Ana Sayfa Blog Sayfa 1539

AKP’li Canikli’ye ekonomistlerden yanıt: MB döviz satmak zorunda değil

AKP‘nin Ekonomi İşleri Başkanı Nurettin Canikli, Merkez Bankası rezervlerinde kaybolduğu belirtilen ve akıbeti sorulan ‘128 milyar dolar’la ilgili açıklama yaptı. Canikli şunları söyledi: “Piyasada dolara talep varsa, dolar talebi piyasa dinamikleri tarafından karşılanamıyorsa, TL’nin konvertibil olması yüzünden bu talebi Merkez Bankası karşılaması gerekiyor. Eğer bu taahhüdünün gereği talep edilen dövizi vermek zorunda. Bir talep var TL’den dövize geçme talebi. Piyasa karşılamıyorsa Merkez Bankası karşılıyor. Aksi halde temerrüde düşer. Temerrüd ne demektir? İflas demektir.”

Habertürk TV‘de Kübra Par‘ın ‘Açık ve Net’ programında gazetecilerin sorularını yanıtmayan Canikli “128 milyar dolar nerede” sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Merkez Bankası bilançosuna baktığımızda bu anlamda rezervin kendisi gözüküyor. Sadece ismi değişiyor. Piyasaya TL vermek için bu yolla TL Dolar swapı yoluyla dahil ediyor. 2018-2019 yıllarında 30 milyar dolar cari açık oluşmuş. Bunun kaynağı da dış ticaret açığı ve ithalattır. İthalatın içinde altının payına baktığınız zaman bu dönemde Türkiye 2 yılda 36 milyar dolar altın ithalatı yapmış. 2019’da 11 milyar dolar 2020 yılında 25 milyar dolar. Bu altının küçük bölümü bankalara, kurumlara onun dışında önemli kesimi vatandaş tarafından satın alınmıştır.

‘Buharlaşma yok; özür bekliyoruz’

“Dolayısıyla bir buharlaşma yoktur. Bunu herkes kabul ediliyor. O paraları iç ettiniz, suistimale konu ettiniz, peşkeş çektiniz, yurt dışına transfer ettiniz gibi akılla mantıkla izah edilmesi mümkün olmayan iddialarda bulundular. Bu iddialarda bulunanlardan bir özür bekliyoruz. Bunu beklemek hakkımızdır. “

Satılan 128 milyar dolarla ilgili olarak  2017’de protokole getirilen ‘kamu bankaları eliyle döviz satma’ yönteminin doğal olduğunu öne süren Canikli, Merkez Bankası’nın doların yükselmesini engellemek için piyasaya mühahale etmediğini, arz açığını kapatttığını söyledi.

Alıcı dövizin Merkez Bankası’ndan geldiğini bilmediğini iddia eden Canikli, bu nedenle de bilgilerin gizli kalması gerektiğini kaydetti. Canikli şöyle konuştu:

“Piyasa karşılamazsa MB karşılıyor”

“Merkez Bankası bunları bu yöntemle piyasaya vermesi gerekir miydi? Elbette gerekirdi.

Piyasada dolara talep varsa, dolar talebi piyasa dinamikleri tarafından karşılanamıyorsa, TL’nin konvertibil olması yüzünden bu talebi Merkez Bankası karşılaması gerekiyor. Eğer bu taahhüdünün gereği talep edilen dövizi vermek zorunda. Bir talep var TL’den dövize geçme talebi. Piyasa karşılamıyorsa Merkez Bankası karşılıyor. Aksi halde temerrüde düşer. Temerrüt ne demektir? İflas demektir.

Yoğun bir döviz talebi sorunsuz karşılanan bir ekonomi yok şu anda dünyada. Esas sorun eğer bu talep ortadayken siz bunu karşılamamışsanız Türkiye Cumhuriyeti devleti yükümlülüğünü yerine getirememiş, Bu kelimeyi kullanmak istemiyorum ama iflas anlamına gelir bu.

Turizmde sıkıntı yaşanmamış olsaydı bu talebin önemli bölümü piyasa tarafından karşılanmış olacaktı ve Merkez Bankası kaynakları kullanılmayacaktı.”

Uğur Gürses: Serbest piyasa rejiminde böyle bir zorunluluk yok

Ekonomi Alla Turca adlı blogunda konuya ilişkin metinler kaleme alan ekonomist Uğur Gürses ise Merkez Bankası’nın döviz varlığıyla ilgili şu saptamaları yaptı:

“Merkez Bankası, aşağıdaki amaçlar doğrultusunda Ülkemizdeki rezervleri saklı tutar:

  • Para ve kur politikalarına olan güveni sağlamak ve bu politikaları desteklemek
  • Hazinenin yabancı para iç ve dış borç ödemelerini gerçekleştirmek için gerekli olan dövizi hazır bulundurmak
  • Ülkemizin ekonomisini yurt içi veya yurt dışında oluşabilecek ani finansal değişimlere karşı dayanıklı hâle getirmek
  • Uluslararası piyasalarda ülke ekonomisine duyulan güveni artırmak”

‘Para politikasında hata yaparsanız bunu örtmek için’  ya da ‘iktidarın seçim kaygılarını azaltmak için’ denilmiyor.”

Dalgalı kura dayalı serbest piyasa rejiminde merkez bankalarının her isteyene döviz satmak gibi bir zorunluluğu olmadığına değinen Gürses, sosyal medya hesabından da şunları söyledi:

“İktisat öğrencilerine not: Merkez Bankası kendisine getirilen her TL karşılığında döviz vermek zorunda değil, buna konvertibilite denmez. Bundan da temerrüt çıkmaz. İflas anlamına gelmez. Canikli’ye bakmayın siz…

Özgür Demirtaş: Faizi düşük tutunca dolar patlamasın diye

Sabancı Üniversitesi Finans Kürsüsü Başkanı, ekonomist Prof. Özgür Demirtaş da böylesi bir işlemin ardından,dövizi ve faizi aynı anda tutmanın mümkün olmadığı gibi,  her şeyin eskisinden daha kötüye gideceği uyarısında bulundu; “Üstelik cebinizdeki rezerv de gitmiş olur” dedi.

Emin Çapa: Diplomanızı alırlar

Ekonomi gazetecisi, Halk Tv programcısı Emin Çapa ise AKP’li siyasetçiye, “Diplomanızı elinizden alırlar Sayın Canikli” diye seslendi.

Ekonomi uzmanları, hem faizi baskılamanın hem de dövizi düşürmenin aynı anda mümkün olamayacağına dikkat çekiyor. Merkez Bankası kullanılarak yapılan müdahalenin serbest piyasa rejiminde zorunlu tutulmasının mümkün olmadığını vurgulayan uzmanlar, ayrıca bu girişimin dövizi düşürmeyeceği gibi tersine yükselteceğini kaydediyor.

George Floyd Davası: Kapanış konuşmaları yapıldı, gözler jüride 

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Minnesota eyaletinde George Floyd‘u gözaltına aldığı sırada öldüren eski polis memuru Derek Chauvin‘in yargılandığı ve üç hafta süren davada pazartesi günü hem iddia makamı hem de savunma kapanış konuşmalarını yaptı.

Jüri ise karar vermek için değerlendirmelere başladı.

Savcılar söz sözlerini söyledi

Amerikanın Sesi‘nin (VOA) haberine göre, savcılar davanın kapanış konuşmasında Floyd’un ölüm anı videosunu bir kez daha izletti ve jüri üyelerine “Gördüklerinize inanın” dedi.

Davanın son saatlerinde savcı Steve Schleicher jürinin sistemi değil, yalnızca bir kişiyi yargıladığına vurgu yaptı ve “Bu polislik değildi, bu cinayetti” dedi. Schleicher, Minneapolis Polis Teşkilatı’nın sloganı olan “Cesaretle korumak ve merhametle hizmet etmek” sözlerini de tekrarladı.

Schleicher, Chauvin’in Floyd’un karşısına çıktığı gün “ne bir gram cesaret ne de merhamet gösterdiğini” ifade etti.

Bir diğer savcı Jerry Blackwell, savunma tarafından tanık olarak çağrılan sağlık uzmanlarından birinin Floyd’un karbonmonoksitten zehirlendiği iddiasına yönelik şu açıklamalarda bulundu:

Hangi makul polis memuru birini yere yatırarak tutuklarken o kişiyi etkisiz hale getirerek yüzünü egzost borusuna tutar ve bunun bir savunma olduğunu düşünür?”

‘Makul bir polis gibi davrandı’

Derek Chauvin’in avukatı Eric Nelson, kapanış konuşmasında müvekkilinin makul herhangi bir polis memuru gibi davrandığını ileri sürdü ve bu sözlerini birçok kez tekrarladı.

Nelson, Chauvin’in videosunun çekildiğini bildiği halde George Floyd’un üzerine dizini dayamaya devam etmesinin, olaya makul şekilde yanıt verdiğini düşünmesinden kaynaklı olduğunu savundu:

Bu durumda makul bir polis memuru tarafından koşulların tamamı değerlendirilerek kullanılan güç her ne kadar hoş görünmese de yetki dahilindedir.”

Chauvin’e yöneltilen suçlar

İddia makamı, üç haftadır devam eden dava kapsamında, Derek Chauvin’in George Floyd’u 9 dakika 29 saniye boyunca sokak ortasında yere yatırıp boynuna diziyle bastırdığını, nefes almasını önleyerek ölümüne neden olduğunu söyledi. Bu nedenlerle de kasıtsız insan öldürmeyle birlikte karşı karşıya olduğu iki cinayet suçu sebebiyle ceza alması gerektiğini savundu.

Gözler jüride

45 yaşındaki eski polis memuru Derek Chauvin, ikinci ve üçüncü derecede cinayet ve ikinci derecede kasıtsız insan öldürmekle suçlanıyor.

Jürinin üç suçlama için de Chauvin’in yaptıklarının Floyd’un ölümünde “önemli sebepsel etken” olarak rol oynadığı ve Chauvin’in güç kullanmasının makul olmadığı sonucuna varması gerekiyor.

Sanığın suçlu bulunması için, kararın tüm jüri üyeleri tarafından ortak alınması gerekiyor. Chauvin’in suçlu bulunmaması için avukatı Nelson’ın tek bir jüri üyesini ikna etmesi yeterli.

Dava kapsamında ifadeler, ikisi yedek olmak üzere 14 jüri üyesi tarafından dinlenmişti.

Yargıç Peter Cahill‘in iki yedek üyeyi kapsam dışı bırakması durumunda 12 jürinin altısı beyaz altısı siyah üyeden oluşacak.

George Floyd’un polis tarafından katledilmesi hem ABD’de hem de dünyanın birçok ülkesinde çeşitli protestolara sahne olmuştu.

Uluslararası Enerji Ajansı: Bu yıl karbon salımında büyük bir artış bekleniyor

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), bu yıl karbondioksit salımında büyük bir artış olmasının beklenildiğini açıkladı.

Ajans, bunun sebebinin dünya ekonomisinin koronavirüs salgınının ardından toparlanmaya başlamasıyla artan enerji talebi yüzünden yaşanacağını kaydetti.

Enerji kaynaklı emisyonun bu yıl hala 2019’daki seviyenin biraz altında olacağı tahmin edilirken, karbondioksit salımının kayıtlar tutulduğundan bu yana yıllık bazda ikinci en büyük düzeyde olması bekleniyor.

Enerji talebi artıyor

BBC Türkçe‘de yer alan habere göre, enerji kullanımındaki azalma sonucu karbon salımı 2020’de yüzde altı düşüş gösterdiği için, bu durumun salgın sonrası ekonomik toparlanma döneminde de devam edeceği bekleniyordu.

Fakat, IEA’nın yaptığı tahminler durumun beklenildiği gibi seyretmeyeceğini ortaya koydu.

Gelişmekte olan ülkelerde enerji talebi hızla artarken, bu yıl için yüzde 3,4 artışın yaşanacağı tahmin ediliyor. Enerji talebinin arttığı ülkelerde de kömür önemli bir rol oynuyor.

Zengin ülkeler de ise toplam enerji kullanımının 2019 yılındaki seviyenin yüzde üç altında olması bekleniyor.

Kömür kullanımında 2020’de dünyada yüzde dört düşüş kaydedilmişti. Bu yıl ise 4,5 oranında artış olması bekleniyor. Bunun yarısının ise Çin’de meydana geleceği tahmin ediliyor.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği’nde de (AB) kömür talebinin artacağı, fakat kömür kullanımının 2019’daki seviyenin altında olacağı tahmin ediliyor.

‘Sürdürülebilir olmaktan çok uzak’

IEA, kömür talebinin 2014’teki zirvesine yaklaşacağını tahmin ediyor.

IEA İcra Direktörü Fatih Birol, enerji sektöründe kömür kullanımına dönülmesiyle küresel karbon emisyonlarının bu yıl 1,5 milyar ton artış göstermesinin beklendiğini kaydetti. Birol, bu durumla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

Bu durum, ekonominin Covid krizinden çıkışının, iklim açısından sürdürülebilir olmaktan çok uzak olduğunu gösteren bir uyarı.”

IEA, petrol talebinin de salgın öncesi seviyeye tırmanması halinde 2021 yılı için karbon salımınının daha da artmasını bekliyor.

Olumlu gelişmeler de bekleniyor

Öte yandan, olumlu gelişmelerin de meydana gelmesi bekleniyor. Yeşil enerji kaynaklarıyla elektrik üretiminin yüzde 30’a ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu rakam, sanayi devriminden bu yana ulaşılan en yüksek düzey olacak.

Birleşik Krallık’ta bulunan East Anglia Üniversitesi‘nde görevli Prof. Corrinne Le Quéré, son 15 yıldır ülkelerde yenilenebilir enerji kaynaklarına büyük bir yönelim olduğunu, fakat bunun yanında kömür ve gaza da hala büyük yatırımlar yapıldığını ifade etti:

Covid sonrası ekonomiyi canlandırma paketleri bizi on yıllar boyunca yüksek CO2 emisyonlarına mahkum edecek faaliyetlere büyük finansman sağlıyor.”

Rekabet Kurumu, 32 firma hakkında işçi ücretlerini baskıladığı gerekçesiyle soruşturma açtı

Rekabet Kurumu, aralarında perakende, gıda, teknoloji ve medya şirketlerinin olduğu 32 tanınmış teşebbüse “çalışan ücretlerinin azalmasına veya baskılanmasına” neden oldukları iddiasıyla soruşturma açtı.

Yapılan açıklamada, “İşgücü piyasasına yönelik olarak 4054 sayılı Kanun’un ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla resen yürütülen ön araştırma Rekabet Kurulunca karara bağlanmıştır” denildi. Soruşturma açılan firmalar arasında Yemek Sepeti, Migros, Mynet, NTV Radyo, Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd, Koçsistem, Çiçek Sepeti, Getir gibi firmalar da yer alıyor.

Kurumdan yapılan açıklamada, işgücü piyasalarına ilişkin olarak işverenlerin sahip olduğu pazar gücünün, çalışan ücretlerinin azalmasına veya baskılanmasına ve çalışma koşullarının rekabetçi seviyelerin altında kalmasına neden olduğuna yönelik görüşlerin arttığına işaret edilerek, “Özellikle işgücü piyasalarında emek için rekabet halinde olan işveren konumundaki teşebbüslerin aralarındaki doğrudan/dolaylı anlaşmalar yoluyla çalışanların teşebbüsler arasındaki transferini engellemeleri, çalışanları daha yüksek ücretler ve daha iyi koşullar sunan iş fırsatlarından mahrum bırakabilmektedir” denildi.

‘Bulgular ciddi ve yeterli’

Yapılan araştırmada elde edilen bilgi, belge ve yapılan tespitleri 01.04.2021 tarihli toplantısında müzakere eden Rekabet Kurulu’nun bulguları ciddi ve yeterli bularak soruşturma açtığı firmalar şöyle açıklandı:

  • Yemek Sepeti Elektronik İletişim Perakende Gıda Lojistik A.Ş.
  • Zomato İnternet Hizmetleri Ticaret A.Ş.
  • Commencis Teknoloji A.Ş
  • Markafoni Elektronik Pazarlama ve Ticaret A.Ş.
  • Limango Dış Ticaret ve Sanal Mağazacılık Hizmetleri Ltd. Şti.
  • Mynet Medya Yayıncılık Uluslararası Elektronik Bilgilendirme ve Haberleşme Hizmetleri A.Ş.
  • Grupanya İnternet Hizmetleri İletişim Organizasyon Tanıtım ve Pazarlama A.Ş.
  • 41 29 Medya İnternet Eğitimi ve Danışmanlık Reklam Sanayi Dış Ticaret A.Ş.
  • Havas Worldwide İstanbul İletişim Hizm. A.Ş.
  • Noktacom Medya İnternet Hizmetleri San. ve Tic. A.Ş.
  • Meal Box Yemek ve Teknoloji A.Ş.
  • NTV Radyo ve Televizyon Yayıncılığı A.Ş.
  • Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti.,
  • Sahibinden Bilgi Teknolojileri Paz. ve Tic. A.Ş.
  • Peak Oyun Yazılım ve Pazarlama A.Ş.
  • Veripark Yazılım A.Ş.
  • Koçsistem Bilgi ve İletişim Hizm. A.Ş.
  • Zeplin Yazılım Sistemleri ve Bilgi Teknolojileri A.Ş.
  • DSM Grup Danışmanlık İletişim ve Satış Ticaret A.Ş.
  • Etiya Bilgi Teknolojileri Yazılım Sanayi ve Ticaret A.Ş.
  • Logo Yazılım Sanayi ve Ticaret A.Ş.
  • Çiçek Sepeti İnternet Hizmetleri A.Ş.
  • Doğuş Planet Elektronik Ticaret ve Bilişim Hizmetleri A.Ş.
  • Valensas Teknoloji Hizmetleri A.Ş.
  • Mobven Teknoloji A.Ş.
  • Pizza Restaurantları A.Ş.
  • Mawarıd Gıda Ticaret A.Ş.
  • Anadolu Restoran İşletmeleri Ltd. Şti.
  • TAB Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.
  • İş Gıda A.Ş.
  • Migros Ticaret A.Ş.
  • Getir Perakende Lojistik A.Ş.

İklim Liderleri Zirvesi öncesi dünya liderlerine mektup: Saçmalığa son verin

Dünyanın dört bir yanından iklim aktivistleri 22-33 Nisan’da ABD ev sahipliğinde gerçekleşecek çevrimiçi İklim Liderleri Zirvesi öncesinde dünya liderlerine hitaben bir mektup kaleme aldı.

Zirveye 40 liderin çağrıldığı hatırlatılan mektupta “Siz sözde liderler bugüne kadar ne yaptınız? Her ne yaptıysanız kesinlikle yeterli değil. Boş vaatler veren çoğunlukla hep aynı ‘liderler’. Zirveleriniz için her zaman ‘hırslı’ temalara sahipsiniz, ancak prova yaptığınız konuşmalardan ve boş vaatlerden bıktık. Gerçek eyleme ihtiyacımız var. Saçmalığı kesin” ifadeleri kullanıldı.

‘Kendinizi ve birbirinizi kandırıyorsunuz’

“Zamanımız azalıyor, yine de yaptığınız tek şey kendinizi önemli hissetmek ve kendinizi tebrik etmek için zirveler düzenlemek. Ne için?” diye sorulan metnin tamamında şu ifadeler kullanıldı:

Tüm uzak net sıfır hedefleriniz veya hala son derece yetersiz ve boşluklarla dolu olan kısa vadeli hedefleriniz için yeni ‘harika planlarınız’ için.

Ama tıpkı “İmparatorun Yeni Giysileri” adlı çocuk hikayesinde olduğu gibi, hepiniz “muhteşem kıyafetlerinizle” kendinizi ve birbirinizi kandırıyorsunuz. Tüm bunların en kötü yanı, ülkelerinizi ve halkınızı yanınızda aşağı çekiyor olmanız.

‘En çok MAPA zarar görüyor’

İklim değişikliği, farklı bölgeleri orantısız bir şekilde etkileyen küresel bir sorundur. MAPA (En Çok Etkilenen Kişiler ve Bölgeler) toplulukları, iklim acil durumundan en az sorumlu olanlardır, ancak sonuçlarından en çok zarar gören topluluklardır.

Bu arada, Küresel Kuzey hükümetleri ve şirketleri, yeterli ve somut eylem adımları ve planları olmadan sebepsiz yere emisyonlara devam ediyorlar; ABD, Çin ve AB gibi büyük kirleticiler geçtiğimiz beş yılda 177.76 GtCO2 saldı ve bu aynı zaman dilimindeki küresel CO2 emisyonlarının yarısından fazlasını temsil ediyor.

ABD ile Çin‘in iklim değişikliyle mücadele özel temsilcileri John Kerry ve Xie Zhenhua

‘Krizin asıl yüzü’

Her gün ‘en çok etkilenenlere’ bakan iklim krizinin asıl yüzünü biliyor musunuz? Beslemeye devam ettiğiniz tehdidin gerçek yüzünü biliyor musunuz? Dünyanın dört bir yanındaki topluluklar, insanları ve gezegeni risk altına sokan aşırı kuraklıklar, şiddetli yağışlar, deniz seviyesinin yükselmesi ve artan sıcaklıklarla karşı karşıya.

Afrika‘da hastalıkların ve tarımsal zararlıların yayılımı iklim değişikliğiyle daha da kötüleşti. Latin Amerika, Amazon gibi yağmur ormanlarının yakılmasıyla büyük bir yıkıma tanık oldu, alevler biyoçeşitliliği öldürdü ve sadece bu bölgelerde değil, tüm dünyada büyük etkilere sebep oldu. Asya, aşırı hava olayları nedeniyle artan sayıda kendi ülkeleri içinde yerinden edilenlerle birlikte su tedarikini tehdit eden ölümcül sıcaklık dalgaları ve kuraklıklarla karşı karşıya. Okyanusya‘da tüm adalar deniz tarafından yutulduğu için insanlar evlerini boşalttılar.

‘Alacağımızı tahsil edeceğiz’

Bu, iklim acil durumunun çirkin gerçekliği işte. Şu anda 1,2 santigrat derece olan ve sanayi öncesi zamanlardan bu yana yükselen küresel sıcaklık artışımızla, etkiler daha da güçleniyor ve en savunmasız alanları ve insanları en kötü şekilde etkiliyor. Tüm bu yıkım ve acılar son on yılda gerçekleşti; hiçbir şey değişmezse, sadece işlerin daha da kötüye gitmesini bekleyebiliriz.

Siz, ‘gelişmiş’ Küresel Kuzey’in dünya liderleri, aslında insanlara değer veriyor olsaydınız, kesinlikle zaten bir şeyler yapıyor olurdunuz. Ama öyle değil; hiç böyle olmadı. Yüzyıllar boyunca, en çok etkilenenlerin topraklarını istila ettiniz, doğal kaynaklarını ve insanlarını istismar ettiniz ve bu ülkeleri atıklarınız için düzenli depolama alanı olarak kullandınız. Bugün, bu topluluklar sömürgeleştirildikleri, ezildikleri, susturuldukları ve kârınızın bir yolu olarak görüldükleri için en savunmasız olanlardır. En çok etkilenen insanlara ve bölgelere tarihi bir borcunuz var ve biz insanlar alacağımızı tahsil etmeye geliyoruz.

‘Hedefleriniz boşluklarla dolu’

2030, 2040, 2050’ye kadar net sıfır olacağını söylüyorsunuz… ama hedefleriniz açıklarla ve boşluklarla doluysa bu yeterli değil. Sadece istediğiniz emisyonları, kesilmesi daha kolay olan ve çıkarlarınızı tehlikeye atmayan emisyonları hesaba katıyorsunuz – ithalat, uluslararası havacılık, nakliye, biyokütle yakma ve askeri komplekslerden kaynaklanan emisyonları göz ardı ediyorsunuz.

Emisyon envanterlerinizi dilediğiniz gibi düzenleyebilirsiniz, ancak sera gazlarınız hala atmosferde ve insanlar etkilenmeye devam ediyor. Hırslı ve muhteşem olduğunuzu iddia edeceksiniz, ancak gerçekte imparatorun çıplak olduğunu biliyoruz.

Daha fazla sömürü

Küresel Kuzey’den liderler kendilerini, sürdürülebilirlikte liderler olarak adlandırıyorlar. Ama söyleyin bize, güneş panellerinizi, rüzgar türbinlerinizi, elektrikli arabalarınızı ve trenlerinizi nasıl inşa edeceksiniz?

Mevcut dünya düzeni altında, Kuzeydeki servetinizin büyük bir kısmı, Küresel Güney‘den gelen sistematik doğal kaynaklar ve insan emeğinden kaynaklanıyor. Küresel Kuzey’deki ‘yeşil iyileşme’ MAPA için daha fazla kaynak çıkarma, daha fazla yıkım, daha fazla sömürü ve daha fazla baskı anlamına geliyorsa, kendinize sürdürülebilir liderler demeyi aklınızdan bile geçirmeyin. Yeşil geleceğinize giden yol, insanlar üzerinde kâra değer veren pervasız politikaların ve alışkanlıkların sürdürülmesiyle açılamaz.

Fotoğraf: Shutterstock

MAPA dikkate alınmıyor

MAPA’nın ihtiyaç ve taleplerini merkeze alan kararlı iklim politikalarına sahip olmak bir öncelik olmalıdır, ancak bu gerçekleşmiyor. Fosil yakıt sübvansiyonlarına yapılan tüm kirli yatırımlarda, MAPA’daki amansız doğal kaynakların çıkarılmasında, adaletsiz ve zararlı ticaret anlaşmalarında bunu görüyoruz…

Liste uzayıp gidiyor. İşler bu şekilde devam ederse, daha yeşil toplumlarınızı geliştirdiğiniz zaman, MAPA eşi görülmemiş bir felaket yaşıyor olacak. Ama aldanmayın, er ya da geç, bu sizin için de bir felaket olacaktır.

Neden sadece 40 lider?

Zirveye sadece 40 liderin davet edilmiş olmasını da kınıyoruz. Geleceklerini veya dışlananların birçoğu için hayatta kalmalarını tartışacak ülkeleri kendi elinizle seçiyorsanız, daha iyi bir dünyayı hedeflediğinizi söyleyemezsiniz. Dahası, sivil toplumların ve gençlerin temsil eksikliği de içler acısı ve bu durum dünya “liderlerinin” karşı karşıya olduğumuz krizle nasıl başa çıkmayı seçtiği hakkında çok şey söylüyor.

Ancak, bizi orada istemeseniz bile, odadaki gerçek büyük fillere hitap etmek yerine açgözlülükle kendinizi kör etmeye karar verseniz bile, bundan kurtulamazsınız.

‘Geri adım atmayacağız’

Hayatlarımızdan ödün vermeyi reddediyoruz. Daha iyi bir gelecek için savaşmaktan vazgeçmeyeceğiz. Gençler, çevre savunucularımız ve bilimin yanı sıra, sizinle yüzleşmek için buradalar! Tek ses olarak birleşiyoruz ve imparatorun çıplak olduğunu söylüyoruz! Çağrıldıktan sonra bile gururla yürümeye devam ettiğiniz hikayede imparator gibi olmayın. Boş sözleriniz bizi yok ediyor.

Gerçek iklim eylemi, fosil yakıt yatırımlarını ve sübvansiyonları derhal sona erdirmek, özellikle MAPA’da çevremizin yağmalanmasını durdurmak ve gerçek net sıfıra ulaşmak için adaleti ve eşitliği etkileyen yıllık, bağlayıcı karbon bütçelerine, somut planlara, yol haritalarına ve kilometre taşlarına sahip olmak anlamına gelir. Gerçek liderlik halklarda, özellikle de iklim krizinin ön saflarında yer alanlarda bulunur. İklim adaletini sağlamak için gereken kararlar, ‘liderlerinizin’ uzun soluklu temasları sayesinde değil, sokaklarda ve çevrimiçi olarak yapabildiğimiz her şekilde bir araya gelen insanlar sayesinde alınacaktır – bu nedenle dünya liderleri, sıkı durun çünkü geri adım atmayacağız.”

*Mektuba imza atarak destek olmak için bu adresteki formu doldurmak gerekiyor. 

Hidrojenin yeşili

Hidrojenin kahverengisi, grisi, mavisi ve yeşili varmış. Ben de hidrojeni renksiz, kokusuz bir gaz sanıyordum, ama öyle değilmiş sanırım. Şakası bir yana hidrojenin üretim yöntemlerini anlatan bu isimleri şöyle açıklayabiliriz:

  • Kahverengi hidrojen: Kadıköy’deki eski Hasanpaşa Gazhanesi, kömürden, havagazı dediğimiz yakıtı üretirdi. Bu üretimi ilk basamağında kesersek, yani kömürü su buharı ve oksijenle reaksiyona sokarsak bolca karbondioksit ve hidrojen elde ederiz.
  • Gri hidrojen: Doğal gazdan yüksek sıcaklıkta hidrojen elde etmek mümkündür. Hidrojen dışında yüksek saflıkta karbon elde edilir. Bu karbonu yakarsak karbondioksit çıkar, yakmayıp yerin altına gömersek de çok akıllıca bir hidrojen üretim yöntemi olur. Ama bugüne kadar karbonun yakılmayıp yerin altına gömüldüğü hiç görülmemiştir.
  • Mavi hidrojen: Kahverengi veya gri hidrojen üretimi sırasında çıkacak olan karbondioksidi tutup yerin altında saklayabiliriz. Böyle bir teknoloji endüstriyel ortamda yok ama “ya olursa” diye ummaya devam ediyor fosil yakıt şirketleri. 
  • Yeşil hidrojen: Güneş ve rüzgar enerjisinden elektrik elde edip bunu kullanarak suyu hidrojen ve oksijen olarak iki ayrı gaza ayırabiliriz. Tamamen temizdir ve doğaya hiçbir zararı yoktur.

Bu dört yöntemden ikisi iklim krizinin derinleşmesine katkıda bulunur, biri endüstriyel büyüklükte imkansızdır, sonuncusu da şimdilik lükstür. Neden mi? Önce kendimize şu soruyu soralım: “Hidrojene neden ihtiyaç duyuyoruz?”

Bugünkü hayatımız sürdürülebilir değil

Bu sorunun cevabı aslında oldukça basit. Bugünkü hayatımızı olduğuna yakın sürdürebilmek için. Yani, sabah gene evden çıkacağız, arabamıza binip işe gideceğiz, dönüşte hidrojen istasyonuna uğrayıp arabamızın hidrojenini dolduracağız ve hayat böyle sürüp gidecek. Ama en başta anlamamız gereken şey, bu yaşam biçiminin her bağlamda yanlış olduğudur. Bu şekilde yaşamaya devam edecek olursak bir sonraki adımda başka bir soruna çarpacağız, ardından bir başkasına ve bir diğerine. Şimdiki yaşam tarzımız sürdürülebilir değil. Hidrojen de bu hayat tarzını biraz daha sürdürmeye çalışmaktan başka bir işe yaramaz. Neden mi?

Otomobil bir önceki çağın aracıydı. Petrol boldu, şehirler henüz tıklım tıklım değildi, araçların hareket edebileceği yollar boştu ve park yeri bulmak kolaydı. Tüm bu faktörler biraraya geldiğinde Otomobil Çağı‘nı yarattı. Çoğumuz otomobilin ne derece yanlış tasarlanmış ve sadece Otomobil Çağı’na uygun bir araç olduğunu düşünmedik bile. İçten yanmalı motorlar harcadıkları yakıttan elde ettikleri enerjinin sadece %15-17 arasını aracı bir yerden bir yere götürmeye harcarlar. Aracın ağırlığı bir ton civarında olduğuna göre araçta ortalama 1.5 yolcu olduğunda bu harcanan enerjinin sadece yaklaşık %1’lik kısmının sizi taşımaya kullanıldığı anlamına gelir. Yani 100 birim enerji harcıyoruz, ama bunun sadece 1 birimi gerçekten bizim istediğimiz işi yapmaya gidiyor, 99 birimi ise boşa. Düşünsenize bir şirket sahibisiniz, 100 çalışanınız var ama bunlardan sadece biri iş yapıyor, siz gene de 100 kişiye maaş veriyorsunuz. Sanırım kimse böyle yanlış bir iş yapmak istemezdi. Bu arada, bu sayılar doğa kanunudur, yani daha verimli, en verimli dediğiniz bu sayılardır, bunlardan daha az verimli olabilirsiniz, ama aracınızın daha fazla verimli çalışmasını beklemeyin.

Kabul edin: Otomobil Çağı bitti

Peki benzin yerine hidrojen kullansak? Havaya karbondioksit salmazsınız, bu bir avantaj, tabii yeşil hidrojen kullanıyorsanız. Motorunuz da biraz daha verimli çalışır. Yani performansınız %1 yerine %4-5 aralığında olur. Bu gene de şirkette 95 kişinin boş oturup sadece 5 kişinin çalışması anlamına gelir. Bir de yeşil hidrojeni en baştan alırsak, en iyi ihtimalle %20 verimle çalışan bir güneş panelinden elde ettiğiniz hidrojenin verdiği enerjinin %95’ini çöpe atıyorsunuz. Peki neden bunların hepsi? Çünkü siz Otomobil Çağı’nı devam ettirme hayali ile yaşıyorsunuz ve başka bir dünyanın mümkün olmadığına kendinizi inandırmışsınız. Bunun yanlış olduğunu size uzun uzadıya anlatabilirim ama konumuz sadece hidrojen bugünlük.

Bu hidrojenin hiç mi kullanım alanı yok peki? Mutlaka olacaktır. Mesela uzun mesafe uçuşlarında karbondioksit salmaktan vazgeçmenin yolu öncelikle uzun mesafe uçuşlarından vazgeçmektir. Ama gene de mecbur olacağımız durumlar olacaktır. Bu durumlarda da hidrojen yakıtıyla uçan uçaklar bize çözüm sağlayabilirler. Metrodan ya da trenden indikten sonra sizi evinize götürecek toplu taşıma araçları ya da tek kişiyi taşımak için tasarlanmış araçlar hidrojenle çalışabilir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz, ama en başta yapmamız gereken şey Otomobil Çağı’nın artık bittiğini kabullenmektir. Sonrası daha sakin ve zevkli olacaktır.

 

Dünya Günü’nde 50 milyon iklim için harekete geçiyor

22 Nisan Dünya Günü‘nü kapsayan 19-25 Nisan haftasında, 200’den fazla teknoloji şirketinin iş birliğiyle bir iklim kampanyası başlıyor: Time for Climate Action.

Kampanya ile 50 milyondan fazla insana ulaşmak ve Dünya için 1 milyon anlamlı aksiyonun alınmasını sağlamak amaçlanıyor. Bu şirketler hem iklim için kendi aksiyonlarını gerçekleştiriyor hem de müşterilerine ilham verip onları Dünya için faydalı davranmaya teşvik ediyor.

Teknoloji şirketleri yer alıyor

Time for Climate Action, kâr amacı gütmeyen girişim İklim Eylemi için Liderler (LFCA) tarafından 19-25 Nisan tarihleri arasında Dünya Günü onuruna düzenlenen bir kampanya.

Kampanya destekçileri arasında Spotify, Figopara, Commencis, Inveon, 212 Capital, Related digital, Ecosia, Blablacar ve çok daha fazla teknoloji şirketi yer alıyor.

Farkındalığı artırmayı amaçlıyor

Bu kampanyada teknoloji şirketleri bir kez daha iklim değişikliğiyle mücadelede üstlendikleri liderlik rolüyle, iklim krizi konusunda tüm dünyada farkındalığı artırmayı amaçlıyor.

LFCA Türkiye Elçisi Yvonne Rosenbaum-Afra, “Ekosistemimizdeki birçok şirket için emisyonları azaltmak tek başına yeterli değil. Önemli bir etkiye sahip olmak istiyorsak, başka neler yapabileceğimizi de sorgulamalıyız. Müşterilerimizi ve ortaklarımızı etkinleştirmek, etki alanımızı genişletmenin önemli bir yoludur” diyerek kampanya hakkındaki görüşlerini belirtti.

50 milyon kişi hedefleniyor

Kampanyaya dünya genelinden katılan teknoloji şirketlerinin etkilerinin birleşmesiyle, 50 milyondan fazla insana ulaşmak ve iklim krizine karşı 1 milyon hızlı ve etkili aksiyonu teşvik etmek hedefleniyor.

Bu hedeflere ulaşmak üzere katılımcı şirketler, sorumlu davranış ve aksiyonları herkes için erişilebilir kılmak, kendi karbon ayak izlerini açıklamak ve karbon azaltım yollarını uygulamak için güçlerini birleştirdiler.

‘Anlamlı etki için’

Kampanya, kişisel karbon ayak izini azaltmak gibi basit ve somut eylemlerin iklim değişikliğini kontrol etmekle bağlantılı olduğunu gösterirken, insanlara anlamlı bir etki oluşturabilecek güce sahip olduğunu hatırlatıyor. Şirketler kampanyada iki şekilde etki yaratacak:

Hızlı ve kolay aksiyonların yer aldığı ana kampanya websitesi, beş dakikadan kısa bir sürede ziyaretçilerin çok çeşitli eylemler gerçekleştirmesine olanak tanıyor. Bu aksiyonlar arasında; evlerin güç kaynağını yenilenebilir enerjiye dönüştürmek, sürdürülebilir bir banka hesabına geçmek, kişisel ayak izini ölçmek/azaltmak ve dahası var. Aynı zamanda katılımcı şirketler sosyal medya hesaplarından kampanya hakkında bilgilendirici içerikler paylaşarak alınabilecek aksiyonları teşvik edecekler. İkinci olarak, katılımcı şirketler ürün ve hizmetleri aracılığıyla iklim için fayda sağlayacak. Birçok kampanya destekçisi şirket, kendi platformlarında bu kampanyaya özel iklim dostu özellikleri, Dünya için fayda yaratmak adına müşterilerine sunacak. Müşterilerini sektörlerindeki sürdürülebilir çözümler konusunda eğitecek ve daha sürdürülebilir ürün alternatiflerini teşvik edecekler.

Neler yapılacak?

Örneğin Spotify, milyonlarca kullanıcısı için iklim konusunda eğitici podcast’ler ve diğer içerikleri yerleştireceği bir Climate Hub oluşturacak.

Ebay Kleinanzeigen ise sürdürülebilir markaların ürünlerini öne çıkaracağını ve kampanyaya teşvik etmek için web sitelerini, uygulamalarını ve pazarlama kanallarını kullanacağını belirtti.

Hangi şirketler var?

Figopara, Commencis, Inveon, 212 Capital, Related digital, Wingie Enuygun Group, Musixen, Revo Capital, Tmob, Reflect Studio, Mammut, Dott, Universal Music, Doctolib, flaschenpost, Spotify, Ecosia, Canva, Norrsken VC, Tiko, Tier, House of YAS, Moneybox, LEAD, Marley Spoon, Glovo, Cabify, ebay Kleinanzeigen, home24 SE, Delivery Hero, Netpincer, Mjam, Tomorrow,

COBIOM, heycater!, Hago Energetics, Digital Hub Logistics GmbH, hemea, Ape Unit, Hyperion, Executive Search, Uplink, Polarstern GmbH, Sensorberg, Kid Coins, Greenmetrics, Earthly, GEFTA, Inven Capital, K5 GmbH, Open Talent, Balderton Capital, DynAdmic, Loudly, MAZE, Canva, Speedinvest,

Fabletics GmbH, Redalpine, youtiful.net, Zero-Carbon, the wearness, sofatutor, viewpay.tv, ClimatePartner, Orixe As, Sustainable Data Technologies GmbH / CO2free, Copenhagen Fintech, FlixBus, Faradai, elaboratum, Savings United GmbH, Flexcavo, BMH BRÄUTIGAM, Astutia Ventures, Cooltra, Done! Berlin GmbH, MIOO Cycling, Kiwigrid, itravel Group, GP Bullhound, SolarBlick GmbH, Raisin, HomeToGo,

Unternehmertum VC, InnoGames, Reedsy, Wefox Group, alphacoders GmbH, Tandemploy, mobile.de, Katapult Accelerator, inoqo, Treeconomy, Forto, Ledgy, EINHUNDERT Energie, nu3, ARTEBENE, LANASIA AG, WestTech Ventures, Founders Foundation, Userlutions, Fashion Cloud, Blacklane, finn GmbH, Thermondo, Connox, Snooze Project, THE CLIMATE CHOICE, Shop-Apotheke, Goldbeck Solar, Surve Mobility, gate, pack it eco, Kenkou GmbH,

Concept X, GOT YOUR BACK, Chattyco, SWEDISH FALL, PHAT Consulting, enspired, Efficient Energy, Pirate.global, Visable GmbH, SpinLab, DIGITAL renewables GmbH, Data4Life, SUSI Partners, MiMask, Breega, Cycle Up, econda, Planet A Ventures, Active Giving, Bergfreunde GmbH, BlaBlaCar,

Traivelling, Tourlane, MyMuesli, TempoCap, ecotrek, eye/o, Personio, PlusDental, FightBack, , Idealo, Staiy, Tomorrow´s Education, , Yova Impact Investing GmbH, Phineo, Purenessity, MOSTLY AI, Picus, Serious Business, Wermuth Asset Management, Sendinblue, Computop,

NOMOO, datenschutzexperte.de, JUNIQE, Spielfeld Digital Hub, PANDA | The Women Leadership Network, Arvantis Group, Laserhub, right. based on science, macom NIYU, EMPAUA, weclapp, RealPort, 3VC, Digital Hub Logistics GmbH, Fingerprint For Success, FixFirst, COYO, Gothaer Digital GmbH, HTGF, Daily Greens Food, FRIDAY, klima, Eigenherd, Stuart, APX,

Phoenix Design, Pacemakers Digital Ventures, lehrermarktplatz, Acton Capital, brandpfeil, Brightpoint Group, Commuter Services GmbH, InterNations, PIABO PR, KONUX, HelloAsso, Nøie ApS, Pumpkin Organics, wirDesign, La Famiglia, Babysits, Opinary, Daphni VC, Crafting Future GmbH, wetter.com, GameDuell, Zattoo, Phiture

Hatay’da kaybolan atlar istifa getirdi, hayvanların akıbeti halen bilinmiyor

Haber: Burcu Özkaya Günaydın

*

İstanbul‘un Prens Adaları’nda faytonların kaldırılmasının ardından, atları satın alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’nin dört bir yanına bedelsiz olarak gönderdiği atların bazılarının akıbeti belirsiz. Hatay’ın Dörtyol ilçesine gönderilen 100 atın kayıp olduğu ortaya çıktı.

Açılan soruşturma sürerken, MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz Twitter hesabından bir açıklama yaparak, Dörtyol’un partili Belediye Başkanı Fadıl Keskin‘in istifasını işleme koyduklarını, kendisini de Belediye Başkanları listesinden düşürdüklerini duyurdu. Durmaz şunları söyledi:

“İstanbul BŞB’den aldığı atlar nedeniyle, Adli ve İdari Soruşturmaya muhatap olan, Hatay/Dörtyol Belediye Başkanımız Sn Fadıl Keskin’in, partimizden istifası işleme konulmuş olup, Belediye Başkanları listemizden de düşürülmüştür. Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur.”

Keskin ise bir video yayınlayarak olayın MHP’yi karalamak amacıyla sosyal medyada duyurulduğunu, yıllarını verdiği partisine zarar gelmemesi için istifa ettiğini açıkladı.

İBB’nin fayton sahiplerinden  aldığı bin 177 at geçtiğimiz yıl sahiplendirilmişti. Bu atlardan 100’ü İBB tarafından 8282 Evrak No’lu Taşınır Devrine ilişkin Protokol No ile Hatay Dörtyol Belediyesi’ne gönderildi. Evrak üzerinde Dörtyol Belediye Başkanı Fadıl Keskin ve Dörtyol Belediye’sinde memur olarak görev yapan Ferhat Erkin imzasıyla teslim alındığı görülen atlar ne Veteriner İşleri Müdürlüğü ne de Belediye tarafından teslim alındı.

‘İmza at dediler, imzaladım’

Olay, 12 Nisan tarihinde Dörtyol Belediye Meclis Üyeleri Hasan Özel ve Mustafa Cengiz Can’ın, Dörtyol Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Yıldıray Yıldız’ı ziyarete geldiğinde, Hasan Özel’in “İstanbul’dan gelen atları ne yaptınız” sorusu üzerine ortaya çıktı.

Doyurucu yanıt alamayan Yıldız, e-Belediye sistemi üzerinden 22.10.2020 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 8282 Evrak No’lu Taşınır Devrine ilişkin Protokol No ile Hatay Dörtyol Belediyesi’ne gönderilen evrakta, atlardan 50’sinin Devrine İlişkin Protokol’ün, İBB Başkanı ve Dörtyol Belediye Başkanı Fadıl Keskin arasında yapıldığını, Taşınır İşlem Fişi’nde de (atın sicil no, ürün adı, bedeli) Fadıl Keskin’in imzasının bulunduğunu öğrendi. Gönderilen 100 attan 50’sinin Taşınır Devrine İlişkin Protokol ve İşlem Fişi ise İBB Başkanı ve Dörtyol Belediye Memuru Ferhat Erkin tarafından imzalandı.

“Atların bir yıl boyunca kendilerinde kalacağını, yılda iki defa kontrollerinin yapılacağını ve her türlü hukuki sorumluluğun üzerinde olduğuna dair taahhütnamede ise Dörtyol Belediyesi Çevre Koruma Müdürlüğü’nde şirket işçisi olarak çalışan Uğur Arıkan’ın imzası var.

Araştırma sonucu kağıt üzerinde teslim alınan ama ortada olmayan atların akıbetine dair Veteriner İşleri Müdürü Yıldıray Yıldız, Dörtyol Savcılığı’na başvuru yaptı. Adı geçen şahısların konuyla ilgi ifadeleri alındı. Çevre Koruma Müdürlüğü işçisi Uğur Arıkan’ın ifadesinde taahhütnamenin içeriğini okumadan, neye imza attığını bilmeden, ‘imza at’ dedikleri için imzaladığını, “Böyle olduğunu bilsem imzalamazdım” dediği öğrenildi.

‘Atların kamu zararı olduğu anlaşılmıştır’

Belediye Veterineri Yıldıray Yıldız’ın 13 Nisan 2021 tarihindeki Savcılık ifadesi şöyle:

100 adet atın Dörtyol Belediye Başkanı ve Dörtyol Belediye Memuru tarafından imzalanarak teslim alındığı görülse de Veteriner İşleri Müdürlüğü ve Belediye tarafından teslim alınmamıştır. Belediyemize ait hayvan pazarı tesisleri ve diğer sahalarda da ilgili 100 adet at bulunmamaktadır. Bu atlar ile ilgili Belediyemiz tarafından herhangi bir bakım koruma işlemi yapılmamaktadır. 100 attan birinin 14.08.2020 tarihinde öldüğüne ve gömüldüğüne dair Belediye veterinerlerinden Erdi Can’ın imzalı evrakı vardır. İBB tarafından Dörtyol Belediyesi’ne bedelsiz teslim edilen 400 bin TL değerindeki atların akıbeti bilinmemesi sebebiyle kamu zararı olduğu anlaşılmıştır.”

İBB: Teslimat yapıldı

İBB’den konuya ilişkin yapılan açıklamada ise şu ifadeler kullanıldı:

“Hatay, Dörtyol Belediyesi 12 Ağustos 2020 tarihli yazısı ile 150 at sahiplenmek istediğini belirtmiştir. İBB’den at sahiplenme yöndeki taleplerin yüksek olması nedeniyle Hatay, Dörtyol Belediyesi ile aynı ay içerisinde yapılan protokol çerçevesinde 100 atın nakli sağlanmıştır. Sevkleri gerçekleştirilmeden önce 100 atın Tarım ve Orman Bakanlığı taşra teşkilatı tarafından sağlık taramaları yapılmış ve mikroçipleme işlemi gerçekleştirilmiş ve düzenlenen Veteriner Sağlık Raporu ile 100 at Dörtyol belediyesi tarafından belirlenen işletmeye gönderilmiştir. Sevkiyat 50’şerli gruplar halinde iki seferde tamamlanmıştır. Bu noktadan sonra 100 atın mülkiyeti ve sorumluluğu Dörtyol Belediyesi’ne geçmiştir.

Belediye Başkanı: 49’undan bilgim var

Dörtyol Belediye Başkanı Fadıl Keskin görevli memurların atların alımıyla ilgili evrakını getirdiğini, kendisinin de imzaladığını doğrularken, “At çiftlikleri ve binicilikle ilgilenilen yerlere dağıtılması için liste yaptık. 49’unun teslim alındığına dair evrakı imzaladım, o atların dağıtılması için talimat verdim. Konuyla ilgili açıklama yapacağım” dedi.

Ancak atların atların akıbetine dair hala net bir bilgi yok. Kentte çıkan atların satılıp kesildiğine dair söylenti üzerine Hataylıların bu aralar salam sucuk gibi işlemiş ürünlerden uzak durduğu öğrenildi.

Ne olmuştu?

Faytonların geçen yıl kaldırılmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin devraldığı atlar, Türkiye’nin dört bir yanına bedelsiz olarak dağıtılmıştı.

Hatay’ın Dörtyol ilçesine gönderilen atların bir kısmının kayıp olduğu anlaşılınca atları takip eden Adaların Atları Platformu bir açıklama yayınlayarak İBB’nin Türkiye’nin dört bir yanına gönderdiği atların akıbetine ilişkin denetleme yapmasını talep etti.

Açıklama şöyle:

“İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) haber kanalı İBB Haber’in attığı tweet’e göre İBB tarafından Adalar’dan satın alınarak Hatay Dörtyol Belediyesi’ne gönderilen atlar kayıp. İBB Haber’in bugün (16 Nisan 2020) saat 17.55’te attığı tweet şöyle:

“İBB’nin Adalar’daki faytonların kaldırılmasıyla devraldığı 1177 attan 50 tanesi MHP’li Dörtyol Belediyesi’ne verilmişti. Belediye, İBB’nin “atlar nerede?” sorusuna yanıt veremeyince atların kaybolduğu ortaya çıktı. İBB suç duyurusunda bulundu.”

Adaların Atları Platformu olarak İBB’yi atları “sahiplendirme” adı altında bu şekilde dağıtmanın sakıncaları konusunda uyarmıştık. 5 Haziran 2020’de başlayıp Ekim ayına kadar devam eden at dağıtımını Büyükada’da sahadan takip edip hangi tarihte nereye kaç at gönderildiğini şeffaf bir şekilde paylaştık.

İBB veya başka kaynaklar atların gönderildiği yerleri bu şekilde açıklamış değil. Bizim kayıtlarımıza göre Hatay Dörtyol’a 50 değil, 100 at gönderildi. 13 Ağustos ve 18 Ağustos 2020’de 50’şer at, dört TIR seferi ile Adalar’dan Dörtyol’a taşındı.

İBB’nin denetlemesi gerekirdi

Dörtyol’a gönderilen 100 attan 10’unun, gönderildikten sonraki ilk günlerde öldüğünü biliyoruz. Bu ölümler hastalıktan değil, yalnızca stresten oldu. Alıştığı yerden ayrılmanın ve atlara hiç uygun olmayan şekilde TIR’la taşınmanın, kapalı TIR dorsesinde saatlerce yolculuk yapmanın sonucu budur.

İBB’nin atları “sahiplendirme” adı altında ücretsiz olarak gönderdiği yerlerle yaptığı protokole göre, alıcıların atlara en az 1 yıl süreyle bakmaları gerekiyor. Anlaşmalara göre İBB bu atları 6 ayda bir, yılda 2 kere olmak üzere kendisi yerinde denetleyecek. Bu denetimlerin yapılıp yapılmadığına dair bugüne dek resmi kanallardan sorduğumuz sorulara doyurucu yanıt alamadık. İBB, denetimin ilçe tarım müdürlüklerince yapılacağını bildirdi. Oysa, atları bu bölgelere gönderen İBB onların sağlıklı şartlarda bakılmasını sağlamaktan bizzat sorumludur ve denetleme sözü vermiştir. İBB’nin, kendi verdiği rakamlarla 860 atı gönderdiği yerlerin tamamında denetim yapması, tüm denetim sonuçlarını açıklaması gerekir. Denetimlerin, atların ada dışına gönderildiği tarihten 6 ay sonrasında, Aralık 2020’de başlamış olması gerekirdi.

Atların kayıtları yok

Çok önemli bir başka nokta da şu: Adalar’dan çip okuma cihazıyla çipleri kaydedilerek gönderilen atlar, gönderildikleri yerde alıcılar (belediyeler) tarafından aynı şekilde çip kaydı yapılarak ilçe tarım müdürlüklerine kaydedilmedi. Atların teslimatına eşlik eden İBB görevlileri bu kaydın yapılmasını takip etseydi, atların nereye kimin üzerine kaydedildiği bilinirdi. Atların ilçe tarım müdürlüklerine kaydı yapılmadığı için atları ilk teslim alanlar rahatça başkalarına sattılar.

Adalar’dan at alan belediyeler

Hatay Dörtyol’un MHP’li belediyesi, İBB’den at alan, İBB’yi “atlara bakmaktan kurtaran” tek belediye değil. Adalar’dan en çok at alan belediyeler şöyle:

Kastamonu Daday Belediyesi – 109 at
Ardahan Hanak Belediyesi – 140 at
Aydın İncirliova Belediyesi – 100 at

Bu belediyeler atla çalışma yapan, at bakım tecrübesi olan belediyeler değil. Atları alıp bölgede dağıttılar. Bu atların çalışma, barınma, yaşam şartları bilinmiyor. “Faytondan kurtarma” iddiasıyla Adalar’dan satın alınan atların bazıları hiçbir denetim olmadan çok daha ağır şartlarda çalıştırılıyor. Bazılarının canbazlar (at tüccarı) aracılığıyla elden ele satıldığını biliyoruz. Bu verileri 21 Eylül 2020’de yayınladığımız Kayıp Atlar Raporu’nda paylaştık.

Talebimiz

İBB’den, Türkiye’nin 17 iline gönderdiği 860 atın hepsini yerinde denetlemesini istiyoruz. Atların çip numaraları bellidir ve Türkiye’nin bütün illerinde bütün atların 31 Aralık 2020 itibarıyla ilçe tarım müdürlüklerine kaydedilmiş olması zorunludur. Bu atları kaydetmeyen, başkalarına devreden bütün belediyeler ve diğer alıcılar hakkında yasal işlem yapılması gerekir. Daha önemlisi, sağ kalan atların bulunması ve güvenli bir şekilde Adalar ilçesine geri getirilmesi gerekir. Hayatını kaybeden tüm atlar için de yetkililere cezai yaptırım uygulanmalıdır.

Konunun bir başka yönü, İBB Meclisi kararıyla ücretsiz olarak gönderilen atların, İBB tarafından 4000 TL karşılığı satın alınmış olmasıdır. Seyis maaşları, yem ücretleri, nakliye masrafları İBB tarafından ödenen 860 atın bedavaya dağıtılması işleminde belediye zarara uğratılmıştır.

Basını ve hayvan haklarını önemseyen kamuoyunu atların durumunu bizlerle birlikte takip etmeye davet ediyoruz. Atların gönderildiği bölgelerdeki kişi ve kuruluşların, ilgili belediyelere ve ilçe tarım müdürlüklerine başvurarak yerinde takip yapması hayati önemdedir.

CHP’den yeşil dönüşüm raporu: Türkiye için Yeşil Mutabakat tercih değil, zorunluluk

Yeşil mutabakat ve yeşil dönüşüm konularıyla ilgili kapsamlı bir rapor hazırlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, raporda CHP’nin yeşil mutabakat konusunda öncelikleri ve Türkiye’nin dönüşümün dışında kalmaması için yapılması gereken çalışmaları sıraladı.

Bu çalışmaya göre, enerji alanında tüm yapı ve işleyiş mekanizmalarının dönüşümü için gözden geçirilmesi, enerjinin odağında yenilenebilir enerjinin olması, enerji verimliliği ve teknolojiye öncelik verilmesi, kömürden çıkış için stratejinin hazırlanması ve yeşil finansman sağlanması amacıyla altyapı oluşturulması için düzenlemeler yapılacak.

‘Yeşil mutabakat dönüşümü yapılmalı’

Hazırlanan raporda, Türkiye’ye özgü yeşil bir mutabakata ihtiyaç olduğunun altı çizilirken, Paris Anlaşması‘yla uyumlu bir enerji modelinin oluşturulmasına vurgu yapıldı:

Türkiye’de Paris İklim Anlaşması ile uyumlu bir enerji modeli oluşturulmalıdır. Yerel yönetimler, iş dünyası, sivil toplum ve üniversitelerin ortak katılımıyla dönüşüm modeli belirlenmelidir. Yeşil dönüşüm çevre ve doğanın yanı sıra tüm üretim, hizmetlerin düşük karbonlu bir şekilde nasıl yapılacağını ilgilendirmektedir. Bu kapsamda; karbon vergileri başta olmak üzere ilave maliyet ve finansa erişimde engelleri yaşamamak için yeşil mutabakat dönüşümü yapılmak zorundadır.”

‘Yenilenebilir enerjiye odaklanılacak’

Raporda, yenilenebilir enerji yatırımlarının enerji politikalarının odağında yer alacağının altı çizildi:

Dünya ile uyumlu, düşük karbonlu, fosil yakıt kullanımının azalacağı yenilenebilir enerji yatırımları enerji politikalarının odağında yer alacak. Özellikle güneş ve rüzgar santrallerinin ucuzlayan yatırım maliyetlerini fırsata çevirerek elektrik fiyatlarının da düşürülebileceği farklı modeller hayata geçirilecek.

Enerji kooperatifçiliği ve hane halkına yönelik çatı uygulamalarının özendirildiği; belediyelerde güneş, çöpten enerji üretimine dayalı modeller hayata geçirilecek. CHP kendi enerjisini üreten evler, mahalleler yaratmayı hedeflemektedir.”

‘Kömürden çıkış yol haritası hazırlanacak’

Enerji verimliliğinde kaçırılan fırsatların yakalanacağının ifade edildiği raporda, kömürden çıkış stratejilerinin de hazırlanacağına işaret edildi:

CHP; enerji verimliliğinde kaçırılan fırsatı yakalayacak. En ucuz ve en temiz enerji tasarruf edilen enerjidir. Buna göre sanayi ve binalarda enerji verimliliği ile düşük karbon hedefleri yakalanacak, enerji kaynaklı cari açık azalacaktır. Türkiye’nin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğinde makine parkı üretimi için çalışmalar yapılacaktır. Özellikle güneş paneli üretiminde Türkiye çevre coğrafyada dikkate alınarak üst olarak konumlanacaktır.

Çevreye etkisi, verimliliği ve halk sağlığı gibi etkenlerle mevcut termik santraller gözden geçirilecektir. Yeni termik santral yatırımı yapılmayacaktır. Türkiye’yi düşük karbonlu kalkınma stratejisini hazırlarken; mevcut termik santralleri ve kömür üzerindeki istihdamı da mağdur etmeden Türkiye’nin kömürden çıkış yol haritasını CHP hazırlayacak.”

‘Yeşil finansman için çalışmalar yapılacak’

Yeşil finansman için de çalışmaların yapılacağını kaydedilirken, bunun için de gerekli altyapıların oluşturulacağı açıklandı:

Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasını destekleyen yatırımlar yeşil finansman ile hayata geçirilebilir. Bu kapsamda, yeşil finansmana erişim sağlanması için gerekli altyapı oluşturulacaktır. Başta merkez bankaları olmak üzere finans sektörü dünyada büyük bir dönüşümden geçmektedir. Yeşil alanlara, yenilenebilir enerjiye, yeşil sanayi alanlarına yatırım yapmak isteyen uzun vadeli fonlar mevcuttur. Yeşil tahvil ve iklim tahvili dünyada en önemli finansman aracı olmaktadır. Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu ve Borsa İstanbul’da yeşil finansman ve sürdürülebilir kalkınma konularında düzenlemeler hayata geçirilecektir.”

‘Dönüşüm zorunlu’

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, dünyayla uyumlu yol haritalarının izleneceğinin altını çizerken, Türkiye’nin yeşil mutabakatının mimarının CHP olacağını dile getirdi. Akın, yeşil dönüşümü Türkiye’nin hayata geçirmek zorunda olduğuna şöyle vurgu yaptı:

Türkiye ihracatının yarısından fazlasını Avrupa’ya yapıyor. Dolayısıyla bu dönüşüm bir tercih değil, zorunluluktur. Eğer ülke olarak bu konuda harekete geçmezsek; Avrupa ithal edilen ürünlere ‘sınırda karbon düzenlemesi’ mekanizmasıyla vergi getirmeyi planlıyor. Bu dönüşüm olmazsa Türkiye’nin karşılaşacağı yıllık maliyet en az 1,8 milyar Euro olarak hesaplanıyor.”

ORÇEV: Metin Lokumcu davasının takipçisiyiz

Artvin Hopa‘da dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın mitingine yönelik protestolar sırasında polisin sıktığı biber gazından etkilenerek kalp krizi geçiren emekli öğretmen Metin Lokumcu‘nun ölümüne ilişkin davanın duruşması 21 Nisan’da Trabzon’da görülecek.

Ordu Çevre Derneği (ORÇEV) Yönetim Kurulu duruşma öncesi yaptığı açıklamada, “10 yıldır başlatılmayan dava bugün görüşülecek. Metin Lokumcu Artvin’de ekoloji ve demokrasi mücadelesinde önemli bir kişiydi. Ölümüne neden olanların cezalandırılmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Metin Lokumcu öldükten sonra emir verenlerin yargılanması için hukuksal sürecin başlatıldığını belirtilen açıklamada, “Ekoloji mücadelesi veren bizler için Metin Lokumcu’nun yeri başkadır. 10 yıldır davanın başlatılmamasının ne anlama geldiğini biliyoruz. Davanın takipçisi olacağız, sorumlular cezalandırılana kadar Hopa halkının yanında olacağız” denildi.

Ne olmuştu?

Artvin’in Hopa ilçesinde 31 Mayıs 2011’de, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim kampanyası mitingi için geldiği sırada düzenlenen protestolara ilişkin polisin sıktığı biber gazından ve aldığı darbelerden etkilenen emekli öğretmen Metin Lokumcu hayatını kaybetmişti.

Protestolarla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan 70 kişiden 16’sı tutuklanmış, daha sonra ise serbest bırakılmışlardı.

Lokumcu’nun ölümüne ilişkin soruşturma dokuz yıl sonra tamamlanmıştı. 13 kişinin yargılandığı dosyada sanıklar “taksirle ölüme neden olmak” ile suçlanarak haklarında altı yıla kadar hapisleri istendi.

Metin Lokumcu‘nun ölümüyle ilgili hazırlanan Adli Tıp raporunda biber gazına maruz kalmanın ölümde etkisi olduğu ifade ediliyor.