Ana Sayfa Blog Sayfa 1578

Prof. Dr. Voyvoda: Türkiye’deki emisyon düşüşü yeterli seviyede değil

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2019 yılına ilişkin sera gazı emisyonu verilerini açıkladı. Verilere göre Türkiye’de toplam sera gazı emisyonu 2019’da bir önceki yıla göre yüzde 3,1 azalarak 506,1 milyon ton karbondioksit eşdeğeri oldu.

Sera gazı emisyonlarının yıllar içerisindeki dağılımına bakılınca toplam sera gazı emisyonlarının 2017 yılında 525 milyon ton karbondioksit eşdeğeri ile zirvede olduğu görülüyor. Sonraki yıllarda ise bir düşüş söz konusu.

Emisyon tablosunu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde İktisat Bölümü’nde öğretim üyesi Prof. Dr. Ebru Voyvoda Yeşil Gazete için değerlendirdi. Türkiye’nin kayda değer bir iklim politikası olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Voyvoda, “Emisyonlardaki düşüşü özel bir politika sonucu olduğunu söylemek mümkün değil” dedi.

‘Temel sebebi yenilenebilir enerjideki artış’

2018 ve 2019 yıllarında emisyonlarda yaşanan düşüşün en temel sebebinin enerji olduğunu belirten Voyvoda, “Son yıllarda yenilenebilir enerji payında bir artış var. Bu da emisyonlara ciddi bir şekilde yansıyor” ifadelerini kullandı.

Enerji sektörü emisyonları 2019 yılında, 1990 yılına göre yüzde 161 artarken bir önceki yıla göre yüzde 2,3 azalarak 364,4 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olarak hesaplandı.

Enerji sektöründe küresel olarak yenilenebilir enerjiye doğru bir geçiş olduğunu belirten Voyvoda, “Bu doğal bir geçiş. Eğer Türkiye bu süreçte tutarlı politikalar uygularsa enerjiden kaynaklı emisyonlarda düşüş görmeye devam edebiliriz” dedi.

‘İnşaat sektörü küçüldü’

Bu yıllardaki emisyon azalmasının başka bir sebebi de endüstriyel işlemlerdeki azalma olarak gösteriliyor. Endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı emisyonları 1990 yılına göre yüzde 147,1 artarken bir önceki yıla göre ise yüzde 14,3 azalarak 56,4 milyon ton karbondioksit eşdeğeri oldu.

Bu sektörde emisyonlara yol açan en büyük etkenin çimento ve demir-çelik sanayi olduğunu dile getiren Voyvoda, “2019 yılında ekonomi yaklaşık yüzde 1 büyüdü ancak inşaat sektöründe küçülme görüyoruz. Bu da toplam emisyonlara yansıyor” diye konuştu. 

‘Asıl sorun hedeflerin yeterli olmaması’

Prof. Dr. Ebru Voyvoda söz konusu düşüşün Türkiye’nin 2015 Paris İklim Anlaşması çerçevesinde verdiği Ulusal Katkı Niyet Beyanı’nda verilen hedefler ile ne kadar uyumlu olduğu sorusuna ise şu yanıtı verdi:

O beyanlarda olağan senaryoya göre yaklaşık yüzde 21 emisyon azaltımı öngörülüyordu. 2020 verileri henüz açıklanmadı. Ancak ekonominin önerildiği gibi yüzde beş büyüme sağlaması mümkün görünmüyor. Öyle olunca bu hedefe ulaşmak mümkün olabilir.

Ancak asıl sorun verilen niyet beyanının iklim tehdidine yönelik atılması gereken adımların çok altında bir taahhütte bulunması. Kendi niyetine uyum gösterse bile hala yapılması gerekenin çok altında.

 

Kelebekler Vadisi’ni besleyen akarsuyu çalmışlar

Muğla‘nın Fethiye ilçesinde yer alan ve 80’den fazla kelebek türünün yaşadığı Kelebekler Vadisi’ne dökülen şelaleye Faralya Mahallesi Güdürümsü mevkiindeki kaynaktan çıkarak gelen su, son dönemde azaldı.

Suyun azaldığını fark eden çevre gönüllüleri ve Kelebekler Vadisi sakinleri, akarsu yatağına kaçak borular döşendiğini tespit etti. Kaçak borulardan bölgedeki otel, motel ve pansiyonlara su alındığını belirleyince de çektikleri görüntüler ve fotoğraflarla, durumu CİMER’e bildirdi

Valilik ve savcılık harekete geçti

İddialar üzerine Muğla Valiliği konuyla ilgili inceleme başlattı. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ise soruşturma açtı. Soruşturma kapsamında jandarma ekipleri, boruların bulunduğu kaynaktan şelaleye kadar olan yaklaşık 200 metrelik bölgede inceleme başlatıldı. 

Bölgede tekne kaptanlığı yapan Mustafa Çamcı, Kelebekler Vadisi’ndeki şelalenin suyunun azalmasıyla doğanın yok olacağını söyledi. Çamcı şunları söyledi: “Son yıllarda Kelebekler Vadisi’ndeki şelaleden neredeyse su akmıyor. Bunun sebebi buradaki otel ve pansiyon gibi işletmelerin borularla suyu işletmelerine taşıması. Zararını ise Kelebekler Vadisi görüyor. Doğa mahvoluyor. Kelebekler ölüyor. Gelen yabancı misafirler özellikle şelalenin akmadığı ve kelebeklerin olmadığından yakınıyor. Bunun asıl sebebinin suyun kaçak yollarla taşınması olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Suyu kullanan 200 kişinin ifadesi alınacak

Kamu kurumlarının yapacağı inceleme sonrasında savcılığın gerekirse Faralya Mahallesi’nde yaşayan halk ile otel ve pansiyon sahipleri olmak üzere suyu kullanan 200 kişinin ifadesine başvuracak.

Faralya Mahallesi Muhtarlığı’nın su kaynağına 1988 yılında vatandaşlardan toplanan paralarla depo ve dağıtım sistemi yaptırdığı ancak mahalle halkı başta olmak üzere bölgedeki otel ve pansiyonların abonelik sistemi olmadığı için kullandıkları suyun ücretini ödemediği belirlendi.

 

ABD Dışişleri Bakanlığı Türkiye raporu: Temel haklar kısıtlandı, hukukun üstünlüğünden ödün verildi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan İnsan Hakları Uygulamaları 2020 Ülke Raporları açıklandı.

Raporun Türkiye bölümünde 2018 yılında ülkenin Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmesinin ardından “Temel hakların kısıtlandığı ve hukukun üstünlüğünden ödün verildiği” kaydedildi.

Aynı raporda, 2016 yılındaki 15 Temmuz darbe girişiminden beri 60 binden fazla polis, asker ile 125 binden fazla memurun ve yargı çalışanının üçte birinden fazlasının görevden alındığı, 90 binden fazla vatandaşın tutuklandığı, bin 500 sivil toplum kuruluşunun da kapatıldığı bilgileri paylaşıldı.

Sivillerin ölümleri

BBC Türkçe‘nin haberine göre, raporda Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nde sivillerin korunması için yeterli önlemlerin alınmadığı, güvenlik güçlerinin PKK ile savaşta sivil ölümlere yol açtığı ve PKK’nin de saldırılarında sivilleri hedef aldığı kaydedildi.

Türkiye’nin, Irak’ın kuzeyindeki PKK’ye yönelik askeri operasyonlarında sivil can kayıplarının olduğu da ifade edildi.

Uluslararası Kriz Grubu‘na göre, 1 Ocak-10 Aralık tarihlerinde 35 sivil, 41 güvenlik görevlisi ve 235 PKK militanı bu çatışmalar sırasında hayatını kaybetti.

Raporda cezaevlerindeki duruma da değinilirken, 2020 yılında 49 tutuklunun ve hükümlünün hastalık, şiddet veya intihar yüzünden hayatını kaybettiği ve hastalıklar arasında koronavirüs salgının da olduğu belirtildi.

Haksız yargılamalar ve şiddete maruz bırakılma

Şubat ayında Ankara Barosu‘nun gözaltına alındığı belirtilen yedi kişinin kaybolmasıyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunduğunun hatırlatıldığı raporda, altı kişinin cezaevinde terör suçlamasıyla tutulduğu, birinin işkence gördüğüne dair şikayette bulunduğu ancak savcılığın bu şikayeti incelemeyi reddettiği bilgisi paylaşıldı. Yedinci kişinin nerede olduğunun ise hala bilinmediği ifade edildi.

Bunların yanında, Süryani çift Hürmüz ve Simoni Diril‘in kaybolması ve Simoni Diril’in cansız bedenine ulaşıldığı da belirtildi.

Raporda, PKK ve Gülen yapılanmasıyla ilişkili oldukları iddiasıyla gözaltına alınanların kötü muamele görme olasılığının daha yüksek olduğu kaydedildi.

Ayrıca, İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından polis ve bekçilerin gözaltı sırasında en az 14 kişiye kötü muamele uyguladığının raporlandığı da hatırlatıldı.

Ocak-Kasım aylarında işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı şikayetinde bulunan tutuklu veya gözaltına alınan kişilerinin sayısının 573 olduğu belirtildi.

Raporda, ordu içindeki şüpheli ölümlere de yer verilirken, 18 ordu mensubunun 2020 yılında hayatını kaybettiği, hükümetin veya yetkililerin bu ölümlerle ilgili detaylı bir inceleme yapmadığı belirtildi.

‘2016’dan beri bin 500’den fazla avukat yargılandı’

Nisan 2020 yılında çıkarılan afla ilgili “Kararda yargılama öncesi cezaevinde bulunanlarla ilgili bir madde yer almadı. Aralarında gazetecilerin, avukatların, insan hakları aktivistlerinin de yer aldığı terörle mücadele suçlamasıyla cezaevine yatırılan kişiler de apaçık şekilde kapsam dışı bırakıldı” ifadeleri kullanıldı.

Nisan ayından sonra ise Adalet Bakanlığı tarafından koronavirüs salgını nedenli ölümlerle ilgili bilgi paylaşmadığına da vurgu yapıldı.

Raporda, birçok avukatın PKK ve Gülen yapılanması bağlantısı suçlamasıyla cezaevinde olan kişilerin savunmasını almaktan çekindiği belirtilirken, böyle davalarda avukatların da tutuklandığı bilgisine yer verildi ve şu ifadeler kullanıldı:

2016’dan bu yana 1.500’den fazla avukat yargılandı, 605’i tutuklandı, 441’i uzun süre cezaevinde kaldı. Tutuklanan avukatlardan 14’ü yerel baro başkanlarıydı.”

‘Çok sayıda yargı mensubu görevden alındı’

Raporda, 15 Temmuz 2016 yılı sonrası çok sayıda yargı mensubunun görevden alınmasından dolayı “Ülkedeki savcı ve hakimlerin yüzde 45’inin en fazla üç yıllık deneyimi olduğu” ifadelerine yer verilirken, bu durumun olumsuz sonuçlarının uygulamaya yansıdığı da kaydedildi.

Raporda yer alan bilgilere göre, 15 Temmuz’dan sonra “Darbe girişimine destek ve terör suçlamasıyla” tutuklanan 282 bin 790 kişiden 25 bin 912’si yargılanmayı bekliyor.

17 HDP üyesi ve belediye başkanına yönelik tutuklamalara, 16 HDP’li belediye başkanının görevden alınmasına da değinilen raporda, bu yaşananların önemli bir kısmının 2014’teki Kobane Olayları gerekçesiyle gerçekleştiği hatırlatıldı.

Suçlamaları gizli dosya kapsamına alan savcılıkların, avukatların dosyalara erişimini engellediği belirtilirken, HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş‘ın cezaevinden çıkarılması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin kararının bulunduğu da vurgulandı.

‘Hükümeti eleştirenlerin ceza alma riski var’

Hükümeti veya devleti eleştiren vatandaşların soruşturma ya da dava edilme riskinin olduğu kaydedilirken, bazı din, siyasi görüş ve kültürlere yakın olan kişilerin ifade özgürlüklerinin kısıtlandığı açıklandı:

Hükümeti eleştiren ve hassas konularda düşüncelerini ifade eden kişilerin para veya hapis cezası alma, işini kaybetme riski var. Tüm özel Kürtçe yayın yapan gazete ve televizyon kanalları kapatıldı. Libya’da hayatını kaybettiği iddia edilen MİT yetkilisinin cenazesiyle ilgili bir haber sebebiyle yedi gazeteci hakkında tutuklama kararı çıkartıldı. İkisi suçsuz bulundu.”

Eylemlere müdahale

Toplantı ve gösteri özgürlüklerinin de terörle mücadele kapsamında yasaklandığı kaydedilen raporda, güvenlik güçlerinin çoğunlukla orantısız güç kullandığı ve eylemcileri gözaltına aldığı belirtildi.

Yılın ilk sekiz ayında polisin 637 eyleme müdahale ettiği, bin 364 kişinin de bu müdahalelerde şiddete maruz bırakıldığı ifade edildi.

Raporda, özellikle 8 Mart’ta Taksim’de düzenlenen Feminist Gece Yürüyüşü‘ne yer verildi ve 32 kadının gözaltına alındığı söylendi.

Ayrıca, raporda Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun kurucularından olduğu İstanbul Şehir Üniversitesi‘nin kapatıldığı, bunun Davutoğlu’na karşı bir adım olabileceği belirtildi.

Kadın ve LGBTİ+’lara yönelik şiddet

Raporda, kadına yönelik fiziksel ve cinsel şiddete karşı hapis cezalarının yer almasına karşılık, bu kanunların etkin kullanılmadığına dikkat çekildi.

Kadın cinayetlerinin arttığının da altı çizilen raporda, eşine ve çocuğuna şiddet uyguladığı için tutuklanan Müslüm Aslan‘ın nisan ayındaki afla cezaevinden çıktığı ve aynı suçları yeniden işlediği için bir kez daha tutuklandığı hatırlatıldı.

Kadın sığınma evlerinin 3 bin 482 kişilik kapasitesi olduğu belirtilirken, temmuz ayına kadar toplam 26 bin 347 kadın ve 16 bin 49 çocuğun sığınma evlerinde kalmış olduğu bilgisi verildi.

Raporda, yıl boyunca LGBTİ+’ların ayrımcılık ve şiddet içerikli suçlara maruz kaldığı, buna karşılık polisin kapsamlı önleme çalışması yapmadığı ve çok az sayıda şüphelinin yakalandığı kaydedildi.

Ayrıca, yakalanan şüphelilerin provokasyon yapıldığı gerekçesiyle serbest bırakılmasını veya cezasının hafifletilmesini talep ettiği de ifade edildi.

Fahrettin Koca’dan kongre eleştirisine yanıt: Gündemde tutmanın kimseye faydası yok

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal mesafesiz ve kalabalık görüntüleriyle pandemi sürecinde gerçekleştirilen ve halkın tepkilerine neden olan AKP kongreleriyle ilgili eleştirilere yanıt verdi.

Fox muhabirinin kendisine yönelttiği soruya yanıt veren Koca, “Bu konuyu gündemde tutmanın kimseye faydasının olmadığı kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.

https://twitter.com/KoronaReport/status/1377036957377789956

‘Ayrıcalık çıkarma hikayesi doğru değil’

Bakan Koca, açıklamasının devamında “Çünkü bugüne kadar bilgilendirmelerimiz, kapalı ortamlarda bulaştığını biliyoruz. Kalabalık ortamlarda virüsün bulaştığını biliyoruz. Yakın temastan virüsün bulaştığını biliyoruz. Bu bilgilendirmede bir değişiklik söz konusu değil” dedi.

Sorumluluğun kimde olduğunu soran gazeteciyi, “Herkesin bu mücadelede üzerine düşen sorumluluğun gereğini yapması kanaatindeyim. Buradan bir ayrıcalık çıkarma hikayesini oluşturmanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Herkesin bu mücadelede bir ve beraber ve bu bulaşının nasıl olduğunu da bildiğimiz için mücadelede buna göre tedbirlere uyum göstermesi gerektiğinin altını çiziyorum” şeklinde yanıtladı.

İşgal ettiğiniz koltuğun ne faydası var?

Yeşiller Partisi, Fahrettin Koca’nın açıklamasının ardından bir paylaşım yaptı. Günlük koronavirüs vaka tablosunun paylaşıldığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Bu tabloya rağmen kapalı yerde toplanmama, maske ve mesafe kurallarını yok sayan AKP kongrelerini konuşmanın faydası olmadığını düşünüyorsanız, işgal ettiğiniz koltuğun ve hükümetinizin ne faydası var sayın Fahrettin Koca?

Karaismailoğlu: Kanal İstanbul yapımına yakında başlanacak

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, katıldığı Türkiye Müteahhitler Birliği  33’üncü Olağan Genel Kurul Toplantısı’nın açılışında Kanal İstanbul‘a dair açıklamalarda bulundu.

Süveyş Kanalı’nda meydana gelen gemi kazası sonrası kanal faaliyetlerinin aksamasıyla dünya ticaretinde çok ciddi kriz yaşandığını dile getiren Karaismailoğlu, kanalı her iki yönde tıkayan 400 metre uzunluğundaki dev geminin günlük 9,6 milyar dolar zarara yol açtığının ifade edildiğini söyledi.

‘Süveyş krizi bizim için fırsat’

Karaismailoğlu bu kazayı “Küresel kriz, ülkemiz için fırsat oluşturdu” şeklinde değerlendirdi. Süveyş Kanalı üzerinden gerçekleştirilen Uzakdoğu-Avrupa taşımacılığına doğu-batı ekseninde alternatif olabilecek en uygun rotanın, Türkiye’den başlayan ve Çin’e ulaşan Hazar geçişli “Orta Koridor” olduğunu tüm dünyanın tekrar konuşmaya başladığını iddia etti.

Zarureti anlaşılan projelerin, halk tarafından benimsendiğini, kıymetinin bilindiğini ve hayatın ayrılmaz parçası olduğunu öne süren Karaismailoğlu, “Şimdi de Kanal İstanbul projemizde bunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Kanal İstanbul anketine katılan 606 bin 317 kişinin yüzde 64.2’sı projeye karşı olduğunu söylerken yalnızca yüzde 34.1’i desteklediğini belirtmişti.

‘Boğazlardaki riski azaltacak’

Karaismaioğlu konuşmasında “İstanbul Boğazı’nda geçmiş yıllarda meydana gelen Independenta ve Nassia kazaları hala akıllarımızda ve bizler için ders niteliğindedir. Bu kazalar hem İstanbul’u kasıp kavuracak yangın ve patlama riskleri oluşturdular hem de çevre felaketleri olarak tarihimize geçtiler” ifadelerini kullandı.

Kanal İstanbul’un bu risklerden koruyacağını iddia eden Karaismailoğlu, “İstanbul Boğazı’nın gemi trafik yükü azalırken, tehlikeli madde taşıyan gemilerden dolayı oluşabilecek riskler en aza inecek. Kanal girişinden itibaren deniz akıntısını ve dalga boyunu ölçerek gemiyi kumanda eden otonom kılavuz kaptan sayesinde gemilerin yüzde 100 güvenli geçişi sağlanacak. Kanal İstanbul dünya deniz ticaretinde önemli bir işlev üstlenerek Türkiye’nin lojistik gücünü ve altyapısını tamamlayacak uluslararası bir su yolu olarak görev yapacak” dedi.

Karaismailoğlu açıklamasının sonunda “Artık Kanal İstanbul’un yapım çalışmalarının başlamasına çok kısa bir zaman kaldı” bilgisini paylaştı.

 

 

2020 yılında 42 bin kilometrekare ormanlık alan yok oldu

Maryland Üniversitesi‘ne bağlı çevrimiçi izleme platformu olan Global Forest Watch dünyanın önemli tropikal bölgelerinde geçen yıl toplamda 42 bin kilometrekare ormanlık alanın yok olduğunu açıkladı. Bu miktar Türkiye’nin 16’da birine tekabül ediyor.

Verilere göre kayıp son 20 yılın ortalamasının oldukça üzerinde seyrederek 2002 ve 2020 arasındaki zaman diliminde en kötü üçüncü yıl olarak kayıtlara geçti.

Ekosistem için hayati önemde

Kayıpların asıl yaşandığı bölgelerin başında ise Amazon, Kongo ve Güneydoğu Asya gibi nemli ormanlar geliyor. Bu bölgelerde, küresel iklimi düzenlemek için ekosistemde hayati önem taşıyan karbon yutakları bulunuyor.

Dünya Kaynakları Enstitüsü’ne göre, yalnızca bu tür ormanlardan kaynaklanan kayıplar, 575 milyondan fazla arabanın yıllık karbondioksit emisyonuna eşdeğer 4.2 milyon hektar (10,4 milyon dönüm) olarak kayıtlara geçti.

Fotoğraf: Shutterstock

Her yıl katlanarak artıyor

The Guardian’ın aktardığına göre, 2020’de tropik bölgelerde toplam 12.2 milyon hektar bitki örtüsü kaybedildi ve bu 2019’da yüzde 12 artışa işaret ediyordu. Bir önceki yıla göre yaklaşık dörtte bir artışla 1.7 milyon hektar alanı yok edilen Brezilya’nın ormanlık alanları tahribatta en kötüsü oldu.

Aşırı sağcı Başkan Jair Bolsonaro, Brezilya’da kaybedilen ormanlık alanlarda büyük pay sahibi. Sağcı başkan, Amazon ormanlarının yanması ve kurtarılmaması için geçtiğimiz aylarda elinden geleni yapmış ve çevrecilerin bunu engellemesine bölgeye asker yerleştirerek izin vermemişti.

WRI’nin üst düzey üyelerinden Frances Seymour Brezilya’nın yeşil alanları korumada geri gittiğini belirterek, “Brezilya ormansızlaşmada büyük bir azalma sağlamıştı, ancak şimdi bu başarının çözüldüğünü görüyoruz ve bu çok üzücü” dedi.

Fotoğraf: Shutterstock

Zengin ülkelerde de durum aynı

Rapora göre zengin ülkelerin orman kaybına karşı bağışıklığı olmadığının altı çizildi. Almanya‘da 2018’e kıyasla 2020’deki orman kaybında üç kat artış oldu. Artış, büyük ölçüde, küresel ısınmanın getirdiği sıcak ve kuru havanın savunmasız hale getirdiği ağaçlarda beslenen kabuk böceklerinin verdiği hasardan kaynaklandı.

Avustralya ise büyük ölçüde aşırı hava koşulları ve orman yangınları nedeniyle son iki yılda ağaç örtüsü kaybında dokuz kat artış yaşadı.

İklim bozulması, nemli ormanların kuruyarak ağaçların ölmesine ve yangınların kısır döngü içinde daha uzun süre yanmasına neden olarak orman kaybını da daha da kötüleştiriyor.

 

AYM reddetti, Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşmesi kesinleşti

Anayasa Mahkemesi, (AYM) Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu‘nun milletvekilliğinin düşürülmesinin iptali istemiyle yapılan başvuruyu ‘yetkisizlik’ gerekçesiyle reddetti. Böylece, Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşmesi kesinleşmiş oldu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu için HDP İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu AYM’ye başvuruda bulunmuştu.

Karar oy birliğiyle alındı

Mahkeme, oy birliğiyle konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı‘nın alanına girdiğine karar verdi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun bireysel olarak yaptığı başvuru ise ayrıca değerlendirilecek.

Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan açıklama

AYM’nin kararıyla ilgili Twitter hesabından bir açıklama yapan Gergerlioğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne gideceklerini kaydetti:

AYM’ye 2 başvurumuz vardı. Vekillikten düşürülme başvurumuza yetkisizlik verilmiş, AİHM’e gideceğiz. Ceza dosyamızla ilgili esas başvurumuz için halen karar bekliyoruz. Ayrıntılı açıklamamızı bugün saat 12.30’da @HDPgenelmerkezindeki basın toplantımızda yapacağız.”

Ne olmuştu?

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun sosyal medyadan yaptığı bir haber paylaşımı nedeniyle “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmasını öngören yerel mahkeme kararını 19 Şubat’ta onayladı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda Gergerlioğlu hakkında kesinleşen yargı kararının okunmasıyla birlikte HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliği düştü. Ardından, Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesinin iptali istemiyle AYM’ye başvuru yapıldı.

Kazdağları Koruma Derneği: Ahmet Şentürk yalan yanlış bilgilerle kamuoyunu yanıltıyor

Alamos Gold altın şirketinin Türkiyeli iştiraki Doğu Biga Madencilik‘in Genel Müdürü Ahmet Şentürk’ün geçtiğimiz günlerde bölgede altın arama izninin yenilenmemesinin hukuken söz konusu olmadığını ileri süren açıklamalarına, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği‘nden tepki geldi.

Dernek, Ahmet Şentürk’ün açıklamalarıyla ilgili bir basın açıklaması yaparak, “Şentürk DW Türkiye’ye yaptığı talihsiz açıklama ile yalan ve yanlış bilgilerle kamuoyunu yanıltmaya devam ediyor” dedi.

Ahmet Şentürk, Doğu Biga Madencilik’in Kirazlı’daki altın madeni projesine karşı başlayan protestolar hakkında DW Türkçe’ye konuşmuştu. 

‘Ruhsat süresi doldu’

Dernek tarafından yapılan açıklamada, “Şirket rantçı ve doğa düşmanı zihniyetlerini bir kez daha göstermiş oldu” denilerek şu ifadelere yer verildi:

Alamos Gold’un 2009’da aldığı ve 13 Ekim 2009’da başlayan ruhsat hukuku 13 Ekim 2019’da bitmiştir. ‘Otuz yıldır bu madeni çıkarmayı bekliyoruz’ söylemi doğru değildir. Maden Kanunu’nun 24. Maddesine göre, firmanın süre uzatım talebi ruhsat bitim tarihinden itibaren bir ay içinde uzatılmadığı-temdit edilmediği ve yeni bir ruhsat tanzim edilmediği için ruhsat hukuku sona ermiştir. Ruhsat süresi dolan ruhsat sahalarında da maden işletme faaliyetleri yapılamaz.

Temdit sürecinin hala devam ettiğini iddia eden şirketin iddialarının hiçbir hukuki dayanağı yoktur. ‘Bizim 60 yıllık ruhsat hukukumuz var’ iddiası da kocaman bir yalandır. Ruhsatlar 10 yıllık sürelerle en fazla 6 kez verilebilir ve bu süreyi kullanıp kullanmamak, uzatıp uzatmamak tamamen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın uhdesindedir. Şirketin Bakanlığın yetkisini kendi hakları gibi görmesi pervasızlıklarında geldiği noktayı göstermektedir.”

‘Şirket, Kirazlı’yı tamamen terk etmeli’

Açıklamada, şirketin acilen Kirazlı’yı terk etmesi ve alanın da rehabilite edilmesi gerektiği vurgulandı:

Alan artık Tarım ve Orman Bakanlığı’nın uhdesindedir. İş makinalarını tahliye etmiş olan firmaya konteynerlerini boşaltmak için 13 Ekim 2021 tarihine kadar süre verilmiştir. Konteynerler 13 Ekim 2021’i beklemeden acilen çıkartılmalı ve şirket Kirazlı’yı tamamen terk etmelidir. Alan acilen rehabilite edilmelidir.

Şirket temsilcisinin bölgede yıllardır sürdürülen mücadeleyi, Su ve Vicdan Nöbetini, çadırlı direnişi, on binlerin yürüyüşünü, Fazıl Say’ın konserini küçümseyişi mücadelemizden korkularının göstergesi olsa gerek.”

Mücadele devam edecek

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından şirketin ruhsatının iptal edildiğinin kamuoyuna açıklanması gerektiğinin altı çizildiği açıklamada, mücadeleye kararlılıkla devam edileceği kaydedildi:

Kazdağları, en fazla 8-10 yıl sürecek madencilik projeleri için feda edilemez. Bölgenin tarım ve turizm geliri ve sağladığı istihdam madenciliğin sağlayacağı gelir ve istihdamdan kat kat fazladır. Kirazlı Altın Madeni Projesine ve Kazdağları’nın yüzde 79’unu kaplayan tüm diğer madencilik projelerine karşı bunca yıldır verdiğimiz mücadelemiz tüm kararlılığımızla sürecektir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ruhsatın iptal edildiğini ve şirketin ruhsat hukuku kalmadığını acilen kamuoyuna açıklamalı, Tarım ve Orman Bakanlığı da bilimsel ve ekolojik yaklaşımla, sivil toplum örgütlerinin de sürecin bir parçası olmasını sağlayarak Kirazlı’yı acilen rehabilite etmelidir.”

George Floyd’un ölümünü videoya çeken tanık: Daha fazlasını yapmadığım için pişmanım

ABD‘nin Minneapolis kentinde 25 Mayıs 2020’de, siyah Amerikalı George Floyd‘u öldürmekle suçlanan beyaz polis memuru Derek Chauvin‘in yargılandığı dava ikinci gününü geride bıraktı.

Polis memurunun 40 yıla kadar hapsinin istendiği davanın duruşmasında olay yaşandığı sırada 18 yaşından küçük olan dört görgü tanığının konuşmaları gerçekleşti.

BBC’nin aktardığına göre tanıklar mahkeme salonuna geldiğinde kameralar kapandı ve jüri tarafından izlenmeleri engellendi. Sadece ilk isimleri üzerinden anıldılar.

1. Donald Williams. 2. Darnella. 3. Darnella’s cousin. 4. Alissa. 5. Kalen. 6. Genevieve Hansen

‘Hayatı için yalvaran bir adam gördüm’

Olayın yaşandığı zaman 17 yaşında olan Darnella, dokuz yaşındaki kuzeniyle Cup Foods dükkanına yürürken George Floyd’a yapılan muameleyi gördüğünü söyledi.

“Korkmuş, hayatı için yalvaran bir adam gördüm. Doğru değildi. acı çekiyordu” diyen Darnella bu sebeple telefonuyla çekim yapmaya başladığını söyledi.

‘Daha fazlasını yapmadığım için pişmanım’

Bu ölüme tanık olmanın hayatını değiştirdiğini söyleyen Darnella, “George Floyd’a baktığımda babama bakıyorum, kardeşime, kuzenlerime, amcama bakıyorum. Çünkü onlar da siyah. Ve bunun nasıl onlardan biri olabileceğini düşünüyorum” dedi.

Darnella, “Daha fazlasını yapmadığım için George Floyd’dan özür dilemeye devam ediyorum” ifadelerini kullandı. Genç kuzeni de ifade verdi ve gördükleri karşısında “üzgün ve biraz deli” hissettiğini söyledi.

Tıbbi yardım çabası engellendi

İki arkadaş olan 18 yaşındaki Alissa ve 17 yaşındaki Kalen de gördüklerini mahkemeye anlattı. Her ikisi de Floyd için sadece yerde yattığını, kavga etmediğini veya direnmediğini söyledi.

Günün son tanığı, görevde olmayan itfaiyeci Genevieve Hansen oldu. Hansen, polis memurlarının kendisinin Floyd’un hayatını kurtaracak tıbbi yardım verme isteğini engellediğini belirtti.

George Floyd’a ne oldu?

46 yaşındaki George Floyd, 25 Mayıs akşamı Güney Minneapolis’teki bir bakkaldan bir paket sigara aldı. Dükkan sahibi Floyd’un verdiği 20 doların sahte olduğundan kuşkulandı ve Floyd’un itiraz ederek sigaraları geri vermemesi üzerine polisi aradı.

İhbar üzerine polis geldi ve Floyd’u kelepçeledi. Fakat Floyd ekip aracına bindirilirken direndi ve Floyd, kelepçeli olarak, polis tarafından yüz üstü yere yatırıldı.

Polis ekibindekilerden  44 yaşındaki polis memuru Derek Chauvin, Floyd’un yaklaşık 9 dakika boyunca diziyle boynuna bastırması nedeniyle dakikalarca “nefes alamıyorum” diye yalvarmasına rağmen eylemini sürdürdü. Diğer iki polis memuru Floyd’u yerde tutmaya yardım ederken, dördüncü bir polis de çevredekilerin müdahale etmesini engelliyordu.

Olay sırasında çevredekiler cep telefonlarıyla, Chauvin’in Floyd’u yere yatırarak dizini bu süre boyunca boynuna bastırmasını, Floyd’un “Nefes alamıyorum” demesini kaydetti. Dokuz dakikanın sonunda hastaneye kaldırılan Floyd, hayatını kaybetti. 

Büyük şok yaratan olay, önce ABD’yi sonra dünyayı saran ve haftalarca devam eden ırkçılık karşıtı Black Lives Matter (Siyah Hayatlar Değerlidir) protestolarını tetikledi.

Görüntüler, ülkede siyahilere yönelik polis şiddeti tartışmalarını alevlendirmiş ve protestolar, olayların başladığı Minneapolis’ten ülke geneline ve tüm dünyaya sıçradı.

Floyd’un ölümüne neden olmakla suçlanan Chauvin, olaydan dört gün sonra gözaltına alınmış, hakkında ikinci dereceden cinayet suçuyla dava açılarak tutuklandı.

Chauvin, 29 Mayıs 2020’den beri tutuklu bulunduğu Oak Park Heights‘teki hapishaneden 10 Temmuz 2020’de, kefalet bedeli olan 1 milyon doların “Allegheny Casualty Company” adlı kuruluş tarafından garanti edilmesinin ardından serbest bırakıldı. 

Floyd’un ölümünde kusurlu bulunan diğer üç polis memuru da daha önce 750 bin dolar tutarındaki kefalet bedelini ödemeleri üzerine tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmişti. 

Yeni Zelanda asgari ücreti ve en yüksek gelir grubunun vergisini artırdı

Yeni Zelanda’da İşçi Partisi lideri ve Başbakan Jacinda Ardern hükümeti saatlik asgari ücreti 20 dolara ve ülkenin en üst gelir katmanında bulunan vatandaşlara uygulanacak en yüksek vergi oranını yüzde 39’a çıkardı.

Aynı zamanda işsizlik ve hastalık maaşını da ufak bir miktar artıracak olan değişiklikler perşembe günü yürürlüğe girecek. Asgari maaşa yapılan saatlik 1.14 dolarlık artış yaklaşık 175 bin çalışanı etkileyecek.

550 milyon dolar gelir

Yeni en yüksek vergi oranı ise ülkede yıllık geliri 180 bin doların üzerinde olan herkese uygulanacak. Bu Yeni Zelanda nüfusunun yaklaşık yüzde 2’sine tekabül ediyor. Hükûmet yeni vergi oranlarından bu sene yaklaşık 550 milyon dolar elde edeceğini öngörüyor.

OECD verilerine göre Yeni Zelanda 2019 yılında en yüksek asgari maaşa sahip beş ülkeden biriydi. Koronavirüs pandemisi sebebiyle alınan kapanma kararına rağmen çalışmaya devam etmek durumda kalan havalimanı işçileri ve gümrük çalışanları gibi birçok kişi asgari maaş alıyordu.

Ardern: Yapılacak çok şey var

Başbakan Jacinda Ardern, yeni düzenlemelere dair açıklamasında seçim vaatlerinden birini yerine getirdiklerini ve bu adımların”ülkenin en zor durumdaki kesimi için gerçek ve uzun zamandır gereken düzenlemeleri temsil ettiğini” söyledi.

Ardern, “Daha yapılacak çok şey var, konut inşası, sağlık sistemimizi geliştirmek, eğitime yatırım yapmak, iş imkânı yaratmak gibi” dedi.

Muhalefetteki sağcı Ulusal Parti ise asgari ücret zammına karşı çıkarak, “Küçük işyerleri için belirsizlik döneminde asgari ücrete yüksek bir artış yapmak ekonomik vandalizmdir” iddiasında bulundu.

Yeni Zelanda’da hükümet

İşçi Partisi her ne kadar tek başına iktidarda olsa da Ardern hükümeti bu dönem için geçmiş dönemlerde koalisyon ortağı olduğu Yeşiller Partisi ile bir işbirliği anlaşması imzaladı.

İki parti iktidara geldiğinden bu yana başarılı koronavirüsle mücadele planları, iklim acil durumuyla mücadele etmek gibi dikkat çeken politikalar geliştiriyor.