Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Ormanları korumak kalkınma karşıtlığı mıdır -2

Geçen yazıdaki verileri FAO tarafından yayımlanan State of the Wolrd’s Forests 2018 raporundan almıştım. Bu yazımda aynı rapordan devam edecektim. Fakat aradan geçen bir haftada FAO aynı raporun 2020 yılı için olanını yayımladı. O nedenle bu yazıda aktaracağım bilgilerin her iki raporundan da yararlanılarak oluşturulduğunun bilinmesini isterim.

Su, toprak ve ormanlar

Yaşamak için olmazsa olmaz ihtiyaçlarımızın başında su ve toprak geliyor. Ormanlar su ve toprak koruma açısından yeri doldurulamaz bir öneme sahip. Ormanların akarsu akışlarını düzenlemek, yer altı sularını beslemek, buharlaşma yoluyla bulut ve yağış oluşumuna etkide bulunmak, suyu kirleticilerden arındırmak, sedimantasyonu önleyerek baraj ve göletleri korumak gibi işlevlerini çoğu zaman gözümüzden kaçırıyoruz. Oysa gezegendeki kullanılabilir suyun %75’inden fazlasının kaynağı ormanlar. Bu su, günlük kullanımdan tarıma, endüstriden çevresel amaçlara kadar pek çok alanda kullanılıyor.

Diğer yandan, su en önemli temizlik aracı ve bundan mahrum oldukları için her yıl milyonlarca insan hastalanıyor ya da yaşamını yitiriyor. Aynı şekilde, ormanlar olmadan toprakların korunması da olanaklı değil. Temel besin kaynaklarımızın yetiştiği tarım alanlarındaki toprakların korunması bile ormanlarla ilişkili. Fakat her ne hikmetse bütün bu yaşamsal işlevler kalkınma denilen kavramın içinde hiçbir yere oturtulmuyor ve ormanlara sadece üretilen odunun parasal karşılığı kadar değer atfediliyor. Oysa dünyada, bölgelere göre değişmekle birlikte ormanların çok önemli bir bölümü öncelikli olarak odun üretimi amacıyla değil su ve toprağı korumak amacıyla yönetiliyor. Aşağıdaki şekil bu durumu bölgeler ve ülkeler bazında gözler önüne sermeye yeterli olsa gerek.

Kentler ve ormanlar

Dünya nüfusunun yarısından fazlası kentlerde yaşıyor. Oysa kentler toplam karasal alanın %3’ünden daha az yer kaplıyor. Buna karşılık toplam karbon salımının %78’i, evsel su kullanımın %60’ı ve endüstriyel odun kullanımının %76’sı kentlerde gerçekleşiyor. Kentlerin içindeki ve civarındaki ormanlar ile ağaçlık alanlar kirlilik önlemekten, karbon tutmaya, enerji tasarrufundan sel ve taşkınları önlemeye kadar pek çok önemli işlevi yerine getiriyor.

Ne yazık ki son zamanlara kadar bu işlevler pek fark edilmediği gibi daha da yakın zamanlara kadar bu işlevlerin parasal karşılıkları konusuna çok fazla kafa yorulmadı. Ancak hepsi yaşam kalitesi ile ilgili olan bu vazgeçilemez işlevlerin bir de parasal karşılığı var. Amerikan ormancılık örgütü (US Forest Service) sözünü ettiğimiz işlevlerin parasal karşılığını hesaplamak amacıyla i-Tree Eco adlı bir yöntem geliştirdi. Bu yöntemle Londra kenti içindeki ve civarındaki ormanlar ve ağaçlık alanların (8 milyon 421 bin adet ağaç ve ağaçlık alanların toplam alana oranı %14) yarattığı ekonomik değer şu şekilde:

  • Kirlilik önleme: 126 milyon 100 bin GBP
  • Karbon tutma: 4 milyon 790 bin GBP
  • Sel-taşkın önleme: 2 milyon 800 bin GBP
  • Gölgeleme yoluyla enerji tasarrufu: 260 bin 600 GBP
  • Karbon salımını azaltma: 54 bin 600 GBP

Yalnızca %14’lük ağaç örtüsüyle böyle bir ekonomik değer oluşuyorsa, yarıya yakını orman olan İstanbul’da ormanların nasıl bir ekonomik değer oluşturduğunu varın siz düşünün. Ve bizim bu ormanlara yoldu, havalimanıydı, köprüydü, kanaldı diyerek yaptıklarımızın maliyetini.

Ormanlar ve sağlık

Ormanların hem beden sağlığı hem de mental sağlık üzerindeki olumlu etkilerini ortaya koyan binlerce araştırma var. Dünyanın pek çok ülkesinde, özellikle büyük yerleşimlere yakın noktalardaki bazı orman alanları sağlık üzerindeki olumlu etkileri gözetilerek yönetiliyor. Türkiye’deki ilk örneği İzmir Orman Bölge Müdürlüğünün yaşama geçirdiği Balçova Terapi Ormanı.

Biz ormanları hangi amaçlarla yönetirsek yönetelim ormanlar ve ağaçlar insan sağlığı üzerinde olumlu etki yaratmaya devam ediyorlar. Bu etkiler yaşamsal açıdan parayla açıklanamayacak bir öneme sahip elbette. Fakat böyle olması sağlık harcamalarının azalması açısından hem devlet bütçeleri hem de kişisel gelir-gider dengeleri üzerindeki etkisini görmezden gelmemizi gerektirmez. Diğer yandan ormanlar ve bitkiler değişik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların en önemli hammaddesini oluşturuyor.

Bugüne kadar çoğunluğu ormanlarda yetişen 28 bin bitki türünün tıbbi kullanımı kayıt altına alınmış durumda. Kayıt altına henüz alınmayanların ise bundan kat kat fazla olduğu düşünülüyor. Sorarım size bunun ekonomik karşılığını hesaplayabilir misiniz? Üstelik orman alanlarının tahrip edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hastalıkların yarattığı tabloyu hiç konuşmadık bile. Covid-19 küresel salgınını yaşamaya devam ettiğimiz bu süreç bize doğa tahribinin yalnızca sağlık açısından değil ekonomik açıdan da ne kadar pahalıya mal olacağını göstermedi mi? Teknik olarak zoonotik adı verilen ve hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar olan malarya, uyku hastalığı, HIV, ebola, SARS-CoV2 gibi Covid-19 da ormanların tahrip edilmesi ve insan popülasyonlarının ormana daha fazla müdahale etmesinin açık sonuçlarından.

İnsanın doğaya ve ormanlara müdahalesinin asıl önemli sorunu etik boyuttan kaynaklanıyor, buna kuşku yok. Diğer canlıların yaşam haklarına bu derece fütursuzca saldırmak kabul edilebilir olmamalı. Ne var ki, çoğu zaman bu çirkin eylemler kalkınma denilen ve çoğunlukla parasal çıkarları ön planda tutan bir kavramla savunulmaya çalışılıyor. Oysa bu ve önceki yazıda özetlemeye çalıştığım ve yer veremediğim diğer örnekler gösteriyor ki ormanlar aynı zamanda parasal açıdan da bizlere çok ama çok büyük yararlar sunuyor. Gerçek şu ki, ormanların benim aktardığım parasal yararları çoğunlukla kamusal ağırlıklı ve bu yararlardan herkes faydalanıyor. Oysa ormanların tahribiyle ortaya çıkan parasal kazanç kesinlikle kamusal değil. Yani madencilikten turizme, tarım alanı elde etmek amacıyla orman açmaktan yol, kanal, havalimanı gibi altyapı yatırımlarına kadar kalkınma şemsiyesiyle masum gösterilmeye çalışılan eylemler sadece ve sadece sınırlı bir zümreye para kazandırırken, oluşan orman tahriplerinin bedelini kamu, yani toplumun tamamı ödüyor.

Sözün hülasası, ormanları korumak kesinlikle kalkınma karşıtlığı değildir. Ormanları korumak toplumun tamamının, kalkınma da dahil ormanların bütün yararlarından adil bir şekilde faydalanması anlamına gelir. Oysa ormanları korumayı kalkınma karşıtlığı olarak etiketleyenlerin istediği şey toplumun değil yalnızca belirli bir zümrenin kalkınması, servetlerinin üstüne servet katmasıdır. Bunu her platformda somut verilerle, sayılarla kanıtlamaya hazırım. Var mı tersini iddia eden? Hodri meydan!

Kategori: Hafta Sonu