Ana Sayfa Blog Sayfa 1065

Boğaziçi Üniversitesi’nde üç dekan görevden alındı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne atanan Prof. Dr. Naci İnci, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özlem Berk Albachten, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Metin Ercan ve Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yasemin Bayyurt’u dekanlık görevinden aldı.

Dekanların görev yaptığı fakültelerde görevli olan akademisyenle, söz konusu fakültelerin önünde bugün üç ayrı açıklama yaptı.

1 Ocak 2021 tarihinden beri üniversiteye yapılan müdahalelerin telafisi güç zararlara neden olduğunu belirten akademisyenler, açıklamaların ardından Güney Meydanda haftanın her iş günü saat 12.15’te gerçekleştirdikleri akademisyen nöbetlerini tuttu.

Akademisyenlerin açıklamaları şöyle:

Eğitim Fakültesi Akademisyenleri

“Alınan bu kararın 1 Ocak 2021’den beri üniversitemize yapılan müdahalenin devamı niteliğinde olduğunu düşünüyor ve bu durumu kabul edilemez buluyoruz. Daha önce defalarca belirttiğimiz gibi bu müdahalelerin üniversitemizin eğitim ve araştırma faaliyetlerinde büyük bir tahribata yol açtığını kamuoyuna bildirmeyi görevimiz olarak görüyoruz.

“Dünya çapında akademik saygınlığı olan Fakültemiz tam 40 senedir ülkemize son derece donanımlı eğitimci ve akademisyenler yetiştirmekte ve çeşitli topluma hizmet uygulamaları yürütmektedir. Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyeleri olarak bizler seçilmiş dekanımızın en kısa sürede görevine iade edilerek bu kamu zararından dönülmesini ve Üniversitemize yönelik hukuksuz uygulamaların sonlandırılmasını talep ediyoruz.”

Fen – Edebiyat Fakültesi Akademisyenleri

Dekanımız Fakülte öğretim elemanlarının büyük çoğunluğunun oylarıyla seçilmiş ve 24 Eylül 2020’den bugüne dek görevini üniversitemize yakışır bir şekilde, büyük bir özveri ve başarıyla yerine getirmiştir. Alınan bu kararın 1 Ocak 2021’den beri üniversitemize yapılan müdahalenin devamı niteliğinde olduğunu düşünüyor ve bu durumu kabul edilemez buluyoruz. Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyeleri olarak bizler seçilmiş dekanımızın en kısa sürede görevine iade edilerek bu kamu zararından dönülmesini ve Üniversitemize yönelik hukuksuz uygulamaların sonlandırılmasını talep ediyoruz.”

İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Akademisyenleri

“Usule uygun olarak atanmış bir dekanın, hiçbir meşru gerekçe olmadan görevden alınması hukuka, adalete ve yönetişim ilkelerine aykırıdır. Bu tür tepeden inme müdahaleler Anayasada güvence altına alınmış olmasına rağmen işlevsizleştirilen üniversite özerkliğimize vahim bir darbe daha vurmakta, 2 Ocak 2021 tarihinden beri üniversitemizin içinde bulunduğu yönetim ve meşruiyet krizini de bir kez daha gözler önüne sermektedir.

50 yıllık bir kamu üniversitesi geçmişi olan Boğaziçi Üniversitesi’nin, nitelikli eğitim ve araştırmalarıyla Türkiye’nin önde gelen fakültelerinden birisi olan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin bu şekilde yıpratılmasını; hukuksuz ve usule aykırı uygulamalarla eğitim ve araştırma ortamının sekteye uğratılmasını, öğrencilerimiz, kurumumuz ve ülkemiz adına kabul etmiyoruz. İİBF dekanımızın derhal göreve iadesini ve oluşan kamu zararının ivedilikle telafi edilmesini talep ediyoruz.”

İnci: Disiplin suçu nedeniyle açılan araştırmalar sonucu…

Akademisyenleri görevden alan Naci İnci Twitter hesabından bir açıklama yayımladı. İnci, akademisyenlerin disiplin suçları nedeniyle açılan araştırmalar sonucu görevden alınmasına karar verildiğini, yeni görevlendirmelerin en kısa sürede yapılacağını söyledi.

https://twitter.com/MNaciinci/status/1484078118038126594

İnci, twitinde, Boğaziçi’nin şimdiye kadar olduğu gibi bundan böyle de akademik kalitesini özenle sürdüreceğini ve karar mekanizmalarının sağlıklı şekilde çalışması için gereğini yerine getireceğini yazdı.

Cumhurbaşkanı’nın atadığı ilk rektör Melih Bulu‘nun görevden alınmasıyla yerine geçen İnci, geçen mayıs ayında Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nde ders veren hukukçu ve akademisyen Feyzi Erçin’in yaz okulundaki dersini “uygun bulunmadığı” gerekçesiyle onaylamamış;  aynı bölümde on dört yıldır ders veren öğretim görevlisi Can Candan hakkında soruşturma açarak, temmuz ayında görevden almıştı. 

Tonga’daki patlamanın ardından Pasifik Okyanusu’nda petrol rafinerisinde sızıntı meydana geldi

Güney Pasifik ülkesi Tonga’da meydana gelen volkanik patlamanın ardından yaşanan tsunami sebebiyle Pasifik Okyanusu‘ndaki La Pampilla rafinerisinde sızıntı meydana geldi.

Rafineriden sızan petrolün yaklaşık 4 kilometrelik alana yayıldığı öğrenildi.

Çevresel acil durum ilan edildi

Peru kıyılarındaki petrol sızıntısının yol açtığı kirlilik nedeniyle çok sayıda deniz canlısının da tehdit altında olduğu ifade edildi.

Sızıntı, plaj ve doğal alanları da etkilerken, yetkililer rafineriyi işleten İspanyalı Repsol Şirketi’ne daha fazla sorumluluk alması yönünde çağrı yaptı.

Çevre Bakanı Ruben Ramirez, çevresel acil durum ilan ettiklerini kaydetti ve “Sorumsuz bir şekilde bölgedeki belediyelere ve polise hiçbir şey iletilmedi. Bu ciddi bir hasar, tatilciler bölgeden çıkarılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Rafineri de, sızıntının neden olduğu kirlilikle mücadele için 50 kişilik ekibin pompalar ve özel emici malzeme ile petrolü temizlediğini açıkladı. Ayrıca, kıyı şeridinde plaj temizliği çalışmalarına devam edildiği de belirtildi.

Devlet Tarafından Korunan Doğal Alanlar Ulusal Servisi‘nden yapılan açıklamada da petrol sızıntısının Guaneras Adaları Ulusal Rezerv Sistemi, Adacıklar ve Balıkçılar noktaları ile kuzey sahili Ancon‘un rezerv alanını etkilediği aktarıldı. Savcılık, çevre kirliliği nedeniyle soruşturma başlattı.

Tonga’da meydana gelen patlama nedeniyle üç kişi hayatını kaybetmiş, Yeni Zelanda gibi ülkelerde yardım için harekete geçmişti.

Uluslararası şirketlerden plastik üretimini durdurmak için küresel mutabakat çağrısı

Coca Cola ve Pepsi gibi uluslararası markaların da yer aldığı uluslararası şirketler Pazartesi günü, petrol endüstrisi için önemli bir büyüme alanı olan plastik üretiminde kesintileri içeren plastik kirliliğiyle mücadele için küresel bir anlaşma yapılması çağrısında bulundu.

Hükümet yetkilileri, plastik atık kriziyle mücadeleye yönelik bir anlaşma sağlanması müzakerelerine başlamak için bu yıl Birleşmiş Milletler Çevre Meclisi Konferansı’nda (UNEA 5.2) bir araya gelecek.

John Geddie ve Joe Brock‘un Reuters‘ta yayımlanan haberine göre, anlaşmanın atık yönetimi ve geri dönüşüme mi odaklanacağı yoksa büyük petrol ve kimya firmalarının ve ABD gibi büyük plastik üreticisi ülkelerin direnişiyle karşılaşacak yeni plastik üretimini kısıtlamak gibi daha sert adımlar mı içereceği belirsizliğini koruyor.

Ortak bildiriye 70’den fazla uluslararası şirket imza attı. İmzacılar arasında şampuandan çikolataya, tek kullanımlık plastikteğe kadar sayısız ürün satan Unilever ve Nestle gibi şirketler ile perakendeci Walmart ve Fransız bankası BNP Paribas yer alıyor.

Devasa buz kütlesi ‘A68’in erimesi sonucu her gün 1,5 milyar ton su okyanusa karışıyor

Bir süre “Dünyanın en büyük buz dağı” olarak kabul edilen “A68” adındaki devasa buz kütlesinin erimesi sonucu her gün 1,5 milyar ton suyun okyanusa karıştığı belirtildi.

Bu miktar, Birleşik Krallık‘ta bir günlük kullanılan su miktarının yaklaşık 150 katına denk geliyor.

A68’in çevre üzerindeki etkisi ölçülüyor

BBC‘de yer alan habere göre A68 buz dağı, 2017’de Antarktika‘dan koptu. Buzdağı, yaklaşık 6 bin kilometrekare büyüklüğünde ve yaklaşık 230 metre yüksekliğe sahipti. Buz dağından şimdiye kadar yaklaşık 1 trilyon ton buzun eridiği kaydedildi.

Araştırmacılar, şimdi A68’in çevre üzerindeki etkisini ölçüyor.

Leeds Üniversitesi‘nden bir ekip, Antarktika’dan kuzeye, Güney Okyanus boyunca ve Güney Atlantik‘e doğru hareket ederken, buz dağının değişen boyutlarını hesaplamak için tüm uydu verilerini inceledi. Bu çalışma, takımın buz dağının üç buçuk yıl boyunca değişen erime oranlarını değerlendirmesini sağladı.

Dev buz kütlesinin çevredeki sığlıklara oturarak milyonlarca penguen, fok ve balinanın yiyecek arama yollarını kapatabileceğinden korkuluyordu. Ancak korkulan gerçek olmadı.

Leeds Üniversitesi’nden Dr. Anne Braakmann-Folgmann BBC’ye verdiği demeçte, “Kıta sahanlığına kısa bir süre dokunmuş gibi görünüyor. O sırada dağ bir dönüş yaptı ve küçük bir parçanın koptuğunu gördük. Ancak A68’in oturması için yeterli değildi” dedi.

Nisan 2021’e kadar A68, çok sayıda küçük parçaya bölünürken, bunun ekosisteme uzun süreli etkilerinin olabileceği kaydedildi.

A68’den eriyerek okyanusa karışan suların yerel akımları değiştirerek okyanus zeminin yapısını değiştireceği ve yeni biyolojik değişimlere de yol açabileceği belirtildi.

Ocak ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

“Her şey mevsiminde güzel” diyen Yeşil Düşünce Derneği, ocak ayında yenebilecek meyve ve sebzeleri paylaştı.

Ocak ayında yenebilecek sebze ve meyveler arasında karnabahar, kestane, armut, bal kabağı gibi ürünler bulunuyor.

Ocak ayı sebze ve meyve listesi

Sebze ve meyveyi mevsiminde tüketmek karbon ayak izini düşürüyor, doğayı koruyor ve ev ekonomisine de katkı sağlıyor.

Mevsimi olmayan gıdaların üretimi için hibrid tohum, böcek ilacı ve kimyasal gübre kullanım oranı da artıyor.

“Yeni yıla taptaze ve enerji dolu başlamak için mevsimsel beslenin! Vitamin ve mineral zengini yeşil sebzeler ve narenciyelerle isterseniz çiğ beslenme denemeleri de yapabilirsiniz” diyen Yeşil Düşünce Derneği, ocak ayında yenebilecek sebze ve meyveleri şöyle sıraladı:

  • Lahana
  • Brokoli
  • Kereviz
  • Tere
  • Mandalina
  • Armut
  • Turp
  • Havuç
  • Marul
  • Elma
  • Ayva
  • Greyfurt
  • Soğan
  • Pırasa
  • Bal kabağı
  • Roka
  • Nane
  • Kestane
  • Portakal
  • Nar
  • Maydanoz
  • Biberiye
  • Ispanak
  • Karnabahar

Antalya’da beş antik bitki koruma altına alındı

Antalya‘da bulunan beş antik kentin beş antik bitkisi “Apollo’dan Athena’ya Antik Kentler Endemik Çiçekler” adlı proje kapsamında koruma altına alındı.

Böylece, Phaselis‘te yetişen burçak, Perge‘nin hava civası, Side‘nin canavar otu, Aspendos‘un orkidesi ve Termessos‘un çiğdemi koruma altına alınmış oldu.

Arazi çalışmaları yapıldı

DHA‘da yer alan habere göre, Sivil Toplum Diyaloğu V Programı kapsamında Antalya Orkidelerini ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Derneği (ANTOK) tarafından yürütülen ve Akdeniz Üniversitesi (AÜ) ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Antalya İl Müdürlüğü‘nün katılımcı olduğu Apollo’dan Athena’ya Antik Kentler Endemik Çiçekler adlı proje tamamlandı.

Beş antik kentte yayılış gösteren beş endemik bitkinin korunmasını amaçlayan projenin koordinatörü AÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi, ANTOK Başkanı Doç. Dr. Gökhan Deniz, projeye 2019 yılında başladıklarını ve detaylı arazi çalışmaları yaptıklarını anlattı:

Tehdit altındaki bölgelerin belirlenmesi ve yeni nesillerin korunması amacıyla onların tam lokasyonlarının belirlenmesi gerekiyordu. Yerlerini belirledik. Aynı zamanda bölgelerden sorumlu çevre koruma konusunda etkin ve aktif rol alan kurumlardan yetkililer eşliğinde arazi çalışmalarını yaptık. Yerlerini, korunak bilgilerini bu kurumlarla paylaştık. Bu noktada antik kentlerde kazı çalışmalarını yürüten kazı başkanlarımıza türlerin yerlerini, korunak bilgilerini aktardık.”

Doç. Dr. Gökhan Deniz, Sivil Toplum Diyaloğu V Programı kapsamında proje ortağı olan Yunanistan‘ın da Atina‘daki dört antik kentte aynı çalışmayı yaptığını kaydetti.

Bitki tanıtım tabelaları

Doç. Dr. Deniz, koruma altına alınan bitkilerle ilgili tanıtım tabelaları yerleştirildiğini de şöyle aktardı:

Phaselis Antik Kenti’nde Lathyrus phaselitanus (Faselis burçağı), Perge Antik Kenti’nde Alkanna macrophylla (Perge hava civası), Side Antik Kenti’nde Orobanche sideana (Side canavar otu), Aspendos Antik Kenti’nde Himantoglossum montis-tauri (Toros orkidesi) ve Termessos Antik Kenti’nde de Colchicum baytopiorum (Baytop çiğdemi) bitki türlerinin korunması ve topluma gösterilmesi önemli. Bu beş antik kente yerleştirdiğimiz tanıtım tabelaları bir taraftan bölgenin florasını ziyaretçilere anlatırken bir taraftan da bu türlerin korunması gerekliliğini, özellikle ülkemizin geleceği çocuklara ve gençlere anlatmanın mutluluğunu yaşıyoruz.”

Doç. Dr. Deniz, proje kapsamında çocuklara yönelik eğitim çalışmaları yaptıklarını da ifade etti.

‘En az antik kentler kadar antik dememiz mümkün’

Doç. Dr. Gökhan Deniz projeyle elde ettikleri bilgilere göre, beş antik kentte yaşayan insanların da bu bitkilerin farkında olduklarından bahsetti:

Bu bitkileri şehir kapılarında, anıtlarda, lahitlerde bezeme olarak kullanmışlar. Mesela Termessos’un bitkisi çiğdemi, lahitler üzerine oymuşlar. Perge’nin hava civasını da yine o antik kentteki eserler üzerinde tespit ettik. Anladık ki, geçmişte de günümüzde olduğu gibi çiçek sevgisi vardı. Bu antik kentler varken, orada insan yaşamı söz konusuyken de bu bitkiler yayılış göstermiş. Antik kentlerde yayılış gösteren bu bitki türlerine de en az antik kentler kadar antik dememiz mümkün”

‘Deniz kaplumbağalarının yumurtlama sahasına halı saha inşaatı yapıldı’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, Sayıştay’ın 2020 Yılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Taslak Raporu‘nda  AKP’li Serik Belediyesi’nin deniz kaplumbağalarının yumurtlama sahası üzerine halı saha inşaatı yaptığı bilgisinin yer aldığını ve bilgilerin yayımlanan Sayıştay Raporu’ndan sansürlenerek çıkarıldığını söyledi.

CHP’li Yavuzyılmaz, Sayıştay raporunun ilgili bölümünü sosyal medya hesabından paylaştı. “AK Parti’nin doğaya karşı savaşı devam ediyor. AK Partili Serik Belediyesi’nin deniz kaplumbağaları yumurtlama sahasının üzerine halı saha inşaatı yaptığını tespit ettik! Kaynak ve Fotoğraflar: Sayıştay 2020 Yılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Taslak Raporu” ifadelerini kullandı.

Yavuzyılmaz bir sonraki paylaşımında ise, “Sayıştay 2020 Yılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Taslak Raporu’nda yer alan bulgu, yayınlanan Sayıştay Raporu’ndan sansürlenerek çıkarılmıştır” dedi.

1 Nokta 5: Pitbull ve diğer ırklar: ‘Tehlikeli ırk diye bilimde bir tanım yoktur’

“Tehlikeli” ilan edilen altı köpek ırkının 14 Ocak tarihine kadar kısırlaştırılması, çip taktırılması ve kayıt altına alınması zorunlulukları büyük tepkilere yol açmıştı.

Bu uygulamaların yapılmaması halinde ise hayvanların yaşadığı evlerden alınması, barınağa götürülmeleri söz konusu. Son gelişmeler nedeniyle sokağa ya da barınağa terk edilen köpek sayısında da ciddi ölçüde bir artış var.

‘Saldırgan yapan insanlardır, yanlış eğitimdir’

1 Nokta 5‘in 15’nci bölümünde Gezegen editörü Zeynep Yüncüler, 30 yıllık veteriner hekim ve davranış uzmanı Kutlu Dayıoğlu ile “tehlikeli” ilan edilen köpeklerin doğasını ve psikolojisini bilimsel açıdan konuştu.

Veteriner Hekim Dayıoğlu, köpek eğitiminin önemine vurgu yaptı ve “Tehlikeli ırk diye bilimde bir tanım yoktur. Pitbull’ların doğasında saldırganlık yoktur, onları saldırgan yapan insanlardır, yanlış eğitimdir” ifadelerini kullandı.

Barınaklardaki kötü koşullara da değinen Kutluoğlu, “En ideal barınak bile özellikle Pitbull’ların yaşam şekline uygun değildir” dedi.

1 Nokta 5

Son iki yılda en az 28 kadın yüksekten ‘düşme’ sonucu öldü!

Şüpheli bir şekilde yüksekten ‘düşerek’ yaşanan kadın ‘ölümleri’ artmaya başladı. Son 2 yılda en az 28 kadın evde yalnız değilken, balkondan ya da pencereden şüpheli bir şekilde ‘düşerek’ yaşamını yitirdi.

Şüpheli olarak kayıtlara geçen bu ölümleri birçoğu henüz aydınlanmadı. Soruşması tamamlanan bazı dosyalarda da intihar ettiği öne sürülen kadınların, öldürüldüğü ortaya çıktı.

Çiğdem Yılmaz‘ın Milliyet‘te yayımlanan haberine göre, yılın ilk 15 gününde 3 kadın pencereden ‘düştü’. Kocaeli‘de polis memuru arkadaşının evine giden 23 yaşındaki Sefanur Çağlar yedinci kattan ‘düşerek’ ağır yaralanırken; üniversiteli Melike Şahin, erkek arkadaşının evinin balkonundan ‘düşerek’ hayatını kaybetti. Gözaltına alınan erkek arkadaşı ise adli kontrolle serbest kaldı. Gaziantep’te de evinde arkadaşı Çağrı Şaşmaz’la tartıştığı sırada balkondan ‘düşen’ hemşire Adile Kılınç, hayatını kaybetti. Şüpheli ölüm sonrası Şaşmaz ise tutuklandı.

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

‘İntihar’ dediler öldürdükleri ortaya çıktı

Osmaniye‘de Naime Özbulat Taş 28 Nisan 2020 tarihinde, oturduğu apartmanın yedinci katındaki evinden şüpheli bir şekilde düşerek yaşamını yitirmişti. Eşi Aşkın Taş, Naime Özbulut’un intihar ettiğini öne sürmüştü. Otopsi sonrası eşi tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı.

İstanbul‘da Şebnem Köker (29) geçen 21 Haizran’da, Timuçin Bayhan ile Kadıköy’de kaldığı bir pansiyonun beşinci katından düşerek hayatını kaybetmişti. Bayhan, “Kendi atladı” dese de soruşturma sonrası Köker’in itilerek aşağı atıldığı ortaya çıktı ve Bayhan’ın ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapsi istendi.

Gaziantep‘te yaşayan Duygu Delen (17), 13 Ağustos 2020’de beşinci katlı apartmanın dördüncü katından şüpheli şekilde düşerek hayatını kaybetmişti. Olayın ardından evde bulunan Mehmet Kaplan ise genç kadının intihar ettiğini söylemişti. Çelişkili ifadeler veren Kaplan tutuklandı. Delen’in ölümüne ilişkin Adli Tıp Genel Kurulu‘ndan gelecek rapor bekleniyor.

Ankara‘da lise öğrencisi Gamze Açar (17) da iş görüşmesi için gittiği termal otelin beşinci katından düşerek hayatını kaybetti. Otel odasında yanında bulunan Rıza Doğan genç kadının intihar ettiğini öne sürse de Açar’ın, kıyafetlerinde ve tırnaklarında cinsel istismar delilleri bulununca tutuklandı.

İzmir‘de iki çocuk annesi Selma Erergin, Zonguldak’ta yaşayan 28 yaşındaki Ayşe Özgecan Usta ve İstanbul’da yaşayan Sevcan Demir‘in (33) yüksekten düşerek ölmeleri de davaya dönüştü.

‘Sayı çok daha fazla’

Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Hakan Kar, yüksekten düşmeye bağlı gerçekleşen ölümler ilgili basına yansımayanların da eklendiğinde sayının çok daha fazla olduğunu belirtiyor:

“Basına yansımayan vakaları da eklediğinizde sayı çok daha fazla. İntihar olduğu iddia edilen kadın ölümlerinin detaylı incelenmesi gerekiyor. Ayrıca ne hikmetse yüksekten düşenlerin hepsi kadın. Bu cinsiyet ayrımı bile başlı başına bir kriter. Erkek kadın intihar oranlarına baktığımızda eşit diyebiliriz. Ancak kadınlar tercih ettiği yöntemler arasında yüksekten atlama birinci sırada değil. Kadınlar, şiddet içeren intihar yöntemlerini seçmez. Bu yöntemleri daha çok erkekler seçiyor.”

Türkiye, Osman Kavala ile ilgili görüşünü Avrupa Konseyi’ne gönderdi: Başka suçlardan tutuklu

Türkiye, iş insanı Osman Kavala‘nın Gezi davasında tutuklu yargılanmasına ilişkin resmi görüşünü Avrupa Konseyi‘ne gönderdi.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin AİHM‘in Osman Kavala kararına uyup uymadığının tespit edilmesi amacıyla AİHM’e başvuracağını bildirmişti. 2 Aralık’ta alınan ara kararla Türkiye’den 19 Ocak’a kadar konuya ilişkin görüşünü bildirmesi istenmişti. Bu talebe dair hükümet görüşü Avrupa Konseyi’ne gönderildi.

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yazıda, “Türkiye AİHM’nin verdiği ihlal kararını Kavala’yı serbest bırakarak tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırmıştır ancak Kavala başka suçlardan tutukludur” denildi.

Bakanlar Komitesi toplantıda Türkiye’nin cevabi yazısındaki değerlendirmeleri ele alacak, ardından da Kavala dosyasıyla ilgili AİHM’e başvurup yapılıp yapılmayacağını oylayacak.

Ne olmuştu?

Çarşı davasıyla birleştirilerek tekrar açılan Gezi Davası’nın 17 Ocak 2022 tarihinde görülen üçüncü duruşmada Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına oy çokluğuyla karar verilmişti. 

2013’te Taksim Gezi Parkı’nda başlayan ve Türkiye geneline yayılan olaylarla ilgili dava, 8 yıl sonra sil baştan, üstelik torba dava halinde yeniden görülüyor. Gezi’yi organize ettikleri iddia edilen aralarında tutuklu Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’nın da bulunduğu 16 sanık hakkındaki beraat kararının bozulmasından sonra dava torba davaya dönüştü.

Kavala’nın serbest kalmasını engellemek amacıyla daha önce tahliye edildiği, Türkiye’nin AİHM’de mahkum edilmesine yol açan iddialar, Türk Ceza Kanunu’ndaki farklı maddelerden yeniden dava konusu yapıldı. Bu dava, Gezi davası ile birleştirildi. Altı yıl önce beraatle biten Çarşı davası da Yargıtay tarafından bozuldu ve bu dosya da Gezi davasına eklendi. Böylece, Gezi davası, her biri daha önce yargılama konusu yapılan, iddiaları defalarca tartışılan ayrı dosyaların birleştiği bir torba dava haline geldi. Mahkeme heyeti avukatların dosyaların ayrılması talebi dahil tüm taleplerini reddetti. Bunun üzerine Çarşı avukatları duruşmadan çekilme kararı alarak salonu terk etti. Salonda bulunan seyirciler de avukatlara alkışlarla destek verdi.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın kendisi hakkında “Soros artığı” ifadesini kullanmasının ardından duruşmalara katılmayacağını duyuran Osman Kavala 17 Ocak’ta yapılan duruşmaya da katılmadı.

Avrupa Komisyonu 19 Ocak’a kadar süre tanımıştı

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala kararını yerine getirmediği için yaptırımlarla karşı karşıya. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, ‘ihlal prosedürü’nü başlatma kararı almıştı.

Üçte iki çoğunluk sağlanması halinde Türkiye’ye yaptırıma varacak bir süreç başlamış olacak. Bu durumda Türkiye, Azerbaycan’dan sonra bu prosedüre tabi tutulan ikinci ülke olacak.

Birleştirilmiş Gezi Davası’nın dördüncü duruşması 21 Şubat 2022 tarihinde görülecek.

ABD ve AB’den Kavala kararına tepkiler

Almanya hükümeti insan hakları ve insani yardım sorumlusu Barbel Kofler, Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yayımlanan açıklamasında, şunları söylemişti: “İstanbul’daki mahkemenin bugünkü kararıyla maalesef Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması için neredeyse iki yıldır yanıtsız bırakılan talebini yerine getirmedi. Bunu esefle karşılıyorum.”

Euronews Türkçe‘nin haberine göre, Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin önümüzdeki günlerde konuyla ilgili nasıl bir işlem yürütüleceği konusunda karar alacağını belirten Kofler, bu davanın yalnızca Osman Kavala ya da Türkiye’yle değil, Avrupa’da ‘bir bütün olarak insan haklarının korunmasıyla ilgili olduğunun’ altını çizerek AİHM kararlarının ‘Avrupa Konseyi’nin kurulduğundan bu yana inşa etmekte olduğu insan haklarının korunması sisteminin yapı taşı’ olduğunu kaydetti.

Avrupa Parlamentosu Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş-Başkanı Sergey Lagodinsky, de sosyal medyadan paylaştığı basın açıklamasında şu ifadelere yer vermişti:

“Osman Kavala hapiste kalmaya devam edecek. Bu Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, özellikle de yeni Alman hükümeti açısından yeni bir başlangıç için kaçırılmış bir fırsattır.”

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor ise, şunları kaydetti: “Mesut Özdemir’in başkanı olduğu İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM kararlarına uymayarak, Osman Kavala’yı ‘demir parmaklıkların arkasında tutmaya karar verdi. Türkiye’deki yetkililer gönülsüzce Avrupa Konseyi ihlal sürecini kabul etmek zorunda mı bırakılıyorlar? Başka bir yol görünmüyor.”

‘Hukukun üstünlüğü ve demokrasinin altını oyuyor’

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında ise şu ifadeler yer almıştı:

“Özgürlüklere saygı gösterme ve bu davayı en kısa sürede sonuçlandırma konusunda Türkiye’ye çağrı yapmaya devam ediyoruz. Türkiye’yi ayrıca, AİHM kararlarına uymaya çağırıyoruz. Osman Kavala’nın bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulunuyoruz. Kavala’ya yönelik kuşkulu suçlamalar, devam eden tutukluluğu hukukun üstünlüğü ve demokrasinin altını oyuyor. Türkiye’deki sivil toplum, medya, siyaset ve iş dünyası liderlerine yönelik devam eden suçlamalar ve uzun tutukluluk sürelerinden ciddi endişe duyuyoruz. İfade özgürlüğü, barışçıl toplanma ve örgütlenme hakkı her sağlıklı demokrasinin temel direğidir.”