verilen mücadelenin üstüne ÇED’in  gerekçesiz onaylanmasında görülmüş; akabinde bu bilgi ÇED iptal davası için verilen emeğin, gösterilen eforun ardından ÇED iptal talebinin reddine kopyala-yapıştır cümlelerle hükmedilmesi ve sivil toplumun itirazlarının bir çırpıda geri püskürtülmesiyle teyit edilmişti. 

Sinop’ta skandal uygulamalar

Bu noktaya kadar Akkuyu NGS Projesinde  “Ak” bir kuyu’ya düştüğü iyice pekişmiş olan yargı süreci, ikinci nükleer santralin kurulması planlanan Sinop İnceburun’da halkın bir kez daha yok sayılmasıyla inceldiği yerden kopabilir.

Zira Türkiye’nin ikinci nükleer santralinin kurulmasının planlandığı Sinop’ta da Japonya ile hükümetlerarası anlaşmanın yapıldığı 2013 yılından bugüne çeşitli hukuksuzluklar, halkın irade beyanının hukukla karşı karşıya geldiği süreçler yaşanıyor. Aynı Akkuyu’daki gibi daha halkın katılımı toplantısında başlayan adaletsizliklere tanık olundu ve projenin karşısında irade gösteren 17 kişiye karşı dava açıldı, davalar beraatle sonuçlandı. Halkın İzleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantılarına da alınmadığı ÇED içeriği Japonya projeden çekilmiş olmasına rağmen Japonya ile yapılmış olan hükümetlerarası anlaşmaya dayandırılmış olarak; hangi şirket tarafından yapılacağı da belli olmayan şekilde ve varsayımsal bir “referans”reaktörün çevreye etkisini değerlendirdiği iddiasıyla karşımıza çıkarıldı. Nereden tutulsa elde kalan skandal üç bin sayfalık nihai ÇED kamuoyuyla paylaşıldı ve tüm itirazlara rağmen olumlu bulunarak onaylanabildi.

sinop

Sinop NGS’nin skandallarıyla Akkuyu NGS’ye şimdiden fark atmasının nedeni şüphesiz Sinop NGS’nin ÇED sürecine Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçilmiş dönemde; diğer bir deyişle neoliberal sistemin otoriteryen eğilimleri zirve yaparken başlanmış olması. Sonuç olarak yakında ÇED onayına karşı Sinop NGS için İnceburun sahasında bilirkişi inceleme ve değerlendirmeleri gerçekleştirilecek. ÇED’e itiraz edilerek bilirkişi incelemesi talep edilen davanın görülmesi için gerekli olan 40.884,90 TL tutarındaki meblağ ise Sinop Nükleer Karşıtı Platform üyelerinin girişimiyle ekonomik darboğaz içindeyken dahi katkısını esirgemeyen bireylerin, yerel yönetimlerin, dernek, sendika ve meslek odalarının katkılarıyla toplandı.

Dolayısıyla bugünler Sinop için desek de aslında tüm Türkiye için hararetli ve telaşlı bir dayanışma süreci  yaşanıyor. Zira bir  nükleer santral projesi salt yapıldığı şehri ya da coğrafyayı ilgilendirmiyor. Çevreyi ve ekolojiyi bir bütün olarak daha altyapı düzenleme çalışmalarıyla Akkuyu’daki gibi tarumar edeceğini bugüne dek bir milyona yakın ağacın kesimiyle  gösteren projede katliamın bizim vergilerimizle yapılacağı da malum… Neticede maliyetli, riskli yatırımın sağlamayı iddia ettiği elektriği bile satın alırken mağdur edileceğimiz bu proje, Akkuyu gibi sırtımızdaki kamburlardan birini oluşturarak nükleer bir kaza olmasa dahi  her türlü geleceğimizden çalacak.

Hele bir de iklim kriziyle karşı karşıya kalmışken insan suyun, toprağın kadrinin bilinmesiyle sınanırken bu coğrafyaya tarih boyunca yapılmamış en büyük kötülüğün, verilmemiş zararın verilmesine on iki bin yıllık Hasankeyf’in sulara gömülmesine  tanıklık ettiğimiz gibi tanıklık ediyor mu olacağız? Tanıklık seyir etmek halini alırken Sinop NGS’nin sınır aşan etkileriyle daha yakın bir coğrafyadan Avrupa’yı ilgilendirmesi de bizim için önemli. 

Anımsayalım ki tabi olduğumuz hukuk sistemi işlemese de o hukukun uluslararası hukuk ve uluslararası anlaşmalarla bağlandığı bir ekosistemi bulunuyor. Ancak iç hukuk tüketildiğinde diğer süreçlere geçilen bu ekosistemde, kamuoyunun kalbinin Akkuyu ve Sinop’la atmasına ihtiyaç var. Diğer bir deyişle Akkuyu ve Sinop projelerine karşı çıkabilecek bir hukuk ve adalet sistemi işlemiyorsa gerçek yargı kamu vicdanıdır diyerek tek yapmamız gereken bu davalara sahip çıkmak; Akkuyu’da ve Sinop’taki nükleer santral projelerine karşı itirazımız olduğunu yılmadan, yüksek sesle dile getirmek; vicdanımızın irade göstermesine ve hukukun kendi ekosistemi içinde devinimine imkan tanımaktır.

(Bu yazı Sivil Sayfalar’da da yayımlanmıştır.)

Kategori: Hafta Sonu