Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

Ozan Zeybek’ten Türkiye’nin yakın tarihinde hayvanlar-Hira Doğrul

Türkiye’de özgün incelemelerin, yeni fikir ve yaklaşımların kıtlığından şikâyet edilirken, binbir emekle kotarılmış müstesna çalışmaların üzerine konuşulmaması bayağı tuhaf bir durum. Sezai Ozan Zeybek’in Türkiye’nin Yakın Tarihinde Hayvanlar başlıklı, hayvan hakları ya da hayvan şiddeti meselesine dair hayli sağlam yaklaşımlar sunan kitabı çıkalı bir yıl oldu, kitapla ilgili kapsamlı bir incelemeye rastlamış değilim. 200 sayfa gibi kısa sayılacak bir çalışmada çok çeşitli meseleleri, konuları ele alıp, kavramsal açılımlar sunan kitabı kısaca tanıtmaya çalışacağım. 

Bir yandan hayvan şiddeti meselesini nasıl ele alabileceğimizi bir yandan da toplumbilimlerinde hayvan meselesiyle nasıl bağlantı kurulabileceğini konu edinen Ozan Zeybek, kitabında özellikle hayvan hakları tartışmalarında eksik kalan üç kilit unsuru tartışmaya kazandırıyor.

Hayvan-insan ilişkisi

İlk büyük katkısı, insanın hayvan kullanımını ve hayvanlara uyguladığı şiddeti mesele eden her tartışmanın insan ile hayvanı apayrı, kopuk varlık alanları olarak gördüğü sürece bir yere varamayacağına dikkat çekişi. İnsan ile hayvan arasındaki ilişkileri kavramanın (insanın zaten bir hayvan olduğunu hiç unutmadan) karşıtlıklar üzerinden değil de ancak bir etkileşimler, yaşam mücadelesinde karşılıklı kurulan çok katmanlı ilişkiler ağları çerçevesinden bakmakla mümkün olabileceğini söylüyor. Her iki tarafın da sabit kalmadığı, birbirini değiştirdiği, dönüştürdüğü “kolektif”ler üzerinden hayvan meselesine yaklaşıyor.

Zeybek bu karşılıklı etkileşimler ağlarını kitabında daha ziyade savaşlar üzerinden anlatıyor. Atların kullanımının savaş biçimleri üzerindeki etkisinden, sonrasında mekanize araçların devreye girmesiyle değişen savaş biçimlerinin at kullanımı üzerindeki etkisinden bahsediyor. Amerikan yerlilerinin gündelik yaşamlarının ve kültürlerinin temel unsuru olan bizonların, yerlileri yok etmek isteyen Amerikan ordusu tarafından katledilişini, sonuçta yerli nüfusunun çöküşünü anlatıyor. Ya da Kürt isyanını bastırmak amacıyla bölgedeki hayvanların nasıl öldürüldüğünü örneklendiriyor.

Zeybek’in ikinci büyük katkısı, ne yazık ki hayvansal gıda yemek yememek ikilemi üzerinden kişisel tercihlere indirgenmiş ve bir anlamda çıkmaz sokağa girmiş hayvan hakları ve hayvan ısdırabı meselesindeki hayati unsuru, devlet mekanizması ve devlet aygıtlarının hayvan kullanımı ve şiddeti üzerindeki rolünü ayrıntısıyla gözler önüne sermesi. Kapsadığı tüm unsurları mümkün olan en üst düzeyde kontrol etmek, itaatkâr ve kendini bağımlı kılmak gayesindeki bu mekanizmanın canlı, cansız tüm unsurları nasıl sayısal verilere dönüştürerek kontrol altında tuttuğunu anlatıyor. Azami fayda odaklı bu yaklaşıma örnek olarak, 1990’lardan itibaren Türkiye’deki küçük ve büyükbaş hayvanların verimlilik adına nasıl yerli ırklardan arındırılıp kültür ırklarına dönüştürüldüğünün, endüstriyel hayvancılığa adım adım geçişin izini sürüyor.

Görünmeyenler…

Üçüncü önemli katkısı, hayvan hakları tartışmalarının acı ve ısdırap odaklı olmasının kaçınılmaz sonucu olarak, bize benzeyen, acısı çok görünür büyük hayvanlara odaklanıldığı bir ortamda; hem bu gezegende hayatın devam etmesinde hem de bizim gıda teminimizde hayati unsur olan minik ve gözden ırak canlılara, toprakaltı dünyasına dikkat çekmesi. Zeybek toprak altındaki irili ufaklı, büyük oranda mikroskobik canlıların olağan hareketliliğinin toprağın bereketini yaratan ana unsur olduğunu ve endüstriyel tarımın bu hayatı yok ederek aslında toprağın bereketini nasıl mahvettiğini kıvrak bir özetle anlatıyor.

Kısa ama hayli yoğun içerikli çalışma, tüm bunların yanı sıra tarihsel çerçevede sokak köpekleri meselesi; Kürt köylerinin boşaltılması sonucu büyük şehirlere yönelik göç ve bunun doğurduğu çatışmalar; farklı toplum ve kültürlerdeki hayvan anlayışı ve sınıflandırmaları; “orman koruma” anlayışının bir yönetim ve denetim aracı olarak nasıl şekillendiği; özelleştirme ya da kamu yönetimi ikilemine alternatif “müşterekler” yaklaşımı gibi konulara da değiniyor.

‘Hayvana şiddet vicdan meselesi değil’

Kitabın bir hoşluğu kavramlar, çıkarımlar ve verilerin yanı sıra metne yedirilen yan kutucuklar üzerinden çok çeşitli tarihsel olaylara, birinci elden tanıklıklara ve kendi kişisel duygu ve yaşantılarına yer açması. Aynı zamanda çocuk kitapları yazan Zeybek, bu tarz inceleme çalışmalarından beklenmeyecek bir sürpriz yaparak bir masalla kitabı sonlandırıyor.

Kendini en üstün tür addeden insanın virüsler karşısında darmadağın olduğu şu dönemde daha kolay kavrayabileceğimiz gibi, Zeybek kendini üstenci ve muktedir gören insanı gezegendeki tüm unsurlarla etkileşim halinde olan ve bunlar tarafından belirlenen kendine has bir unsur olarak konumlandırmaya soyunuyor. Hayvanlara yönelik şiddeti de, kişilerin vicdanıyla ilgili bir mesele olmaktan ziyade, toplumların akışkan ihtiyaçları, sahip oldukları imkânlar ve özellikle de kurumsal çıkarlar üzerinden okumaya ve anlamaya çalışıyor. Devamının gelmesini ve başka incelemelere vesile olmasını umarım.

 

Kategori: Hafta Sonu