Ana Sayfa Blog Sayfa 1577

İkizköy halkı bu kez ormanları için ayakta

Yıllar boyunca çevresinde yer alan termik santrallerle mücadele etmek zorunda kalan Muğla İkizköy halkı bu kez de ormanlarının linyit kömürü madeni için kesilme tehlikesiyle karşı karşıya.

Limak Enerji ve IC İÇTAŞ ortaklığındaki YK Enerji uzun yıllardır işlettiği linyit kömürü madenini genişletmek için çalışmalara başladı. Bölgedeki ağaçların kesi hazırlığı için damgalanmaya başladığını gören bölge halkı çalışmalara engel oldu.

Halk çalışmaları durdurdu

Yaşananları Yeşil Gazete’ye anlatan İkizköy’den Hasan Yorulmaz “Çoban arkadaşlarımız var onlar bize haber verdi. Birkaç önce de gelmişlerdi zaten. Gözleniyor haliyle ne yapıp ne ettikleri. Biz de bunun üzerine harekete geçtik” dedi.

Çalışmalara karşı tepki gösterdiklerini aktaran Yorulmaz, yetkililerin gelerek köylülerle konuştuğunu ve daha sonrasında ekiplerin ve jandarmanın alandan ayrıldığını söyledi.

Yorulmaz, “Durmazlarsa biz de durmayacağız” diyerek ormanlarını korumaya kararlı olduklarını belirtti.

‘15 kilometrelik hat boyunca uzanıyor’

İkizköy Çevre Komitesi‘nden Deniz Gümüşel Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada madenin 1979 yılından bu yana işletildiğini söyledi.

O zamandan bu yana şirketin Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna gerek duymadan maden alanını büyüttüğünü belirten Gümüşel, “15 kilometrelik kesintisiz uzanan bir maden hattı var. Gökova Körfezi’nden başlıyor, İkizköy’e kadar uzanıyor” dedi.

Maden alanının İkizköy’e kadar genişletilmesi için daha önce de girişimler olduğuna değinen Gümüşel, “Orman Genel Müdürlüğü bölgedeki ormanların kesilmesi için 2019 yılının kasım ayında ihaleye çıkmıştı. Ancak köylünün itirazları sonucunda engellendi” bilgisini paylaştı.

‘Keşke karar verenler gelse de burayı görse’

Kesim yapılmak istenen ormanın hem İkizköy halkı için hem de Muğla için oldukça önemli olduğunu dile getiren Yorulmaz, “Bu ormandaki ağaçlar sayesinde arılar bal üretiyor. Bütün Muğla halkı faydalanıyor” dedi.

Yorulmaz, “Keşke bu maden kararını veren kişiler gelse de bir görse burayı. O zaman hiçbir kelimeye ihtiyacımız olmaz burayı anlatmak için. Çok güzel bir orman. Biz çamlarımızın elimizden gitmesini istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

Metropoll anketi: SP seçmeni de İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına karşı

Metropoll Araştırma Şirketi‘nin mart ayında yaptığı Türkiye’nin Nabzı araştırmasında,  İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması için çaba gösteren Saadet Partisi yönetiminin aksine tabanın yüzde 81.3’ü Sözleşme’yi savundu. Çekilme kararını doğru bulanların oranı yüzde 18.8’de kaldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘la görüşen Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasını istediklerini ve kesinlikle kalkacağını söylemişti.

En yüksek ‘onaylamayan oranı’ CHP’de

“Hükümetin ’İstanbul Sözleşmesi’nden’ çekilmesi kararını onaylıyor musunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 52.3’ü “Onaylamıyorum” yanıtını verdi. Partilere göre dağılımda ise şu sonuçlar elde edildi:
 
MHP‘lilerin yüzde 44,4’ü İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını onayladı, yüzde 31.5’i onaylamadı. AKP‘li seçmenin yüzde 47,4’ü kararı onayladı, 27,2’si onaylamadı, 3,8’i kararsız olduğunu dile getirdi.  Katılımcıların yüzde 10,3’ü ise İstanbul Sözleşmesi’nden habersiz olduğunu söyledi. 
 
 
Saadet Partisi seçmeninin yüzde 81.3’ü Sözleşme’den çıkılması kararını yanlış bulurken, CHP’lilerin 88,2’si kararı onaylamadı,  5,9’u onayladıklarını söyledi.  İYİ Parti’li katılımcıların 7,8’i ise kararı onayladı, 79,1’i onaylamadıklarını belirtti.
 
HDP‘lilerin yüzde 80’i hükümetin sözleşmeden çıkma kararını onaylamazken, 5,4’ü onayladıklarını ifade etti. HDP’lilerin yüzde 3,8’i kararsız olduğunu söyledi,  6,2’si de sözleşmeden haberlerinin olmadığını belirtti.

Hayvan hakları savunucularını sevindiren karar: İBB, Muhammet Nuri Coşkun’u görevden aldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nde (İBB) 2013 yılından beri Veteriner İşleri Müdürlüğü‘nde görev yapan ve sık sık hayvanseverler tarafından eleştirilen Muhammet Nuri Coşkun, görevinden alındı.

Hayvanseverler tarafından özellikle 2014 yılından beri, Muhammet Nuri Coşkun’un sokak hayvanı rehabilitasyonunda gönüllülerle işbirliği yapmak zorunda olmadığını ifade ettiği gündeme getirilmişti. Hayvanseverler, bu sebeple sayısız sokak hayvanının akıbetinin meçhul olduğunu kaydetti.

İmamoğlu’yla görüşülmüştü

Dayanışma Hayvan Hakları Federasyonu ve Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve kadrolardan sorumlu başkan danışmanı Gökhan Günaydın ile Eylül 2020’de yaptığı görüşmelerde Coşkun’un görevden alınmasını talep etti.

İBB yönetiminin almış olduğu bu karar, hayvan hakları savunucularını sevindirirken, yeni müdür ve yeni ekibin en başta gönüllülerle tam eşgüdüm sağlaması konusunda hassasiyet göstermesi rica edildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’ne ise Maltepe Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Fevzi Karaağaç’ın görevlendirileceği ileri sürüldü.

Mart ayında 95 gazeteci yargılandı, yedi gazeteciye 11 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası verildi

Eski CHP milletvekili ve gazeteci Barış Yarkadaş‘ın mart ayına ilişkin raporuna göre, bir ayda 95 gazetecinin hâkim karşısına çıktı. Yarkadaş, “AKP iktidarı, yargılanmamış muhalif gazeteci bırakmamakta kararlı görünüyor” dedi.

Gazetecilerin mart ayında da sistematik baskıya uğradığını belirten Yarkadaş,  “Medyada Yaşanan Hak İhlalleri” raporunun mart ayına ilişkin verilerini yorumlarken,  “Gazeteciler her gün habere gider gibi adliyelere gidiyor” ifadelerini kullandı. 

Gazetecilerin adliyelere gitmekten, habere gidemediğini söyleyen Yarkadaş, AKP iktidarının neredeyse tüm muhalif gazetecileri yargılamak istediğini söyledi. Yardakaş, raporunu 16 Mart’ta Bursa’da dinleyicisi tarafından öldürülen Hazım Özsu’ya ithaf etti. 

İhlal tablosu

Yarkadaş, Mart ayına ilişkin verileri ise şöyle özetledi:

  • 3 gazeteci gözaltına alındı, 95 gazeteci hâkim karşısına çıktı.
  • 7 gazeteciye 11 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası verildi.
  • 2 gazeteci saldırıya uğradı.
  • 1 şair gözaltına alındı.
  • 2 internet sitesi erişime engellendi.
  • 2 gazeteci ifade verdi.
  • 1 gazeteciye 7 bin lira para cezası verildi.
  • 1 gazeteye ilan kesme cezası verildi.
  • 1 radyoya silahlı saldırı düzenlendi.

2.8 milyon doz BioNTech aşısı Türkiye’ye getirilip depolara yerleştirildi

Sağlık Bakanlığı,  2,8 milyon doz Pfizer/BionTech aşısının Türkiye’ye getirilerek bakanlığın depolarına yerleştirildiğini duyurdu. 

Bakanlıktan yapılan açıklamada şu iadeler kullanıldı:

Türkiye’de başarılı bir şekilde yürütülen aşı çalışmalarına BionTech aşısı da dahil oldu. Son sevkiyatlarla toplam 2,8 milyon doza ulaşan BionTech aşıları, özel koşullara sahip Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı depolarına yerleştirildi. Analiz çalışmalarının ardından uygulanmaya başlanacak aşı Nisan’da 4.5 milyon doza ulaşacak. Ayrıca 30 milyon doz için firma ile opsiyonlu anlaşma sağlandı. Firmanın üretim kapasitesinin artmasıyla aşının ülkemize getirilme çalışmaları devam edecek.” 

Aşıların bakanlık depolarında, saklama koşullarına uygun tasarlanan özel odalarda -80 derecede muhafaza edildiği belirtilen açıklamada, “Ülkemize  özgü aşı güvenliğini sağlayan Aşı Takip Sistemi (ATS) ile gerekli olan karekodlama işlemlerinin tamamlanmasıyla birlikte illerimize sevk edilerek uygulanmaya başlanacak.  Sevk sırasında özel koli ve sıcaklık kayıt cihazları kullanılacak” denildi. 

Aşılar, il depolarında kuru buz dolu kolilerde 5-15 gün oda sıcaklığında veya eksi 20 derecede 14 gün saklanabiliyor. Aşı uygulama merkezlerine 120 saat içerisinde uygulanabilecek doz sayısı kadar flakon sevk edilecek. Aşı uygulama merkezi teslim aldığı aşıları 2-8 derecede aşı dolabında saklayacak. 
 

TÜSİAD Başkanı: Yeşil Mutabakat geleceğin yol haritasıdır

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı ve Divanı, Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu ve Haysiyet Divanı asil ve yedek üyelerinin seçimi için Olağan Genel Kurul Toplantısı’nı gerçekleştirdi.

Yapılan seçim sonucunda TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski ve TÜSİAD YİK Başkanı Tuncay Özilhan yeniden seçildi.

Toplantı açılışına video konferans yöntemiyle katılan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaslowski, kuruluşlarının 50’nci yılının “Salgın nedeniyle dünyanın çok boyutlu bir krizden geçtiği, iklim değişikliği felaketinin tüm haşmetiyle kendisini gösterdiği bir döneme” denk geldiğini söyledi.

‘İşsizlik toplumu tehdit ediyor’

İşsizliğin, toplumun bugününü ve geleceğini korkutucu şekilde tehdit ettiğini belirten Kaslowski, AA’nın aktardığına göre “Bunun yanında geçmiş 10 yılın küresel ölçekteki kolay finansman koşulları, giderek ortadan kalkıyor. Rezervlerimiz azaldı. İşte böyle bir dönemde hükümetimiz yeni bir ekonomi paketiyle piyasalara olumlu mesaj vermeye çalıştı. Bu çabayı olumlu karşılıyoruz” dedi.

Atılması planlanan adımların, somutlaştırılarak paylaşılmasının ve rakamsal hedeflerin netleşmesinin, programı daha verimli ve kredibilitesi daha yüksek hale getireceğine değinen Kaslowski, “Bir reform sürecinin olmazsa olmazı olarak gördüğümüz hesap verilebilirlik, ancak bu şekilde anlam kazanacaktır. Geçtiğimiz 3 yılda, benzer programların ve eylem planlarının açıklandığına tanık olduk. Bunların istenen sonuca ulaşamadığını da üzülerek gözlemledik” şeklinde konuştu.

Fotoğraf: AA

‘Gıda enflasyonu için önlem alınmalı’

İstikrarlı büyüme hattına oturulması için ana hatları ve gereklilikleri herkesçe bilinen yapısal reformların bir an önce hayata geçirilmesinin şart olduğuna işaret eden Kaslowski, şunları kaydetti:

Aksi taktirde had safhaya varan işsizliğin de etkisiyle, alım gücündeki azalma, enflasyonun yükselmesi, büyümenin finansmanı gibi temel sorunların çözülmesi mümkün değildir. TL’ye, kaybettiği güveni mutlaka yeniden kazandırmalıyız. Aksi halde krizden çıkışımızın çok zorlaşacağı kanısındayız.

Bu bağlamda gıda enflasyonunun özel olarak ele alınmasının, tarım sektörünün sorunlarını gündeme getirecek ve kalıcı olarak çözecek bir programın da hazırlanmasının gereğine inanıyoruz. Bu konularda hazırladığımız kapsamlı raporun yetkililerce değerlendirileceğini umuyoruz. Reform Programında bu yönde öngörülmüş adımların takipçisi olacağız. Gıda enflasyonu ve işsizliğin, artması ve yayılması, eğer önlem alınmaz ise toplumumuza çok zarar verecektir.”

‘Üniversitelerde özerklik sağlanmalı’

Simone Kaslowski, ekonominin sadece ekonomiden ibaret bir mesele olmadığını, herhangi bir ekonomik programın başarısının o programın teknik özellikleri kadar bir ülkedeki yargı sisteminin güvenilirliği, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygının düzeyi, kurumların yetkinliği ve ülkenin eğitim sistemindeki seviyenin yüksekliğine bağlı olduğunu söyledi.

Verilen eğitimin kız ve erkek çocuklarını ve gençleri çağın gereklerine uygun bir tedrisatla yetiştirmesi, potansiyellerini gerçekleştirebilecekleri niteliklere sahip olmaları ve nitelikli işler bulabilmeleri açısından elzem olduğunu belirten Kaslowski, “Tıpkı o ülkenin üniversitelerinin güçlü özerk yapılarının, yüksek bilimsel kapasitelerinin, eğitimin özgür tartışma ve özgür düşünce ortamında yapılmasının elzem olduğu gibi” dedi.

‘İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmamalı’

Kaslowski, özellikle 21. yüzyıl dünyasında kadınların haklarının tam anlamıyla hayata geçirilmesinin, onların şiddetten korunmasının öncelikli bir konu olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

Kadınların iş dünyasında ve aslında hayatın her alanında eşit muamele görmeleri hem her şeyden önce bir insan hakları meselesidir hem de bir ülkenin ekonomik cazibesini etkileyen unsurlardan birisidir. Bu nedenle bizzat Avrupa Konseyi bünyesinde tüm ülkelerce imzalanmış, Türkiye’nin öncülük de yaptığı, ilk imzacısı Türkiye olan ve dünyanın incisi şehrimizin adını taşıyan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını, daha önceki basın açıklamalarımızda da vurguladığımız gibi, düzeltilmesi gereken bir karar olarak değerlendirdiğimizi tekrarlamak istiyorum.”

‘Yeşil mutabakat geleceğin yol haritası’

Geleceğin renginin pandemiyle iyice açığa çıktığını belirten Kieslowski,  iklim değişikliğinin ve çevre tahribatının maliyetinin tüm çıplaklığıyla sergilendiğini söyledi. Açıklamasında “Yeşil bir ekonomiyi, küresel ölçekte yaratmayı beceremediğimiz takdirde, dünyanın bu yüzyılı ancak zar zor çıkarabileceğini düşünenlerin sayısı hızla yükseliyor. İktisadi açıdan da AB’nin öncülük ettiği, ABD’nin Biden yönetiminde tüm iradesiyle katılıp kendi programını açıkladığı Yeşil Mutabakat, artık geleceğin yol haritasıdır. Çin, bu konuda da kendisini öne çıkararak sıfır karbon salınımı konusundaki zamanlama hedefini açıklamıştır” dedi.

İklim değişikliğinden en fazla etkilenen coğrafyalardan biri olan Türkiye için, yeşil dönüşüm bir tercih değil gereklilik olduğunun altını çizen Kaslowski,  “Küresel düzeydeki bu yeşil ekonomi dönüşümünün gerekleri ile ülke ekonomimizin yapısal nitelikleri arasındaki açığın büyümesine izin veremeyiz. Çevresel, toplumsal, ekonomik sürdürülebilirlik için kalıcı çözümler getirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

‘Paris Anlaşması onaylanmalı’

Açıklamasının devamında “Türkiye’nin bu yeni çarkın dışında kaldığı, devletin bu işi önemsemediği, iş dünyasının şimdi masraf zamanı değil diyerek gerekli yatırımları ertelediği bir durumda kalamayız. Bu dönüşümün gereklerini yapmazsak, bırakın tedarik zincirlerinde imtiyazlı bir konuma erişmeyi, mevcut pazarlarımızı tutmakta dahi zorlanırız” dedi.

Kaslowski, bu bağlamda 2021’in Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onayladığı bir yıl olmasını, tüm taraflar için öngörülebilir bir çerçeve çizecek bir yol haritasına vesile olmasını diledi.

Kadın Azmağı’ndaki Azmak Kapı Orfoz Restoran’a para cezası verildi

Muğla‘da yer alan ve 1. Derece Doğal Sit Alanı statüsünde olan Kadın Azmağı‘nın kenarında faaliyet gösteren Azmak Kapı Orfoz Restoran, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 241 bin 395 TL idari para cezasına çarptırıldı ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin acilen tahliyesi istendi.

Ceza, restoranın Azmak’ı doldurarak kamusal alanı işgal ettiği ve ekosistemi tahrip ettiği gerekçeleriyle verildi.

Belediyeye gönderilen yazı

23.03.2021 tarihinde Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından Ula Belediyesi’ne gönderilen yazıda işletmeye para cezası kesildiği bildirildi. Aynı zamanda, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin acilen tahliyesi ve alanın Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne teslim edilmesi için gereğinin yapılması istendi:

Tabiat Varlıkları ve Doğal Sit Alanları ile Özel Çevre Koruma Bölgelerinde Bulunan Devletin Hüküm Ve Tasarrufu Altındaki Yerlerin İdaresi Hakkında Yönetmeliğin Tahliye ile ilgili 70. Maddenin birinci bendi “Kiralanan, tahsis edilen, işletme hakkı veya kullanma izni verilen Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerin süresi dolduğu hâlde tahliye edilmeyen, sözleşmesi veya taahhütnamesi fesh edilen veya herhangi bir sözleşmeye dayanmaksızın fuzulen işgal edilen devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazların tahliyesi İdarenin talebi üzerine, bulunduğu yer mülki amirince en geç on beş gün içinde sağlanarak, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer İdarece görevlendirilecek memurlara boş olarak teslim edilir.” ile 2886 sayılı Devlet İhale Kanunun Ecrimisil ve tahliye ile ilgili 75. maddesinde “…İşgal edilen taşınmaz mal, idarenin talebi üzerine, bulunduğu yer mülkiye amirince en geç 15 gün içinde tahliye ettirilerek idareye teslim edilir.”

Ne olmuştu?

Orfoz Restoran, mart ayının başında restoranın girişine yakın Azmak kıyı alanındaki ağaç ve sazlıkları kestiği gibi nehrin içine taş, çakıl ve toprak malzeme doldurarak oluşturulan alanın üzerine de “Özel Mülk” tabelası yerleştirilmişti.

Bu alan dubalarla çevrilerek kamuya kapatılırken, restoran müşterileri tarafından araç park yeri olarak kullanıldı.

Ula Belediyesi, 4 Mart tarihinde yapılan tahribatı bir yazı ile Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü‘ne bildirirken, 13 Mart’ta da Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) Gökova Meclisi, basın açıklaması yapıp doğa tahribatını protesto etmişti.

15 Mart tarihinde de Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne şikayet dilekçesi vermiş ve Cumhuriyet Başsavcılığı‘na suç duyurusunda bulunmuştu.

Sinema salonlarının açılışı üçüncü kez ertelendi, son tarih 12 Mayıs

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun imzasıyla yayımlanan genelgeye göre, sinema salonlarının yeniden faaliyete geçme tarihi 12 Mayıs olarak yeniden düzenlendi. 

Kasım 2020’de salgın döneminde alınan tedbirlere ilişkin olarak yayımlanan genelgeyle sinema salonları 31 Aralık 2020’ye kadar kapatılmış, 2020’nin sonunda yayımlanan ek genelgeyle salonların 1 Mart’a kadar kapalı kalmasına karar verilmişti.

Yeni genelgede şunlar denildi:

“Salgınla mücadelede alınan tedbirler kapsamında İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünün 24.02.2021 tarihli ve 3135 sayılı Genelgesi doğrultusunda alınan 24.02.2021 tarihli ve 2021/10 sayılı İl Hıfzıssıhha Kurul Kararımız ile sinema salonlarının faaliyetlerinin 1 Nisan 2021 tarihine kadar durdurulması kararlaştırılmıştı. Bu defa İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünün 30.03.2021 tarihli ve 5676 sayılı Genelgesi gereğince salgınla mücadelede alınan tedbirlerin devamının sağlanması ve desteklenmesi amacıyla sinema salonlarının faaliyetlerine 12 Mayıs 2021 tarihine kadar ara verilmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir” 

 

Kadınların isyani dinmiyor: Rizeli kadınlardan Erdoğan posteri altında İstanbul Sözleşmesi protestosu

Haber: Gençağa Karafazlı/Hüseyin Altun

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmasına yönelik kadınların tepkisi ve isyanı sürüyor. Rizeli kadınlar, kent meydanına asılan Erdoğan’ın dev posteri altında düzenledikleri protesto eyleminde ‘Tek adamın aldığı kararı tanımıyoruz’ dedi. 

Rize’nin ilçelerinden gelerek Merkez’deki Atatürk Meydanı’nda toplanan kadınlar adına basın açıklamasını CHP Rize İl Kadın Kolları Başkanı Nurdan Tavukçuoğlu Ardal okudu. 

“Artık sokaklarda korunacak kadınlar, evde şiddet gören kadınlar ve çocuklar. Kadın cinayetleri yok mu? diye soran Ardal şunları söyledi: 

“İstanbul Sözleşmesi kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi sözleşmesidir. 45 ülke bu sözleşmenin imzacısıdır. 34 ülke sözleşmeyi onaylamıştır ve bu sözleşme ülkelerde yürürlüktedir. Sözleşmeyi 2011 tarihinde onaylayan ilk ülkeyiz. Sözleşme sadece kadını korumayı hedeflememektedir. Aynı zamanda şiddeti oluşmadan önlemek için de politikalar üretilmesini sağlamaktadır.

Bütüncül bir anlayışla şiddetin her türünden kadın ve çocukları korumaktadır. Şiddete ceza yaptırım uygulamaktadır.

Peki ne oldu da yazımına öncülük ettiğimiz ilk imzacı olduğumuz sözleşmeyi feshetmek için yola çıktık? Artık sokaklarda korunacak kadınlar, evde şiddet gören kadınlar ve çocuklar. Kadın cinayetleri yok mu? Ya da artık devlet bu coğrafyada yaşayan kadınları ve çocukları gözden mi çıkardı?

Sözleşme söylendiği gibi ne aile birliğini bozmaktadır. Ne de farklı cinsel yönelimlere teşvik etmektedir. Sözleşme sadece ve sadece insan haklarını ve insan onurunu korumaktadır. Gelenek örf ve adet bahane edilerek kadınların ve çocukların maruz kaldıkları şiddetin meşrulaştırılmasının önüne geçmektedir. Sözleşme biz kadınların yaşam haklarını savunmaktadır.”

Türkiye’de sadece 2020 yılında 300 kadın cinayeti işlendiğine dikkat çeken Ardal, 170 kadının şüpheli biçimde öldüğünü, devletin ise bu cinayetlerin önüne geçemediğini vurguladı:

“Rize’mizde yine 2020 yılında dört kadın öldürülmüştür. Bu kadınların öldürülmesi canımızı yakmaktadır. Öldürülen kadınların ailelerin yakınlarının canları da daha çok yanmaktadır. Devlet sözleşmeyi ihlal etmiştir kanunun gereklerini yerine getirmemiştir.

Kadınların ölmesine göz yummuştur. Sadece sözleşmenin feshi açıklaması yayınlandığı gün altı kadın öldürülmüştür

Cumhurbaşkanı tarafından yayınlanan İstanbul Sözleşmesi feshi yok hükmündedir. Biz bu kararı tanımıyoruz. Tek adam rejiminin aldığı bu kararı reddediyoruz. İstanbul Sözleşmesi yaşatır’’

‘Samsun’da biyokütle santraline karşı olan aktivistler şirket tarafından hedef gösteriliyor’

Samsun Çevre Platformu (SAMÇEP),  Çarşamba ilçesinde yapımı süren biyokütle enerjisine karşı olan çevre aktivistlerinin, firma tarafından asılsız suçlamalarla basın aracılığıyla hedef gösterildiğini açıkladı. SAMÇEP sözcüsü Mehmet Özdağ yaptığı açıklamada, ” Asılsız suçlamalarla hedef gösterilen hiç bir arkadaşımız yalnız değildir.  SAMÇEP gönüllüsü bir arkadaşımızı hedef gösteren şirketin, arkadaşımız hakkında suç duyurusunda bulunacağını, şirketin sesi durumundaki etik yoksunu kalemler yazıyor ” dedi.

Karadeniz Hayat‘ın aktardığına göre, Mehmet Özdağ, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Samsun Şubesi’nde yaptığı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

OKE Şirketi tarafından Türkiye’nin en verimli topraklarında Çarşamba İlçesi Eğercili Mahallesinde yapılmakta olan Biyokütle Enerji Santraline karşı yöre halkı tarafından gösterilen tepkiler sonucunda köşeye sıkışmış olmalı ki, santrale tepki gösteren kişiler hakkında mesnetsiz iddia ve suçlamalar yapılmaya başladı. 

Zehir santralına karşı mücadele içerisinde yer alan SAMÇEP gönüllüsü bir arkadaşımızı hedef gösteren şirketin, arkadaşımız hakkında suç duyurusunda bulunacağını, şirketin sesi durumundaki etik yoksunu kalemler yazıyor.  

Oysa toprağını, havasını, suyunu ve geleceğini kirleten bir şirkete karşı yasal sınırlar içinde kalarak protesto hakkını kullanmak suç değildir. Uzman bilirkişi raporları da SAMÇEP’in ve SAMÇEP gönüllülerinin haklı olduğunu ortaya koydu.”

Mehmet Özdağ.

‘Kömürlü termik santrallerden daha tehlikeli’

Şirketin paniğe kapıldığını, hiçbir haklı sebebe dayanmadan hakimleri reddettiğini anlatan Özdağ, şimdi de çevre aktivistlerini hedef gösterdiğini kaydetti: 

“Halkımız söz konusu şirketin, yasal ve demokratik haklarını kullananlara karşı yalan yanlış suçlamalarla hedef göstererek santralin Çarşamba Ovasına vereceği zararları örtmeye ve kafaları bulandırmaya çalıştığını gayet iyi bilmektedir.

Bu vesileyle nasıl bir çevre felaketiyle karşı karşıya kaldığımızı gözler önüne seren Samsun 3. İdare Mahkemesi‘nin 18 Mart 2020 tarihli kararını bir kez daha hatırlatmakta fayda var. 

Mahkeme diyor ki; “Bu tesiste günde 630 ton biyokütle yakılacak, 1600 metreküp yeraltı suyu kullanılacak ve 38 ton kül çıkartılacak. Bu tesis kömür ile çalışan termik santrallerden 150 daha fazla azot oksit, 600 daha fazla uçucu organik bileşenler, 190 daha fazla partikül madde ve 125 daha fazla karbon monoksit yayacak”

SAMÇEP, asılsız suçlamalara maruz bırakılan ve hedef gösterilen kimseyi yalnız bırakmayacaklarını ve gerekli hukuki girişimlerde bulunacaklarını belirtti.