Sağlık Bakanlığı tarafından dün açıklanan koronavirüs verilerine göre, 37 bin 303 yeni vaka tespit edilirken, virüs nedeniyle 155 kişi de hayatını kaybetti.
Türkiye’de ilk salgın vakasının görüldüğü 11 Mart 2020 tarihinden beri yeni vaka sayısı ilk kez 37 bini aştı.
Can kaybı 31 bin 285
Ülkede 235 bin 298 testin daha yapılmasıyla birlikte toplam test sayısı 38 milyon 338 bin 45’e ulaştı.
Toplam vaka sayısı 3 milyon 277 bin 880’e çıkarken, can kaybı da 31 bin 385 oldu.
Toplam iyileşen sayısı 2 milyon 995 bin 33’e ulaştı. Ağır hasta sayısı da 2 bin 54’e yükseldi.
İllere göre 100 bin nüfusa karşılık vaka sayısı
Öte yandan, Sağlık Bakanlığı tarafından illere göre 100 bin nüfusa karşılık gelen haftalık vaka sayısı da paylaşıldı.
20-26 Mart tarihlerindeki haftalık vaka sayısı, İstanbul‘da 251 bin 12’den 401 bin 62’ye çıktı.
Ankara‘da vaka sayısı 107 bin 99’dan 184 bin 29’a, İzmir’de ise 111 bin 41’den 156 bin 48’e yükseldi.
En yüksek vaka sayısı Samsun, İstanbul ve Yalova’da tespit edildi.
En yüksek vaka Samsun’da
En yüksek vaka sayısı Samsun‘da kaydedilirken, ilde haftalık vaka sayısı 508 bin 97’den 586 bin 84’e ulaştı. Vaka sayısı Sinop‘ta 309 bin 6’dan 354 bin 80’e, Kastamonu‘da ise 197 bin 41’den 329 bin 19’a çıktı.
En çok vakanın olduğu üçüncü il Yalova’da 100 bin kişide 400 bin 65 vaka tespit edildi.
Vakanın en az görüldüğü iller
Şırnak, Siirt, Urfa, Mardin ve Van 100 bin kişide en az vaka görülen iller oldu. Düşük riskli “mavi” kategoride kalan tek kent Şırnak’ta 100 binde vaka sayısı 13 bin 57 oldu. Siirt’te 22 bin 65 ve Urfa’da 28 bin 98 vaka tespit edildi.
Boğaziçi Üniversitesi‘ne 2 Ocak 2021’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan rektör ataması, gerek Melih Bulu‘nun üniversitenin dışından bir isim olması, gerekse de kendisinin AKP‘ye olan yakınlığı nedeniyle büyük tepkilere yol açtı.
Peki Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan tartışmalı atamaya kadar AKP ve üniversitelerin tarihinde ne gibi kırılmalar oldu? AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana üniversitelerde nasıl bir dönüşüm yaşandı? Bu dönüşümün öğrenciler, akademisyenler ve akademik çalışmalar açısından sonuçları ne oldu?
Yeşil Gazete olarak Barış Akademisyenleri ve farklı dönemlerde İstanbul Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi’nde okumuş olan öğrencilerle konuştuk.
Bergama Belediyesi‘nin 831 bin 938,56 metrekare büyüklüğündeki tarım arazilerini satışa çıkarmasına tepkiler devam ederken, dün bölge halkı ve muhtarlar meclis kararının iptali için İzmir İdare Mahkemesi‘ne bireysel olarak dava açtı.
Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel, 15-16 Nisan’da ihaleye çıkarılacak araziler için avukatların yürütmeyi durdurma kararı çıkarmaya çalıştıklarını söyledi.
Geçtiğimiz hafta salı günü de CHP ve İYİ Parti meclis üyeleri idari mahkemeye 3 Mart’taki meclis kararının iptali için dava açmıştı.
‘Köy muhtarlarının konudan haberi yoktu’
Yeşil Gazete’ye konuşan CHP İlçe Başkanı Ecevit Canbaz, belediye meclis toplantısı öncesi CHP olarak grup toplantısı yaptıkları sırada detayları inceledikten sonra konuyu anladıklarını, birçok muhtarın da konudan habersiz olduğunu şöyle anlattı:
Bir baktık ki altı tane köyümüzde, iki tane merkez mahallede toplamda 832 dekar yeri bir seferde satmaya yönelik bir girişimde olduklarını gördük.
Hemen altı köy ve iki mahalle muhtarıyla temasa geçtik. Birçoğunu konudan haberdar olmadığını söyledi ve ‘Satış yapılmasını istemiyoruz’ dediler.
Bazı köy muhtarları da son 24 saat kala ‘Sizin mahallenize bağlı olan şu parseldeki yerleri satışa çıkaracağız, bilginiz olsun’ diye aranıyor.”
Belediyenin yaptığı bu hamleden bölgedeki üreticilerin olumsuz etkilendiğini kaydeden Canbaz, “Yeni sezona hazırlanacaklar. Ekim yapmayı planladığı, ürün ekmeyi düşündükleri yerin satılacağını öğrenince insanlarda bir moral bozukluğu oldu. İnsanlar, ‘Ne yapabiliriz?’ diye harekete geçti” dedi.
Araziler kime ait?
Belediyenin satışa çıkarmak istediği arazilerin kime ait olduğu konusunda da açıklamalar yapan Ecevit Canbaz, arazilerin köyün yararına bağış yapıldığını anlattı:
Bu araziler cami yararına, köy yararına kullanılmak üzere varlıklı insanlar tarafından bağış yapılmış. 2014 yılında da hayata geçen 6360 sayılı Bütünşehir Yasası’yla köy tüzel kişiliğinde bulunan arazi, araç, bina belediyelere geçti.
Buradan hareketle kanuna uygun ama vicdana uygun değil.”
‘İhale için vatandaşlar kendi aralarında anlaşıyordu’
Canbaz, bu yerlerin kamu elinde olduğu zaman vatandaşların ihaleye girip kiralama imkanı olduğunu, ancak belediyelerin bu yerleri satması durumunda vatandaşların ellerinden alındığını vurguladı:
Kamuda kaldığı zaman vatandaşın ihaleye girip kiralama imkanı var. Ya da vatandaş kendi arasında anlaşıyor. ‘Sen o tarlaya gir, ben bu tarlaya gireyim. Bu sene ben ekmeyeceğim, sen istersen girebilirsin’ diye kendi aralarında böyle bir uyum da var.
Araziler satıldığı zaman insanların kiralama seçeneği de kalkmış oluyor. Bu imkan da insanların elinden alınıyor. Çünkü orayı kimin alacağı bilinmiyor.”
‘Durum vahim’
Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel, 15-16 Nisan’da satış için ihaleye çıkarılacak araziler için avukatların yürütmeyi durdurma kararı çıkarmaya çalıştıklarını söyledi:
Köylünün günlerdir verdiği tepkiye rağmen geri adım atmış değiller. Köylüler sessiz kalmayacaklar.
Konu yargıya taşındığı halde yangından mal kaçırır gibi satışa çıkarılması da köylüye yapılan en büyük hakaret ve en büyük ihanettir.
Umarız yargı, hukuksal süreçler bu sorunu çözer yoksa durum vahim.”
Canbaz da, belediyenin bazı tartışmaları dindirmek için kritik bazı yerleri satıştan çıkardığını ekledi.
‘Hiç akla gelmeyecek bir şey’
AKP’li Bergama Belediyesi’nin merkezden kaynak alamadığı için arazi satımına gittiğini belirten Erol Engel şunları kaydetti:
Bergama’nın içine ‘Yol yapacağım’ diye köylünün tarlasının satılması kadar trajikomik bir şey olamaz. Tarım arazilerin satılarak yol yapılması hiç akla gelemeyecek bir şey.”
Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve dünyaca ünlü tarihi eserlere ev sahipliği yapan Louvre Müzesi,“Mona Lisa” ve “Milo Venüsü” (Venus de Milo) de dâhil olmak üzere, müzenin sekiz bölümünde yer alan, İslam sanatı ve Rönesans heykellerinden Antik Mısır eserlerine kadar uzanan koleksiyonunun tamamını ücretsiz ve çevrimiçi olarak erişime açtı.
Arkeofili‘nin haberine göre, Müzenin müdürü Jean-Luc Martinez şunları söyledi:
“Louvre, eserlerinin üzerindeki tozları alıyor, en az bilinen eserlerin bile. İlk defa müzede sergilenen, ödünç verilen, hatta depoda olan eserler de dahil olmak üzere, herkes bir bilgisayardan veya akıllı telefondan tüm eser koleksiyonuna ücretsiz olarak erişebilir. Louvre’un çarpıcı kültürel mirası artık sadece bir tık ötede. Eminim ki bu dijital içerik, insanları koleksiyonları bizzat keşfetmeleri için Louvre’a gelmeye daha da teşvik edecek.”
Web sitesi düzenli olarak güncellenecek
Site, ziyaretçilerin müzeyi oda oda keşfetmelerine olanak veriyor. Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Çince dillerinde açıklamaların yer aldığı sitede çevrimiçi ziyaretçiler, basit veya gelişmiş aramalarla müzenin koleksiyonlarında arama yapabilecek.
Müze yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre, müzenin koleksiyonu yavaş yavaş genişledikçe, web sitesi de müze uzmanları tarafından düzenli olarak güncellenecek. Çoğu cihazın yanı sıra collections.louvre.fr adresi de cep telefonlarında görüntülenmek üzere de güncellendi.
Louvre Müzesi, salgın ve planlanan yenileme çalışmaları nedeniyle halen fiziki ziyarete kapalı.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) gazetecilerin koronavirüs salgınına ilişkin soruları yanıtladı. Vaka sayısındaki artış sürerken AKP’nin kalabalık kongrelerine ilişkin ise Bakan Koca, “Bu konuyu gündemde tutmanın kimseye faydasının olmadığı kanaatindeyim. Bugüne kadar Bilim Kurulu üyelerimiz dahil olmak üzere kapalı ortamlarda virüsün bulaştığını biliyoruz” ifadelerini kullandı. Koca’nın açıklamalarından satır başları şöyle:
Mutasyon her geçen gün artıyor. Şu an mutasyonun Türkiye’deki oranı yüzde 75’lere ulaştı. Kimi illerimizde yüzde 55 oranında ama yüzde 95 olan illerimiz de var.
Mutant giderek arttığı, ağırlıklı İngiliz varyantı olduğu ve bulaştırıcılığı da fazla olduğu için bu dönemde bizim kapalı, kalabalık ortamlardan ve özellikle yakın temastan uzak durmamız gerekiyor.
Pfizer/BioNTech aşısı muhtemelen önümüzdeki birkaç gün sonra başlayacak. Lojistikle ilgili hazırlıklar tamamlandı.
Sırası gelen, ‘Ben BioNTech aşısı olmak istemiyorum’ dediğinde Sinovac aşısı olabilir olacak. Bu anlamda sırası gelenin yaptırmama hakkı olacak.
Teravihler kapalı olmayacak. Bu noktada hassasiyet gösterilerek, tedbirler alınarak kılınmaya devam edilecek.
AKP kongreleri
Sağlık Bakanı, vaka artışı sürer ve tüm Türkiye çok riskli iller anlamına gelen kırmızıya boyanırken, büyük kalabalıklarla yapılan AKP Kongreleri’ne ilişkin eleştiriler için ise ”Bu konuyu gündemde tutmanın kimseye faydasının olmadığı kanaatindeyim” dedi. Koca şunları söyledi:
“Bugüne kadar Bilim Kurulu üyelerimiz dahil olmak üzere kapalı ortamlarda virüsün bulaştığını biliyoruz. Bu bilgilendirme de bir değişiklik söz konusu değil, dolayısıyla herkesin bu mücadelede üzerine düşen sorumluluğun gereğini yapması gerektiği kanaatindeyim. Burada bir ayrıcalık çıkarma hikayesini oluşturmanın doğru olmaz. ”
Meksika‘da El Salvadorlu bir sığınmacı kadının gözaltına alınırken öldürülmesi ülkeyi ayağa kaldırdı. ABD‘deki siyahlara karşı polis şiddetini akıllara getiren olay, tam da polis tarafından aynı yöntemle öldürülen siyah ABD vatandaşı George Floyd‘un davasının başladığı günlerde meydana geldi.
Polislerin, iki çocuk annesi Victoria Esperanza Salazar Arriaza‘nın sırtına basarak boynunun kırılmasına yol açtıkları belirlendi. Olaya karışan dört polis memuru hakkında cinayet soruşturması başlatıldı.
Geçtiğimiz Cumartesi günü gerçekleşen olayda, ülkede mülteci olarak yaşayan El Salvadorlu Salazar Arriaza’nın Yucatan Yarımadası‘ndaki Tulum’da polis tarafından darp edilerek gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybettiği belirtiliyor.
Olaya dair sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, bir polis memurunun Arriaza’nın sırtına bastığı görülürken, memurların kadının bedenini sürükledikleri anlar yer alıyor.
Pazartesi günü hayatını kaybeden Arriaza’nın ölüm nedeninin boyun ve omurgasında zedelenmeye bağlı olduğu açıklandı. Ülke gündemini sarsan cinayetle ilgili açıklama yapan Tulum belediye başkanı Victor Mas Tah şehrin polis şefinin görevinden alındığını açıkladı.
Obrador üzüntüsünü paylaştı
Meksika Devlet Başkanı Andrés Manuel López Obrador, bugün cinsiyet eşitliği forumunda yaptığı konuşmada, ‘Ariazza acımasızca muamele gördü ve öldürüldü. Bu durum bizi üzüntüye ve acıya boğdu. Bu durumdan utanç duyduk. Arriaza’nın akrabalarına, Salvadorlu ve Meksikalı kadınlara, dünya kadınlarına, herkese, erkeklere ve kadınlara, sorumluların cezalandırılacağını söylemek istiyorum’ ifadelerini kullandı.
Victoria Esperanza Salazar Arriaza’nın polis şiddetiyle öldürülmesinin ardından yüzlerce kadın El Salvador sokaklarında toplanarak yaşanan olayı protesto etti.
İzmir Barosu, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanlığı kararıyla ayrılmasına ilişkin Danıştay’a iptal davası açtı. Bölge Adliye Mahkemesi önünde yaptıkları basın açıklamasıyla kararı protesto eden çok sayıda hukukçu, “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz” yazılı pankart taşındı.
Avukatlar adına açıklama yapan İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Perihan Çağrışım Kayadelen, 2011 yılında erkek şiddetini önlemek, failleri cezalandırmak, kadınları şiddetten korumak ve şiddete karşı desteklemek yükümlülüklerini üstlenerek sözleşmenin ilk imzacısı olup mecliste onaylayan Türkiye’nin, bir gece yarısı ise ‘Cumhurbaşkanı kararı’ ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine dikkat çekti.
‘Meclis iradesi ve kadına yönelik şiddet yok sayıldı’
İstanbul Sözleşmesi, özellikle kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti önlemeyi hedef alan ve çok ayrıntılı hükümlerle şiddeti önleme, koruma ve yaptırımları dile getirerek ülkelerin bu konudaki sorumluluğunu belirleyen ilk Avrupa sözleşmesi.
Sözleşme’nin Meclis iradesi ve kadınlara yönelik şiddet oranlarının yüksekliği yok sayılarak usulsüz, hukuksuz olarak feshedildiğini söyleyen Kayadelen, şunları belirtti:
Hükümet yaptığı açıklamada sözleşmeden çekilme gerekçelerinden biri olarak sözleşmede ‘aile yapı ve geleneklerine aykırılık, uyumsuzluk’ bulunmasını göstermiştir. Soruyoruz; sözleşmenin hangi maddesi aile yapı ve geleneklerine aykırıdır? Kadınlar töre, gelenek görenek adı altında öldürülmesin, şiddete maruz kalmasın diyen madde mi, yoksa kız çocukları zorla evlendirilmesin diyen madde mi ya da sığınma evi sayısını arttır kadınlara iş imkanı sağla diyen madde mi? Hükümetin de çok iyi bildiği gibi sözleşmede aileye dair bu gerekçeye konu olacak tek bir madde dahi yok.”
‘Hiç kimseye cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılık yapılamaz’
Sözleşmeden çekilme gerekçelerinden bir diğeri ise sözleşmede geçen LGBTİ+ ve toplumsal cinsiyet eşitliği kavramlarının “geleneklere aykırı olduğu iddiası” olduğuna dikkat çeken Kayadelen şu ifadeleri kullandı:
Buradan hükümet yetkililerine sesleniyoruz aylardır nefret söylemleri ile hedef tahtası haline getirip sözleşmeden çıkma bahanesi haline getirdiğiniz LGBTİ yurttaşları İstanbul Sözleşmesi olmasa da korumak zorundasınız. Bilmiyor olamazsınız: İstanbul Sözleşmesi’nden çıksanız da, CEDAW Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi; Türk Ceza Kanunu; 6284 sayılı yasa; BM İnsan Hakları Sözleşmesi, BM Lanzorette Sözleşmesi, Anayasa 10. madde gereği de hiç kimseye cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılık yapılamaz ve şiddet uygulanamaz. “
‘Fesih yok hükmünde’
20 Mart gece yarısı Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı usulsüz ve hukuksuz olduğunu vurgulayan Kayadelen, milletin iradesiyle Meclis’te oybirliği ile kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanlığı Kararı ile çıkılamayacağını söyledi:
“…Yaşam hakkı tüm uluslararası sözleşmelerde yer alan en temel insan hakkıdır. Haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Bütün kadın hakları dosyalarına bu gerekçelerle müdahil olmaya, kadınların kazanılmış haklarını çoğaltmaya, onları savunmaya kadına yönelik erkek şiddetine karşı kadınların, çocukların ve ayrımcılığa karşı LGBT+ bireylerin yanında olmaya, dayanışmaya ve mücadeleye devam edeceğiz.”
Sürdürülebilir Yaşam Film Günleri, (SYFG) 1-4 Nisan tarihlerinde Diyarbakır’da çevrimiçi ve ücretsiz olarak düzenlenecek.
Ekolojik ve sosyal sorunların birbiriyle ilişkisini, sürdürülebilirlik perspektifiyle ilişkilendirerek daha kapsamlı ve geniş bakış açısıyla ele alan ve insan haklarına odaklanan SYFG’de film gösterimlerinin yanı sıra davetli konuşmacılarla çevrimiçi panel ve tartışmalar da gerçekleştirilecek.
Bütüncül bakış, yaratıcı çözümler…
Movies that Matter ve UNDP Türkiye desteğiyle düzenlenen Film Günleri’nin seçkisinde, temel sağlık hizmetlerinden çocuk işçiliği ve çocuk köleliğine, gıda ve tekstil sektörlerinde sorumlu tedarik zincirinden çatışma ve savaşa, iklim değişikliğinden enerji sorunlarına, suya erişim hakkından zehirsiz gıdaya erişime birçok temel meseleyi bütüncül bir bakış açısıyla ele alan ve yaratıcı çözümlerle ilham veren belgesellere yer veriyor.
Ortak Bir Hak.
Sürdürülebilir Yaşam Film Günleri’nde gösterilecek 12 belgesel ve gösterim tarihleri şöyle:
Angaza / Çevirmen: Elvan Özyıldırım, Gösterim: 1 Nisan 2021
Çikolata Davası / Yönetmen: Benthe Forrer, Gösterim: 1 Nisan 2021
Güç Bizde / Yönetmen: Mark Decena, Gösterim: 2 Nisan 2021
Seçme Vakti / Yönetmen: Charles Ferguson, Gösterim: 2 Nisan 2021
Müşterekler Algısı / Yönetmen: Jason Taylor, Chintan Gohil, Gösterim: 3 Nisan 2021
Gerçek Bedel / Yönetmen: Andrew Morgan, Gösterim: 3 Nisan 2021
Ortak Bir Hak / Yönetmen: The Source Project, Gösterim: 3 Nisan 2021
Yörüngeyi Değiştirenler / Yönetmen: Kief Davidson, Pedro Kos, Gösterim: 3 Nisan 2021
EcoPeace Orta Doğu / Yönetmen: Elvan Özyıldırım, Gösterim: 4 Nisan 2021
Kongo Mahkemesi / Yönetmen: Milo Rau, Gösterim: 4 Nisan 2021
Bataklık Hayalleri / Yönetmen: John Antonelli, Gösterim: 4 Nisan 2021
Zehirsiz Sofralar.
Film Günleri’nde Göç ve İnsani Yardım Vakfı’ndan avukat Selvi Tunç, Uzman Dr. Cegerğun Polat, Elif Ebru Yılmaz, Moyy Atölye’den Özlem Erol ve Dr. Eray Çaylı katılımcılarla çevrimiçi söyleşiler gerçekleştirecek.
Sürdürülebilir Yaşam Film Günleri Diyarbakır’ın etkinliklerine buradan kayıt yaptırabilirsiniz.
Haftaya yükselişle başlayan dolar/TL, bugün yüzde 2’yi aşkın bir yükselişle 8,45 TL’nin üzerine çıktı. Saat 16.00 itibariyle serbest piyasada 8,28 seviyesinden işlem görüyor.
Türk lirasındaki değer kaybının en büyük sebepleri olarak Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Murat Çetinkaya‘nın görevden alınarak yerine Mustafa Duman‘ın atanması, koronavirüs kısıtlamaları ve doların küresel çapta değer kazancı gösteriliyor.
En çok değer kaybeden para birimi
Bloomberg’in aktardığına göre 31 Aralık 2020 ile 30 Mart 2021 tarihleri arasında dolar karşısında yüzde 10,67’lik değer kaybıyla TL, yıl başından bu yana dolar karşısında en çok değer kaybeden para birimi oldu.
Gün içerisinde de değer kaybını sürdüren Türk lirası, Merkez Bankası’nın yeni başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu‘nun konuşmasının ardından az da olsa bir iyileşme gösterdi.
‘Enflasyonu yüzde 5’e indirme hedefine bağlıyız’
“TCMB’nin kanunla belirlenmiş görev ve yetkilileri çerçevesinde enflasyonda kalıcı düşüşü sağlama temel hedefi doğrultusunda para politikası araçlarını etkin şekilde kullanmaya devam edeceğiz” diyen Kavcıoğlu, enflasyonu yüzde 5’e indirme hedefine sıkı sıkıya bağlı olduklarını belirtti.
Bu hedefe ulaşmak için para politikası araçlarının uygun bir şekilde kullanılacağının altını çizen Kavcıoğlu, “Politika faizini enflasyon üzerinde bir düzeyde oluşturmaya devam edeceğiz” diye ekledi.
ABD‘nin Minneapolis kentinde 25 Mayıs 2020’de, siyah Amerikalı George Floyd‘u öldürmekle suçlanan beyaz polis memuru Derek Chauvin‘in yargılandığı dava başladı. Chauvin’in 40 yıla kadar hapsi isteniyor.
İlk duruşma öncesi Floyd ailesi mahkeme binası önünde, Chauvin’in Floyd’un boynuna dizleriyle bastırarak, boğularak ölümüne sürükleyen 8 dakika 46 saniyelik süre boyunca diz çöktü.
Hennepin Bölge Mahkemesi‘nde yerel saatle 9.00’da başlayan ve televizyonlardan canlı yayınlanan davada hakim Peter Cahill, önce jüri üyelerine ve taraflara mahkemenin kurallarını okudu. Mahkemede daha sonra iddia makamı ve savunma avukatlarının açılış konuşmalarına geçildi.
Floyd’un ailesi, duruşma öncesi çocuklarının ölümüne yol açan sekiz dakika 46 saniye saniye boyunca diz çöktü.
Dava için iki haftadan uzun bir süre boyunca dokuzu beyaz altısı siyah veya diğer etnik gruplardan toplam 15 jüri seçildi.
Floyd’un ölüm videosu jüriye gösterildi
Mahkemenin ilk gününde, George Floyd’un gözaltına alınması sırasında Derek Chauvin’in Floyd’un ensesine basarken çekilen video, ilk günkü tartışmalarda jüriye gösterildi. Ardından Savcı Jerry Blackwell, Floyd’un ölümüne yol açan şeyin, olayın ardından açığa alınan polis Derek Chauvin’in diziyle Floyd’un boynuna bastırması olduğunu ve “Aşırı ve gereksiz güç kullanan Chauvin’in rozetine ihanet ettiğini” söyledi. Blackwell, görüntüler izlendikten sonra “Floyd’un tam 27 kez ‘nefes alamıyorum’ dediğini duyuyoruz” dedi.
İlk duruşmada üç görgü tanığının savcılık ve savunma avukatları tarafından ifadeleri alındı.
Savunma avukatı Eric Nelson ise jüri üyelerine bu olayın “siyasi ya da sosyal bir olay olmadığını” söyledi. Avukat, Floyd’un elinde bazı yasadışı haplar olduğunu, polisin bu hapları ele geçirmemesi için yuttuğunu ve boğulmasına bu hapların da sebep olabileceğini savundu.
Sokaktan geçen vatandaşların çektiği söz konusu videonun davada kilit önem taşıdığı, davanın sonucunu belirleyecek esas tartışmaların ise polisin güç kullanımının sınırları ile Floyd’un ölüm nedeni konusunda uzmanların açıklayacağı görüşlerin etkili olacağı ifade ediliyor.
Davanın yaklaşık dört hafta süreceği tahmin ediliyor. Dava boyunca beklenen Floyd destekçilerinin protesto gösterileri için Minneapolis’te geniş güvenlik önlemleri alındı. Mahkeme binasının etrafı beton bariyer ve dikenli tellerle çevrildi.
Dava için Floyd’un aile fertlerinin, siyah sivil toplum liderlerinin ve üyelerinin hafta sonundan itibaren Minneapolis’e gelmeye başladığı ve mahkemeyi yakından takip edecekleri bildirildi.
İkinci ve üçüncü dereceden cinayet ve adam öldürme suçlamalarından yargılanan Chauvin’in suçlu bulunması halinde 40 yıla kadar hapis cezası alabileceği belirtiliyor.
George Floyd’a ne oldu?
46 yaşındaki George Floyd, 25 Mayıs akşamı Güney Minneapolis’teki bir bakkaldan bir paket sigara aldı. Dükkan sahibi Floyd’un verdiği 20 doların sahte olduğundan kuşkulandı ve Floyd’un itiraz ederek sigaraları geri vermemesi üzerine polisi aradı.
İhbar üzerine polis geldi ve Floyd’u kelepçeledi. Fakat Floyd ekip aracına bindirilirken direndi ve Floyd, kelepçeli olarak, polis tarafından yüz üstü yere yatırıldı.
Polis ekibindekilerden 44 yaşındaki polis memuru Derek Chauvin, Floyd’un yaklaşık 9 dakika boyunca diziyle boynuna bastırması nedeniyle dakikalarca “nefes alamıyorum” diye yalvarmasına rağmen eylemini sürdürdü. Diğer iki polis memuru Floyd’u yerde tutmaya yardım ederken, dördüncü bir polis de çevredekilerin müdahale etmesini engelliyordu.
Olay sırasında çevredekiler cep telefonlarıyla, Chauvin’in Floyd’u yere yatırarak dizini bu süre boyunca boynuna bastırmasını, Floyd’un “Nefes alamıyorum” demesini kaydetti. Dokuz dakikanın sonunda hastaneye kaldırılan Floyd, hayatını kaybetti.
Büyük şok yaratan olay, önce ABD’yi sonra dünyayı saran ve haftalarca devam eden ırkçılık karşıtı Black Lives Matter (Siyah Hayatlar Değerlidir) protestolarını tetikledi.
Görüntüler, ülkede siyahilere yönelik polis şiddeti tartışmalarını alevlendirmiş ve protestolar, olayların başladığı Minneapolis’ten ülke geneline ve tüm dünyaya sıçradı.
Floyd’un ölümüne neden olmakla suçlanan Chauvin, olaydan dört gün sonra gözaltına alınmış, hakkında ikinci dereceden cinayet suçuyla dava açılarak tutuklandı.
Chauvin, 29 Mayıs 2020’den beri tutuklu bulunduğu Oak Park Heights‘teki hapishaneden 10 Temmuz 2020’de, kefalet bedeli olan 1 milyon doların “Allegheny Casualty Company” adlı kuruluş tarafından garanti edilmesinin ardından serbest bırakıldı.
Floyd’un ölümünde kusurlu bulunan diğer üç polis memuru da daha önce 750 bin dolar tutarındaki kefalet bedelini ödemeleri üzerine tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmişti.