Ana Sayfa Blog Sayfa 1516

Zooloji uzmanı uyardı: İstilacı çekirgeler Türkiye’ye geçebilir

Dicle Üniversitesi Zooloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Satar, Suriye‘nin başkenti Şam‘ı istila eden çöl çekirgeleriyle mücadele edilmediği takdirde, Türkiye’ye gelme olasılıkları olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Satar, çöl çekirgelerinin güney rüzgarlarıyla Suudi Arabistan‘dan Irak‘a, oradan da Suriye‘ye geçtiğini söyledi.

Çöl çekirgelerinin normal güzergahlarının Suudi Arabistan, İran’dan sonra  Pakistan, Hindistan ve Çin olduğunu belirten Satar, şu an görülen bölgelerde beklenmediklerini söyledi.

‘Hava değişimiyle taşınabilir’

Prof. Dr. Ali Satar, Suriye’deki çekirgelerin hava değişimiyle Türkiye’ye ulaşabileceğini ifade ederek, “Buraya gelmez diyoruz ama böyle hava olaylarının değişimiyle taşınma olasılığı var. Eğer orada mücadele yapılmazsa tabi ki alana yayılacaktır, yer bulacaktır. Oradan da sürülerin oluşması beklenir. Ülkemiz için şu an için çok büyük bir tehlike olduğunu düşünmüyorum ama bunların gözlemlenmesi lazım” dedi.

Alanlarda artış varsa öncelikli olarak biyolojik mücadele önerdiklerini dile getiren Satar, DHA’ya yaptığı açıklamada “Daha sonra ilaç mücadelesi olması lazım ama çöl çekirgelerinde böyle bir durum olmuyor. Bir anda milyonlarca, milyarlarca çekirge bir anda bir yerlere ulaşabiliyor. Şu an için böyle bir şey söz konusu değil. Küçük bir grup olduğu söyleniyor. Dolayısıyla bizim her zaman tetikte olmamız lazım” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: DHA

‘Dikkatli olmamız lazım’

Çöl çekirgeleriyle Suudi Arabistan’da çok iyi mücadele edildiğini aktaran Prof. Dr. Satar, “Ama tabi uzak bölgelerde mücadele edilmediği için oradan Irak’a, Irak’tan da geç haber verildiği için Suriye’ye geçmiş. Orada da bir mücadele edilmezse, bu sene olmazsa bir sonraki seneye ya da farklı zamanlarda bize yakın gelme olasılığı da var” dedi.

Dikkatli olunması gerektiğini belirten Satar, “Bu yüzden bizim çok dikkatli olmamız lazım. Bize çok iş düşüyor. Alanlara inmemiz lazım. Sürekli kontrollerin yapılması lazım. Özellikle sınır bölgelerimizde olan iller için söylüyorum. Hatay‘da da vardı. Hatay’da farklı bir çekirge türü vardı. Bu sene oraya da çok dikkat edilmesi lazım” yorumunu yaptı.

‘Bir aradayken saldırganlar’

Prof. Dr. Satar, Mardin’de de yakın zamanda bazı farklı çekirge türlerini gördüklerini dile getirerek, şunları söyledi:

Bunlarla bağlantılı, buna benzer ama teyit etmem lazım. Onları bir incelemek lazım. Asistanım oradan bir fotoğraf gönderdi. Ben onları da inceleyeceğim. Çöl çekirgelerine benziyor ama normalde bunlar göçe girdikleri zaman renkleri değişiyor, saldırganlaşıyorlar. Bir araya geldiklerinde agresif bir yapıları oluşuyor. Her şeye saldırabiliyorlar. İnşallah bizim ülkemize gelmezler. Bunlar gerçekten çok tehlikeli. Tek de gelmiş olabilirler. Asistanım getirecek ondan sonra bakacağım. Tarımla uğraşanların dikkatli olması lazım. Çok fazla hareketlilik gördükleri zaman bildirmeleri lazım. İlaçlama çok önermiyoruz.”

AKP döneminde Hatay yüzölçümünün 15 katı tarım alanı yok edildi

TBMM Küresel İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu toplantısının son oturumunda tarım alanında yaşananlar konuşuldu.

Tarım alanlarındaki küçülmeyi ortaya koyan verilere göre 2001 yılında 26 milyon 350 bin hektar olan tarım alanı 2020 yılında 23 milyon 137 bin hektara kadar geriledi. Tarım alanlarında 19 yılda yaşanan kayıp yüzde 12 oldu.

Birgün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre 2001-2020 yılları arasında yok edilen tarım arazisi büyüklüğü Hatay’ın yüzölçümünün 15 katına denk geliyor.

Çiftçi sayısında büyük düşüş

2011 yılında Türkiye’de, 68 milyar dolar olarak gerçekleşen tarımsal hasıla 47 milyar dolara kadar düştü. Tarımsal destek kapsamında, 2021 yılında ayrılan 24 milyar TL’lik pay, 2020 yılına kıyasla yalnızca yüzde 9 arttı.

Çiftçi sayısındaki düşüş de dikkati çekti. 2020 ve 2021 yılları verileri henüz paylaşılmazken 2013 yılında 60 bin olan çiftçi sayısı 2019 yılında 53 bin olarak kayıtlara geçti.

‘İyi tarım desteklenmedi’

2012 yılında 1 milyon 750 bin ton hasılat toplanan organik tarımda 2019 yılında 1 milyon 374 bin ton hasılat toplanabildi. Türkiye’deki tarımsal üretimin yüzde 1,7’sinin organik tarım olduğunun altını çizen CHP Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, AB’nin bu alandaki hedefinin ise yüzde 45 olduğunu anımsattı:

Sunumda bir 14 bin üretici sayısı var. Bu 2020 sayısı mı? Eğer bu sayı 2020 sayısı ise 14 bin, 2019 rakamının 61 bin 894 olduğunu düşünürsek yani yaklaşık dörtte birine kadar düşmüş durumda. Şimdi, iyi tarımın ne kadar önemli olduğunu buraya gelen herkes anlattı fakat burada çok trajik bir düşüş var. Bunun sebebinin destekleme politikasından kaynaklandığını görmekteyim çünkü ben de bir iyi tarım uygulaması yapan ziraatçiyim. Yıllar içerisinde baktığımız zaman iyi tarım uygulamalarında dekar başına verilen desteklemenin azaldığını görmekteyiz ne yazık ki.”

 

Greenpeace Akdeniz: Okul bölgelerinde hava kirliliği sınırın iki kat üzerinde

Greenpeace Akdeniz, “Okul bölgelerindeki hava kirliliği alarm veriyor” başlığıyla yayımladığı raporda, İstanbul’da dört okul bölgesinde gerçekleştirilen hava kalitesi ölçüm sonuçlarını ortaya koydu.

Rapora göre, hava kirliliğinin boyutları çocukların sağlığını tehdit edecek seviyede.

‘Partikül madde sınır değerlerinin çok üzerinde’

Raporda, İstanbul Alibeyköy, Ataşehir, Esenyurt ve Ümraniye‘de yedi okulu kapsayacak şekilde yapılan ölçümlerde partikül maddenin sınır değerlerinin çok üstünde olduğunun görüldüğü kaydedildi:

Şubat-Mart 2020 döneminde; İstanbul’da Alibeyköy, Ataşehir, Esenyurt ve Ümraniye’de 7 okulu kapsayacak şekilde gerçekleştirilen ölçümlerde havayı kirleten maddelerin başında gelen, bir saç telinin 30’da biri kadar olan, gözle görülemeyen Partikül Madde (PM) 2.5’un sınır değerlerin kat ve kat üzerinde olduğu görüldü.”

‘Günlük limit değer aşıldı’

Ölçüm sonuçlarına göre, dört ilçede de Dünya Sağlık Örgütü‘nün (DSÖ) belirlediği günlük limit değerin aşıldığı tespit edildi:

Ataşehir’de 30 günlük ölçümün 27’sinde Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) belirlediği günlük limit değer aşıldı. Bu bölgede gözlemlenen en yüksek Partikül Madde (PM) 2.5 yoğunluğu 52,5 mikrogramdı. Bu değer DSÖ’nün belirlediği günlük limit değerin iki katından fazla.

Ümraniye’de de 1 aylık ölçümün 23 gününde DSÖ tarafından belirlenen günlük limit değer aşıldı. Bu bölgede de ölçülen en yüksek değer 52 mikrogram ile günlük limit değerin iki katından fazlaydı.

Esenyurt’ta 30 günlük ölçümün 20 gününde DSÖ limit değerlerinin aşıldığı görüldü. Bölgede gözlemlenen en yüksek PM2.5 değeri 48,732 mikrogramla günlük limit değerin neredeyse iki katıydı.

Alibeyköy’de 30 günün 18’inde DSÖ’nün belirlediği günlük limit değer aşıldı. Ölçülen maksimum PM2.5 kirliliği 45,832 mikrogramla neredeyse günlük limit değerin iki katıydı.”

‘Çocuklar, hava kirliliğine karşı daha kırılgan’

Ölçüm sonuçlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Gökhan Ersoy, çocukların hava kirliliğinin etkilerine karşı daha fazla kırılgan olduğunu hatırlatıp, şu açıklamalarda bulundu:

Okul yolunda, parkta ya da işe giderken, aldığınız her nefeste, siz hiç farketmeden görünmez bir tehlike olan PM2.5 sessiz sakin yaşamınızdan yıllarınızı çalıyor. Çocuk yaşta düzenli olarak hava kirliliğine maruz kaldığınızda, ilerleyen yıllarda olumsuz etkilerini tecrübe etmeniz kaçınılmaz bir son. Çünkü çocuklar hava kirliliğinin etkilerine karşı daha kırılgandırlar.

Yapılan araştırmalara göre, yetişkinlerden daha hızlı nefes alan ve metabolik hızları daha yüksek olan çocukların kilogram başına oksijen tüketimleri, buna bağlı olarak da hava kirleticilerine maruziyetleri daha fazladır. Ella adında 9 yaşındaki kız çocuğunun, 2013 yılında İngiltere’de hava kirliliğinin neden olduğu sağlık sorunları nedeni ile hayatını kaybetmesi de çocuklar için hava kirliliğinin nasıl büyük bir risk olduğunu tekrar gözler önüne serdi.”

‘Limit belirlenmeli’

Gökhan Ersoy, çocukların okula geri döndükleri zaman güvenli nefes alabilmeleri için partikül madde kirliliğine limit belirlenmesi ve kirliliğin yüksek olduğu okulların koruma bölgesi ilan edilmesi gerektiğine işaret etti:

Ella’nın yaşamına mal olan nedenlerden bir tanesi DSÖ’nün belirlediği limitlerin üstünde hava kirliliğine maruz kalmasıydı. Bizim Alibeyköy, Esenyurt, Ümraniye ve Ataşehir’de gerçekleştirdiğimiz PM2.5 ölçümleri aynı tehditin İstanbul’daki çocuklar için de oldukça yüksek olduğunu gösteriyor. Çocuklarımız okullarına döndüğünde güvenli bir nefes alabilmeleri adına artık PM2.5’a bir limit değer belirlemenin ve bu limitlere referansla partikül madde kirliliğin yüksek olduğu okulları koruma bölgesi ilan etmenin zamanı geldi.”

Greenpeace tarafından 2020’de gerçekleştirilen modellemede, Türkiye’deki PM2.5’un aynı zamanda çocukluk çağı astımı ile bağlantılı olduğunu, fosil yakıt kaynaklı PM2.5 maruziyetine atfedilebilen tahmini 30 bin acil servis ziyareti gerçekleştirildiğini ortaya çıkarmıştı.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

ÇHD Emniyet genelgesini ifşa etti: Eylemde ses ve görüntü alınmasını engelleyin

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün eylemler sırasında ses ve görüntü alınmasını yasaklayan genelgesini ifşa etti.

Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş‘ın imzasıyla yayınlanan genelgede eylemler sırasında polislerin görüntülerini ya da seslerini kaydeden kişilerin engellenmesi ve haklarında adli işlem yapılması talimatı verildi.

Genelgede, görevli polislerin ve sivillerin ses ve görüntü kayıtlarının sosyal medyada paylaşılmasının, “özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği” savunuldu.

‘Adli işlem yapılsın’

Yayınlanan bu tür görüntülerin olayı her zaman tüm yönleriyle yansıtmayabileceği belirtilen genelgede “Bu durum personelimizi etkilediği kadar teşkilatımız açısından da kamuoyunda yanlış değerlendirmelere sebebiyet vermektedir” denildi ve şu ifadeler kullanıldı:

Bu nedenle; personelimizin görevini ifa ederken bu tür ses ve görüntü alınmasına tevessül edecek davranışlara fırsat vermemeleri, eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellemeleri, kanuni şartları oluştuğunda adli işlem yapmaları gerektiği hususlarında tüm personelimizin bilgilendirilmesini önemle rica ederim.”

‘İşkence yapmak göreviniz değil suç’

ÇHD İstanbul Şubesi’nden yapılan açıklamada “İçişleri Bakanlığı’ndan 1 Mayıs öncesi personelini garantiye alma genelgesi. Personeliniz görevini ifa ederken işkence yaparsa kayıt da alınır, delil de toplanır. Çünkü tekrarla, işkence yapmak görev sınırlarınızda değil, suçtur!” denildi.

İzmir’de dün düzenlenen 1 Mayıs eyleminde polisin gözaltına aldığı bir kişinin boynuna nefes almasını engelleyecek biçimde diziyle bastırdığı fotoğrafı paylaşan Şube, “Genelgede yer alan, korunmak istenen “personel” tam olarak buradaki personeldir. Görüldüğünde ses ve görüntü kaydı alınması gerekir” dedi.

‘Alkol satış yasağı hukuki ya da fiili olarak uygulanamaz’

Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, herhangi bir genelgede yazmamasına rağmen tam kapanma döneminde fiili olarak uygulanmaya çalışılan alkollü içki satış yasağının kaldırıldığını duyurdu.

Öte yandan Avukat Ali Gül ise Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada birçok markete kolluk kuvvetlerinin gelerek marketlerde içki satışı yapılmaması gerektiğini söyleyerek marketleri ceza kesmek ile tehdit ettiğini söyledi.

‘Hukuki hiçbir dayanağı yok’

Alkol yasağı ile ilgili hukuki hiçbir dayanak olmadığını belirten Avukat Gül, “Ortada bir yasak yok. Genelgede yazmıyor. Sadece İçişleri Bakanı’nın yarım yamalak bir sözü var. Fiili olarak yasak getirmeye çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.

Avukat Gül, özellikle küçük yerleşim yerlerinde marketlere gelen kişilerin Kaymakamlık kararını gerekçe göstererek ‘İçki satamazsınız, ceza keseriz’ dediklerini aktardı.

Fiilen böyle bir yasağın uygulanamayacağına dikkat çeken Gül, “İşletmeler satış yapmak ile yükümlü. Ceza tehdidiyle karşılaştıklarında tutanak tutturmaları gerekiyor” bilgisini paylaştı.

‘Anayasa’ya aykırı olur’

Pandemi gerekçe gösterilerek içki satışının hukuki olarak yasaklanmasının da mümkün olmadığını dile getiren Gül, “Bu temel hak ve hürriyetler kapsamında. Market zincirlerinin ve marketlerin alkol satma hürriyeti, vatandaşların da alma hakkı var. İl Hıfzısıhha Kurulu kararıyla böyle bir yasak getirilemez” dedi.

İçki satışının ancak kanun ile sınırlanabileceğini belirten Gül, “Bu da Anayasa’ya aykırı olurdu” ifadelerine yer verdi. Bu sebeple hukuki değil fiili bir yasak getirmeye çalıştıklarını belirten Gül, “Çünkü karar çıkarsa dava açılacak, bunu biliyorlar” yorumunu yaptı.

‘Yurtdışında benzer bir uygulama söz konusu değil’

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu uygulanmaya çalışılan fiili yasak için Avrupa ülkelerinde de alkol satışına sınırlama getirmesini gerekçe göstermişti. Böyle bir durumun söz konusu olmadığını belirten Avukat Gül şu ifadelere yer verdi:

Yurtdışında alkol yasağı değil sınırlaması var. Onda da kamusal alanda tüketimin sınırlanması söz konusu. Yani pandemi ile ilişkili kurulabilir. Ancak Türkiye’de tamamen satışı yasaklanmak isteniyor.  Bizde zaten mekanlar kapalı. Bu atıflar hükümetin her zaman yaptığı gibi galakside başka bir yer bulup onu örnek göstermeye çalışmasından farklı değil.

Vatandaşlar ne yapmalı?

Avukat Ali Gül, vatandaşların bu süreç boyunca alkol yasağının olmadığını bilmesinin ve haklarının farkında olmasının önemli olduğunu söyledi.

Yaptığı açıklamada “Vatandaşlara tavsiyemiz içki almaları engellendiğinde tutanak tutturmaları. Bu tutanaklarla daha sonra toplu bir dava açabiliriz” ifadelerini kullandı.

Koray Doğan Urbarlı: ‘Hükümet insanların ne içeceğine karışamaz’

Uygulanmaya çalışılan alkollü içki satışı yasağı ile ilgili görüşlerini Yeşil Gazete ile paylaşan Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı ise “Bir hükümetin insanların ne içip ne içmeyeceğine, ne giyeceğine ve kimi sevip sevemeyeceğine karışması mümkün değil” yorumunu yaptı.

Bunu en iyi AKP hükümetinin bilmesi gerektiğini söyleyen Urbarlı, “AKP geçmişte bu tarz yasaklara karşı mücadele ederek iktidara geldi. Ancak yönetime geldikleri gibi kendi ideolojik aygıtlarını dayatmaya çalıştılar” dedi.

‘AKP’nin ideolojik gömleği halka dar geliyor’

“AKP’nin bu ideolojik gömleği halka dar geliyor” ifadelerini kullanan Urbarlı, “Bu yasak ile içki içen bir grup kişiyi yaftalayabileceklerini düşünürlerken karşısında kendi tabanını ve esnafı da buldu” diye konuştu.

Türkiye’nin yardımsız tam kapanma ilan edilmesi, aşı skandalları gibi bir sürü problemi varken insanların içkisiyle uğraşmasının tepki topladığını dile getiren Urbarlı, “Toplumun büyük kesimi ekonomik olarak da kötü sonuçları olacak bu yasağa karşı bir araya geldi” dedi.

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken’in içki yasağını tanımayacaklarına dair açıklamasına dikkat çeken Urbarlı, “Bu açıklama tarihe geçmesi gereken, AKP’nin kendi tabanıyla zıtlaştığını gösteren bir açıklama” değerlendirmesini yaptı.

‘Turistler de içkinin yasak olduğu ülkeye gelmez’

Tam kapanmanın turizm için yapıldığına dair birçok yorumun bulunduğunu hatırlatan Urbarlı, “Eğer turizm için yaptılarsa düşünemedikleri şey şu oldu: Turistler içkinin yasak olduğu bir ülkeye gelmez. Onun yerine Yunanistan ve Kıbrıs gibi ülkelere gider” dedi.

Yurtdışı basınında yer alan birçok haberde insanların rezervasyonlarını iptal ettiğine dair bilgiler geçildiğini belirten Urbarlı, “Türkiye’nin turizm imajını da kötü etkilediğini düşünmeleri gerekiyor. Ekonomik sonucunu düşünmeliler” ifadelerini kullandı.

 

 

Yeşil İyileşme Takipçisi: İyileşmenin yeşil unsurları var, ancak tam bir yeşil iyileşme değil

Wuppertal Enstitüsü, E3G ve ulusal uzmanların ortaklığında hayata geçirilen “Yeşil İyileşme Takipçisi“, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Yeşil İyileşme Planları‘nı değerlendirdi.

30 Nisan, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin 672,5 milyar Euroluk İyileştirme ve Dayanıklılık Tesisi (Recovery and Resilience Facility) kapsamında sunulacak fonlarına erişim sağlayabilmesi için İyileştirme ve Dayanıklılık Planları’nı Komisyona sunmalarının resmi olarak son tarihi.

2020 yılının yaz aylarında AB liderleri, harcamaların en az  yüzde 37’sinin iklim hedeflerini desteklemek üzere kullanılmasını, kalan harcamaların ise iklime “önemli ölçüde zarar vermeyecek” şekilde yapılmasını taahhüt etmiş ve planların yeşil dönüşümü desteklemesi gerekliliğinde uzlaşıya varmışlardı.

‘Yeşil harcamaların payı yüzde 24’

14 iyileşme planı ve ekonomik kurtarma paketinin değerlendirildiği analize göre, AB kurtarma önlemlerinde yeşil harcamaların payının yalnız yüzde 24 olduğu açıklandı:

Toplamı 422 milyar Euro olan iyileşme önlemlerinin yalnızca 68 milyar Euro’luk kısmı tamamen yeşil dönüşümü desteklemek üzere gerçekleştirilecek faaliyetlere ayrılıyor. Günümüzde en az sekiz ülkenin planı, paketlerin en az yüzde 37’lik bölümünün yeşil iyileşmeye ayrılması kriterini karşılamıyor. İlk genel değerlendirme, İspanya (%31), Finlandiya (%42) ve Slovakya (%30) tarafından sunulan planların, yeşil harcama payında diğer ülkelere göre daha iyi performans gösterdiğini ortaya koyuyor. Polonya (%18), Portekiz (%19) ve Slovenya (%5) ise düşük performans gösteren ülkeler arasında yer alıyor.”

‘Sınırlı bir iyileşme’

Değerlendirmede, AB ülkelerinin yenilenebilir enerji kaynakları, temiz ulaşım çözümlerini hayata geçirme fırsatını kullandıklarını ancak bu yatırımların sınırlı bir iyileşmenin ötesine çok fazla geçmediğinin görüldüğü belirtildi:

AB üye ülkelerinin enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynakları ve temiz ulaşım çözümlerinde oldukça ihtiyaç duyulan yatırımları hayata geçirme fırsatını kullandıkları görülüyor. Ancak bu yatırımların, sınırlı bir iyileştirmenin ötesine geçtiği durumlar nadiren görülüyor.

Örneğin, Çekya ve Polonya gibi birçok ülkenin kurtarma planı, AB’nin iklim hedefleriyle uyumlu olmayan ulusal enerji ve iklim planına dayanıyor. Bu durum, iyileştirme önlemlerinin daha iddialı iklim hedeflerini mümkün kılmak üzere kullanılmadığını ortaya koyuyor. Ulusal kurtarma planlarının Avrupa Yeşil Anlaşması’nın uygulanmasını hızlandırmak açısından sağladığı eşsiz fırsat göz önünde bulundurulduğunda, bu durum endişe veriyor.

Avrupa Komisyonu ve sivil toplum kuruluşlarının çabaları, iklime en fazla zarar verebilecek kurtarma önlemlerinden bazılarını kapsam dışı bırakılmasını sağladı. Bununla birlikte, ilk bakışta yeşil iyileştirme olarak değerlendirilen önlemlerin bir kısmı, fosil yakıtların desteklemesiyle sonuçlanabilmesi olasılığı sebebiyle, halen önemli riskler barındırıyor. Bu önlemlerin bazıları, yeşil dönüşümle uyumluluk göstermeyen önlemler içeriyor. Örnekler arasında, Polonya’da doğal gaz altyapısını destekleyebilecek 3,2 milyar Euro değerindeki verimlilik önlemleri ile Bulgaristan’da 244 milyon Euro ve Romanya’da 600 milyon Euro değerinde fosil doğal gaz altyapısına yönelik yatırımların desteklenmesi yer alıyor. Bulgaristan ve Romanya’daki yatırımlar, enerji sisteminin doğal gaza bağımlı hale gelmesi riskini barındırıyor.”

‘Etkin yönetişim mekanizmaları planlarda olmuyor’

Çoğu durumda fonların yeni dönüştürücü önlemleri hayata geçirme yerine, önceden kararlaştırılmış programları finanse etmek amacıyla kullanıldığının altı çizildiği analizde, şu açıklamalar yapıldı:

Etkin yönetişim mekanizmaları ve reformları birçok iyileşme planları kapsamında yer almıyor. Çoğu durumda fonlar, yeni dönüştürücü önlemleri hayata geçirmek yerine, önceden kararlaştırılmış programları finanse etmek amacıyla kullanılıyor. Örneğin, Almanya’da yeniden finansmanın yaklaşık %80’lik bölümü, daha önce kararlaştırılan önlemleri kapsıyor. Yalnızca birkaç ülke planlarında uzun vadeli stratejilerine uyumlu yeşil dönüşüme güçlü vurgu yapıyor ve bu ülkeler çok daha iyi paketler ortaya koydu. Örneğin, İspanya iyileşme fonlarını, daha önce kararlaştırılan verimlilik hedeflerini uygulamak üzere kullanırken, aynı zamanda daha iddialı enerji dönüşümü hedefleri belirliyor.

Önümüzdeki iki ay, Komisyon için önemli bir güvenilirlik testi anlamına geliyor. Avrupa Komisyonu’nun mali konularda gelecekte daha çok söz hakkına sahip bir AB kurumu haline gelmesi için, İyileştirme ve Dayanıklılık Tesisi’nin başarılı şekilde uygulamaya konması gerekiyor. Bu durumun, Komisyon’un iyileştirme planlarına, nihai hedeflere ve dönüm noktalarına ilişkin nihai değerlendirmelerinde yansıtılması gerekiyor.”

‘Gelecek nesiller merkeze konulmuyor’

E3G Kıdemli Politika Danışmanı Johanna Lehne, yeni nesillerin fonları tahsis etmede gelecek nesilleri merkeze koymadığını ifade etti:

Gerçekleştirdiğimiz analiz, Avrupa Birliği’ndeki birçok hükümetin, Yeni nesil AB fonlarını tahsis etme sürecinde, gelecek nesilleri merkeze koymadığını gösteriyor. Önerilen planlar, ekonomik iyileşmenin dönüştürücü potansiyelini hayata geçirmede yetersiz kalıyor.”

‘Zarar veren yatırımlar desteklenmemeli’

E3G araştırmacısı Felix Heilmann da doğal gaz gibi fosil yakıtlara yönelik yatırımların, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı siyasi açıdan baltaladığını dile getirdi:

Fosil bir yakıt olan doğal gaza yönelik yatırımlar gibi yeşil dönüşüme aykırı altyapılara harcanan her kuruş, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı siyasi açıdan baltalıyor ve mutabakatın başarıya ulaşmasını riske atıyor. Hükümetler ve Avrupa Komisyonu, Avrupa’daki iyileşme fonlarının Yeşil Mutabakat’a zarar verme potansiyeli taşıyan önlemleri desteklememesini sağlamalıdır.”

AB ülkelerinin yeşil harcamaları

İyileştirme planları ve ekonomik toparlanma paketleri incelendiğinde, 29 Nisan itibariyle Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin yeşil harcamaları şu şekilde:

  • Belçika: % 34
  • Bulgaristan: % 27
  • Çekya: % 22
  • Estonya: % 25
  • Finlandiya: % 42
  • Fransa: % 23 (ulusal bütçe kapsamında finanse edilen tedbirler dahil edilmiştir)
  • Almanya: % 22 (ulusal bütçe kapsamında finanse edilen tedbirler dahil edilmiştir)
  • Letonya: % 29
  • Polonya: % 18
  • Portekiz: % 19
  • Romanya: % 24
  • Slovakya: % 30
  • Slovenya: % 5
  • İspanya: % 31

İsrail’de dini bayram kutlamasında izdiham: 44 kişi öldü, 103 kişi yaralandı

İsrail‘in kuzeyinde, Safed kenti yakınlarında bulunan Meron Dağı’nda dini Lag BaOmer Bayramı‘nın kutlandığı alandaki izdiham nedeniyle 44 kişi yaşamını yitirdi, 103 kişi yaralandı.

Meron Dağı’ndaki kutlamalar sırasında, gece yarısından sonra nedeni bilinmeyen izdiham oluştu. AA’nın aktardığına göre olayda ağır yaralananlar olduğu bilgisi üzerine bölgeye altı ambulans helikopter gönderildi, çok sayıda sağlık ekibi sevk edildi.

Başbakan Binyamin Netanyahu, Twitter’dan yayımladığı mesajda, olayın “ağır felaket” olduğunu ve yaralıların iyileşmesi için dua ettiklerini dile getirdi.

Sahra hastanesi kuruldu

Jerusalem Post gazetesinde yer alan haberde ise izdihamda 44 kişinin hayatını kaybettiği, 103 kişinin yaralandığı, yaralılardan 44’ünün durumunun ağır olduğu belirtildi.

Ayrıca, bölgede bir sahra hastanesi kurulduğu, yoğunluktan dolayı telefon şebekelerinde sorun yaşandığı dile getirildi.

İsrail polisinin Meron Dağı’ndaki izdihama ilişkin soruşturma başlattığı da kaydedildi. Yerel basın, önce kutlamanın yapıldığı alandaki sahne veya platformun çöktüğünü aktarmış ancak daha sonra bunu düzeltmişti.

Lag BaOmer Bayramı nedir?

Lag BaOmer Bayramı İsrail’de Pesah ile Şavuot bayramları arasındaki 49 günün 33’üncü gününde kutlanan bir bayram. Haftalar anlamına gelen bu bayramda Pesah’tan 7 hafta sonra Tanrı’nın Yahudiler’e Tora‘yı verişi kutlanılır.

Musevi inançlıların ülkelerini işgal eden baskıcı pagan ordularına karşı başkaldırılarından biri olan Bar Kohba önderliğindeki Musevi inançlıların Roma İmparatorluğu ordularına karşı direnişlerinin zaferle sonuçlandığı günün anısına kutlanıyor.

Lag Baomer, aynı zamanda Musevi tarihinin en önemli uluları arasında sayılan Rabi Akiva’nın öğrencileri arasında baş gösteren veba salgınının aniden son bulmasının belli olduğu gündür.

Mansur Yavaş’tan bayram müjdesi: Yaklaşık 4 bin memura bayram ikramiyesi

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş, Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda Ramazan Bayramı öncesinde Sosyal Denge Tazminatı’nı yüzde 100 oranında ödeme kararı aldıklarını duyurdu.

Bu karara göre, yaklaşık 4 bin memurun hesabına net bin 326 TL’lik bayram ikramiyesi yatacak.

Toplam 4 milyon 611 bin 852 TL

Mansur Yavaş, kadrolu ve sözleşmeli memurların hesabına toplam 4 milyon 611 bin 852 TL bayram ikramiyesi yatırılacağını kaydetti. Yavaş, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

Sevgili mesai arkadaşlarım,

Ramazan Bayramı öncesinde Sosyal Denge Tazminatı’nı yüzde 100 oranında ödeme kararı aldık.

3476 memur ve sözleşmeli memurun hesaplarına 1.326,77 TL’den toplam 4.611.852,52 TL bayram ikramiyesi yatıracağız. Emekleriniz için hepinize teşekkür ederim.”

İstanbul Sözleşmesi’nin fesih tarihi 1 Temmuz olarak açıklandı

İstanbul Sözleşmesi‘nin Türkiye Cumhuriyeti için sona ereceğine ilişkin karar Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de yayınlandı.

Kararda Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin sona erme tarihinin 1 Temmuz 2021 olarak tespit edildiği belirtildi.

Söz konusu karar, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3’üncü maddesi gereğince verildi.

1 Temmuz’da sokaktayız

Sözleşmeden çıkış tarihinin yayınlanmasının ardından açıklama yapan İstanbul Sözleşmesi’ni Uygula Kampanya Grubu kararı protesto etmek için 1 Temmuz günü sokaklarda olacağını duyurdu.

Kampanya tarafından yapılan açıklamada “Her zaman olduğumuz gibi 1 Temmuz’da da sokaktayız” ifadeleri kullanıldı.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı 19 Mart 2021’de gece yarısı yayınlanmış bir kararname ile duyurulmuştu. Karara tepki gösteren kadınlar Türkiye’nin dört bir yanında kararı protesto etmiş on binlerce kişinin katıldığı eylemler gerçekleştirilmişti.

 

Kısıtlama sürecinde şiddete maruz kalınması halinde neler yapılabilir?

Mor Çatı, 17 gün sürecek sokağa çıkma kısıtlamasında evde erkek şiddetine maruz kalınması durumunda neler yapılacağına dair bir bilgilendirme notu paylaştı.

Vakıf, telefondan ya da karakola giderek destek isteyecek durumu olmayan kişilerin Kadın Destek Uygulaması‘nı (KADES) indirerek destek talebinde bulunabileceklerini söyledi.

Ücretsiz bir uygulama olan KADES, Google Play Store ve Apple Store’dan saniyeler içinde indirilebiliyor.

Destek istenecek kuruluşlar ve numaraları

Mor Çatı, Twitter hesabından paylaştığı gönderide, kısıtlama sürecinde karakola gitme hakkı olduğunu hatırlattığı gibi, evden çıkmadan da aranıp destek istenecek numaraları paylaştı.

Buna göre; Polis için 155, Jandarma için 156, Sosyal Destek Hattı için 183, (Whatsapp 0501 1830 183) Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı için 0212 656 96 96/0549 656 96 96, İBB Kadın Destek için 444 80 86, Baro için 444 26 18 numaraları aranabilir.

Mor Çatı, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

Sokağa çıkma kısıtlaması süresince de 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tüm haklarınızı kullanmaya hakkınız var.
Karakola gidebileceğiniz gibi evden çıkmadan da bu numaraları arayarak destek talep edebilirsiniz.”

Telefonda yardım isteyemeyen ya da evde çıkamayan kişiler KADES uygulamasını indirerek tek tuşla polis çağırabileceği gibi, Emniyet Genel Müdürlüğü Online İhbar Uygulaması üzerinden form doldurarak destek isteyebiliyor.

Mor Çatı’nın internet sitesinde yer alan, şiddete maruz kalındığında yapılacak ve başvurulabilecek kuruluşlarla ilgili kapsamlı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

6284 Sayılı Kanun’daki haklarınızı ve bu kanundan nasıl yararlanacağınıza dair bilgilere de buradan ulaşabilirsiniz.