Ana Sayfa Blog Sayfa 1066

Dünya Meteoroloji Örgütü: 2021 yılı en sıcak yedi yıldan biri oldu

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), 2021 yılının şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yedi yıldan biri olduğunu duyurdu.

Konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada, geçen yıl kaydedilen ortalama küresel sıcaklığın, sanayi dönemi öncesi 1850-1900 yıllarındaki ortalama sıcaklıktan 1,11 santigrat derece daha fazla olduğu bilgisi paylaşıldı.

‘Beklenenden daha sıcak geçti’

Küresel hava sıcaklığını düşürmesi beklenen La Nina Kasırgası nedeniyle 2021’de önceki yıllara kıyasla daha düşük sıcaklık kaydedilmesini beklediklerini ifade eden WMO Genel Sekreteri Petteri Taalas, 2021’in beklenenden daha sıcak geçtiğini kaydetti.

Taalas, “Sera gazı artışlarından kaynaklanan uzun vadeli genel ısınma, doğal iklim faktörlerinin neden olduğu küresel ortalama sıcaklıkların da yıldan yıla kaydedilen değişkenlikten çok daha fazla” dedi.

Taalas, Kanada‘da geçen yıl 50 santigrat derece sıcaklığın kaydedildiğini hatırlattı. Ayrıca, 2021 yılında yaşanan rekor düzeyde sıcaklıklarla ilgili, “Bu sıcaklık Cezayir‘deki Sahra Çölü‘nde kaydedilen oranlarla beklenmedik sağanak yağışlarla ve Asya ile Avrupa‘daki ölüme yol açan sellerle kıyaslanır niteliktedir” açıklamasında bulundu.

İklim krizinin dünyanın her köşesinde su kaynaklı riskler ve günlük hayatı değiştiren yıkıcı tabiat olaylarını da beraberinde getireceğini kaydetti.

ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ile Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), 2021 yılına ait sıcaklık ölçüm verilerini açıklamış ve 2021’de son sekiz yılın şimdiye kadar ölçülen en yüksek sıcaklıkların yaşandığı belirtilmişti.

Avrupa Birliği’ne bağlı Copernicus İklim Değişikliği Servisi de 2021 yılının tarihin en sıcak beşinci yılı olarak kayıtlara geçtiğini duyurmuştu.

Ayrıca, 2021 yılında tarihin en yüksek okyanus sıcaklıklarının kaydedildiği de ifade edilmişti.

ABD Başkanı Biden: Rusya Ukrayna’ya saldırabilir

Görevinin birinci yılını dolduran Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, ikinci kapsamlı basın toplantısını yaptı. Rusya‘nın Ukrayna’ya yönelik saldırı hazırlığı ile ilgili konuşan Başkan Biden “Putin, Ukrayna’ya saldırabilir” dedi.

ABD Başkanı’nın ikinci basın toplantısı bir saat 52 dakika sürdü ve 24 gazetecinin sorularını yanıtladı. Tüm soruları yanıtlayan Biden, iç ve dış politikaya yönelik önemli açıklamalarda bulundu.

Başkan Joe Biden’a sıklıkla yöneltilen soru olası Ukrayna krizi oldu. NATO üyesi ülkelerin Rusya saldırısının gerçekleşmesi durumda farklı yaklaşımları olduğu bir süredir tartışılıyordu. Biden bunu doğruladı:

“Rusya’nın olası saldırısına nasıl karşılık verileceği konusunda NATO müttefikleri arasında görüş farklılıklarımız var.”

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edip etmeyeceği, Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir görüşme planının olup olmadığı soruları üzerine Başkan Biden, “Görüşme bir olasılık” dedi. Soruyu, Putin’le daha önce yaptıkları görüşmeleri de aktararak şöyle yanıtladı:

“Tahminim yakın zamanda harekete geçecek, bir şey yapmak zorunda. Batı’yı, ABD’yi ve NATO’yu test edeceğini düşünüyor muyum? Evet, bence bunu yapacak. Bu yüzden çok ağar bir bedel ödeyeceğini ona söyledim. Ülkesi için bedeli çok ağır olacak. Büyük kayıplar verecek. Bu İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en önemli gelişme. Ukrayna sınırları dışına çıkabilir. Durumun kontrolden çıkabileceğinden endişeleniyorum. Saldırı düzenlediğinde aynı hızla karşılık vereceğiz. Küçük bir saldırı olursa o zaman ne yapacağımızı müttefiklerimizle konuşuruz.”

Başkan Biden’ın konuşma sırasında söylediği “Küçük bir saldırı olursa ne yapacağımızı konuşuruz” sözleri Ukrayna’da endişeye neden oldu. Beyaz Saray, kısa sürede bir açıklama yayımlayarak Rusya’nın Ukrayna’nın sınırlarını geçmesi halinde ‘misilleme ile karşılaşacaktır” bilgisini aktardı.

‘Her an saldırma planları olduğunu biliyoruz’

Ukrayna hükümetine destek için gittiği Kiev‘de açıklamalar yapan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ”Umarım diplomatik ve barışçıl bir yolda kalabiliriz. Ama sonuçta karar Başkan Putin’e ait” diyerek şöyle konuştu:

“Rusya, Ukrayna sınırına herhangi bir provokasyon ya da neden olmadığı halde asker sevkiyatına devam ediyor. Her an bir saldırı başlatma planları olduğunu olduğunu biliyoruz, bu da Başkan Putin’e Ukrayna’ya yönelik hızla agresif bir adım atma kapasitesi sağlıyor.”

Kiev’de Rusya’nın sınırda yaklaşık 100 bin askeri olduğu ve Ukrayna’yı işgale hazırlandığı iddia ediliyor.

Rusya ise gerilimden NATO’yu sorumlu tutuyor.

İran, teknik arıza nedeniyle Türkiye’ye doğal gaz akışını kesti

İran Milli Gaz Şirketi (NIGC), Türkiye’ye doğal gaz arzını 10 gün süreyle durdurduğunu açıkladı. Gerekçe olarak teknik arıza gösterilirken, Akışın 17 Ocak itibariyle azaltıldığı da belirtildi.

Botaş’tan açıklama

Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş’nin (BOTAŞ) konuyla ilgili yaptığı açıklamasında, NIGC tarafından Türkiye’ye sağlanan gazın teslimat basıncı ve miktarı 17 Ocak itibariyle azalmaya başladığını ve doğal gaz alımı günlük kontrat miktarının yaklaşık üçte biri seviyesine kadar düştüğünü kaydetti.

NIGC tarafından BOTAŞ’a yapılan bildirimde, teknik bir arıza gerekçe gösterilerek, Gürbulak noktasından Türkiye’ye doğal gaz arzının mücbir sebepten dolayı 20 Ocak 2022 tarihinden itibaren 10 gün süreyle yapılamayacağı bildirildi.

Yeni Zelanda, yanardağ patlamasıyla sarsılan Tonga’ya yardım için iki donanma gemisi gönderiyor

Yeni Zelanda‘ya ait iki donanma gemisi yanardağ patlaması ve tsunamiyle sarsılan Güney Pasifik ülkesi Tonga‘ya temiz su ulaştıracak.

Yeni Zelanda, koronavirüsten yeni kurtulan ülkelerden biri olan Tonga’nın koronavirüs krizini daha da derinleştirme riskine rağmen, yolladıkları Aotearoa ve Wellington isimli gemileri kabul ettiğini açıkladı.

Aotearoa’nın kaptanı Simon Griffiths, gemisinin diğer malzemelerle birlikte 250 bin litre su taşıdığını ve günde 70 bin litre daha su üretme kapasitesine sahip olduğunu söyledi.

Tonga’nın biraz dışında küçük adalarda patlamanın etkisiyle yüzlerce ev yerle bir oldu, patlama sebebiyle üç kişi de hayatını kaybetti. 105 bin kişiye ev sahipliği yapan adada, cumartesi günkü büyük patlamanın ardından tsunami de meydana gelmişti.

‘Güvenli içme suyuna erişimin sağlanması kritik’

Tonga’da bulunan havalimanını kül yığını kapladı. Deniz altından geçen bir kablonun kopması, telefon ve internet bağlantısına erişimi engelledi. Kablodaki düzelmenin muhtemelen bir ay veya daha fazla süreceği belirtildi.

Ülkedeki yıkımın boyutlarını ölçmek için bölgede keşif uçuşları yapıldı.

Kızıl Haç, Tonga’daki ekiplerinin tsunamiden gelen tuzlu suyun ve volkanik külün on binlerce insanın içme suyunu kirlettiğini doğruladığını açıkladı.

Konuyla ilgili açıklama yapan Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu‘ndan Katie Greenwood, “Güvenli içme suyuna erişimin sağlanması kritik bir acil önceliktir … çünkü kolera ve ishal gibi artan bir hastalık riski var” ifadelerini kullandı.

‘Patlamanın gücü, nükleer bombadan 500 kat fazla’

NASA‘nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi‘nde baş bilim insanı olan James Garvin, patlamanın gücünün beş ila 10 megaton TNT’ye eşdeğer olduğunu ve etkinin Amerika Birleşik Devletleri‘nin (ABD) İkinci Dünya Savaşı sonrası Hiroşima‘ya attığı nükleer bombanın 500 katından fazla olduğunu tahmin ettiklerini söyledi.

Yurtdışında bulunan bazı Tonga toplulukları, sosyal medyada patlamadan etkilenen ailelerini ve patlamanın etkisiyle devrilmiş ağaç, çatlamış yollar ve her yerin külle kaplandığı görüntüleri paylaştı.

Tonga’daki Fua’amotu Uluslararası Havalimanı tsunamiden zarar görmese de, kül yığınıyla kaplandı. Tongalı bir yetkili, Yeni Zelanda ve Avustralya’dan yardım uçuşlarının başlamasının perşembe günü mümkün olabileceğini söyledi.

Diğer ülkelerden de destek geliyor

Avustralya Başbakanı Scott Morrison, Tonga Başbakanı Siaosi Sovaleni ile görüştü. Morrison, insani yardım malzemeleri ve telekomünikasyon ekipmanları taşıyan iki uçağın ülkeye gitmeye hazır olduğunu ve Adelaide adlı bir donanma gemisinin su arıtma ekipmanı ve ek insani yardım malzemeleriyle Brisbane‘den ayrılmaya hazırlandığını söyledi.

Acil durum malzemelerinin yanı sıra Avustralya ve Yeni Zelanda, ülkeye acil mali yardım sözü verdi.

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı, ülkeye acil yardım için 100 bin dolar gönderecek. Japonya da patlamanın etkisiyle oluşan kül yığınlarının temizlenmesi için içme suyu ve ekipmanın yanı sıra, 1 milyon dolardan fazla yardım vereceğini söyledi.

Çin, havalimanı açıldığında su ve yiyecek de dahil olmak üzere ülkeye yardım göndereceğini duyurdu.

Hrant Dink öldürülüşünün 15’inci yılında anıldı: Buradayız Ahparig!

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, öldürülüşünün 15’inci yılında “15 Eksik Yıl” sloganıyla vurulduğu yerde anıldı.

Şişli Halaskargazi Caddesi‘ndeki eski Agos gazetesinin önünde düzenlenen anma törenine eşi Rakel Dink, çocukları Delal Dink, Arat Dink, Sera Dink ve arkadaşları katıldı.

Dink’in öldürüldüğü noktaya karanfiller bırakıldı, mumlar yakıldı. Türkçe ve Ermenice şarkılar çalındı. Törende, “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz”, “Faşizme inat kardeşimsiz Hrant”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Buradayız Ahparig” ve “Öldür diyenler yargılansın” sloganları atıldı.

‘Adalet arayışımıza devam edeceğiz’

Sincan Cezaevi‘nde tutuklu bulunan Hrant’ın Arkadaşları gurubundan Bircan Yorulmaz bir mektup gönderdi. Yorulmaz’ın gönderdiği mektubu Emel Kurma okudu:

“Bugün Hrank Dink’in bizlerden alınışının 15. yıl dönümü. 15 yıldır süren adalet ve hakikat arayışımızda ilk kez bu yıl, bu alanda sizlerle birlikte olamıyorum. Ancak biliyorum ki Hrant’ın Arkadaşları sadece bu alanda değil, Her yerde… Hrant’ın Arkadaşları olarak, adalet arayışımıza devam edeceğiz. Buradayız Ahparig!”

‘Geçmişin kilidini açalım da özgür kalsın acı dolu ruhlar…’

Bircan Yorulmaz’ın mektubun okunmasının ardından Rakel Dink konuştu. Konuşmasını yaparken gözyaşlarını tutamayan Dink, “Ey yöneticiler geçekten adil mi karar verirsiniz? Doğru mu yargılarsınız insanları?” diye sordu:

“15 yıl oldu. 15 eksik yıl. O günün çocukları büyüyorlar. Çözemediğimiz her sorunu onların omuzlarına yıkıyoruz. Sorunun sahibi de sebebi de biz değilmişiz gibi bir de tutup cepheye çocukları gençleri sürüyoruz. Oysa bizim kanlı mirasımız olmasa tüm dünyadaki akranlarıyla, tüm farklılıklarıyla başka bir gelecek hayali kurabilir ve gerçekleştirebilirler. Zaten yeterince sorunları olacak daha ne depremler göreceğiz. Şu geçmişin kilidini açalım da özgür kalsın acı dolu ruhlar…

Bu topraklarda yükselen her itiraza ‘dış güçler’ dediler. Doğru sizin içiniz onların dışıdır. Gezi Direnişi‘nde gençler, önce kendi yaşadıkları şehri korumaya çalıştılar. Sonra zulme uğrayan dostlarını korumak için çoğaldılar. Onlara da dış mihrak dediler. Terör dediler, şu dediler. bu dediler. Ey yöneticiler geçekten adil mi karar verirsiniz? Doğru mu yargılarsınız insanları?

Seni andığımız her 19 Ocak’ta seni ve diğerlerini hatırlatmaya çalıştık. Resimler yan yana konduğunda, albümler açıldığında belki katiller ortaya çıkar diye.

Karanlığın meyvesiz işlerine ortak olmayın. Dostlarımızı yıllarca hapiste bekletiyorlar…Saçma sapan gerekçelerle hapislere koydular. Artık gerekçe de sunmuyorlar. Sesin kulağımızda sözümüz söz.”

‘Biz bitti demeden bu dava bitmez’

Rakel Dink’in konuşmasının ardından anmaya katılan, Cumartesi Anneleri‘nin mücadelesi, Türkiye’de adalet mücadelesi verenler selamlandı.

Hrant’ın Arkadaşları’ndan Bülent Aydın, anma sonunda kamu görevlilerin yargılandığı davanın temyiz sürecinde olduğunu hatırlatarak, “Tıpkı ilk davada olduğu gibi bu davada da karar bozulacaktır. Gerçek failler yargılanana kadar adalet mücadelemiz sürecek. Biz bitti demeden bu dava bitmez” dedi ve anma “Biz bitti demeden bu dava bitmez” sloganlarıyla sonlandı.

19 Ocak’ta ne olmuştu?

Hrant Dink, gazetesi Agos’ta yayımladığı “Sabiha Hatun’un Sırrı” başlıklı röportajının Hürriyet gazetesinde yayımlanmasının ardından aynı gün Genelkurmay Başkanlığı‘nca yayımlanan bildiriyle başlayan siyaset, medya ve milliyetçi gruplarca hedef haline getirildi, tehdit edildi. Tüm bu sürecin sonunda 19 Ocak 2007 yılında saat 15.00 sıralarında Ogün Samast tarafından gazetesinin önünde sırtından kurşunlanarak öldürüldü.

Tetikçi Ogün Samast kısa sürede yakalandı. Samast’ın sorgu için götürüldüğü karakolda elinde Türk bayrağı ve arkasında Mustafa Kemal Atatürk’ün “Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez” sözü görünen fotoğraflarının çekilmesi tepkiyle karşılandı. Suikast sırasında taktiği beyaz beresi ise cinayetin sembolü haline geldi.

Hrant Dink’in cenazesine tarihte benzerine rastlanmayan bir katılım gerçekleşti. Binlerce insan “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz” pankartlarıyla cenazeye katıldı. Yenikapı’ya kadar yapılan yürüyüşe 100 binin üzerinde insan katıldı. Ülkenin her yerinde Dink’in yası tutuldu.

15 yıldır süren adalet mücadelesi

Dink’in öldürüldüğü gün yayımlanan hedef haline getirildiği ve aldığı tehditleri anlattığı yazısı “Ruh halimin güvercin tedirginliği” yazısı toplumu suikast kadar sarstı. Toplumun dikkati Dink cinayeti soruşturmasına yöneldi. Kısa sürede Samast dışında cinayetin azmettiricisi olduğu iddiasıyla Yasin Hayal ve muhbir Erhan Tuncel tutuklandı. Tuncel’in Emniyet ve Jandarma İstihbarat Teşkilatı ile bağlantılı olduğu ortaya çıktı. Emniyet tarafından yapılan bir açıklamayla Erhan Tuncel’in Trabzon Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek’in elemanı olduğu doğrulandı.

Hrant Dink suikastı davası 2 Temmuz 2007 tarihinde Beşiktaş’taki eski Devlet Güvenlik Mahkemesi binasında başladı. Yargılamada sanıklara örgüt suçlamasında ise bulunulmadı. Sanıkların mahkemedeki rahat tavırları da tepki uyandırdı. Meclis’te, Hrant Dink Cinayetini Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyon yaptığı çalışmaların sonucunda Trabzon ve İstanbul emniyet birimlerinin “ihmali” olduğunu belirtti. Hrant Dink’in İstanbul Valiliği’ne çağrılarak Vali Muammer Güler’le görüşmesi sırasında odada bulunan üç kişi tarafından tehdit edilmesi sıklıkla gündeme geldi ve bu üç kişinin kim olduğu soruldu. Mahkeme bu soruyu Valiliğe yöneltti ancak yanıt verilmedi. Dink ailesinin ve avukatlarının tekrar sorulması taleplerini ise reddetti.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ankara’nın derin dehlizlerinde kaybolmasına izin vermeyeceğiz” dedi. Ancak yargılama sonucunda “örgüt” bulunamadı. Anayasa Mahkemesi’ne etkin soruşturulma yürütülmemesi nedeniyle Dink ailesinin açtığı davadan ise yaşam hakkı, ifade özgürlüğü ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğine hüküm edildi.

Kamu görevlilerinin yargılanması

Ekim 2015 yılında kamu görevlilerine yönelik yeni bir dava açıldı. Dönemin Trabzon Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek, İstanbul Emniyet İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer hakkında “kasten adam öldürme” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’a ise “görevi kötüye kullanma” suçlamasından altı yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler ise tanık olarak davaya katıldı. Hrant Dink’in valiliğe çağrıldığında yaptıkları görüşme sırasında Dink’i tehdit eden üç kişinin kim olduğu soruldu. Güler, “Kamuoyu yanıltıldı” diyerek başladığı ifadesini “Bu görüşme ile ilgili kamuoyu yanıltılmıştır, herhangi bir tehdit, gözdağı, baskı yoktur. Bu görüşmenin Hrant Dink’in öldürülmesiyle bir ilgisi yoktur” diyerek tamamladı. Hrant Dink’in bizzat “tehdit edildim” demiş olmasına rağmen etkili bir araştırılmadı, soruşturulmadı. O üç kişinin kim olduğu ortaya çıkarılmadı.

Dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay‘da bilgisi olmadığını söyledi. Altay savunmasında dönemin İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç’i işaret etti: “İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç’ti. Bana Dink cinayeti tasarısıyla ilgili hiçbir bilgi vermedi.”

Engin Dinç’in Erhan Tuncel’le sıklıkla görüştüğü mahkemede iddia edildi. Dinç savunmasında “Resmi dile ve usule uygun şekilde Yasin Hayal’le ilgili gelen bilgileri raporlara geçtik ve ilgili yerlere ilettik. ‘Ses getirecek eylem’ istihbarat alanında kullanılan bir tabirdir. Olayı hafifletecek bir ifade değildir. Suçlamaları reddediyorum” dedi.

Cinayetin işlendiği dönem İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü olan Ahmet İlhan Güler de görevi ihmal ile suçlandı. Güler, savunmasında sorumluluğun Trabzon Emniyeti’nde olduğunu söyleyerek “Aleyhimdeki bilirkişi raporunu yazanlar FETÖcü’dür” dedi.

Kararın temyiz süreci devam ediyor

Yargılama sonucunda mahkeme, Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer’i “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Tutuklu sanık eski subay Muharrem Demirkale’yi “Anayasa’yı ihlal” ve “kasten öldürmeye yardım” suçlarından iki kez müebbet hapisle cezalandırdı. Tutuklu sanıklar Okan Şimşek ve Veysal Şahin ile hakkında adli kontrol kararı bulunan tutuksuz sanık eski Trabzon İl Jandarma Komutanı sanık Ali Öz’ü “kasten öldürme” suçundan 25’er yıl, “resmi belgede sahtecilik” suçundan üç yıl dörder ay hapis cezasına çarptıran heyet, tutuklu sanık Ercan Gün’e FETÖ kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 10 yıl hapis cezası verdi.

Tutuksuz sanıklar eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ve dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç hakkında “ihmali davranışla öldürme” suçundan beraat, “kamu görevini ihmal” suçundan haklarındaki dava dosyasının zaman aşımı nedeniyle düşürülmesi kararı veren heyet, tutuksuz sanıklar eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun ve dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah hakkındaki dava dosyasının zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine hükmetti.

Mahkeme heyeti, haklarında yakalama kararı bulunan firari sanıklar Fetullah Gülen, Adem Yavuz Arslan, Ekrem Dumanlı, Coşgun Çakar, Halil İbrahim Koca, Mehmet Akif Yılmaz, Mehmet Faruk Mercan, Metin Canbay, Ömer Faruk Kartın, Serkan Şahan, Yılmaz Angın, Yunus Yazar ve Zekeriya Öz’ün savunmalarının alınamamış olması nedeniyle dosyalarının ayrılmasına karar verdi. Kararın temyiz süreci devam ediyor.

Kimyasal kirlilik, insanlık için güvenli sınırı geçti

Bilim insanları gezegeni saran kimyasal kirliliğin, küresel ekosistemlerin istikrarını tehdit eder hale geldiği uyarısında bulundu. Kimyasal kirlilik, tüm yaşamı destekleyen biyolojik ve fiziksel süreçlere zarar vererek Dünya’nın ekolojik sistemlerini tehdit ediyor. Örneğin pestisitler, tüm ekosistemler ve dolayısıyla temiz hava, su ve gıda sağlanması için temel olan hedef olmayan birçok böceği yok ediyor.

Beş alanda sınır aşıldı

Bilim insanları çevre ve iklim krizi yaşayan dünyada dokuz alanda beşinde ‘güvenli sınırların’ aşıldığını söylüyor: Küresel ısınma, vahşi yaşam alanlarının yok edilmesi, biyoçeşitlilik kaybı, aşırı azot ve fosfor kirliliği…

Kimyasal kirlilik ve plastik atıklarla ilgili olarak uzun süredir  Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘ne benzer bir küresel bilimsel kuruluşun kurulması da dahil olmak üzere, uluslararası eylem için artan çağrılar yapılıyor. 

Environmental Science&Technology Dergisi‘nde yayımlanan çalışma ekibinden;  Stockholm Direnç Merkezi‘nde (SRC) araştırma görevlisi Patricia Villarrubia-Gómez, “1950’den bu yana kimyasal üretiminde elli kat artış oldu ve bunun 2050 yılına kadar üçkatına çıkması bekleniyor. Toplumların aşırı üretim sonucunda çevreye yeni kimyasallar salma hızı, insanlık için güvenli bir alanın dışında kalmayaya başladı” dedi.

Guardian‘a konuşan SRC’nin baş araştırmacı Dr Sarah Cornell ise, insanları uzun zamandır kimyasal kirliliğin kötü bir şey olduğunu bildiklerine ancak bunun küresel düzeyde düşünülmediğine işaret etti: “Bu çalışma, kimyasal kirliliği, özellikle plastikleri, insanların gezegeni nasıl değiştirdiğinin hikayesine katıyor.”

Bilim insanları ozon tabakasını tahrip eden CFC kimyasalları ve zararlı ultraviyole ışınlarından korunması gibi bazı tehditlerin daha büyük ölçüde ele alındığını söyledi.

Kimyasal kirliğinin gezegen sınırlarını aşıp aşmadığını belirmek karmaşık bir konu, çünkü iklim kriziyle ilgili temel alınacak, atmosferdeki sanayi öncesi CO2 seviyesinin aksine, bu konuda insan öncesi bir temel bulunmuyor. Ayrıca kullanım için kayıtlı çok sayıda kimyasal bileşik bulunuyor- yaklaşık 350.000 – ve bunların yalnızca küçük bir kısmı güvenlik açısından değerlendirilmiş durumda.

Bu nedenle araştırma, durumu değerlendirmek için bir ölçüm kombinasyonu kullandı. Bunlar arasında, hızla artan kimyasalların üretim oranı ve bunların yetkililerce etkileri izleme veya araştırma yeteneğinden çok daha hızlı gerçekleşen çevreye salınması da yer aldı.

Bazı kimyasalların fosil yakıtların çıkarılmasından çevreye sızmasına kadar bilinen olumsuz etkileri de değerlendirmenin bir parçası olarak ele alındı. Bilim insanları, veriler bir çok alanda sınırlı olsa da kanıtların ağırlığının gezegen sınırının ihlaline işaret ettiğini söyledi.

Öneriler

Ekibin bir parçası olan Göteborg Üniversitesi’nden Prof. Bethanie Carney Almroth, “Yolun her adımında işlerin yanlış yöne işaret ettiğine dair kanıtlar var” dedi: “Örneğin, toplam plastik kütlesi artık tüm yaşayan memelilerin toplam kütlesini aşıyor. Bu bana göre bir sınırı geçtiğimizin oldukça açık bir göstergesi. Başımız belada ama bazılarını tersine çevirmek için yapabileceğimiz şeyler var.”

Villarrubia-Gómez ise döngüsel ekonomiye geçişin önemine vurgu yaptı: “Bu, malzeme ve ürünleri boşa harcamadan yeniden kullanılabilecek şekilde değiştirmek anlamına geliyor.”

Araştırmacılar, daha güçlü düzenlemelere ihtiyaç olduğunu ve gelecekte kimyasal üretim ve atık konusunda sabit bir üst sınır bulunduğunu aynı şekilde karbon hedeflerinin sera gazı emisyonlarını sona erdirmeyi amaçladığını hatırlattı.

Araştırmanın parçası olmayan St Andrews Üniversitesi‘nden Prof Sir Ian Boyd ortamdaki kimyasal yükün artmasının yaygın ve sinsi bir durum olduğunu vurguladı: Boyd, “Bireysel kimyasalların toksik etkilerini tespit etmek zor olsa bile bu, toplam etkinin muhtemelen önemsiz olacağı anlamına gelmez. Yönetmelikler, bu etkileri tespit etmek veya anlamak için tasarlanmadı. Sonuç olarak neler olup bittiğine nispeten körüz. Etkiler konusunda bilimsel kesinlik düzeyinin düşük olduğu böylesi bir durumda  yeni kimyasallara ve çevreye salınan miktara karşı çok daha ihtiyatlı bir yaklaşıma ihtiyaç var” değerlendirmesi yaptı.

Adana’da yağışlar arttı, barajlardaki doluluk oranları yükseldi

Adana’da yağışların artmasından dolayı Seyhan Baraj Gölü’nde su seviyesi yükseldi. Gölde bulunan Sevgi Adası‘na giden yol da su seviyesinin artmasıyla yeniden kapandı.

Adaya yaz boyunca yürüyerek gidilebiliyordu

DHA‘da yer alan habere göre, yaz aylarında yağışın azalması ve kuraklığa bağlı olarak Seyhan Baraj Gölü’nde su seviyesi düştü. Suların, kıyıdan yaklaşık 500 metre kadar çekilmesiyle, gölün ortasında bulunan Sevgi Adası’na bağlantı sağlayan yol da ortaya çıktı. Halk, yaz boyu adaya araçlarıyla ya da yürüyerek gitti.

Adaya normalde ulaşım kayık ve sandallarla sağlanıyordu. Ocak ayında başlayan yağışlarla gölün su seviyesi artınca, adaya yürüyerek gidilen yol da yeniden kapandı.

Fotoğraf: DHA

Devlet Su İşleri (DSİ) 6’ncı Bölge Müdürlüğü‘nün verilerine göre, Çatalan Barajı‘ndaki doluluk oranı aralık ayında yüzde 69 iken, ocak ortasında yüzde 77’ye yükseldi. Seyhan Barajı’nın doluluk oranı ise yüzde 44’ten yüzde 49’a çıktı ve su miktarı 408 milyon metreküp oldu.

Macron kürtaj ve çevre korumanın AB temel haklar sözleşmesine dahil edilmesini istedi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, kürtaj hakkı ve çevre koruma gibi konuların Avrupa Birliği’nin (AB) temel haklarla ilgili sözleşmesine dahil edilmesini istediğini söyledi.

Ülkesinin altı ay sürecek AB dönem başkanlığı sırasında öncelik vereceği konularla ilgili olarak Avrupa Parlamentosu’nda konuşan Macron, AB temel haklar sözleşmesinin güncellenmesini gerektiğini savundu: “Kürtaj hakkının tanınması ve çevrenin daha iyi korunması konusunda daha açık olmak için bu sözleşmeyi yenilememiz gerekir. ”

AP’nin başkanlığına önceki gün, kürtaj karşıtlığıyla bilinen, muhafazakar Avrupa Halk Partisi‘nin (EPP) adayı, Maltalı kadın siyasetçi Roberta Metsola seçilmişti. 

Euronews‘in aktardığına göre, dönem başkanlığı döneminde hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi için Fransa’nın çaba göstereceğini de ifade eden Macron, “Hukukun üstünlüğünün bitmesi keyfiliğin saltanatını getirir. Hukukun üstünlüğünün bitmesi otoriter rejimlere geri dönüşü getirir” dedi.

‘Rusya ile yeni bir düzen kurulmalı’

Konuşmasında Moskova ile ilişkilere de değinen Macron, AB ülkelerinin gelecek haftalar içinde Rusya ile “yeni bir güvenlik ve istikrar düzeni” kurulması konusunda uzlaşmasını istedi.

Avrupa’nın kendi güvenliğini sağlama konusunda daha fazla adımlar atmasını isteyen Fransa Cumhurbaşkanı, “Avrupa’nın kıtamızda kendi kolektif güvenlik çerçevesini oluşturması gerekiyor” diye konuştu.

 

Hong Kong’ta bir pet shopta Covid şüphesi yüzünden iki bin hayvan öldürülecek

Hong Kong‘ta bir pet shop’ta bazı hamster’larda Covid saptanması üzerine  yaklaşık iki bin hamster ve diğer küçük memelinin öldürülmesine karar verildi.

Little Boss adlı pet shop’ta bir çalışanda koronavirüs saptanması üzerine mağazadaki yüzlerce hayvana da test yapıldı ve 11 hamster’ın testi pozitif çıktı.

Mağazadaki tavşan ve çinçilaların testleri negatif çıkmasına rağmen bu hayvanların da “önlem olarak” öldürüleceği açıklandı. 22 Aralık’tan sonra bu mağazadan alışveriş yapan kişilere de hayvanları teslim etmesi çağrısı yapıldı. 

Kararın Çin’e bağlı bir özel idari bölge olan Hong Kong’da yürürlükte olan “Sıfır Covid” stratejisi kapsamında alındığı belirtiliyor.

Hayvan aktivistlerinden ‘öldürmeyin’ kampanyası

Karar hayvan aktivistlerinin ve hayvanseverlerin büyük tepkisine yol açtı.  Hayvanların öldürülmemesi için internette imzaya açılan bir dilekçeyi şimdiden 14 bin kişi imzaladı.

Danimarka ve İspanya‘da da 2020’de koronavirüse karşı mücadele kapsamında çiftliklerde yetiştirilen tüm vizonlar öldürülmüştü. Aralık 2021 itibarıyla, İtalya dahil 12 ülkedeki (10 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada) 465 vizon çiftliğinde Covid-19 salgınları doğrulandı. Şubat 2021’de Avrupa Gıda Standartları Ajansı, tüm vizon çiftliklerinin salgın bakımından risk altında sayılması gerektiğini bildirmişti.

Hong Konglu yetkililer hamster’lar için telefon hattının açıldığını ve bu hayvanların ithali ve satışının yasaklandığını açıkladı.

Köpek, kedi, evcil gelincik ve kemirgenler Covid 19’a yol açan Sars-Cov-2 virüsüne yakalanabiliyor. Ancak virüsün hayvanlardan insanlara değil, insanlardan hayvanlara geçtiği konusunda çalışmalar bulunuyor.  Hong Kong Tarım Dairesi Başkanı Leung Siu-fai, ”Evcil hayvan sahipleri hijyene dikkat etmeli ve hayvanlarını öpmekten kaçınmalı” dedi.

Afşin Elbistan Termik Santrali’ne ek iki ünite daha açılması için ÇED başvurusu yapıldı

Çevreye telafi edilemez zararlar vermeye devam eden Afşin Elbistan Termik Santrali‘ne ilave iki ünite daha açılması için ÇED başvurusu yapıldı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na sunulan ÇED dosyasında yatırımın toplam maliyeti, 3 milyar 650 milyon TL olacak.

36 ayda tamamlanacak

Çelikler Holding bünyesindeki Afşin-Elbistan Elektrik Üretim Anonim Şirketi’nin işlettiği A Termik Santrali’ne 3 milyar 650 milyon liralık yatırımla iki ünite daha yapılacak. Projeyle 5’inci ve 6’ıncı ünitelerden yılda net 4 bin 613 GWh enerji üretimi hedefleniyor.

Proje kapsamında santralin çalışma süresi 7 bin 500 saat/yıl, projenin ekonomik ömrü ise 30 yıl olarak belirlendi. İnşaatın ise 36 ayda tamamlanması planlanıyor.

İki ünitenin kurulum aşamasında 3 bin 500, işletilmesinde ise 800 personel istihdam edileceği de iddia edildi.

Bugüne kadar 300 milyon tondan fazla kömür harcandı

Temelleri 1973 yılında atılan linyit kömürüne dayalı kurulan en büyük santrallerden biri olan Afşin-Elbistan A Termik Santrali için kuruluşundan bugüne kadar 300 milyon tondan fazla kömür harcandı.

Santral, bacalarından atmosfere yayılan kül ve zehirli gazlar nedeniyle bölgedeki kanser vakalarının artmasında birincil rol oynadı. Tesis ayrıca, 1984 yılından 2015 yılına kadar da baca gazı arıtma sistemi olmadan çalışmaya devam etti.

Santral, Çelikler Holding’e 2018 yılında devredilmişti.

Özelleştirilmiş kömürlü termik santrallere çevre mevzuatına uymaları için yapılması gereken yatırımlardan muafiyet getiren yasa tasarısı binlerce kişinin tepkisi sonucu Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmişti. Ancak, İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği tarafından hazırlanan Özelleştirilmiş Termik Santraller ve Çevre Mevzuatına Uyum Süreçleri Raporu‘nda aralarında Afşin-Elbistan A Termik Santrali’nin de olduğu bazı termik santrallerde bu yasa tasarısının fiilen hala uygulandığı ortaya konmuştu.

Afşin ve Elbistan tüm dünyada kömürlü termik santrallerden salınan kükürtdioksitten (SO2) kaynaklı hava kirliliği sıralamasında beşinci sırada yer almıştı.