Hayvan HaklarıManşetTürkiye

‘Tehlikeli ırk’ ilan edilen köpeklerin kaydı için yarın son gün: Devlet, köpekleri öldürmenin peşine düştü

Fotoğraf: Pixabay

Tehlike Arz Eden Hayvanlar” isimli genelgeye göre “tehlikeli ırk” diye nitelendirilen bazı köpeklerin 14 Ocak tarihine kadar kısırlaştırması, çip taktırılması ve kayıt altına alınması gerekiyor. Aksi takdirde, bu hayvanlardan sorumlu kişilere para cezası verileceği gibi hayvanlar da ellerinden alınacak.

Bununla birlikte, sokağa ya da barınağa terk edilen köpek sayısında ciddi ölçüde artış var. Her ne kadar sokağa terk edenlere 30 bin TL ceza kesilecek dense de bu uygulamanın hayata geçip geçmeyeceği bile henüz belli değil.

Kısırlaştırılan ve kayıt altına alınan hayvanlar kayıt belgesiz, ağızlıksız ve tasmasız olarak da dolaştırılamayacak. Halkın yoğun olarak bulunduğu yerler ile çocuk oyun alanları ve parklarına sokulamayacak. Aksi takdirde, 11 bin TL idari para cezası verilecek ve belirtilen yasaklara aykırılığın tekrarı halinde, idari para cezası verilerek hayvanlara el konulacak ve en yakın belediye tarafından hayvan bakımevine götürülecek.

Son günlerde Türkiye’nin gündeminde olan tehlikeli ırk ilan edilen köpeklerin akıbetini, bir anda bu nefretin neden tırmandığını ve 14 Ocak’tan sonra muhtemelen yaşanacakları Hayvanlara Adalet Derneği‘nden Avukat Barış Karlı ile konuştuk.

‘Bu hayvanların sonu ölüm’

14 Ocak’tan sonra yaşanacaklarla ilgili görüşlerini paylaşan Barış Karlı, el konulan hayvanların barınaklara götürülse bile barınakların böyle bir imkanı olmadığını kaydetti:

14 Ocak’tan sonra Bakanlık aslında köpeğine gayet iyi bakan ama belki de küçük olduğu için kaydettiremeyen insanların köpeklerine el koyacak. Bazı insanlar kısırlaştırma, kaydettirme yükümlülüğüyle uğraşmamak için, belki bütçeleri yetmediği için hayvanları sokağa terketmeye başladı. Sokaklarda birçok terkedilmiş ve diğer cins hayvanlardan var. Onlara Bakanlık gördüğü yerde el koyacak. El koyulan hayvana ne oluyor? Aslında hiçbir belediyenin öyle bir alanı yok ama bakımevinde ömür boyunca bakılacak gibi bir ifade geçiyor genelgede de, kanunda da. Asla hiçbir belediyenin böyle bir imkanı yok. Biz ne olacağını biliyoruz. Bu hayvanların sonu ölüm zaten.

Bir de şöyle düşünelim. Bakacağını farz etsek bile neden kimsenin giremediği alanlar oluyor buralar? Neden bir şekilde fotoğraf çekilemeyen alanlar oluyor? Neden bu kadar gizli tutuluyor? Bu kadar şeffaf olmayan bir şeyin altından zaten iyi niyet beklemiyoruz. “

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından American Pitbull Terrier, Dogo Argentino, Fila Brasilerio, Japanese Tosa cinsi köpekler “tehlikeli ırk” ilan etmişti. Bu cins hayvanlar için kısırlaştırma ve kaydettirme tarihi 14 Ocak.

Barış Karlı, Hayvanları Koruma Kanunu‘ndaki hem bu söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiğini hem de Bakanlığın kanun değişikliğiyle kendine bir takdir yetkisi aldığını ve American Staffordshire Terrier ile American Bully cinslerini de tehlikeli ırk kategorisine soktuğunu kaydetti. Bu cins köpeklerin yavrularının dört aylık olması beklenecek ve ondan sonra da kaydettirilebilecek. Onlar için süre biraz uzasa da süreç aynı işleyecek.

‘Terk edilmeler artacak’

Karlı, 14 Ocak’tan sonra da terk edilmelerin giderek artacağını ifade etti. Ancak, köpekleri kötü amaçla kullananların köpekleri terk etmeyip, onlardan menfaat sağlamaya devam edeceklerini de belirtti:

Köpek dövüştürenlerin çarkı dönüyor. Bu çarkın içinde polis de var, savcı da var, devletin bambaşka kademelerinden insanlar da var. Onlar o yüzden ellerindeki hayvanları tabii ki terk etmeyecekler. Menfaat sağlamaya devam edecekler. Belki şunları bile yaşayacağız. Devletin topladığı bu hayvanlar arka planda bir yerde birilerine dövüşü için gönderilecek. Belki oralarda pazarlıklar dönüyor. Büyük bir kumar bu. Bundan büyük bir menfaat sağlanıyor. El koymaların neticesi o da olabilir.”

‘Devlet, köpekleri öldürmenin peşine düştü’

Karlı, devletin köpekleri dövüştüren, kaçak üretimde bulunan kişilere dokunmadığını, ancak köpeğine bakan insanların köpeklerine el konulacağını ifade etti:

Bu köpekleri devlet yok etmenin, öldürmenin peşine düştü. Bununla alakalı da iyi niyet göstergesi gibi altı aylık bir süre belirledi. Aslında kabul edilemez bir şey. Neden iyi bir şekilde bakabilecek bir insan, altı ay sonra bu anlamda kendini ispatladıktan sonra da o hayvanı barınaktan kurtaramıyor ya da sokakta gördüğünde sahiplenemiyor? Böyle bir süre çok saçma bir mantık.

Devletin gücü iyi bir şekilde bakan, erişebildiği insanlara yetiyor. Ama asıl bu köpeklerin belki de çoğunluğunu elinde bulunduran dövüşlerde kullanan insanlara yetmiyor. O ortama müdahale edemiyor, cesaret de edemiyor. Kaçak üretimler, dövüştürülen köpekler, kulakları kesilmiş köpekler, agresif hale getirilmiş köpekler varlığını sürdürüyor. Ama gayet güzel hayvanlarına bakan insanların köpeklerine el konuluyor. 14 Ocak’tan sonra tam olarak yaşayacağımız şey bu.”

‘Net bir tavır koymakla çözülecek bir mevzuydu’

14 Ocak tarihinin uzatılması yönünde yürütülen kampanyaların yeterli olmadığının altını çizen Avukat Karlı, daha net bir tavır koyulması gerektiğini söyledi:

Devletin bir şekilde getirdiği mantıksız süre kısıtlamalarına, uygulamalarına koşa koşa dahil olmamalıydık. Tepki olarak, ‘Böyle bir süre kısıtlamasını da kabul etmiyorum, kayıt zorunluluğunu da kabul etmiyorum. Benim köpeğime ben gayet iyi baktığım sürece kimseye de vermiyorum. Sen hayvana kötü davrananla uğraş’ şeklinde camia olarak, bu hayvanlarla yaşayan insanlar olarak düzgün bir tepki koyabilseydik aslında bu uygulamaların devamını getirmeye bile cesaret edemeyeceklerdi. Ama biz koşa koşa kaydettirmeyi tercih ettik.

14 Ocak uzatılsın diye kampanyalar düzenleniyor. Uzatılsa ne olacak? Yine yavru olanlar olmayacak mı? Yine olacak. Haberimiz bile olmayan yerlerden yavrular çıkacak. Bu uzatmayla çözülecek bir mevzu değil.

Net bir tavır koymakla çözülecek bir mevzuydu. Çok geri kaldık ama hala geç değil aslında. Şu anda bir polis, zabıta eve gelse nasıl ki komşumuzu, annemizi, babamızı vermemek için direneceksek köpeklerimizi biri almaya kalkarsa sonuna kadar direneceğiz. Gerekirse bize zarar vermek zorunda kalacak o köpeği almak için. Olay orada kopacak işte. Tüm insanlar bunu yapsa devlet bu uygulamadan vazgeçmek zorunda kalırdı.”

‘Tamamen yük olarak görülüyor’

Devletin köpekleri bir yük olarak gördüğünü ifade eden Karlı, bu yükten kurtulmak için de çeşitli yollar aradığını şöyle anlattı:

Köpeklere düşmanlık besleyen toplumda maalesef önemli bir kitle var. Sosyal medyada kampanyalar yürütüyorlar, bu söylemlerini genişletiyorlar. Medyada da köpek düşmanlığı haberler aracılığıyla insanlara veriliyor. Böyle böyle nötr alan insanlar bile negatif alana çekiliyor.

Bunun en temel sebeplerinden biri aslında devletin hayvanlara bakış açısıyla alakalı. Devlet hayvanlara kendine menfaat sağlıyor mu sağlamıyor mu noktasından bakıyor. Menfaatten kastımız para kazandırma. Avlanan hayvanlarda olduğu gibi, hayvanat bahçesi sektöründe, mezbahalarda olduğu gibi. Cebine para giren bir durum olduğunda o hayvanlara bir şekilde para için bir sistem kuruyor. Bakılmasının da yolunu yapıyor. Ama köpek dediğimizde devlete tamamen yük olarak görülen bir hayvan. O yüzden de bu yükten kurtulmanın yollarını hep arıyor.”

‘Türkiye’nin her yerinde inanılmaz bi köpek katliamı var’

Karlı, sadece tehlikeli ilan edilen ırklara yönelik değil ülkedeki birçok köpeğe yönelik bir şiddet sarmalı olduğundan şöyle bahsetti:

Köpeklerden kurtulmak için güzel bir altyapı akıllarına geldi. Bu altyapıyı kendi lehlerine iyice kullanmak için de yalan haberlerle de genişleterek güzelce kurguladılar. Kendilerine bir alan açtılar. Madem vatandaş mutsuz ben de artık müdahale etmeliyim gibi bir şeye döndü. Şu anda biz hep pitbull veya tehlikeli ilan edilen köpekleri konuşuyoruz.

Ama Cumhurbaşkanının açıklamasından beri mevzu sadece bu köpekler değil. Türkiye’nin her yerinde inanılmaz bi köpek katliamı var. Belediye görevlileri açık açık, ‘Cumhurbaşkanı talimat verdi. Bu köpeğin saldırgan olduğunu düşündüm ve alacağım’ diyor. ‘Saldırgan olduğu için çocuklara saldırabilir almak zorundayız’ diyor. Herkes kafasına göre uygulamaya başladı.

Toplumdaki köpeklere bakış açısı, onların medya aracılığıyla cesaret bulmaları, Cumhurbaşkanının açıklamasıyla cesaretin iyice zirveye çıkması hem kurumsal şiddeti hem bireysel şiddeti çok fazla artırmış durumda. Artık insanlar köpeklere şiddet uygulayabileceklerini, kimsenin de buna bir şey diyemeyeceğini, başlarına bir şey gelmeyeceğini düşünüyor. Bütün öfkesini köpeklerden çıkarabileceğini düşünüyor. Bu nefretini rahat rahat kusuyor.

‘Fedakarlığın boyutunu artırmamız gerekiyor’

Köpekler için belki de son mücadele noktasında olunduğunu dile getiren Barış Karlı, onlar için daha fedakarca mücadele edilmesi gerektiğini aksi takdirde köpekleri kaybedeceğimizi şöyle anlattı:

Her şeyimizi ortaya koyarak mücadele etmeliyiz. Çünkü hiçbir geri adım atmadan direkt olarak saldırmış, vitesi yükseltmiş bir kurumsal yapı var. Hem yürütme organı, yasama organı da köpeklerden yana olmayan tavrını ortaya koydu. Bir de vatandaş kanadında köpeklere yönelik öfkeleri görüyoruz.

Bizim camia olarak bunlar karşısında çok net ve dik durmamız gerekiyor. Yoksa köpekleri tamamen kaybedeceğiz. Hayatımız köpeklerin arkasından ağlamakla geçer. Şu an ağlama değil, direkt sahada bire bir mücadele etme zamanı. Hukuki haklarımızı da kullanma zamanı. Herkesin gördüğü olayla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunması, polise şikayet etmesinin zamanı.

Özellikle risk olarak sokak sokak, mahalle mahalle direnme hem sokak köpeklerine, hem diğer toplanmaya gelen köpekleri vermeme zamanı. Fedakarlığın boyutunu artırmamız gerekiyor. Sosyal medya paylaşımıyla, üzülmekle hiçbir yere ilerleyemiyoruz, kaybediyoruz.”

Kategori: Hayvan Hakları