Ana Sayfa Blog Sayfa 1515

Roseline Isata Mansaray: İklim değişikliğinin acısını tattım [İklim Kuşağı-21]

Roseline Isata Mansaray, Batı Afrika’da yer alan Sierra Leone‘den bir iklim ve çevre aktivisti. Gençlerin iklim krizine dikkat çekmek, politikaları etkilemek ve topluluklarında harekete geçmek için bir araya geldiği ve gün geçtikçe büyüyen bir gençlik hareketi olan Fridays For Future Sierra Leone‘nin kurucusu.

Uganda‘daki Kampala International Universitesi‘nden İşletme alanında lisans derecesine sahip ve Young Africa Leaders Initiative‘de ‘iklim değişikliği ve gençlerin katılımı’ konusunda eğitim almış.

Çevre konusunda çok tutkulu olan Roseline Isata, dayanıklı ve iklim krizine hazır topluluklar olabildiğimiz noktaya geldiğimizi görmek istiyor. En sevdiği alıntı ise “Dünya kötülük yapanlar tarafından değil, hiçbir şey yapmadan onları izleyenler tarafından yok edilecektir.”

 

‘İklim değişikliğinin acısını tattım’

Atlas: Sierra Leone, iklim değişikliğine karşı en savunmasız ülkeler arasında yer aldığından dolayı uzun süredir iklim krizinin sonuçlarını yaşadığınızı düşünüyorum ama lütfen bize nasıl iklim aktivisti olmaya karar verdiğini ve FFF Sierra Leone’yi nasıl kurduğunu anlatır mısın?

Roseline: İklim değişikliği bizim için sel, toprak kayması, kuraklık, sıcaklık artışı gibi günlük gerçekler. Ve herkesi etkiliyor, özellikle de Afrika’dan genç bir kadın olarak bu krizin tehlikelerinin daha çok kurbanı olduğumu söylemeliyim.

Ayrıca Sierra Leone’nin en büyük sorunu iklim krizi, bu yüzden hepimiz çözüm yolunda birlikte rol almalıyız. Bu nedenle, gelecek adına savaşmak için grev yapmaya karar verdim çünkü gelecek nesli iklim krizine yabancı değil.

Ben iklim değişikliğinin acısını tattım. Bir zamanlar Kroo Bay Freetown Sierra Leone‘de yaşıyordum. Bu bölge normalde iklim krizinden etkileniyor, bu deneyimi anlatmaya çalıştığım her seferinde gözyaşlarımı tutamıyorum.

‘Burada insanlar iklim krizi yüzünden ölüyor’

Bu bölge deniz kıyısında ve tüm halkın çöplerini döktüğü bir yer. Her yıl yağmur yağdığında şiddetli seller yaşanıyor ve birçok insan mallarını, mülklerini ve işlerini kaybediyor. Bazıları ölüyor, bazıları- genç olsun, yaşlı olsun- yaralanıyor, diğerleri sellerde kayboluyor.

Birçok kız fuhuşa karışıyor çünkü başlarının üzerinde yaşayabilecekleri bir çatıları kalmıyor. Bu nedenle, iklim krizine ve bunun sonuçlarına karşı dikkat ve farkındalık yaratmak için grev yapıyorum. İklim felaketlerinden edindiğim tüm tecrübe ve travma ile İsveçli genç iklim aktivisti Greta Thunberg‘den çok ilham aldım. Aktivizmime güçlü bir dayanak oldu. İklim değişikliği ve çevre kirliliği için sesimi yükseltiyor ve konuşuyorum.

‘Yıkıcı sel felaketleri yaşıyoruz’

İklim değişikliği ülkenizi son birkaç yılda nasıl etkiledi? Sierra Leone’nin iklim değişikliğine karşı neden en savunmasız ülkeler arasında yer aldığını söyler misin?

Ülkem Sierra Leone, iklim değişikliğinin etkilerine karşı dünyanın en savunmasız ülkelerinden biri olarak gösteriliyor. Ve neredeyse tüm sektörlerde iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini giderek daha fazla tecrübe ettiğimiz çok açık. Bu, hava koşullarındaki değişiklikler için büyük bir zorluk teşkil ediyor. Pasifik Okyanusu ve Kuzey Atlantik’te 2015 ve 2017 yıllarında sıklıkla yaşanan yıkıcı sel felaketleri tetiklenmeye devam ediyor.

Ülkem Sierra Leone, başkentimiz Freetown, güney ve doğu bölgelerindeki diğer büyük şehirler yaşamın, malların ve finansın kitlesel yıkımına yol açan eşi görülmemiş sel ve ağır toprak kaymalarından etkilendi.

Ayrıca birçok çiftlik ve işletme tahrip oldu ve can kayıpları yaşandı. Bu karanlık gerçeklik, gelişimimiz için büyük bir tehdit oluşturuyor. Sierra Leone’deki en ölümcül sel felaketlerinden biri 2015 yılında yaklaşık 1 milyon kişinin yaşadığı yarımadanın ucunda yer alan Freetown’da daha da kötüleşti.

Freetown’un topografyası, sık ormanlık ve kısmen ormansız dağlar arasında gidip gelir. Bu dağlar, Atlantik’e paralel olarak yarımada boyunca 25 mil boyunca uzanır. Freetown rakımı, deniz seviyesinde veya hemen altında olan kıyı bölgelerinden deniz seviyesinden yaklaşık 400 metre yüksekliğe kadar değişir. Freetown, zayıf kentsel gelişim programlarını içeren uzun vadeli sorunlardan muzdarip.

‘Konut sağlamada yetersiz’

Afrika Araştırma Enstitüsü’nden Jamie Hitchens‘e göre, hükümet, toplumdaki yoksullara konut sağlamakta yetersiz kalıyor ve kontrolsüz inşaat gibi konulara dikkat çekildiği zamanlar ise ancak bir kriz yaşandıktan sonra oluyor. Çünkü kontrolsüz yerleşim alanlarında konut yapımına ilişkin bir moratoryum uygulanmadı. Ve belediye görevlileri taşkın alanlarını işgal etti ve bu da su geçiş yollarının daralmasına neden oldu.

Taşkınlar sırasında Freetown’un ​​drenaj sistemleri, özellikle şehrin daha fakir bölgelerinde, yüzey akışının daha yüksek seviyelerde olmasına katkıda bulunan atıklardan dolayı tıkanır. Yamaç bölgelerinde büyük evlerin inşası ve konut amaçlı sınırsız ormansızlaşma, yakındaki yamaçların istikrarını zayıflattı ve toprak erozyonuna neden oldu.

‘İç savaş 800 bin hektar orman arazisini yok etti’

Felakete giden on yıl içinde Sierra Leone, ülkenin iç savaşında yaklaşık 800 bin hektarlık orman örtüsünü yok etti. Aynı zamanda bu, ormansızlaşma kaybının bir nedeniydi ve iklim değişikliğinden kaynaklanan hasar Sierra Leone’yi uyum sürecimizin çok gerisine itti.

Yıllar boyunca başkent Freetown sakinleri, sellerin ardından, artan yıkım izlerine ilk elden tanık oldular. Dahası ülkem Sierra Leone, Batı Afrika’nın güneybatı kesiminde yer alır. Nefes kesici sıradağlar, derin vadiler ve alçak kıyı alanı ile arazisi güzel bir ülkedir.

‘Seller hastalıkların yayılmasına neden oluyor’

Her zaman yüksek sıcaklık, yoğun yağış ve yüksek nem oranları yaşıyoruz. Ülkede belirgin iki mevsim hakimdir: yağmurlu ve kuru. Daha sık ve uzun süreli kuru dönemler çiftçilik takviminin ciddi şekilde güvensizleşmesine sebep oldu.

Yağmurlar geldiğinde, şiddetli sel felaketleri sahil boyunca yükselen deniz seviyesinden dolayı daha da şiddetli hale geliyor, evler yıkılıyor, sokaklar sular altında kalıyor ve mahsul hasarı günlük hayatımızın bir parçası haline geliyor. Bu yaşanan seller de içme suyunu kirleterek, ishal, tifo ve kolera dahil olmak üzere su kaynaklı hastalıkların yayılmasına neden oluyor.

2002 yılında iç savaşın sona ermesinden sonra sağlanan sosyal ekonomik ilerleme, Ebola salgını ve madencilik faaliyetlerinin inşası sebebiyle zayıfladı ve ülkeyi iklim değişikliğinin etkilerine karşı zayıf bir konumda bıraktı. Bunlar, iklim değişikliğine karşı en savunmasız üçüncü ülke olmamızın nedenleri.

‘İklim acil durumu ilan etmeli’

Devletinizden talepleriniz nelerdir?

Sierra Leone hükümeti iklim acil durumu ilan etmelidir. Ulusal okul müfredatı, iklim krizini ele almak ve gezegenin korunmasına öncelik vermek için yeniden düzenlenmelidir. Bu, gençlerimiz için yaratıcılık ve yenilik getirecek.

Sierra Leone hükümeti, iklim krizini ve hemen harekete geçme gerekliliğini kamuoyuna iletmelidir. Sierra Leone hükümeti, gençlerin geleceğimizdeki büyük tehlikeye açık olduğunu kabul etmelidir. Görüşümüz iklim felaketiyle mücadele etmek için politika oluşturmaya dahil edilmelidir.

Sierra Leone hükümeti uluslararası belirlenmiş anlaşmaları takip etmeli ve bilimin ardında birleşmelidir. Şirketler, Sierra Leone’de sürdürülebilir iş yapma yöntemlerini dahil etmek için harekete geçmelidir. Bireyler bir yaşam tarzı değişikliğini düşünmeli ve topluluklarındaki çöpleri temizleme, toplu ağaç dikme ve plajları temizleme gibi yeşil eylemler uygulamalıdır.

‘Afrika’nın en hızlı büyüyen ekibi olduk’

Grevleriniz için nasıl seferber oluyorsunuz ve gençler buna nasıl dahil oluyor? En önemlisi, hükümetiniz Sierra Leone’deki iklim aktivistlerini nasıl görüyor?

Grevleri organize etmek en zor şeylerden biri. Burada Afrika’da nüfusun yüzde 95’inin iklim değişikliği konusunda herhangi bir fikri yok, sizi yol kenarında pankartınızla gördüklerinde, planları olmayan biri olarak görüyorlar. Zihniyet anlatamayacağım kadar dar ne yazık ki.

Grevleri organize etmek amacıyla tasarladığım malzemeler için kendi cep harçlığımı kullanıyorum. Ancak hareketin başlangıcından bu yana Covid-19 kısıtlamalarına rağmen istikrarlı ve hızlı bir büyümemiz oldu. Dijital platformda bir takipçi topluluğu oluşturmayı başardık ve ayrıca dijital kampanyamız #youthvoice4climate adında bir yayın kanalı açtık.

2500’ün üzerinde genç insan, 6 okul ve şu anda ekibimizin gösterdiği çabalar nedeniyle Freetown, Bo ve Kenema’nın 3 mahallesinden gönüllü gençlerden oluşan bir ekiple birlikte Afrika’nın en hızlı büyüyen Fridays For Future ekibi olduk.

‘Sıcaktan geceleri uykusuz kalıyoruz’

Sierra Leone hükümeti iklim değişikliğinden bahsediyor ancak bununla mücadele için hiçbir adım atmıyor, iklim aktivistleri ile ilgilenmiyorlar, bu bakımdan onların eylemlerinin kağıt üzerinde olduğunu ve gerçeklere karşı sağır ve kör olduklarını söyleyebilirim.

Aslında şu anda sıcaklık seviyesi bizi gün be gün giderek daha fazla etkiliyor, geceleri uykusuz kalıyoruz çünkü klimayı çalıştıracak sabit elektrik gücü yeterli değil, sıradan bir fan bile kullanamıyoruz. Bu yüzden Sierra Leone hükümetini iklim acil durumu ile yüzleşmeye ve iklim değişikliğine odaklanmaya davet ediyorum.

‘Hükümet hayattan çok paraya değer veriyor’

Sierra Leone’de onlarca yıldır insan hakları ihlaline şahit olduk. İklim adaleti ile ilgili en büyük sorun sence nedir?

Siyasi ayrımcılık, kabilecilik, adam kayırmacılık, özellikle şehrin başkenti Freetown’da zayıf şehir planlaması ve topluluk duyarlılığının olmaması, ormansızlaşma, madencilik için Sierra Leone hükümeti tarafından yasalarının uygulanmaması ve hayattan çok paraya değer veriyor olması ülkemizde bizi etkileyen ve iklim değişikliğine yol açan sorunlardan sadece birkaçı. Aslında kanunsuzluk, bu ülkede bizim için en büyük zorluktur.

19 Mart grevinin teması “boş vaatler istemiyoruz” olmuştu. Bize nedenini açıklar mısın?

Şu anda Sierra Leone’de sıcaklık bizi öldürüyor, iklim çöküşü her saniye daha da kötüleşiyor ve liderlerimiz ofislerinde beyaz kağıtlara imza atıyor ve geleceğimizin tehlikede olduğunu bilerek sonsuz sözler veriyorlar.

Burada gezegenimiz tehdit altında, Sierra Leone’de sıcaklık artışları ile halk eriyor, büyük çaplı yok oluşun etkilerine, doğanın, insanlık ve gezegen üzerindeki yıkıcı etkilerine tanık oluyoruz.

Çevre savunucularının, çiftçilerin, balıkçıların ve yerli toplulukların sesleri özellikle dinlenmeli, değer verilmeli ve önceliklendirilmelidir. Anlamsız hedefler peşinde değiliz. #BoşVaatlerIstemiyoruz, gerçek eylemler için buradayız.

2030’da kendini ve dünyayı nasıl görüyorsun?

2030, bundan dokuz yıl sonra. İklim kriziyle mücadele etmek için bu süreden daha az vaktimiz var, yoksa etkiler geri döndürülemez. Kitlesel bir yok oluşa doğru gidiyoruz.

Liderlerimiz 2030 yılından önce iklim kriziyle mücadele etmek için somut adımlar atarsa dünya daha iyi bir yer olacak ama yaptıkları gibi boş vaatler vermeye devam ederlerse iklim değişikliğinin etkileri geri döndürülemez olacaktır.

Roseline Isata Mansaray: I have tasted the bitterness of climate change [Climate Generation-21]

Roseline Isata Mansaray is a climate and environmental activist from Sierra Leone. She is the founder of Fridays For Future Sierra Leone, a growing youth space where young people come together to raise attention to the climate crisis, influence policy and take action in their communities.

She holds a bachelor’s degree in Business Administration at Kampala International University in Uganda. She took classes on climate change and youth participation at the Young Africa Leaders Initiative.

She is very passionate about the environment and wishes to see a point in which the communities are resilient and ready to confront with the effects of the climate crisis.  Her favorite quote is: “The world will not be destroyed by those who do evil, but by those who watch them without doing anything.”

‘Climate change is the daily reality’

Atlas: I imagine you have lived through the consequences of the climate crisis for a long time since Sierra Leone is ranked among the most vulnerable to climate change but please tell us how you became a climate activist and founded FFF Sierra Leone? 

Climate change is the daily reality for us because of the floods, landslides, drought, temperature rise etc. It affects everybody but, as a young woman in Africa I am more open to its dangers. Also, in Sierra Leone climate crisis is one of the biggest problems. Therefore, we all must play part in the solution. That is why I decided to strike.

I am not a stranger to the climate crisis. I have tasted the bitterness of climate change. I once lived in a community called Kroo Bay Freetown Sierra Leone. Every time I try to narrate this experience, I cannot hold my tears.

‘This is why I am striking’

This place Kroo Bay is located near to the sea, where the entire community dump their garbage’s when it rains over the years due to malfunctioning of drainage’s it led to heavy flooding. When these floods occurred, a lot of people lost properties and business, finances, some died, some got injured, both young and old people were carried away by water, a lot of girls got involved in prostitution because there is no roof over their head.

This is why I am striking: to raise attention and awareness towards climate crisis and its consequences. With all the experience and trauma, I got in the hands of climate disasters. I got more inspired by the young Swedish climate activist Greta Thunberg. She added a strong pillar to my activism I raise up and speak up for climate change and environmental pollutions.

‘Climate change affected all sectors’

How has climate change affected your country in the last few years? Would you tell os why Sierra Leone is ranked among the most vulnerable countries to climate change? 

My country Sierra Leone is ranked as one of the world’s most vulnerable countries to the effects of climate change. And it is all too obvious that we are increasingly experiencing adverse impacts of climate change in almost all sectors. This poses a huge challenge to our development changes in weather patterns.

In the Pacific Ocean and the North Atlantic continue to unleash devastating floods all too often in the years 2015 and 2017. My country Sierra Leone was hit by unprecedented floods and heavy mudslides which lead to mass destruction of life, properties and finance in our capital city, Freetown as well as in other major cities in the southern and eastern regions. Thousands of people were displaced including women and children.

Also, many household farms and businesses were destroyed and several people lost their lives. This dim reality poses a huge threat to our development. The potentials for deadly flooding in Sierra Leone was exacerbated by a combination of factors.

Freetown which sit at the tip of a peninsula was in 2015 occupied by approximately 1 million people. Freetown’s topography alternates between thickly wooded and partially deforested mountains. These mountains run along the peninsula parallel to the Atlantic for 25 miles Freetown elevation varies from coastal areas which are at or just below sea level to approximately 400 meters (1300ft) above sea level.

Freetown suffers from long term issues involving poor urban development programs. According to Jamie Hitchens of the Africa Research institutes the government is failing to provide housing for the poorest in the society and when attention is paid to such issues such as unregulated construction, it is received only after a crisis. Because a moratorium on housing construction was not enforced, unorganized settlements. And municipal works encroached on the flood plains, resulting in narrower water passage ways.

During floods Freetown’s drainage systems are often blocked by discarded waste especially in the city’s poorer communities contributing to higher levels of surface runoff. The construction of large homes in the hillside areas and unrestricted deforestation for residential purposes, weakened the stability of nearby slopes and caused soil erosion.

‘We lost 800,000 hectars of forest’

Within a decade leading up to the disaster, Sierra Leone cleared approximately 800,000 hectares of forest cover the country’s civil war, fought between 1991 and 2002 was also a cause of deforestation loss and damage from climate change has pushed sierra Leone far beyond our ability to adapt over the years residents of the capital Freetown have witnessed firsthand the escalating trail of destruction left in the wake of floods and more my country sierra Leone lies in the southwestern part of west Africa . The land is beautiful, with breathtaking mountain ranges deep valleys and low-lying coastal area.

We have always experienced high temperature/heavy rainfall and high humidity. And we use to have two marked seasons: rainy and dry. Now more frequent and prolonged marked dry spells have severely distrusted the farming calendar. When the rains do come, they are sometimes torrential floods became more severe due to the rising sea level along the coast seeing houses destroyed, street flooded and crops damage has become part of our every day.

The floods also contaminate drinking water and lead to the spread of water-borne diseases including cholera, diarrhea and typhoid. The social economic progress made after the end of civil war in 2002 was undermined by the Ebola outbreak and a construction of mining activities, leaving the country in a weakened position to address the impact of climate change. These are reasons we ranked the 3rd most vulnerable country to climate change.

‘The government must declare climate emergency’

What are your demands from your government?

The government of Sierra Leone must declare a climate emergency.
The national school curriculum should be reformed to address the climate crisis and prioritize protection of the planet. This will bring creativity and innovation for our young people.

The government of Sierra Leone should communicate the climate crisis and the necessity to act now to the general public. The government of Sierra Leone should recognize that young people have the biggest stake in our future. Our view must be incorporated into policy making to combat the climate catastrophe.

The government of Sierra Leone must follow international set agreements and unite behind the science. Corporations must step up to take action to incorporate sustainable ways of doing business in Sierra Leone. Individuals must consider a lifestyle change and practice green actions like cleaning trash in their communities, mass tree planting and cleaning beaches.

‘Africa’s fastest growing Fridays For Future’

How do you mobilize for your strikes and how young people are involved in it but most of all, how does your government perceive climate activists in Sierra Leone?

Mobilizing the strikes is one of the most difficult things. Here in Africa 95% of the population doesn’t have any idea about climate change when they see you with placards standing on the road side striking they see you as someone who doesn’t have plans. The mindset is too narrow to the extent which I cannot explain. I use my

own pocket money to mobilize strikes, buy and design the striking materials we use. However since the launched of the movement there has been steady fast growth despite the covid-19 disruptions. We manage to grow a digital community of followers and also launched a digital channel for our digital campaign #youthvoice4climate.

We are working with over 2500 young people, 6 schools and 3 districts Of Freetown, Bo and Kenema currently due to the effort put in by our crew members make us Africa’s fastest growing Fridays For Future, together with a team of committed young people.

‘No sleep at night due to the heat’

The government of sierra Leone talk about climate change but no actions taken to combat it he doesn’t even pay attentions to climate activist in that regards I could say their actions are on papers only when it comes to reality they are deaf and blind about the fact currently the heat level is increasingly affecting us day by day no sleep at night and no stable electricity to power on air condition or even ordinary fan can’t power on at night that why I urges the government of sierra Leone to #face the climate emergency in sierra Leone and focus on climate change.

We have seen decades of violation of human rights in Sierra Leone. What do you think is the biggest issue related to climate justice?

Due to the political discrimination, tribalism, nepotism, poor planning, congestion especially in the capital of city Freetown and lack of community sensitization no enforcement of by laws by our government of sierra Leone massive deforestation soil mining and degradation stone mining they value money than life these are all the issues affecting us in our country that lead to climate change. Lawlessness is biggest challenge for us in here.

If you had a microphone on a world stage, what would you ask of the decision makers working on the issues of the climate crisis and climate justice?

I will ask decision makers to make climate action a priority. To take concrete steps to combat the climate crisis. We are tired of empty promises, we need urgent climate action. Make climate change priority in the national development plans. empower and financially support climate activists

Please tell us why you don’t want empty promises anymore since this is the theme of our 19 March strike.

Currently heat is killing us in Sierra Leone our climate breakdown is getting worse every second and our leaders are in their offices signing on white papers and given endless promises our future is at stake here our planet is under threat the people of sierra Leone are melting increasing temperature rise we are witnessing the disastrous effects of massive over extinction and subsequent degradation of nature on humanity and the planet.

The voices of environmental defenders, farmers, fishermen and indigenous communities, must especially be listened to, valued, and prioritize. We are not in for meaningless goals. #NOMOREEMPTYPROMISES.We are in for real actions.

How do you envision yourself and the world in 2030?

2030 is nine years from now. We have less than this time to combat the climate crisis or else the effects will be irreversible. We will be headed for a mass extinction.

If our leaders take concrete steps to combat the climate crisis before the year 2030, the world will be a better place but if they keep making empty promises like they are doing, then the effects of climate change will be irreversible.

Gökyüzüne açılan bir sahne: Pole Dance

Haber: Melike Ceyhan

*

Dikey bir sahne, kimi zaman seksi, kimi zaman maskülen, estetik haz, güç ve dayanıklılık ise hep ön planda…

Pole Dance (Direk dansı) son 25 yıldır dünyada, yaklaşık 10 yıldır da Türkiye’de popülerleşen bir performans sanatı. Tarihi 800 yıl öncesine dayanan Pole, Hint Kültüründe ‘mallakhamb’ adı verilen bir spordan doğmuş. O dönem daha çok erkekler arasında yaygın olan bu aktivitede, kauçuktan bir çubuğun üstünde akrobatik hareketler hakimdi. Daha sonraları direği gördüğümüz yer Amerika’da nude club’ları oldu. Oradan kulüpler ve Hollywood ile birlikte yaygınlaşan pole ‘ahlaki olmayan’ bir etkinlik olarak tanımlanıyordu.

Şimdilerde ise bu dansa ilgi artmış durumda. Artık bu dans ile sosyal medyada karşılaşabilir, iş arkadaşınızın kursa gittiğini duyabilir, internette bu dansa dair videolara sıkça rastlayabilirsiniz.

‘Eskiden sadece enine bir sahnem vardı, şimdi dikine açılan bir sahnem daha var’

Zeynep Vargil, pole dance’ı bu sözlerle tanımlıyor. Çünkü pole, dans edenlere yeni ve daha geniş bir alan açıyor.

Vargil, ülkedeki ilk pole dance stüdyolarından olan WOW Classes’ın kurucusu. 10 yıl olmuş Pole’e başlayalı. İstanbul Kuzguncuk’taki stüdyosunda dans eğitmenliği yapıyor. Pole’u bir spor ekipmanı olarak gören Vargil, “Spor salonuna gidip ağırlık kaldırmak yerine kendi vücut ağırlığımda çalıştığım, yüz mekik değerinde karın yapabildiğim bir kuvvet antrenmanı benim için. Siz de pole ile ister modern dans yapabilirsiniz, ister hip hop,  isterseniz fitness ekipmanı olarak kullanabilirsiniz. Tamamen kişisel bir tercih” diyor.

Dansın seksi halini de sevdiğini söylüyor ve ekliyor:

“Dişil taraflarımızı bu kadar çok bastırmak zorunda kaldığımız bu toplumda gizlediğimiz noktaları biraz olsun atabilmemiz gerekiyor. Bir sürü insan bunu dışarı yansıtabildiği için buradan çok daha mutlu ayrılıyor.”

Pole dance’a olan önyargı giderek kırılsa da dansla aralarına mesafe koyanlar, gayri ahlaki bir şeymiş gibi bakanlar hala az değil. Gelen tepkiler nasıl sorusuna Vargil’in yanıtı şöyle:

“Bir taksiciyle konuştuğumda spor salonum var dediğim zamanlar oldu. ‘Neden bu dans?’ gibi sorularla karşılaşıyorum bazen. Ancak sonrasında ciddi düzeyde kuvvet, dayanaklılık ve esneklik gerektiği anlaşıldığında daha fazla saygı duyuluyor. Çok araştırmamış, bilmeyen kişilerde ise bir ‘göz devirme’ oluyor. Bu kadar fazla içerik varken artık bu dansa olan olumsuz yaklaşım biraz garip geliyor bana. Bir alet var ve bunun etrafında dans etmek istiyoruz. Ha tango yapmışsınız ha pole dance yapmışsınız.”

Herkes yapabilir mi?

“Bu dans için esnek olmanıza, güçlü olmanıza, daha önce spor yapmış olmanıza gerek yok” diyen eğitmen,  herkes bu dansı yapabilir mi? sorusuna da yanıt veriyor:  “Pole, sürtünme kuvvetine dayalı ve vücut ağırlığınızı azaltarak belli tekniklerle yapıldığı için ister çok kilolu olun, ister çok zayıf,  vücut tipinizle ya da daha önce bir şey yapıp yapmamış olmanızla bağlantısı yok. İyi çalışarak üç ayda ilerleme kat edebilirsiniz.”

Kas gücü, mukavemet ve teknik bilgi isteyen Pole dance’a erkekler de son yıllarda yoğun ilgi gösteriyor.

‘İçerideki duygunun dışa yansıması…’

WOW Classes’da dans eğitmeni olan Hazal Ekser için ise pole dance, hem kendi bedeniyle içsel bağlantı kurmayı sağlayan hem de içerdeki o duygunun dışarı yansıması için araç olan bir teknik demek.

Çocukluğundan beri dans eden Ekser, ailesinin yönlendirmesiyle önce Fen Lisesine, daha sonra Genetik Bölümü’ne girmiş. Dansa olan tutkusu nedeniyle yarıda bırakarak Bilgi Üniversitesi‘nde Sahne Sanatları okumuş. Genetiği ilk bıraktığında ailede bir yıkım olmuş ancak zamanla bu algı tamamen değişmiş.

Hikayenin bu kısmını Ekser anlatıyor:

“Dans dışardan göründüğünün çok ötesinde büyük bir derinlik barındırıyor ve bu derinlik benim içimde kurgulanmaya başlandıktan sonra bunu dışarıya aktarımım ve sunduğum şeyler değişti. Ailem ve çevrem de kucaklamaya başladı. Babam, 70 yaşındaki dayıma videolarımı gösterip ‘Hazal’a bak nasıl ters dönüyor’ diye gururlanmaya başladı. Yaptığımız şeyin anlamını doldurdukça dışardan okunma hali de değişiyor.”

Pole dance striptiz kulüplerinde, konserlerde ileri tekniklerle yapılıyor. Eker, kulüplerde dans edenlere büyük saygı duyduğunu söylüyor: “O da bir anlam yüklüyor, bir performans sergiliyor. Burada da bir anlam var ve bu da eşit derecede değerli. Bu değeri biz birlikte yaratıyoruz.”

‘Direğe tutunabilmemiz için tenimize ihtiyacımız var’

Pole dance ilgili merak edilen sorulardan biri de neden açık kıyafetler tercih edildiği yönünde. Ekser bu soruyu şöyle yanıtlıyor:

“Pole, çelik ya da kron kaplama oluyor. Direğe tutunabilmemiz için tenimize ihtiyacımız var. Kıyafet olduğunda üstünden kayıyoruz. Nasıl bir yüzücü mayo giyip yüzüyorsa pole için vücudun belli bölümlerini açık bırakan kıyafet gerekiyor.”

Peki ya topuklu ayakkabılar?

“Pole’a çıktığımızda başımızın bir ağırlığı var, ayakkabılar da zıt bir kuvvet yaratıyor. Balede nasıl ayak ucuna çıkmamızı sağlayan point ayakkabılar varsa, topuklu ayakkabılar da pole dance yaparken aynı işlevi görüyor.”

Eğitmen Ekser’in son olarak bu aktiviteyi yapmak isteyenlere küçük bir tavsiyesi var:

“Bazılarımızın balerin olmak, buz pateni yapmak gibi çocukluk hayalleri vardı. Benim hayallerimin önüne çok fazla engeller çıktı. Sonradan keşfettiğim pole, benim için ‘hiçbir şey için geç değil’in büyük bir kanıtı oldu. Bize çocukluk hayalimizi yeniden sunan bir tarafı var bu dansın. Eğer içinizde küçücük bir istek varsa o sesi dinleyip harekete geçin.”

Ekoloji politik yazılar üzerine

Doğayı, emeği, yaşamı korumak…

Hayatını, saydığımız meseleler üzerine mücadeleye adamış Beyza Üstün’ün kitabı, bu başlıkla İletişim Yayınları’ndan çıktı.

Beyza Hoca’yı Antalya’da uzun yıllar önce verdiği bir su konferansında tanımıştım. Bittiğinde iyi ki böyle bir insanı tanıma fırsatı buldum dediğim konferansta en dikkatimi çeken şey ise hocanın pet şişede suyu istemeyip matarasıyla kendi suyunu yanında taşıyor olmasıydı. İnsanın düşündüğü şeyi, hemen şimdi hayata geçirmesi konusunda özel bir hassasiyetim olduğu için bu durum minimal bir duyarlılık olarak görülse bile çok hoşuma gitmişti. Bunun plastiğin yarattığı doğa kirliliği dışında sağlıksız olduğunu da türlü sebeplerle bilen birisi olarak hep musluk suyunu tercih etmişimdir. Ayrıca belediyelerin asli görevi içilebilir nitelikte temiz su sağlamaktır. Yoksa yurttaşı ticari içerikli damacana suyuna yönlendirmek değil.

Beyza Hoca, kitapta Yunus Öztürk’ün dedesinden aktardığı bir anekdotla “Oğul iki taşın arasından akan suyu içebilirsin” mevzusuna ne diyorsunuz sorusuna şöyle cevap veriyor: “Çok doğru. O bambaşka bir şey. Pet şişelerde su diye içtiklerimiz, esasen su değil. Cidden değil, hidrojen ve oksijen iyonlarından oluşan sıvıdır. Menbaından getirilmiş durumda, içindeki bütün mineraller alınmış durumda, yani iki taşın arasından akan su bu değil….” [1] Yeri gelmişken kimi kentlerde belediyelerden sokakta su temin noktaları talep eden matara hareketinin varlığını da söyleyelim.

‘Sahaya inen’ akademisyen

Su meselesine oldukça politik bir yerden bakan Beyza Üstün, en önemli sorunumuzun HES’ler ve şişeleme su satışı aracılığıyla suyun özel şirketlerin kontrolüne geçtiği olgusuna dikkat çeker. Beyza Hoca bunu yaparken de akademik birikimini ve eylemci kimliğini müthiş bir şekilde birleştirir. Kanal İstanbul Projesi’nin ekosisteme vereceği zararı tüm yönleriyle ortaya koyması ve mücadelesini aktif bir şekilde yürütmesinden dolayı da şu an cezaevinde olduğu aşikardır. Beyza Hoca, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde verdiği özellikle su politikaları derslerinin yanında, yetişebildiği her yerde su hakkı mücadelelerinin içerisinde yer almıştır. Beyza Hoca için su konusu ekoloji sorununun en temel paydasıdır. O, gittiği her havzada suyun ve ekolojik mücadelenin hayati önemini erkeklerden çok daha iyi görüp eyleme geçen kadınlarla müthiş bir frekans yakalamıştır.

Ekoloji mücadelesine önemli bir entelektüel katkıda bulunmuştur hem de yerelle organik bağlar kurarak. Akademik camianın sahaya çok az indiği ülkemizde bunun önemi yadsınamaz boyuttadır. Kadın hareketi ile ekoloji mücadelesinin birbirinden etkileşimi ve beslenmesi konusunda Beyza Üstün’ün çabaları zengin bir deneyim yaratmıştır. İçerisinde yer aldığı Ekoloji Meclisi aracılığıyla “ Ekoloji mücadelesinin; antikapitalist, sınıfsal, kadın özgürlükçü, hiyerarşik olmayan, her bileşenin eşit hakkının olduğu yatay örgütlenmeye olan ihtiyacı olduğunu da ortaya çıkardı.” [2]

Kitapta yer alan ve suyun, enerjinin uluslararası plandaki kontrolüne yönelik projelerin dökümü, Türkiye’nin doğa tahribatında üstlendiği rol açısından çok dikkat çekici. Buna göre neredeyse el değmedik vadi kalmayacak. Sistemin buna dair savunusu gelişme, ekonomik büyüme ve istihdam üzerinden yapılırken en temel argümanı ekolojistlerin bunu istemediği üzerinden ortaya konulur. Bu çarpıtılmış tek yönlü aktarım çoğunlukla işçilerin ekoloji mücadelesi sonucu işsiz kalacağı gibi bir algıya sebep olur. Beyza Hoca özellikle 3.Havalimanı işçileriyle diyaloglarında bunun tersine çevrilmesinde büyük bir farkındalık yaratmış ve sempati kazanmıştır. Hoca kitabında 3.Havalimanı işçileriyle kurduğu ilişkiye özel bir önem atfetmektedir. Pandemiyle sermayenin “hız ortaklığı” ise genel olarak tüm sektörlerdeki işçilerin sömürüsünü katmerlendirmiştir.

Kitapta yer alan önemli bir başlık ise ekoloji aktivistlerinin ve mücadele içerisindeki yerel halkın baskı, tehdit ve kolluk güçlerinin zor kullanımı aracılığıyla sindirilmeye çalışılması olmuş. Ancak bu konuda gözden kaçan bir eksikliği belirtmek isterim. Birçok olay ve kişiye bu bağlamda yer verilirken Antalya’da taş ve mermer ocaklarına karşı mücadele verirken öldürülen sevgili Ali-Aysin Büyüknohutçu unutulmuş. Zira bu olay Türkiye’deki en büyük ekoloji aktivisti katliamıdır. Ve mayıs ayında dördüncü yılını dolduracak cinayet, her şey ortada olmasına rağmen halen aydınlatılmamıştır. Ayrıca Tanıl Bora’nın editörlüğünü yaptığı kitabın daha bütünleyici bir izleğinin olmasını beklerdim. Makaleler kendi içerisinde çok önemli ve iyi olmasına rağmen kitapta dağınık bir sunum göze çarpıyor.

Yazılarını ve çabalarını takdirle takip ettiğim Beyza Hoca’dan 2020 yazında, editörlüğünü yapacağım Doğu Batı Düşünce Dergisi’nin Ekolojik Kriz Son Dönemeç (95.sayısı)  için su politikalarıyla ilgili bir yazı istemiştim. Hoca seve seve yazacağını söylemişti ancak 25 Eylül 2020’de gözaltına alınıp sonra da tutuklandığı için başladığı yazısını tamamlayamadı. Derginin Kasım 2020’de yayınlanan ekolojinin alanına giren her türlü biyolojik ve toplumsal sorunu ele almaya çalışan sayısını Beyza Hoca’ya atfedip, en kısa sürede aramızda olmasını dileyerek bitirelim.

 

İklimi düzeltmek o kadar kolay mı? – Kenan Mortan

Bismark, “Politika, mümkün olabilecekler sanatıdır” der. Oysa, iklim olumsuzluklarını  yok etmekte engeller çok fazla…

Olumlu değişim için elektrikli otolardan yeni nesil aküye, lazer cihazlardan rüzgar enerjisine her türden  “Endüstri 4.0” türü yeni araç- gereçler ve yarı iletkenler  gerekiyor. Bunun için de global arz zincirinin  tıkır  tıkır işlemesi  gerek…

Oysa bu zincirin doğası ve kapsamı çoktan değişti.

Son bir yıl içinde, dünya genelinde 140 ürün için ticari kısıtlama kararı alındı. Ülkeler artık “az olanı” el altında tutuyor. Kendi kendine yeterlilik  ve  jeo-politik kaygılar ön planda.

Otomobil  firmaları yarı iletken bulamadığından ülke değiştirme telaşında.  Bir ilaç üreticisinin ortalama 5000 tedarikçisi varsa yarısı  “gardını almış boksör” konumunda ürün tedariğini geciktiriyorlar.

Çin’in ‘özgüven zehirlenmesi’

180 nadir metalde bir  dünya tekeli olan Çin “Çift Döngü İlkesi”ni uygulamaya başladı, bunun anlamı “Önce kendi ihtiyacımı karşılayacağım!”dır. ABD, Şubat ayında  100 günlük bir arz güvenliği seferberliği ilan etti. AB, yaşamsal  ürünlerin üretiminde  yeni bir bir destekleme programı  yürütüyor.

Ama Çin, hammadde tekeli nedeniyle ürün üretimi konusunda çok önde…

Tam bir “kibir/özgüven zehirlenmesi” (hubris hali) yaşayan Çin, hem AB, hem de ABD‘yi çok yakında dize getireceğine inanıyor. Uluslarararası kurallara uymadan da yol alacağına inancı tam. Çok taraflı işbirliği ve “demokratik değerler” bu ülke için beyhude kavramlar.

İşin bir de insan hakları boyutu var: Demokratik  Kongo Cumhuriyeti bir kobalt zengini. Bu maden, yarı iletkenlerin  üretiminde hayati.  Bu ülkedeki madeni Çin, ‘’kaçakçılık sektörü’’ ile çıkarıyor. Çocuk işçi ve mahkum kullanan sektörün en büyük müşterisi ise Apple ve Tesla. Onlara sorulduğunda “Bu işin denetimi bize ait değil” diyerek yap çiziyorlar, buna “Hulahup  Çemberi Kıvırtması” adı veriliyor.

Emisyonun yüzde 40’ı yatırım gerekmeden önlenebilir

Benzeri bir çıkmaz  olay metan gazı salımında yaşanıyor. Hayvansal atıklar, kömür yatakları, petrol boru hattı sızdırmaları, pirinç yetiştiriciliği… Bunların hemen hepsi  metan gazı emisyonu yaratıyor. Metan gazı emisyonunun yüzde 60‘ı insan faaliyetinin ürünü. Dr. Fatih Birol‘un başkanlığında çok farklı  ve iyi işler çıkaran merkezi Paris’teki  Uluslararası  Enerji Ajansı,  bu emisyonun yüzde 40’ının bir yatırım gerektirmeden önlenebileceğini  belgeliyor.

Bütün bunlar, önümüzdeki 60 ayın iyileştirilmiş bir uluslararası işbirliğinden çok, jeo-stratejik kaygılar ve dünyaya egemen olma tasası ışığında şekilleneceğini gösteriyor. Önlemek  kuşkusuz  mümkün, ama bunun dünya ailesine “sağduyu” gerek, o da ufukta pek  görünmüyor.

İnsani ve insan için adımlar çok zor atılıyor ve en azından  zaman gerektiriyor.

İspanyol diktatör  Franko,  İspanya’yı  39 yıl  astı / kesti / yok etti. Ama iktidardan indirildikten sonra aynı  Franko’nun  heykellerinin  yıkılması için  tam  tamına  46 yıl gerekti. Sonuncu Franko  heykeli, ancak 2021  Şubat’ında imha edildi.

‘’Uzun İnce Bir Yoldayım / Gidiyorum Gündüz Gece” diyen Aşık Veysel’e hak vermemek mümkün mü ?

Piyasayı felç eden çek kararının ardından Bakanlık geri adım attı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu‘nda kabul edilen ve 30 Nisan-31 Mayıs tarihlerine denk gelen çeklerin ibrazını 1 Haziran sonrasına erteleyen düzenleme piyasayı altüst etti. Bu altüst oluşun ardından Bakanlık, geri adım attı.

Aynı düzenlemeyle, 30 Nisan-31 Mayıs tarihlerinde vadesi gelen kambiyo senedine dayalı alacaklar hakkında icra ve iflas takibi başlatılamayacak, başlamış olanlar da durdurulacaktı.

Şikayetler geldi

Ancak, söz konusu bu düzenleme piyasada ödeme zincirinde sorun oluşturdu.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda, çeklerin tahsil edilemediği şikayetlerinin geldiği, sorunun acilen çözülmesi gerektiğini dile getirmişti:

Dün yapılan çek düzenlemesi ile ilgili karşılığı olan çeklerin de tahsil edilemediği şikayetleri geliyor. Karşılığı olan çeklerin ödenmemesi bütün sistemi kilitliyor. Bu sorunun acilen çözülmesini, tüm iş dünyamız adına talep ediyoruz.”

‘Çek skandalı yarattılar’

Ekonomi yazarı Uğur Gürses de, piyasalarda yaşanan soruna dikkat çekmiş ve çek skandalı yaşandığını ifade etmişti:

Popülizm yapalım derken çek skandalı yarattılar. Gece yarısı 10 milletvekili sonuçlarını düşünmeden teklif verip yasa maddesi geçirdi. Mali sistemi-ödemeleri bloke ettiler. Çeki keşide eden bile ödeyemez durumda.”

Tahsilata tekrar başlandı

İş dünyasından gelen tepkiler ve piyasada ödeme zincirinde yaşanan sorunlar nedeniyle Ticaret Bakanlığı konuyla ilgili bir açıklama yaparak, karşılığı olan çeklerin tahsilatına tekrar başlandığını duyurdu:

İbraz süresinin son günü 30/4/2021 ila 31/5/2021 tarihleri arasına isabet eden çeklerin belirtilen tarihler arasında bankaya ibrazı halinde çek hesabı sahibinin hesabında çekin karşılığının bulunması kaydıyla çekin ödenmesi, aksi takdirde 1/6/2021 tarihinden önce karşılıksızdır işlemi yapılmaması gerekmektedir. Bu hususta oluşan tereddütleri gidermek ve uygulama birliğini sağlamak üzere ilgili kurumlara bildirim yapılmıştır.”

Resmi Gazete’de tebliğ yayımlandı

Ticaret Bakanlığı, konuyla ilgili Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yer alan bir tebliğ de yayımladı:

a) İbraz süresinin son günü, 30/4/2021 ila 31/5/2021 tarihleri arasına isabet eden çeklerin, belirtilen tarihler arasında bankaya ibraz edilmesi halinde, çek hesabı sahibinin hesabında çekin karşılığının bulunması kaydıyla çek bedelinin ödenmesi gerekmektedir.

b) İbraz süresinin son günü, 30/4/2021 ila 31/5/2021 tarihleri arasına isabet eden çeklerin, belirtilen tarihler arasında bankaya ibraz edilmesi ve çek hesabı sahibinin hesabında çekin karşılığının bulunmaması halinde, 1/6/2021 tarihinden önce 5941 sayılı Çek Kanunu kapsamında karşılıksızdır işlemi yapılmayacaktır. 1/6/2021 tarihinden sonra ise söz konusu çeklerle ilgili gerekli işlemler yapılabilecektir.”

Osman Kavala davası: Kavala ve avukatlarının beraat talebi reddedildi

Hak savunucusu ve iş insanı Osman Kavala‘nın tutukluluk incelemesi dün duruşmalı olarak İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gerçekleştirildi.

Kavala’nın ve avukatlarının beraat talebi yine reddedildi.

Kavala’nın tutukluluğunun incelenmesinin bugün yapılması gerekiyordu. Ancak, tam kapanma tedbirleri kapsamında duruşma dün yapıldı.

Mahkeme heyeti, tahliye talebini reddetti

DHA‘da yer alan habere göre, Osman Kavala, duruşmaya tutuklu bulunduğu Silivri 1 No’lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumu‘ndan Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yöntemiyle katıldı.

Duruşmada, Kavala’nın avukatları İlkan Koyuncu, Köksal Bayraktar ve Tolga Aytöre hazır bulundu.

Kavala ve avukatlarının tahliye kararı verilmesi talebini mahkeme heyeti, “Suçun vasıf ve niteliği, yargılamanın geldiği aşama, müsnet suçlara ilişkin kuvvetli suç şüphesini gösterir somut delilleri bulunması, yasada öngörülen cezanın üst sınırı ve adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı” gerekçeleriyle reddetti ve Osman Kavala’nın tutukluğunun devam etmesine karar verdi.

Tutukluluğun devamına bir hakimden karşı oy

Kavala’nın tutukluluk halinin devamı yönünde karara bir üye hakim karşı oy kullandı.

Hakim, karşı oy gerekçesinde “Osman Kavala hakkında suç vasfının değişme ihtimali, savunmasının alınmış olması, delillerin büyük ölçüde toplanmış olması ve tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak adli kontrol tedbirleriyle yeterli ve etkin denetim sağlanabileceğini” ifade etti.

Bunun yanında hakim, Kavala hakkında “Yurt dışına çıkamamak, iki gün en yakın polis merkezine müracaat etmek ve İstanbul’u terk etmemek” şeklinde adli kontrol tedbirleriyle tahliye kararı verilmesi görüşünde olduğunu belirttiğini, ancak çoğunluğun görüşüne uymadığını kaydetti.

Davalar birleştirilmişti

Kavala, İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin “Anayasa’yı ihlal” ve “Devletin gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme” suçlarından yargılandığı sırada mahkeme, davanın istinaf mahkemesince beraat kararları bozulan İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki Gezi Parkı Davası ile birleştirilmesine karar vermişti.

Osman Kavala’nın Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’na bireysel başvurusunu reddedilmişti.

LGBTİ+ sanatçıların bir araya gelebileceği KA-Kuir Ağ Platformu açıldı

Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği tarafından hayata geçirilen kuir film festivalinin bünyesi altında LGBTİ+’ların ve kuir sanatla uğraşanların bir araya gelebilmesi, dayanışması için KA-Kuir Ağ Platformu açıldı.

Platformun sitesine buradan ulaşılabiliyor.

‘Destek ve dayanışma platformu’

Dernek tarafından yapılan açıklamada, platformla ilgili şu bilgilere yer verildi:

KuirFest bünyesi altında lubunyaların ve kuir sanatla uğraşan öznelerin bir araya gelebileceği, dayanışacağı ve bilgi aktarımı yapacakları yeni KA – Kuir Ağ platformu açıldı! www.kuirfestka.org adresinden ulaşılabilecek site, büyük veri şirketlerinin kişisel verilere aç gözlerinden uzak, kar amacı gütmeyen bir destek ve dayanışma platformudur, yaşadığımız coğrafyada pandemi nedeniyle uzak kalmış kuir sanatçıları bir araya getirmek ve birlikteliğimizin arasına mesafeler girmesin diye sanat ile uğraşan, uğraşmak isteyen, öğrenmek ve bilgi paylaşmak, tecrübe aktarmak isteyen her LGBTİ+’ya açıktır!”

‘Güvenli bir dayanışma platformu’

Açıklamada, sadece salgın döneminde değil, gelecekte benzer engelleyici durumların yaşanması halinde de dayanışmak ve bir araya gelebilmek için oluşturulan Kuir Sanatçılar Dayanışma Ağı‘nın çözüm olacağı kaydedildi:

Özellikle pandeminin etkilemiş olduğu kuir hayat, yalnız sosyalleşme değil aynı zamanda kendi içerisinden bir iş ağı, dayanışma ağı ve sözlü bilgi aktarımı üstünden tecrübelerin paylaşıldığı, LGBTİ+ komünitesinin can damarlarından bir tanesidir. KA, yalnız COVID-19 pandemisi değil, gelecekte de benzer engelleyici durumlara karşı bir önlem ve çözüm olacaktır.

Kuir Ağ, yani tam adıyla Kuir Sanatçılar Dayanışma Ağı, özel bilgilerimizi toplayıp bunları kullanıcılarını fişlemek için kullanan ve nefrete maruz kalındığında da kılını kıpırdatmayan ‘büyük veri şirketlerine’ karşı lubunya dostu, güvenli bir dayanışma ve networking platformu olarak hizmetinizdedir.”

İlk etkinlik bugün

Platformun sitesiyle ilgili yapılan açıklamada, sanat projeleriyle ve bununla ilgili desteklerle ilgili ilanların yanında, kuir öznelerin yan yana gelebileceği çevrimiçi buluşmaların yapılacağı, video eğitimlerin gerçekleşeceği ve makalelerin yayınlanacağı da ifade edildi.

İlk etkinlik, 30 Nisan Saat 16.00’da İlker Hepkaner ile “ABD’de Yüksek Lisans ve Doktora Başvurularında Nelere Dikkat Etmek Gerekir?” konulu zoom üzerinden yapılacak çevrimiçi buluşma olacak.

Siteye kayıt olarak, etkinliğin linkine ulaşabilirsiniz.

[Kadın aktivistler konuşuyor-5] Gülşah Gözek: Kadınlar ekolojik mücadelenin ön saflarında

Yeşil Gazete olarak kadın ekoloji ve iklim aktivistleriyle konuşmak, hikayelerini anlamak, ama asıl olarak birer kadın aktivist olarak yaşadıklarını, erkeklerle çalışma pratiklerini, kadın aktivist olmanın avantaj ve dezavantajlarını öğrenmek amacıyla hazırladığımız “Kadın aktivistler konuşuyor” serimizin beşinci konuğu Greenpeace‘ten Gülşah Gözek.

Çocukluğunda maruz kaldığı imajların aktivist olmasında büyük payı olduğunu anlatan Gözek, doğanın yok edilmesinin temelinde ataerkil modernleşmenin beraberinde getirdiği kalkınma süreçlerinin olduğuna dikkat çekiyor ve çevre mücadelesinde kadınların ön saflarda yer almasının kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor.

Maden karşıtı mücadelenin simge ismi Erzade Yalçıntaş yaşamını yitirdi

Artvin Cerattepe‘de verilen maden karşıtı mücadelenin simge isimlerinden Erzade Yalçıntaş yaşamını yitirdi. Yalçıntaş, hayatını kaybettiğinde 98 yaşındaydı.

Ölüm haberini duyuran Yeşil Artvin DerneğiMadene karşı yaşam mücadelesinin bayrak isimlerinden Erzade Yalçıntaş ninemizi kaybettik. Üzüntümüzü ifade edecek kelime bulamıyoruz. Artvin doğasını anlatırken kutsal bir mekanı anlatır gibiydi” ifadelerini kullandı. 

Açıklamanın devamında “Seni asla unutmayacağız, mücadelemizin her anında senin güzel yüzün hatırımızda olarak ilham almaya devam edeceğiz. Ruhun şad mekanın cennet olsun” denildi.

Karadeniz İsyandadır hesabı tarafından yapılan paylaşımda ise “Artvin Cerattepe maden karşıtı mücadelesinin sembol isimlerinden olan Erzade ninemizi kaybettik” denildi. 

Baş sağlığı dilenen açıklamada “Erzade Nine, Cerattepe bilirkişi keşfinde heyete yaklaşıp ‘Para gider, altın gider, her şey gider. Geriye buralar kalır, doğa kalır’ demişti” ifadeleri yer aldı. 

Gazeteci Pelin Cengiz de “Cerattepe direnişinin simge isimlerinden Erzade Teyze’yi kaybetmişiz, çok üzüldüm. Artvin’de kendisiyle sohbetimizde, ‘ömrüm oldukça mücadelemi sürdüreceğim’ diyerek herkese umut vermişti. Bütün direnenlerin başı sağolsun” paylaşımını yaptı

Gazeteci Özer Akdemir ise kendisinin çektiği bir fotoğrafı paylaşarak “Beş yıl önce bu fotoğrafı çektiğimde yaşı 90’ın üzerindeydi Erzade Yalçıntaş’ın. Direnmenin yaşının olmadığının örneğiydi. Son nefesine kadar Cerattepe mücadelesinden vazgeçmeyen Erzade ninemiz bugün yaşamını yitirdi. Doğanın koynunda rahat uyusun!” dedi.