Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

İklim krizine karşı eylem zamanı; hemen, şimdi-1

Önce, ister inancı gereği ister gelenek olduğu için olsun Kurban Bayramı’na önem atfeden herkesin bayramını kutlamak istiyorum[1]. Bayramlar, ne olursa olsun güzel duygu ve dileklerin zamanıdır. Bu bayramda da ailemize, dostlarımıza, sevdiklerimize sarıldık ve birbirimize güzel dileklerimizi ilettik.  Güzel dilekte bulunmak, iyiyi ummak olumlu bir davranış şeklidir, kabul. Ama tek başına işe yarar mı? Bu soruya yanıt aramadan önce, gelin birlikte bayrama doğru ve bayram günlerinde dünyada ve Türkiye’de öne çıkan haberlere birlikte bakalım.

Sıcak dalgaları, yanan ormanlar, seller ve allı turnalar

Haziran ayı ve temmuz başı Kanada ve ABD’deki sıcak dalgası haberleri ile geçti. Kanada gibi serin iklimi ile bilinen bir ülkede termometrelerin zaman zaman 50’li değerlere (santigrat cinsinden) yaklaştığını öğrendik basına yansıyan haberlerden. Yalnızca bu ülkede 500 civarında insanın sıcak dalgasına bağlı olarak öldüğüne ilişkin bilgiler ulaştı maalesef. İklim uzmanları yıllardır iklim krizinin en önemli sonuçlarından birinin aşırı hava olayları olduğunu söylüyorlar. Kimi zaman bu örnekte olduğu gibi sıcak  dalgaları, kimi zaman ani ve çok şiddetli yağışlar, fırtınalar, kasırgalar, kimi zaman ise uzun süren kuraklıklar vb. Bu tür aşırı hava olayları geçmişte hiç yaşanmıyor değildi kuşkusuz. İklim krizinin etkisi bu tür olayların yaşanma sıklığını artırmakla ilgili.

World Weather Attribution ağına üyesi 27 araştırmacının konuyla ilgili araştırmalarının sonuçları hakkında bilgi veren Oxford Üniversitesinden Dr. Frederike Otto insan kaynaklı sera gazı salımları olmadan bu tür (Kanada ve Kuzeybatı Amerika’daki) hava olaylarının yaşanması olasılığının milyonda bir, yani neredeyse imkânsız olduğunu açıkladı.

Tam bu sıralarda, 14 Temmuz’da, çevre haberlerine atfettiği önem ile en azından benim gibiler için öne çıkan The Guardian’da şu başlıkla bir haber yayımlandı: “Amazon yağmur ormanları artık absorbe ettiğinde daha fazla CO2 emisyonuna yol açıyor”[2] Konuyla ilgili olarak yapılan bilimsel araştırmaları referans alan haberde yer verilen ve referans alınan araştırmanın liderliğini yapan Brezilya Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsünden Luciana Gatti’ye ait olan şu sözler sanırım haberin en çarpıcı kısmını oluşturuyordu:

“Birinci kötü haber orman yakma, ormanların absorbe ettiğinden üç kat daha fazla CO2 üretiyor. İkinci kötü haber ise ormansızlaşmanın %30 ve üstünde olduğu yerler ormansızlaşmanın %20’nin altında olduğu yerlerden 10 kat daha fazla CO2 emisyonuna yol açıyor.” Haber, özetle benim aşağıdaki gibi bir şekille göstermeye çalıştığım bir kısır döngüye parmak basıyordu. Amazon yağmur ormanlarında hayvancılık ve tarım için ormanlar yakılıyor ve yanan ormanlar atmosfere CO2 yayıyor; bu şekilde azalan ormanlar ve salınan CO2 nedeniyle iklim daha kurak ve sıcak hale geliyor ve bu nedenle daha çok orman yangını ve orman azalması yaşanıyor ki, bu da CO2 emisyonunu daha da artırıyor.

Aynı günlerde Türkiye’nin, Tuz Gölü’nde çekilen sular nedeniyle ölen flamingo (allı turna) yavrularına yas tutmasına şahit olduk. Neredeyse eş zamanlı olarak, artık görmeye alıştığımız ama hiçbir önlem alınmamasına bir türlü alışamadığımız sel cinayeti Rize’de gerçekleşti. Çok alışkın olmadığımız sayfa ise Almanya ve Belçika’da açıldı. Bu iki ülkede meydana gelen şiddetli yağışlar (aşırı hava olayı) sonucu 190 civarında kişinin yaşamını kaybettiği haberleri ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının ön sayfalarında yer aldı. Ben bu satırları yazmaya başladığım gün (21 Temmuz) Şırnak Cizre’de 20 Temmuz tarihinde ölçülmüş olan 49,1 0C’lik sıcaklığın Türkiye’de ölçülmüş en yüksek sıcaklık olarak kayıtlara geçmiş olduğunu öğrendik. Bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Çin’in Henan eyaletinde etkili olan yağışlar ve sel 10’un üzerinde insanın yaşamını kaybetmesine yol açtı. Ve son olarak ben yazımı tamamlayıp editöre ulaştırdığım 22 Temmuz öğle saatlerinde Rize ve Artvin’de şiddetli yağış olduğu haberlerini alıyorduk.

Ne ilgisi var?

Bu soruyu sormanın zamanı çoktan geçti, kimse kusura bakmasın. Elbette ağrıyan başını bile iklim kriziyle açıklamaya çalışanlardan değilim. Ancak yukarıda sıraladığım olayların iklim krizi ile ilgisini açıklamak için kaybedecek zamanım yok. Bırakın ilgiyi bu olaylar iklim krizinin tam da kendisi aslında. Bunu göremeyenler varsa elimden gelen bir şey yok, üzgünüm onlar için.

Esas konuşmamız gereken çözüm. “Ne ilgisi var?” sorusunun miadı çoktan doldu. Asıl soru şu: ‘Ne yapmalıyız?’ Hoş, bunun da yanıtı net; karbon emisyonunu azaltmalıyız. Peki, nasıl? İşte burada kafalar karışıyor. Temel sorun fosil yakıtlar, bu tartışma götürmez. O halde fosil yakıtlardan uzaklaşmalı ve temiz enerjiye geçişi hızlandırmalıyız. Bunu der demez fosil lobisi ‘endüstriyel hayvancılık’ kartını sahaya sürer. Çünkü gerçekten hayvancılık da çok önemli bir iklim krizi nedeni. Peki ya diğer endüstriyel üretim süreçleri, peki ya ulaştırma, peki ya barınma, peki ya beslenme, peki ya tüketim alışkanlıkları?…

Bunların hepsine bütüncül olarak bakmak zorundayız. Ama bunu yaparken elbette önceliklerimiz olmalı. Küresel petrol ve kömür şirketleri ile işine özel araçla gidip gelen bir kişiyi aynı kefeye koymak olmaz. İklim krizine karşı eylem bütüncül bir bakış açısına sahip olduğu kadar adil de olmalı. Bölgelerarası adalet, ülkelerarası adalet, sektörlerarası adalet gibi açılımları gözden uzak tutamayız. Bunlar üzerinde uzun uzun konuşulması gereken konular. Sorun şu ki gezegenin o kadar uzun zamanı yok. O nedenle derhal ve etkili adımların atılması şart.

Yazıya bayram kutlaması ile başlamış ve iyiyi dilemek ve ummanın tek başına işe yarayıp yaramayacağı sorusunu sormuştum. Elbette yaramaz; hele iklim krizi konusunda. Dilerseniz şimdilik geçici bir nokta koyayım ve devamını bir sonraki yazıya bırakayım.

Her günün bütün canlılar için bayram tadında yaşanacağı bir dünya dileğimle…

*

[1] Kurban bayramlarında kurban olarak hayvanların kesilmesi ve bunun üzerinden yapılan tartışmaları bu kutlamamın dışında bırakıyorum.
[2] Türkçede absorbe etmek yerine (CO2 için) tutmak ya da yutmak, emisyon için salım, emisyona yol açmak yerine de salmak terimleri kullanılmakta olmasına rağmen İngilizceden çevirdiğim cümlenin akışkanlığını bozmamak ve uluslararası bilimsel literatürde kabul edilmiş kavramlara uymak için Türkçe kökenli olmayanları kullanmayı tercih ettim.

Kategori: Hafta Sonu